mustafaozbag.org

220. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 55:47

Allah gecenin zayıf etsin, inşallah. Birisi Lokman Ekim'in sözlerini söylemiş, Allah razı olsun. Aikat sisteminde zâkir, nakim, gâbâ, balka, basyobâ gibi silsere'den bahsettim, terbiyonuzdumlarından, hâbıklar, balka, hâbıklar, hâbıklar, hâbıklar, … Yani ayrı sorumlusu çok uzun değil.
Tabi tarikan sisteminde zâkir, nakim, muzabbâ, halife vardır. Bu tasavvuf sisteminde yok diye böyle bir şey yok, tasavvufta da varmış. Ama bundan da hepsi de mânevidir. Normalde zahiren verilenlerin, söylenenlerin fazlaca yoktur. İnsanlar rüyalarında bir başkasının gördüğü bir yağı. Önemlidir. O yüzden eğer ki bu noktada birisine bir şey verildiyse o kimsede rüyasında görür. Bir başkasını onu rüyasında görür.
Bu normalde ayet-i kerime vardır. Velillerimin, velillere dünyada da ahirette de müjdeler vardır diye. Dünyada da ahirette de müjdeler vardır ayet-i kerimesini. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorarlar. Ya Resulallah. Biz yukarıdakılar sohbet edecekse ben susayım. Resulallah düz çok tahmin edebiliyoruz. Ama dünyadayken müjde nedir diye sorulunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hadis-i şerifte hem o kimsenin, o velinin kendisinin gördüğü rüyalar, hem de karşıdaki başkalarının onlar hakkındaki gördüğü rüyalar dünyadayken müjde demişler.
O zaman bir kimse eğer ki biz velili, nefsi errar eden, levhal eden, mühürmeden, mutmayenliği gençlikten başlatırsak, mutmayenne makamına gelen bir kimse, başlangıç noktası hem kendisi rüyasında görecek, hem de bir başkası onu ne yapacak? Rüyasında görecek. Ve böylece ne olmuş olacak? Eğer o kimse gerçekten nakib ise, nakibini o kendi rüyasında görecek, ve aynı zamanda da bir başkasının kendi rüyasında görecek. Bir kimsenin kendi rüyasında bir şey görmesi kendisine hüccettir.
Birine bir şey, sen şusun dediklerinde o kimsenin kendisine hüccettir. Hadis-i Kutsi'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine buyurur ki, Allah bir kurunu severse, Cebrail'e emreder. Ey Cebrail, ben filancayı sevdim, sen de sevdim. Cebrail de gökteki gök halkına hida eder. Der ki, filancayı seveyim. Ve gökteki melekler de mümin kullarının karşılarına ilham ederler. Filancayı sevdiye.
O zaman bu, normalde o kimsenin Allah'ı sevmesi ile alakalıdır. Bir kimse eğer Allah'ı seviyorsa, ve o noktada yol yürüyorsa, Allah da onu sevdiyse, hem meleklerine sevdirecektir, hem de mümin kulların kalbine ilham edecektir. Onu sevdirecektir. O zaman o kimsenin kendisine gördüğü rüya, kendisine hüccettir. Ama sahil rüyalar, inanan insanlar için herkese hüccettir. Yani bir kimse bir rüya görür.
O gördüğü rüya, bir başkasına inanıyorsa ona da hüccet olabilir mi? Her cevap olabilir. Ve bu noktada, hadis-i şerifte de Allah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ahir zamanda ümmetimin göreceği rüyalar hüccet demiştir. Mübeşşirat kapısı kapanmamıştır. Nedir ya Resulallah? O kapı ümmetimin göreceği salih rüyalar demiştir. O yüzden bunun ölçüsü, insanın kendi kendisine bir şey olduğunu zannetmesi değil, veyahut da birisinin, bu kim olursa olsun, bu üstad dair olsa, bakın bu üstad dair olsa, neden böyle söylüyorum?
Gerçekten bir mürşidi kâhid olursa bir kimse, gerçekten üstad olursa, ona dese ki sen şusun, bu hüccetlidir, delilidir. Ama günümüzde bu noktadan uzak olan insanlar, birilerine sen şusun diyorlar, onlar da sen şusun lafıyla kendilerini hüccet kabul ediyorlar. Kıymetli kardeşler, yol uzun, yol uzun. İnsanların bu uzun Allah yolunda yürürken başına gelmedik bir şey kalmaz.
Bu noktada hiçbir zaman kendinizi herhangi bir noktada görmeyin. En güzel makam, hiçlik makamıdır. Hiçlik makamı. En güzel makam, kendi kendisini makamsızlık noktasında tutmasıdır bir insanın. Bir makamınız olduğu anda, kendi kendinizi bir makamda gördüğünüz anda, bilin ki nefsiniz duymuşunuzdur. Bilin ki şeytan sizi aldatmıştır. Allah bizi muhafaza eylesin. Yolumuz bu noktada hiçlik yoludur. Yolumuz bu noktada makamsızlık yoludur. Burada hiç kimsenin birbirine üstünlüğü ve alçaklığı yoktur. Ancak ne vardır? Yerarşik olarak işlerin yönetilmesi, seyfi idare edilmesi için bazı kardeşlere bazı görevler verilmiştir. Önemli olan maneviyattır. Manevi halde.
O yüzden dergazında şu anda birisi rüyasında kendisini halife olarak gördüyse, başkalarıdır kendisini bu noktada halife olarak gördüyse halifemiz vardır. Şunu da unutmayın. Bunun zahiren yok olması demek, veyahut da dergal içerisinden birisinin görmemesi demek olmadığı marası da gelmez. Rüyalarını satacak bir müdürse, alıp satıyorsa o kimse, arsının aldığı bedel zekata girer.
Yok alıp satmıyorsa, ev almak için, yatırım yapmak için, veya ev almak için oraya aldıysa, ev yapmak için aldıysa, o zekata girmez ama arsı alıp satıyorsa, gayrimenkul alıp satıyorsa, o eğer o da nisap miktarına geliyorsa, bir sene boyunca geldiyse onun zekatı olur. Balın zekatı, bal, nisap miktarını geçer, salı satıyorsa o da girer, değil miyiz? Yok onda birini verecek. Onun çözünün yeni birinden fazlası değil mi? Onda birmiş. Bizim mahallenin camisinin kübresi, diğer camilerin kübrelleriyle uzaktan yakından alakası yok.
Dosdoğru güneye bakıyoruz. Diğer camiler güney batıya. Cami meclisinde bunu söyledim mi? Söylediğim var ki, 400 yıl tam böyle diyoruz, hiçbir şey yapılmamış. Bu zamana kadar diyanete de başvurdum, ona cevap gömedim. Burada kılınan namazlar kabul olur mu? Hanefilere göre kabul olur mu? Güney'e döndü mü bir kimse, bir problem olmaz. İki aydır görüşmüyorum. Sebebi ne zaman gitsem, beddua ediyorlar. Gerçi gitmesem de ediyorlar. Daha çok eşime ediyorum. Annem kurusu vesaire. Ama yine de annem baba gidiyor. Bazen gidiyorum, hep günaha giriyor. Artık gitmiyorum, ne yapmadım? Gideceksen. Annem babanın seninle alakalıdığı için eğer böyle bir şey yapıyorlarsa onu izale edeceksin.
Anne baba hakkı vazgeçirecek bir şey değil. Ve annenizi, babanızı üzmeyin. Annenizle babanızla aranızı bozmayın. Bu sizin hiçbir noktada haklı çıkarmayız. Hiçbir noktada. Normalde siz ne kadar haklı olursanız olun. Annenizin babanızın yanında en haklı olduğunuz noktada haksızlığınız başlar. Eşler, beylerinin yanında haklı olmuş olsalar dair haksızlıkları başlar. Çocuklar asla razı var. Kaç yaşında olursanız olun. Anne babayla bu noktada problem yaşamayın. Anne babayla bu noktada problem yaşamayın. Gidin muhakkak ve muhakkak onunla bu noktada bir problem. Zikrullah'ın bir zaman yaptığı ders öne geçmez.
Cemaat olan zikrullah, bizi kendi kendinize yaptığınız zikrullah'tan kalp ve kat üstündür. Hiç bu noktada kendi kendinize bir şey yapmayın. Peygamberlerin anamlarınızın geride kaldıkları ve zalimlerden kaldıkları. Bunu açıklayabiliriz. İkisi de iman etmediler. İkisi de beylerine ihanet ettiler. İkisi de beylerinin getirdiği dini kabul etmediler. İkisi de müşriklerle beraber oldular. Bizi ziyaret etmiş hakkınızı helal etmiş. Hiç böyle bir bizim adamımız yok.
Normalde bu noktada benim gündüzlerin iş yerinde oluyorsun eğer burada olursan. Burada olmasan zaten dışarıda oluyorsun. İş yerinde zaten böyle bir ziyaret söz konusu değil. Ayrıyeten önemli gün ve gecelerde ya tek yerde oluyorum ya burada oluyorum. Onun da böyle bir ziyaret söz konusu değil. Bizim önceden böyle bu noktadaki adabımız, arkamız önemli gün ve gecelerde herkes telefon açar. İşte mübareklar bu. Yoksa bu tür böyle bir ziyaret şeyimiz yok. Allah bizi affetsin inşallah. Sorular bazen arkadaşlar soru soru bir şey anlatmayın. Bu da anlatıyor bazı arkadaşlar. Yani işte Hz. Lokman'ın sözlerini yazmış birisi.
İşte birisi başka bir şey yazmış. Soru bu noktada eğer bir şey anlamına ihtiyacı duyuyorsa bir kimse, insanlar vardır. Normalde bir cemaat toplanır, cemaatın toplandığı yerde kendi sohbet etmek isterler. Cemaat toplanmıştır oraya, birileri toplamışlardır. O da birilerinin topladığı veya birilerinin toplandığı yere gelir.
Orada illaki sohbet etmek ister. Orada illaki öne geçmek ister. Orada illaki bir şey anlamak ister. Bunların hepsi de nefistir. Hepsi de nefistir. Bir kimse hangi topluluğa giderse gitsin ve ne olursa olsun gider usulünle oturup köşeye sohbet varsa sohbeti dinler. Soru sorusu olan varmızı sorusunu sorar. Zikrullah varsa zikrularını yapar. Hayırlı gider. Eğer siz birilerine bir şey anlatacaksanız, kendinizi o noktada görüyorsanız çıkarsınız meydana. Hizmet edersiniz. İnsanlara tebliğ edersiniz. Davet edersiniz. Toplarsınız. Oradan atırsınız onları. Bu yeni toplanılan yerlerde daha fazla olur. Yani yeni böyle toplanılan yerlerde daha fazla olur.
İşte gidiyorum ben değişik yerlere. Orada bir arkadaşın birisi asbel kadar her tarafa haber veriyor. İşte toparlanıyor orada. Adam elini almış koltuğunun altına işte bir hadis kitabı veya herhangi bir kitap gelmiş oraya. Orada anlatacak insanlara. Hasbel kadar eğer üç beş dakikada sen geç kaldıysan o oturuyor. Şimdi normal bir kimse hadis okuyacağım deyince ona siz okuma diyebilir misiniz? Diyemiyorsunuz. Veya ayet okuyacağım, işte teksir okuyacağım deyince bir şey diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Ama o kimse normalde eğer ki gerçekten böyle bir çalışma yapacaksa o kendisi bu noktada toplasın, kendisi gayret etsin, o dokuzu hadis-i şerifte der ki siz istenmediğiniz yerde imamlık yapmayın. Sen çık, yap orada Allahu Ekber'te namaza dur.
Millet senin arkasının arkasına gelip de takı oluyorsa senin arkanda namazı kılsın. Ama cemaat toplanmış, burada namaz kılcaz, birisi çıkıyor ben namazı kıldırcaz. Hayır. Sen namazı kıldırmaya kalkarsan kendiliğinden nefsine uyarsın. Sen kendiliğinden insanlara bir şey anlatmaya kalkarsan nefsine uyarsın. Sen orada kalkıp da bir şey anlatabilir miyim deme hakkın yok. Hele tasavvuf adamda hiç yok. Veyahut da sen bir şey, adam gelmiş kapalı spor salonunda program var, bir tane de şiir yazmış kendince, gelmiş oraya. Ben bu şiiri okumam lazım diyor. Hani sanki ona manevi bir emir verilmiş, orada kapalı spor salonundaki programda şiir okucak. Tabi arkadaşlar demişler ki oraya gitmenler için geldi.
Gayet böyle sanki manevi bir ağırlığı varmış gibi böyle kendisine böyle sus vermiş. Bu şiiri okumam lazım dedi. Eğitçi korku dedim ben dışarıda, burada okumam lazım dedim. Böyle baktım, burada okuyamazsın dedim. Buranın belli bir programı var, programı bitti dedim. Yani neler olacağı, neler olacağı bitti. Böyle baktım, burada okuyamayacak bir izleyen dedi. Yok okuyamayacaksın dedim. Bunun gibi bir şey. Yani birisi çıkacak şimdi gelecek, diyecek ki ben burada buraya sohbet edeceğim. Hoş geldin 23 Nisan. Normalde veya hafta işte birkaç hafta arkadaş kim yazdıysa değişik sözler yazmışlar. Sor, cevabını verelim. Ama başından geçeni anlatanı mı ararsın?
Gerek yok. Tasavvufun adamı değil. Allah bize affetsin. Hakkınızı helal edin inşallah. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Vahşi'yi neden affetti? Affetmesin. O rahmet peygamberi. O rahmet peygamberi. Ve bize ölçü.
Ciğerinizi yaralayan Hz. Vahşi'den daha mı ağır bir şey yapacak? Yani kimi? Hz. Hamza'yı katletmeyecek. O zaman burada önünüze bir ölçü çıkıyor. Sizin affetmeyeceğiniz hiç kimse olmadı. Ben bunu asla affetmiyorum dediğine rağndır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini aşmış oluyorsunuz. Eğer siz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hidayetinde hidayetiyle hidayetlendiyseniz sizin affetmeyeceğim dediğiniz hiç kimse olmayacaktır. Buradan şunu çıkarmayın yalnız. Kendi kendiniz hüküme olarak. Tasavvumda bazı insanlar vardır. Belirli hatalar, belirli yanlışlıklar yapar. O hatalarından, o yanlışlıklarından dolayı, hiyerarşik olarak bir görev varsa görevler alınır.
görevden el çektin. Ya vahşiyi affetti de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. İşte Üstad bizi affetmedi. Bu affetmedi değil. Bu ne? Oranın hiyerarşisini korumak. Bir. İkincisi ne? İkincisi, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hz. vahşiyi affetti. Ama dedi ki sen biraz gözünden uzak dur. Cemaatın arkasındadın. Sen çünkü benim ciğerparam olan amcamı dedi katletti. Ha. Bir. Bu noktada derviş bir hata yapar, kusur işler, yanlışlık yapar, eksiklik yapar. O bu noktada Üstad onu geriye attıysa sen bir adım geriye çıkacaksın, üç adım geriye çıkacaksın dediyse işte Hz. Resulullah vahşiyi affetti, sen affettin. Hayır.
O oranın sistemini korumak, hiyerarşisini korumak içindir. Allah muhafaza eylesin. Ve Hz. vahşi o işi yaptığında müşrik idi. Mü'min değildi. Müşrikti. Sen müşrik misin? Allah bize affetseydin. Ama Hz. Resulullah cihada gitmeyen sahabelerle de konuşma yasağı koydu. Ve konuşulmasını istemedi. Hiç kimse onlara selam vermeyecek. Hiç kimse onlarla konuşmayacak dedi. Niçin? Onlar cihad noktasında bir adım geri durdular. Oradan bir geri kaçtılar. Ve az daha Allah resulü ayet inince kadar onlarla konuşmadı. O zaman yapacak olduğumuz şeyler, davranışlar, durduğumuz nokta bizim için çok önemli.
Yani bu soruyu soran kardeşle alakalı değil, birkaç kişi bu noktada biraz serzenişte bulundu bana. Cemaatın içerisinde birkaç adım geriye çektiklerinde serzenişte bulundu. Geriye çekti. Geriye çektik kimseydi bir daha asla öne almayacağımı da söylüyoruz zaten. Bu affetip affetmemekle alakalı değil. Geriye çekildi mi çekildi. Benim tarzımda onun bir daha öne geçme onun tekrar aynı görevle görevlendirilmesi söz konusu değil. Bir yerde ders yaptırıyor. Ders yaptırırken olmayacak bir şey yaptı. Yaptı mı yaptı. Normalde bir daha onun ders yaptırmaya kişisi olmaz. Bunu dervişlikten atmak olarak değil.
Bunu cemaattan atmak olarak da değil. O kimse bir daha ona ders yaptıramaz. Bu hiçbir zaman yaptıramaz. Eğer bana kalırsa ama emir demiri keser çok yavrumuz, çok ağlar, çok sızlar o kimse. İşini bağlar. Peygamber salınları ve selam hazretleri bir şey der. O zaman hiç kimse görecek yapamaz. Ama öbür türlü öbür türlü onun bir daha orada çamışık yapmasın. Zakirlik yapmasın. Ters yönetmesi mümkün değil. Mümkün değildir. Bu işin adamıdır. Bu işin erkanıdır. Bazı insanların bazı şeyleri yapmaya hakkı yoktur. Yapmaya hakkı yoktur. Ve onu yaptıysa onun bir daha geri dönmeye hakkı yoktur.
Allah bizi affetsin. Hakkınızı helal et. Hacı abi selamlasın inşallah. Ben yanımda konuşamadım fazla zaten. Biraz emir varlık oldu ama ben de böyleyim ki. Şu yukarıda bir kişi var. Konuşması bitmedi hâlâ daha ben.
Taktım ha ona. Psikolojisi bozuk herhalde onun. Hazretlerinde babası yola gidenlermiş.
Evde olan bir tanesi bakıyor ve yarın gidiyor. Biz diyor dergâ bir nehrin Hakkası var. Mevla'nın Hazretleri Şimdi İmkâin-i Umum'a düğündür. Bismillahirrahmanirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Allah Senat-ı Üsteli İçerimizde bizdelerle bir şey veriyorsunuz. Çoğumuz tanıyorum. Çoğumuzu tanıyoruz. Hiçbirini alıy Ferrari var. Memlektes Sivas. Muhalla Arifova. Hıvalı yüzünüzleşik afer. Evde. Münafık'ın suresi 9. ayet-i kerimede Cenab-ı Hak diyor ki,
Ey iman edenler, malların vücuklarınız ne kadar sevgili olursanız, ne kadar nüfusunuz kalabalık olursa olsun, ne kadar meşakkatınız olursa olsun sizi Allah'a azim-i şan-i zikrinden geri koymasın. Kim kim bunu yaparsa aşırı ziyana uğrayanlar, Haa kendileri, şeytan Ali'nin nânerinin de yoldaşları diyor Cenab-ı Hak.
Ayet-i kerimede Münafık'ın suresi 9. ayet-i kerimede Cenab-ı Hak'ın hazretleri, Kardeşlerim bizleri çok sevmiş bu zamanlarda. Bizleri yani yazılayasıyla tabir edilecek gibi değil sevdiğinden dolayı. Rabbim'in ilminin nihayeti yok, rahmetinin de nihayeti yok, merhametinin de nihayeti yok, şefkatinin de nihayeti yok.
Şurada sayı diye bir şey yok. Bizleri İslam memleketinde, İslam sülkünden dünyaya göndermiş, ne yaptırmışmış, ne büyük nimet bunu bir düşüneceğiz olursak. Bu yıl ile beraber başın darmati, iki cihan serberine ümmet olmamızı nasip eylerdi. Kocanın biri bana dedi ki, bir hadisi var, levlâ kel evlâh, lemâhâle füretlâh. Bu hadis bile zayıf hadis dedi. Bana sen ne diyorsun dedi. Dedim ki o yabancı ben o hadisi aldım, bir şeyle kenara koyayım. Sen zayıf diyorsan dedim. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede buyuruyor ki dedim, Es-Sâvûdübillâh, Bismillah. Ve mâ efsennâki lâ rahmetelil âlemîn. Ey Habim Ahmet Resûlum, senin 18 bin âleme rahmet olarak gönderdim.
O hadisindir. Eyle bir peygamberin üreti yok, elhamdülillah. Bizim ezer-i evlatta şunu bildin ki yalnız, o levh-ü marzuz denilen levh de, o kot tahtası gibi ama bu dünya büyük büyüklüğünde. Orada geleceğimiz, yaşantımız ve nasıl yaşayacağız. Başımıza ne geleceğiz. Cenab-ı Hakk'a ne kadar ibadet ediyoruz. Ne kadar cıklılar yapacağız. Kimleyle bağlanan hakla değil. Hangi benim kurnumun arkasına geleceğiz. Hep yazılmış, ezer-i evlatta. Şimdi bu yazı olmayan bu kardeşimize ne kadar uğraşırsa uğraşır getiremezsiniz. Orada bu kaderde yazılacak. Hak bir yoldayız.
Doğru bir yoldayız. Sünnet ve cümahat olan bir yoldayız. Beşim, onunca veya dokuzunca Rabbim bu kapıdan içeri adım atmamızı nasip elədi. O gündem, bu benin kaderçi şiddi insanlarla qarşılaştım. Belki çoğumuz dünya edemedi bizi daha. Çeşitli insanlarla qarşılaştım. Çeşitli, çeşitli. Elhamdülillah, iyi günler geldi, geçti. Kötü günler geldi, geçti. İftilalar da geldi, geçti. Kimine üzüldü, kimine ağladı, kimine eşitmedik. Derken bu günler geldi. Şu tuttuğumuz dalı pek tutun. Tevhid dalını pek tutun.
Selvi kavaklar olun. Sizin burada az bizim memlekette, sivas da çok. O kavakların dallarını kesmeyen adamlar çıkar. O İngiliz yerine çıktı mı? Rüzgarda biraz gurur şeyle, sallanır. Orada yine yapışır ki, sımsırkı yerinde de naca'nın keser onları. Gayrı o adam misalı, talihata ve şeriyata ile yapışmak lazım. Damdan düşen bir insanın parçası bulunur. Kolu görürlün, o nefretle yaptırılır. Ama tarikattan düşen insanın parçası bulunmaz. Bunu büyüklerimiz beyler demiş. Allah cümlemize, son nefesimize kader, bu yolda yürümeyi nasip eylesin inşallah. Bu yoldan ayırmasın. Çok yürümesi bir yol. Ey hadibim, şeriat benim emir ve lehiyim. Yap dediklerimi yapın, yapma dediklerimi yapmayın.
Bunun adı ne? Bunun adı şeriat işte. Cenab-ı Hak'ın yap dediklerini yapacak, neyle sahip değilse onu yapmayacak. Yalan söylemeyin, yemin etmeyin, yemeyeyin, hiç düşmeyin, affedersin, kumar veren ayın, zina etmeyin, faiz yemeyin. Günde beş vahidla Allah'ın doktoru görelim. Dostlar, bilmiyorsanız öğrenin. Zengin iseniz zekhada bir hesap edin, verin. Zengin iseniz hacca gelin. Ve senede bir ay oluştur. Gece gündüz de felisi var. Birkaç tane hocalarla bir seyfette bulundum. Seni tanıyız, hadi tanıyız ötekine. Neyse, dedim ki, hocam size bir soru soracağım, müsaade eder misin?
Ben ümüyüm dedim. Kur'an'ın biz dedim, Tanrı uluduğu zamanından geliyoruz, dedim, ezenlerin Tanrı uludur diye uluduğu zamandan. Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede buyuruyor ki, dedim, Es-Tamuzi billahi hübsimdâh vele zikrullahi ekber. Bir açınlar mısın? Hocam dedim. Eş-6 seneye, anlar bir hatim duasına gelmişken, biz de orada bulundum tesadüfen. Bir tanesi dedi ki, evet, en büyük ibadet Allah'a bir müşahını zikretmek, dedi. Hani bir çift kanatlısın hocam, dedim, güldüler. Biz, işte bu ayeti soruyoruz.
Bir müşid-i kâmilin elinden tutan çift kanatlı olur, dedim. Bir cenahîn olur. Tak kanatlı uçmuş uçmaz, bu ayette Cenab-ı Hak, siz açınlarınız. Vele zikrullahi ekber. En büyük ibadet, müşahını zikret. Hacı Misafetli Hazretleri, Rabbim, zikrullah da veriyor, bu halgayı zikirde, toplu zikirde, demin, bir arkadaşım da yazmıştı, dedi, mükâfatı hiçbir yerde vermez, dedi.
Allah'ına gedi, cümle, bayramla, tokunamaz ya, dedi ki, evladım sen beni inlesene, dedi. Rabbim, dedi, içi de, toplu zikrullah da veriyor, mükâfatı hiçbir yerde vermez, dedi. Elhamdülillah, Rabbim bize nasip et, mallarınıza mağrur, zikrullahi ekberlerinden geri koymasın, diyor.
Kim bunu yaparsa, ziyana uğrayan, Zücelal Hazretlerine ne kadar yalmazsak, ne kadar gözyaşı döksek, ne kadar ağırsak, ne kadar ağırsak, bize bu dergahı, bu yolu, bu İslamı nasip ettiğinin, binde bir zerresinin karşılığını diyemek. Ey Habibim, şeriatın ürfe nehliyim, yap dediklerimi yapsın ümmetlerim, yapma dediklerimi yapmasın, yapmasın, yapmayacaksın. İrade-i gücüye, insanın elinde, irade-i külliye, hakkının elinde, şu anda yağmur yağmur, kimi engel olabildi, İstanbul sene gitti, kimi engel olabildi, irade-i külliye, büyük irade, Rabbim verin, sen o yağmurun altında durma, oradan şey geliyor da, güzün irade senin yönünde, oradan kaç.
An-ı İbrat, bana kavuşan yol, tarif, haça gelen kardeşlerim bilir, Araplar yola tarif diyorlar, tarif yani, bir yol diyor, onlar tarif. Tarih, Allah'a, Allah'a, azim şana, kavuşan yol, yürümek. Hiç şüphesüz, elimizden geldiği kadar, duyumuzun gittiği kadar, o yolda yürü, yeberet edeceğiz. Bazen serdilerse, dediğine, Allah düşürmesin inşallah, yine o yolda yürüyeceğiz. Herhangi, en ufacan nefis, bize bir bahane getirirse, gelip, başımıza keberlik, ya ben nefis falan şeyle, şöyle bir bahaneden getiriyor, bundan ustalarını yürüyeceğiz, ne yapayım? O senin şeyin hakkına bakar, ve sana bir esma tarif eder, veyahut da bir yol tarif eder.
Mutlaka, mutlaka, ne için müşid-i kamil ihtiyaç var? Cenab-ı Hak Kırba Suresinin 119. ayetinde buyuruyor. Ya eyyühe esruzü billah, ya eyyühellezine amelü tevullahe, zakkûlû vâs-sâdirîn, Ey iman edenler! Kimlere ne diyor? Bizlere diyor. Buyurun. Eş-havü en-câvı, İçinci an serdere dedi. Es-hav, imanımızda bir tezerriyat dedi. O ayet diyor ki, Ey iman edenler, inananlar, kim olursa olsun, zenginin fakatı, ağası başkası, hamalı, bilmem neyin?
Genel alık. Mutlaka, benim sadık kurlarımla beraber olup. Ayet-i Kerime, Cenab-ı Hakk'ın eserine yarın. Şimdi bu ayet-i Kerime'ye gelince, bu sadık kurları nasıl tanıyacaksın? Şey, ne bana yazın? Nasıl bu sadık kurları tanıyacaksın? Nasıl tanıyacaksın? Genel evin.
Genel evin. Söhfeti bulurur. Allah ve Resul'undan bahsede. O'nu gördüğümüz zaman en yakınınızı görmüş gibi, O'na bir muhabbetiniz, aşkınız, şevketiniz, hasıl olur, konu görür. O'nun huzurundan hiç kalmayı istemezsiniz. Hani Beytullah'ın içinde otururken dünya sevgisini Rabb'i insanın kalbinden alıyor, hep bir yablına gelmiyor, hep Beytullah varıyor. Müşid-i Kâbî'in huzurunda oturken e de aynen olur. Biraz daha söhfet edilse de, biraz daha otursan, biraz daha onun cemanına baksan, biraz daha dinlesen, söhfeti biraz daha uzatsan, böyle bir zatı görüldüğümüz zaman, işte sıkıca yapışıp, O size Allah ve Resul'una ulaştır.
Allah ve Resul'un. İşte Cenab-ı Hakk'ın, benim sadık kurlarım, benim sadık kurlarımla beraber onun demesi Rabb'in ayet-i kerime'de, bize emir, mutlara, mutlara, canı bir neyle değilim ben, elin ne kadar yüksek olursa olsun dedim, mutlara bir müşid-i Kâbî'in iziniyle yetişeceğin dedim. Bir memlekete gidiyorsunuz, Konya'ya, koca, günama, gelmiş gelmiş, hep isimler kaybolmuş, kim kalmış? Mevlana Hazreti'ye kalmış. Kıyamete kadar sevgisi de müminlerin kalbinde. Neden acaba? Dost ile dost olmuş. Müştana dost. Rusya'ya geliyorsun çünkü nemiş sultan bir gelenek.
Ankara'ya geliyorum Hacı Bayram nele Hazreti. İstanbul'a geliyorum filan filan filan … zaptlar. Sivas'a geliyorum filan zaptlar. Neden? Bunlar dost ile dost olmuş. Gele böyle çalışmışlar. Dillerine hakim olmuşlar. Yedi ağzaya hakim olmuş. Bir insan yedi ağzaya hakim olursak, helal kazanır, helal yerse, babasına itaat ederse, ayeti kerime de, demin kardeşim de anlattı.
Sadece, anınızdan babanızdan, anınızdan herhangisinden biri yanınızda olsa onlara öf bile demeyin. Ayet kerime. Onlara öf bile demeyin. Hacı babacığım, git elini öf, yüzlerini öf, giderken bir külü, iki külü, beşik külü. Anneme babanın bir sandığı üzüm alsak, sen de bir külü üzüm alsak, o bir sandığı üzümden, o bir külü üzüm annenin yanından daha kıymetli.
Vah benim yavrum yapmışlar. Bizim babanızın duasını, bizim babanızın duası, Peygamber efendilerimizin ümmetlerine duası gibidir. Atı şiirsel cennetin korkusunu almayacak. Anlatıyor Resulullah Aleyhissel. Bir devamlı iş geçenler, cazruh yapanlar, sinir yapanlar, beyni alamaz olanlar.
Korkusunu almayacak diyor. O gecede, önümüzde geliyoruz inşallah, Adil gecesinde, Arabistan'daki kabile varmış, Beniter kabilesi, bu kadar davarlar çömüş, şahitli yolmuş. O gecede Rabbim, benim kert kabilesinin, boynalarının, o tüylerinin sayısızca insanlara art veriyor. Birbirinizi Allah için seviyin. Birbirimizde usul alamayın. Allah cumartınızı bozmasın. İçinize fitne düşürmesin. Allah'ın dediden, kodudan beni iyilemesin. Beni iyilesin. Kim ne diyse disin. Tuttuğumuz dalıklar tutun ki düşmeyesiniz. Cennet bakan Antep'e gittim. Bilal Baba'yı Danancıkköy'e getirmişler.
Danancıkköy'ün gelin köyü de, Çarşı'na, Çarşı'n gelin köye. Antep'in bu tarafında, balyaların üzerine, kilit yaparlarda, böyle bir oda yapmışlar. O da seyfet ediyor. Dedi ki, şu serini görüyor musunuz kardeşlerim? Kardeşlerim dedi, dere de serinler, duharlar, dene indir. İşte dedi, filan Allah buraya kadar çiftirdi dedi, oradan bir bıraktı dedi ellerini, düştü parça parça oduda, parçası bir araya gelmez. Mümkün değildi. Allah'ın bizleri, zorlu şeriat, tarikat yolundan düşünmesin. bir an dahi ayırmasın. Yüzyadır Hazretleri, son nefesimize kader, bu yolunda cevap etmeyi nasip eylesin.
Sizi fazla katılmayacağım dedim. Kısaca, özet olarak, demek ki, Cenab-ı Yüzyadır Hazretleri'nin, emri ilahiyesi, nasıl ki, Kur'an-ı Kerim'de, altmış kültür yerler, oturt kültür yerler, abimiz selata, vaat-i zekata, abimiz selata, vaat-i zekata, namazınızı bile zekatınızı benim buyuruyor, diğer oturt kültür yerlerde, yerde de, salat, salat, salat, namayı takmayın.
Kalpler, anca Allah adını, şanın zikriyle mutmain olur. Sevişli olur, neşeli olur, mutmain demek ne demek? Bir evladınız, kardeşiniz, abiniz neyse, yeğeniniz askerler, birden zil çalıyor, kapıyı açıyorsunuz kapının, o önde o, yermiş, ne kadar seyirçli oluyorsunuz, o anı bir düşünün. İşte Allah'a bir şan-ı zikr ederek, kalbe o kadar seyirç dönüyor, kalpler mutmain olur. Cenab-ı Zülkenal Hazretleri, bizleri kendine, samimi ümmet eylesin, abime samimi evlat eylesin, kendine kur eylesin, abime samimi ümmet eylesin, evliyasına samimi evlat eylesin, fî sevilillah, birbirimizi Allah için seven.
Cenab-ı Zülkenal Hazretleri, mahşeden, iki sefer, kendi risanı ile seslenecek. Mahşenin en şiddetli anında, bir ayağımızın önünde 80 ay, güneş, iki mızırak koyuşu, dambalar kadar inmiş, eylel-recu, ey Recepayin'i ihya edenler, Recepayin'da çok namazlarlar, orucu tutanlar, üşanı çok sıkı verenler, siz bir ayrının varlığı, bir hasilet-e Recepayin, kendi insanı ile, mülâh dedi, aleyhisselam ve yâdüken mülâh dedi, hukif illâh, buzü billâh, beni sevenleri sevenler, birbirimizi ne için seviyoruz?
Allah-u Azimüşşan'ı sevdiğimiz için seviyoruz. Hukif illâh, buzü billâh, beni sevmeyenlere buz edenler, siz de bir ayrıların varlığı. Bir iki grup ayrından sonra, cehennemin daha başka başka, üç şiddeti, yani hacet olsun. Cenab-ı Hak, birbirimizi candan sevmeyi, samimi olarak sevmeyi nasip eylesin. Birimizde kusur alamayalım, birbirimizde fetah alamayalım, birbirimizin hafesinden çekiştirmeyelim. Şu şeyle bu beyler diyelim. Cenab-ı Hak harf etti. Hükmümüz topraktır, kendimiz meni düşünmüyor. Bizim için neler harf etsek Ali. Bizi zittir etmelik illerde günü değil mi? Hükmü Afanım, Adem Aleyhisselam Efendimiz, birer sokaktan ağrıydı.
Biri hukf açıdan yara dönüyor. Dünyaya gelmemizin sebebi de, affedersin, özür dilerim, babamızın, ananamızın bir araya gelip, bir damla sudan harf olmamız. O da eyle bir su, üzerimize uğraşsak, namaz kılanıyor. Hiç ömür vermeyelim. Onun için aşırı eyle diyor. Öfümüz topraktır kendimiz meni, bizim için neler harf etti beni, onu zikretmeni dinlerde günü. Allah o dinlerden gidesin. Rabbim, insanlar bundan kesmesin. La ima, yatarken, otururken, gezerken, dururken, çalışırken, La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah. Rabbim dinlinden kesmesin. Allah razı olsun. Hazreti Şanakşı ben Muhammed'i, Bahattin'i Şahmet'i,
Ale Celaletin Urmi, Hacı Bektaş ve Hacı Bey, Ya mümeli, Mehmed'in müküntü, İbtada Azatürk'in yukarıına, fediyelik vasil ve sedaaleyele ya Rabbi. Allah razı olsun. İtliyat bir Fatiha. Allah razı olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi