mustafaozbag.org

215. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 36:18

Bir kardeş, bir akrabalarıyla alakalı bir problem söylemiş. İşte, Peygamber sallallâhu ve sellem hazretleri hakkında o kimmiş diye, Muhammed-i Mustafa sallallâhu ve sellem hazretleri tanımamazlık ediyorlar. Onlar, sınay-ı rahîm, akraba noktasında ve konumunda değiller. Eğer biz kimse Peygamber sallallâhu ve sellem hazretlerini tanımıyor musunuz? Veya Kur'ân'ın haram kıldığı bir şeyi helal görüyorsa, helal gördüğü bir şeyi de haram kılıyorsa, onlar dinin dışındadır ve bir de dinle mücadele ediyorlarsa, dindarlarla mücadele ediyorlarsa, onlar bizim sınay-ı rahmimiz, akrabımız olmaz. Hatta onlar bizim anne ve rahmimiz olsa dahil, şâfî erkek, hanefi bayanına evli olur. Şâfî erkeği tamamen değdiği zaman, abdest-i borunlu bir mezhep arasında değişik olabilir.
Mezhep arasında değişik, non-tedel olması ki, mezhep din değil. Bir kimse herhangi bir mezhepten herhangi bir mezheme geçemiyor. Bunda da bir beis yok. Allah yolunda harcamak. Allah yolunda harcamak, bir cihad eder insanlara yardım etmek. Ordu, Allah yoluna, cihada gider ona yardım etmek. Orduya ama para olarak, ama yiyecek içecek olarak, ama giyecek olarak, ama silah olarak o orduya yardım etmek.
Allah yolunda harcamak, bir kimsenin kendi ailesine Allah yolunda harcamak, çoluğuna çocuğuna edecek kadar, rahat edecek kadar onları yaşatması. Allah yolunda harcamak, insanın annesine, babasına, akrabalarını gözetmesi. Allah yolunda harcamak, fakire, fukaraya, kimsenin kendine harcamak. Bakın, birinci derecede bir kimsenin harcaması, Allah yolunda cihad eden insanlarıdır. Eğer ki Allah yolunda cihad eden asker varsa, ordu varsa, Allah yolunda cihad eden bir topluluk var ise, müslümanların onlara yardım etmeleri pardayındır. Birinci derecede önemli olan pardır. Birinci derecede. Bunu sonradan ulema genişletmiş, işte dini anlatan, dini öğretmeni çalışan alimler bunun içine katmışlar. Yani bu dini insanlar yaşasınlar, bilsinler, öğrensinler diye bu uğurda çalışanlar bunun içine katmışlar.
Ama burada biraz böyle son dönem kantanın topusu kaçtığı için oraya anlatmıyorum. Yani ilmi saklamak gibi değil. Böylece dini anlatıyoruz diyenler, alan el olmuşlar. Yani işte ben sohbete geldim, benim ücretimi verdim. İşte ben Sikrullah'a geldim, benim ücretimi verdim. Hiç unutmuyorum. Bir yerden beni davet etmişlerdi, sohbet için. Ben de tamam gelirim dediler. Kendi aralarında konuşmuşlar. Sohbete kaça gibi acaba diye. Mesela tabi ben oraya gittim, toplanmışlar, sohbet ettik. Onlar bitti sohbet. Kendiler aralarında hala da istişare kullanmışlar. Ne kadar basit diye. Tabi sohbet bilmeliydi abi. Onlar da dışarıda git girip çıkıyorlar tabi. Fısırtılar devam ediyor.
Gündemiz oldu. Ben de dedim, bugüne kadar ben de dedim işte dergaha girdimden ve hiçbir sohbetten, hiçbir Sikrullah'tan, hiçbir yapılan şeyden kimseden ücret almadım. İşte anlattım, bir şey istemedim, bir şey almadım. Bunlar durdular şimdi böyle. Tam son bası vardı. Bir soru daha soydum. Ben onu da, o da bir konuyla alakalı iş açıldı tabi. Neyse bitti, sohbet kalktı. Bunlar şimdi kendi kendilerine şey yapıyorlarmış ya, dışarıda konuşuyorlarmış ya, fısırtı. Ev sahibi dedi ki, siz her ne kadar böyle içeride sohbet ettiyseniz dedi. Kusuna bakmayın dedi. Arkadaşlar kendi aralarında bir şey toplamışlar. Bunu biz size dedi, hediye olarak vermek istiyoruz. Teşekkür eder, Allah razı olsun dedi. Hediyeyi inkar etmek değil.
Ama sizin bu yaptığınız şey benim sohbetimin karşılığı olarak düşünmüşsünüz. Ben alamam dedi. Dediler ki yemek, şimdi her şey dedim, sohbetin karşılığı olarak bana gelir. Ben yemek de yedim. Ben o günde hiç böyle sohbette su da içmediydim. Dediler ki bir bardak suyumuz daha içmedi. Dedim, nasip de yemiş demek ki dedim ben. Selam zahmetim dedim, çıktı. Şimdi, işin bu tarafını insanlar kendi nefislerine, kendi nefislerine gelecek şekilde çoğaltmışlar. Allah için cihad eden bir kimsenin ücreti Allah'a aittir. O ücret beklemez. Zikrullah'a giden kimse ücret beklemez. Zikrullah yaptırmaya giden kimse ücret beklemez. Hatta kardeşler, bir yere derse gidiyorsunuz değil mi? Yeni gidiyorsunuz.
Bir bardak su dahi istemeyin. İstemeyin. Ders yaptırmaya giden kardeşler, derse giden kardeşler, bir bardak dahi su istemeyin. Semazenler, mıtırban. Gittiğiniz yerde bir bardak daha su istemeyin. Dervişin eli böyle değildir. İstemez bir şey. Derviş bir şey istemez. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. İstemez. İstemek girdi mi işin içerisine, onun ucu kaçar.
Orada ihlas bozulur. Orada muhabbet bozulur. Orada samimiyet bozulur. Yemek istemeyin. Su istemeyin. İçecek istemeyin. Yatacak yer istemeyin. Oturacak yer istemeyin. Hiçbir şey istemeyin. Allah'ın zikredin dönün gidin. Sohbet edin dönün. Gidin zikredin. Yapın gelin. Bir eve gidin. İstemeyin. Çıktıktan sonra da konuşmayın. Ya bir çay dahi denilmedi. Veya bir pasta dahi yapmamış. İnsan bir pasta dahi yapmaz mı?
Kadınlar bunu daha fazla konuşurlar. İstemek yok. Andırmak yok. Bu noktada herhangi bir şey yapmak yok. Allah yolunda harcanacaksa evet. Birinci derecede cihad eder. Evet bu muhakkak var. Ulemayı da ezmemek gerek. İkinci derecede dini anlatan, dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden insanlara da onları da harcanır. Ama onlar istemeyecekler. Bakın onlar istemeyecekler. Üçüncü derecede ne? Hasilet olarak insanın ailesine harcadığıdır. Eşine, çocuklarına harcadığın senin Allah yolunda harcamadır. Harcadığın her şey sadaka sevabıdır. Eline sen bir tane ekmek götürdün, sadaka sevabı. Yarım kilo şeker götürdün, sadaka sevabı. Bir kilo patates götürdün, sadaka sevabı.
Cömertlik önce ailene, önce kime? Allah yolunda mücadele eden mücahitlere, ondan sonra Allah yolunda mücadele eden alimlere, ulemalara, ondan sonra ailene, ondan sonra akrabalarına, ondan sonra arkadaşlarına, komşularına. Komşularla. Cenazesini sadece Hazret-i Ali'nin kehmet diye söylendi.
Duydu, doğru mu? Doğru, sayıdık nedir? Yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat edince, üç gün cenazesi bekletildi. Emir el mümini seçildi. Emir el mümini seçildikten sonra defnedildi. Ama Hazret-i Ali Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sadece onu tek başına dehmetmedi. O dehmetmedi yani. Bu biraz Hazret-i Ali Efendimiz'i sevenler tarafından abartılmış bir şey. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hem amcasının oğlu olan, hem damadı olan Hazret-i Ali Efendimiz'i muhakkak ki çok severdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ehl-i beytidir. Ashab-ı abadır. Ashab-ı abadır. Ama bunu böyle bir şey varmış gibi göstermek de çok uygun değildir.
Neden Allah'ın aslanı denildi? Hazret-i Ali Efendimiz, evet, Allah'ın aslanı olarak anladık. Allah'ın yeryüzünde kafirlerden intikamını alan kimse, Allah'ın yeryüzünde müşriklerden intikamını alan kimse, Allah'ın yeryüzünde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hizmetine verilmiş tabiri caizse zungünlü diyoruz. Bir tarafı, bir tarafı da ne? Bir tarafı da manevi sultan. Hem zahiren, savaşta, fikirde, fikirde, fikirde, … etmeden bir şeyler. Üstün, manenden, öbür taraftan da maneviyatta üstün. Çift tarafı. O yüzden çift tarafı olunca, o Allah'ın aslanı olarak anladık. Hz. Ali Efendimiz'i, Hz. Hasan ile Hüseyin Efendimiz'i ehl-i beyti sevmek imandanız. Biz ehl-i beyti severiz. Ehl-i beyti kübretmeyiz. Ehl-i beyti önemsiz görmeyiz. Ehl-i beyti önem veririz.
Bizim için ehl-i beyti önemlidir. Bizim için ehl-i beyti kıymetlidir. Bizim için ehl-i beyti öndedir. Öndedir, önder. Ama biz fazilet olarak sahabenin içerisinde, önce Hz. Müvekir, ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali deriz. Bu hulefa-i raşidinin sıralamasıdır. Ama ehl-i sünnetin bir kısmı mesela fazilet olarak bu halifelerin sıralanmasıdır. Ama fazilet olarak bir kısmı Hz. Osman'dan öne koyanlar olmuştur, Hz. Ali Efendimiz'i. Bir kısmı Hz. Osman Efendimiz de denk görmüşlerdir. Bunlar ehl-i sünnetin içerisinde vardır. Birisi size sıralarken Hz. Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Ali, sonra Osman derse ona itiraz etmeyin. Burada bir görüştür. O da normal ehl-i sünnetin içerisinde bir kısımların, bir kısımların uyduğu bir noktadır.
Ama İmam-ı Azim sıralarken Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ondan sonra aşere-i mübeşere olarak sıralamıştır. Yani cennetle müjdelenenler olarak. Tabii ki bir kimse fazilet açısından böyle sıralar da muhabbet açısından, bakın muhabbet açısından. Ben Hz. Ali Efendimiz'i hepsinden fazla seviyorlarsa ona bir şey gerekmez. Birisinin, birisinin muhabbeti çok olabilir. Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Ehl-i beytimi sevmek imandandır. O zaman bir kimse Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman sıralamasını yapar. Ama muhabbet cihetiyle, muhabbet noktasında, kalbi noktada ben Hz. Ali Efendimiz'i hepsinden fazla seviyorum diyebilir. Bu onun hakkıdır. Sevgi, duygu meselesidir çünkü. İnsanın kalbiyle alakalıdır.
Fazilet sıralaması aklıyla alakalıdır. Sevmek kalbiyle alakalıdır. O yüzden Bekir ise bu noktada Hz. Ali Efendimiz'i daha fazla sevebilir. Hatta onun hakkında Hz. Hasan'ın Hüseyin'i ekleyebilir. Buna söylenecek bir söz olmaz. Ama fazilet noktasında Hz. Ali ve Allah'ın hazretlerini hem başa dikmemesi gerekir, ehl-i sünnet dikmemiş. Muhabbet noktasında dikebilir, fazilet noktasında dikmemesi gerekir. Dikerse ne olur ben yine çok katı davranıp da küfre düşer diyenlerden değilim. Çünkü ehl-i kıbleyi tekfir etmeyiniz demiş. Allah bizi affetsin. Ama bir kısım insanlar bizim ehl-i beyti olan muhabbetimizden, bizim Hz. Ali Efendimiz'e olan muhabbetimizden, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendimiz'e olan muhabbetimizden, bizi böyle başka şeylerle itham ediyorlar, bana mail filan çekiyorlar.
Sorulunca açıklamak mecburiyeti hissettim. Bir şeye alındığından değil. Eğer Hz. Ali Efendimiz'i sevgimizden dolayı, biz eleştirileceksek eleştirelim. Sevgilisi, muhabbetinizi açıkça ishar edin, söyleyin. Bizim ehl-i beyt sevgisiyle bir problemimiz yok, biz de seviyoruz. Bizim Hz. Hasan ile Hüseyin ile sevgimizden bir problemimiz yok. Hatta ve hatta Türkiye'de Aleviyim diyenlerden, Türkiye'deki Aleviyim diyenlerden, Hz. Ali, Hz. Hasan'ı, Hz. Hüseyin'i seviyoruz diyenlerden, yüz binlerce kat fazla seviyoruz. Hz. Ali, Hz. Han Hazretleri sevmek demek, saz çalıp şahap içmek demek değil. Seviyoruz değil, saz çalıp iki değiş patlatıp, Can Ali, Gül Ali, Gel Ali demek demek değil.
Ali Efendimiz'in sevdiğini göstermez. Gelin, Hz. Ali Efendimiz'i seviyorsanız, namazınızı kılın, orucunuzu tutun. Gelin, Hz. Ali Efendimiz'i seviyorsanız, o sahabenin içerisinde ilk namaz kılanlar var. İman edenlerden, Peygamber, Sadullah ve sellem mazretlerinden sonra hemen namaz kılan kimse. Kendi sözü var, sahabenin içerisinde ilk namaz kılan olduğuna dair. Ve namaz fark kılınmazdan önce, Mustafa Mekke'den önce, Hz. Ali Efendimiz'i sevmek demek, Hz. Hüseyin Efendimiz'i sevmek demek, Maksist olmak demek değil. Leninist olmak demek değil.
Maksizm'de, Leninist'im'de, Komünizm'de, dinsizliğin üzerine. Hz. Ali Efendimiz dinsiz miydi? Maksist miydi, Leninist miydi, Komünist miydi? Komünist miydi? Komünist kimse oradaki kurulu bir devletle savaşıyor, Hz. Hüseyin Efendimiz de, işte kurulu devlet üzerinde savaştı. Biz küfeliler, Hz. Ali Efendimiz vefat ettikten sonra, Hz. Hasan Efendimiz biat almayınca, vazgeçince, öldükten sonra, dediler ki gel sana biat edeceğiz biz. İçin küfeye yola çıkıyoruz. Duyan Muaviye'nin oğlu Gezi, oraya ordu gönderdi, asker gönderdi.
Katretti oradan, şehit etti hepsini. Bu kaderin bir cilvesi. Büyük bir acı. Büyük bir acı. Hz. Hüseyin Efendimiz'i Komünist yapmaz. Hz. Hüseyin Efendimiz'i Maksist ve Leninist yapmaz. Hz. Hüseyin Efendimiz de, bilmem nerde ki şey ayı, o var ya bir tane şeyin arkadaşıydı, kasronun arkadaşı. Onunla değil mi getiriyorsunuz? Bir kafirler, bir Hz. Hüseyin Efendimiz'i nasıl aynı kefe koydunuz? Bir Allahsız, kitapsız bir kimseyle, Kur'ansız, imansız bir kimseyle, Hz. Hüseyin Efendimiz'i nasıl yan yana koyarsınız? Ahmak, kafirlikten başka bir şey değil. O, dehşetli anda dahi namazını bırakmadı. Hz. Hüseyin Efendimiz'i o dehşetli zamanında dahi orucunu bırakmadı.
Ölümü, ölümün peşinde, ölümün peşinde, ölümün peşinde koşaraktan şehit oldu. Ölümü aradınız, ölümü! Onu zikrediyorsunuz.
Birisi gelir, şeyhendillah, beş yüz dirhem parası, beş yüz dirhem parası oldu mu? Sırfında küfe izleri, nasır, nasırlar var, küfe izleri var.
Ne derler ya bu küfe, nasırlar ne? Üç gün sonra geçer. Medine'nin arka sokaklarındaki, varoşlardaki kadınlar, veli nimetini vefat ettiği ağlıyorlar. Sokaklara düşerler. Mübarek, her gece kalkar, küfeyi malzemeyle doldurur, arka sokaklarındaki, varoşlardaki, du, yedin, kimsesi devlere, sırtında yiyecek taşıyan kimsedir. Sırtında yiyecek taşıyan, Hz. Hasan Efendimiz. Ve her ikisi de, derelisten böyle gördük deyip, ertesi sabaha evlerinde dinar direktirmeyen insanlardır. Hz. Hüseyin Efendimiz şehit olduğunda, cebinde hiç dinar çıkmaz. Hangi sevgiden bahsediyorlar? İki değiş yorup, iki sab yorup, iki bardak şarap içip, Hz. Hüseyin'in aşkı olmuyor.
Yine mail atacaklar, dinleyecekler. Yine mail atacaklar bana. Ben diyorum ya, Alevi'yim diye, sen nasıl Alevisin diyorlar, zındıksın sen diyorlar bana. Girdiğiniz Alevi derse değil, Hz. Hüseyin Efendimiz'in hayali, hiç alakası yok o portfede. Görüyorsunuz ya hani, resimasyonlar ya hayali. Hz. Hüseyin Efendimiz'i manen görseler, dilleri tuturur, dilleri tuturur. Her derviş daha ileride. Her Üstad'ım diyen dahi, Hasan ile Hüseyin'i göremez. Radallahu anh Hazretlerimiz. Üstad'ım diyen kimse dahi, Hz. Ali Efendimiz'i göremez, kolay kolay öyle.
Şimdi, iç divaneden çıkacakmış gibi görünecek. Hatta, geçmiş beni, İsrail peygamberlerinden birisini görür, Hz. Ali Efendimiz'i göremez. Aşklar. Kendinden geçmen lazım.
Allah, malından, mülkünden, karından, çolundan, çocuğundan geçeceğim. Geçeceğim. Kenara koyacağım. Ölümü arayacağım, ölümü. Ölüm seni aramayacak. Ölümü arayacağım ki dirileceğim. Ölümü aramazsam dirilmezsin. Allah bizi affetsin inşallah. Peygamberimiz Hz. Ali Efendimiz'e, insanlar ibadetle Allah'a yaklaşmaya çalışırken, sen haklınla yaklaşmaya çalış demiş. Bu konuda ne buluyorsun? Allah bizi affetsin. İnsanların kendi kafalarından uydurduğu şeyler. İnsanlar şuraya geliyorlar sonra. Biz namazı manen kılıyoruz. Soruncu manen tutuyoruz. Ya siz ibadeti sahibi yapıyorsunuz, biz kalbi yapıyoruz.
Allah bizi sapıkla kılma. Bunlar insanların kendi namaz kılmamalarını, kendi kendilerine aldatmak için. Demiyorlar. Biz namaz kılmıyoruz kardeşim. Namazı kılamıyoruz. Biz Müslüman değiliz. Çıkacaklar, ahaklar söyleyecekler, Türkiye'deki aleviyim diyenlerden biri, siz diyor ki, televizyonda bangır bangır bağırıyor. Kardeşim biz alevi değiliz diyor. Doğru söylüyor. Türkiye'dekiler alevi değil. Şia namaz kılıyor, oruç tutuyor diyorsun. Biz Anadolu Alevisi'yiz diyorlar mesela. Hiç alakası yok. Sünnet yaptırmak sünnet mi?
Evet sünnet. Sünnet. Bir insan cinnilerle görüşür. İnsan bir başkasına böyle bir şey bulmaz. Kendisi kalkar cinnilerle görüşebilir. Kendisi ölen bir kimsenin ruhuyla da görüşebilir. Ölen kimsenin haline bağlı. Ama bir başkasını, bir başkasıyla onu görüştüremez. Ne bu telefon satıralım ya. Cahillikten başka bir şey değil. Ya bir kimse vefat etmiş, vefat etmiş kimsenin ruhuyla. O kimse görüşecek. Ya nasıl görüşecek o kimse? Böyle bir kimseyle görüşebilmesi için kabir haline vakıf olması lazım. Kabir haline vakıf olması değilmez. Onun bir çift üstü var. Derviş önce kabir haline vakıf olur. Yani kabirdeki kimsenin dünyadaki suretini görür.
O dünyadaki suretin, sureti noktasındaki o kimsenin ruhuyla görüşmesi bir çift daha yukarı çift daha. O normalde dördüncü makam bir şey. Emmar-ı Levam'a müldümeye geçecek. Müdümen'in sonuna doğru. Kabirdeki kimsenin ruhaniyetiyle görüşür, konuşur o kimse. Veyahut da işte, Emmar-ı Levam'a geçer, Müdüme de başlar burada zikrullah'ta. Küçükten hal görme, Müdüme'yi biraz daha geçince oturur o. Ondan sonra o hali atmaya başlar, Müdümen'le daha iyice artar. Artık pire kendilerimizi görmeye başlar. İşte sahabeleri görmeye başlar. Geldiği zaman onlarla konuşmaya başlar. Bu onun dördüncü makamda sonuna doğru halledecek. Onun o esnada seyir-i sülükü de başlaması lazım.
O esnada seyir-i sülükü de başlarsa, o zaman konuşması daha da rahat olur. Ondan sonra o kimse ilk önce evliya kafirleriyle konuşur. Onların maneviyatları, onların ruhaniyetleri serbesttir çünkü. Daha ancak beşinci makamda ölen kimsenin ruhaniyetine daha rahat bir şekilde, kim ölürse ölsün, onun ruhaniyetiyle irtibat kurdurur. Allah izin verirse. Sen altı da olsan, yedide de olsan, üstad da olsan, Allah izin verirse konuşur. Görürsün, konuşursun, o sana ses vermez. Ses vermezse ne yapacak? Boğazını mı sıkacaksın? Karşındaki zaten senin bildiğin insan değil ki, konuş dedi konuşsun. Onu da Allah izin verecek. O da Allah'ın bir ayeti. O da Allah'ın bir yarattığı bir şey, fiilyatı.
İnsanlar maneviyatı bilmiyorlar. O muhakkak konuşur. Ben nereye konuşacağım? Allah yaratacak. Fiilyat Allah'a, sana ayet değil. Halini açan Allah. Seni de görüştüren Allah. Seni de dönüştüren Allah. Seni de o perdeyi açtıran Allah. Senin elinde bir şey yok. İnsanlar bunu normalde sanki o kimsenin elindeymiş gibi. Elinde bir anahtar var, kapıyı aç gir. Elinde ki. Birisi öyle demişti bana. Kalitelerden birisi. Elinde anahtar görülmüş, açar girersin dedi. İyi ki rihar mı dedim ben de. Bu ev kapısı mı? Bilmiyorlar. Ben böyle söyleyince de. İşte onun hali öğretim. Hakil hat. Yalan söylüyorlar. Dönüp sana öyle bir de.
Allah'la kalın. Ruhaniyetle hiç alakasın. Tecelli ettireceği bir şey. Herkesin elinde öyle bir anahtar olmuş olsa. Ben isterim ki burada maneviyat açılsın. Ben isterim ki herkes maneviyat açılsın. Herkes o mani halleri görsün. Burada hiç kimse kalkmaz ki gelen. Dinlemezsiniz o zaman. Yayılamazsınız hiçbirinizde. Hiçbirinizde sarıksız gelemezsiniz buraya. Sarıksız, gelen sarıksız. Kendine utanırsın. Yerin dibine girer. Benim kafamda neden sarık yok diye. Senin yüzünü döner gider, döner gider, döner gider. Sorarsın kendi kendine.
Neden benim yüzüme bakmıyorlar? Oradan birisi der, bugün sen bunu yaptın o yüzden kimse senin yüzüne bakmıyor. Yerin dibine girersin. O yüzden karlanma var. Bugün şu hatunayla o yüzden karlanma var.
İnsanların hali açık olmuş olsa böyle oturamazsın, böyle oturamazsın. Azman. Buradan bir tane arkadaş yapmıyorsun.
Üç ihlas mutfakı yaşıyoruz. İmâ Muhammed'in Allah'ına ayrılayın şefaların üzerinde.
İmâ Osman Ali'nin akrabasyonlu meşkeçlerinin barına ruhana edersinler. Ayrılayın rehinin yuvası ve sadarıyla yarabbim. Öncelikle Allah'ın mühimmetlerini şefaların üzerinde. Şeytanın racim, Bismillahirrahmanirrahim. Eftan zikirvanı minne hu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi