mustafaozbag.org

214. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 48:49

Allah gecenizi ayırsın inşallah. Cenâb-ı Hak, beynınızı korununuzu iyi, yığınızı hayır eylesin inşallah. Bizi bana hakkını helal etmediğini söyledi, bunu bu dünyada bulursa da ahirete hatırlayacak. Eğer hatırlarsın, bunu bulursak da cennet olsa da benden bu hakkını alabilecek. Eğer sizden hakkı var ise ve bir kimse de hakkını helal etmediyse, o hakkın karşılığı Allah katında ne ise, onu sizden öbür dünyada alacak. Ne kadar ise, Allah katında onun karşılığı ne ise, Cenâb-ı Hak ondan alıp hak dolar kimseye bakıyor. Kurban olurum demek, Allah'a şirk taşımıyor.
Kurban olurum derken, eğer ki söz konusu olan muhabbetini ve bağlılığını gösteriyorsa şirk olmaz. Ama ona Allah gibi tanındarsa, o zaman şirk olurum. Akıl gibi mal gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz. düşünmaz ki, hem zikirdir, hem fikirdir, hem şeriattır, hem ilimdir, hem hakikattir, hem sadırlara şifa, müminlere hida ve rahmet etsin.
Mesteb-i Nuriye. Ne kadar güzel. Bizi yalanlayanlar, karınlıklar içinde sağırdırlar. Filsizdirler. Allah kimi dilerse, onu şaşırtıp saptırır. Kimi dilerse de onu dosttur, yol üzerinde kılardır. Yalnız buradaki Allah'ın sapıtması veya hidayete erdirmesi, Allah'ın cebriyeti değildir. Cenab-ı Hak bir kulunu cebriyeti sapıtmaz, sapıttırmaz.
O zaman cebriyeti sapıttırdığın kul şunu der, sen beni cebriyeti sapıttırdın bir de hesabını çekiyorsun der. Burada Allah'ın sapıttırması, onun sapmasına müsaade eder Cenab-ı Hak. O sapkınlığa doğru yol alır, Allah da o yolu ona yaratır. Bir kimse hidayete doğru yol alır, Allah da ona hidayeti yaratır. Hidayete ulaşmak isteyene hidayeti kolaylaştırır ama sapkınlığa ulaşmak isteyene sapkınlığı kolaylaştırmaz.
Fakat o kul sapkınlığa gitmek ister, sonuçta o da onun sapkınlığına müsaade eder. Yani bunun sapkınlığını yaratır. Kul hayırıyla, şerriyle kadere inanmadıkça kendine hayır ve şerden isabet edecek şeyi atlatmayacağını, hayır ve şerden kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz. Evet yani normalde bir kimseye isabet eden her şey kaderdir.
Size ne isabet ettiyse kaderdir, bir şey isabet etti bu size kaderdir. Buna iman et, size her ne isabet ettiyse bu kaderdir. Ama şer, kaderdir bu. Allah kullarının aklıyla talep edip şerden kaçmalarını emreder. Biz aklımızla hayırı talep ederiz.
Bu bizim kendi fiiliyatımızdır bakın. Bizden sudur edecek bir şey dersin. Yani bize ne isabet ettiyse kaderdir. Bizden ne çıkarsa evet o da kaderdir. Ama Cenab-ı Hak bize bir cüz ikirade vermiş. Bizden çıkacak olanlar diyor ki siz hayırı talep edeyin. Siz hayret olun yalanın. Sonuç, sonuç yine kader. Biz de kaderi bilmiyoruz. Onun sonucunu bilmiyoruz. Biz yarın bize ne isabet edeceğini bilmiyoruz. Bu kader. Burada anlatılmak istenen o. Bizim insanımız şöyle anlıyor. Ben geldim Adnan'ın kafasını yumruğu vurdum. Ben diyorum ki, ben diyorum onu. Kadermiş Adnan. Yahu suç, eğer bunun iradem olmamış olsaydı din bana suç istediğim zaman ceza kesmeyecekti.
Eğer benim iradem olmamış olsaydı ben suç işlediğimde Cenab-ı Hak benim cehennemle cezalandırmayacaktı. Demek ki bu benim kendi iradem. Benim elimden çıkan şey benim iradem. Benim elinden çıktı. Benim gözümden çıktı. Birinci bakış Allah'tan ad-ı şerif. İkinci bakış nefsinizden. Benim gözümden çıktı. Benim bakışımda kader demiyor var. Senin bakışın da kader demiyor. Birinci bakış Allah'tan diyor. İkinci bakış nefsinden. Üçüncü bakış şeytandan. Senin iradem var. Birinci bakışın. Ey iman edenler. Gözlerinize haramdan sakınınız. Neden sakınınız diyor. Kader dese yapsın. Hayır. Orada bizim üzerimizde bir emir var. Bizim üzerimizde yapmamız gereken bir şey var.
Bizim mükellef olduğumuz bir şey var. Namazı kılarsak kader kılmazsa kader yok öyle bir şey. Namazı kılmaktan sorumluyuz. İnsanların ayaklarının kaydığı nokta var. Biz kaderi bilmiyoruz. Biz kaderi bilmiyoruz. Biz yarın sabahın ev başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Bize ne dokunacağını bilmiyoruz. Kader. Ben evden çıktım buraya doğru geliyorum. Bana bir şey dokunacak. Kader. Dokunduysa kader. Neden oldu? Ya dokundum geldi vurdu adam sana. Rüzgar esti. Sen rüzgarın esişiyle dengeni kaybettin. Rüzgar esti bir çöp geldi senin gözüne saplandı. Ne gelecek bize bilmiyoruz.
Bu kader. Bu kader. Bizden ne çıktı? Sakın hataya düşmeyin. Biz hayırdan, iyilikten, güzellikten mükellefiz. Biz doğruluktan mükellefiz. Yoksa keşmekeş olur. Yoksa düzen bozulur. Hayat bozulur. Hayat bozulur. Adam gider, dam dam dam dam vurur. Bu kader mi? Sen ölecektin. Ben de kaderi tecelli ettirdim. Benim hiç bir suçum yok der. Der mi? Der. Bu olmasın. Allah bizi affetsin. Amin. Evet. Hayırı da şerri de Allah'tandır. Hayırı da şerri de yaratan Allah'tır. Hayırı da şerri de sevk eden Allah'tır. Ey Allah! Fiilyat noktasında talep eden kuldur. Biz talep ederiz. Biz isteriz. Fiilyatın üzerindeki tecelliyat vardır da İmam Maturi. Maturi'den sonra gelen nesefi de ve Hanefi fukukatçıların hepsi de bu noktada birleşmiş.
Bunun temelini atan İmam Azam Hazretleridir. Fikri olarak, ilmi olarak vardır da bunu teknik hale getirmiştir. Fiilyatın üzerindeki tecelliyat vardır. Fiilyat nedir? Benim su içmem fiilyattır. Bunun üzerinde iki tecelliyat vardır. Bir, ben su içmeyi istedim. Bu kula ait olan tecelliyatı. Bu kulundur. İkincisi, Allah su içme işlemini yarattı. Yaratmak kime aittir? Allah'tır. Eğer ben bu su içme isteğini tecelliyet olarak benden sudur etmezse, ben istemedikçe Allah bu suyu bardağı kaldırıp da benim ağzıma vermez. Bu suyu bardağı kaldırıp da benim kafamdan aşağıya bunu dökmez. Fiilyatın üzerinde kullarla alakalı iki tecelliyat vardır. O zaman biz o istemekten, talep etmekten, istemekten ve talep etmekten sorumluyuz.
Yani bir kimse gider, bir hanıma bakar, fiziği çok hoşuna gider, onu ister. İster onu. Veya kadın erkeğe bakar, erkek hoşuna gider, o onu ister. İster, talep eder. Siz bir işe gider, talep edersiniz. İstersiniz, ben burada çalışabilir miyim? Talep eder, ister. İstemek kolay. Kalep etmek kolay. Ya fiiliyat yaratmak Allah'a hayır. Normalde o fiiliyatla istemeyi kaderle bağdaştırmayız. Kader yarın, yarını biliyor musunuz? Hayır. Karın bize ne tecelli edecek biliyor musunuz? Hayır. Bu kader. Annemiz babamız kader. Dedemiz dinemiz kader. Erkekliğimiz kızdığımız kader, kader. Gözlerimizin önde olması kader.
Fıtrat. Allah bize affetsin inşallah. Kişinin kırk gün ibadetleri kabul olmuyor. Bu kırk gün içinde kıldığı namazdan kaza yapmak gerekir mi? Bir kimseye haram girerse o haramın üzerindeki tecelliyet kırk gün bitmez. İçki içtik, kırk gün bitmez. Ama siz sarhoşken namaza yaklaşmayınız demiş ayet-i kerimede. Siz içki içtikten sonra da kırk gün namaza yaklaşmayınız dememiş. O yüzden bir kimse, hanefi fıkıhçılar böyle düşünürler. Bir kimse ayırdığını hissediyorsa, aklının yerine geldiğini hissediyorsa namazını kılar. Müşrikin, kafirin kanı helal diye bir terim kullanmıyor.
Bu kanı, malı, canı helal terimin anlamı nedir? Yani savaş meydanında müşriki öldürürseniz onun kan parası olmaz. Onun cinayet olmaz. Veya kafiri öldürürseniz savaş esnasında bunun bir karşılığı olmaz. Ama barış esnasında öldüremezsiniz. Savaş esnasında evet müşrikin ve kafirin malı helal ama kime? Cihad edenlere toplanır. Cihad amiri, cihad imamı veya devlet başkanı cihad edenlere kafirlerin, müşrikinin mallarını pay eder. Bunu böyle bu müşrikin kanı, malı helaldir deyip barış içerisinde yaşadığının devletlerin mallarını veyahut da Almanya'ya gidenler var ya, Hollanda'ya gidenler var, Fransa'da yaşayanlar var.
Eğer burada bunların hepsi de kafir, bunların hepsi de müşrik, bunların malları da helal, kanları da helal. Hayır, sen orada yaşamayın göze ala ala gittin. Bile bile gittin, anlaşarak sen gittin. Anlaşmayla oraya gittin, sen savaşmaya gitmedin oraya. Anlaşmayla gittiğin için sen orada kafirin kalına, malına, canına, ırzına, namusuna, hiçbir şeysine dokunamazsın. Vahşilik haram. Öyle bir şey yaparsan vahşiliktir bu. Din vahşeti kaldırmaz. Vahşiliği kaldırmaz. Bütün insanların, malların, canların kutsaldır. Kimin canı, malı senin nazarına kutsal değildir? Seninle savaşanın. Sana silah çekenin, seni öldürmeye kalkanın, senin dinini yok etmeye, ırzını yok etmeye, malını yok etmeye, senin yaşadığın toprakları yok etmeye çalışan bir kimsenin kanı, malı, canı o zaman helal olur.
Sen o zaman onu öldürebilirsin, onu katledebilirsin. Öbür türlü sen ona bir şey yapamazsın. Asla. Allah bizi affetsin. Üstad'a görüş hangi durumlarda olur ya da olmaz. Üstad görüş isterse, üstad'a görüş bildirilir. Üstad istişare eder, istişare ettiği zaman da herkes görüşünü bildirir. İstişare etmiyorsa, çok yakın dairede olan bir derviş, ona şunu şöyle yapsak mı noktasından çok yakın dairede olan böyle bir görüş sert edebilir. Bu benimle alakalı.
O zaman da tarikat azabı erkanı içerisinde, Üstad sormadıkça görüş bildirilmez. O sormadıkça konuşulmaz bu kadar. Edeben nasılsın, iyi misin? O kadar. O da sen nasılsın, iyi misin? Bu kadar. Ardından o sorarsa, bir şey derse konuşma devam eder. Sormazsa, konuşmazsa, konuşma devam etmez. Allah rahmet eylesin. Biz öyle gördük. Üstadımızdan da öyle gördük. Çok böyle konuşalım, pet sevmezdi. Hele yolculuklarda. O sorar, selamünaleyküm, aleykümselam, hayırlı yolculuk, teşekkür ederim efendim. Bitti. O bir daha sormazsa, konuşmazsa, bir daha sorur, konuşulmaz. Hele Allah rahmet eylesin. Hayırlı yolculuklar, Allah razı olsun efendim cümlemize. Bakar, saat çıkarız buradan. İşte saat iki. Mustafa efendi Allah izin verirsen, saat kaçta orada oluruz? Gideceğim güzel üç saatlik yok.
Beş gibi efendim Allah izin versin. İyi, hala. Bitti. Bir çıkarız. Oltu tesbih vardı onda, iri kareli. Çar, çar, çar, … Ses teda yok. Yürürsün sen. Üç saat, üç saat hiç konuşmaya bile. Sen de hiç konuşmazsın. Bir şey ikram edeceksen varsa, ikram edersin, koyarsın bunu. Mesela işte, ne muz soyarım ben. Efendim buyurun, bir muza bakar, bir sana bakar. Bana öyle yapalım. Bir muza bakar, bir sana bakar. Mustafa efendi yiyin, iyi olur. Yiyin mi? Buyurun yiyin efendim. Yer veya su. İkram ederiz. Yiyecek bir şey varsa, içecek bir şey varsa, ikram ederiz. Yerse yer, yemezse yemez. Isram yok. Yiyin efendim, al efendim, iç efendim. Böyle bir şey yok. Buyurun efendim.
Böyle, çok konuşanı mübarek sevmez. E biz de onun yanında durduruz. Biz çok konuşuyoruz ama, bizim için de çok konuşan bu defa değil. Allah bizi affetsin. Tabi bir var, bazı şeyler vardır, üstad istişare etmez. İstişare etmek zorunda değil. Bunu böyle yapın dediğiniz zaman, bitmiştim. Onu öyle yapsa, kârı zararına bakma. Yani bu neyle alakalı olursa olsun. İstişare etmiyorsa, etmiyor. Bir de şeyler vardır mesela. Açıklama bekler insanlar. Açıklama beklenmez. Bu böyle olacak diyorsa, öyle yapar derviş olur. Şimdi cevap ver, bunlar böyle şeyh efendiydi, beni de iyi tanıdıklarımlar, benden fazla açıklama beklenmezler. Ben buna desem, bunu böyle yapın, tamam yapar. Arkadakından dervişler patinaj eder.
Şimdi Allah'ın dese ki bu böyle olacak, ortakından patinaj eder. Veya kimisi bilgiçlik tasla. Bundan efendinin haberi var mı? O mu söyledi? Aynı şey bizim zakirliğimizde de olurdu. Başka yerlerde de olurdu. Yani bir üstad, örneğin işte tekke de bir şey yaptıracaksanız tekke de bütün yüz tane tekke de hizmet edeni var, elemanı var.
Yüzünü de toplayıp da mı söyleyeceğim? Ya aklına derim, ya cevap vere derim. Bunu böyle yapın. Tekkedeki bir adımız, bundan üstadın haberi var mı deme hakkına sahip değil. Veya burada şimdi herkes açıklama yapmak zorundasınız. Hüseyin'e derim ki Hüseyin bunu böyle yap. Buradaki bir adamın şunu deme hakkı yok. Üstadın bundan haberi var mı? Nefislerinden bir şey isterlerse kendi nefislerine o zaman o kimse der ki bu senin nefsine ait. Bu nedir? Adnan kalkar derse ki benim evimi taşımaya gelin hepiniz de mecbursunuz. O zaman dur. Veya benim dükkan taşınacak, gelin benim dükkanı taşıyın. O zaman dur. Ama diyorsa tekkeyi temizleyin kardeşim. Bitti. Bir de dervişlikte büyük iş, küçük iş yoktur.
Kıymetli ve kıymetsiz iş yoktur. Öyle görünüyor insanlar. Birisi çay dağıtıyorsa o kıymetsiz bir iş değildir. Veya yerleri süperen kıymetsiz adam değildir. O iş kıymetsiz de değildir. Veyahut da işte dışarıda ayakkabıların başında nöbet tutup da ayakkabılar çalınmasın diye bakan bir kimse kıymetsiz bir iş yapmaz. Onu bizler kıymetsiz görürüz. İşi de kıymetsiz görürüz. Kıymetsiz gören kimse kıymetsizdir. Cemaat, topluluğun bütün işi Allah'ın işidir. Ahmet'in Mehmet'in işi yok. Mustafa Özbağ'ın işi de yok. Ya Allah'ın işi kardeşim. Buranın temizlenmesi Allah'ın işi. Temizleyen kimse Allah'a hizmet ediyor, bana hizmet etmiyor. Veya tuvaleti temiz tutan kimse Allah'a hizmet ediyor, bana hizmet etmiyor. Ehli tasoluk meseleyi o gözle bakması lazım. Allah bizi affetsin inşallah.
Kıyametin büyük alametlerinden olan Dabbetül Arz hakkında bilgi rica ediyorum demiş. Evet, Dabbetül Arz içinizde. Dabbetül Arz ne? Öyle değil mi? Nereden çıkacak? Dünyadan çıkacak. İçinizde, kalbinizde. Dünya sevgisi içinizden öyle bir hayvan üretir ki sizi perişan eder. Dünyayı eğer ki siz maneviyatı bırakır, dünyaya kaparsanız, kıyamet alametini o zaman görür.
Büyük kelam, büyük kıyamet alametleriyle uğraşmayın. Onlar sizi aldatır. Siz onları nefsinize yorun. Siz onları kendinize yorun. İsa'nın inmesi demek senin bir üstada ulaşman demektir. Sen bir üstada buluştuysa, ulaştınsan İsa sana inmiş. Mehdi'nin çıkması demek senin hidayetle müşerref olman demek. Sen hidayetle müşerreflendiysen Mehdi sana zuhur etmiş.
Sen Mehdi bekleme. Sen Mehdi'yi beklerken Allah muhafaza edersin. Mükağa düşersin, perişan olursun. Sen Mehdi çıkmış sana. Hadi yürü, yol yürü. Mehdi çıktığında ne yapacaksın? Mücadele edeceksin. Mehdi inmiş sana, çıkmış sana. Hadi mücadele et. Sen şimdi mücadeleni ortaya koyamazsan Mehdi çıkınca nereye gideceksin? Hiçbir yere gitmezsin. Mehdi müminlerin Mehdi'si. Mehdi kafirlerin Mehdi'si değil ki. Mehdi müşriklerin Mehdi'si değil ki. Mehdi münafıkların Mehdi'si değil ki.
Mehdi kalbi evrilen çevrilenlerin Mehdi'si değil ki. Mehdi yanarda aradanların Mehdi'si değil ki. Mehdi bugün derviş, yarın müşrik, bugün kafir, yarın mümin olanların Mehdi'si değil ki. Mehdi namussuzların, şerefsizlerin, haysiyetsizlerin Mehdi'si değil ki. Şöyle bir düşünce var. Mehdi gelecek, her şey düzelecek. Sen kendini düzeltmeden ne düzenir ki? Sen kendini değiştirmeden ne değişir ki? Sen şu anda malından, mülkünden, rahatından, uykundan, zamanından, parandan, kulundan, sağlığından fedakalık edemiyorsan ne zaman edeceksin ki sen?
Sen bugün yemenden, içmenden, geymenden, gezmenden fedakalık edemeyip Allah yolunda koşturmuyorsan, sen yüzünü şu anda Allah'a döndürmediysen, Mehdi gelince mi Allah'a yüzünü döndüreceksin? Aha Mehdi var. Mehdi gelip sana namazı senin üzerinden kaldıracak mı? Mehdi geldiğinde namazı senin kafanı kılıçta yayıp zorla mı kıldıracak? Mehdi geldiğinde sen orucu zorla mı tutturacak sana? Mehdi geldiğinde teheccül namazına seni zorla mı kaldıracak? Mehdi geldiğinde pazartesi parçam borçlarını sana zorla mı tutturacak? Önlünde beslemekten, dabbatül arzı kucağında tutmaktasın. Şeyini dabbatül arıza göre mecic bekliyor miller. Mecici mecici var, yecic mecic çıkmış. Ya sen de onlardansın. Haram tanımıyorsun, helal tanımıyorsun. Kimin olduğunu tanımıyorsun. Kimin malı olduğuna bakmıyorsun, kimin parası olduğuna bakmıyorsun. Yutuyor.
Yecic'ten mecic'ten farkın mı var? Çırıl çıplak, televizyonlarda çırıl çıplak kadınlar, sokaklarda kadınlar çırıl çıplak. Ne bekliyorlar? Mehdi bekliyor. Ne yapacak Mehdi? Çıplaklar kampına mı gidecek? O çıplaklar Mehdi'ye mi tabi olacaklar? Senin felsefesine, Kur'an ve sünnete yani, Kur'an ve sünnetin emirlerine, nehirlerine tabi olmayanlar, Mehdi çıkınca, Mehdi'nin çıktığına inanacak mı zannediyorsunuz?
Bugün Kur'an ve sünnetin birbirlerine, Kur'an ve sünnetin aşıklarına, Kur'an ve sünneti yaşayanlara tabi olmayanlar, inanmayanlar, Mehdi çıkınca mı inanacak zannediyorsunuz? Bugün senin imanın kaviyse, imanın kemalerdirse merak etme, Mehdi'yi tanırsın sen. İmanın kamil ise veli'yi tanırsın, İsa'yı tanırsın. İsa'yı tanınmayan, rüyasında görmeyen, halinde görmeyen, bugün İsa'yla tanışmayan, İsa'yı gökten indirildiğinde mi tanıyacak?
Mehdi zuhur etti desen, ne diyecek ki? Ne yapacak? Hadi Mehdi zuhur etti, ne yapacaksınız? Evlerinizi mi bırakacaksınız, çocuklarınızı mı bırakacaksınız, eşlerinizi mi bırakacaksınız, makamınızı, masabınızı mı bırakacaksınız? Hayatınız, hadi gelin dedi Mehdi size. İyi, Mehdi mi bekliyor insanlar zikretmek için? Benim peygamberime tabi olun, sizden olan emir sahiplerine tabi olun diye. Neyi bekliyor bu iman edenler? İnandık diyenler, iman ettik diyenler.
Kanınız, canınız, ırzınız, namusunuz, malınız haram olmuş diyor. İman edip namazlarını doğru zekat veren, peşinde koşanlar. İşte bunlar Allah'ın ben dünyası, İsa aleyhisselam. İdinci derecede farzları yerine getirmek demek.
Ve Allah'ın nafilelerle yaklaşın. Nafilenin en önemlisi, en önemlisi insanlara zarar vermemek. İnsanlara faydalı olmak. Ona dua et. Ondan isteyin. Onu zikredin. Onu tesbih edin. Onu tenzil edin. Üceltin. Onunla sohbet edin. Onunla konuşun. Onunla dertleş. Ondan isteyin.
Derdinizi ona anlatın. Ailenizi ona art edin. O her şeye yetişecek. Ve o her şeye yeter. Allah bizi affetsin.
Evliğim, aile büyükleri tarafından çok büyük sorunlar yaşadık ve eşimin ailesiyle görüşmüyoruz. Ama eşimi gönderiyorum. Başladığımda yeniden sorun yaşadığıma inanıyorum. Ne yapmam gerekir? Bana yardım edin. Böyle bir şey olmaz. Kadınlar ve erkekler de eşlerinizin aileleriyle görüşün. Problemlerinizi bir şekilde nötrleyin. Aranızdaki hukuku düzenleyin. Mümin insanlara yakışmayacak şeyler. Susuverin. Seslenmeyin. Gençler, yeni bir İslam anlayışıyla, yeni bir ahlak anlayışıyla bunları düzenleyin. Dizan edin. Eskiler o eski hantal ilimleriyle, eski cahillikleriyle hatalar yapmışlar, eksiklikler yapmışlar. Sizler bu hatalardan uzak durun. Kadınlar da erkekler de eşlerinin aileleriyle iyi geçirecekler.
Bu dünya imtihanane. Hiç kimsenin dört dörtlük, dört beşlik hayatı yok. Yani insan hem kadınlar için geçerli hem erkekler için. Kayınvalidesinin, kayınpederinin gönlünü alamadıktan sonra, onunla bir sofrada oturamadıktan sonra, onunla bir kısa da olsa, bir an da olsa hayatı paylaşamadıktan sonra bir anlamı yok. Herkes kendi nefsini temize çıkarmaya çalışır. Der ki, bende kabahat yok. Hayır.
Kabahatlı annen, baban. Git elini öp, hayır duasını al. Kabahatlı arama. Kayınvaliden, kayınpederin. Git elini öp, hayır duasını al. Derviş kardeşler, asla ve asla anne babalarıyla, eşlerinin anne babalarıyla sürtüşmeyecekler. Annesine, babasına kimsenin alim, kimsenin karşısında haklılığı olmaz. Burada çocuğun hakkı yoktur. Haklıdır, yok ama senin hakkın yoktur. Gidersin elini öpersin, yuvasını alır, gidersin.
Küslük yok, gelip gitmemek yok. Erkekler, eşlerinizi anne ve babalarınıza gönderin. Yani eşinizin annesine, babasına gönderin. Bunu böyle bir ceza verin gibi uygulamayın. Bu zulüm. Eşiniz annesine, babasına gitmek istiyor. Aynı şehrin içindeyse haftada bir sefer hakkı var. Gönderin. Zulmetmeyin. Kocalarına, şehriye ilgilenecek. Bu noktada laf söylerler, düş olurlar kocalarına.
Hiçbir derviş kadesiyle, kayınpederiyle problemini istemiyorum. Çek, yitirir, içirir, temizler, gönderir. Halk yapıyor, yapsın sana. Sus, şak.
Annen ben evden. İstem var, babamdan kalan ev. Yani nereden kovuyorsun demedim. Tamam anedim. Eşyalarımı, bindim arabaya. Bayındır da ya. Kendi memleketimde. Kendi evimden. Çıktım bayındırdan dışarı lan Mustafa Özba. Dedim ha. Özban'la kendimde karim sevdim. Kahrettim kendi kendime dedim. Hiçbir yere gitmiyorum. Gideyim vakfif zeytinliğinin içine dedim. Orada oturayım, orada ağlayayım, sınlayayım dedim. Giddim vakfif zeytinliğinin içine. Bir vakfif nasıl olsa. Orada vakfiye edenlere dua ettim. Çopunun birisi geldi. Adamın boyun gidiyor orada. Selamun Aleyküm, Aleyküm selam. Hoş geldin, beş gittin. Ya sen şimdi dediniz ki kendini övüyorsun. Allah affetsin.
Hani İbrahim Ethem'in külhancısı var ya. Altmış ya külhancılığına camiden imam. Külhancısı diyormuş ya. Bir duam var ya Rabbi. Şöyle bir İbrahim Ethem'le bir tanışsam diye. Adamın duası varmış. Ya diyor bizim bayındırdan diyor. Bir müstak çıkmış diyor. Ben onun gençini biliyorum diyor. Bir tanışmak istedim onunla. Bir sohbet etmek istedim diyor. O İbrahim Efendi var diyor. Hani diyor. Bir eletikçi diyor. Ha var diyorum ben. Ona haber bıraktım diyor. Geldiğinde muhakkak bana haber ver. Mübarek bir duasını alayım dedim diyor. Sen tanıyor musun onu dedi. Tanıyorum dedim ben. Ya Bursa'daymış diyor. Ha Bursa'da diyorum ben. Bu diyor aralık plakası Bursa diyor. Sen diyor. Tanıyorsun onu demek. Tanıyorum dedim ben.
E dedi ne oldu. Ben onu getirdim buraya diyor. Kendi kendime dedim. Ben anamın attığını bu kız ayırıyorum. Dedim neye seveyim neye bilmiyor. Adam çabuk anamda koyun gidiyor. Bu koyunlar dinliyor mu seni dedim ben. Bildi ve kız yaptı böyle. Dinliyor koyunlar. E iyi söyle şunlara mı dedim ben. Namaz kırmaza kadar ayağımızdan ayrılmasınlar. Aklın namaza gitmesin dedim ben. Ya estağfurullah dedi. Ya hiç aklıma gelmedi benim dedi. Ya. E dedim hadi gelsin o zaman koyunlar toplasın. Şurası dedim ben. Namazda aklın oraya gitmesin senin dedim ben. İlla ki namazı sen kıldır. Yok dedim sen kıldıracaksın. Ben seferiyim ya dedim ben. Yok dedi sen bayındır biliyorsun. Seferi dolmasın sen burada mı?
Bolsun varsın boş yer dedim ben. Attı anne. Attı. Gittim orada dua etmesin. Bir de Zekrullah yaptı kılınlarından. Bakımsız evlerinden de iki kişi baş göster. Dedim hadi senin işin gitti artık dedim ben. Allah yolunu açık etsin. Ben de selam söyler misin ona dedi. Söyler mi dedim ben. Ancak küsmek yok, darılmak yok. Neden attı demek yok. Anne babalarınızla geçin. Asla haklı olsanız dair. Ben hep. Zakinliğin döneminde de derdim ben arkadaşlar. Arkadaşlar bir insanın annesini babasının önünde. Üstabının önünde. Zakinin önünde haklılığı olur. Bitti. Ya haksızsın. Ya haklısın. Haklısın. Hayır kardeşim haksızsın. Bitti. Allah rıza affesi. Amin. Asla.
Kayın muadeleriniz, kayın bedelleriniz sizi işaret etmeli. Sizi göstermeli. Ya Allah razı olsun. Damat çok iyi. Anne babalarınız. Asla karşılık yok. Sizin hakkınızda kötü bir şey söyleyebilirler. Şunu bana demeyecekler. Ya sorma. Efendim işte bizim bey gitti. Benim anneme şunu dedi. Benim babama şunu dedi. Annesine şunu dedi. Babasına bunu dedi. Hayır. Ağzını kilitleyeceksin yürüyeceksin. Tamam anne. Tamam baba. Tamam siz haklısınız. Sağ olun. Allah yolunuza çıkırsın. Bitti. Allah bize affetsin inşallah. Hakkınızı helal edelim. Üç ihlas mütah edelim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme getmiş geçmiş bütün peygamberimizin şaheselerimizin ruhlarına.
Hayrâil ehliyle ikvâsı ve seda'l eyle ya Rabbi. Amin. Ve gâr eyle ya Rabbi'nin feydâsı ve hibmetlerin şeffafatların üzerinden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. l- 죄송 mindenlerimizden eksik eylemey ya Rabbi. Amin. Amin. Bismillahirrahmanirrahim.
Eftar ve zikr fâlevennâhum.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi