Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mart 2012 · 53:10
Kendinize ailesin inşallah, Cenab-ı Hakk'ın yüzünüze hayır ailesin, ayırması yıllığımıza hayır ailesin, Aşk'ın yüzünüze, umruklarınızdan aile ailesin, korktuklarınızdan hızlı muhafaza ailesin, Cenab-ı Hakk'ın yüzünü kelepisiyle bildirdiklerinden ailesin, Aşk'ın yüzünüze, Hamûze bayan, saçı kesilmesi bir sakıncası vardır. Bir sakıncası yok. Ben beşerde zikrullah ve tekkeye, sohbete geldiktenim, Allah'ın desteğiyle. Ben ders almak istiyorum inşallah, Allah sizlerden daha doğrusu. Gerçek ben imut oldum, ne kadar boş yaşamışım. Perşembe günü, dünyaç günleri, en mutlu gün. İnşallah.
Allah müdürlüğü zarf etsin inşallah. Nefsi emmareyi terbiye etmenin yolları nelerdir? Nefsi terbiye etmekle alakalı çok yazı okuyabilirsiniz, çok kitap okuyabilirsiniz. Bununla alakalı herkesin bir sözünü diyeceği bir şeysi vardır. Bu mesele ehli tasavvuf ve ehli tasavvufun dışındakiler içinde hep söz konusu olmuş bir şeydir.
Burada birinci derecede Müslümana mümine düşen şey, haramı terk edin, farzları yerine getirin. Hayatınızda ne kadar haram var ise haramı terk edin. Size istikamet verecek. Bu size yol gösterecek. Bu sizin kalbinizi aydınlatacaktır. Bu sizin içinizi nurlu edecektir. Bu sizin Allah'la olan dostluğunuza yol açacaktır. Eğer bir kimse haramı terk etmez ise, onun kalbi kararmış bir vaziyette durmaya devam edecek. Kıymetli kardeşlerim, insanların, dünkü insanların da bizim ümmetin de, geçmiş ümmetin de en büyük problemi haramı terk etmemektir.
Bir kimse haramla bağını kesmez ise, haramla bağını kesmez ise, Allah'la dostluk kıramaz. Başikare, bilerek, kasten haram işleyen bir kimse, Allah'a isyan statüsünde. Nefis, bu manada bizi hep kötülüklere doğru meylettirir, hep yanlışlıklara doğru seyrettirir, hep şeytanın vesvesesine uyup, bizi eksik ve noksan işlere, eksik ve noksan amellere doğru gönderir.
Nefisle mücadelenin, nefisle mücadelenin en büyük, en büyük bu noktada zırhı, haramı terk etmektir. Ardından namaz kılmak gelir, oruç tutmak gelir, Allah'ı zikretmek gelir, salihlerle beraber olmak gelir. Yani bunların hepsi de yardımcı faktörleridir. O mücadelede seni destekleyecek olan, o mücadelede Allah'ın yardımını, Allah'ın yardımını, senin üzerine indirecek olan faktörlerdir.
Ama burada senin birinci derecede yapman gereken şey, haramı terk ettirir. İnsanlar iman ederler, iman ederler. İman ettikten sonra Allah'tan korkarlar ve salih amel işlerler. İman eden kimse, iman eden kimse, iman ettiği Allah'ın, iman ettiği peygamberin, iman ettiği kitabın hükümlerini yerine getirir. Ve haramlarla ilgi ve alakasını keser. Hayatınıza bir bakın, günlük yaşantınıza bir bakın. Haramlarla irtibatı kestiğiniz anda kalbinizde bir lezzet göreceksiniz. Kalbinizde bir tat bulacaksınız. Kalbinizde bir uşaklık göreceksiniz. Sizde bir aşk pırıltısı göreceksiniz. Sizde bir böyle içiniz kımıldayacak, kalbiniz kımıldayacak. Allah cümlemizi onlardan eylesin.
Nefis kötülüğü emreden bir şeydir. Nefis sana iyi bir şey emretse dahi kalma. Nefis sana bir şeyi güzel göstermiş olsa dahi kalma. Kalma ona. Öyle bir nokta ki nefsin noktası. Öyle bir haindir ki. Öyle hınzırdır ki. Örtülü bir şekilde seni kandırır. Burada uyanıp durmak ancak zikrullah ile mümkündür. Allah sevgisi ile mümkündür. Burada kardeşler kendilerini şunu rapt edecekler. Farzları yerine getirip haramlardan uzaklaşmak. Bu nefsinizi belli bir noktaya götürecek zaten.
Tarikat ehli aynı zamanda tasavvuf ehli midir? Tasavvuf ehli aynı zamanda tarikat ehlidir. Ama tarikat ehli aynı zamanda tasavvuf ehli değildir. Her ne kadar bazıları tarikat ve tasavvufu aynı kategoriye aynı noktaya koymuş olsa da biz aynı kategoride ve aynı noktaya koyanlarla değiliz. Tarikat biraz daha böyle işte resmi kimliği vardır. Ne bileyim işte toplanıldığı yeri bellidir, zikrullah yapıldığı yer bellidir, kıyafeti bellidir, rüzgarları bellidir, şekli şemali bellidir, o şekli şemalin üzerinde kurgulanır, sarının rengi dahi bellidir. İşte beyaz da, yeşil de, siyah da, sarı da hatta pembeye kaçık renkler, sünnettir. Ama tarikat söz konusu olursa o kimse bir rengi kendisine seçer.
Der ki ben siyah saracağım, siyah saracağım. Orada yeşil bir daha sarılmaz. Veyahut da işte yeşil sarılıp siyah sarılmaz, beyaz sarılıp siyah ve yeşil sarılmaz gibi. Evli tasavvuf böyle bakmaz. Evli tasavvufu küçük bir örnek verip kapatacağım. Evli tasavvuf sarılıp sarılıp sarmayı sünnet kabul eder. Sünnettir. Sünnet olan renklerinden herhangi birisini sarar geçer. Nefis kendisine kibirlilik vermedi müddetçe. Mesela beyazı alimler sarmış ya genelde. Ulema kısmı beyaz sarmış. Nefis seni ulemalara bu noktada ulema havası verdirmesidir. Mesela ehli tasavvuf bu noktada beyaz sarmakta uzak durmuş. Ama nakşübeliler beyaz sarmışlar. Öyleyiz. Genelde ehli tasavvuf bu tip rütiyeliğe çok önem vermemiş.
Allah sizin suretinize değil siretinize bakar. Ayet-i kerimesini kendisine destur etmiş. Dışıyla fazla ilgilenmemiş. Demiş ki dışı haram olmadığı müddetçe ilgilenilecek bir alan değildir demiş. Ama ehli tarikat dışıyla da ilgilenmiş. Hatta dışına bakmış. Bir ara ehli tarikat içe bakmayı bırakmış. Ama ehli tasavvuf tarih boyunca dışa bakmış. Allah sevgisiyle besenmiş. Allah sevgisiyle. Ehli tasavvufun işi Allah sevgisidir. Ehli tasavvufun işi insanların dışıyla fazla ilgilenmek değildir. Şekilleriyle fazla ilgilenmek değildir. Biz elimize mezun alıp adamın sakalı kaç santim diye ölçmeyiz. Biz elimize mezun alıp adamın pantolonu kaç metre kumaştan olmuş, önünde kaç pilesi var, arkasında kaç pilesi var bizi ilgilendirmez.
Adamın pantolonunun rengi bizi ilgilendirmez. Biz sadece sünnete uygun, bu uygun, bol uygun, bol uygun, bol uygun, tamam. Biz meselelerin iç noktasına bakarız. O yüzden her ehli tarikat ehli tasavvuf değildir. Ama bütün ehli tasavvuf ehli tarikattır. Ne demek bu? O tarikatı da kendi bünyesinin içinde toplar. Bu zaten tarikat tasavvuf bünyesinin içinden çıkmamış edilir. Tarikat tasavvuf vücudundan, tasavvuf bünyesinden çıkma, oluşmamış edilir. O yüzden tarikat tasavvufu içine alamaz ama tasavvuf tarikatı içine alır, besler. Ve tarikatları besleyen, oluşturan, tarikatların oluşmuna zemin teşkil eden tasavvuf anlayışıdır. Mesela biz Cüneydi Bağdadi şu tarikattan diyebilir miyiz?
Diyemeyiz. Marun-u Kerfi'yi şu tarikattan diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Hasan'a Basri'yi diyebilir miyiz? Diyemeyiz. İbrahim Ete'nin diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Hallâc-ı Mansûr'a diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Bakın bunlar bir tarikat mensubu değildir. Bugünkü manada Cüneydi Bağdadi'nin bir tekkesi yoktur. Hasan'a Basri'nin tekkesi yoktur. Hallâc-ı Mansûr'un tekkesi yoktur. İbrahim Ete'nin tekkesi yoktur. Zilin-i Mısri'nin tekkesi yoktur. Süfyan-ı Serbi'nin tekkesi yoktur. Ve bunların kendi isimlerine ait bir tarikattan da yoktur. Oysa tasavvufun, tasavvufun ana temellerini teşkil eden insanlar var. Ana temelini teşkil etmiş.
Onlar bir tarikata müntesif değil. Onlar kendilerini Allah sevgisine, Allah aşkına adamış insanlar. Kendilerini Kur'an ve sünnete adamışlar. Kendilerini Muhammed Mustafa'nın getirmiş olduğu o dine adamışlar. Onun sünnetiyle yorulmuşlar. Bakın, onun sünnetiyle yorulmuşlar. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinden bir zerre, bir milim ayrılmamışlar. Ayet-i kerimeden bir milim ayrılmamışlar. Meseleye bugün, bugünkü insanların baktığı noktada değişik felsefelerin görüş ve düşüncelerinden beslenerekten kendilerini önemli göstermek için sapık felsefeleri kendilerinden karıştırarak da orta yere yeni bir anlayış çıkarıyormuş gibi çıkmamışlar. Kendilerine bir tek şeyi hedef koymuşlar.
Kur'an sünnet dairesinde Allah'ı sermek. Bakın, tekrar altını çizerekten söylüyorum. Kur'an ve sünnet dairesinde kalaraktan Allah'ı sevmek. Çünkü Kur'an ve sünnet dairesinde durmadan, Kur'an ve sünnet dairesinin çizgisinin içerisinde kalmadan bir Allah sevgisinin oluşması mümkün değildir. Ve o sevgi insanı kurtuluşa götürmez. O sevgi insanı cennetlik etmez. O sevgi insanı cemaat daha kavuşturmaz. O sevgi, o insanı Allah'la muslata kavuşturmaz. Eğer marifetullah'a ulaşmak ise amaç, amaç tasavvuf yolunda gitmek ise bunun yegane birinci, birinci ülkesi iman etmektir. İman etmek ise, iman etmek ise Allah'a, peygamberine, meleklerine, kitaplarına, din gününe, hayrı ve şerrin Allah'tan geldiğine yeniden dirilmeye, yeniden dirilmeye ve yeniden dirilip hesap vermeyen, yeniden dirilip hesap vermeyen, cennetlik veya cehennemlik amellerin neticesini alınmasına iman etmektir.
Yeniden dirilmek, yeniden dünya üzerinde döndürülmek değildir. Yeniden dirilmek reenkarnasyon değildir. İnsanlar tasavvuf adı altında reenkarnasyonu söylüyorlar. Tasavvuf adı altında insanları köleleştirip, yeniden siz dünyaya geleceksiniz, yeniden işte tamamlayacaksınız, yeniden eksikliğinizi tamamlayıp, olgunlaşacaksınız deyip aldatıyorlar. Hayır, bizim yürümek istediğimiz, bizim anlamak istediğimiz tasavvuf, Allah'ı şedid bir sevgiyle sevmektir. Ayet-i Kerime'de Cenab-ı Hak der ki, iman edenler ise Allah'ı şedid bir sevgiyle severler. Şedid bir sevgi, kuvvetli bir sevgiyle severler. İman edenler.
İmanımız, biz, Allah'ın peygamber ve Adem kesimler arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin peygamberliklerine de iman ederiz. Her ikisinin arasında gelmiş olan kitaplara da iman ederiz. Ama bozulmamış, tahrip edilmemiş olanları, bugünkü bozulmuş, tahrip edilmiş olanları değiliz. Ve kendimize ilahi emir, kutsal metin olarak sadece Kur'an'ı, kutsal metin olarak Kur'an'ın dışında bir metni kabul etmeyiz. Bizim kutsal metnimiz, kutsal kitabımız Kur'an'dır. Bizim ikinci dinimizi öğreneceğimiz kaynak, ikinci dinimizin bilgilerini, hukukunu, hükmünü alacağımız kaynak, Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleridir.
Biz hadis imamlarını, Kur'an'ın, Bülmü'nün, Tirmiz'in, Ebu Davud'un, İbn-i Macer'in, Nesair'in, vesaire 13-14 tane hadis imamlarının ettikleri hadisleri, sahih diyorlarsa sahih, hasen diyorlarsa hasen, vahit haber diyorlarsa vahit haber, zayıf diyorlarsa zayıf olarak iman ederiz, alıyorlarız. Bunun üzerinden kendi kendimize, kafamıza yorum yapmayız. Zayıf dediği hadisi, zayıf kabul ederiz, kötü bir şiddet edimiz, hadislerimiz toplandı. İbrahim Canan Hoca'nın, toplayız, Türkçeye çevirir, yayınlattığı hadisi, kutsiyi de kendimize rehber olarak da görürüz hadis meselesinden. Ve hadislerin üzerinde zerrece ve zerrece oynanmasını, hadisleriniz üzerinde ayıklanma yapılmasını, hadisleriniz üzerinde sonradan olma, ne diyor belirsiz, dönme, ne diyor belirsiz, bak açık konuşuyorum, ne diyor belirsiz dönmelerin, ne diyor belirsiz müşriklerin, ne diyor belirsiz firavun kafaların, ne diyor belirsiz kurut kafalarının önümüze koyduğu, bizim önümüze koymaya çalıştığı hadis ve hadis metinlerini kabul etmeyiz.
Biz dinimizi bu manada, Kur'an ve Sünnet dairesinde ve o iki imamların koyduğu ölçülerde yaşamaya gayret eden insanlarız. Ve hadisleri böyle iman edip kabul ettikten sonra bizim üçüncü bu noktadaki kaynağımız Aslan'ın Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem maddelerinin, arkadaşlarının Kur'an ve Sünnet süzgecinde yeni yaşam hal ve hareketleri ölçümüzdür.
Dördüncü ölçümüz imamların iştahatlarıdır. İmam Azlan'ın, İmam Şafi'nin, İmam Malik'in, İmam Hanberi'nin örneği, kendisini zenginleştirmiş, kendisini geliştirmiş, kendisini büyütmüş olan mezhep imamlarının iştahatlarına uyarız. Biz bu iştahatların haricinde, belki bu iştahatların dairesinin içindeyse, bu iştahatların içinde, bu iştahatların özüne uygun yeni iştahatlar var ise kabul ederiz.
Ama velakin bunları red eder, bunların dışında, bu tayinlerin dışında düşünenlerle bir ve beraber olmaktan uzak dururuz. Bizim imanla alakalı, dini anlayışla alakalı durduğumuz nokta burası. Farzları olabildiğince, yapabildiğimizce uygulamaya çalışırız. Ehli tasavvufuz deyip, farzların bir kısmını reddetme, ehli tasavvufuz deyip, farzların bir kısmını es geçme, ehli tasavvufuz deyip, farzların bir kısmını gevşeye alma, yumuşeye alma veyahut da böyle kenara çekme noktasında değiliz.
Ve bu manada kesinlikle ve kesinlikle farzları yerine getirmeye gayret ederiz. Ve kesinlikle ve kesinlikle Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklanmaya çalışırız. Ve kesinlikle ve kesinlikle insanların içerisinde olmazsa olmaz düsturlarımız vardır. Bu olmazsa olmaz düsturlarımızdan birisi, insanlara faydalı olmaktır. İnsanlara zarar vermek değildir. Bizim yolumuzun en önemli, nafile ibadet noktasında gördüğünüz şey, sizin en hayırlısı. Etrafınıza en fazla faydası dokunmanızdır. Hadis-i Şerif'in ölçü almak. O yüzden tasavvuf anlayışımız insanlara hizmetten geçer. Tasavvuf anlayışımız güzel ahlaktan geçer. Tasavvuf anlayışımız Kur'an ve sünnete tabi olmaktan geçer.
Tasavvuf anlayışımız ashabın iştahatlarına uymak, ashabın iştahatlarına uymaktan geçer. Allah bizi muhafaza eylesin. Kesinlikle ve kesinlikle bunun dışında asla ve asla başka bir noktada bulunmamaya gayret ederiz. Yol yeryem görülmüş mü? Söz konusu olan şey, tasavvuf ise, söz konusu olan şey, geçilmesi ise, boyunca mürşitsiz olmamış.
Bu mürşitsiz olmamış. Mürşitsiz olamayacağını son asırın müceddi olarak kabul edilen Medya Zaman Saycı Nur Saddekler'de söylemiş. Yirmi dokuzuncu mektup dokuzuncu kısım. Haykat, tasavvuf, hakikat namları altında öyle nuran, öyle şeylerin bir yolu vardır ki diye başlar. Orada üstad der ki, bir kimse mütefendil bir alim de olsa, bugün Kızındıkan'ın karşısında kendisini muhafaza etmesi müştünleşmiştir der.
Ölçü ise, bu da bir ölçülür. O yüzden tarih boyunca, tasavvuf yolunda, Allah'ı sevme yolunda ilerleyecek olanların muhakkak bir mürşid gerektir. Ve o mürşitler de, şuna bir altını çizmek istiyorum. Bazı yerlerde şunu diyebilirsiniz, bu zamanda varımda yok diyen kimse, direkt Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin hadis-i şerifini inkar etmiş olur.
İmam-ı Tirmizi der ki, Hazreti Ali Efendimiz'den naklen, devamlı kırk tane Allah'ın veli kulu vardır, abdalar vardır. Bir rivayette der ki, bunların yirmi tanesi İbrahim gönüldü. Bir rivayette işte sayılarında değişiklik vardır ama kırk tane vardır der. Ve devam eder. Bunlardan birisi vefat ettiğinde, yerine birisi geçiririr. Yani kırklardan eksilmez hiç. Yine Tirmizi'nin naklettiği başka bir hadis-i şerifte daha şunludur. Der ki kırklardan sonra, seksenler var, yüz altmışlar var, üç yüz yıldırlar var da devam eder. Ve bunlardan birisi vefat ettiğinde, sırayla onlardan birer tanesi yukarıda çıkarılarak da bunlar hiç eksilmez der. Ve bunların eksildiği gün, en son kırk yani zamanın kırk bu vefat ettiğinde, kıyametin kopacağını söyler.
Şimdi bir kimse kalkar, eğer bu zamanda Allah'ın velisi yok der ise veya bir mürşid yok der ise bu manada, veli manasında, adam manasında o kimseye tecdid, iman, tecdid, nikah gerektir. Neden? Ayet hesabı, Allah'ın velilerine korku yoktur, hüzün yoktur, mahsup ve mahçup da olmayacaklardır. Onlara dünyada kendiler, ahirette de onlara müjdeler vardır.
Eğer sen Allah'ın velisi yok dersen, bu ayet-i kerimeyi inkar etmiş olursunuz. Allah'ın velisi yok dersen, Allah'ın bu ayet-i kerimesinin kıyamete kadar hükmünün kaldırıldığını söylemiş olursun ki, buna tecdid, iman, tecdid, nikah gerektir. De ki, bizim bu noktada namasibimiz yok. De ki, biz arayıp bulamadık. De ki, biz çalışamadık, gayret etmedik. De ki, biz ne mümkün dönünlüymüşüz. Ne mümkün dönünlüymüşüz ki, Allah bizi kendi dostuna layık etmemiş. Allah bizi kendi dostuna dost etmemiş. Allah bizi dostlarıyla beraber etmemiş. Tövbe et, cömert ol. Ehli tasavvufun olmazsa olmaz, olmazsa olmaz ve bizim yolumuza gidecek olanların olmazsa olmaz özelliklerinden biri için cömert olmaktır.
Etrafına karşı cömert olmak. Bilgide, yakınlaşmada, hayır hasenette, duada, birbirine destek olmada cömert olmaz. Allah cömert kullarını sever. Allah cömertleri kendisine yaklaştırır. Cömert kulunu Allah sever. Cömert kulları Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sever. Cömert kulları müminler sever. Cömert kulları melekler sever. Cimrileri ise şeytan sever. Allah sevmez. Cömert'i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sevmez. Cömert'i melekler sevmez. Müminler de sevmez. Eğer sen cimri birini seviyorsan kendine dikkat et. Bakın cimridir o yüzden cimriyi seviyorsundur.
Ve üzerinizde ne ala bir alamet var? Kalbinizde o albinde cimrilik var ise senden tecelli eden cimriliktir. Eğer senin kalbinde zerre miktarı gafret var ise senden tecelli eden büyük gafrettir. Senden küçücük şeyler zuhur ederse onları küçük olarak görmez. Onlar sende ala. Onların huyla. Senin kalbinde var ise vallahi Allah. O sende her. Mümkün.
Eğer senin kalbinde küçücük zerrece Allah sevgisi varsa bu artar. Kalbinde zerrece karşı sevgi varsa bu artar. Artırmaya bak. Nur. Ertesi gün tekrar alır. Bir daha un koyar. Kendinden bir şey koyar bak. Kendinden bir şey koyarsın.
Aynı olacak. Nuru nuru ekler. Hayırlı hayra ekler. Güzelliğe güzellik ekler. Yanlışlık yaptın. Tövbe et temizle. Zikrullah ekler. Artırmayan. Kabarsız içen. Biraz daha un koyun. Hamurun içine biraz daha un koyun. O da hamur olur. Kabardır. Büyüdür. Pişecek hale gelecek. Sonra ne olacak? Ancan fırına. Fırında pişecek. Mis gibi kokan ekmek olacak. Herkes paylanacak. Yiyecek. İyi huyları üzerinde bulunduran kimse. İyi amelleri, güzel amelleri üzerinde bulunduran kimse. İyi ahlakı üzerinde bulunduran kimse. Hem kendisi felaha kavuşur. Hem etrafı felaha kavuşur.
Allah bizi affettiklerinden eylesin. Allah bizi sorduklarından eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Meseleyi çok uzatmamak için esak etti. İşi temizliği dıştan içe doğru yapsa yol yürümek de mümkün. Dıştan içe yürümek de mümkün. İçten dışa yürümek de mümkün. Ama şunu unutmayın. Allah sizin içinize bakar. Bu demek değildir ki dışın çıs çıplak olsun. Hayır. Bu demek değildir ki dışın şeriatı olmasın. Hayır. Buradan da bu çıkmasın. Buradan da bu çıkmasın. Bu demek değil. Allah dışa bakmaz. Ben namazı yuvarlanarak kılacağım. Hayır. Sen namazın kılınış şeklini bilmiyorsan namazı yuvarlanarak kılarsın. Allah da senin kalbindeki namaz duygusundan ve sevgisinden dolayı senin namazını namaz olarak kabul eder.
Ama namazın bir şekli şemali vardır. Onu öğrenmek pahalıdır. Sakın böyle yani böyle sapıtlar var. Allah dışa bakmaz içe bakar. Her tarafı meydanda. Kadınların veyahut da işte erkekler var. Tandik dillik giyinmişler. Tandik dillik işleri var. Allah dışa bakmaz içe bakar deyip dışlarını şeriatı Muhammedi'ye uydurma. Bu yanlış. Bizim dışımızla içimizde şeriatı Muhammedi'ye uydurma. Bu rüyaları yazmazsanız memnun olurum. Rüyalarınızda inşallah telefon açın. Gülsün betimle inşallah telefonda cevap vermeye gayret edin. Derviş ilahi aşkın kapısını nasıl açar?
Açmayı düşünmeye başladığında kapı ona açılır. Kimse nasıl affedilirim diye düşünüyorsa affolacağını işaret eder. Bir kimse ben nasıl ilahi aşka ulaşırım diye düşünmeye başladıysa onun ulaşacağına işaret eder. Onun muslata eracağına işaret eder. Sen zikrullah halakasına girdiğinde sen ne yapıldığına işaret eder. Ben birisi zikurdan kapıdan içeri girdi. Her kim girerse girsin. İçimden derim ki affolullah Allah'ın izniyle. Neden? Kim halak-ı zikrullah'a katılır da katılırsa hadisi kudsi oradan affolmuş olarak kapsın.
Oradan affolmuş olarak dağılın. Bu hadisi kudsi kendime ölçe demiş. O yüzden kapıdan içeri girdi. Her kim girdiyse girdi. Rengi, ırkı, cinsi, meşrebi, mezhebi, mesleği ne olursa olsun beni ilgilendirme. O kimse Allah dostlarının haliyle hallendi. Allah'ı sevenlerin, Allah'ı zikredenlerin meclisine girdi. Onların kokusuyla kokulandı. Onların halakasıyla halakalandı. Onların deliyle terlendi. Onların bulunduğu mekanda, onların bulunduğu mevzide, onların bulunduğu mevkide bulundu. O onlardan sayıldı. O onlardan sayıldı. Onlardan sayıldıysa, Mustafa Özbağ, senin sayıp sayılmama hakkın yok.
O onlardan sayılmış, sen de ona tabi ol. Sen de say. O yüzden Allah bizi affetsin. İlahi aşka nasıl ulaşırım ya Rabbi, bana bir yol göster diye dua ettiyse, böyle bir şey düşündüyse, yeminle söylüyorum, vallahi o aşka ulaşacaksın sen. O isteğini, o arzunu, o iştiyakını, o istikametini elinde tut. Hani Hazreti Mevlana der ya, eğer Allah seni affedecekse, geçerleri kandırır, günahlarına siyim siyim ağlatır. Eğer senin günahın aklına geldiyse, ve sen günahın aklına geldiğinde, Ya Rabbi, Subhanallah ve bihamdihi, Subhanallah ilazim ve bihamdihi, Estağfurullah ilazim diyor.
Allah seni affediyor. İlahi aşka kavuşurum ümidiyle. Allah'ı zikreden bir cemaate kavuştuysan, onun ucundan tuttuysan, inşallah ilahi aşka kavuşacağına işaret. O maya var çünkü. O istek var, o arzu var içinde. Ve o yolla yollanmaya gayret etmişsin. O hal ile hallenmeye gayret etmişsin. Sevin, çırpın, bayram et. Müjdele kendine. Müjdele olsun bana da ki, bana de ki, ben ilahi aşka yoluna koyuldum. Müjdeler olsun sana ki, sen ilahi elinin içine girmişsin. Müjdeler olsun. Senin kalbine Allah, tamı koymuş. Senin kalbine Allah, demiş ki, ey, dolaşma ilahi aşk gözüyle bak.
Eşini severken ilahi aşk gözüyle sev. Çocuğunu severken ilahi aşk gözüyle sev. Üstadını severken ilahi aşın toprağı. İlahi aşk gözüyle bak. Bak, Muhammed'in kafasını çevirirken, o ilahi aşk gözüyle baktı. Dedi ki, ne kadar güzel dişleri var. Sen ilahi aşk gözüyle, herkesin leş görüp, tıkayıp bakmadığı yerde, sen ilahi hikmetleri görürsün. Kalbin marifetullah nuruyla bunlanmaya başlıyor. Müjde olsun sana. Sen o ay, müjde olsun sana.
Sen o yolda yürümeye başlar. Allah yardımcındır. Allah'a iman eder. Allah'tan korkar ise, Allah onu dinle öğretir. Onun dinle bitlemi öğretir. Allah ona marifet nurunu ihsan eder. Allah ona istikamet ihsan eder. Ya, buradaki Allah'tan korkmak, Allah'ın cehennemini düşünerekten korkmak değil. Buradaki korku hayrettir. Buradaki korku, bir şeyde, apansız bir şeyle karşılaşmaktır. Bağdaştırmayın. İman ederse o kimse, iman ettiği an, Allah'la karşı karşıya geldi çünkü. İman ettiği an, Allah'la karşı karşıya gelen, hayrete geçer. Ehli tasavvufun korkusu hayrettir. Biz cehenneme atılmaktan korkmayız.
Bizim korkumuz bize hayret verir. Bizim korkumuz bize, insanlar gibi sinne vermez. Bizim korkumuz, hayret perdelerini açar. Ve her parçalığında, bizim bu noktadaki, hayretimiz arttıkça, korkumuz da atar. azametli bir şeyle karşı karşıya kalmanın verdiği hayrettir. Çok büyük bir güçle karşı karşıya kalmanın verdiği hayrettir o. O iman edenler, Allah'tan hakkıyla korkması, o hayrettir. İman eder, iman etti Allah'a, öyle iman eder ki, imanı öyle oldun mu, imanı öyle kemiştir ki, Allah'ı görüyorum uçtasına yaşar. Ve Allah, onun istikametini, kendisi çevirir.
Onun belisi, onun maliki, onun sevk ve idaresi, onun ihtiyarı, Allah'ın eline geçer. O, kendi sevk ve idaresini, kendi ihtiyarını, çünkü, Allah'a teslim eder. Allah'a teslim eder. Ve Fatiha'nın sonunun sırrına başlar. Ya Rabbi, beni o salihlerle beraber eyle. Buna benim gücüm yok. Beni o peygamberlerle beraber eyle. Beni o aşıklarla beraber eyle. Beni o sadıklarla beraber eyle. Beni o dostlarla eyle. Beni düşmanlarla düşman eyle. Beni dostlarına... Gönlünde küçücük bir zerre oynadıysa, sas şal, davul vur, oyna.
Bu senin için büyük bir şey. Derviş ilahi aşkın kapısını nasıl açar? İnsanın elinde mi? Bu kapıyı açmak, Allah'ın dilemesiyle mi açınız? Bu kapıdan girmek için ne yapmak gerekir? Bazıları derler ki, bu Allah'ın dilemesiyle. Evet. Biz onu neyi dinip, neyi dilemesini bileceğiz. Burası kaderdir. Burası esrarlı bir odadır. Burası sırrı bir odadır. O esrarlı odadan müminler sorumlu değildir. Müslümanlar sorumlu değildir. Biz bilmediğimiz bir şeyin üzerine hükmedemeyiz. Kıymetli kardeşler, bize düşen, iman edip Allah'tan korkmaktır.
Bize düşen iman edip iyi amel istemektir. Bize düşen ilahi aşkı yol almaktır. Hani Allah, Hadis-i Kudüs'inle buyurdu ki, Peygamber'in üzerinden, ne dedi? Fazlarla benim emrimi yerine getirirler. Kim getiriyor? Kul. Nafilerlerle bana yaklaşırlar. Kim yapıyor? Kul. Bedeni sever. Kim seviyor? Kul. Sen işin sırrlı tarafına bakma. Sen işin gizemli tarafına bakaraktan hükmetmeye çalışma. Sen işin gizemli tarafından bize bir şey söylemeye kapma. Söylediğin şey yalan. Sana birisi işin gizemli tarafından bir şey söylerse, şeytan vesvesesi.
Biz Allah'ın kudretiyle girip de, bir şeyler almaya çalışmayız. Bir şeyler almaya çalışmayız. Şeytanlaşmış beyinlerin işidir. Sakın, Hazreti Ömer konuşma. Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah konuşmamış.
Hazreti Ebu Bekir'in oğlu Abdullah konuşmamış. İbni Mesud konuşmamış. Konuşmamış. Hazreti Fıkıhta, Teksirde, Önde olan. İmam-ı Azam konuş. İmam-ı Şafi konuşmamış. İmam-ı Malik konuşmamış. İmam-ı Hanbel konuşmamış. Esrarlı bir oda. Orası sırlı bir oda. Oraya giriş yasak. Oraya birisinin girmesi yasak. Oraya birisinin girmesi mümkün değil. Oradan bir şey söylediğini zanneden ahmaklar şeytan vesvesesine kananlar. Şeytan onları aldatıyor. Şeytan onları fiş fişliyor. Şeytan onları vesveseyle kendi yoluna doğru sürüküyor. Allah muhafaza eylesin.
Bize düşen vasife farzlarla yerine getirmek. Eğer bir kutu tirmiziyle de onu sevmek Allah'ın üzerine vacip ol. Bunun fiiliyatını Allah'tan ister.
Sen bunu murat et. Bunu murat etmekle kalma. Bunun için çalış. Bunun için gayret et. Senin önüne Allah muhakkak ki çalıştığın şeyi verecektir. Sen çalışırsan Ayet-i Kerim'de der ki Allah görür. Peygamberi görür. Senin çalıştığını. Senin nerede çalıştığını Allah görür. Senin Resulullah görür merak etme. Çalıştığını müminler görür merak seni görür. Cenab-ı Hak Ayet-i Kerim'de der ki yolumuzda mücahede edenlerin yollarını açarız. O senin yolunu açar. Ya benim kaderimde cehennemlik olmak var mısın? Bilmek yok.
Hayır. Biliyor musun? Kaderin ne olduğunu. İşte filan ne? Hakikaten son noktasından olduğunu nereden edeceğiz? Elimizde deri ne? Efesine aittir. Bize gayret etmek çalışmak için. O yüzden sakın ha kendi kendinize şöyle düşünmeyin. Ya bunun Allah'ın takdiri varsa bu olacak. Kardeş sen Allah'ın takdirinden seni ilgilendiren ne? Sen üzerinden düşen vazifeyi yaptın mı? Allah'ı sevdin mi? Sen Allah yolunda mücadele ettin mi?
Sen zikrlığa geldin mi? Gelmek için evden kalkıp mücadele edin. Otobüse gülüp, binübüse gülüp. Neye bilir geliyorsan, beğen geliyorsan. Suçlama. Tempelini Allah'ın üzerine koyma. Haylazlığını Allah'ın üzerine koyma. Yol bilmezliğini Allah'ın üzerine koyma. Allah bizi affetsin. Kadın meftanın üzerine on yıl sonra erkek depnedilebilir mi? Onunla depnedilir mi? Depnedilirmiş on yıl sonra. Yirmi Aralık pazar günü. Tekke de yukarıda.
Öğlen saat on iki otuzda. Bayanlara sadece Şevbu Avustur'a da var. Aralık pazardır. Bayan kardeşlere sadece. Tekkeye o gün erkeklerin o saatlerce giriş çıkışları yasak. Bayan kardeşler böyle bir program yapıyorlar Şevbu Avustur'a alakalı. Sadece bayanlara. Geçen sene de yaptılar, bu sene de yaptılar inşallah. On yukarıda aralık perşembeye gittik. Önümüzdeki perşembe, burada ders yok. Önümüzdeki perşembe Şevbu Avustur'a inşallah kapalı spor salonu bulacağız. Kardeşler bu noktada inşallah gerekli çalışmaları yapıyorlardır. Etrafınızda bu noktada inşallah inanın. Allah bize affetsin inşallah.
Üç idat şifatı yaşayın. Önümüzdeki perşembe, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş. Tüm peygamberimizin şan efendilerimizin ruhlarına aileyle emredik.
Vasıf etse dar eyle yarabbim. Dar eyle yarabbim. Eccanlarını hilmetler ki şahfazını üzerlerimize eksik eyleme yarabbim. İmamıza sabahın. Eccanların risulullah şahfazınıza resulullah. Aslar risulullah ruklarına. İmamıza ve varip İmamıza Şafi'ye, Manik İmamıza Muhammed'e Hazretlerine ruhlarına. E'lâil e'lîk y'lâil e'l-i'lâil te'lâil ya Rasulullah. E'lâil a'lîk y'lâil ya Rabbi. Fezatlarına hükmelerdi şafasını üzerlerimize eyleme yarabbim. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.