mustafaozbag.org

213. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 35:38

Allah'ın dairesi için, Cenab-ı Hak gönlüzünüze hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, umutlarınızdan hain eylesin, korkutlarınızdan huç muhafaza eylesin, kılık şahı olan aman, mübarek, ayları hayırlı yüzen, ifadette geçirenlerden eylesin. Müslümanı örterse, Allah da onu dünya ve ahirette örterdir.
Kişi kardeşinin yardımlılığında olduğu zaman, Allah da onun yardımlılığında mısın? Biraz böyle dallanıp budaklanır. Normal şartlarda tabi bu hadis-i şerif, işte Müslümanların birbirlerine yardım etmesi, birbirlerinin eksiğini kendini gidermesiyle. Ama bu hadis-i şerifte başka bir şey var. Farketmenin açısından o tarafa doğru meylesin.
Kim bir Müslümanı örterse, Allah da onu dünyada ve ahirette örter. Allah kendi örtmesini, Allah kendi yardımını, Allah kendi inayetini, ikramını, yutfunu sana bağlamış. Seninle beraber başka bir mümin kardeşinin üzerine bağlamış. Sen bir kardeşinin üzerine örteceksin, Allah da senin üzerine öteceksin. Sen bir kardeşinin eksiğini gidereceksin, Allah da senin eksiğini gidereceksin. Sen bir kardeşinin başını okuşacaksın, Allah da senin başını okuşacaksın. Burası tamam. Ama başka bir hadis-i kudsi var. Ben acıdim, beni doyurmadım.
Aleyhisselam der ki, Ya Rabbi sen Allah'sın, seni nasıl doyurabilirim? Ya Musa aç bir kulumu doyursaydı, beni doyurmuş gibi olacaktı. Ben hasta oldum, ziyaretime gelmedim. Ya Rabbi sen Rabbül Alem'insin, nasıl hasta olursun? Kulum hasta olduğunda onu ziyaret etseydin, beni onun yanında görecekti. Beni ziyaret etmiş gibi olacaktın. Burada aslında tasavvufta ayrı bir derinlik çıkardı. Siz birisinin başını okşadığınızda, Allah'ın başını okşamış gibi olursunuz. Birine yardım ettiğinizde, Allah'a yardım etmiş gibi olursunuz. Bir hastayı ziyaret ettiğinizde, sanki Allah'ı ziyaret etmiş gibi.
Bir yetimi, bir öksüzü, bir kimsesizi sevindirdiğinizde, Allah'ı sevindirmiş gibi olursunuz. Bu aslında vaktin ve vücudun ayrı bir noktasıdır. Veyahut da Allah'ın kendi sıfatlarını kulun üzerine yüklemesidir. Kulun üzerine tecelli ettirmesidir. Yani böylece aslında komple bir anlayış meydana çıkar. Siz birine yardım edersiniz, Allah'a yardım etmiş.
Siz Allah'ın dinine hizmet ederseniz, Allah'a hizmetçi olmuş gibi olursunuz. O zaman birinin eksiğini giderirseniz, bir noktada Allah da sizin eksiğinizi giderir. Yani siz eksiğinizi giderdiniz, eksiğinizi giderdiğiniz yerde Allah da görürsünüz. Aslında bu aynı zamanda insanı üstün adlaka götürür. Bu insanı cunt ehli olmaya götürür. Cunt ehli olmak ne demektir? Bir yerde bir şeye ihtiyaç olduğunu hissettiğin anda gidip o ihtiyacı gidermendir. Senden istemelerini bekleme. Ehli tasavuk ondan istemesini beklemez. El açana vermek herkesin işi. Birisi size el açtıysa zaten onu vermekle yükümlüsünüz, ona vereceksiniz. Birisi size el açmış, birisi sizden yardım dileniyor, birisi sizden istimdat ediyor, el imdat diyor.
Ona zaten yardım edeceksiniz, o zaten vazifeniz, o zaten göreviniz. Eğer Allah insanların yardımına koşmanız sizin en etrafına en hangi noktada faydan var ise gidip oralara koşturman farz. Ama burada ince bir hal var, ince bir nokta var.
Kıymetli kardeşlerim, ehli tasavvuf cunt ehli olur. Eğer ki bir yerde siz bir eksiklik görürseniz, o eksikliği hemen bir dalga boyutu gibi, bir enerji boyutu gibi, suyun eksiklikleri, boşlukları doldurduğu gibi, bir şeye derinlemesine nüfuz eder gibi, orayı nüfuz edin, orayı doldurun. Bu sizin Allah'la olan dostluğunuzu perçenecektir. Allah'a dost olmak istiyorsanız, farzları yerine getireceksiniz. Ya nafilelerle Allah'a yaklaşmak, buradaki nafilelerle Allah'a yaklaşmak, üstün ahlak ve insanların ezasına, cebasına, insanların bu noktadaki katmerlenmiş çilesine göğüs gerip, onunla barışıp insanlara yardım etmek. Niant-u Muhammed-i Mustafa, ertesi gün sabaha sallallahu aleyhi ve sellem bir buğday tanesi bırakmadı.
Bir gün sabaha bir dinar bırakmadı. Bir gün sabaha tebliğ edilecek bir ilim bırakmadı. Geldiyse o gece, meşhurdur ya, Ebu Hureyye, kim var orada dedi, Ebu Hureyye benim ya Resulallah dedi. Gel buraya dedi ona, geldi. Git dedi ilk gördüğüne söyler, şu ayakkabılarını da al. Bakın orada geliyor İlham, orada geliyor Vahiyye. Ebu Hureyye tebliğ ediyor. İlk gördüğüne söyler, kim la ilahe illallah dediyse, kurtuluşa ermiştir dedi. Biri onun takınyalarını aldı, kurma bahçelerinden duvardan öbür tarafa atladı, onunla karşılaştı. Heyecanlı mizletleri buyurdu ki, la ilahe illallah dediyse, kurtuluşa erdi.
Ve bunu temlih ettiğini söyledi dedi. Bu da ayakkabıları. Üstüne bir yumruk oldu böyle bir eliyle Hazreti Ömer'e. Dedi, sakın bunu kimseye söylemem. Geldi, Peygamber salallahu aleyhi ve selam hazretleri dedi ki, Ya Resulallah bunu sen böyle mi söyledi? Evet dedi. Sen bilirsin ama dedi. İnsanlar gevşenler namazı, niyazı, okuluşu ifade ettiğini. Terk ederler, bunu duyarlarsa. Bilmez misin dedi. La ilahe illallah demek ki, cennetin kapısıdır, anahtarındadır, ibadetlerdir, amellerdir. İşte o ilmi ertesi güne bırakmadı. Niçin? Ertesi güne hiçbir şey yok. Anında bütün herkese ve her şeyini dağıtmak, cuhd ehli olmak. Bir yerde sıkıntı varsa, bir yerde problem varsa, bir yerde eksiklik, doksanlık varsa ve sen bunu tespit ettiysem, tespit ettiysem onu yerine getirme.
Kendinden istetmeden. Bakın isteyene vermek cömertliktir. İsteyene verirsiniz. Cömert insansınız. Ama hiç istetmeden lazım verirsiniz. Cuh tehlisiniz. Yani Allah'ın ahlak. O zaman insanların yardımına koşun. Düşüncenizle, tecrübenizle, paranızla, vücudunuzla, duanızla, zikrinizle, hidayete sebep olmanızla, dini tebliğ etmekle, dini yaşamakla, güzel ahlakı sergilemekle, her halinizde cuh tehlilin.
İnsanlara yardım edin. Ve her kim bu noktada, her kim bu noktada, eğer ki insanlar öyle davranırsa Allah onun eksiğini kendini kapatacaktır. Ve burada bir müslümanı örtmek sadece kıyafet olarak algılamayın. Bir müslümanın örtünmesi demek, onun o kimsenin elbisesiz olanın elbise giymesi demek değildir. Onu şeriat örtüsüyle örtmek, onu takva örtüsüyle örtmek, onu tasavvuf örtüsüyle örtmek, onu Allah aşkıyla aşklandırıp Allah'ın aşkının örtüsüne bölünmesi, Allah'a muhabbet noktasındadır.
Allah'ı sevmesi, Allah'la irtibatını kuvvetlendirmesi, ona öyle algı verelim inşallah. Müslümanın her şeyi müslümana haramdır. Allah sizin ne bedenlerinize, ne de biçimlerinize, ne de amellerinize bakmaz. Kalplerinize bakar. Evet Allah sizin kalplerinize göre hareket eder. Sizin niyetinize göre davranır. Bir kimse namaz kılıyormuş gibi aynı hareketleri yapar. Ama eğer niyetli namaz kılmak ise, o ne yaparsa yapsın, bilmediğinden yapıyorsa, Allah onu namazmış gibi kabul eder. Bir kimse yuvarlanıyordur, bilmiyordur namazın nasıl kılınacağını. Ama amacı namaz kılmaktır. Allah onun yuvarlatmasını namazmış gibi kabul eder. Bir kimsenin niyetidir önemli, önemli olan. Cenab-ı Hak birisinin elinizi omuzuna koyarsın.
Bir başka sonu düşmanca tavır olarak görebilir. Ama buradaki sizin niyetiniz eğer ki gerçekten ona yardımcı olmaksa sizin niyetiniz önemlidir. Sizin bu noktadaki niyetleriniz Allah'ın size olan bakışınızı değiştirecektir. Derse gelirken niyetinizi Allah'ın zikretmek olarak tutun. Niyetinizi Allah'a dostluk kurmak olarak tutun. Yemek yerken, yemeği doymak için deyin. Yarabbi senin verdiğin şu emaneti ayakta tutmak için yiyorum deyin. Veyahut da siz bir şey davranırken, bir iş yaparken, bir amel işlerken Allah'ı gözetin. Kalbinizde Allah olsun. Yürürken kalbinizde Allah olsun. Bir amel işlerken kalbinizde Allah olsun.
Şurada otururken kalbinizde Allah olsun. Yürürken dedikoduyu düşünüyorsanız sizin buraya gelişiniz ibadete olmalı. Siz buraya gelirken birbirlerinizi çekiştirmek için oturuyorsanız gelişiniz ibadete olmalı. Vücudunuz burada, vücudunuz burada ama kalbiniz başka yerde oldu. Siz denizin içerisinde susuzluktan ölenler gibi olursunuz. Siz bir dergaha girersiniz, bir tarikata girersiniz, bir üstada bağlanır. Değil ise denizin içerisinde susuz ölen yaratıklar gibi olursunuz. Bir ömür boyu denizin içerisinde yüzer, bir damla su içmeden çeker gidersiniz. Allah'ın ilmi kendisiyle dost olan kalplere yakışır.
Kendisiyle dostlukla çalışacak olan kalplere yakışır. Allah hidayeti boş yere saçmaz. Umurunu boş yere saçmaz. Allah kendi bereketini, kendi lütfunu, kendi ikramını boş yere saçmaz. O zaman kalbinizi Allah'ın lütfuna, ikramına, Allah'ın hidayetine, ilmine mahzar olacak. Onu tövbeyle, onu zikrullah ile süsleyin. Onu takva anlayışıyla saraylara. İnsanlar dışlarını düzelleştirmeye çalışırlar. İnsanlar dışlarını temiz tutmaya çalışırlar. Kalplerine hiç mi hiç bakmazlar. Ehli tasavvuf ise içeriden dışa doğru bir temizlik yapar. Kalbini temiz tutar. Eğer kalbi temiz ise muhakkak ki onun dışı da temiz olacaktır. Dışı da temizlenecektir.
Allah'ın nazargahı ilahisi kalbedir. O yüzden kalbinizi zikrullah ile nurlandırın. Kalbinizi iyi niyetle temizleyin. Kalbinizi temiz tutun. Birilerine eksiklik düşünmeyin. Birilerine yanlışlık düşünmeyin. Birilerine karşı herhangi bir düşünmeyin. Suizan düşünmeyin. Birilerinin yanına çelme takmaya çalışmayın. Birilerinin kaşıyla, gözüyle, işiyle, aşıyla, eşiyle ilgilenmeyin. Kendinizi Allah'a teslim edersiniz. Kendinizi Allah'a teslim edersiniz. Ve kendinizi Allah'la yoğunmaya. Önce nice insanlar vardır. Anlamışlardır.
İnsanlara göre de bir insanların hoşuna gidecek, onun insanların önüne koyarlar. Ve bu kalemine benzer. Münafıktır onlar. Münafıktır. İnsanları kırmamaya, üzmemeye çalışırlar. Ve derler ki, eğer ki ben bu dinin bu hükmünü söylersem bunlar buradan çeker gider diye düşünürler. Onlar bozguncudur. Onlar fitnecidir. Allah'ın ilmini saklayanlardandır. Halka göre davranan bu kalemin olur. Bir şey haramsın. İçerisinde yaşayın. Utanmayın.
Babanız size düşman olsun. Varsın eşiniz, çolunuz, çocuğunuz, arkadaşlarınız size düşman olsun. Nasret çekin kendinize. Bir şey haram. Yapmayın ve yaptırmayın. Bir şey haram. Eşiniz de olsa, çocuğunuz da olsa haram olun. Deyin ki bu haram. Deyin ki bu haram söyleyin. Deyin ki bu haram. Bunu içme. Hiç kimse sizi sevmesin. Hiç kimse sizinin nazara itibaren evinizde bile garip kimsesiz olun. Evinizde dair bir yolcuymuş gibi olun. Evet yolcuymuş. Çünkü Allah yolcu. Gariptirler. Bir şey haram dediğinizde belki de evdeki insanlarınız size dönüp bakacaktır. Teyzeleriniz.
Kimsesiz kalmaya başladığınızdan da uzaklaşacaksınız. Bizim dediğinizde otur.
Çocuklarınızı edepli, edepli verinize. 40 günlükten çıkmıyor. Durumun bazıları da yaş pasta. Hiç sürmedim 40 yıl. Bilmiyorum. Haram. Kulumuzla alakalı her şey haram. Yanınızdaki de cevap verdi. Bize çok istişaret ettik.
Ve onların da bu halimizce karar verdik. İnşallah o karaktadır. Yanlar birbirlerine müdahale etmeyecekler yalnız. Bir tane müdahale eten yeter. Yani işin çavuşuna karşı aşırı muhabbet beslemesi uygun. Üstadlığına olan muhabbetine zarar verir. Kiminle beraber olmak istiyorsa onu sever misal.
Bu noktada birisini şunu sev bunu sevme demek ne kadar abesi olur. Öyle değil mi? Ben pek öyle şeylere kulak asmam. İnsan birine muhabbet besliyorsa, birini seviyorsa ve sevgisi gerçekten Allah içinse ona sevmediğine mümkün mü değil. Bu noktada dervişliğin adamı nedir? Derviş müstar bunu sev. Semazen başında bir polis olmadan aşka gelip sema edebilir mi? Eğer gerçekten aşka geldiyse bir söz söyleyebilir ki zaten aşka gelmiş. Aşk ona vurduysa zaten o ne Köstilis dinler ne Şeyh dinler. Vurmuş ya ona aşk.
Öyle değil mi? Edebsizlik ise aşka asla ve asla aşk değil. Onu aşk denir. Mesela cikmahlı adam debelenir ya, debelenir kimisi. Ve o ilgi çekmek istiyor. Herkes ona ooo aşk vurduysa falan. Öyle değil mi? Cezbe geldi ya. Cezbe edepsizlik değil. Aşk edepsizlik değil. Hiç namaz kılarken aşka gelip tersine sevseğini gördünüz mü? Hiç namaz kılarken birisinin debelenlerini gördünüz mü?
Siz gördünüz mü hiç? Nedense insanlar zikrullahta sayfa atarlar. Öyle değil mi? Kendi kafalarına bir şey yaparlar. Ve herkes de aa bu aşk geldi buna cezbe geldi. Öyle değil mi? Hele kadınların arasında daha fazla olur. Bir titrerler, bir hoplarlar kendi kendilerine. Bir kaç sefer de bizde de oldu. Değişip ödemiş de oldu. Ödemiş de oldu. Tire de oldu. Dik kaldırdık oldu. Halukların içine sarıldı. Değil mi onu? İnsanın kendi kendisine heva ve hevese düşmesi. Nefse düşmesi.
Allah muhafaza edilir. O aşk değildir. O edepsizliktir. Nefis ve şeytan arasındaki fark nedir? Ne fark alıyor ki arasından? Bir babanın iki çocuğu. Bir hadiste ümmetimin sonunda bir halipe gelecek. Malı adaletle saymayacak, avuçla dağıtacaktır. Nasıl bir halipe ki? Adaletle dağıtmaya, celta avuçla dağıtacak açıklanmasın. Mehdi ile alakalı. Mehdi Ali Resul ile alakalı. Mehdi Ali Resul geldiğinde o öyle yapacak. O uçla dağıtacak. Saymayacak insanlara. Birini terk etmek. Guslüm farzı üç.
Hanefi'ye göre. Şafi'ye göre iki. Ağza su vermek, buruna su vermek, bütün vücudu yıkamak. İki. Ağza, buruna su vermek, bütün vücudu yıkamak. Guslüm, guslüm, guslüm. Evet. Eğer bir kimse bu guslüm farzlarından birisini terk ederse bile bile kasten o kimsenin guslüm olmaz. Diyeceksiniz ki ya bu cemaate guslüm farzı mı tarif edilirler?
Evet. Gençler bak, çocuklar bak. Kendi kendimizi biliyoruz diye düşünürüz. Ayıp bunlar konuşulmam diye düşünürüz. Çocuklarınız zarar etmemiştiniz, söylememiştiniz. Farzı kaçmış? Üç. Ağzı su vermek, buruna su vermek, bütün vücudu yıkamak. Guslüm buna kadar sünnetleri, edepleri var mı? Evet. O kimse banyoya sol ayağıyla gider. Önce ellerini yıkar, hilaller. Diyetlenir guslüm abdestine. Önce temizlenmesi gereken vücudun edeb yerlerini temizler. Eğer varsa bir necaset temizler. Ardından ellerini yıkar, hilaller. Ağzına üç sefer su verir. Burnuna üç sefer su verir. Yüzünü yıkar, abdest alır gibi.
Başını mest eder. Kulaklarını mest eder. Kollarını da yıkar. Ondan sonra vücudunu baştan aşağı yıkar. Guslü gusül oldun. En son ayaklarını yıkar çıkar. Ama bunu yapacak zamanı yok ise, veya kısası nedir? Ağzına burnuna su verir. Bütün vücudu yıkar. Guslü gusül oldun, olur. Eğer ki bunun herhangi bir arzayı yıkamaz ise bir kimse kasıtlı, onun guslü gusül olmaz. Kulağını yıkamadır, guslü olmalı. Kolunun birini yıkamadır, guslü olmalı. Ayağının birisini yıkamadır, guslü olmalı. Vücudunun gus bölgesini kasıtlı olarak yıkamadır, guslü olmalı. Guslünün olabilmesi için bütün vücudunu yıkamadır. Bütün vücudunu yıkamadır. Guslülükten yıkanan bir kimse vücudunda bir kıl yeri kuru bırakırsa, ona ateşte şöyle azam olur.
Yine her kılın altında cünürlük vardır. Her kılın dibinde cünürlük vardır. Kılları ıslayın ve bedeni temizleyin. Guslül güzel yapın. Zira gusül size yükletilen, emanet ve tevdi edilen sırlardandır. Evet, demek ki guslümüzü yaparken üzerimizde hiçbir yer kuru kalmayacak. Oğuna bildiğiniz yerler oluncanız.
Oğuna bildiğiniz yerler oluncanız. Kadınlara bir de şöyle bir şey söylüyorlar. İşte örgülünken nasıl olsa saçlarınızı yıkamanız şart değil. Boyayınca da saçlarınızın dibini ıslatmanız yeterli. Sizin saçları boyamanız guslünüze mani değil diye. Nereden böyle bir fetva verdilerse fetva vermişler. Saçların örülü olması başka bir şeydir. Boyalı olması başka bir şeydir. Saçlar örülüdür. Daha önce guslülü bir şekilde örülmüş. Onun tekrar açılmadan diplerine ıslatılması, diplerine süt eğmesi yeterlidir. Ama kadınlar bu noktada boya ise farklı bir şeydir. Onun altına su girmez, sentetik ister. Sentetik olduğunun altına su girmez ise onun guslülü yine olmaz.
Diyecekler ki diyanet fetva veriyor, veriyor. Diyanet fetva veriyor, veriyor. Diyanet çok şeye de fetva veriyor. Allah muhafaz eylesin. Küçük görmek, hakim görmek değil derdimiz. Katılmıyoruz. Biz de irtibatta olan kardeşler, bayan kardeşler, erkek kardeşler, eşlerinizin saçlarını sentetik boyalarla boyatmayın. Eşleriniz tırnaklarını ojeliyorlarsa gusletecekleri zaman, gusletecekleri zaman, abdest alacakları zaman ojelerini çıkarmaları şart.
Ama kimliği olmayan, yani endüstriyel olmayan boyalara söyleyecek bir sözümüz yok. Allah bizi affetsin inşallah. Ülç iklas müfatiha şerif.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi