Üstad Mustafa Özbağ

22 Ocak 2011 - Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Temmuz 2012 · 1:04:00

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yıldınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşallah. Kutlarınızı nail eylesin, profetlerinizi muhafaza eylesin, inşallah. Bir kardeş rüya, buraya yazmış ama, burada rüyaları okumuyorum, buradan da rüyaları böyle tevhidle etmiyorum, hakkınızı helal edin.
Bunun, bunun sonu gelmiyor çünkü. Allah bizi affetsin. Buraya ilk davet edildiğimde bütün sıkıntılara sabretmemiz önerildi. 35 yıllık yaşamımda hep parçası çektim. Ruhu üç kuruş etmeyen insanların mezzesi oldu. Artık huzura ermek ve sabır, umlu kahfatını almak lazım olalım acaba. Beklemem gerektiği söylenirdi. Ben dediğim, tanımadan beklediğim gönlü güzel insan gelirdi. Bu saatten sonra gelirdi. İnsanları niye sabret ettikleri önemli. Bir de insanın dünyadan beklentisine, etraftan beklentisine, insanın kendinden beklentisine, kendisi nerede, hangi halde, hangi durumda, hangi noktada, ne istediği, neye koştuğu önemli. Bunların hepsi de, bunların hepsi de insanların kendi dünyasıyla oluşturduğu şeyler, kendi yaşadığıyla, kendi fikriyle oluşturduğu şeyler.
Hiç kimse istemez kimsenin acı çekmesine ama sizin şer bildiğinizde bazen hayır vardır, sizin hayır bildiğinizde de bazen şer vardır. Bu kardeş çok acılı konuşmuş, biraz fazla arabesk olmuş ama, benden daha arabeski yoktu bu durumda, Allah razı olsun. Ama yani öyle değil hayatım, insana gelişelim kardeşle de ama, yani normalde, bakın şunu unutmayın, bir kimsenin iyiliği de kötülüğü de kendisinde saklanır.
Bir kimsenin mutluluğu da, mutsuzluğu da kendisinde saklanır. Bunu dışarıda aramak kadar, insanoğlunu aldatan bir şey olur. Mutsuz bir adamı, hiçbir kadın mutlu edemez. Mutsuz bir adamı da veya kadını da, hiç kimse mutlu edemez. O mutsuzluk insanın içindedir. Bir kimse eğer ki kendisini mutsuzluğun üzerine odakladıysa, onu mutsuz edecek her şey oluşur.
Havanın bulutlanması mutsuzluk, yağması mutsuzluk, yağmaması mutsuzluk, rüzgarın esmesi mutsuzluk, esmezse mutsuz, eserse mutsuz, her halikada mutsuz. Bu insanın kendi iç dünyasıyla alakalı. Meselelere bakışıyla alakalı. Allah'a olan bakışıyla alakalı. Birisi vardır, yani on tane kadın koyarsın önüne mutsuz olur, birisi vardır, sıfır kadındır, mutlu olur.
Veya birisi vardır, sıfır kadınla mutsuz olur, on tane kadınla mutlu olur. Tersine tersine de olur mu olur. Ama burada, o kimsenin kendisiyle alakalı. Bu kendi içinde sakla insanı. Yani bir kimse kendisini mutsuz edecek, hadiselere o noktadan yaklaşırsa mutsuz edecek. Kendisini mutlu edecekse, hadiseler kendisini mutlu edecek pencereden bakarsa mutlu olacak.
Bu herkes için geçerli. Burada insanların kendi şahsi dairesinde uyumakla sorunlu ve zorunlu olduğu bir tek bir şey var. Kur'an ve sünnete uyumak. Eğer Kur'an ve sünnete uyuyorsa bir kimse, bu noktada o kimse üzerine gelen bütün her şeyi hayır kapısından yorumlayabilir. E sen gitmişsin, içki içmişsin, ya ne yapacağım ben şimdi ben? Yani içki içerken de birisi gelmiş, dövüşmüşün, kırışmışın, mutsuzsun. Ya ne yapayım ben şimdi sana? Haramla iştikal etmişim. Veya birisi gitmiş küfretmiş, birisi gitmiş kıybet etmiş, birisi gitmiş dedikodu etmiş. Bu kendince haram ekiyor yoluna, kendince mutsuzluk ekiyor yoluna. Ne yapacak şimdi o insan? Ama kendi yoluna helal ekerse, kendi yoluna mutluluk ekerse, o karşılığında helal ve mutluluk bulacak.
İnsanlar Kur'an ve sünnete uydukları müddetçe vicdanen rahat olacaklar. O kimse kendi iç aleminde rahat olacak. Kendi iç dünyasında herhangi bir hesabının verilmeyeceğinin, verilmeyecek bir hesabının olmadığını görür. Ama Kur'an ve sünnete uymadıysa, kendince, kendi hayatını rüzgara göre yönlendirdiyse, haramı görmediyse, helalı helal görmediyse, hayatını tanzil ve tasnif ederken, kendisinin, kendi hayatını bir temel olarak, felsefi olarak bir yer oturtmadıysa, onun söyleyecek bir lafı yok ki.
Kimsenin söyleyecek bir lafı yok. Yani bu noktada bütün insanlar, bütün müslümanlar, bütün kadınlar, bütün erkekler, hayatlarını salt, salt Kur'an ve sünnete odaklayacaklar. Bakın hayatınıza, hayatınızı haramlarla süslediyseniz, hayatınızı haramla ilişkilendirdiyseniz, o haram sizin önünüze çıkacak bir gün. O yanlışlık sizin önünüze çıkacak bir gün. O eksiklik sizin önünüze çıkacak bir gün. Yani bir kadın düşünür, kocasına haram davranmış. Haram davrandı, o adam bir gün gelecek, ondan dönecek, o haram davranışla alakalı hesap soracak. Veya dönecek, hatta cahil bir insansa intikam alacak. Ondan sonra adam böyle yaptı. Ya kardeşim, sen haram davranan sen değil misin ona?
Veya bir insanlıysa, onun dönecek intikamını alacak gibi bir insansa. Bir insan değilse, icabında diyecek ki, yok bu çekilmez, her gün dayakmayacağım senden. Çek, çek, gidecek. Yani, veyahut da işte, bu insanların kendilerince, kendisidir bu insanların, kendisini birini bir noktaya getiren. Sen etrafında zulmediyorsan, senin etrafında hiç kimse kalmayacak gibi. Bir, şu, burada bir derviş düşünürüm, dergâhta bir adam etrafında zulmediyor. E, arkadaşların onu teker teker terk edecek onu. Bir gün gelecek, herkes onunla selamı sabahı kesecek. E, kimden burada kabağı? Adamın kendisinde. E, bir komşu düşünün. Önüne gelenle kavga ediyor. E, bir gün apartman onunla hiç kimse konuşmayacak.
E, kimde kabağı? O önüne gelen herkesle kavga eder insanlığa. Veya bir esnaf düşünün. Dükkanında herkesten kavga ediyor. E, bir gün gelecek, müşteri girmeyecek o dükkana. Müneş-i salak değil ya, aptal değil ya. Veya bir ürün üretiyorsunuz. O ürün kötü çıkıyorsa, bir gün gelecek, yemeyecek insanlar. Ya, dışarıda lokma pişiyor mu? Pişiyor. O lokmanın içi eğer hamur olursa, bir sefer hamur, iki sefer hamur. Üçüncüsünde yemeyecek hiç kimse. Doğru mu? O zaman, bir timselin yaşadığı şey kendisiyle alakalı. Siz eğer elma ekerseniz, elma yersiniz. Armut ekerseniz bahçenize, armut yersiniz. Diken ekerseniz bahçenize, diken yersiniz.
Bahçenize mutluluk ekerseniz, mutluluk yersiniz. Bahçenize mutsuzluk ekerseniz, siz mutsuzluk biçersiniz, onu yersiniz. Bahçesine ateş eker, muhakkak ki ateş yalacak. Bahçesine gül eker, muhakkak ki gül koklayacak. Bahçesine karanfil eker, muhakkak ki karanfil koklayacak. O zaman eker kim? İnsanın kendisi. İnsanın kendisi. O yüzden Cenab-ı Hak der ki, ey iman edenler siz nefislerinizi, kendileriniz ateşe atmayın. Sen kendilerinle kendi kendine ateş atma. O mutsuzluk kapısını aralayan sensin. O yanlışlık kapısını aralayan sensin. O eksiklik kapısını aralayan sensin. O yanlışlığınla, eksikliğinle insanlar kaçacaklar.
Bir kimse etrafına, bir ev etrafına, bir cemaat etrafına, etrafına koku saçıyorsa, orada hiç kimse kalmayacak. Kötü kokudan kuşlar bile kaçar. Kötü kokudan yırtıcı hayvanlar bile, yırtıcı hayvanlar bile. O zaman etrafınıza kötü koku sizin etrafınıza alacak. Kötü kokuların içerisinde yaşayan insanlar kalacak. Onların burunları çünkü kötü kokuya alışmış oraya. Eğer kötü kokuya alıştıysanız, siz temiz kokuya algılayamayacaksınız zaten. Ömrün boyunca parfüm sıkmış, ömrün boyunca parfümlenmiş bir kimse, natürel bir kokuya algılayabilir mi? Algılayamaz. Kokusunu alamaz.
O karanfilin kokusunu alamaz. O leyla kokusunu alamaz. O mor sümbülün kokusunu alamaz. O fesleğenin kokusunu alamaz. Neden? O sahte kokularla burnunu sahte kokulara alıştırdı. Onun için güzel olanı sahte kokular geldi. Bir gün onu karşılaştırdığımızda, o zaman anlayacak ki bir natürel koku varmış. Fesleğenin kokusu buymuş. Karanfilin kokusu buymuş diyecek. Kıymetli kardeşler. Bugün gerçek manada insanlar, gibi bir kokuyu algılamaktan uzaklar. Niçin? Hayal dünyasında yaşıyorlar. Sahte bir dünyada yaşıyorlar. Sahte kokulara, sahte sevgilere, sahte arkadaşlıklara, sahte dostluklara, sahte eşliklere, sahte çocuklara sahipler. İnsanlar sahte, eşin sahte, çocukların sahte, arkadaşların sahte, işin sahte, dostların sahte.
Lan neden sahte, nesi sahte? Beni gerçek manada sevmedikleri için. Sen de onları gerçek manada sevemediğin için. Sen sevmiyorsun, onlar da seni sevmiyor. Sen seviyorsun, onlar seni sevmiyor. Zulmet diyorlar sana. Onlar seviyor, sen sevmiyorsun. O zaman bir şey de sahte. Ve insanların mutluyum dedikleri şey de sahte. İyi bir kasak alırsın mutlu. Restoranda yiyorsan mutlu. Bir otel beş yüphedersin mutlu. Nasıl olursa mutlu. Sonu yok ki. Yarın altı yıl kızaracak.
Ertesi gün yedi yıl kızaracak. Bu yaz, karede tatil yavrum. Bir dahaki yazı diyecek ki, nasıl sahillerine gitmek istiyorum. Nasıl sahillerine gidecek? Karayla. Neden? Yani mutlu olduğu şey o. Sahte. Bugün x markaya gidecek, yarın x markaya gidecek, öbür markaya gidecek. Mutlu olduğu şey ne? Sahte. Bugün çok lüks bir arabaya binecek, yarın bir lüksü daha çıkacak, onu da almam lazım diyecek. Mutlu olduğu şey ne? Sahte. Mutlu olduğu şey, sahil bir şey değil, doğru bir şey değil, gerçek bir şey değil. Arkadaşı var, ne zaman para isterse ondan alırsa, arkadaşı bütün para isterdi alamadı. O arkadaşı değil. Sahte.
Veya bir dostu var, arkadaşı var, hastaneye düştü, unuttu. Dostluğu var. Sahte. Bir eşi var, hasta oldu. Kadın çekti gitti, anasını yöne. Sahte. Sahte. Kadın çekti gitti, anında bir koca buldu, anında bir sevgili buldu. Sahte. Ramona gitti gitti, bir daha dönmüyor. Sahte. Aslında her yüzü düşüyor. Bu kapattı.
Sahte. Sabah'ın haberi geliyor. Sahte. Ya bir sandevi çiğinliğe kadar. Bir sandevi çiğinlik yapmak. Bu kadar. İkinci bir sandevi çiğinmeye gerek yok. Sahte. Devletin adam seni arkadan vuruyor. Sahte. Bunu yaşıyoruz biz. Ama bunları yaşarken önce kendimize bakacağız. Biz ne kadar sahihiz, ne kadar iyi babayız. Biz ne kadar iyi üstadız, dermişiz.
Biz ne kadar iyi komşuyuz. Ne kadar iyi esnafız. Biz ne kadar iyi sokağımızı temizliyoruz, etrafımızı temizliyoruz. Biz ne kadar insanları gördüğümüzde selam veriyoruz, tebessümle davranıyoruz. Biz ne kadar aç doyuruyoruz. Biz ne kadar açıkta kalanlara kol kanat geriyoruz. Biz ne kadar annemize, babamıza bakıyoruz. Biz ne kadar dedelerimize, nenelerimize bakıyoruz. Biz ne kadar büyüklerimize saygılıyız. Biz ne kadar küçüklerimize sevgiliyiz, şefkatliyiz, merhametliyiz. Biz ne kadar, biz hep umut kendimizden bakmak. Biz neyi ne kadar yapıyoruz. Biz ne kadar namaz kılıyoruz. Biz ne kadar tövbe ediyoruz. Biz ne kadar iyi kul olmak için çaba sarf ediyoruz. Biz Allah'ı ne kadar seviyoruz.
Allah'tan kocaman sevgi bekliyoruz. Ne kadar seviyoruz. İstiyoruz ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bizi sevsin. Biz onu ne kadar seviyoruz. Biz onun sünnetini ne kadar helal işliyoruz. Ne kadar haram işledik. Biz bugün kaç kişinin kalbini kırdık. Biz bugün kaç kişinin gönlünü yaptık. Biz bugün kaç kişinin derdini dinledik. Biz bugün kaç kişinin derdiyle dertlendik. Biz bugün kaç kişinin derdine merham olduk. Biz bugün kaç kişiye dert olduk. Biz bugün kaç kişinin derdine çomak sokup onun canını acıttık. Biz bugün kaç kişiye dilimizi uzattık. Biz bugün kaç kişiye gözümüzde taciz ettik.
Biz bugün kaç kişiye elimizde taciz ettik. Biz bugün kaç kişiye ayağımızda taciz ettik. Biz bugün kaç kişiye bakışımızda taciz ettik. Biz bugün kaç kişiye sert bir yüz ifadesiyle davrandık. Biz kaç kişiye sert selam verdik. Biz kaç kişiye asıl yüzle davrandık. İnsanları bir araya toplansalar, seni mutsuz edemezler.
Sen bütün dünyanın insanlarını mutlu etmeye kalksan, Allah. Mutsuzluk da, mutluluk da bizim kendi iç alemimizde. Kendi içimizde. Bütün insanlar toplansalar, sizi mutlu edemezler. Bütün insanlar toplansalar, sizi mutsuz edemezler. Ancak mutluluk ve mutsuzluk insanın kendi iç dünyasındadır. Bir kuşun sesini duyabiliyorsan, mutluluk ondan mutluluk duyabiliyorsan, bir arkadaşınla, kardeşinle karşılaştığında selamın aleyküm, aleyküm selam. Bundan mutluluk duyabiliyorsan, nefes almaktan dahi mutluluk duyabiliyorsan, bir lokma, bir kaşık çorba içmekten mutlu olabiliyorsan, bir lokma ekmek yemekten mutlu olabiliyorsan, bir bardak su içmenin lezzetini, lütfunu, ikramını anlayabiliyorsan, bir eşe sahip olmanın, bir eşe sahip olmanın mutluluğunu yakalayabiliyorsan,
Allah bir evlat vermiş, evlat vermiş, evladının olmasının mutluluğunu yakalayabiliyorsan, veya bir kardeşinin, bir arkadaşının, bir dostunun var olduğunu bilmenin mutluluğunu yaşayabiliyorsan, yani bunlar önemli şeyler, benim bu akşam gidebileceğim bir tekkem var, orada kardeşlerle, arkadaşlarla sohbet edeceğim, orada sema edeceğim, Allah'ı zikredeceğim, büyük mutluluk, büyük mutluluk, onlarla ben yüz yüze geleceğim, göz göze geleceğim, dualaşacağım bugün, büyük mutluluk, kaçırmak istemiyorum, bunu ez geçmek iste,
benim için büyük mutluluk, çocuklarımla ben, büyük mutluluk, benim için büyük mutluluk, evimden içeri girebiliyorsan, büyük mutluluk, dostluğum var, arkadaşım, simanlar var, yine buradayız, beraberiz, 13-14 yıl oldu, değil mi? Büyük mutluluk, yıldan beri arkadaşlığım, kardeşliğim devam ediyor, büyük mutluluk, Hacı Remzi var, 17-18 sene oldu mu Remzi abi? 15-16 olmuş, 16 yıl, çıkmadı. Remzi abi bu böyle olsa, tamam öyle oldu. Ben cilt, egoist istihdamım, kendimi tanıyorum ben.
Bunun cilti ve samimi söylüyorum, dediğim olsun isterim. Alıştırdılar beni öyle çocukluğumdan itibaren. O da bana sabrediyor, ne yapsın? Bir insan kendince, kendince bunu algılayabiliyorsa, mutluluk. O yüzden kardeşler, mutluluğu bu noktada kendi iç alemimizde yakalayabiliriz. Sineğin uçuşunu görmek, büyük mutluluk, büyük lütuf. Annem var şimdi benim, şekerimden dolayı iki gözü de görmüyor. Onun haline bakınca, görmenin ne büyük lütuf olduğunu görüyor. Tuvalete gidecek yardımcı lazım. Yemek yiyecek yardımcı lazım. Küçük çocuk gibi ağzından besleniyor. Küçük çocuk gibi.
Elbisesini giyemiyor, bir şeysini çıkaramıyor. Tuvalete gidemiyor, bayo yapamıyor. Yemek yiyemiyor. Bir yere adım atacak, korkuyor. Görmeyince, korkuyor. Anne burada basamak var, tutuyorum seni diyorum, atamıyor adımını. Çocuk gibi, çocuktan daha zor. Çocuk görüyor, o görmüyor. Diyorum ki, yarabbi ne büyük nimetmiş görmek. İnsan hani, ilk böyle dervişlikle tanıştığım zamanlarda bir kıssan hatırlardı. Muhittin Araba Hazretleri, mana aleminde Cenab-ı Hak demiş ki, neyle geldin? Böyle ibadetleri gözüne görünmüş. Hani ibadetlerin var gibisinden. Mana da demişler ki ona, ey muhiddin!
Bütün ibadetlerini topladık, bir kefenin. Demiş, sol gözünün görme nurunu bir kefe koymuş, hemen orası çökmüş aşağıya. Demiş ki, ömrün boyunca yaptığın ibadetlerin birkaç sevaplarını verdim. Sol gözünün görme nurunu bir kefe koydum, o ağrı geldi. Bırak geri kalanlar. Mübarek, derlenmiş, toparlanmış. Ya Rabbi, lütfunu isterim, ikramını isterim. Ben küstahlık ettim. Neyi? Tövbe etmeye başlamış. O manada, bir kimse görmenin, görebilmenin, düşünebilmenin, ne bilmenin, var olması, imanla hemhal olmasının mutluluğunu neyle ölçebilir ki?
Mutsuz kardeş, mutsuzluk bir davına atan kardeş. Çık oradan, oradan çık. Ümitsizlik yaşama. Hazreti Mevlana'nın İslam. İslam. Bu dergah dediği Hazreti Mevlana'nın ama sünnet. Ümitsizlikler dergahı değil. Günde olmaları neler doğar. Zaman içerisinde zaman yaratılır. Hal içerisinde hal, ona dayanalım. Onu tesbih edelim, onu tenzih edelim. Başınızda bir sıkıntı varsa tövbe edin. Tövbe edin. Bir müşkülatla karşı karşıyasanız tövbe edin.
Önünüzde aşamadığınız bir engel varsa tövbe edin. Hani gitmişler ya Hazreti Ömer Efendimiz'e. Yağmur duası için. Mübarek giderken tövbe etmiş, dönerken tövbe etmiş. Demişler ki ya Emrebbü'nün. Yani yağmur dağasına çıkarken tövbe ettin, dönüşte yine tövbe ettin. Kim iman eder, iyi amel işler, Allah'tan mağfiret dilerse, Allah onlara gökten yağmur yağdırır. Gökten onlara merhamet eder. Sema onların önüne eğilir. Sema onların önüne eğilir. Bu ayet-i kerimeyi okumuş. O zaman ne sıkıntınız var ise, Allah'a tövbe edin. Bana tövbeyi dilime persenek ettim ya. Kulluğun kapısıdır. Tövbe sırrın kapısıdır, sırrın. Sırullah dahi, sallallahu aleyhi ve sellem, günde yüz kez tövbe ederdi.
Onun tövbesi günahlarına değildi. Tövbesi bir önceki halineydi. Sırdan sıra geçerdi. Makamdan makama geçerdi. Her sır perdesi aralandığında, bir önceki sır perdesinde kalışına tövbe ederdi. O her hal geçişinde, bir önceki haline tövbe ederdi. Biz, onun ümmeti olarak günahlarımıza tövbe ederiz. Kusurlarımıza tövbe ederiz. Kendimizi hatasız, kusursuz görmekten uzak tutarız kendimizi. Asla bu noktada görmeyin kendinizi. Devamlı tövbeye, devamlı mağfirete, devamlı Allah'tan dilenmeye biz kuluz. Zengin olan Allah, fakir olan bizleriz. Mağfiretecek olan Allah, günahkar olan bizleriz. Eksik olan biziz.
Tam olan Allah. Şurada bir şey geldiyse, Subhanallah-i ve bihamdihi derse, cennette onun için bir tuğba acı dikilir.
Ben Subhanallah-i ve bihamdihi dediğin anda, cennete bir tuğba acı diktin. Yiyeceksin, yiyeceksin. Bak daha sonra Subhanallah-i ve bihamdihi, cennet kapırasını araladın. İşte oku, yaparken oku, çalışırken oku.
Subhanallah-i ve bihamdihi, Subhanallah-i ve bihamdihi, yüz tane her gün cennete ağaç dikiyor. Günahı olsa,
açıcıdır. Göklerin anahtarı, hızlı gökten inen. Her şey bozulur.
Efendimizi şeytanla konuşup, sorular sorduğu doğru mudur? Peygamber Efendimizin önceki peygamberlerle namaz farz mıydı? Evet, bütün peygamberler namaz kıldı, hepsine de farzdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, şeytanla konuştuğu da rivayet edilir. Hani der ki, en çok sevmedin kim? Şeytana sonra, dedi Resulullah. Der ki, sensin. Dünya üzerinde der, sevmediğim kimse, en çok nefret ettiğin kimse, sensin ya Resulullah. Sen der, evini nerede kurdun?
Hadi işte bu. Benim evim denizlerin üzerindedir der. Şeytanın neredeymiş dünyada evi? Denizlerin üzerinde. Sahillerin neden çıçıklar? Dünya üzerinde, fuhuşun en fazla olduğu yer sahillerdir. Dünya üzerinde Allah'ın men ettiği, lanet ettiği, melanetlerin hepsi de deniz kenarlarındadır.
Evden kaçan kız deniz kenarına kaçar. Evden kaçan kadın deniz kenarına kaçar. Zina yapacak olan adam deniz kenarına gider. Gaflet deniz kenarındadır. Husumet deniz kenarındadır. Her şey deniz kenarındadır. Çeşmeye kaçar. Şakasına kaçıyor. Orada sanatçılar orada. Dansözler orada. Nereye gidiyor insanlar? Antalya'ya kaçıyor. Nereye? Beş boynunuzda otellere. Patil yapıyor insanlar. Beş boynunuzda otellerde. İç. Zehirleninceye kadar. İstediğin kadar.
Denizin üstünde. Şimdi boş muhabbet. Öyle değil mi? Buldum, buldum, bunu buldun şimdi. Deniz kenarında yaşıyor. Siz deniz kenarlarına kendinize yurt edinmeyin.
Siz ovalarına kendinize yurt edinmeyin. Hadis-i Şerif o iki. Deniz kenarlarına ve ovalarına kendinize yurt edinmeyin. Neden? Şeytan denizin üzerine otağını kuruyor. Otağını kuruyor. Şeytan diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri diyor ki sen ne yaparsın ordularına ne yaparsın? Diyor ki ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ben diyor her sabah olduğunda bütün diyor askerlerimi gönderirim insanların içerisine.
Denizden itibaren. Denizden itibaren. Benim en çok hoşuma giden diyor karı kocanın arasını bozmak. Arasını bozarım o benim eğer diyor birisi gelir de şeytanlardan birisi ne yaptınız? Akşam olduğunda toplarım onları diyor. Sorarım ne yaptınız? Biri der ki diyor karı kocanın arasını bozdum. Hımm iyi aferin sen iyi yapmışsın. Birisini der ki diyor ben onu dinden imandan uzaklaştırdım. En güzeli o. Şeytan kimi sevmez? Beni sevmiyor biliyor musun? Peygamberleri de sevmiyor.
E şeytan kimi seviyor? Kim haramın içerisinde dolaşırsa onu seviyor. Diyor ki sen kime dokunmazsın? Diyor haramın içerisinde yüzenlere dokunmam. Hatta diyor onlar gelir benimle dostluk kurmak isterler. Ben derim ki diyor size gerek yok benim sizle uğraşacak zamanım yok. Neden? O zaten haramın içinde ya. Ne uğraşsın o zaten şeytanın kucağında o. Şeytan bunu istediği yerinden öpüyor zaten. İstediği yerinden öpüyor onu. Onun emrinde zaten o. Lazım olunca gel diyor tıpış tıpış gidiyor. Gitti tıpış tıpış gidiyor. Onun emrinde o. Onun müridi o. İçki içiyor. Şeytanın müridi. Delikodu yapıyor. Şeytanın müridi. Kıymet ediyor. Şeytanın müridi.
Kumar alıyor. Şeytanın müridi. Müridi. Faizle iştigal ediyor. Şeytanın müridi. Arasını bozuyor. Şeytanın müridi. İlkü arkadaşın arasını bozuyor. Şeytanın müridi. Birisini Kur'an ve sünnetten uzaklaştırıyor birisi. Şeytanın müridi. Biri diyor ki bu akşam sohbet var. Ben sohbete gideceğim. Öbürki diyor. Bırak ya ne yapma gideceksin oraya. Bırak ya işte. Şeytanın müridi. Birisi diyor ki ya ben filanca efendiye bağlıyorum. Ona mı bağlandın? Tığa Allah cezanı versin ya. Ne yapma ona bağlandın? O şöyle bir adam. Bu ne var şeytanın müridi. Sarıklıdan da var. Kim kimi ama sünnet yolunda halı koyuyorsa şeytanın müridi o. Market işletiyorum.
Yalnız olduğum için namazımı kılamıyorum. Evde cem etmem uygun olur mu? Olur ama. Yani iyice toptancı zihniyet olmasın. Kılmaya gayret edin. İşlemeye gayret edin. Olmaktansa iyi. Bir sohbetinizde insan resmi asılı olan eve melaike girmez demiştiniz. Tekkede iki odada da asılı uygunsa bunu açıklar mısınız? Bu normalde insan bir bütün halindeyse, bütün halindeyse, o bir insan bütün halinde olduğundan oraya melaike, ahmet melaikelere girmez. Tekkede dediği burada mı var resim? İçeride vardır herhalde. İçerideki resimler o semayı gösteren resimler mi acaba? Semayı anlatan resimler değil mi? Onlar mı? Ama normalde bizim burası resmi bir kurum gibi.
O yüzden bazı şeyleri, bazı noktalardan yanlış anlaşılmasın. Allah bizi afferse. Bu semahaneye bakın siz. Arkadaşlarla pikniğe gidiyoruz, onlar alkol alıyorlar. Ama ben kullanmıyorum, gitmemde sakınca var. Bir kimse normalde günah işlenen bir yerde kendi isteğiyle oturuyorsa, bir zorunluluğu yoksa, o da günah işlemiş gibi olur.
Ama orada bir derdi varsa, yani onları o günahtan alıkoymak, onları o yanlışlıktan alıkoymak, onlara bir şeyler anlatmak var ise o zaman ona bir cevaz kapısı açılır. Bu içki olabilir, bu kumar olabilir, bu işte başka bir günah kebair olabilir. Mesela bir arkadaşı vardır, kağıt oynuyordur, onu oradan alıkoymak ister. Oraya gider, onun arkadaşı olur ki onu oradan alıkoyayım diye. Bundan uygun olur. Ama öbür türlü biraz sıkıntılı. Kader mutlaka kesin midir? İnsanın kendi kaderine yön verilmesi mümkün müdür? Bu normalde kaderden algıladığınız şeye bağlı. Yani bir kimsenin erkek doğması kaderdir. Ne yapacaksınız, değiştireceksiniz mi? Kim değiştirecek?
Bir kadının kız olarak, kadın olarak doğması kaderdir. Kim değiştirecek? Gözlerinizin önde olması kaderdir. Kim değiştirecek? Benim kaderden algıladığım bunlar. Ama günlük hayat, lef-i mahfuzda yazılır, mahfuzda yazılır. Bunun iradesi bizimle artık. Ben buraya kendi irademle gelmeyi istedim. Yaratan Allah. Ben kendi isteğimle geldim. Yaratan Allah. Gelmek istedim. Yaratan Allah. Oturursan gelemezsin. O zaman kader böyleymişti mi diyeceğiz?
Hayır. O zaman namaz kılmayan da diyecek ki, kader böyleymiş. Ben namazı kılmadım. Benim suçum yok. Bunun iradesinin dışında olan kader vardır. Bunun iradesinin dışındadır o. Neşin doğması, batması gibi. Elma ağacındaki elmalık gibi. Doğması gibi. Değiştirecek kimse. Bir kimsenin iyi doğru yük üzeri seçmesi veya yanlışlıkla ısrar etmesi. Kendi iradesinin sonucu. İnsanlar neyi değiştirmek istiyorlar bilmiyorum ki. Hayatım boyunca herhangi bir şey değiştirmek istemedim hiç. İnsanlar değiştireceklerse kendi üzerlerinde haram kapılarını kapanacaklar.
Bu insanın kendi iradesinin neticesidir. Kapının kapanması, bir helal kapının açılmasıdır. Gel şöyle. Biz bundan sorumluyuz. Allah bizi affetsin. İki kelam edelim de.
İlk için başarı dileyelim. Edepsiz, alın mahrum kalmıştır. Edepsiz, yalnız kendine kötülük etmez. Bütün çevreye ateş saçar. Nurdan bir taştır insanın başında. Haramlardan uzaklere saygılı olmak, küçüklere sevgili, şefkatli ve merhametli olmaktır.
Edep, elini, gözünü, dilini muhafaza etmektir. Edep, kalbini muhafaza etmektir. İş aranı muhafaza etmektir. İnsanlarla ilgi ve alakanı kesmektir. Lütfunu gözetmektir. İkramını gözetmektir. Olmazsa bunu keser insanlardan. İnsan, besmeleyle, kubetsiz çıkan. Üçün bir şekilde riayet etmedi.
Ve o iki namaz arasın. Eğer ki günah-ı kebari işledi, namazın edebine riayet etmedi. Edebine riayet etmedi. Riş, dışarı çıktın. Kadının bacağına baktın. Nesline baktın. O mülküne baktın. Onun dükkanına baktın. Onun parasına, puluna baktın. Yani lütuflarını seyret. Allah'ın sana olan rahmetini tefekkür et. Allah'ın sana olan mahvuretini üzerinde hisse. Edebi koru. Ebi muhafaza et. Haddi aşma. Hazreti Mevlana diyor ki bak. Edepsiz yalnız kendine kötülük etmez. Tüm çevreye ateş saçar.
Sen çevreye ateş saçma. Sen çevreye zarar veren etrafı yangın yerine çevirme. Sen eline ateşi alıp ortalığı yakma. Kılsız çocuklar gibi olma. Deli insanlar gibi olma. Etrafı edepsizlik sıçratma. Etrafa kirlilik sıçratma. Etrafa laşe kokuları sıçratma. Etrafa kötü kokuları sıçratma. Peşine takılsın.
İnatçı olma. Bak. Keçi inat etti. Hazreti Nuh'un gerisine binmek için. Hazreti Nuh'un gerisine binmek için. Rivayet edilir. O keçi inat edince geriye binmek için. Hazreti Nuh rivayet edilir ki. Onun kuyruğundan tuttu. İçeri zorla attı. Keçi inatçı. İnat etme. İnat etme. İnat edersen kez açar. İnat edersen edepsizlikte. Allah senin ayıplarını orta yere çıkarır. Edebinin noksanlıklarını orta yere çıkartır. Tövbe direnme. Zikret. Edebini muhafaza et. Yeryüzünde tevazu ile yürü.
Yeryüzünde kibirli olarak dolaşanlardan olma. Adil ol. Kadınsan kocana itaat et. Otur. Edebin açıl. Senin edeb yakları kapandı bak. Onun kuyruğunu büyüt verdi.
Neden? İyi niyetinden, iyi huyulundan. Koyun gibi ol. İnatçı olma. Keçi gibi. Keçi gibi inatçı olunun. Ne kadar yanlışlığı varsa herkesin gözünün önüne sürer. Onun gerçek ahlakını koyuverir insanların gözünün önüne. İnatçı. İnatçı insan. Keçi gibi olur. Allah muhafaza et. Edebili ol. Güzel ahlak. Af yolunu tut. Evinde bağırıp çağırma. Eşine, kocana bağırıp çağırma. İşlerinde çalışan adamlarına bağırıp çağırma. Edepsiz. Olmazsan. Birisi bağırıp çağırır. Bütün mahalle rahatsız olur.
İşlerinde bağırıp çağırır. Edepsiz. Bütün işleri rahatsız olur. Müşteri girer dükkana bağırır, çağırır, küfreder. Bütün dükkanı rahatsız eder. Edepsiz. Birisi burada bahçede bağırır, çağırır. Edepsiz. Uyuma ona. Konuşuyor boyuna. Edepsiz o. Uyuma ona. Konuşma ona. Anlatacaksın diye uğraşıyor ona. Uyuma. Edebim o gayrı o. O ateş saçıyor etrafına. Herkes kendi sohbet etme. O orada bir şeyler anlatacak ne uğraşıyor. Ve akkaşıya çekiliyorlar. Kadara gülüyorlar. Nasıl tekke? Sohbet var bugün. Kırakınacaksan git parka. Kırakınınacak yerlere git. Ateş, haddini, edeb yok. Diyorsak git bir yerlerden kur bir halakal.
Sohbet et oradan. Fiş. Kendi içinden dahi konuşmaz. Dinler. Aha Allah. Sohbet var ya. O adam da çok zikir ediyor. Edepsiz o. Dindendiği yapmıyor onu. Gösteriş yapıyor. Şatat yapıyor. Sohbet ederken gözyaşlarıydı.
Kendi kendilerine mırıldanmak. Kendi kendilerine zikirlah yapmak değildi. Ağlarlarken. Elini başlarının üzerine geçirirlerdi. Ağlarlarken. Bakmak, bağırmak, çağırmak. İşte böyle kendini duvardan duvara vurmak. Edepsiz insan etrafına ateş saçar. O şeytanın mürididir. Edepsiz olan. Şeytanın müridi. Kıymetli kardeşler. İsterili kuruludur. Seni günahkar dinlemek. Zikir vasıtasıyla sohbet etmek.
Konuşmak. Kıldırcınla helva gibi. Der ki biz biraz soğan sarımsak yemek istiyoruz.
Ne dedi Musa? Siz edebi açtınız. Siz Allah'ın ikramını görmez oldunuz. Yıkın bu şehirden dedi. Yürüyün. Allah'ın indirdiği sofraya hainlik ettiler. Otursaydı. Şehir kim?
Şehri. Yerin şehri. Gittiysen o velinin sofrasına çok affedersin. Gittiysen o veli sofrasında nasip arama kendine. Yürü git. O şehirde senin yerin yok. Yürü git. Şehirde senin içecek suyun bile yok. Sen o veliye alamazsın.
Açık konuşuyorum. İşte edeb. Siz edebi açtınız. Siz haddi açtınız. Bundan sonra sizin için iyi bir şey bulmuyorum. Allah'a kalktan sofraya indi. Onlar da edebsizlik ettiler. Bir müddet sonra istemediler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler. Edep nurdan bir taştır. Günlük hayatınızı yatıncaya kadar edep ve süsleyin. Yattığınızda bile, yattığınızda bile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebini koruyun.
Sağ tarafınıza yatın. Abdestli yatın. Şunuza doğru çekin. Öğle yatmanız daha iyi. Allah'ın ve sellem hazretlerinin sünnetine huysun. Öğle yatın yatarken. Bakın derviş kalkmasından akşam yatıncaya kadar geçirir ki bütün gününü zikirle geçirmiş olur. Bütün gününü ibadetle geçirmiş olur. Böyle abdesti yatıp zikirle yatan kimse uyanıncaya kadar geçen zamanında zikirle, ibadetle geçirmiş gibi sevap verilir. Bakın edep insanın bütün gününü zikirle, ibadetle geçirmiş gibi sevapla doldurdu. Bütün gününü. Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi edepli eylesin.
Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. El Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi