Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Mart 2012 · 58:25
Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak âlem-i İslam'a dirlik, birlik, beraberlik ihsan etsin inşâAllah. Bir işi tam ve sağlam yapan, hak ve hukuka riayet eden insanlara faydalı olmayı şiar edilmiş, insanlara hep engeller çıkarırlar. Bu insanlar bu sistemde fazla barınmıyorlar. Oysa işini memur zihniyeti olarak güzmece yapanlar baş tacı ediliyor. Neler yapmamız lazım ki bu acı sistem, bu zulüm sisteminin sonu gelsin. Maalesef bu insanlar yalnız kalıyorlar. Ahir zaman elâmetlerinden birisidir. İşin ehli olanlar, ehli olanlara iş verilmeyip, ehli olmayan insanlara görevlerin ve işlerin tevdi edilmesi.
Bu bir ahir zaman elâmeti. Ama bu ahir zaman elâmetini insanlar hayra ve hakka çevirmek için mücadele etmesi de farz. O yüzden işin ehli olanlar, işlerini tam ve sağlam yapmaya devam edecekler. Yalnız şöyle bir şey de olmasın. Bir kısım insanlar vardır, kendilerini işin ehli, kendilerini işin tam ve sağlam yapan insanlar olarak görürler ki, Allah muhafaza eylesin, bu da insanın nefsindendir.
Biz kendimizi işi tam yapan, işi sağlam yapan kimse olarak görmeyelim. Bu noktada çaba sarf edelim. Hep devamlı mükemmeline arayalım. Hep devamlı daha iyi çalışmaya gayret edelim. Hep devamlı daha disiplinli olmaya gayret edelim. Hep devamlı daha böyle kendimizi dizayn edelim. Kendimizi daha ileriye doğru götürmeye çalışalım. Bu eğer kendimizi tam ve ehil görürsek, bu nefsimizin bize oyunu olabilir. Ve Allah muhafaza eylesin, ben böyle insanlar tanıdım. Yani kendilerini işi tam ve isabetli yaptığını zannedip, kendilerini böyle daha sağlam görüp, ama sağlam olmayan, isabetli iş yapmayan, aslında ehil olmayan, fakat işte kendisini böyle gayet İslami gösteren, kendisini gayet muhterem gösteren, kendisini bu noktada sanki çok İslami davranıyormuş da, o yüzden kendisini engel görünüyormuş gibi gösteren insanlar da tanıdım.
Şunu unutmayın. Bir işletme düşünün. Bir işletmede çalışan elemanlar var. Eğer bir patron oradaki elemanların, oradaki o elemanın işinden memnun ise, işinden memnun ise, onun yaptıklarından, ahlakından memnun ise, adam salak mı kendi kendisini perişan etsin, sağlam, işinden memnun olduğu bir elemanı işten çıkarsın? Yok. Yani adam oturacak, bir ustabaşısı var, o ustabaşısı çok iyi bir şey, harika, kendisini aratmıyor, adam kalkacak, onu işten çıkaracak. Eğer bu adam kapitalistse, İslam'la alakası yoksa, kapitalist bir adam, adam için, böyle bir ustabaşı harikadır.
harikadır. Eğer adam İslami duyarlılığı var ise, onun için de harikadır. Bakın, onun için de harikadır. Niçin? Sonuçta orada çok mükemmel bir şekilde, çok mükemmel bir şekilde çalışan bir kimse var. Bu siyasi kanatta, belki de devlet dairelerinin bazı yerlerinde, particilik, yandaşçılık, oculuk, buculuk belki de geçerli olabilir. Ama o kimse eğer işini yapmıyorsa, eğer o kimse o işini yapmıyorsa, sonuçta o da bir yere kadardır, bir yerden sonra para etmez. O yüzden biz, içinde bulunduğumuz her hangi noktada olursa olsun, hakkı ve hakikati gözeterekten, üzerimize düşen vazifeyi, yerli yerine getirmeye çalışacağız. Bazı yerlerde siyaset lazım gelir, o siyaseti de bileceğiz.
Nerede nasıl davranacağını bilmek, ilmi siyasettir. Kime nasıl davranılacağını bilmek, ilmi siyasettir. Hz. Aişe Validemiz, biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, insanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik diyor. O zaman karşımızdaki kimsenin konumuna ve durumuna göre davranıp, ona göre siyaset yapmak da kemalattandır. Bu da kemalattandır. O yüzden katılmıyorum ben, insanların hak ve hakikat noktasında dururken, insanların bir iş yerinde düzgün bir şekilde çalışırken, iş yeri sahibinin veya müdürünün o çalışan insanı kayırmayacağını ve o çalışan insanın üzerinde haksızlık yapacağına inanmıyorum. iş veren mantığı olarak bu mümkün değil.
Bakın, iş veren mantığı olarak bu mümkün değil. Bu ister İslami cenahtan olsun, ister kapitalist cenahtan olsun. Hiçbir kimse işini çok düzgün yapan bir elemanını kaybetmek istemez. Hiçbir kimse ahlaklı, dürüst, hayat, işini, disiplinini, hayatını ona göre dizayn etmiş bir kimseni kaybetmek istemez. Ama hep insanlar şunu diyecektir. Benim hakkımı yediler, benim hakkımı vermediler, beni burada görmediler. Ben de hiç inanmam. Ölüm nasıl bir şey ki en yakınlarımızı elimizle gömüyor, zerrece ibret alamıyoruz. Ölünce imanımızı kurtarabilmek için hayatımız boyunca nelere dikkat etmeliyiz?
Hayatınızı şer'i dairede, Kur'an ve sünnet dairesinde devam ettirin. İnsan her an ölümle karşılaşacakmış gibi hayatını dizayn etmeli, hayatını her an ölüme hazır etmelidir. Hani gelir ya sahabeden birisi, kıyamet ne zaman kopar ya Resulallah der, ne hazırladın kıyamet gününe der. O zaman bir kimse kıyamet gününe hazırlıklı olmalı.
Bu her gün tövbe, bu her gün zikir, bu her gün uyanık olma halini devam ettirmekle mümkün. Allah bizi iyi etsin inşallah. Hocam astral seyahat yani ruhumuzun bizim tarafımızdan bilinçli olarak yönlendirilmesi mümkün mü? Allah razı olsun. Ruhu bilse insan ruhunu yönlendiremeyeceğini bilir. Ruh Allah'ın emrindedir.
Ruh insanın emrinde değildir. Ruh insanın emri, birisi ruh benim emrimde diyorsa ona çok basit şeyler söylenir. Bu astral seyahatçiler de işin şaklabanı, yani şeanslara yüz, yüz elli dolar, iki yüz dolar astral seyahati öğretecekler. Onun terbiyesini veriyorlar. Yani beş yıldızlı otellerde astral seyahat sohbetleri, astral seyahat şeansları, otel ücretiyle beraber günlük iki yüz, iki yüz elli dolar. Anlaşıyorlar beş boynuzlu otellerle, orada astral seyahat şeansları düzenleniyor. İşte yüz, yüz elli dolar otele veriliyor hesapta, yüz dolar şeans başına veriliyor. İşte on gün kalıyorlar orada, iki bin beş yüz dolar.
Veya beş gün kalıyorlar, işte iki yüz elli dolardan bin iki yüz elli dolar. astral seyahatı öğretiyorlar onlara hesapta. Hep böyle bir dahaki şeans da senin astral seyahatın başlayacak, yok çakran açılacak, yok avran dönülecek. Öyle öyle yutuyorlar paraları. Onlar da çıkıyorlar meydana, astral seyahat yaptığını zannediyor. Astral seyahat muhabbeti yapıyorlar. Evet, ruhun dolaşması mümkün. Ruhun alemden aleme geçmesi mümkün. Ama bu senin elinde olan bir şey değil. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ben şöyle bir miraç yapayım geleyim demedi. Eğer yapacak olsaydı, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri derdi, şöyle bir alemleri seyran edeyim geleyim derdi.
Sahabelerin böyle bir kendilerinde olmuş olsaydı, şöyle bir dolaşalım gelelim derlerdi. Veya kim istemez ki, bunların hepsi de Allah'ın elinde olan şey. Bunların hepsi de Allah'ındır. Ve her şey Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı iladır. Bir insan bunu kendi kendini tanzim edip, kendi kendini böyle bir şey gerçekleştiremez. Bize kulluk lazımdır. Biz kul olmaya gayret edelim. Biz kul olmanın yolunu arayalım. Biz kul olmanın yolunda gidelim. Biz kul olmanın yolunda giderken Allah bize ne bahşederse bahşeder. Yani bir şey bahşetmezse de onun yolundan gitmeyecek manası çıkmasın. Belki de hiçbir şey bahşetmez.
Bir ömür boyu kulluya devam edersin. Bir rüya dahi göremeyebilirsin. Bir hal dahi yaşamayabilirsin. Bir keramet dahi göremeyebilirsin insanların dilinden. Ama kul olmaya gayret etmek dahi büyük bir lütuf ve ikramdır. Kulluk yolunda gitmek kadar büyük keramet, kulluk yolunda gitmek kadar büyük bir lütuf, kulluk yolunda gitmek kadar büyük bir ikram yoktur. Bir anlık kulluk binlerce hale, bir anlık kulluk binlerce rüyaya, bir anlık kulluk binlerce astral seyahate bedeldir. Biz bir an, bir an kulluğun hakikatine erebilsek keşke. O yüzden bu astral seyahatçilere, astralcılara, yok işte avracılara, yok işte çakracılara bunlara bakmayın. Bunların sözlerine, bunların sohbetlerine, bunların kitaplarına itibar etmeyin.
Belki de onlara cevap niteliğinde bir şeyler söyleyebilmek için, onlara cevap vermesi gerekenler, o kitapları okumaya müsait olabilirler. İmam-ı Gazali Hazretlerinin felsefecilere cevap verebilmesi için, o güne kadar gelmiş olan bütün felsefecilerin felsefe kitaplarını okuyup, onlara cevap vermesi gibi veya İmam Maturuddin'in akait noktasında bozuk akait sahiplerinin kitaplarını okuyup, onların bozukluklarını, yanlışlıklarını, eksikliklerini risale yazıp onların önüne koyma amacı güttüğü gibi.
Ama eğer böyle bir amacın, böyle bir gayretin, böyle bir çalışman varsa, o zaman git doğu kültürünü oku, o zaman git astral seyahati oku, o zaman git ne bileyim işte çakranın nasıl açılmasını oku. Ama böyle bir halin yoksa, kulluğuna devam et. Kul olsa, kul, kulluktan bir an gözünü ayırma. En büyük makam, kulluk. Bırakın insanlar peygamber olsunlar, mehdi olsunlar, işte bırakın insanlar şeyh olsunlar, mürşid olsunlar, bırakın kim nerede, hangi makama oturduğunu kendi kendisine söylerse söylesin. Birileri her sabah kalkıp mehdiliğini ilan edebilir. Birileri her sabah kalkıp peygamberliğini ilan edebilir. Birileri kalkıp kendisine manen kitap indirildiğini söyleyebilir.
Birileri kalkıp işte kendisini manen bir yerlerde görebilir. Varsın insanlar, Mısır'a sultan olsunlar. Biz kul olmanın yolunu gidelim. Biz kul olmaya gayret edelim. Biz Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmeye gayret edelim. Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mâbud diyen bir peygamberin ümmeti, asla ve asla başka bir şey düşünmemeli.
Bizim peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım. Yaratılmışın sebebi, yaratılmışlığının sebebi, peygamberin evveli ve ahiri, benden sonra bir nebi, bir resul, bir peygamber gelmeyecek diyen peygamber, ey Habibin dediği peygamber, o hakkıyla kulluk edemedim ya Mâbud dedikten sonra, geride kalan ümmetine başka bir şey düşmez.
Biz kulluğumuza devam edelim, kul olmaya gayret edelim. Namazlarımıza dikkat edelim. Oruçlarımıza dikkat edelim. Oruçsuz haftamız geçmesin. Oruçsuz ayımız geçmesin. Muhakkak yememize, içmemize dikkat edelim. Haram bir şeyi boğazımızdan geçirmemeye gayret edelim. Dilimize dikkat edelim. Kul olduğumuzun anlayışıyla, dilimizden bir günaha kebar çıkmaması için dikkat edelim. Cinsel organlarımıza dikkat edelim. Onları haramla tanıştırmayalım. Tenimize, tenimize dikkat edelim. Tenimize haram bulaştırmayalım. Tenimize bir haram değmesin. Saçımıza bir haram değmesin. Gözümüze bir haram değmesin.
Elimize, ayağımıza bir haram değmesin. Biz kul olmanın yolunda gidelim. Allah'tan hakkıyla korkmaya gayret edelim. Diyelim ki ya Rabbi, senin sevgini kaybetmekten korkarız. Senin lütfunu, ikramını, ihsanını kaybetmekten korkarız. Seni sevememekten korkarız. Senin önünde utanmaktan korkarız. Senin önünde mahcubiyetimizden korkarız. Bu o mahşer yerine çıktığımızda, bu da bu senin ümmetindendi denmekten korkarız. Utanırız. Mahşer yerinde Habibi'nin yüzüne bakamamaktan utanırız. Utanırız. O geçmiş peygamberler, siz nasıl da bu Muhammed-i Mustafa'nın ümmet olup da, bu melanetleri işlediniz denilmekten utanırız. Ondan korkarız.
Nasıl bu sözleri söyledin, nasıl bu lafları dilinden çıkardın, nasıl elinden gözünden böyle haramları çıkardın, denilmekten korkar ve utanırız. O yüzden kulluya devam edelim biz. Varsın insanlar, astral seyahat yapsınlar, varsınlar onlar böyle ruhlarını dolaştırsınlar. Nasıl dolaştırıyorlarsa, dolaştırıyorlardır. Kendi ellerindeyse, dolaştırsınlar. ruhun alemleri seyran etmesini kabul edenlerdeniz, yanlış anlaşılmasın. Ömreden yeni geldim, bulunduğum ortama ayak uyduramıyorum, buralara yabancı gibiyim, zorlanıyorum, sorumlu olduğum şeyler var, ne yapmamı buyurursunuz, Allah razı olsun demiş.
Yeni buralara yabancı oldunuz, buralıymışsınız demek ki. Biz hiç buralı olamadığımızdan hem yabancılık çektik. Mümin dünyalı değildir. Mümin ötelerden gelip ötelere gidendir. Mümin, dünya bir sıçrama tahtası gibidir. Mümin için. Düşmüşün sıçra buradan. Burada kalıncı değilsin. Burada duruncu değilsin. Hani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurur ya, Müminin diyor, dünya hayatı, yolculuğa çıkmış, bir yolcunun, çölde diyor, bir ağacın dibinde dinlenmesi gibidir. Çölde bir ağacın dibinde dinleniyorsun, yolcusun.
İnsan ömreye gidip gelince, hacca gidip gelince, genel olarak yabancılık çeker. Benim ne işim var ki burada der, halbuki nereye giderse gitsin aynıdır o. Nereye gidersen git, hep benim ne işim var burada diyeceksin. Allah bizi affetsin inşallah. Günümüzde insanlar hep dini nikah, hem de resmi nikah yaparak evleniyorlar. Ayrılık olunca genelde resmi boşanmayla ayrılıyorlar. Dini nikahları talakla boşanmıyorlar. Bu gibi hallerde eşlerin durumu ne olur şimdiden Allah razı olsun. Bir kimse dinen boşanmadığı müddetçe boşanmış kabul edilmez. Devletin yapmış olduğu şey evlenme aktidir, nikah değildir. Devlet nikah kıyamaz.
Nikah dini bir termolojidir, ibadettir. Dini bir termoloji olduğundan, ibadet hükmünde olduğundan dolayı devletin böyle bir şeyi icra ettirmesi mümkün değildir. Devlet çünkü iki tane geyi de evlendirebiliyor. Devlet erkeklikten dönme bir kimseyle başka bir erkeği evlendirebiliyor. Dinen bu caiz değil. Devlet gayrimüslim bir adamla müslim bir kadını evlendirebiliyor. Bu dinen caiz değil. O yüzden devletin kıymış olduğu nikah, devlet nikah kıyamaz aslında ama dil olarak, tabiri olarak öyle söylüyorum. Dini nikah statüsünde değildir. Kim dini nikah statüsünde der ise layık demokratik hukuk devletini dini bir hukuka çevirmekten ve döndürmekten yargılanır.
O yüzden hiç kimse devletin evlendirme akdini nikah olarak görmesin. Ama bunu böyle görmeyip de dini nikahı da istismar etmesin. Bunu böyle görüp, böyle deyip dini nikahı istismar ediyorlar. Ve Müslümanlar dini nikahları istismar ettikleri için insanlar devletin evlenme akdine güvenmek zorunda kalıyorlar ki bu zul.
Bir Müslümanın devletin evlenme akdine güvenmesi kadar zul bir şey olmaz. Erkekler ve kadınlar birbirlerine devletin evlenme akdıyla bağlanıp, onun üzerinde hukuklarını koyup, onun üzerinde eğer ki hayatlarına devam ediyorlarsa imanlarını sorgulamaları gerekir.
İmanlarını sorgulamaları gerekir. Benim için, benim dinim, imanım, İslam'ım, inancım hayatın en önemli noktasıdır. Allah bana neyi helal ettiyse helal görür, neyi haram ettiyse onu haram görürüm. Ama böyle inanan Müslümanları istismar ediyorlar, istismar edenler kendilerini istismar ederler. Allah bunun hesabını sorur mahşerde. Ömür gelip geçiyor, hayat gelip geçiyor, insanlar gelip geçiyor, an gelip geçiyor. O yüzden kardeşler, dinin hükümlerini kendinize hüküm olarak görün. Eğer dinin size kesmiş, biçmiş olduğu bir hükmü kendinize hüküm olarak görmekte zorlanıyorsanız imanınızı yenileyin.
İmanınızı yenileyin. O yüzden Müslümanlar, müminler, bilhassa sufiler, dinin nikahlarını çok önemseyecekler. Ve dinin nikahlarına bir helal gelmemesi için bütün gayretlerini sarf edecekler. Ve nikahın hükümlerini iyice öğrenip, okuyup ona göre hareket edecekler. Bir şey vardır ki, onun şakası da gerçektir, o da nikahdır. Onun şakası dahi gerçektir. Şakası dahi. Bir adam bir kadına dese ki şakadan, seni nikahıma aldım, o da sussa nikah nikahtır. Nikah nikahtır. Bir adam şimdi bir mektup yazsa, bir kadına, mektubun yerine mail oldu şimdi, mektubun yerine işte messenger'da mesaj oldu, telefonda mesaj oldu.
Bir kadına, bir kıza nikahlanmaya müsait bir kimseye mesaj çekse, dese ki ben seni nikahıma aldım, o da mesajı şahitlerin huzurunda okusa, ve sussa, nikah nikahtır. Bir şey vardır ki, şakası dahi gerçektir. O yüzden dini nikah önemlidir. Dinen boşamak da önemlidir. Cahil insanlar için, üç değişik zamanda talak vermesi, bir kimsenin eşini boşamasıdır. Oradan geri dönüşü, ancak o kadın başka bir erkekle evlenecek, nikahlanacak, ve onun nikahlandıktan sonra, onunla cinsel ilişkiye girecek, ondan sonra o hoşlanmazsa, onu boşayacak, sonra tekrar iddet bekleyip, birinci kocası alacak.
Bunu böyle açık açık söylüyorum ki, toplumda o kadar çok bozulma var, toplumda o kadar yanlışlıklar var, toplumda bu konuda o kadar eksiklikler var ki, Allah selametlik versin. Kadın kocasını bırakıyor, nikahlı adam var başında. Başında nikahlı bir adam var. Bir adamla nikahlı, bırakmış, gitmiş başka bir memlekete, veya başka bir adamla, onunla yaşamış, bıraktığının ertesi günü, iki gün sonra, bir gün sonra, onunla yaşamış, ondan sonra on beş, yirmi gün onunla yaşadıktan sonra, dönmüş birinci kocasıyla, o ilk evlendiği adamla,
tekrar nikahlanıyor. Bu nasıl nikahlanıyorsa. Diyanete sorun dedim, Diyanet cevap vermiş, demiş ki, sen kimle evlisin, resmi olarak, işte filancalar, senin onunla nikahın duruyor demiş. Yazık! ya o yalan söyledi bana, beni de kandırmak için, ya da gerçekten Diyanet, öyle fetva verdi, bilmiyorum. Ben de dedim ki, ben öyle bir fetva verenem, hakkınızı helal edin, siz dedim gidin, nerede işiniz varsa, orada görün. Nikahla alakalı, evli, bekar, herkes, okusun. Erkekler ağzınıza, boşanma lafını almayın. Yasak hepinize de, bu noktada. Adam milletin ağzında, sakız gibi bu.
Ondan sonra, kurtaracağım diye uğraş, kurtaramazsın. Allah muhafaza eylesin. Sakın! Evet, bizim dinimizin, nikah şartları, oluştuğu anda, o bizim nikahlımızdır. Bitti. Bitti. Bir erkek, bir kadına, ben seni nikahıma aldım dedi, kadın da tamam dedi, nikah bitti. Şahidi, ve nehri konuşulacak bir de. Şahit ilan etmek manasında, iki tane erkek şahit bitti. Nikah, nikah. Nehrini konuştu, tamam bitti. Nehri müeccal ise, yani sonradan ödenme ise, adam onu ödeyecek, kadını istediği zaman. Bunun üzerinde başka bir şey yok. Ama insanlar bunu önemli görmüyorlar.
Ve devletin evlenme akdini önemli görüyorlarsa, imani noktada sıkıntı var. Bir, güvensizlik noktası var. İki, adam, erkek şöyle düşünüyor, ya nasılsa, resmi, evlenme akdidi yok ya, gönlümü gönlüm eder, bakarım işime. Öyle düşündüğü anda, dinen ayağa kayıyor, Allah muhafaza eylesin. Dinen ayağa kayıyor. Allah korusun inşallah. Dinimizde bir mürşide bağlanma mecburiyeti var mıdır? Hiç kimse böyle bir mecburiyeti bir insanın önüne koyamaz. Bir kimsenin nafile oruç tutma mecburiyeti yoktur.
Bir kimsenin namazın farzlarını kıldıktan sonra geri kalan namazı kılma mecburiyeti yoktur. Bir kimse otuz Ramazan oruç tutar, otuz Ramazan'ın orucunda siz ona başka bir oruç mecbur kılamazsınız. Ama otuz Ramazan'ın haricinde oruç var mı? Hayır. Sünnet olarak var. Beş vakit farzların haricinde sünnet, nafile namazlar var mı? Var. Bir üstadın yolundan gitmek, bir üstadın izinden gitmek de bu noktadan görülmeli. Hayır. Bu noktadan görülmeli. Bana göre mecbur. Bu bana göre bakın. Bana göre bir mecburiyet var. Benim inancım o. Benim kendi kendime düşündüm, kendi kendime hayal ettim, tasavvur ettim.
Hayat o. Ama bunu ben bir başkasına mecbur etmen yetkim ve etkim yok. Allah muhafaza eylesin. Mürşide bağlı olmadan ölen bir insan, cahiliyet üzere ölür deniliyor. Doğru mudur? Ben buna katılanlardan değilim. Belki de bir üstada, bir mürşide bağlanmayan kimse, evet kalbi mutmain olmadan ölebilir. Veya o kimse belli bir meratı ve belli bir noktaya kendisini getiremeden ölebilir. Ama cahiliye ölümü gibi diyemeyiz. cahiliye ölümünden burada küfür üzerine, şirk üzerine ölmek gibidir ki Allah muhafaza eylesin. Ağır bir şey olur. Günde yedi bin zikir çekiyorum, bunun bana faydaları nelerdir? Hiçbir faydası yok sana bu yedi bin zikrin. İnsan kendi yaptığı eskardan, virtten, kendi çektiği zikirden bir fayda ummayı bekliyorsa, bu tasavvuf değildir.
Ben bu tip şeylere böyle biraz agresif cevap veririm. Hiçbir faydasını bulamazsın sen onun. Eğer fayda umaraktan Allah diyorsanız, faydasız, kulluk yapın. Cenab-ı Hak beni zikredin, ben de sizi zikredeyim demiş. Allah'ı sevenler Allah'ı çokça zikrederler. O yüzden fayda umaraktan bir şey yapmaya çalışmayın. Tasavvuf bütün faydaların üstünden geçip, bütün faydaları geçip, sırf onun için yaşamaktır. Hiçbir fayda göremezsen La ilahe illallah demeyecek misin? Bu zikre başladıktan sonra maneviyatım değişti, ibadetlerimi daha az duyarak yapıyorum.
Nefsimin bana tesiri kalmadı. Bu gibi şeyler zikreme bağlı. Allah razı olsun. Nefsin tam ortasındasın. Nefsimin bana tesiri kalmadı demek, nefsinin işaretidir. Nefsinin benim üzerimde tesiri kalmadı demek, Allah muhafaza eylesin. Bu bir tek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halidir. Bunu da insana nefis söyletir. O yüzden bir mürşid gereklidir nefsin sesine dur demek için. O sesin nereden geldiğini tanıyacak olan mürşittir. Mürşid o sesin nereden geldiğini bilir, o yüzden der ki bu senin nefsinin sesi. Ben kendimi mürşid olarak görmüyorum ama üstadım sağ olmuş olsaydı buna öyle derdi diye düşünüyorum. Ve o ses nefsin sesi. Nefis der ki senin nefis düşündürür öyle.
Senin üzerinde hiçbir tesir kalmadı der. Allah muhafaza eylesin. Hocam böyle bir boşanmada adam geri geldi. Evliliğin yürümesi için birinci kadından bir çocuk yaptılar. O zaman bu çocuk ne olur? Ne bileyim kardeş nasıl evlendiler, nasıl boşandılar? O çocuğun ne olacağını nereden bileyim? Ben çalışmak istiyorum lakin eşim izin vermiyor ama evine de bakmıyor. Bana haftada 10 lira veriyor, bununla evi geçindir diyor. Evimde yiyecek bir şey yok, sizden gelenlerle geçiniyorum. Bu durumda ne yapmalıyım? Bana bir yol gösterin, bu durumda çalışmam caiz mi? Şu sizden gelenler gafletime geldi. Allah beni affetsin inşallah.
Adam, erkekler evlerine bakmakla mükelleftirler. Erkekler çalışmakla mükelleftirler. Çocuklarına ve eşlerine ve evlerine bakmakla mükelleftirler. Adam bu noktada yetersizse evlenmesin. Milletin başını yakmasın. Psikolojik yeterliliğe sahip olmayan erkekler ve kadınlar, fiziki yeterliliğe sahip olmayan erkekler ve kadınlar evlenmesinler. Onlara evlenmek farz vacip değil. Onlara evlenmek nafile sünnet değil. Onlara evlenmek mekruh.
Ekonomik yeterliliğe sahip olmayan erkekler evlenmesinler. Adam makul bir şekilde evini geçindiremeyecek ekonomiye sahip değil ise, böyle bir iş becerisine sahip değil ise evlenmesin. Evlenmek için yola çıkmasın. Adamın psikolojisi bozuk. Zikzak çiziyor. Evlenmesin. Adamın sağlığı bozuk. Evlenmesin. Sağlığı bozuk yani normalde vücut olarak sağlığı bozuk. Benim şekerim var. Çıkıyor çıktığı yere kadar. Benim bu saatten sonra evlenmem caiz değil.
Örnek. Neden? Rahatsızım, hastayım. Rahatsız fiziken. Kalbi var. Adam tık kalk gidecek bir yerde. Evlenmesin. Cinsel olarak fiziki rahatsızlık yaşıyor. Evlenmesin. Evlenmesin. Ha birisi gelmiş ona talip olmuş desin ki benim şu şu şu … rahatsızlıklarım var. Kadın kabul ediyorum dediğinde tamam evlensin. Veya gitti ona söylesin benim şu rahatsızlıklarım var. Yine evlenmeyi kabul ediyorsa eyvallah. Veya kadın desin ki benim şöyle bir rahatsızlıklarım var. Adam onu kabul ediyor. Adam onu kabul ediyor eyvallah.
Bunlara söyleyecek lafım yok. Adam tembel. Çalışmıyor. Evlenmeye gittiğinde desin ki ben çalışmayı sevmiyorum. Ben bir iş yapmayı sevmiyorum. Eee? Bana bakacak sana evleneyim. Eyvallah. Bile bile yol yürüyor insan. Buna söylenecek bir laf yok. Baştan hukuku koyuyor. Buna söylenecek laf yok. Ama adam evleniyor evine domates almayı bilmiyor. Evleniyor evine ekmek almayı bilmiyor. Evleniyor evine bir şeker götürmeyi bilmiyor. Evleniyor evine bakmayı bilmiyor. Pazara çıkmaz. Ekmek almaz. Pirinç almaz. Fasulye almaz. Eşya almaz. Hiçbir şey almaz. Havadan geçinecek adam. Bir de kadını dövüyor. Git babanın evinden getir. Babana söylesen de bana on lira borç para verse.
Adam telefon açıyor. Efendim ne yapayım? Damat benden on milyar istiyor. Ne yapacakmış diyorum ben? İş kuracakmış diyor. Senin paranı yiyecek diyorum ben. Öyle yapacaksın sen önce git diyorum. Evine beş yüz beş yüz ver. Adamın ev bakmakla derdi yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evlenmeye muhtedir olmayanlar. Yakmayın kızların ve erkeklerin başlarını. Kadın da aynı. Evlenmeye muhtedir değil kız. Çok çabuk sinirleniyormuş o. Ben çabuk sinirlenirim diyor. Ne ama evlendin ki o zaman dedim ben. Hiç unutmuyorum. Bir gece gittim bir yere. Mutfakta böyle yapmış. Kadın da başında böyle yaslamış. Adam canhıraş beni çağırdı.
Gece yarasından sonra gittim. Dedim muhakkak bir şey var herhalde. Aman iyi kadın çok hastaymış. Böyle baktım. Ha kadın böyle rahatsız oluyormuş. Hasta oluyormuş. Adam pervane. Böyle vurdum omuzuna. Oğlum uğraşma dedim ben. Ne yapayım abi dedi. Sen bunu götür annesine dedim. Kadın mutfaktan duyuyor. Şimdi böyle gözlerini belertti bu. Baksana dedim ben. Bunda deli bakışı var dedim. Seni dedim camdan aşağı atabilir. Seni bir gün bıçaklayabilir. Bu sefer çocuğun gözleri açılmaya başladı. Seni dedim o filmdeki gibi dedim. Hançerlerse bıçaklarsa ne yapacaksın dedim ben. Ben bu akşam gideyim annemde kalayım o zaman dedi adam.
Bence iyi edersin dedim. Şu çocuğu da kurtar dedim ben. Kadın bakıyor şimdi. Hemen dedim telefon aç. Ben buradaken. Annesi babası gelsin alsın. Burada değil dedi. Dedim akrabası var mı? Düşündü var dedi. Hemen akrabasına telefon aç dedim. Gelip alsınlar buradan. Sen de dedim git annenin evine. Çocuğunu al git. Kadın 3 dakika geçmedi iyileşti. Kadın dedi ki abi bazen bana böyle oluyor dedi. E sen boşan dedim ben. Böyle olduğunda dedim bu adam korkuyla nasıl yaşasın burada dedim ben. Abi bir daha olmayacak dedi. Bitti. Geçti. Bu hayat tecrübesi.
Birisi de tabakları kırıyormuş mutfakta. Bunlar tabii yeni dönemden değil eskiden anlatıyorum. Abi yetiş ne oldu bizim hanım dedi. Çıldırdı dedi. Ses geliyor. Çat tabak sesi. Gittim yetiştim. Beni gördü böyle. Sözde gene kıracak. Bir tane daha kırarsan dedim. Şimdi 3 telak seni boşatacağım dedim. Hemen evereceğim bunu dedim. Tabak elinde kaldı. Tabak elinde kaldı. Dedim kır. Valla da billaha da 3 telak seni şimdi boşatacağım dedim. Bu adamı bir daha evlendireceğim dedim. Tabak elinde kaldı. Bitti sinir. Hasta. Evlenmesin. Otursun evinde. Erkekler içinde.
Kadınlar içinde. Oğlu yetersiz. Evlendirme. Oğlu bir evi çeviremeyecek. Evlendirme. Senin kızın bir evi çeviremeyecek. Evlendirme. Senin kızın bir adamı çeviremeyecek. Evlendirme. Yakma milletin başını. Allah bizi affetsin. Hazreti Ali diyor ki. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle dediğini duydum. Ağır zamanda öyle düşük çeneli, kısa akıllı kimseler türüyecektir ki. Söyleyecekleri yararlı, iyi sözler gırtlaklarını aşamayacak. Kalplerini işlemeyecektir. Okun av hayvanını delik teşik etmesi gibi bu kimseler de dini delik yaş edecekler. Bizler bu zamanda mıyız efendim? Aynen bu zamandayız. Allah bizi affetsin inşallah.
İnsanlar ne yazık ki Kur'an ve sünnetin dışında sözler ve davranışlarının içerisinde din anlattıklarını, din tebliğ ettiklerini, din yaşadıklarını zannediyorlar. Ve yaptıklarının ve söylediklerinin nereye gittiğinin farkında değiller. Kimisine kitap indiriliyor. Kimisi kendi mehdiliğini ilan ediyor. Kimisi ayrı zaman mehdisi etrafında çıplak kadınlar dans ediyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Herkes bir böyle nefsinden bir yol tutturmuş gidiyor. Herkes kendince bir şeyler söylüyor. Allah muhafaza eylesin. Virayete göre Allah Hz. Musa'ya şöyle vahiy buyurdu. Ümmetinin asilerine şöyle de benim adımı ağızlarına almasınlar. Çünkü adımı ananları anmak benim hükmümdür. Buna göre onlar adımı anınca ben de onları lanetle anırım buyuruyor. Kitapta bu hüküm zikir sırasında gaflette olmayan asiler için söz konusudur. Gaflet ile asiliği bir araya getirerekten Allah'ı zikredenlerin halini varın siz düşünün diyor. Burada anlatılmak istenen nedir efendim? İmam-ı Gazali'nin kalplerinin keşfi. Allah cümlemizi onlardan muhafaza eylesin. Öyle olmaktan da muhafaza eylesin.
Geçenlerde internette şişti yapılan bir zikir izledim. Bunun doğruluğunu açıklar mısınız? Neden? Yanında kebabı yok muydu? Cübbeli Ahmet Hoca'nın bir sohbetinde güneş batıdan ters doğduktan 120 yıl sonra kıyamet kopacak sözünü duydum. Bunun doğruluğunu açıklar mısınız? Cübbeli Ahmet'e sormak lazım. Allah bizi affetsin inşallah. Bize Kur'an ve sünnet lazım. Kur'an ve sünnetin emirleri lazım. Kur'an ve sünnetten çıkacak olan sözler lazım. Allah bizi affetsin inşallah. Kıymetli dostlar, Dervişe hüzün gereklidir. Hüzün, Sufi'nin ekmeğin suyu gibidir.
Üzüntü, Sufi'yi kemale erdirmek için Sufi'nin kalbinin bir köşesinde olması gereken bir duygudur. Oysa insanlar üzüntüden ve hüzünden uzaklaşmaya çalışırlar. Sufi ise kendisine üzüntü ve hüzün deryasına daldırması gerekir. Bu üzüntü ve hüzün deryasına dalarken Sakın şu ayeti kerime ile karşılaştırmayın.
O veliler ki onlara dünyada da ahirette de hüzün yoktur, üzüntü yoktur. Onların üzüntü ve hüzünleri kendilerinin sonlarına dair değildir. Onlar kendilerinin sonları için üzüntü ve hüzün duymazlar. Ama üzüntü ve hüzün onlarda da vardır. Bu manada eğer bir mümin az gülüp çok ağlamıyorsa, onun imanıyla ve imanının kemale ermesiyle alakalı problemi vardır.
Mümin az gülüp çok ağlayandır. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Eğer siz de benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız der. O zaman mümin hüznünü hiç yitirmemeli. Yolun başında Müslümanlar belki de eksik olan namazları, eksik olan ibadetleri, eksik olan oruçları için üzüntü ve hüzün duyarlar. Ve bunları tamamlamak için gayret ederler. O üzüntü, o hüzün yolun başıdır sufiler için. Sufi daha önce kılmamış olduğu namazları, daha önce tutmamış olduğu oruçları, daha önce gafletle geçirmiş olduğu, ibadetsiz geçirmiş olduğu günlerin, üzüntüsünden ve hüznünden, nafile namazlarla, nafile oruçlarla onları tamamlamaya gayret eder.
Ve muhakkak onları tamamlaması gerekir. Eğer bir sufinin kaza namaz borcu var ise muhakkak kılmalı. Biz kaza namazı olmaz diyenlerden değiliz. Bizim için kaza namazı caizdir. Nasıl orucun kazası caizse, ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, orucun kazasını tutturduysa, namazın da kazası vardır. Kılamayan insanlar namazlarını kılarlar. Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Uhud'da da, Hendek'te de günün içerisinde kılamadığı namazları, gece sırasıyla iade etmiş, namazını kılmış. Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, günlük yapmış olduğu ibadetlerin bir tanesini aksatırsa, muhakkak ertesi gün onu telafi eder, muhakkak ertesi gün onun kazasını yapardı.
O yüzden nasıl oruç tutamadığımız bir gün olursa, onun kazasını tutuyorsak, geçmiş namaz borçlarımız var ise, onların da kazalarını kılmamız gerekir. Ve kılamadığımız için üzüntü duymamız, yapamadığımız için hüzün deryasında dolaşmamız gerekir. Ama Sufi yol giderken bir müddet sonra, bu ibadetlerle alakalı problemini bitirir. Artık Sufi, vaktin çocuğudur. Vakit namazı geldiğinde vakit namazını kılar, vaktin orucu geldiğinde vaktin orucunu tutar, vaktin virdi geldiğinde vaktin virdini çeker, artık Sufi, vaktin çocuğu olduğundan, o her hangi vakitte hangi ibadeti var ise, hangi vakitte hangi vitri var ise, zikri var ise onları yerine getirir.
Ve asla ve asla bu vakitle sabit olan ibadetlerini aksatmaz. Ve aksatmadığı için de bu üzüntüden, bu hüzünden kurtulmaz tekrar. Onun ikinci hüznü, bu ikinci bir hale geçer ki, o da artık gafletle geçirdiği zamanların hüznünü, gafletle geçirdiği zamanların üzüntüsünü yaşamaya başlar. Artık hangi vakitte Allah'ı zikretmediyse, hangi vakitte tecelliyata rağm olamadıysa, hangi vakitte sıfatlarının tecelliyatını göremediyse, hangi vakitini gafletle ve delalet içerisinde geçirdiyse, hangi vakti zikirsiz geçirdiyse, ibadetsiz geçirdiyse,
hangi vakiti abdestsiz geçirdiyse, bunun hüznüne dalar. Artık o hüzün ehlidir yine. Zikredemediği için üzülür. Namaz daha fazla kılamadığı için üzülür. Daha fazla oruç tutamadığı için üzülür. Daha fazla hayır hasenat işleyemediği için üzülür. Gafletle geçirdiği ana, gafletle geçirdiği dakikalara, gafletle geçirdiği güne üzülür. O hüznü ekmek su gibi yemeye devam eder. Ve bir an gelir, artık o kimse ayrı bir hüzün deryasına dalar. O artık ayrı bir hüzüntü deryasına dalar. Onun hüznü Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hüznü gibidir. Artık o daha fazla faydalı olma, daha fazla insanlara kelime-i şehadeti götürme, daha fazla Kur'an ve sünneti götürmenin, götürememenin hüznünü yaşar.
Ümmetin kurtuluşunu görememenin hüznünü yaşar. Ümmetin felaha eremeyişinin hüznünü yaşar. Bir tarafı bu hüzün ile dolar, bir tarafta da vatani asrisini özler, onun için hüzün ve hüzün tutuyor. Artık onun bir tarafı sevdiğine kavuşmak, bir tarafı sevdiğiyle halleşmek, bir tarafı sevdiğine vuslat olmaktır ki, bu olamamanın hüznüyle ve üzüntüsüyle yaşar. O yüzden evet, o veliler mahcup olmazlar, üzülmezler, onların mahcup ve üzülmemeleri, mahşerde alınlarının ak olmalarındandır. İmit edilir ki Allah'ın velileri, mahşerde alınları ak olacaktır. Ama onlar da bu hüzünden, bu üzüntüden dünyada nasiplerini alırlar. O yüzden kıymetli dostlar, Sufi'yi, dervişi yetiştiren, Sufi'yi, dervişi kemale erdiren, Sufi'yi, dervişi Allah'a yaklaştıran, bu hüzün ve üzüntüden kaçmayın.
Ve kendinizi bu hüzün ve üzüntüyle hemhal edin. Ya eksik ibadetlerinizi düşünün, Ya eksik gafletinizi, kusurlarınızı düşünün, Ya da ümmetin felaha eremeyişini, Sizin bu noktada bir şey yapamayışınızı düşünerekten, Hüzün ekmeğinden her an, Hüzün ekmeğinden her an, Üzüntü suyuna batırıp yiyin. Bu gıdanız olsun. Bu gıda ile gıdalanmayan bir gönül, Allah'ın misafir olacağı, Allah'ın içine oturacağı bir gönül olmaz. Allah bizi onlardan eylesin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri mübarek ruh şeriflerine, Adem aleyhisselamın her ikisinin arasına gelmiş, Geçmiş bütün Peygamber-i Zişan Efendimiz'in mübarek ruh şeriflerine, Cihar-i Yarik Uzun Ebebek-i Sıddık Ömer-i Faruk Osman Uzunuriyen, Ali El Murtaza radıyallahu an efendilerimizin evladı Resulullah,
Zevcihat-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Şühedâ-i Resulullah, Şehid-i Kerbela, 12 İmam Hazretlerinin mübarek ruh şeriflerine, İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam Hanbeli, İmam-ı Eşar, İmam Maturid, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam-ı İmam-ı İmam-ı İmam-ı Hazretlerinin mübarek ruh şeriflerine, Pir mispir, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmet-i Rufay, Seyyid Ahmet-i Bedevi, Seyyid-i İbrahim-i Dursuki, Şeyh-i Ebul Hasan Ali Şazeli, Şah-ı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlana Celaletin Rumi,
Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Veysel Kare-i Mahmud-i Deyi, Halvet-i Celvet-i Uşak-ı Sühreverdi, Küfreverdi, Şeyh Muhiddin Arabi, Muhammed Üftad Hazretlerinin ve bütün Pir-i Piran Hazretlerinin mübarek ruh şeriflerine, Geçmiş bütün velilerin, Mürşid-i Kamillerin, Evliyalarına aşikan, Sadikan, Muhban, Ehli İman'ın ruhlarına, Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşikan, Sadikan, Muhban, Ehli İman'ın ruhaniyetlerine, Turi Kâlimizden ve Akraba Talikatımızdan tüm geçmişlerin yollarına, Şu anda burada bulunan kardeşlerimizin ruhaniyet-i kutselerine,
Cet ve cedadan ruhlarına, Burada bulunan kardeşlerimizin de ruhaniyet-i kutselerine, Cet ve cedadan ruhlarına, Derviş dervişten, Mürşid mürşiden, Ehli İman'ın ruhaniyet-i kutselerine, Cet ve cedadan ruhlarına, Hediye eledik, Vâsıl ve sadar eyle ya Rabbi, Estağfurullah, El Azim el Kerim, El Lezi, La İlahe İllâhu, El Hayyul Gayyumu, Ve Tevbi Le Gönzü Billahimine, Şeytanur Racim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâle menna huu, La...
E... Elhamdülillahi Rabbil Alemin, El Fatiha, Ma'a Selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.