Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Ekim 2011 · 58:48
Bunlar kalbi meseleler, her üstadın kendine göre, yolunun her üstadın kendi haline göredir. Bu motomat aynı dairede, aynı noktada yürümez. Kalibin birçok askeri vardır. Manevi olarak bütün hepsi de kalbe bağlıdır. Bunu normalde, Gazâlî ikiye indirmiş olabilir. Birisi görünen dediği, zahiridir. Bütün vücudun merkezi kalptir.
Vücudun merkezi kalp olduğu için, o bütün vücudu dizayn eder. Bu zahiridir, bu gözle görülür dediği, Allah âlem bu. Bir de manevidir. Manevi dediği, o kalbin içerisindeki, manevi olarak cereyan eden, gönlün içerisindeki vicdan veya melek dediğimiz olgu. Kalbe ilham eder. Meleğin içeriden konuşması. Bu tabii gözle görünmez, bu da ancak ilham yoluyla belirilir. Ama manevi olan birlik noktasında tek melek gibi görünür. Ama onun bütün manevi olarak askerleri de, onların da hepsi de melektir. Zahiri olarak algılanan şeyin de, normalde o bir taneymiş gibi görünür. O teknik noktasında ama onun askerleri çok doğru. Hepsi de o tekniğe doğru koşarlar, o tekniğin penceresinin altında dururlar.
Genelde bu tip meselelerde, kalbe gelen ilham, bir tek o melekten gelir. Kalbe gelen ilham bir tek o melekten geldiğinde, bütün onun altındaki, onun devrindeki meleklerin hiçbir hükmü yokmuş gibi, tek melek algılanır. Bu zahir noktasında da böyledir, badın noktasında da böyledir. O askerlerindir dediği, karaciğer, kalp, ondan sonra damarlar, kalbin emrindedir onlar.
Damarlar, karaciğer, böbrek hepsi de, geri kalan vücut aksamları hepsi de onun emrinde. Mehti aleyhisselam ve teccab birer kalp midir, yoksa topluluk mudur? Cemaat ehli aynı zamanda gelmiş ve gitmiştir diyorlar. Ve bu cemaat ülkemizin büyük bir topluluğuna sahip. Eğer Mehti aleyhisselam ve teccab gelmemiş ise, geldiği zaman geldi ve gitti denen yaygın bir cemaat olan, kitlenin böyle bir durumda inanması nasıl olur?
İnsanlar kendi cemaatlerinin içerisindeki imamlarını, şeyhlerini, üstadlarını, hocalarını, siyasi liderlerini, kendi cemaatlerinin mehdisi görme hakları varmış. X cemaat, üstadını, şeyhini, hocasını, imamını, siyasi liderini, bu mehdiydi diyebilirsin. Doğrudur, o cemaatin mehdisidir o.
O topluluğu mehdisidir. Onlar için gelmiştir ve gitmiştir. Rebat ettiğinde. Ama bunu umuma bir mehdi olarak görüyorsa, umuma bir mehdi olarak görüyorsa, burada bir yanılgı var. Hani belli zaman Said-i Nusa Hazretler'in bir sözü var ya, bir kimsenin benim meşrebim güzeldir demesi hakkıdır. Ama bir tek benim meşrebim haktır demesi hakkı değildir der.
Bir kimsenin kendi üstadını, kendi imamını, kendi hocasını, kendi siyasi liderini kendisi için ahtap kabul etmesi onun hakkıdır. Ve öyle inanması gerekir. Eğer öyle inanmıyorsa, orada hizmet edemez, orada görev alamaz, orada koşturamaz, orada bir işe yaramaz, orada bir menzile ulaşamaz. Ama bunu sadece bizim imamımız, bizim hocamız, bizim şeyhimiz, aktaptır, başka hiç kimse değildir dediğinde, o kimsenin cehalet, din cehaletliği ortaya çıkardır.
Bu din cehaletedir. Bir kimsenin üstadından başka üstad tanımaması kendisince hakkıdır. Eğer öyle tanımıyorsa, öyle görmüyorsa zaten o üstadı sevmiyordur. Bu onun hakkıdır. Ona siz hangi üstadı söylerseniz söyleyin, doğrudur der, çekilir kenara. O üstad değildir demez. Ama onun için bir tek kendi üstadı vardır. Bu onun yerden göğe kadar hakkı. Veya bir kimse üstadını kendisinin mehdisi görebilir. Kendisinin mehdisidir. Hz. Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri mesnevisinde bir kimsenin üstadını, bir mürşidi kamili o mehdi olarak görür. Ve der ki sen bir mehdi arama.
Başka bir beytinde inecek olan Hz. İsa'yı benzetir velisine. Der ki İsa sana inmiş. Sen bir veliye gittin, bir mürşidi kamilin elinden tuttuysan İsa sana inmiş der. Veyahut da bir mürşidi kamile bağlanan bir kimseyi Tuğr-i Sina'ya çıkmış olarak görür. Yani Musa gibi görür. Der ki sen Tuğr-i Sina'nı bulmuş musun? Daha nice Tuğr-i Sina'lar arama kıtasın. Onun kim? O kimsenin hakkıdır. Bir sufinin, bir sufinin mehdiyi beklemesi kadar büyük boşluğu ve gafleti olamaz. Bir sufi, sufi düşüncesine göre o mehdi bekliyorsa ve mehdi arıyorsa o üstadını hiç sevmemiştir. Hiç.
Üstadına hiç intisap etmemiştir o. Üstadına hiç bağlanmamıştır. O çünkü kendince üstadından ayrı aktaplar aramaktadır. Ben, mürşi'nde şeyhemenin zamanında herkes mehdi beklerdi, siz mehdi'yi görmüyorsunuz derdi. Sorarlardı, mehdi'yi gördün mü ben her gün her an görüyorum derdi.
Pihmetli dostlar, eğer siz mehdi'nin vazifesini yerine getiren bir kimseyi tanıyamayacak kadar kör ise, mehdi'yi nereden tanıyacak? Mehdi'nin vazifesini yerine getiren bir kimseye tabi olamadıysa, ona itaat edemediyse, Mehdi'ye nereden tabi olup itaat edecek? Veya mehdi'nin vazifesini yerine getirmeye çalışan bir kimseyi sevemediyse, Mehdi çıkınca mı sevecek? Şimdi sevememiş, yarın mı sevecek? Şimdi aşık olmamış, yarın mı olacak? Şimdi tabi olmamış, yarın mı tabi olacak? Şimdi itaat etmemiş, yarın mı itaat edecek?
Hepsi de insanların kendi nefislerinden kaldırmacası. Mehdi gelmiş geçmiş, doğrudur, senin mehdin gelmiş geçmiş. Sen kalmışsın yaya. Bunu bir cemaata yönlendirirsek, evet mehdi geldi geçti onlar için. Yürüyün Pakistan'a, Pakistan'da bilmem hangi imanda mehdi. Gidin Mısır'a, Mısır'da da bilmem hangi iman mehdi.
Suriye'ye gidin, Suriye'de de bilmem hangi iman mehdi. Ürdün'e gidin, Ürdün'ün mehdi'si ayrı. Müslümanlar dara düştüklerinden, sıkıntıya düştüklerinden, oradaki darlıkla, orada sıkıntıyla, orada dinsizlikle, imansızlıkla, orada dinsiz ve imansız sistemlerle mücadele etmekten yorulup bıktıklarından mehdi bekliyorlar. Onlar mücadele etmeyecekler, onlar savaşmayacaklar, onlar çileye rağmen olmayacaklar, onlar karakola düşmeyecekler.
Bu cemaattan kimin kastedildiğini biliyorum. Kimse bir şeyi ötler seçtiyse kendisine, onun haliyle hallenmesi lazım. O yüzden bu benim ben çileyim. Bunların hepsi de boş söz. Mehdi'yi beklemek de boş söz. Sen bugün rahatını bırakamamışsın. Mehdi gelince mi rahatını bırakacaksın? Bugün yumuşak yatağından kalkıp gece namazı kılmıyor. Mehdi gelince mi kılacaksın? Bugün gündüz oruç tutmuyorsun. Mehdi gelince mi tutacaksın? Allah'ı zikretmiyorsun. Mehdi gelince mi zikredeceksin? Bugün hayır, hasaret etmiyorsun. O gelince mi edeceksin? Bugün namazı kaçırıyorsun.
O gelince mi kaçırmayacaksın? Bugün annene, babana asi oluyorsun. O gelince mi asi olmayacaksın? Bugün haramları hütursuzca işliyorsun. O gelince mi işlemeyeceksin? Bugün inanmadın ki o gelince mi inanacaksın? Asker nerede? Ne yapacak?
Var mı evinin barkını, onun çocuğunu terk edecek olan? Dükkanını kapatacak olan. Gittin dükkanlarınızı onun. Adet yüzü irade meselesi nasıl olur hocam? Bu meseleyi göre mi değil ki şu an?
Burada niye sorduğumuzu anlayamadım. İnşallah daha açık bir soru sorarsanız, çoğu zaman nefsimize uyduk diye tabir kullanırız. Peki nefis mertebelerine başladığı zaman, insanda nefsin yerine ne almaya başlar? Nefsini terbiye eder, şeytanla mı savaşmaya başlar? Nefis terbiye olur. Bir müddet sonra insanda nefis değil de şeytanla mücadele başlar. Doğru. Nefsimize uyduk dediğimiz, Kur'an ve Sünnet'in dışındaki hal ve davranışlardır. Bir kimsenin Kur'an ve Sünnet dışındaki hal, davranış, fiiliyat, söz, kalbinden dahi geçirmesi sufiler için nefse uymaktır. İnsanlar bu nefse uyumayı terk ettikçe bir müddet sonra şeytan onunla uğraşmaya başlar. Şeytan bir Müslümana, iyi bir mümine kötülüğü emretmez.
Ona içki iç demez, ona kumar oyna demez. Nefis içki iç, kumar oyna, şunu yap bunu yap, dök, kız, bağır, çağır der. Şeytan öyle aldatmaz insanı. Şeytan daha farklı girer insana. Senin kıldığın namaz gibi kimse kılmıyorlar. Sen olmasan bu tekke yürümezler. Sen olmasan bu cemaat toplanmazlar. Sen olmasan bunlara kim sohbet edecekler. Sen olmasan bunları kim zikrettirirler. Sen olmasan bu üstad nasıl ayakta kursaklar. Sen olmasan bu tekke yıkılır der. Bu şeytanın ressesidir. Ama şeytan belli bir nefis meratibinden sonra başlar çalışmaya. Dördüncü makamdan sonra.
Dördüncü makama kadar nefisle mücadele olur. Nefis ona der ki bak sana yan baktı. Git buna söyle bir daha sana yan bakmasın. Nefis ona der ki bak bu sana düz baktı. Söyle ona düz bakmasın. Bu nefsin tezgahıdır. Daha aşağıda olanlar der ki ya yeter ya bu akşam bir duble daha içi ver. Yarın tövbe edersin der. Ya bugün de namaz kılmıyor ver canım. Yarın tamamlarsın der. Ya bu sıcakta da oruç tutulur mu canım orucu kışın kaza edersin der. Bu nefsin işidir. Biraz böyle kapasitesi düşük olanlara nefis eder. Böyle huzatı söylüyorum ki kapasitesini insanlar yükselsin diye. Hala da gönlünüzde içkiye, kumara, zinaya, yalana, kıymete, dedikoduya, iftiraya. Hala da böyle elinizde, dilinizde, üstünüzde günah kebari var ise kapasitesi düşüksünüz.
Nefis size yetiyor. Yok. Bunları geçtiyseniz kapasiteniz yükselmeye başlıyor. Artık sizinle şeytan uğraşıyor çünkü. Kıymetlisiniz demektir. Şeytanın uğraştığı kıymetlidir. Nefsin uğraştığı muhakkak kıymetlidir ama kıymetsizdir. O yüzden bakacağınız insanlara bakarken. O kimse eğer nefsiyle uğraşıyorsa hiç ondan uğraşma. Onun nefsi yeter mi? Sen hiç onun bulaşmana gerek yok. Ol aşağıda. Olun kimseye şefkat ve merhametli davran. Kızmış adam, kızıyorsa haksız yere o nefiste de, cahil. Düşürüz insanların arasında.
Olur olmaz her şey kızar. Onun adına ya bu sinirli ya ne yapalım ya falan. Öyle derler. O hiç uğraşma ondan, o nefsine uymuş o. O nefis yetiyor ona. Küçük adamım, küçük insanım. Senin sohbet edeceğin insan büyük insan olmalı. Senin arkadaş olacağın insan büyük insan olmalı. Onunla şeytan uğraşmalı. O yüzden siz şeytanın uğraştıklarıyla dost olun. Bir dairede gece nöbette kadın ve erkeğin çalışması uygun mudur? Gece sadece iki kişinin kalması. Bir dairenin içerisinde iki kişinin kalması, kadın erkek, nikah düşen iki kişinin kalması caiz değildir. Gökyüzündeki yıldızların dizilişlerinde bir manan var mıdır? Cenab-ı Hak manasız hiçbir şey yapmaz.
O hiçbir zaman manasız bir şey yapmaz. Hiçbir zaman. Yıldızların dizilişinde, duruşunda, yürüyüşünde, dönüşünde hepsinde bir hikmet ve mana vardır. İmtihanlar imanımızın derecesini mi belirler? Evet. Bir kimsenin imtihanının ağırlığı imanının da olgunluğuna işarettir. Küçük insanlara küçük imtihanlar, büyük insanlara büyük imtihanlar olur. Siz kendinizce bir imtihanı büyük görüyorsanız küçük insanımsınızdır. Başınızdaki bir imtihanı büyük görüyorsanız, siz küçük insansınız. İmtihanlarını küçük görenler büyük insanlardır. Allah bizi o insanlardan eylesin. İmtihanı başarıyla aşmış, Rabbinden geldiğini bilip teslim olmuş insan imanlı mıdır? Biz hiçbir imtihanımızı ne yazık ki başarıyla geçemedik daha.
Tanlığa, o kemale eremedik. O yüzden bu sorunuza cevap veremeyeceğiz. Bu hali yaşayabilmiş olsaydık, bir imtihanı başarıyla geçtik diyebilseydik, bu sorunuza cevap verebilirdik. Ama biz bir imtihanı başarıyla geçtiğimizi, ben kendimi görmedim de, o yüzden kendimi de o noktada görmedim de, görmediğim ve bilmediğim bir konuda cevap vermem biraz zor olur. Allah bizi affetsin. İmanlıysa aynı insan nasıl ibadetini aksatır? Yani bütün imanlıdır insanlar, ibadetlerini aksatabilirler, olabilir, sürçebilir insan. Onun imansız olduğuna işaret değildir. Allah bizi affetsin inşallah. Olur, insan teslim olan insanlar da ne kadar teslim olduk derse desin, hata kapısı, kusur kapısı insanların hepsine açıktır.
Siz çok mükemmel görebilirsiniz birisini. O mükemmeldir yine. Bir ibadetini kusurlu yapabilir, bir ibadetini geciktirebilir, bir ibadetini eksik yapabilir insanız. Hiç kimseye bu manada tam ve mükemmel görmek yoktur İslam'la. Birisi tam ve mükemmel olduğunu iddia ediyorsa o da eksikliktedir. Allah bizi affetsin. O yüzden tam ve eksiksiz olan Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Onda bir eksiklik ve noksanlık görmek mümkün değildir. O kendince kendisini eksik ve noksan görmüştür. O bize işarettir. O der ki örnektir bize o. Bir ölçüdür. Ve onun o hali peygamberlik makamı ile alakalıdır. Peygamberlik öğretisi ile alakalıdır.
Peygamberlik makamının ve yolunun özel öğretisi vardır. Bunu anlamaktan uzak olan insanlar peygamberlerin üzerindeki hata ve kusurları gözlerini büyütürler. Oysa onların geçmiş peygamberlerin üzerindeki hata ve kusurlar peygamberlik öğretisi ile alakalıdır. Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi üzerinde bir şeyi hakkıyla sana kulluk edemedim ya mağbud deyişi kendi peygamberlik terbiyesi ile alakalıdır.
O peygamberlik yorunun gereği gibi konuşur. Gerektirdiği gibi konuşur. Onu böyle hakkıyla kulluk edemedim ya mağbud. Veya seni hakkıyla zikredemedim. Sana hakkıyla senin emirlerini yerine getiremedim deyip ağlaması onun peygamberlik öğretisi ile alakalıdır. Onun eksik ve noksanlığınla alakalı değil. O yüzden Mürşid-i Kamiller onun haliyle hallenip onlar da kendilerini eksik ve kusurlu gördüler. Hatta bir kısmı Husisi insanların arasında böyle eksik ve kusurlu davranmıştır ki kendileri tam görünmesin diye. Tam görünecek olan çünkü Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. O yüzden teslim oldum diyorsa bir kimse o biraz böyle hata yapmıştır.
Allah bizi affetsin. Teslimiyetini bir kimse kaliyle yani sözüyle değil haliyle belli edecek. Haliyle onu ortaya koyacak. Evet bir kimse daha teslim oldum der. Daha teslim olduğunu beyan etmesiyle alakalıdır. O hal ile hallendiği akla gelmesin. Veya bir kimse ki der ben bir üstada teslim oldum der. Bu dil ile ikrardır. Nasıl iman dil ile ikrar ise iman ettim diyorsa bir kimse bu da onunla alakalıdır. Bir kimse teslim oldum diyordur dil ile ikrardır bu. Bunu kalp ile de tasdiklenmesi gerekir ki bu hal ile olur. Kalp ile tasdiklenmesi o kimsenin hal olarak onu yaşamasıdır. Pişmanlık duya duya her gün her gün aynı günahı nasıl işler? Bu teslim olmuş bir kimsenin olduğu yaşayacağı bir şeydir.
O kimse pişman oluyorsa evet nefsine yenilmiştir. Nefsine yenildiği için her gün belki de o günahı işliyordur. Ama biz onu yine de tövbe diyorsa pişman ise yine teslim olmuş olarak görürüz. Şunu unutmayın. Bu kardeş kendi halini buraya yazdıysa onu alkışlıyor. Ama bunu eğer bir başkasının üzerinde bir başkasını eleştirmek için bunu yazdıysa ona yazıklar olsun ki arkadaşının veya dostunun eksik ve kusurunu araştırmış.
hafaza eylesin siz bir mümin kardeşinizin eksik ve kusurunu araştırmayınız. İnsanın elinde olsa istikrarlı ibadet edebilir. Yapamıyor ve çok pişman ise bir türlü ibadet rayına girmiyorsa imdadına kim yetişir? Hazreti Allah her şeye yetişir. Tövbe edin. Nasıl sıkı sanılın. Onu sevin. Onu zikredin. Onu tesbih edin. Onu tenzih edin. Onun sevgisini gönlünüze yerleştirin. Onun sevgisini dilinize yerleştirin. Onun sevgisini her şeyinize ve her tarafınıza yerleştirin. Allah'a tövbe edin. Değiştirecek olan odur.
Değiştirecek olan Allah'a tövbe. Ona yaslanıp oradan vermek gerekir. Bu insan cehennemlik midir demiş. Bu hak kullay değildir. Kim cehennemliktir? Kim cennetliktir? Bunu Allah hükmeder. Bakarsınız küçücük bir şeyden çok büyük sevaplar verir bir insana. Bakarsınız bir günahtan çok büyük cezalar verir bir insana. Diyeceksiniz ki küçücük günahtan verir mi? Sen onu küçük gördüğün için verir. Sen onu küçücük görürsün. O der ki bana benim haram kıldığım bir şey küçücük gördü. Onu atar cehenneme. O Allah'ın keyfiyetiyle alakalı. Bize düşen vazife devamlı tövbe etmek. Devamlı boynumu süpürtmek. Devamlı Allah'a yalvarmak, yakarmak, onu zikretmektir.
Allah bizi onlardan eylesin. Okyanusta kaybolan kimsesizmiş şimdi. Yapmayın buraya şiir yazmayın ya. Hakkını helal etsin bu kardeş şimdi. Yani bana şiir okutmayın burada ya. Bu kardeş de alınmasın şimdi.
Hakkınızı helal edin. Yani herkes buraya şimdi duygularını yazmaya kalkarsa biz burada gecenin hakkından gelemeyiz. Burası duyguseli olur gider. Ben bir şiir okurum. Siz bir şiir getirirsiniz. Oooo sabah olur burada. Allah bizi affetsin inşallah. Soru. Soru bilmiyorum. Dedi ki. İki melek boyuna bağırır. İki bin iki yüz otuz ikinci mesneviler. Az önce açtım burası çıktı.
Nasip burasıyım istedim de. Buradan okuyalım. Belki neredeyse. Bir de dua edelim.
Dünyada helal. Esirgemek bir şeyi vermemek. Bir şeyi saklamak. Bir şeyi korumak. Bir şeyi muhafaza etmek. Suyu istedi vermedim ona. Esirgedim suyu ondan. Ama o istedi. Nice esirgemek vardır ki. Verişten iyidir. Yani bazı vermekten iyidir. Enteresan. Sen bir şeyi vereceksen.
Allah'ın istediği yere ver. Allah'ın istediği gibi ver. Allah'ın istediği yerler. Kur'an-ı Kerim'de zekatın fakirlere, miskinlere, yolculara, kimsesizlere. Allah'ın istediklerini ver.
Bir şekilde verirsen karşılığında sınırsız defineler görürsün. Böylece de sayılma. Demek ki size kimselere ver ki karşılığında sınırsız ve sayısız define bul. Ama verirken sen kafirlere verme. Çünkü boyuna develer kurban ederlerdi. Başa çıkacakları zaman müslümanlarla savaşacakları zaman kurbanlar keserlerdi.
Resulullah'ta Lat ve Uzza'ya kendi ilahları için kurbanlar keserlerdi. Allah buyurunu ve Allah'ın aşmıştan ara. Ulaşmıştan ara. İnsanların arasında koymak istediğini aşmışlardan öğren. Bu olanlardan bugüne uzatmak var ise senin evin insanlara, haksız yerlere gün uzar seni.
Asi gönlün azaları da ağır. Asi gönlün asilerle arkadaş, haksızlarla aşıktır. Aşığın aşıktır. Habibine aşık, Habibine aşık olmayan.
Keçi keçiyle anlaşır. Koyunla anlaşır. İnek inekle anlaşır. Kanarya ile anlaşır. Melek gönüllüler melek gönüllülerle anlaşır. Çift gönüllülerle anlaşır. Namazı sevenler namazı sevenlerle anlaşır. Tömekler tömeklerle anlaşır. Cibriler cibrilerle anlaşır. Korkaklar korkaklarla anlaşır. Şerefsizler şerefsizlerle anlaşır. Şerefsiz şerefli bir kimseyle anlaşamaz. Şerefli de şerefsiz bir kimseyle anlaşamaz. Herkes bir bir üçkaçıyla anlaşır. Sahte çekleri nasıl piyasaya süreceklerini konuşurlar.
Oturlar insanları nasıl alacaklarını konuşurlar. Üstadına aşık olan hep üstadının aşkından anlatır. Para düşer. Onun için tek aktat vardır üstadı. Onun aşkıyla hemhal olur. Parasına aşık olan parasını anlatır. Tezgahına aşık olan tezgahını anlatır. Evine aşık olan evini anlatır. Arbasına aşık olan arabasını anlatır. Çocuğuna aşık olan onun gibi çocuk olan çocuğunu anlatır. Şöyle başarılıdır, şöyle zekidir, şöyle iyidir, şöyle para kazanmıştır, şöyle makam sahibi olmuştur. Onun çocuğu aktaptır. Padişahın malını asilere dağıtır, asi, asi olmayan, padişahın malını asil olmayanlara dağıtır. Padişahın malını, biri asileri kayırır, birisi masumları kayırır.
Birisi asilere verir, birisi aşıklara verir. Birisi asilin peşinden gider, birisi aşığın peşinden gider. Sen bak, dostlarına bak, gittiğin yola bak, gittiğin yolunun başındakine bak, gönlüne bak. Kimin sevdiğine bak, hangi halleri sevdiğine bak, halin içinde olduğuna bak, nerede yaşadığına bak, yaşadığına bak, kimin hali...
Ya da senin bedeninde, vücudunda aşıklar hakimdir. Ya bedenine aşıklar yolundadır, kalbinle beraber... Bir başkasına kabahat bulma, bir başkasına çenkilme, bir başkasına bir şey deme. Senin gönlündedir her şey, senin gönlünden başka bir yerde değildir. Bana şu şunu dedi, geç, geç, içine bak, sen içinde kendini göreceksin.
Yanındakine bak, sevdiğinle geziyorsundur, sokakta giderken bak, kiminle geziyorsun. Seyahate çık, nereye gidiyorsun, kiminle gidiyorsun. Ne yapıyorsun, kiminle yapıyorsun. Allah bizi iyilerden saysın inşallah. Bütün bağışları hasrettir, iç acısıdır diye gaflet ehlini korkutan bir ayet var.
Asi kulun bağışı padişah katından uzaklaştırır onu, yüzünü kara eder onu. Sen öyle işler yaparsın ki, bu bağıştan kasıt illaki hulus değil, para değil. Birine muhabbet beslemek de bağıştır. Birini sevmek bağıştır. Sadakadır. Birine tebessüm etmek sadakadır. Birisine muhabbet beslemek sadakadır. Birinin elinden tutup yol yürümek sadakadır. Bak sen, kiminle yol yürüyorsun. Bak sen, kiminle dostun, kiminle arkadaşsın. Dostluk, öyle arkadaşlık kurarsın ki, seni Allah'a yaklaştırır. Kurarsın ki, olmazsın, olsun buna dersin.
Onlardan yazılıverirsin. Peygamberini tehdit etti. Dedi, sakın ha! Dönüp bakma. Buyurursun dedi. Sen, Allah'ı devamlı zikredenlerden, o meclisten ayırma dedi. Etmesi, seni tehdit etmesi, ondan sonraki ümmetlerini tehdit, bizi tehdit.
Sayın, vallahi bu kainatı yaratmazdım demiş. Gel sevgilim demiş, gel. Gel demiş ona. İsmini, ismine yazmış. Sevgilimi dahi tehdit etmiş. Dikkat edin. Ben sevgilimi dahi, yolunuzu çevirmeyin. Sakın başka bir yere doğru mey... Onlardan ediverir, geçer diyor. Meylet dine doğru gidersin. Sözünde hakimdir, hüküm verendir.
Senin kalbinin kaydığı yere doğru seni uzatıverir. Tabiri caizse çirbirini bırakıverir senin. Tabiri caizse nefsine bırakıverir senin. Sakın ha! Yoldan gözünü çevirme. Sakın ha! Allah'ı zikredenlerden gönlünü çevirme. Namazdan, niyazdan, Allah yolundan. Bir an olsa gaflete düşme. Gözünü bir sefer de olsa yumma.
Ebediyen gözünün yumulduğunu görürsün. Gönlünü karartmaya çalışma. Gönlünü karartma. Ebediyen gönlünün karardığını görüverirsin. O zaman Ayşe Lema Hazretleri bizlere ders olarak söyledi. Gözümü kapatıp açıncaya kadar. Beni nefsime bırakma ya Rabbi. Öyle nefse uyarsın ki. Gözün gazabını çekersin üstüne. Tövbe et. İyilerin yanında, aşıkların yanında dur. Aşıkların haliyle haller. Zikredenlerin haliyle haller. Gönlüne onu yerleştir. Gönlüne onu oturt. Nefsine vur yumruğu kafasına.
Otur burada de. Allah'ı zikredenlerle beraber ol de. Otur burada de. Allah sohbeti dinle de. Otur burada de. Kın buradan ayrılma de. Burada eksik noksan görme de. Burada yanlış görme de. Oturttur onu oraya. Oturtturmazsan Allah muhafaza. Bir an Allah düşmanlarının sınıfına geçiverirsin. Bir tebessümle geçersin. Tebessüm edersin. Ay ne kadar güzelmiş ya dersin. Allah'ın gücüne gider de. Yazıverir seni. Düşmanlar sayfasına. Yazıverir. Aşık. Bir an dahi olsa muhabbetinden, sevdasından taviz vermeyecek. Allah bizi onlardan eylesin. Mekke oğluları peygamberle savaşırken kabul edilir ümidiyle kurban keserlerdi. Kurban keser.
Kurban keser. Herkes kendi ilahına kurbanlar verir. Kendi ilahına kurbanlar verir. Kendinden fedakarlıklar verir. Koyun kesmek değildir. Koyun kesmek değil. Koyun kesmek değil. Kurban fedakarlıktır, sevmektir. Kurban sevmektir. Kurban. Sen iyiye doğruya doğru yol al. Sen iyiye ve doğruya aşık olmaz. Oraya doğru yol almazsan, başka yere aşık olursan, Mekke müşrikleri gibi olursun. İşte bunun için inanan namazda sen bize doğru yolu göster der durur.
İhdina sıratel mustakim deriz. Ya Rabbi, bizi o dost doğru yoluna ilet. Bizim nefsimiz buna yetiştirmez. Bizim nefsimiz buna müsaade etmez.
Bizi alır götürür. Bizi sıratı mustakimde eyle. O peygamberlerin, o velilerin, o mürşidlerin, o doğruların, o sıddıkların, o şehitlerin yolunda eyle. Onları nasıl muhafaza eylediysem, onları nasıl koruduysam, onları nasıl kendine seçtiysem, onları nasıl kendine dost ettiysem, onları nasıl kendine peygamber ettiysem, onları nasıl kendine sıddık ettiysem, bizi de o hal ile hallendir.
Bizi de onların yolunda eyle. O yolda durmaktan aciziz. Biz o yolda durmakta kuvvetsiziz. Bizim necanimiz ol, aklımız ol, bizim aşkımız ol. Bizim elimizden tut, ayağımızdan tut, gözümüzden tut da bizi o dosdoğru yoluna ilet ve bizi oradan müstakim eyle. Bizi oradan geri dönenlerden eyleme. Bizi nefsine uyanlardan eyleme. Bizleri aşık olanlardan eyleme. Bizleri aşksızlık hastalığına tutulanlardan eyleme diye. Günde beş vakit, her daim, her namazda dua eder durur iman etliği. Bir dirhem vermek cömerte layıktır. Bir dirhem verir, cömerte layıktır ortaya. Bir canı vardır, başka bir şey yoktur.
Bekler an ve an. O canı satmıştır, canın gitmesini bekler. O canı vermiştir bir seferde. Emanetini gelip almasını ister. Dirhemi olanlar, aşığın dirhemi yoktur. Onun dirhemi candır. O da canı verecek. Sana can buluşlarlar. Anlatul Zehra bir nar istemişti.
Hazreti Ali Efendimiz çıktı, pazara gelecek parası vardı. Bir tane nar aldı. Etiştirmek için koşa koşa. Birisi geldi, şeyinillah ya Ali dedi. Allah için bana bir şey var. Elinde bir nar var. Narı aldı, o kimsenin eline veriverdi. Eli boş, evine doğru yön attı ki, girdi içeri. Anemiz dedi ki ya Ali ne oldu? Sustu, sustu. Birisi tak tak tak vurdu. Açtı Hazreti Fatıma validemiz. Birisi elinde dokuz tane narla geldi. Dedi ki ya Ali, kapıda bir hizmetkar var. Dokuz tane nar getirdi.
İmana bakın. Döndü ekmek verirsen, bir ekmek verirsen, on ekmek verirsen en az. On ekmek verirsen, yüz ekmek verirsen.
Hani dediğin adım gelene on adım gelirim. On adım gelirim. Sen bir seversin, bin sever. Sen onu on seversin. O seni on bin sever. İnsanlar öyle değil. İnsanlardan bunu bekleme. Sen insanları onun için sev. İnsanlar seni sevsin diye sevme. İnsanlar seni sevsin diye seversen, insanların sevgisini ilah edinmiş olursun. Bırak, insanların sevgisi için insanları sevme. Sen onun için sev insanları. Onun için hizmet et insanlara.
Onun için insanlara tevazı göster. Onun için insanlara güzel ahlaklı davran. Onun için versen insanlara. Neyini veriyorsan, neyin varsa veremiyorsan. İmrilerdensin zaten. Ahuruna can bağışlarsan, can bağışlarlar sana. Ahuruna can verirsen, can verirler. Bir bakarsın ki, bir can binbir tane can olmuş. Bir can milyon can olmuş. Bir canı vermeyen milyon canı bulamaz. Bir canı vermeyen binlerce canı bulamaz. Şu çınarın yaprakları dökülürse, Allah ona yapraksızlık azığı, azıksızlık azığı bağışlar. Hani yapraktan, güneşten enerji alır ya, yapraklar. Yapraklar dökülürse, Allah ona azıksız bırakmaz. Üzme kendini.
Sen cebinden flüsleri verirsen, seni Allah parasız bırakmaz. Sana parasızlıktan verir, yokluktan verir o sana, hiçlikten verir sana, gökten sofraya indirir sana. Senin içinden rızıklandırır, senin içinden beslendirir, seni içinden uyutur, seni içinden dinlendirir. Yürürken dinlenirsin, sohbet ederken dinlenirsin, zikrederken dinlenirsin. Yolda yürürken uyursun, uyursun. Uyumam lazımmış dersin. Kendine geldiğinde başka bir sokakta görürsün. O seni dinlendirir, o seni rızıklandırır, o seni azıklandırır. O senin gücünü, kudretini, kuvvetini verir. Sen ona yasla, sen ona daya. Cömertlik yüzünden elinde mal kalmazsa, Allah'ın lütfu nasıl olur da seni ayaklar altında bırakır?
Sen cömertlik noktasında verdin, neyin varsa. İlmin vardı, ilmini verdin, aşkın verdi, aşkını verdin, paran vardı, paran. Yapmaz gerçekten onun için verdiysen. Sen onun için yaptıysan, seni aşağılarda süründürmez. Ekin ekenin ambarı boşanır ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. Ekin ekmek için buğdayının son kısmını atar çiftçi tarlaya.
Ambarda kalır mı buğday? Kalmaz. Ama onun ambarı dolacak. Ne zaman? Hasat mevsimi. Fakat buğday ambarda kalırsa harcanır. Bitlere kurtları benzeyen olaylar tamamıyla temizler. Ambarda kalanı da yer içer ek toprağa. Ek saç toprağa. Saç. Bekletme kendin be. Kurtlara, kuşlara, farelere yedirme. Bu dünya geçicidir. Aradığını geçmeyen dünyada ara. Aradığını geçmeyen dünyada ara. Yani ahirette ara. Görünüşün şeklin sıfırdır senin. Dilediğini manadan dile. Görünüşüne bakmıyor. Dilediğini, dileceğini manadan diler. Şu tuzlu şu haçı canı kılıcın önünde tut da ona karşılık tatlı denize benzer bir cam satın alın.
Bu kapıdan bunu almayı bilmiyorsan bari bana kulak ver de dinle. Allah bizi dinleyenlerden eylesin. Hakkınıza helal edin. Allah gecenizi hayır etsin. Gündüzünüzü hayır etsin. Bizleri sırat-ı muslakimde eylesin. İnşallah bulduklarınıza nail eylesin. Korktuklarımıza kurusu muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed affı mağhred eylesin. Dertlerine devam, hastalıklarına şifa, borçlarına edalar nasip eylesin. Allah'ın zahsınav. El-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.