Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Nisan 2012 · 27:20
Geçen hafta kaçıncı peyi tutturuldu? Dost gerçekleri, düşman işine geleni, deli ağzına geleni, aşik, içinden geleni söylemiş, Özdemir Asaf.
Edirne Vadisi, Selimiye Camisi'ndeki insan tencerine, Bulgar papazı almamış. Sebep, onlar da bizi almıyor. Çoğulcunun en cazip yanı, ona toplumsal barış ve âlim karşısından bakıldığında görülüyor. Tüm dinleri aşağı yukarı eşit görmek, dinler arası çatışmaları ve ayrımcılıkları ortadan kaldırmaya yarayacak, her dinine eşit bir dinsel saygı ve sevgiyle yaklaşmayı sağlayacak.
Çünkü kimsenin kimseyi hoş görmesine gerek yoktur. Zaten herkes, kendi dini inancı ve yaşantısıyla hoş tutmamalı. Bu parantez içinde söz kime ait? Burası belli değil. Dinin arabeye göre, hakkı mutlak değil. Ancak mukayyet ve huzisi bilen insanlar, bu bilgilerine uygun bir inanç geliştirebilirler.
Bu durumda olan herhangi bir dinden bir kimsenin, ötekinin inancının zemmetmesi ilimden değil, cehalettendir. Yine Arabi, formları çoğalsa ve farklılaşsa bile, bütün dinlerdeki mağdudun bir olduğunu düşünüyor. Çünkü bu suretlerde tecelli eden haktır. Kamil arifle tecelli ettiği bütün suretlerde hakkı bilendir. Kamil arifle tecelli ettiği bütün suretlerde hakkı bilendir. Arif olmayan ise, sadece kendi inancının suretinde hakkı bilenir ve başkasının inanç suretinde hakkı inkar eder. Hafifi İslâm düşüncesi, sayfa 247. Mevlana, sorunu adeta görmüşteki farklıların gözdeki benzerliği bölgeleyecek derecede abartılmasını da görmektedir.
Sırçaya bakarsan, yeter dileriz. Çünkü sırtça yüzündedir. İkilikle sayıya sığış. Fakat ışığa bakarsan, ikilikten sonu önü sayıdan kurtulursun. Ey varlığın özü, inananla ateşe tapanın, Yahudinin ayırılığı, aykırılığı, hep bakış, görüş yüzünden dersin. Mevlana teoride, kalbinden çok ışığa bakmayı, pratikte ayırmaktan çok birleşmeyi tavsiye ediyor.
Yunus, birden vurur mescitlere yüzüm süren anda giren, birden vururu değne giren İncil okur, ruhban olur. Yunus, kimsenin dinine yalan yanlış veya hakikate aykırı dememekle, mücadelenin azalması ve muhabbetin doğması arasında yakın ilişki görür. Bir kimse dinine hilaf, dimezüz, din tamam olacak. Togar muhabbeti.
İbadethaneler konusunda ise Cengiz Han, evrenin tamamı Allah'ın evidir. Onunla olmak için özel bir yeri belirlemeye ne gerek var der. Cengiz Han, Türklerin ve Muallan eski dini kitabından. Bütün bunların ışığında kapsayıcılık ve dışlayıcılığı bir tarafa bırakırsa, çoğuncu düşünerek, Cüneydi Bağdadi'nin dediği gibi, Suyun rengi, kabının rengi ise, Suyun rengi, kabının rengi ise, Kafir kimdir?
Allah'ın hak dediğini, hak görmeyen mi? Bu da Mustafa Özcan'ınmış. Kim bunlar? Kafir kim? Valini, Bulgar topaz mı? Evet. Kafirlik üzerine herkesin kendi durduğu noktada, durduğu dairede bir kafir tanım etmiş.
Tabii, real olan, o insanın kendi durduğu noktadaki kafir tanım. Ben hatırlamıyorum sözümü, doğrudur. Bu kardeş çok böyle, tavirin cezası, dikkatli bir kardeş. Allah'ın hak dediğini, hak görmeyen. Yani, Allah'ın hakikat noktasında gördüğü veya, bize gösterdiği şeyi, o kimse hak ve hakikat görmüyorsa, o kafir. Şimdi, kafirlik nitelendirmesine, insan düşünce sistemine göre mi, tasnif edeceğiz?
Allah'ın vahyine göre mi tasnif edeceğiz? Kafirlik düşüncesine, Allah'ın vahyine göre, mutsal kitaplardakına göre, dizayn edeceksek, bu, Mustafa İlbağ tarafından en doğru noktadır. O zaman Cenab-ı Hak, hem Kur'an-ı Kerim'de, hem İncil'de, hem Tevrat'ta, hem Zebur'da, hem de, Hz. Adem Aleyhisselam'a, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem arasında, göndermiş olduğu, bütün peygamberlerin, bu noktada, noktada aktardığı şey, hak ve hakikati tanımayan insanlardır.
Küfür ehliyeyi, kafir olarak nitelendirmiştir. İnsanların, hak ve hakikati tanımaması, kendinizce şöyle düşünmeyin, sadece İsebiler görmedi, sadece Musebiler görmedi, sadece İbrahimiler görmedi, veya şu grup görmedi, bu grup görmedi, tanımlarsanız, yanılmış olursunuz.
Hak ve hakikati görmeyen, sureten, Muhammed'i de olabilir, yani Müslüman da olabilir. Sabahtan akşama kadar, eşedüven la ilahe illallah, ve eşedüven Muhammed'in abduhu ve resuluhu, diyen bir kimse, hak ve hakikati tanımadıysa, o kimse de bal gibi kafirdir. Hak, hakikatin, yüvesi, çekirdeği, sahibi hükmündedir.
Hak'tan hakikat tecelli eder. Bir kimse, hakikattan hakka yol bulur. Eğer o kimse, hakikati tanımıyorsa, hakkı da tanımıyordur. Hakikati tanımayanların, hakkı tanımaları, asla mümkün değildir. O zaman, Muhammed'i bir kimse, adem ile, Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin arasında, ne kadar peygamber gelmişse, kabul eder.
Ne kadar din geldiyse de kabul eder. İseviliği yok görmez, Museviliği yok görmez, İbrahimiliği yok görmez. Bu yok görmeyişi, onların da tattığına, onların da inandığını gösterir. dinin emir ve hükümlerinin yavaş yavaş geldiği zamanlarda, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, günlük meselelere, eski ahitten veya yeni ahitten hüküm çıkararak veriyor.
buna örnek, bir kadının, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gece gelip, kocasının ona sen benim annem gibisin deyişinden sonra verdiği cevaptır. kadın gelir, kadın gelir, der ki ya Resulallah, ben kocaman bunca senedeki eşlik yaptım, şu kadar çocuk doğurdum, ama ben şimdi yaşlanınca, elden hayattan kesilince, bana sen annem gibisin dedi, boş olmuş oldum.
Ne yapmam gerekir deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, eski ahitten, eski ahitten ve geleneğe uyaraktan ve orta örfe uyaraktan der ki, bu herhalde boş olman lazımdır. Enterasan bir yoruldur bu. Ama kadın hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rivayetin cübbesinden tutar, aşağı doğru onu böyle tabiri caizse çeker.
Olmaz ya Resulullah der. Bunu Rabbine mi danış? Bu olmaz. Hazreti Peygamber, tekrar onun öyle olması gerektiğini söyler, kadın tekrar der, olmaz ya Resulullah der, bu sefer Cebrail aleyhisselam vahyiye indirir. Ve kadını haklı çıkarır. Olmaz olduğu çıkar meydana. böyle bir şey olduğunda, işte şey olmasını, ne o, para dağıtmasını emreder. Tasadduk edilmesini emreder. Ve böylece mesele bağlanmış olur. Buradan şunu çıkarıyoruz. Yeni bir hukuk gelinceye kadar, Hazreti Peygamber, eski peygamberlerin hukukunu devam etmiştir. Ama Cenab-ı Hak ona yeni bir hukuk indirdiğinde, O yeni bir hukukla hükmetmiştir.
Şimdi, Muhammedi bir kimse, Adem aleyhisselamla, Hazreti Muhammed Mustafa'ya kadar, bütün peygamberleri kabul eder. ve peygamberlerin getirdiği inancı, imanı, akaidi, kaideyi de kabul eder. Biz hadis-i kudsileri mesela Hazreti Davud'dan, Hazreti İsa'dan, Hazreti Musa'dan, Hadis-i kudsiyi naklederiz. Bu gösteriyor ki, Muhammed'i bir anlayış, eski inanışın içerisindeki hak ve hakikat olan, hak ve hakikat olan olduları ve hukuku kabul etmekte. O zaman hak ve hakikat kimden, nereden, hangi renkten, hangi dinden, hangi dilden geldiği önemli değildir. Önemli olan orada, o meselenin hakikata ve o meselenin hakka uygun olmasıdır.
Eğer insanlar hakikat gözlüğüyle bakabilirlerse, kendisine gelen bir haberin, kendisine gelen bir bilginin, hakikat noktasından geldiğini bilirse, ona tabi olması gerekir. Onu kabul etmesi gerekir. Eğer hakikat sarhoştan da gelse, dinsizden de gelse, hakikat ağaçtan da gelse, ateşten de gelse, hakikat sudan da gelse, hakikat rüyada da gelse, hakikat ilham olarak da gelse, hakikat taştan da gelse, topraktan da gelse, hakikat kadından da, erkekten de, çocuktan da, yaşlıdan da gelse, hakikat Musevi'den de, İsevi'den de,
Muhammed'i'den de gelse, eğer bir kimse, hakikat noktasında ise ve hakikati arıyorsa, o kimse o hakikati kabul etmek zorundadır. Hakkı ve hakikati kabul etmeyenler, hak ve hakikati küfür örtmek demektir. Küfür örtmek demektir. Neyi örter? Hak ve hakikati örter o kimse. Hakikati örttüğü için küfür ehlidir. O kimse o esnada, yapmış olduğu işlemle küfür ehlidir. Örtüyordur. Eğer o örtme işlemini bitirirsek, o kimsenin küfürlüğü kalmaz. Şimdi, insanların yapmış olduğu eksiklikler kendilerine ait. Bir puta tapanın dahi inancının olduğunu düşünerekten, o der ki, o inanç sahibi.
İman sahibi o kimsenin. Ama onun imanını, Kur'an ve sünnete göre bir iman olarak nitelendirmez. O kimse, kendince bir Allah inancı vardır. O kendince bir Allah inancında, ateş onun için ilahtır. Kendince Allah inancında olan bir kimsenin, gök ilahtır. Kendince Allah inancı olan bir kimse de, güneş ilahtır. Kendince Allah inancı olan, kendince bir inancı olan bir kimse için, kendi aklı ilahtır. Aklı. O kimse kendi aklını ilahtırmıştır. Kendince bir inancı vardır. Der ki, bütün toplumun aklı ilahtır.
Mesela bizim bize demokrasiyi sunarlarken, biz, ilkokulda, ortaokulda, lisede sonraki kitaplarda şunu okuduk. Halkın kendi kendisini yönetmesi. Demokrasi olarak bize sunulan şey ne şu anda? Halkın kendi kendini yönetmesi. Yalan. Bütün dünya insanlığına avlatı var. Hiçbir dünya insanlığı kendi kendisini yönetmiyor. Yalan. Kimse, bu demokratik aklı kendince, yalan olan bu demokratik aklı, ilah ediliyor mu? Evet.
Biz, o ilah tarafından yönetiliyoruz şimdi. Bütün dünya üzerinde, hukukun üstünlüğü ilk kez var. Öyle değil mi? Kimin hukuku? Dünya üzerinde demokrasinin kılıcı gibi bize dayatılan kavramlar var. Demokratik bir yönetim. Hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim. Laik bir yönetim. Üçü de yalan. Burada demokrasi, hukukun üstünlüğü, izah, laiklik, kutsal ruh, üçlü testis inancıdır. İnsanlar buna inanıyorlar mı?
Kendi kafalarınca böyle bir inanç oluşturmuşlar mı? Evet. Bu inancı insanlara dayatıyorlar mı? Evet. Kim kendi kendisini yönetiyormuş? Demokrasi kavramını çıkaran kim? Hukukun üstünlüğü ilkesi kavramını çıkaran kim? Hangi hukukun üstünlüğü? Kimin hukukunun üstünlüğü? Kimin laikliği? Laiklik ne? Gözünde çıkıp ben bunlara inanıyorum diyor. İnandığı şey ilahlaştırdı mı? Evet. İlah mı onun için o? Evet. Ve o ilahını bize dayattı mı? Evet.
Bunlar için Afganistan'da, Irak'ta, Sudan'da, Libya'da, Mısır'da, Filistin'de, Cezayir'de, Fas'ta, Tunus'ta, bütün İslam ülkelerinde olup olup kana katılmakta mı? Evet. İlahlarına kurbanlar kimler? Müslümanlar. İlahlar kurban istiyorlar. Ben demokrasiyle idare edilmek istemiyorum ya sana ne? Bunu demeye hakkınız var mı? Yok. Ben cumhuriyet istemiyorum demeye hakkınız var mı? Yok. Ben çok partili sistem istemiyorum demeye hakkınız var mı? Yok.
Ben İslam Partisi kuracağım demeye hakkınız var mı? Yok. Ben kurulmasına taraftar değilim de. Yok. Demokrasi dedikleri şey insanların kendi kendilerine yönetmesi değilmiş. Valinizi neden seçemiyorsunuz? Emniyet müdürünü neden seçemiyorsunuz? Muhtarı seçmeye kafası çalışan, vali seçmeye neden kafası çalışmıyor? Belediye başkanını seçmeye muktedir olan emniyet müdürünü neden seçemiyor? Aslında siz seçmiyorsunuz. Ya seçilmişleri seçiyorsunuz. Sizin adına birisi seçiyor, bunları bunları bunları seçtim size diyor. Siz de bunu gelin tasdikleyin diyor. Siz de gidip tasdikliyorsunuz. Birisinin seçtiklerini seçiyorsunuz.
İnanç mı? İnanç. Toparlıyorum. Dünya üzerinde inançsızlar dahi bir şeye inanırlar. Nedir o? İnanmamaya inanmaktır. Biz bütün bu inançların hepsini de alt altı üst üste topladığımızda hepsi de bir şeye inanıyorlar. Hadi onu der. Herkes bir şeye inanıyor. Ve herkesin inancı inanç mı? Her cevap inanç. Puta inanıyor. Ata inanıyor. Kurta inanıyor. Böceğe inanıyor. Kuşa inanıyor. Nefes, havayesine, kendi heva ve hevesine inanıyor. Bütün herkes bir şeye inanıyor. Ve bütün inançları biz topladığımızda evet bu kimse bir şeye inanıyor. O zaman o kimse bir şeye inandığı için inanmış kabul ediliyor. Ama Hain-i Arabi hakikati örten bir kimseyi, hakikati örten bir kimseyi de küfür ehli olarak görüyoruz.
Hazreti Mevlana'da hakikati örten bir kimseyi küfür ehli olarak görüyoruz. Ama içlerinden bir kısım insanlar, bazı batı felsefesinden etkilenen insanlar, dinlerin arasında bir farkın olmadığını söyleyerekten başka bir yol önümüze çizmeye çalışırlar. Peki, dinlerin arasında hiçbir fark yok. İnandım. Hadi gelin hepinizden Muhammedi olun. Dinlerin arasında farkı olmayan insanlar, bizlerin Muhammed'likten vazgeçmemizi bekliyorlar. Bize söylenen ve dayatılan düşünce şu, dinlerin arasında hiçbir fark yok. İyi, çok güzel, hadi gel Muhammed'i ol.
Hayır. Sen gel, sev ol. Ya neden biz geriye doğru gidelim, ileriye doğru gitsek ya? Her yerde ilericisiniz, her şeyde ilericisiniz de dinde neden geriye gidiyorsunuz? Her şeyde ileri düşünenler neden eski inançlara doğru geri gitmeye çalışıyorlar? Evet, biz İsa'nın getirdiklerine de Musa'nın getirdiklerine de inandık.
Siz de gelin Muhammed'in getirdiklerine inanırız. Ayet-i Kerime Ey Habibim, sen onların dinlerine dönmedikçe onlar seninle mücadeleyi, savaşmayı bırakmazlar. Ama değişik fikir ve düşüncelerle onlar bu noktada bizimle mücadeleye devam etmeye çalışacaklar. O yüzden evet, suyun rengi kabının rengi.
Suyun rengi kabının rengi. O zaman bir kimsenin, bir kimsenin inancı bu noktada içindeki hakikati neyse dışarı verecek olan renkte odur. Senin içindeki renk neyse dışarı vuracak olan, dışarı verecek olan renkte odur. Allah bizi hakiki hak ve hakikati gören, hak ve hakikati iman eden kullarından eylesin.
El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.