Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 52:22
Allah gecenizi hayır etsin, Allah gecenizi hayır etsin, Allah ömrün ve senizi hayır etsin. İçerken bir soru, biraz biraz ondan başlayalım. Ben 10 senedir bir tarikat eşliğine bağlıydım, üzerimden asla şikayet değildim, bana yapılan haksızlığın bir miktarıdır.
Ne diye soracak olursan, adamın uzunluğu olarak ne seçeği, zayıfızlığa muhtak, fiyanlığa muhtak. Allah yolunda, yani bazı onlar benim sağlığımıza evlattı, ben bu dua olarak duamı bırakmayacağım. Büyüklerime, dualarımı da bırakmayacağım, yapılan zekilere ve sohbetlerine saklayacağım. Bu kararını, bunu öğrenmek istiyorum. Önce Allah'ın sonrasını, aklınıza sınırlar, sizden ağrı olsun.
İnsanın bununla ilgili bir problem vardır. Büyüklerden cennette hiçbir problem yoktur. Duyur, dınmanlar, haket, zevk, zevk, zevk içerisinde değişiyorlar. Ben bir insan yaratacağım, maden yaratacağım deyince oradan karıştırıyorum. Kendi tezimdir. İnsan var mı, problem var. Kendim dahi. Cemaatların içerisindeki bazı var. Saki bir şeyler oldu. Cemaat kendi içerisinde, hiyerarşik sisteminde bir problem var.
Dik kalınlığı görevli kardeşler bunu çözmeye çalışırlar. Ben kendi içimizdeki sistemi anlatayım. Ünnetine doyumlu olur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretelerinin değişik derdelerde atifleri vardı. Naki. Sanda gelirler, başlarına nikabha vardı. Aleyhi ve sellem hazretelerinin yaptıklarını bile problem oldu.
Çözülmedi. Üstadın kapısı açıktır. Kapandıysa, Üstad Üstadlık'a vazgeçti. Kardeşler, arkadaşlar. İstahar yapın, kendinize bir Üstad kullanın. Bizim kapımız kapandı. Üstadına anlatıp, Üstad engel koyduysa, sıkıntı vardır orada. O yüzden hiçbir anda kardeş, Üstad ve Derviş'in arasına girmez.
Girmemesi gerekiyor. Ama Derviş de, edepsizlik başındaki kimse. Direkt Üstad'a gitme. Üstadlığında da bulunmaz. Üstadın görevleri vardır. O kimse görevli kardeşlerinin derdini anlatır. Anlatabilir. Onlar o problemi, o derkle ilgilenemiyorsa, çözümleyemiyorsalar. Üstad da der ki, benim böyle bir derdim vardı. Halledemedik bizden. Onunla beraber yüzleştirir. Yüzleştirir. Hükmedecekse, yüzleştirir. Üstad, iki kardeşin arasında problemi alırsa.
Ve hükmedecekse, dinleyebiliyor Üstad. Anlatırsın, dinler. Dinler sadece. Ama hükmedecekse, problemin olan her iki tarafı da, huzurda dinlemesi gerekir. Sünnet budur. Ve adattı budur. Erkan da budur. Dinlenmiyorsa, huzurda dinlenmiyorsa, hiçbir şekilde verilen kararlı içeride değiliz. Şimdi problemi varsa birbiriyle, huzurda her ikisi de dinlenmesi gerekir.
Ve birisi dinlenmiyorsa, bu noktada haksızlık yapılmış olur. Bunlar, e-kitasyonun içerisinde, tarikatların içerisinde uygulanması gereken. Bütün erkek duyar. Bazen, kendilerine haksızlık yapıldığına inan. Nefis biraz burada, o kimseyi gidip var.
Sana haksızlık yapılıyorlar. Senin hakkın verilmiyor. Sana bir şey söylemiyor. İşte sen şöylesin, sen böylesin, sana böyle davranamıyor gibisinden. Nefis de vurur. Çıkar yolu, en kestirme yolu. Baştaki dönemde kimseyle, o kardeşle istişare edin. Bunun olsa, Üstad'a gidip problemi halletmektesiniz. Hiçbir zaman karnınızdan konuşmayın. Kardeşlerinin en fazla kendilerini bitirdiği şey, kendi kardeşleriyle veya müstahlarıyla veya derdanın içerisinde veya derdanın içerisinde herhangi bir problemi karnından konuşarak, ve hatta gerekli gereksiz, bilen bilmeyen, insanlarla konuşarak sıkıntı çıkarlar.
Şimdi bir kimse gider, o problemi çözecek olan kim? İşte tek kaldırdığımda, X kimse. Veya şurada, şu kimse. Evet, bununla konuşmaz. Oradaki dervişlerin arasında konuşuyor. Bu gıybettir. Daha ilerisi doğruysa gıybettir. Bunun daha üstü nedir? Bu ihtiradır. Bunun daha üstü nedir? Allah muhafaza eylesin. Laf gezdirmektir ki, laf gezdirenler için nevmanlıktır. Laf gezdirmek. O der ki, bunlar onun bunun çocuklarıdır. Ekserinde İbn-i Mubalek Hazreti. Laf gezdirenler.
Laf dolaştırlar. Çıkıntı, bakın. Mesele böyle, makam dağıtır ki dağıtırıyorsa, dört yapılarına dağıtır.
Ve orada öndeyse, orada rızası kalkmış. Hizmetle, insanlara hizmet. Hizmetle, Allah Resulüne hizmet. Dine hizmet. Dine hizmet. Şahıslara değil. Hiç kimse, Hocanın şahsına hizmet etmesin. Hiç kimse, Hüseyin kardeşinin şahsına hizmet etmesin. Hiç kimse, Cafer'in, İsmail'in, Erkan'ın, şahsına hizmet etmesin. Hiç kimse, Revzişen'in şahsına hizmet etmesin. Mustafa Özbağ'nın, şahsına hizmet etmesin.
Hayır. Büyüklere hizmet. Artı hafta yapıyorsan yap. Tamam. O izlediğinde yapma. Bir şey istiyorsa, onu müjretine al. Meşhurdur benim sözüm. Bu kaç para? Bunu sormam lazım. Hizmet muhakkak ki, dergah büyüklerinin muhakkak ki sevaptır.
Muhakkak ki, Dostluk etmek. Eski dervişlerin yanında durmak, insana edep öğretir. İnsanlara hayal, dervişliği öğretir. İnsanlara çok büyük katkısı vardır. Serden bir gün önce gelen bir kimsenin yanında durmak, senin için büyük bir nimettir. Büyük bir lütuftur. Büyük bir ikramdır. Beş yıl, on yıl, yirmi yıl önce ders almış bir kimsenin yanında durmak, senin için güç bir ilahidir. İkramdır. Neden? O senden önce gitmiş, oraya diş çürmüş. O senden önce gitmiş, orada gözyaşı dökmüş. O senden önce gitmiş, üstada bağlanmış, hizmet etmiş. Gittiği var, gördüğü var, tanıdığı var. Onun tecrübesi var.
Onun aşkı var, muhabbeti var. Bunu yüksek noktada görme. Allah muhabadaylasın. Onun yanında edeplenirsin senden. Evet. Onun yanında senden aşkın muhabbetin artar. Bir kimse gitse, üstada aşır bir dervişin yanında dursa, vallahi onun aşkın kokusu bulaşır. Bir kimse, sanki dervişle arkadaşsa, nasıl bir kimseyle onun kokusu bulaşır. Birisi vardı, her şeyi sorgulardı. Bugün neden siyah takya takti ki? Bugün neden siyah sarıçlardı ki? Bugün neden sağ tarafına yaslandı ki? Sorguluya adam boyuna. Ondan uzak dur. Kendi şüpheye götür. Sen kimsenin kalbinde şüphe vardır. Vardım gevşektir.
Namazda gevşek, abdeste gevşek, oruçta gevşek, zikirde gevşek. Ha kılarız ya namazı. Derse gideriz ya. Şimdi sohbet vardır ya. Sohbetin sonuna dolu gideriz, yıkılığa katılırız. Şimdi uzak başlarız. Birisi vardı, üstada tam bağlı değil. Beni fazla gördüler. Ölcü bu değil.
İşte bahçanın işine kadar şey efendim, ne ne gidiyorsa gitsin. Bir hafta Sivas'a gitmemiz lazım. Kimseden tıls yok. Atlar oradan. Herkes çok seviyor tabii ki. Aşik şimdi. Şimdi aşıklar. Şimdi kamil olmadığı yerine, biliyormuş şimdi, o aşıklarmış ona. Allah bizi affetseydin. İnsanlar nasıl bir dervişin yanındaysa, o dervişin kokusuyla kokuluyor.
Hani demiş ya Hz. Ebubekir'e, bana arkadaşımı söyle, ne yakasın? Ahlak. Senin arkadaşın delikoducuysa sen de delikoducu. Nembamsa sen de nembamsın. Aşıksan sen de aşıksın. Allah'ı seviyorsa sen de seversin. Üstad'ı seviyorsa sen de seversin. Şübheci birisi ise sen de şübhecisin. Vesvesizse vesvesizsin sen de. İnsan eski derviş kardeşlere, eski dervişlere hizmet etmekte, edeb ve adamın, o insanlara bir terbiye olun. O insanları bir de kibirlikten uzak tutar. O insanları, bu edep, insanları dervi bir izada ve çizgide tutar.
Sen edebi aşma. Eskiler, siz de insanlara zulmetmeyin. Siz de böbür vermeyin. Biz eskiyiz. Biz ne günlerde onunla beraberdik. İnce bir çizgidir. Tasavvuf, keskin bir kılıç. Tazimiş. Tazimiş.
Bu mühidardan. Bu tacı, bu her türlü beladan. Şeriat ahkamına söylenen bir soru. Sizlik ederse ona bela gelir. Tabi edep. Bundan tutun, en zirve noktasına kadar edeptir. Bundan uzak durması edeptir. İnsanın ince çizgilere vilayet etmesi de edeptir.
Siz haram yemezseniz, ama ince çizgilere de dikkat etmezseniz, tasavvuf içerisinde sırıtırsınız. Şimdi gelse, birisi, bu ön alakaya otursa, ayağın uzaksa, hepiniz o kimsenin ayağına bakmaz mısınız? Neden? Burada o ince çizgiyi açmıştır. Bilerek veya bilmeyen. adam gelip, bağrıdaş oturacak, dizine dikecekse, ön alakalı oturmayacaksın. Benim ayağımı ağrıyor. Ayağımı uzatır. Edebe riayet etmemiş. Eski derviş kardeşlerimiz, ahlilerimiz gelsin. Ola ki, üstadın gözünün önünde, bu noktada ayet neydi diye döner sana sorarsan, sen ne diyorsun bu noktada dersen, hiç düşünmez dervişler ona.
Bu noktada ayet mi var, hadisi mi var dedi, ona dönüverdi. Tavlı mı olan? Eskiler ön alpıyor, otursun. Daha eskiler ön alpıyor, otursun. Ola ki, eskiler bir şey soruyorlar, bizler, bir şey değiller. Ön tarafa görevler otursun. Ön tarafa, ahlilerimiz otursun. Ola ki, bir görev verilecektir. Bir iş verilecektir. Ondan gözünün önünde olsun. Büyükler de, herkesten önce gelir. herkesten önce gelmeyi gayret eder. Derler ki, ola ki, müştattan sonra biz gelmeyiz. Bu edebe rihayet olmaz. O gelir ise önceden, ya, aa, biz demeyecek miyiz?
Ya içinden geçerirse, ben burada oturuyorum, sen nereden geliyorum diye. O da ne yapar? O da büyük bir gayretle, önünden gelmeyi gayret eder. Ola ki, dışarıdan misafir geldi. Ola ki, yabancı bir kimse geldi. Ola ki, birisi geldi. O yemek yemek ister, dinlenmesi ister, bilmiyordur, Rusayı, Rusada onu görür, bir hizmet ister. Ola ki, bir şey olmuyor. Onlar erken yerler, yarış ederler. Kendisini vazifeli görür. Kendisini sorunlu görür. Kendisini muhakkak, benim orada bir vazifen çıkabilir diyorlar. Bunların hepsi de edektir. Edebin üst noktasında bunlar. İşte edebin üst noktası, ne diyor Cenab-ı Resulullah? Beni Rabbim terbiye etti. Ve alttan üstte doğru, bütün edebin terbiyenin sahibi kimdir?
Allah'tır. Şevdat noktasında da, tarikat noktasında da, hakikat ve muhalefet noktasında da, edebin sahibi Allah'tır. Ahmet Mehmet sana bir şey öğretmez aslında. Allah, Ahmet'i Mehmet'i üzerinden sana öğretir. Allah, nakibin üzerinden, mikrabbanın üzerinden, üstadın üzerinden, sana edeb öğretir. Kulağını aç, gönlünü aç, sen gözünü aç, birisi sana, Kur'an ve sünnet noktasında, atap ve ayak noktasında, bir şey diyorsa, onu Allah söyle diyor. O ses Allah'tan, o ses Rabbinden geliyor. Sen gönlünü aç, birisi sana, tarikat noktasında, tasavvum noktasında, ince bir çizgiyi söylüyorsa, gönlünü aç, o ses Allah'tan geliyor.
ve gönlünü zikirle, tat et, gönlünü zikirle, yeşer, zikirle dirilt, gönlünü zikirle, o esnek olan rüzgara, aşkın, o ilahi, gönlüne davranmak, senin sureti.
Başka bir şey istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum.
Sadece Allah'a aşın, Allah'ı sevin, Allah deyin, Allah'ı zikredin, evrenize atarınızı tıkının, Allah'ı zikredenlerle dinleşmeyin, Allah'ı zikredenlerle savaşmeyin, Allah'ı zikredenlerle edep ve adak var. Keskin kılıç gibidir. Müktece, patlayan yanardağı gibidir.
Allah dediği mütece, o mandır, o kurus gibidir. O Allah dediği mütece, kursunami gibidir. O Allah dediği mütece, sekiz hamta sekiz depres gibidir. O Allah dediği mütece, rahmet gibidir, su var. O Allah dediği mütece, güneş gibidir, ısıdır. O Allah dediği mütece, toprak gibidir. Hem tevhası vardır, hem de lehekal, sen onu alırsın ondan. O Allah dediği mütece, sen gibidir. Alın önüne ne varsa götürür. O Allah dediği mütece, kızılırmak gibidir, diş de gibidir. O Allah dediği mütece, din gibidir, sakin azar. O Allah dediği mütece, unu dağı gibidir. Üzerinde birbir çeşit çiçek yetiştirir. O Allah dediği mütece, unu dağı gibidir. Başında hiç kara eksik olmaz.
Sakın Allah diyenler cebelleşme. Bunun gönlünde Allah var. Bunun gönlünde Allah var ise, bütün arızalarında Allah var. Bütün arızalarında Allah var ise, O Allah'la görür. Allah'la duyar. Allah'la konuşur. Allah'la görür. Sen, kiminle uğraştığınız hakkında değilsin. Aman, edebin, adabın muhafaza eyle. İki dizicinin üstünden aşağı eyle. Sen, Allah'ın sohbetindesin. Zikrullah meclisi, Allah meclisidir. O da Allah konuşur. Orada Allah konuşulduğundan, Orada Allah nuruyla tecelli etmiştir. Allah kudretiyle tecelli etmiştir. Allah kuvvetiyle tecelli etmiştir. Allah sıfatlarını göre tecelli etmiştir. Kâh teylâh sıfatıyla tecelli etmiştir.
Kâh teylâh sıfatıyla tecelli etmiştir. Kâh kapül sıfatıyla tecelli etmiştir. O Allah ki, faidenlerin dualarını kabul eder. O Allah ki, zikreden kimselere zikreder. Zikreder. Cevâh verir. Sen, Allah dedikçe, O da seni zikreder. Sakın, araya girme. Sakın, Edeb-i Ardâh'ı muhafaza etmeyip, küstaklık etme. Allah'ın tablresini. Kıymetli kardeşlerim. Tarih boyunca, Allah'ı zikredenler, Allah'ı zikredenler, hep menzile varmışlardır. Tarih boyunca, bir mürşide bende olanlar, menzile varmışlardır. Tarih boyunca, Peygamberlerinin dizinin dibinde oturanlar, menzile varmışlardır. Sakın, nereden ne şekilde olursa olsun, Muhammed Mustafa'nın hidayetini ve izini terk etme.
Sakın, Allah demeyip, Allah'ı şükrü, zikri, tövbeyi terk etme. Sakın, Allah dostlarını terk etme. Sakın, Allah denilen cevaatı ve topluluğu terk etme. Bu senin için çok büyük bir ziyandır. Bu senin için çok büyük bir cehennem ateşidir. Sen dünyadakta bunu fark edemezsin. Cennetin dışı cehennemdir. Cennetin karşılığı cehennemdir. Cennetin karşılığı cehennemse, ve sen cennet sohbetini bıraktıysan, ve sen cennet bahçesini bıraktıysan, ve sen cennet nimetini bıraktıysan, senden başka, senden büyük, daha güstar, daha acımasız, daha zalim kim olabilir? Sen kendinden başka bir de Allah'a zulmetmişsin. Allah denilen meclisleri bırakın. Ne tövbeyi bırakın, ne zikri bırakın, ne şükrü bırakın, ve Biz de büyüğüz.
Küçük çocuklara takip eden, biz de hürmet edin. Karnın topluluğu gibi olsun. Karnın topluluğu gibi olsun. Birbirlerine zulmedilmeyen, birbirlerine yardım edilen, birbirlerinin örtüler, birbirinin bu noktada yardımcısı olan, konuna gelen bir topluluk olsun. Şeytan ve nefis bizi altatmasın. Bizi kaldırmasın. Şeytan ve nefis bizi menzilimizden onu koymasın. Şeytan ve nefis bizi yalpalaktırmasın. O yüzden Allah'ın zikrini çokça yapın. Kim ki Allah'ın zikrini çok yaptı, Allah'ın zikrini çok yaptı, Allah'ın zikrinden uzaklaşanlar, Allah'ın zikrinden ve ikramından uzaklaşırlar.
Dua edin Allah'tan diliyim. Sanıştın muhakkak ki Allah Wow cümlenin zaaf etsin, inşallah. Güç ihlasın fâciha şeriflere.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.