mustafaozbag.org

227. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mart 2012 · 56:09

Allah gecenizi hayır etsin, inşallah. Selam-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Allah da dair eylesin. Hem Çebo Aruz'da hem aşurede arkadaşlar çaba sarf ettiler. O yüzden bütün kardeşlere bu noktada teşekkür ediyorum. Allah inşallah Rahman, nice hizmetlerde, nice programlarda tekrar tekrar buluşup hizmet etmeyi nasip eylesin.
Tabi büyük bir övünüştür. Şevâlu'da salonun doluklaşması, bir övünüştür aşurede, ayakta dahil duracak yer bulamamışlar. İnşallah Rahman daha iyi hizmetlere, daha iyi, daha iyi hizmetlerde buluşuruz inşallah. Bunlar bizim gevşememize, bunlar bizim nefsimize, uymamıza, bunlar bizim insanlara, cemaatlere, tarikatlara, başka cemaatlerin imamlarına, müştadlarına, mürşitlerine, tepeden bakmamıza sebep olmasın.
Allah muhafaza eylesin. Başarı Allah'tandır. Gayreti veren Allah'tır. Bu noktada arzını veren Allah'tır. Kudret ve kuvveti veren Allah'tır. Kalpleri eviren çeviren Allah'tır. İnşallah Rahman, hem fert noktasında, hem de cemaat noktasında nefsinin yanılardan olmayalım. Dua edip cümlenize Cenab-ı Hak inşallah nefsinize paye çıkartmasın. Kul hata yapar, tövbe eder. Tövbesinin kabul olduğunu nasıl anlar? Bir kimse tövbe ettiyse, tövbe etmesi onun, tövbesinin kabul olduğunu gösterir. Tövbe edip bir günahı terk etmesi, onun tövbesinin kabul olduğunun, tövbesinde samimi olduğunu gösterir.
Allah ayet-i kerimede der ki, tövbe edip temizlenenleri sever. Kardeşler, kıymetli kardeşler, eğer üzerinizde bir eksiklik, bir noksanlık, bir hata var ise, üzerinizde bir günah-ı kebair, üzerinizde küçük günah olarak adlandırılan günah ise gayr var ise, muhakkak ki tövbe etmek fardır. Ama melâkin, bir kimsenin günahsız olduğunu düşünmesi de büyük günahlardandır. Hatta bazıları kübür olarak nitelendirmiş. Bir kimsenin günahsız olduğunu düşünmek dahi günah kebairdir. Bir kimse günahsız değildir. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günahsız idi. Geçmiş peygamberlerde küçücük minna açık günahlar veya dini tabirle zelleler oluşmuştur.
Geri kalan bütün insanlarda günah vardır. Ve tövbe etmek bu manada farzdır. Siz günahınızın olduğunu bilseniz de bilmeseniz de tövbe ediniz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bilerek veya bilmeyerek, işlediğim günahlardan, kusurlardan, hatalardan tövbe ettim, geri döndüm diye yalvarırdı. Allah'a dört olmak isteyenler, Allah'la barışmak isteyenler, Allah'a vuslat olmak isteyenler, ya da marifetullah'a erişmek isteyenler, muhakkak tövbe etmeleri gerekir.
Tövbe etmek, Muhammed Mustafa'nın sünnetidir. Tövbe etmek, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıdır. Tövbe etmek, ariflerin baş tacıdır. Gönüllerinin temizlik suyudur. Gönüllerinin muhabbet suyudur. Gönüllerinin mustat suyudur. Tövbe ederekten insanlar murada nail olurlar. O yüzden tövbe etmeyi kendinize bir dedinin. Hiçbir tarika, hiçbir tasavvuf, hiçbir cemaat, hiçbir Allah'a kul olmayı düşünen topluluklar ve şahıslar, tövbe kapısından geçmedikçe yol alamazlar. O yüzden tövbeyi kendinize bir dedineceksiniz. Madem ki Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ben günde yüz kez Allah'a tövbe ederim diyor, biz en az günde yüz kez Allah'a tövbe edeceğiz.
Gönül arzu eder ki, sabah ve akşam Allah'ı zikret, sabah ve akşam Allah'a yalvar durun. Sabah ve akşam Allah'a tövbe et, kerime ve hadis-i şerifler ışığında gönül arzu eder ki, hem sabaha çıktığınızda, hem de akşama vardığınızda, dininizi tövbe ile süsleyin, gönlünüzü tövbe ile zenginleştirin ve hiç şunu aklınıza getirmeyin. Tövbe ettim, günahım affı oldu mu acaba? Çünkü ayet-i kerimede, Allah'ım sana benden sorarlarsa, de ki, tövbe ederlerse, onların günahlarını affederim. Dua eder, dualarını kabul ederim. Allah, kafir rahimdir. Allah, tövbe edenlerin tövbesine bakaraktan onları affeder. Hatta Allah, onun günahlarını hayran, öylesine affeder.
Senin günahını sevap, o devamını ver. O yüzden etrafınızdaki kardeşlerin ufak tefek rahimdir. Etrafınızdaki insanların yanlışlıklarına ve hatalarına bakmayın. Allah, kafir rahimdir, merhametlidir. Siz de merhamet gösterin etrafınızdakilere. Merhametli olmak, merhametli olmak. Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıdır. Maalizetullah'a erişmek isteyenler, etraflarına merhametli olacaklar. Müzehullah'a erişmek isteyenler, kendilerine de merhametli olacaklar. Kendisine merhametli olmak ne demek? O, tövbe ettiyse, onu hala da kendi nefsini günahkar görmeyecek. Kendi nefsine zulmetmiş olmayacak. Kendi nefsine de yardım etmiş olacak.
Kendi nefsini de okşacak. Ona da muhabbet besleyecek. Diyecek ki, ey nefsim, sen günah işlemiştin, sen hata yapmıştın, sen kusur işlemiştin, ama tövbe ederekten kendini temizledin. Seni şimdi seviyorum. Şimdi senden hoşluk ve razıyım. Çünkü sen işlemiş olduğun günahtan, tövbe edip geri döndün. İşlemiş olduğu günahtan, tövbe edip geri döndüyse, o temizlenenlerdendir. Tövbe'nin kabul olunmadığını, tövbe'nin neticesinde af olunmadığını, senin kalbine vesvese veren şeytandır. Şeytan, seni Allah'tan ümidini kestirir. Şeytan, senin af kapını kapatmaya çalışır. Ve böylece Allah'la senin dostunu bozmak ister. Allah senin önüne tövbe kapısını koymuş. Bu ümmetin önüne tövbe kapısını koymuş.
Ta güneş batıdan doğuncaya kadar tövbe kapısı açır. Güneş batıdan doğmazdan evvel, gel sen tövbeni yap. Ve tövbenin en makbuluyla yap. Ve Muhammed'in ünletine oy. O çünkü dedi ki, günde kim yüz sever? Subahanallahi ve bihamdihi. Subahanallahi lazim. Ve bihamdihi estağfurullah lazimler ise, deniz köpükleri kadar da olsa, Allah onun günahlarını affeder. O yüzden, Allah Resulü sallallahu ve selam hazretleri, tövbe ile hiç günah işlememiştir buyurmuş. Onun üzerine bizim bir laf konuşmamız mümkün değildir. O yüzden kardeşler, muhakkak günlük tövbe verilerini çekecekler. Günlük tövbenizi yapacaksınız. Ve muhakkak günün içerisinde, Allah'a tövbe edeceksiniz. Ve muhakkak günün içerisinde, bir eksiklik, bir noksanlık, bir yanlışlık olduğunda, muhakkak Allah'a tövbe edeceğiz.
Ve sadece kendimiz için tövbe etmeyeceğiz. Sadece kendimiz için bir şey istemeyeceğiz. Biz, etrafımızdaki insanlar için de tövbe edeceğiz. Kardeşlerimiz için de tövbe edeceğiz. Anne babamız için de tövbe edeceğiz. Yani onlar için de dua edeceğiz. Diyeceğiz ki, Ya Rabbi, Annemin ve abunun da günahlarını affeyle. Ya Rabbi, kardeşlerimin de günahlarını affeyle. Ya Rabbi mümin kardeşlerimin de günahlarını affeyle. Dua edeceğiz. Dua ederekten, onların da aff ve mağfirete erişmesi için mücadele edeceğiz. Biraz daha bu tarafa doğru kayın. Arka tarafta yer kalmadı. Destur ya Allah. İki dizinizin üstüne çıkın. Sınıçtırın kendiniz bir yolda. Allah bir işlesin. Boşya kaldı mı? Arka tarafta boş yer var arkadaşlar.
Nefsi levhame'nin vermiş olduğu şiddetli sıkıntıdan kurtulmanın yolları nelerdir? Kıymetli kardeşler. Bunlar bizim nefsimizin oyunları olur. Nefsi levhame'de kendisini görmek nefsin bir oyunudur. Kendinizi nefsi levhame'de, mülümede, mutmainlerde, râdiyede, mardiyede, safiyede görmeyin. Allah yolcusu kendisini her daim emmârede görür. Eğer ki biz kendimizi emmârede değil de, kendimizi belli bir makamda, belli bir mevkide, belli bir noktada görürsek bizde sıkıntı olur. Muhakkak ki namaz kılan, muhakkak ki ibadet eden, Allah'ı zikreden, Allah'ın emirlerini açıkça isyan etmeyen bir kimse emmârede değildir.
Bu hepimiz bilincindeyiz bunu. Ama biz kendimizi nefsi terbiye noktasında en aşağıda veririz. Eğer siz kendinizi bir noktada görürseniz, bu noktanın hal ve hareketi sizden bekleriniz. Kendi kendinizi zorlanırsa olsun. Bir kimse kendini mülümede düşünürse, o hep mülümenin davranış ve mülümenin hal ve hareketinin içerisine girer.
Bu onun nefsini sıkıntıya verir, bu onun kendisini sıkıntıya verir. Bu anda kabızlık hal olur. Ehli tasavvuf kendisinde bir makam, bir mevki belirlemez. Ehli tasavvuf kendisini Allah'a teslim eder. O kâh estirir yerler gibi, kâh coşturur seller gibi. Kâh arşaganın üzerinde dolaştırır, kâh indirir yerin altında dolaştırır. Kâh çıkarır aşkın en zirve noktasına, kâh indirir senin sevgisizliğin en dip noktasına. Kâh seni meleklerle seyran ettirir, hatta melekleri geçitlerir, kâh düşersin esfer-i safiline. Eğer ki kendine belli bir makam, belli bir mevki, belli bir nefis meratibi, belli bir nefis makamı belirlediysem, bu seni aldatır, bu seni kandırır.
Sen kendini zayıflardan gör, sen kendini atizlerden gör, sen kendini günahkarlardan gör, sen kendini aşağılarda dolaşanlardan gör, sen de ki ben toprağımın üzerinde yürüyenlerdenim, semalarda dolaşanlardan değilim. Sen nefsini aşağı vur, sen nefsini taşa vur, sen nefsini yerlere vur. Sakın kendini bir yerde görme, bu senin için selametliktir, bu senin için daha hayırlıdır. Nice yukarılarda dolaştığını zannedenler, aşağıda dolaştıklarını gördüğünde psikolojik bunalımlar yaşanlar. İnsan kendisini yukarıda görür de, sonradan birisi gelir kulağına fısıldar, sen düştün şimdi derse ve düştüğünü onun hatırlatırsa, psikolojik bunalım geçerir. Öyle olmaktansa, insanın kendisini nefis noktasında devamlı düşük görmesi, devamlı günaha meyyalli görmesi, devamlı hataya kusura meyyalli görmesi, nefisle mücadelesinde daha selametli yol olacaktır.
Evet, bir kısım ehli tarikat, nefis meratikleri noktasından kendilerini ele aldıklarından sadece ve sadece esma noktasında nefis meratiklerini alır ve esma noktasında nefis meratiklerini girer. Bu bir kısım ehli tarikatın yoludur, doğrudur. Bakın yoludur ve doğrudur. Eleştirmek istemiyorum, doğrudur. Ama bir kısım ehli zev, bir kısım ehli tasavvur, bunu tercih etmezler. Sebebi hiçliktir. Hiçlik yolunu tutanlar, kulluk yolunu tutanlar, cünneti Resulullah'ın direkt merkezini, direkt kendi mahrem noktasını kendisine ölçe alanlar böyle davranmazlar. Onlar için nefis meratikleri, onlar için nefis makamları ikinci plandadır. Onlar hep kendilerini günahkar görürler, hep kendini kulluk noktasında görmeye çalışırlar.
Ve hep kendilerini tevhidle oyalarlar. Asıl ana zikirleri, tesbihatları tevhiddir. Bizim ana zikrimiz tevhiddir. Hangi makama gelirseniz gelin, hangi nefis meratibini geçerseniz geçin. Hangi hali görürseniz görün, dönüp dolaşın. Kendinizi bağlayacağınız yer, kendinizi kazıya çakacağınız yer tevhiddir. Biten uzaklaşmak, tevhid zikrinin üzerinde bir zikir görmek, tevhidin dışına çıkmak yok.
O yüzden sen hangi nefis makamına gelirsen gel, tevhide devam edeceksin. Hangi esmayı alırsan al, tevhide devam edeceksin. Ve nefsin levvâmeninle, mülhümeninle, mutmayenlerininle, râdiyeninle, mardiyeninle, safiyeninle sıkıntısından kurtulmuş olacaksın. Ve sen istersen kendini bilme. İstersen seni kimsede bilmesin. Senin insanların arasında hesap vereceğin bir kimse yok. İnsanlar seni ister veri bilsin, ister deli bilsin. İnsanlar ister seni arif-i bir laf bilsin, isterse halelade bir kimse olarak bilsin. İstersen insanlar arşanların tepesine çıkarsın, öbür tarafta da insanlar isterse seni aşağıların aşağısına koysun. Bu seni hiç ilgilendirmez. Bu seni hiç değiştirmez.
Bir tarafına senin, Allah rahmet eylesin, üstadım öyle dedi, Mustafa Efendi oğlum dedi, bundan sonra dedi, bir ayağına gül yağı dökenler olacak, bir ayağına gül serpelenler olacak dedi, böyle vurdu dizine. Bir tarafına da dedi, ateş koyacaklar, kor koyacaklar. Sonra ikisini bir sevmedikçe kemali aremezsin dedi bana. Senin bir tarafına düğü dökenler, senin bir tarafına kol ateşini dökene, sen ikisine bir dua edemiyorsan, sen ikisine de merhamet göstermiyorsan, sen ikisini de sevmiyorsan, okşamıyorsan, kemali aremezsin.
Birisi seni aşağılarda görür, birisi seni ta aşağılarda görür, aşağılarda görür de yerinme. Sakın gücüne gitmesin, sakın kalbin daralmasın, sakın için bunalmasın. Sen onun görüşünde, görüşünde olduğunu zannetme. Her ikisinin de görüşünde olduğunu zannetme. Kendine kulluğu seç. De ki ya Rabbi, sen bütün insanlara beni aşağılarda göstersen, ben senin kulunum. Başka gidecek kapım yok. Senden başka bana gidecek bir kimse yok. Sana kulluğumu gördüm, kulluğumu önüne koydum. Senin kulunum. Bütün insanlar seni eser-i kafiline görse, bütün insanlar seni günahın içine bakmış olarak görse, senin gidecek olduğun tek kapı var.
Yine Allah'ın kapısı yine kulunum. Ya Rabbi, ben baktım. Ya Rabbi, ben bana kusurlara bulaşmış. Ben tepsime uydum. Ben günaha, ben şeytana uydum. Biliyorum ki senden başka tapacak Allah yok. Biliyorum ki senden başka Allah yok. Ama bildim ki senden başka kudret, kuvvet sahibi yok. Biliyorum ki bu vatanda sızlayacak kimsem yok. Güç serim, kuvvet serim, kudret serim. Kapındayım. Büyük makamdır, kıymetli kardeşler. O yüzden Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mahmud dedi. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mahmud dedi. Bir kimsenin makamı, hakkıyla kulluk eden bir kimsenin mevkisi olmaz.
Kendini eşim için söylüyorum. Bir kimsenin bir şeyi bildiğini iddia etmesi olmaz. Bir şeyin konfetan olduğunu söylemesi olmaz. Biz Allah'a hakkıyla kulluk edemeyen fukara dermiştir. Fukara insanları. Kulluk edemeyen fukara müminler. Ulan zengin olan Allah. Affedecek olan Allah. Bizi temizleyecek olan Allah. Bizi kendine dost edecek olan Allah. Bizi kendini sevdirecek olan Allah. Bizi peygamberlerine sevdirecek olan Allah. Bizi meleklerine sevdirecek olan Allah. Bizi mümin muhabbeti koyuyoruz. Allah'tan başka gidecek kapımız yok.
Allah'tan başka yalvaracak yerimiz yok. Allah'tan başka, Allah'tan başka yapışacak kulpumuz yok. Bir kulpa yapışacaksa o kulp Allah'ın. Eğer ki bir kapıya varacaksa o kapı Allah'ın. Başka gidecek kapımız, başka gidecek yerimiz yok. Bu manada bir kimse kendisini sakın ha kıymetli kardeşlerim. Kendinizi vermiş olduğum esmaların neticesinde bir makam görmeyin. Makamlar gelip geçicidir. Vermiş olduğum esmaların neticesinde kendinizi bir yerde görmeyin. Bunların hepsi de gelip geçicidir. Gelip geçicidir. Kalıcı olan Allah sevgisi bu Allah'a kurulur. Siz Allah'ı sevin, Allah'ı sevin ki kendinizi hiçlik noktasına koyun. Allah'ı seven bir kimse Allah'tan makam mı bekler, mevki mi bekler, Allah'tan bir şey mi bekler?
Allah muhafaza eylesin. Allah'tan sadece Allah'ın sevgisini bekleyin. Güzel ahlak, nasıl olur mu? Muhammed Umus'ta örnekler vardır. Çocuklarınız da ayrı.
Olan çocuklarınızı müfred hediye edin. İçin söylüyorum. Söylüyorum.
Yerin yurdun olabilir. Çocuklarınızın insanlara sıkı konuşmalardan da insanların içi hakkınızda olun. İçin.
Gezdiğiniz yerlere götü eğilirken o çarşı. Sen yüz milyon... Sen güzel ahlakı tamıdırdın demiş. İnce ahlak olun.
Güzel ahlak olun. Naif olun. Naif. Çocuklarınızı kırın. İnsanları sevin. Azı için söylüyorum. Fi se bilillah sevin. Fi se bilillah davranın. Fi se bilillah. Hiççesine, hiçlikçesine sevin. Beklemeyin sevdiğinizden bir şey. Eşlerinizi öyle sevin. Çocuklarınızı öyle sevin. Çocuklarınızın sevgisinin arkasında menfaatınız yakmasın. Eşleriniz olan sevgisinin, sevginizin arkasında menfaatınız yakmasın. Arkadaşlarınızın arasında sevginizin arkasında menfaat olmasın. İnce ahlak olun.
Allah'a doğru isteyenler ince ahlaklı olacak. Güzel ahlaklı olacak. Eşlerinize zulmetmeyin. Çocuklarınıza zulmetmeyin. Komşularınıza zulmetmeyin. Yanında çalışanlarınıza zulmetmeyin. Yanında çalıştığınız patronlara süreç ettiğiniz insanlara zulmetmeyin. Yoldaki taşa dair, kaldırımlarından geçen insanlara zulmetmeyin. Yanlış yerlere fark etmeyin. İnsanların kapısının önüne fark etmeyin. İnsanların dükkanının önüne zapt etmeyin. Koşularınızı da düşünün, etrafınızı da düşünün. Allah için hakkınız yerinize dahil iyi ahlaktan vazgeçmeyin. Eşleriniz sizi kırsa, dökse de siz kırıp dökmeyin. Çocuklarınız sizi üzse de siz üzmeyin. Siz güzel ahlakın örneği olun.
Bir gün gelirler zehirlerini kendilerine akıtırlar. Sevmeyenler akrep gibidir. Gelir zehrini kendine akıtır. Gelir kendi kendisine intihar eder. Sana dokunmaz, sen üzme kendini. Sana bir şey yapamaz, sen üzme kendini. İhtirafsız olanlar kendilerini çarparlar. İntihar ederler. Senin bir şey söylemene gerek yok. Sen güzel ahlakını muhafaza et. Edepsiz de edepsiz olma. Hayatsız da hayatsız olma. Terbiyesiz de terbiyesiz olma. Kuş yapan bir kimseyle, kuş yapan kimse noktasına girme. Gıybet eden ne? Gıybet eden noktasına girme. İhtira eden noktasına girme. Sen edebini muhafaza et.
Sen kendini koru. Sen arkadaşlarını koru. Gözünü koru. Haradan uzak tut gözünü. Gözünü koru. Hiç kimsenin eşine, bacısına, karısına, kızına bakma. Gözünü haramdan uzak tut. Dilini haramdan uzak tut. Gıybet etme, iftira etme. İnsanların hakkında dedikodu etme. Haram konuşturma diline. Kulağını haradan koru. Elini haramdan, dinsel uzunu muhafaza et. Haramlardan koru. Dilin, gözün, kulağın ağdan. Haramdan uzak dursun. Allah muhafaza. Bir şeyler. Ya ki sen, başka alternatifin yok.
Bu yolu bizimle beraber dikkat edecekler. Bunu güzelleştirecekler. Hayatlarını bu noktada üst seviyeye çıkaracaklar. Allah bizi affetsin inşallah. Kemaat'ı çok seviyorum. Acaba ahirette de beraber olabilir miyiz?
Acaba diyorsan beraber olamayız. Bir yer kemeri bitirir. Şüphe. İnsanın içini çürütür. Şüphe. Kurt gibidir. Eler insanı. Lime lime eder. Şüphe. Açınıza koyduğunuz şüphe sizinle alakalıdır. Alakalı değildir. Birisi gelmiş ya. Dokuz cepheden Allah'ın varlığını ispat edeceğim. 3 beygir zahına çıkmış.
99 kez şüpheye düşmüştür. İnsanın dinlemeyin bunu değil. İnsanın kendi içinin organizasyonudur. Biri dakil ile alakalı değildir. Sen var dersin. Sensindir o. Şüpheliyim bundan dediğinde sensindir o. Derim ki adlandan şüpheliyim beni sevip sevmediğinden. Şüpheli. Derde şüphe var. Benim içim derinmiş.
Şüpheliyim sen beni sevmiyorsun. Ha seni sevmiyorum. Neden? Sende zaten şüphe var sen zaten sevmiyorsun. Beni sevseydin kendin gibi görürdün. O da beni seviyor derdi. Bir kimse Allah'ım seni seviyorum dediğinde kendisinden şüphe duyar mı? Ve seni seviyorum Allah'ım dediğinde şüphesi varsa Allah'ın ve kendisinin olan sevgisinde şüphesi olacaktır. Şüphe insanın içidir. İnsanın aynasıdır. İnsanın kemiren kurtudur kendi kendisine. Kıymetli kardeşler. Şüpheyle baktığınız her şeyde kalbinizde bir kurt vardır. Acaba ayırmamıştır seni. Yürü git nereye gideceksen git.
Devrilme. Şüpheyle aşk meydanına varılma. Ben önce şüphelerden arın. İlk önce kendini örse çekicin arasına koy. Döldür kendini. İçindeki cüruhların çıksın. İçindeki şüphelerinden kurtul. Şüpheden kurtulmanın yolu sevmektir. Şüpheden kurtulmanın yolu zikretmektir. Şüpheden kurtulmanın yolu aşık olmaktır. Var git şüphem varsa Allah yolunu açık etsin. Şüpheni alındı galiba. Var git kardeşlerinden şüphe ediyorsan. Kardeşlerinin sevgisinden şüphe ediyorsan. Var git burada işin yok.
Var git üstadından şüphe ediyorsan. Var git burada işin yok. Var git mahşerde Allah seni zikredenlerle beraber oturtturma. Ne şüphen varsa seninle alakalı. Demek ki sen zikredenlerden değilsin. Demek ki sen zikredenlerin yanında ihlasla samimiyette durmuyorsun. Var git, ne gideceksen git. Bu şüpheyle hiçbir yere yar olmazsın. Şüphe eritir insanı yudum yudum. Ve son nefesinde önüne çıkar. Son nefesinde önüne çıkar. O yüzden sakın şüphe etmeyin. Doğru yaptıklarınızdan şüphe etmeyin. Doğru davranışlarından şüphe etmeyin. Ve geriye döndüğünüzden ondan sonra kendi kendinizden intikam alırsınız. Kendi kendinizden intikam almak kadar vahşice bir şey yoktur.
İntikam alırsınız kendinizden. Bir şey yaparsınız şüphe girer, beş ay sonra döner, ondan intikam alırsınız. Bir şey yaparsınız şüphe duyarsınız yapıp yapmadığınızdan. Şüphe duyarsınız sevip sevmediğinizden. Şüphe duyarsınız doğru mu yanlış mı olduğundan. Geriye döner intikam alırsınız kendinizden ve yaptıklarınızdan. Bu kendi evladını yemek kadar vahşice bir şey desin. Kendi çocuğunu yemek kadar akşa alıkça bir şey desin. O yüzden sevdiğinizden, bağlanınızdan, ibadetinizden, zikrinizden, Allah deyişinizden şüphe duymayın. Eğer şüphe duyuyorsanız kendinizi temizleyin, arındırın. Allah'ı çok zikredin, çok tövbe edin, çok sevin ki o şüpheden kurtularsınız. Allah bizi affetsin inşallah.
Aman Allah muhafaza eylesin. Şimdi kâviz cinnileri irşad eder mi? Bu insanlarla alakalı bir şey değil ki. Eden desek olacak, etmez desek olacak. Cinini görsen olacak ki o kimse. Bunun şatahatı için hep veli şeyler, üstadlar, şeyhler bunu söylerler. Lakin cinlerden de müritlerimiz var.
Beşinci makama, emare levhame, mülhame, mutmaye, radiye makamına gelen insan bilir. Hadi bir aşağıdan daha söyleyelim. Mutmaye ne gelenler bilir. Allah bizi affetse. Söyler şeyhler. Ve Türkiye'deki hangi şeyhe gitseniz, ona bu soruyu sorsanız, o şöyle diyecektir. Evet cinnilerden de bizim müritlerimiz var. Buradaki cemaatın yüzde doksanı bundan altmış anlayacak değil. Dizem ki onun cinnilerden müridi varmış. Ha varmış. İyi hadi rahata ediyoruz ha. İyi var mı yok bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sor, öğren.
Ancak bunun ispatı ne? O. Bunun ispat edilmesi için bir kimsenin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden görüşü olması lazım. Veya Abdülkadir Geylana Hazretlerinden görüşü olması lazım. Veya Amit Arrufa Hazretlerinden görüşü olması lazım. Veya Ashab'tan birisinin veya Geçmiş Peygamberlerden birisinin görüşü olması lazım. Daha ilerseyle. Süleyman aleyhisselamla da görüşü olması lazım. Bunları tarikatlarda söylerler, şatahat noktasında derler, şatahat noktasında. Bunlar ispatı hal ehlince mümkün olan şeyler. İspatı hal ehlince mümkün olan şeylerin iddiası olmaz.
Allah bize affetsin. Mahşer aleminde Peygamberimiz sümmetini biraz işaretlerden tanıyacak. Siz mahşerde sizden dersli olanları nasıl tanıyacaksınız? Burada tanıtıyorsa orada da tanıtırız. Burada tanıştırdıysa orada da tanıştırırız. Burada da beraber olduğuna inanıyorsa orada da beraber olursun. Nasıl ki Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adettir diyor. Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar burada da tanışırlar. Peki ruhlar aleminde biz tanışmışız.
Cenab-ı Hak dünyada da tanıştırmış bizi. Ruhlar aleminde beraber eden, dünyada beraber eden, inşallah mahşerde de beraber eden. Orada beraber... Ne istemiyorsan? Kör olasın. Dünyada da kurtulamadık, ortada da kurtulamayacağız diyorsan o farklı bir şey. Allah bize affetsin. İnşallah. Böyle fazla yiymiserim galiba. Ben öyle mahşerde filan dolaşacağımızı hiç düşünmüyorum böyle. Kendi kendimi öyle görmüyorum hiç. Mahşer görüntüler var ya hadis-i şerziler filan. İşte dil 18 metre geride, yok 28 metre geride.
Dil şişmiş. İşte bir böyle dağ gibi örneğin. İnsanlar bunu dağın. Üç misli gibi mahşerde. Ben hiç öyle inanmıyorum. Yani bunlar var olacağına inanıyorum. Kendi üzerinde kurguladığım senaryo hiç öyle değil. Fazla yiymiserim ben öyle. Ben böyle mahşerden kalkar kalkmaz nerede işte. Arş Arna'nın bölgesi şurada. Nurdan minberler de burada oturacağım diye düşünüyorum. Öyle inanıyorum. Benim kendi inancım kendimle alakalı. Yani kendimle alakalı derken ben komple zerviş kardeşlerle yolun sonuna, yolun sonu dediğim son nefese kadar Cenab-ı Hak bizleri kendi zikrinden, kendi ibadetinden, kendi kurgundan ayırmasın inşallah. Ben Allah'ı zikredenlerim.
Bu sadece bizim cemaatimizle alakalı değil. Zikir çok kıymetli bir iştir. Kıymetli kardeşler. Hangi şeyhe giderseniz gidin. Benim meşhur repliklerim var ya onlardan birisini söyleyeyim. Hangi cemaate, hangi şeyhe giderseniz gidin. Terk etmeyeceğiniz bir şeyler olsun. Bu nedir? Cemaat ve zikir. Bir cemaatın içerisinde durmak. Bu nedir? Bir veliye, bir veliye, bir üstadı kendine rehber et. Ve onunla beraber olmak. Bakın, burada bugüne kadar şeyhim hariç, şeyhim için hariç, hiç kimseye dememişsindir sana ders vereyim diye. Şeyhim için söylerdir.
Derdini çeker, üstadımın dersini al. Daha hiç kimseye, İçinizden hiçbiri ne demedim. Gelin benden ders alın diye. Bir kişiye ne kalırsın benden ders al dedin diye. Bak bir kişi, Hiçbir kimseye benden ders al diyen bir insan değil. Benim tasavvuf anlayışım biraz farklı. Ben derim ki, Eğer bir kimsede bir şey var ise kendi sevdiği dostlarını, kendi sevdiği ürmeyi kullarını oraya doğru yönlendirecek. Kimleri sevmiyor diye değil. Nereden nasibi varsa orayı yönlendirecek. Kimlerle beraber olduysa, burada da beraber oldu. Bununla mücadele edeceğiz.
Onunla koşturacağız. Bir şey beklemeden, bir şey ummadan, bir şey istemeden, bir şey istemeden, bir şey beklemeden, bir şey ummadan. Kıymetli kardeşler, bunu kendinize ölçelim. İnsanı kimseden hiçbir şey ummayın. Kimseden hiçbir şey beklemeyin. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyin. Sadece Allah yolunda koşun. Allah yolunda koşun. Allah bütün her şeyimizi ayarlayacak. Her şeyimiz. O yüzden, hiç aklımın ucundan geçmez. Mahşerde halim ne olacak diye.
Mahşerde beni ne? Benim işim kulluk. Allah derken de Allah derim. Yeterken de Allah derim. Gece yatarken de Allah derim. Gündüz yürürken de Allah derim. Yapacaksa yapacak. Ama ben hiç de öyle, beni yerlerde süründüreceğim. Bizi komple yerlerde süründüreceğimi düşünmüyoruz. Düşünmüyoruz. Hiç mi? Aklımın ucundan dahi geçmiyor. Aklımın ucundan dahi geçmiyor. Ve şöyle ince kutsi var ya. Allah'ı zikredenler, nurdan minberlerin üzerine oturtururlar. Ve peygamberler onları gıptak. Bunlar kim?
Bunlar peygamber değil. Hangi şehitlerler? Bunlar şehit de değil. Bunlar dünyadayken, bir araya geldiklerinde zikredenler. Ve bunların ikinci hususiyeti. Bunlar birbirleriyle alışverişleri olmadıklar halde. Birbirleriyle kav... Birbirlerini Allah için sevenler, için sevenler. İkiyi düşünürüm, kendime bu hadisi kutsiyi rehber ederim. Dedim ki, Ya Rabbi, Ya Rabbi, benim bir menfaatin karşılığında, zikretin karşılığında iki şeyi iyi düşünürüm. Alkandığınızda zikretmek.
İki, Allah için birini sevmek. Ve Allah için birini ziyarete gitmek. İstanbul'dan, İzmit'ten, Adapazarı'ndan, böyle illerden, ilçelerden gelmişler. Ne için geldiler? Allah demek için geldiler. Allah demek için. Sizi sevdiler, bizi sevdiler. Herkes birbirini sevdi. Allah demek için geldi. Allah. Bundan daha büyük bir müjde var mı? Bugün değinmek istemiyorum. Millet içkide toplandı. Millet barda toplandı. Millet payında toplandı. Millet gazinolarda toplandı. Millet orada burada toplandı mı? Toplandı. Sen nerede toplandın? Allah diye nerede toplandın? Küfrün, inkarın, haramın, her türlü fuhşiyetin bataklığın oluk oluk akıtıldı bu gecede.
Sen bataklıkta çıkmış gün misali. Bataklıkta çıkmış leylak misali, sümbül misali, mor menekşe misali. Karın altında çıkmış kar delen misali kaldırmışsın kafana. Allah demişsin. Bırak seni mahşerdin ne olsa yapsın. Ne yapacaksa yapsın. Sen bu dünyadayken, nefesin var iken burada yapman gerektiğini yap. Allah der. Allah diyenlerle beraber ol. Allah diyenlerle omuz omuz ol. Allah'ı sevenlerle beraber. Sen tam düzgün sevemesen onlarla beraber ol. Lütfunu görecek mi? Köpek, cennete hiç hizmetkarlık eden köpeği dayanla cennetine alacaksa. Seni haydi haydi alır yanına, merak etme.
Yılbaşını kutlamak küfür müdür? Bugün Gaket gazetesi'nde Ali Rıza Demircan Hoca küfür olduğunu söylermiş. Doğru söylemiş. Kullanıyorsa, kim neyin adetini uyguluyorsa o onlardandır. Kim seviyorsa o onlardandır. Allah bizi affetsin. Memleketin siyasi ve içtimai durumu hakkında bir şeyler söyler misiniz? Herkesin kafası karmakarışık. Hakkınızı helal edin. Allah deyelim. Bunda mücadele edin. Allah deyelim. Allah'ın hukukunu, Allah'ın dinini, Muhammed-i Mustafa'nın ahlakını ve Muhammed-i Mustafa'nın getirdiklerini yaşayıp yaşatmaya devam edin. O siyasi şeyler karışır, görüşür, kızışır, biri birine alt eder, üstüne çıkar, karıştırırlar.
Oların işi o. Ne yapacağız? Biz Allah diyeceğiz. Biz dua edeceğiz. Allah yolunda mücadele edeceğiz. Bizim varışımız Allah. Hedefimiz Allah. Yolumuz Allah. Yolumuz Allah. Allah'ı sevelim. Allah'ı anlatırız. Allah'ı dinleyelim. Bir şey karışıyorsak bir şey düzelecek demektir.
Karışmadan heyve olmaz. Karışmadan tatlı olmaz. Karışmazsa bir şey dibini tutar. Güzel olmaz. Karıştıkça güzelleşir. Kaynattıkça tatlılaşır. Kaynadır mı bir şey? Curuhların dışarı çıkarır. Kaynadır mı bir şey? Kıvamlı olur. Erdemeyin. Karışması, kaynaması hayra işaret. Kıvamını bulacak. Yolunu bulacak. Yurdunu bulacak. Yerini bulacak. Curflarını açacak. Siz Allah'a, Resuluna, memleketinize, insanlarının da hizmet etmeye devam edin. İnsanları din ve diyanet noktasında uyarın. İnsanların dininiz de, dininiz de insanlara nefes olmaya, insanlara güneş olmaya bakıyorsunuz. Allah hakkı vurur rahim inşallah.
Önce inas bir fazla ders veriyoruz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi