Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 7 Ağustos 2020 · 15:45
Ben ne söyleyeyim, eşi, dostu bulunmayan, o sevgiliden ne anlatayım ki, bir damarım bile ayık deyin. Bu ayrılığı, bu ciğer kanını anlatmayı bırak şimdi, bir başka zamana bırak. Can dedi ki, doyur beni, açım, tez ol, vakit keskin bir kılıç çünkü. Ey arkadaş, Sufi vaktin oğludur, yarın demek yol şartından değildir. Yoksa sen, Sufi bir er değil misin, var olan, veresiye yüzünden yok olur gider. Hazreti Mevlânâ, kendisinin, yaşadığı halleri, anlatmasını isteyen, Hüsamettin Çelebiye der ki, ben ne söyleyeyim, eşi, dostu bulunmayan, o sevgiliden ne anlatayım ki, bir damarım bile ayık deyin. Aşık, sevgilisini anlatmakta öyle bir hale gelir ki, sevgilisini anlatamaz.
Aşığın aşıklığı, öyle bir zirve noktaya gelir ki, o zirve noktaya geldiğinde, aşık aşıklığını da anlatamaz, maşuğunu da anlatamaz. O hal, öyle bir haldir ki, orada insanın dili susar, orada insanın bu noktada aklı susar. Anlatabilmek için, tasvir edebilmek için, aklın harekete geçmesi lazım. Akıl harekete geçerse, o kimsede aşıklık hali kalkar. Aşkı anlatan, aşıklığı anlatan, akıl olması mümkün değildir. Aşığa bakılır, aşığa bakıldığında aşık, kendinde olmadığı zaman, çıkan sözlerdir onun aşıklığı. Kendinde olduğu zaman ise, o sadece aklının ürünlerini söyler. Oysa, aşık akıldan kaçar. Aşık, akılla hemhal olduğu müddetçe, aşıklığını yaşayamaz çünkü.
Aşığın en büyük düşmanı, akıldır. Tasvir eden ise, akıldır. Anlatan ise, akıldır. O yüzden Hazreti Mevla'na diyor ki, Ey sufi, ey can, benim şu anda bir damarım dahi ayık değil. Bir damarı dahi ayık olmayan bir kimsenin, söyleyeceği hiçbir şeysi yok. Ve der ki, Hüsamettin Celebi, Can dedi ki, doyur beni, açım çünkü, tez ol, vakit keskin bir kılıç.
Hüsamettin Celebi diyor ki, ben açım, beni doyur. Sufi açtır. Sufi hep doymak ister. Ama hiç doymaz gerçek sufiler. Bu manada aşıklar da doymaz. Aslında, bu manada aşıklar da, aşıkların aşıkları da. Ve hepsi de bir şekilde açtır. Ve Hazreti Allah der ki, Ey insanlar, hepiniz de fukarasınız. Allah ganidir. Hepsi de fukarasa, herkes zenginliğe doğru koşar. Aşık için zenginlik, aşkıdır. Sufiler için de zenginlik, Onların mürşitleridir. Sufiler, üstadlarına koşarlar. Çünkü hepsi de açlardır. Hepsi de ondan emcek, Hepsi de ondan doyacaklardır. Oysa, bu manada, Bir merkezden bakılınca da, Mürşid de açtır.
O da hep açlık hisseder. O da doymak için, Hazreti Mevla'ya koşar. Bütün herkes bir şekilde açtır. İşte, Hüsamettin Çelebi diyor ki, Ben açım. Beni doyur. O ummana daldır beni. Ben içtikçe içmek istiyorum. Ben kandıkça kanmak istiyorum. Ben yürüdükçe koşmak istiyorum. Bana öyle şey söyle ki, Bu açlığımı benim doyursun. Bana öyle bir şey söyle ki, Benim bu isteğimi karşılasın. Bende öylesine bir şevk var ki, Bende öylesine bir şevk var ki, Ben koştukça koşmak istiyorum özgürce. Yanmak, Yandıkça yanmak istiyorum da. Müridin halidir bu. Her daim aç, Her daim şevk üzerinedir. Şevk, Bir şeyde, Hiç bitmeyen istektir. Hiç bitmeyen istek.
Şehvet değildir bu, Şevktir. Şevk, Doyumsuzluktur. Şehvet ise, Ulaştığında doyar. Bir kimse cinsel ilişkiye girer, Cinsel ilişkiye girdi mi, Doygunluk yaşar. Onun önüne ne koyarsanız koyun. Bitmiştir onun işi. Şevk ise öyle değildir. O daldıkça dalası gelir. İçtikçe içesi gelir. Koştukça koşası gelir. Yürüdükçe yürüyesi gelir. Ağladıkça ağlayası gelir. Sevdikçe daha sevesi gelir. Hakkıyla sevemedim der. Hala da sevgi açlığı vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin dediği gibi, Sana hakkıyla kulluk edemedim ya mağbutta. Ayakları şişinceye kadar namaz kılar, Namaz kılmamış gibi hisseder kendini. Her gününü oruçlu geçirir.
Sanki hiç oruçlu geçirmemiş gibi hisseder kendini. Her günü zikrullahla geçirir. Onun için hiç zikretmemiştir o. O bütün malını dağıtır, Hiçbir şey dağıtmamış gibidir. Gelene gidene para sayar, O hiçbir şey vermemiş gibidir. Bunun adına şevk denir aşıklıkta. Aşık ne zaman ki şevkini kaybetti, O esnada küfrüne işarettir onun. Şevkini kaybeden aşık, Aşık kale duvarına küfür bayrağını diker. Şevk bu manada bitmez, Tükenmez bir hazine gibidir. Aşıklık şevki kaybedince biter. Şevki olmayan küçücük iğneden ölür, batar. Şevk ehli ise iğneyi görmez, Dikeni görmez.
Şevk ehli, Sınır tanımaz. Şevk ehli, Engel bilmez, Engel görmez. Şevk ehli, Dağ onun için karıncadır. Dağ toz topraktır onun için. Ejderhalar karınca gibidir. Gökteki mahlukat, Onun için fasafiso gelir. Neymiş bunlar der. Şevk ehli, Meleklerle yarışır. Şevk ehli, Meleklerle yarışır, Ve meleklerden üstün gelir. Aşık için bitmek tükenmez. Bilmeyen hazinedir o. Şevk ona denir. Yorgunluk tanımaz o kimse. Uykusuzluk tanımaz o kimse. Açlık tanımaz o kimse. Varlık yokluk tanımaz o kimse. O şevk ehli olmayanlar bilir. Onlar yorulurlar. Onlar hasta olurlar. Onlar üzülürler. Onlar kırılırlar. Onlar incinirler.
Onların canları acır. Onlar geri fides takarlar. Onlar bıkarlar. Onlar eleştirirler. Onlar geriye dönerler. Onlar yoldan çıkarlar. Onlar bir bakmışsınız siz. Lüks bir yerde yemek yiyorlar. Orada kalırlar. Onlar bir bahçede oyalanmaya başlarlar. Onlar bir halde kalırlar. Bir kalde kalırlar. Onlar bir rüyada kalırlar. Onlar bir sofrada kalırlar. Onlara birisi biraz öte git dese. Defolur gider o kimse. Onlara bir laf gelmiş olsa. Bu lafı nasıl söyledin der döner gider. Şevk ehli değildir onlar. Onların aşıklıkları görüntüdedir. Onların aşıklıkları içte değildir. Onların aşıklıkları özde değildir. Özde aşık olanın burnunu kırsan. Burnunu atar kenara. Yürür.
Gözünü çıkarsan. O yerine banen göz takar. Yürür. Kolunu kırsan onun. Kolunun alçısını acısını hissetmez. Yürür. Şevk ehlidir o. Onun ayağını koparsan. Ayağının koptuğundan haberi yoktur onun. O elinde kılıç. Yürür o. Düşmanın üzerine üzerine. Ne zaman ki savaş biter. O tabiinden zat gibi. Namaz kılmak için. Attan indiğinde. Ayağının koptuğunu o zaman anlar. Oysa savaş esnasında. Ayağı kopmuştur onun. Bir kılıç darbesiyle. Ayağı gitmiştir onun. Savaş biter. Düşman dağılır. O şükür namazı için. Attan incende. Kütük gibi devriliverir aşağı. O ana kadar. Ayağının koptuğunun farkında değildir.
Yolda ayağına diken. Ayağına batan dikeni görüyorsan. Sen şevk ehli değilsin. Aşık değilsin. Yolda seni eleştirenin duyuyorsan. Sen aşıklıktan yana payın yok senin. Eğer sen yolda bir engel gördüysen ve ongelde takılıp kaldıysan sende şevk yok. Aşık her an yeniden dirilendir. Aşık her an yeniden büyüyendir. Aşık her an yeniden var olandır. Aşık yeniden her an dipdiridir. O çünkü bir diriye aşıktır. Eğer diriye aşıksan sen her an dirisindir. Bir ölüye aşıksan sen ölüsündür. Hayatı verene aşık olan ölümü var mı? Hayatı verene aşıksan sen o sana her an hayat verir. Canı verene sen kendini teslim ettiysen sana her an binlerce can feda eder o.
Eğer sen cansıza aşık isen sen de cansızlardan döner gidersin. Sen dönekliye aşıksan döner gidersin. Sen şeytana aşıksan şeytanın peşine gidersin. Sen eğer ki devamlı var olan diriye aşıksan. Senin için ölüm yok yürü sen yolunu. Sen o kudret sahibine aşıksan. O sana kudretinden kudret verecek. Dağları yıkacaksın sen. Eğer sen kuvvet sahibine aşıksan. O seni kuvvetinle kuvvetlendirecek. Yürü kimsenin karşında durursa dursun. Aşık neye aşıksa onun sıfatıyla sıfatlanır. Aşık onun haliyle hallenir. Sen geri dönenlere, aymazlara aşıksan geri dönüp aymazlardan olursun. İşte o gerçek aşıklar açtır hep.
O yüzden Hüsamettin Çelebi Hazreti Mevlana diyor ki ey üstadım pirim ben açım beni doyur. Ben içmek istiyorum. Ben sarhoş olmak istiyorum. Oysa dışarıdan bakanlar onu hep sarhoş görürler. Ama sarhoş kendini hiç sarhoş görmez. O yerde yıkılırken dahi içesi gelir onun. O gerçek sarhoştur. Ona deseler ki sarhoş oldun. O der ki ben apakayı yıkım. Ben bir kasa daha rakı içerim der. O sarhoşun alasıdır. O gözünü raftakınlara diker. Ama kimisi vardır ki kaldıramaz. Kabı dardır. O kokusunu duysa sarhoş olur.
Kimisi vardır kabı dardır. Ayran ise kendisini sarhoş görür. Gerçek aşıklar öyle değildir. Onlar hiçbir zaman doymazlar. Onlar hiçbir zaman yıkılmazlar. Onlar hiçbir zaman yorulmazlar. Onlar hiçbir zaman hasta olmazlar. Onlar hiçbir zaman geriye dönüşleri yoktur. İşte diyor ki ey arkadaş sufi vaktin oğludur. Yarın demek yol şartından değildir. Sen bize öğretmedin mi? Yarın demek yol şartından değil. Sufi vaktin çocuğudur. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit neyi gerektiriyorsa sufi onu yapmakla mükelleftir. Sufi vakte bakar. Öğlen namazı vakti geldi öğlen namazını kılacak. İkindi vakti geldi ikindi namazını kılacak. Sufi vakte tabi olur. Bugün zikir var zikre tabi olur.
Bugün sohbet var sohbete tabi olur. Ve vaktin ibadetlerini yerine getirir. Vaktin halini korur. Bu sufiliğin başlangıcıdır. Bir müddet sonra sufi vaktin çocuğu olmaz. Vakit sufinin çocuğu olur. Bir bakar ki vakit sufinin çocuğu olmuş. Vakit sufinin çocuğu olduğunda sufi bu sefer vakti dizayn etmeye başlar. Vakti kendisi ayarlamaya başlar. Önceden vakte kendisi uyuyordur. Şimdi vakit ona uyumaya başlar. Bir müddet sonra sufi vakti uyarlamaktan vazgeçer. Artık o kemale ermiştir. Kemale erince de artık ne vaktin çocuğudur ne de vakte bakar. O artık Hazreti Mevlana'nın dediği gibi benim anam da aşk, babam da aşk, benim dinim de aşk, benim imanım da aşk, benim kitabım da aşk der.
Artık onun için vakti tasarruf etmek veya vaktin tasarrufuna girmek kalmaz. Biter. Allah cümleyi onlardan eylesin. Yoksa sen sufi bir er değil misin? Var olan veresiye yüzünden yok olur gider. Ya Mevlana sen sufisin. Sen sufi bir er değil misin? Niçin sen var olanı vermiyorsun? Biz senden var olanı istiyoruz. Sende var bu. Bizi doyur. O manada söylüyor. İnşallah. Ona dedim ki, sevgilinin sırrının kapalı örtülü kalması daha hoş. Sen hikayeye kulak ver. İşi ondan anla. Diyelim. Haftaya devam edelim. El-Fatiha. Ma selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.