mustafaozbag.org

208. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 47:47

Allah'a geceniz ailesine. Amin. Selam'a, doğruluğunuza hayırlı eylesin. Baştan şenliğe katılımlarından dolayı bütün kardeşlere teşekkür ediyorum. Allah inşallah nice böyle şenlikler yaptığını nasip eylesin. Amin. Bazı insanlar mezhef'e ne gerek var? Kur'an ve sünnet yeter diyor. Nasıl cevap vermeliyiz? Sünnet her şeyi yeter. Kur'an ve sünnetin yetmeyeceği Allah'ın izniyle hiçbir şey yok. Ama o Kur'an ve sünneti anlayıp, Kur'an ve sünneti anlayıp, iştahat etmek herkesin işi değil. Eğer ki kimse bu noktada ben Kur'an ve sünneti en az mezhep imamları kadar anlayabilirim.
En az onlar kadar uygulayabilirim. Ben en az onlar kadar bilgiye sahibim diyorsa, bu onun hakkı. Ama yok, böyle değil de sadece ve sadece heva ve hevesinden dolayı bunu söylüyorsa, o cehaletinden, onunla yine ulaşmayın. Din cahiliyle ulaşılmaz. Bir kimse mezhep'e gerek yok diyorsa o din cahiller. O müminler ki cahilleri gördüklerinde selamet sizin üzerinizde olsun der, yürüp giderler diyor. Yürüyüp gidin. Biz Kur'an'a, sünnete uymakla beraber, ayet-i kerime mucibinde Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin, ayet-i kerimesince biz Kur'an'a itaat ederiz, sünnete itaat ederiz, mezhep imamlarına itaat ederiz, kendi mezhebimiz olan ama Hanefi, ama Maliki, ama Hanbeleyn, ama Şafii, ondan, onun arkasından gelen o mezhep imamlarının iştihatlarına da itaat ederiz.
Bizim geri zekalılığımızdan değil, dini anlama yöntemimizdendiriz. Biz dini böyle algılıyoruz, böyle yaşamak istiyoruz. Biz Kur'an'a, sünnete, imamların iştihatlarına, imamların iştihatlarına ve imamların iştihatlarından sonra Kur'an ve sünnete, imamların iştihatına tabi olan müştehi alimlerine, iştihat eden alimlere de uyaraktan dinimizi yaşamaya gayret ediyoruz. Birisi çıkar, mezhep imamlarına iştihat gerek yok der, o zaman ilmin önüne geçmiş olur. Allah muhafazayı resim. O biraz cehaletten, başka bir şey değil. Kişinin anne ve babası alışverişe, ticaretine, sosyal yaşamdaki çevresine, borçlanma ya da borç ödeme şekillerine yönlendirmesi güvumudur. Eğer ki yönlendirme din noktasında uygun değilse, onların uyumaya bilinirmesi.
Evet, insanın anne ve babasına uyuması, anne ve babasına tabi olması, anne ve babasının söylediklerini yerine getirmesi, Kur'an ve sünnet dairesinde olduğu müddetçe haktır, helaldir. Bir kimsenin itaati, bir kimsenin tabiiyeti, bir kimsenin bu noktada uyuması, Kur'an ve sünnetle sınırlıdır. İmamların iştihatlarıyla sınırlıdır. Anne, baba çocuğundan haram bir şey ister ise, çocuk ona uymaması gerekir. Anne, baba ondan haram bir şey istiyor, çocuk ona uymayacak. Eşler, kadın kocasından haram bir şey isterse, koca kadına uymaz. Koca kadından haram bir şey isterse, kadın kocaya uymaz. Anne, baba çocuklarından haram bir şey isterse, çocuklar anne ve babaya uymaz.
Çocuklar da annen bir şey isterse, anne ve baba da çocuklarının haramlarına kıymetli kardeşler. Zamanın ve günün deccalı bu noktada, bu uyumayla alakalı sırrın içinde. Deccalı herkes dışarıda arıyor. Deccal içimizde. Eğer ki Kur'an ve sünnetin dışında birisi bizden bir şey talep ediyorsa, istiyorsa, biz ona müstehamalı davranma adına, biz ona hoşgörülü davranma adına, biz ona diyalog kapısını kapatmama adına, biz ona işte humanizm, insanlık adına, biz ona herhangi bir şey adına, onun haramına göz yumuyorsak, onun Kur'an ve sünnetin nehyettiği bir şeyi seslenmiyorsak, biz de o haramı işlemiş gibi, biz de o günah-i kebali işlemiş gibi günaha gireriz.
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden evet çocuklar anne ve babalarının haram isteklerine bulmazlar. Özellikle burası tamam, çocukların haram isteklerine uyuyorlar. Ve insanlar çocuklarının haram isteklerinin önünde oyuncak oluyorlar. Namaz kılan, oruç tutan, hacca gitmiş bir erkek, haramın haram isteklerinin önünde kendini bozuyorlar.
Çocuklarının haram isteklerinin önünde kendilerini bozuyorlar. Mahfaza eylesin. Bir şey haram mı? Haram. Kim isterse istesin. Kim isterse istesin. Siz işlememiş olsanız dahi, o haramı ortak olmuş olursunuz. Çocuk kafeye gidecek, çocuk para gidecek, çocuk pavyona gidecek, çocuk arkadaşlarıyla eğlenmeye gidecek.
Ben buna para vereyim dediğinde zaman aynen yapmış gibi günaha girersiniz. Allah bizi affetsin. Karı koca olan bir kimse 60 yıl yaşayıp geride kalanlarına vasiyetinde bir şey bırakmamış ise yeri cehennemdir. Adı şerif idi, tab metninden emin değilim biraz açar mısınız? Valla bu biraz bana tuhaf bir hadis kâle.
Yani geride kalanlara vasiyetinde bir şey bırakmamış ise mal ile alakalıysa bu mümkün değil. Yok yani o hadis-i şerifin mednine iyi bakın. Veya hadis-i şerifi tekrar okusun o kardeşimiz. Kulaktan da o muhafere bir şey olmasın. Biz severiz Muhammed'i cihar-i yâri güzeni. Buraya sını karıştırıyoruz demişler. Biz severiz Muhammed'i cihar-i yâri veliyi. Burayı karıştırıyorlarmış karıştırmayın. Biz pazar günü düğünümüz vardı. Semazenlerden beş ay evvel randevu almıştık.
Semazenbaşı, Cafer ağabey, Bilal Çavuş saat üçte geleceklerine söz verdiler. Düğün bittikten sonra dört buçukta geldiler. Beni bütün davetlilere karşı misafirlerime mahcup ettiler. Söz verdikleri halde zamanında gelmediler. Bilginiz olması gerektiğini düşündüm. Ben buraya gelenler okuyorum. İşime gelmeyen okumayacak gibi değilim. Onlar adına ben özür diliyorum. Hakkını helal etsin o kardeşimiz. Ama otuz bir Mayıs şenliğin olduğu gündü değil mi? Şenliğin olduğu gündü. Şenliğin tarihini ben belirledim. Bu noktada kardeşlerin herhangi bir hatası, kusuru, suçu yok. Şenlik tarihi üzerinde oynamaları yapan da bendim. O yüzden hakkımızı helal edelim.
Olacak nifak nedir? Alametleri nelerdir? Nasıl kurtuldun? Nifak, fitne, yoldan çıkmak. Burada bir kardeşe söyledim. Ölce olarak. Şunu ölce edin. Günah kebailer bellidir. Bu herhangi bir günah kebailer işlemek insanın nifak güçlüğüydür. Allah'ın sevdikleri de bellidir. Ölçüsü açısında, hayat yaşamında, yaşam dairesinde bir kimsenin, bu mesela örneğin günah kebailer 23-25 tane diyelim. Hadis-i şerifte dokuz tane Mekke bunları 23'ü 25'e çıkarmış.
25 tane diyelim. Çıkarırken hevasından, hevesinden çıkarmamış. Hadis-i şeriflerin ölçü alarak söylemiş onları. Güzel hareketler de 50 tane, 100 tane diyelim. Bunlar insanın hayatını yaşarken, bir köşe taşı olarak, bir çevre daire olarak algılanırsa, o kimse Allah'ın izniyle doğru yolda gider. Günah kebaileri işlemeyen bir kimse, üzerine düşen farz ibadetlerini yerine getirirse, o dosdoğru yolu tutmuştur.
Kardeşler, günah kebailerden uzak durmaya gayret edin ve uzak durun. Hayatınızda günah kebailer olmasın. Sufilik, dervişlik günah kebailerden uzak durun. Üstüne nur olur. Nurlanır. İçiniz nur olur. Etrafınız nur olur. Ama günah kebailerle siz o nurun üzerine örtersiniz. Kirletirsiniz. Günah kebailerden tövbe ederekten o günah kebailer kısmını da nurlandırırın, aydınlatın. O yüzden sufiler her gün, her an tövbe ederler.
Bize bahşetmiş olduğu nuru karartmamak için, onun üzerine siyah örtüyle örtmemek için, yoksa bu noktada Allah'ın nurunu hiç kimse karartma noktasında değil, o nur orada durur. Biz kendi kendimizi karartarak da o nuru göremez hale geliriz. Kendi kendimizi o nurdan uzaklaştırırız. Kendi kendimize o nurla ilişkimizi ve alakamızı keseriz. Bu noktada insanları nifaktan kurtaracak olan şey, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışmaktır. İnsanları nifaktan kurtaracak olan şey, Allah'ın haram kıldığı şeylerden uzaklaşmaktır. Nifaktan kurtaracak olan şey, Allah'ı sevmek, Resul'unu sevmektir. Nifaktan kurtaracak olan şey, kurtaracak olan en önemli ibadet, namazdır, Allah'ı zikirdir.
Geceleri namazsız geçirmeyin. Zikirsiz bir gün geçirmeyin. Nafile ibadetsiz bir gün geçirmeyin. Ömür akıp gidiyor. Dünya hayatı bir gün son bulacak. Dünya hayatı son bulduktan sonra bir daha ibadet işlemek yok. Bir daha imtihana tabi tutulmak yok. O yüzden dünya hayatını, şu kısacık hayatı yaşarken, şu kısacık hayattan geçerken, dünya dediğimiz şu mihnetaneden, şu karanlıktan, dünya dediğimiz şu nifanın, fitnenin, ölümlerin kol gezdiği yerden geçerken, biz ahiret azığımızı düzerekten geçelim. Biz düzenleşerekten geçelim.
Biz sevaplarımızı alaraktan geçelim. Biz buradan geçerken, bize lazım öbür tarafta, daha yolculuğumuzun geri kısmında, lazım olanları toplayaraktan geçelim. Siz yola çıkarsınız, nereye gideceksiniz? Ankara'ya. Yolda lazım olan insanı neyse onu alırsınız yanınıza. Eğer kış günü ise pavta alırsınız. Eğer kış günü ise kalın yiyecekler alırsınız. Yolda yiyecek bulamayız diye düşünürseniz yanınıza yiyecek alırsınız. Neden Ankara'ya kadar gidiyorsun? Hatta Ankara'ya kadar gidiyorsun diye ne hazırlıklar yaparsınız? Sövüşten yerinizi hazırlatırsınız, yol durumuna bakarsınız, sağlığınıza bakarsınız. Ömreye gidiyorsunuz, hacca gidiyorsunuz. Ne hazırlıklar yapıyorsunuz, öyle değil mi?
Hazırlık yapıyorsunuz, kıyafetli, yiyecekti, içecekti. Geldiğimizde orada gelen insanlara hediyeydi. Giderken orada dostlarımız, arkadaşlarımız varsa ona hediyeydi. Beytullah'a gidiyoruz değil, Allah'a hediyeler doldurmamız lazım değil mi? Resulullah'a gidiyoruz sallallahu aleyhi ve selleme diye ona hediyeler doldurmamız lazım. Çocuk yol değil mi? Dört bin kilometrelik. Nereden nasıl geldiğimizi biliyoruz dünyaya. Geçip hangi alemlerden geçip, dünyaya gelip, dünyadan hangi alemlerden, hangi safarlardan geçip, yaşamaya doğru yolculuğa gideceğiz. Bize lazım olanı alalım burada.
Bize lazım olanı alalım. İbet, dedikodu, iftira, suizan, bühtan, hırsızlık. Başkasının malını çalma, yeme, hüpleme, hoplama, zıplatma lazım olacaksa, bütün dünya buna doğru gitsin. Ticareti lazımsa, bütün dünya bunu yaparaktan gitsin. Kumar oynama, fuhuşla iştigal etmek lazımsa, bütün dünya bunu yapsın gitsin.
Ve insanlar geldikleri, gidecekleri yolu ve tabi bilmediklerinden, dünya hayatı onları çok uzun, derinleşin. Gidecek olduğunuz yere doğru tefekkür edin.
Gidecek olduğunuz yere doğru kapı aralamaya çalışın. Bu dünyada başlatın. Dersinizi çekerken oturun tefekkür edin. Ahiret kapısını aralamaya çalışın. Ve ahiret kapısından içeri girin. O kapı merak etmeyin, aralanacak size. O kapı aralanacak. O yolculuğu göreceksiniz. O yolculuğu yaşayacaksınız. O yolculuğu görün, o yolculuğu yaşarsanız, o zaman dünya hayatı denilen şu karanlık dünya, şu meymelesiz dünyanın, şu çıfık dünyanın ne kadar az, ne kadar kısa, ama o kadar azlığına ve kısalığına rağmen, bir ondan çok çok fazla zalim olduğunu göreceksiniz. Temiz yolu şimdiden görelim.
İstikamet başka bir yere sapmanın hükmünü olmadı. O yolculuğu şimdiden yaşayalım. Mustafa dedi ya, sallallahu aleyhi ve sellem'in deterek, gelin o yolu bahsetmesinler, bilmezler. Sen tutup o kapıya varılmaz, geçilmez.
Mürşis'in o yoldan geçilmez. Ve bu dünyayı isteyin, arzulayın. Günah-i Kebailerden kendinizi temizleyin.
Günah-i Kebailerden kendinizi temizleyin. Tekriyle kendinizi donanımlandırın. Boş bir şeyle olmaz o. Ve oturun, Allah'ı zikrederken o kapıyı zorlayın. O kapıyı tefekkür edin. O kapıya doğru yol alın. Kurevî alemleriz, o aleme doğun. İnşallah Rahman yol araların. Allah'ın yaratmadığı ne var ki? Hiç güzel kardeşler, pikniği eleştiriyorlar. O kadar aç varken, o parayla kaç tane fakir doyarlı? Filistin'de, Çeçenistan'da zümrün varken.
Doğru söylüyorlar. Para istersek vermesinler. Piknik için sizden para isteyen oldu mu hiç? Piknik için sizden herhangi bir şey talep eden oldu mu? İnsanlar bu güzel bir şeyi takdir etmesini bilmeliyiz.
Hepsi şeytan iyi, doğru, güzel bir şeyi muhakkak bir şey kul bulur. Bir şeyden bir şey çıkarmaya çalışıyor. Bir şeyden bir şey çıkarır. Çıkaracaklardır. Anlamayacaklar, görmeyecekler. Evet olacak. Anlayamayacaklar. Olacak bunlar. Etmesin. Filistin'den, Çeçenistan'dan birinci derecede sorumlu değiliz. Birinci derecede sorumlu olduğumuz, kendi bölgemiz, kendi yerimiz. Kendi memleketimiz. Herkes kapısının önünü süpürürse dünya tertemiz olur. İnsanın nefsi öyledir. Gözünün önündeki yangını söndürmeye güç yediremeyen, gözünün önündeki yangınla mücadele etmeyen, muhtedir olmayan, buna mangal gibi yüreği olmayan, oturup bin kilometre ötedeki yangınla ilgileneceğim diye uğraşıyor.
İnsizliği görmeyen, beş bin kilometre ötedeki dinsizlikle uğraşmaya çalışıyor. Bu nefsin aldatmacısıdır. Bu nefsin kandırmacısıdır. Allah muhafaza eylesin. Ben eleştirilerden korkmam, siz üzmeyin kendinizi. Ben kendi içimizde de eleştirilmekten de sıkılan bir insan değilim.
Eleştirsin ama kardeşler gelip benim yüzüme söylesinler. Böyle yapıp da gıybet etmesinler arkamına. Allah gıybetçileri sevmez, Allah dedikoducuları sevmez. Bir şey varsa açar, bak ya ben her şeyi okuyorum burada, yazar. Biz de buradan cevaplandırmaya çalışırız. Veya telefonum herkesi açık, açar telefon, bunu söyler. Ama bir kimse kendi parasından meşhuldur, sorumludur.
Ben o kardeşten piknik yapıyoruz, bir kuruş ver dersem, o zaman o da desin ki ben bu paradan sorumluyum, ben bu pikniğe para vermem. Daha doğrusu şenlik, piknik de değil, şenlik. Zene'ye inşallah daha güzelini yapacağız. Daha büyüğünü yapacağız. Daha genişini yapacağız. Daha derinlemesini yapacağız. Orayı görünce Osmanlı gözümünün önünden yürüdü gitti böyle. Sanki bütün o büyük komutanlar, o padişahlar, tuğlarını dikmişler orada. Sanki o meydanı komple Osmanlı sarıyla toldu. Sanki orada bütün o Osmanlı'nın askerleri, ruhları şad oldu sanki. Oraya toplandılar.
Hepsi de resmi geçit yapar gibi oradan geçip gittiler gözümünün önünden. Hayır ya bizimki. Öyle değilim. Sanki orada büyük zat-ı ikramlar, zat-ı muhteremler hazırdılar. Çok hoşnut ve memnun olarak. Çok hoşnut ve memnun olarak. Ve benim içinde bulunduğum bu kardeşler, bu cemaat böyle bir şenli hak etmişti. Evet. Resulullah demiş ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Dur ya Ömer, onlar otuz gün oruç tuttular. Bugün onların şenlik yapmaları, davul çalmaları. Onların bugün eğlenmeleri onların hakkıdır demiş ya. Ben de kendimce bir hak olarak gördüm onu. Evet o şenlik hakkımızdır. Elhamdülillah. Bu cemaat kısıtlı imkanlarıyla, Veli Tekkesi gibi bir tekkeyle, yıl üç yüz altmış beş gün program yapmakta, bu cemaat insanların unuttuğu, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kutlu doğumunu, kapalı spor salonu gibi bir yerde,
altı yedi bin kişiye program yapmakta, bu cemaat aşuresini, bu cemaat şef arzusunu, bu cemaat mübarek günlerini dolu dolu yaşamakta. Kur'an ve sünnet dairesinde durup, insanlığa hizmet etmekte. Tasavvufu, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşama gayreti göstermekte. O yüzden hak ediyor. Hak ettiğine inanıyorum. Aynı zamanda da, onu bir hizmet olarak görüyorum. Onu bir dini, bir çalışma olarak görüyorum. Dini bir çalışma. Bütün kardeşlerim, bak gözlerim doldu o gün. Yorulduğumu hiç hissetmedim. Kardeşler birbirlerine geldiler, gittiler, selamlaştılar. Birbirlerine ikram ettiler. Birbirleriyle yediler, içtiler.
Birbirleriyle dostluk kurdular. Birbirleriyle tanıştılar. Sarmaştılar, dolaştılar. Fakiri, zengini, eksiği, fazlası, hepsi de aynı pilava kaşık çaldılar. Aynı tatlıya kaşık çaldılar. Elhamdülillah. Çok hoşnut oldu. Gönlüm sürümle doldu. Seneye inşallah, tabii bu sene biraz, dedik ki görelim, bir de ben yerini de bilmiyordum, tam görelim dedik. Ne yapabiliriz? Seneye inşallah bütün Kursa'yı davet edeceğim. Bütün Türkiye'yi davet edeceğim inşallah. Merak etmeyin, gene sizden para istemeyeceğim. Paralarınızın üzerine oturur siz. Sizi küçümsemek için söylemiyorum. Allah var, Allah. İnsanlar Allah'ı unutmuş. Orada oturmuş, hem pilavı kaşıklıyor, hem bir de, arkasın gün telefon açıyor bana.
Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Hala da bıkmadılar. Değirmenin suyunu merak ediyorlar. Bir türlü bulaşamadılar. Bir kişiden bir kuruş, bir şey istersen, ama kendi namıma, ama cemaat namına, dilimi koparın, dilimi. Çekişti mi görmüşsünüz? Can çekişti mi görmüşsünüz? Görmeyecek Kursa veya cemaat için bir lira var. Bunu görmeyecekler.
Bizden sakin olun. Hiçbirimizin parasını kullanmıyor. Bir kuruş istedim, tekrar söyleyeyim. Var mı pilav vereceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız, herhangi bir şunu yapacağız, bunu yedireceğiz. Bir kuruş para verelim dediğini duydunuz mu hiç? Bırakın ya. İnsanlar hür nasıl, neyi harcıyorsa harcısından. O gitsin, Çeçenistan'a göndersin parayı. Bana onu neden göndermiyorsun diyor mu? Ben burada derviş kardeşlerimi yiyeceğim ya. Kime ne? İstediğime yedireceğim. Kime ne? Ben Allah diyenlerle beraber yiyeceğim isteyeceğim. Ben şurada her hafta, her hafta zikrullah için toplanıp, o mahşerde nurdan minberlerin üzerine, nurdan yüzleri, nurdan elbiseleri, nurdan oturakları olacak olan cemaatle yiyip içmek istiyor.
Sen git kardeşim, kimle yiyip içeceksin hiç. Allah diyen, Allah'ı zikreden, yürüyün dediğimde, benimle beraber koşturan insanlarla yiyip içmek istiyor. Müslümanlarla, Allah'ı zikredenlerle yiyip içmek istiyor. Demiş ya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azzehtere, yemeğini iyi insanlarla paylaş. Yemeğini mümin insanlar yesin. Üstadım Allah rahmet eylesin öyle derdi. Mustafa'nın oğlum yemeğini zikreden, Allah'ı zikreden dervişler yesin derdi. Bizim yemeğimiziz de, Allah'ı zikreden zakir kullar yesin. Ben isterim ki, benim bütün, benden yiyecek olanlar, Allah'ı zikredenler olsun.
Elin 3-5 namussuzluğu gelip bizi sahte çeklerle, onunla bunlar kandırıyor, paramızı pulumuzu yiyor. Dervişler yiyince mi gözümüzde görmeyecek? Adam gelip aldatıp gidiyor bize, öyle aldatmıyor mu? Ticcarlar, esnaflar. ne korunmak cariz midir? Hanefilerce cahildir. Akrabaları, kardeş, amca, hallah, dayı, teyze gibi bize nam-ı heran midir? Değildir. Kendimize ömründe bir kere salat-u selam getirmek varsa, her seferinde getirmek vacip bir sünnet mi? Hanefilerin bir kısım ulaması demiş ki, hiç olmazsa ömründe bir sefer salat-u selam getirin.
Hani ayet-i kerime var ya, ey iman edenler, ben ve melekler, Habibine salat-u selam getiriyor, siz de getirin. Bu ayet-i kerimeyi, böyle ömründe bir sefer algılayan da olmuş, bu ayet-i kerimeyi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine her daim salat-u selam getirmek fazlır diyenler de olmuş. Ben, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini her gün salat-u selam getirmenin faz olduğuna inananlardanım. Ey iman edenler, geçmiş müminlere namaz farz kılındığı gibi size de namaz farz kılındı. Ne yapıyoruz? Günde beş vakit kılıyoruz. Geçmiş ümmetlere oruç farz kılındı gibi size de oruç farz kılındı. Ne yapıyoruz? Ayda otuz gün tutuyoruz. Yılda otuz gün tutuyoruz. Bunun gibi, ben de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine mümin bir kimsenin her gün salat-u selam getirmesine gerektiğine, getirmenin farz olduğuna inananlardanım.
Ben her gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine her gün salat-u selam getirmenin farz olduğuna inanıyorum. Böyle uyguluyor. Ve benim bu inananımı destekleyen imamların iştahları var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhakkak salat-u selam getirelim. Biri nurdandır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini normal bir insan gibi gösteriyorlar size.
Siz de normal bir insan gibi görüyorsunuz. Hani televizyonda çıkarıyorlar ya, postacı gibi hani geldi, Kur'an'ı tebliğ etti, gitti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaratılışı bütün yaratılmış olan varlıkların en üstünde. Allah buna öyle bir hususiyet, öyle bir özellik, öyle bir güzellik, öyle bir Kur'anilik, öyle bir şey bahşetmiş ki kendisinden sonra yaratılmış olan, kendisinden sonra yaratmış olduğu hiçbir şeyde onun özellikleri ve üstün vatıfları yok.
Sakın Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini böyle işte normal insanlar gibi öldü gitti, işi bitti olarak görmeyin. O sağ, o diri, o ümmetinin işleriyle ilgili, o ümmetinin üzerinde titiz, ümmetinle görüşüyor, ümmetiyle konuşuyor, ümmetiyle haşır neşir. Allah'ın selamı az getiriyor. Hadi şerifte onun ağzından alalım diyor. Aşık olursan ağzından dilin alır. Hazreti Ali Efendimiz, görmedim Allah'a ibadet etmem demiş. Görün Muhammed Mustafa'yı. Ve onu sevin. Ona aşık olun.
Ona bol bol salatu selam getirin. Onun sünnetlerine tabi olun. Onu gözetin. Deyin ki Resulullah şu anda ne yapardı böyle bir şey karşısında. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu meselede nasıl yaşardı? O sadece dünyanın peygamberi değil. O sadece bu alemin peygamberi değil. Onu tanımayan hiçbir mahlukat yok. Tanımayan bir mahluk yok. Onu tanımayan bir yaratık yok. Gökyüzünde de, yeryüzünde de. Sema'nın derinliklerinde, bütün alemlerin derinliklerinde Muhammed Mustafa'nın rühri var. Muhammed Mustafa'nın tecelliyatı var. Bütün hepsi de, hepsi de Muhammed Mustafa'yı dinlerler.
Muhammed Mustafa'nın peşinden giden onun halifelerini de dinlerler. Ve gelirler Muhammed Mustafa'yı anlamaya çalışırlar. Dinlemeye çalışırlar. Muhammed Mustafa'nın sohbeti olan sohbet alakalarına gelip Muhammed Mustafa'yla alakalı bilgileri alıp kendi yaratılmış oldukları kavimlerine giderler. Muhammed Mustafa'yı anlatırlar. O yüzden Muhammed Mustafa'ya çok salatu selam getirir. Ve aşka ve muhabbet de getirir. Bizim belki de manevi gücümüz ona ulaşmakta güçlük çekebilir. Biz belki de onun kadar nurlu değilizdir. Nurlu olamadığımızdan hızla onun yanına gidemeyebiliriz. O hızla bizim yanına hızla. İnsanlar saygısızlık yaparlar.
Eğer ki Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin birisi saygısızlık yapmış olsa Allah ebediyen onun yüzüne bakmaz. Bakın birisi Allah'a saygısızlık etse Allah onu affeder. Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gönlünü incitmeyin. Onu üzmeyin. Onu kırmayın. Ve sakın ha. Onunla arası düzgün olanla aranızı bozmayın. Mustafa'yı sevdi. Allah da onu sevdi. Kim Muhammed Mustafa'ya salatu selam getirdi?
Allah onu affetti. Mahfiret etti. Evet salatu selam getirmek farz. Ömründe hiç olmasa bir sefer. O kim için? O elalade kumlar için. Ya bizim için. Bizim için her gün salatu selam getirmek farz. Muhakkak her gün salatu selam getirin. Ve salatu selamı getirirken edepse terbiye ile getirin. Salatu selamı getirirken büyük bir huşu ile getirin. Rabıtanızı kurun. Bunu düşünün. Onunla konuşun. Elhamdülillah. Pazar günü düzenlenmiş olan şenlikte emeği geçen başta siz olmak üzere bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun gabbimle beraber tekrarlarını nasip edin.
Amin inşallah. Allah razı olsun. Sakın öyle eleştiriyorlar diye üzüldüğümü zannetmeyin. Haa yok üzüldürmez. O benim doğru yolda olduğumu gösteriyor. İşi hem eleştiren hem alkışlayan olacak olursa bu doğrudur. Herkes alkışlıyorsa orada biraz münafıklık vardır. Allah muhafaza eylesin. Herkes kötülüyorsa orada da küfür vardır. Kafirlik vardır. Allah muhafaza eylesin. Ama eleştiren de varsa alkışlayan de varsa o doğrudur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde aynıydı. Kimisi eleştiriyordu onu. Kimisi alkışlıyordu. Birisi geldi ne kadar çirkinsin dedi. Öbürü de geldi ne kadar güzelsin dedi.
Allah bizi güzel olup neyin yanındaydı. Haklarımızı helal edelim. Biten yana da helal olup inşallah. Tüm tebdeler batıya çekilir. Amin.
Amin. Allah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ve sellem ve sellem ve sellem ve sellem iş geçmiş. Bütün peygamberlerin şahı ve sellem ve sellem ve sellem Allah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın sallahu aleyhi ve sellem

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi