mustafaozbag.org

200. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Şubat 2012 · 1:22:22

Boştan öyle havadan vermiyor. Bir tarafta, bir tarafta çay kaşığından verecek birisi, öbür tarafta kazanla verecek. Olacak bir şey değil. Böyle olunca, yani uyarılmadı dünya, nereye uyarılacak ki? Yani adam şeyhini mi görmüş ki rüyasında hiç? Peki İslamiyet'in hâli ne olacak böyle yani? Bu parçalanmışlık çok fazla. Yani gerçek nedir, ne değil de herkes gerçeğe rastlamıyor. Gerçeğe ne olduğunu bilmiyor. Karşımıza geçip güzel konuşan herkes... Araştırmıyor da. Ya araştırmıyoruz. O zaten şimdi, bir İngiliz casusunun bir şeyini okudum. Osmanlı'nın son dönemlerinde kalem almış yazmış. İşte diyor ki, Şiiler okumayı sevmediği için Şiileri kandırmak çok kolaydı. Ama sünni cemaat, okumayı sevdiği halifeye bağlı olduğu için bu zamanda bile sünni cemaati kandırmak, etkileyebilmek oldukça zordur.
Dinlerine bağlıdırlar. Artı büyük imamlara yazmış olduğu kitapları da okurlar, dinlerini öğrenerek yaşarlar. Şimdi, yani bu gerçekleri anlatan sayı mağaz yoksa gerçekleri anlatıyor diye meselesini dediniz ya, benim birader de gidiyordu. Rıkvai olması lazım İstanbul'daki şeyler. Ahmet Öztürk'ün takıldığı yeri. Ben isim zikretmek istemedim. Rıkvai olması lazım, öyle gidiyordu benim kardeşim de. Gidiyor mu gitmiyor mu bilmiyorum. Ama insanlar yatırıyor, onlar da diyor ki, Allah yolunda gidiyoruz, şey yapıyoruz. Onun verdiği bir şey vardı, yani sigara caizmi, ya bu demişti veya başka bir şey. Helalse içtik, haramsa yaktık, sigara için bir rejizyöz olarak kullanıyorlar.
Şimdi ne yapacağız, biz bir şey söyleyeyim, Peygamber Efendimiz'in şey var, beni sevmedikçe gerçek imana eyemezsiniz. Yani bir Yunus'u, bir Mevlana'yı, bir... Beni, evladından, anasından, babasından, canladan çok sevmedikçe... Beni evladından, annenizden, peşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan fazla sevmedikçe, gerçek kamil bir iman erişemezsiniz. Yani biz nasıl seveceğiz onu? Şimdi bir insanı seviyorsun, görüyorsun iyiliğin şeyini. Şüphesiz kurtaran Peygamber Efendimiz bizi, anamız babamız bizi bırakacak, biz evladımızı bırakacağız o mahşerin korkmuşluğunda. O bizim için ağlayacak, Allah'a yalvaracak, bizim için ah dileyecek, bizim kurtuluşumuz olacak. Ama biz onu nasıl seveceğiz? Yani Müslümanların eksik noktaları, en büyük eksik noktası burada.
Onu severek hakka ulaşmak var, bir de ben hakka ulaşacağım da nasıl ulaşacağım? Sevmenin, insanın üzerinde çok değişik bir kimseli sevmenin, insan üzerinde çok değişik kapıları vardır. Bir kimse göz kapısı vardır, bir kimse görür, sever fiziğini. Kulak kapısı vardır, bir kimse konuşur, sohbet eder, konuştuğu, sohbet ettiği şey lezzetli gelir ona, sever. Bir kimsenin nefsi vardır, nefsinden karşıdaki kimsenin kimseden faydalanmayı arz eder, karşı cinsle alakalı onu sever. Bir kimse eliyle dokunur, hoşlanır, okşar onu veya eliyle bir temas kurur, tokalaşır, onu sever. Nasıl insanların duygu kapıları var ise ve bu duygu kapıları da sevmeyen kapıdır, sebeptir. İnsan birisinden faydalanır, sever onu.
İnsan zürriyeti için de sever. Sevmenin bu noktada insan üzerindeki kapıları çoktur. Bir kimse dokunmadığı, görmediği, duymadığı, elleyemediği, fiziksel nefsine, fiziksel olarak borçtan dokunamayacağı, ulaşamayacağı bir şey var karşımızda. Allah ve Resulü var. Bu noktada konumuzu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dokunmamız mümkün değil, görmemiz mümkün değil, işitmemiz mümkün değil, ellememiz, tokalaşmamız mümkün değil, bizim ondan zürriyetimizin gelmesi de mümkün değil. Bitti bunların hepsi de. Ama Allah da diyor ki, Resulullah da diyor ki, beni her şeyden fazla sevmedikçe imanımız kemale ermez.
O zaman bize burada bir sevme kapısı açılıyor ki, bu sevme kapısı ilim, okuma veyahut da onu dinleme. Yani kimi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni anlatan, anlatanı dinleme. O zaman biz şimdi bir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni insanlara gözlerinin kaşlarını mı anlatacağız? İki, biz o insanlara, yani önem fazilet açısından, biz insanlara peygamberin ne olduğunu, ne olduğunu, ne yaptığını mı anlatacağız?
O zaman buradaki birinci derecede Müslümanlara lazım olan, peygamberin ne olduğu, ne yaptığı, bize ne getirdi? Biz bu kapıda, bu yoldan onu sevmeye çalışacağız. Yoksa, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin gözleri bize yine lazım. Kaşları bize yine lazım, kulakları yine lazım, boyu posu yine lazım. Bu ne zaman lazım? Bu ne zaman lazım? Biz o peygamberi tanıdığımızda ilim olarak, ondan sonra biz onun hayalini kurmamız için lazım. Hani gelmiş ya, tabiinden birisi, Hazreti Hasan Efendimiz'e demiş. Demiş ki, bana Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin cemalini anlat, bana onun halini anlat ki, ben onu seveyim, ben onu düşüneyim, ben onu düşüneyim, ben onu seveyim diyor, bana onu tarif et.
Bana onu anlat, ha bak buradan bir kapı açılıyor şimdi. Demek ki, işin bir de o merkezi var, biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin fizikini de hayal edip, düşünüp, oraya doğru bir sevme kapısı açacağız biz. Ama bu ne zaman? İlk önce biz onu ilim olarak tanıacağız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ne yapmış, ne getirmiş, nasıl yaşamış, neyi nasıl söylemiş, neyi nasıl emretmiş, biz bunları öğrenerekten onu en ileri derecede sevme noktasına getireceğiz.
Ve biz bunları öğrenirken de aynı zamanda da hayalini de kuracağız. Hani o tabinin yaptığı gibi. Hatta sahabeden birisi dahi sonradan, yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni çok görmeyen, yani uzun seneler yaşamayan sahabelerden bazıları da öbür sahabeleri bunu sormuşlardır. Yani bize tarif edin Peygamber nasıl birisiydi, hayal edelim onu, düşünelim, onunla böyle bir manevi bağ kuralım diye. Şimdi o zaman müminlere bu zamanda düşen en önemli vazifelerden birisi şu, biz iman ettiğimiz Allah'ın Peygamberini tanımamız lazım. Biz iman ettiğimiz Allah'ın indirdiği Kur'an'ın anlattığı Peygamberi tanımamız lazım. Ve ahir zamanın en önemli meselelerinden birisi bu. Ehli tasavvuf, yani biz ehli tasavvufsak meseleyin tasavvufu açılan bakacağız.
Ehli tasavvuf der ki, bir kimse tanımadığını sevmesi zordur. Bir kimse bir şeyi tanırsa daha iyi sever. Şimdi şöyle söyleyeyim, buradaki arkadaşlar hepsi de beni seviyorlar Allah razı olsun. İşte sırt dersler iki aydan beri onlara başladı, öyle değil mi? Şimdi iki ay önceki bana bakış açıları dediler, şimdiki bakış açıları hiçbirisinde aynı değil. Bak iki ay önceki soruyu soran sizsiniz, sizden örnek verin. Sizinle tanışalım ne kadar? İki ay oldu mu? İki ay önceki bana bakış açınızda, şimdiki bakış açınız aynı mı? Yani ben kendi açımdan söyleyeyim, her günün salı olmasını istiyorum. Muhabbet bitmesin, dostluk bitmesin. Evet, yani işte bu insan evli tasavvuf tanıdıkça sevmeye.
Benim buradaki izlediğim yol, insanlar tanıdıkça sevsinler. Yani bir kimse vardır, saman alevi gibi, sever saman alevi gibi çöner. Benim bir yolum o değildir. Ben isterim ki insanlar tanıdıkça sevsinler ve sevdikçe teslim olsunlar. Sevdikçe, aa bak bu böyleymiş desinler. Ama bu sevgi ilahi olsun, mefsane olmasın. Yani ben Kur'an ve sünneti anlattıkça, Allah sevgisini anlattıkça, Resulullah sevgisini anlattıkça arkadaşlarının içerisinde o sevgi olursun, otursun ve o sevgi oluşup oturdukça onlar da o sevgiden nem alansınlar, o sevgiden beslensinler, o sevgiden çocuğu süt içer gibi
içsinler, semirsinler, büyüsünler. Neyle büyüsünler? Allah ve Resulünün sevgisiyle büyüsünler. O yüzden bugünkü Müslümanların yapacağı en önemli meselelerden birisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini iyi tanımak. Ve her yere sohbete gidersiniz, hiç önemli değil. Sohbete gittiğiniz yerlerde şuna çok iyi dikkat edin. Karşınızdaki kimse size Kur'an ve sünneti anlatsın. Dikkat edeceğiniz çok önemli bir mesele var. Hangi tarikatı, hangi cemaate, hangi topluluğa, hangi hizber, hangi kuruma, hangi kuruluşa, din adına nereye gidiyorsanız gidin. Gidecek olduğunuz yerde bir şeye dikkat edeceksiniz, bir şeye. Kur'an ve sünnet. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki ümmet ahir zamanda 73 fırkaya bölünecek.
Birisi fırkayı naciye, 72'si fırkayı dağıyla. Ya Resulallah biz o fırkayı naciyeyi nasıl tanıyacağız? Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırsa o fırkayı naciye'dir. Yani fırkayı naciye demek kurtuluşa eren demek. Kurtuluşa ermiş kimselen. O zaman sizin için ölçü şu, ölçü şu. Karşımızdaki kimse, ister şeyh olsun, ister cemaat olsun, ister tekfart olsun, Kur'an ve sünnet anlatıyorsa bize ve bunu kendi nefsinde yaşamaya çalışıyorsa, kendi nefsinde yaşamaya çalışıyorsa ve bunun yaşatma mücadelesini veriyorsa, o kim olursa olsun o doğru yoldadır.
Anladınız mı? Buradaki ölçü bu. Ben çok cemaat tanıdım, ben çok şeyh tanıdım, çok insan tanıdım öyle söyleyeyim. Ama bunların içerisinde benim edindiğim izlerin, benim edindiğim buradaki en önemli ölçü şu oğlu, kim Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıyorsa ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti için, sünneti için, sünnetinin yaşanması, yaşatılması için uğraşıyorsa, o kimsenin önü hep açıktır, kurtuluşa ermiştir. Şöyle örnekleri, Kur'an, Kur'an bizim için rafta duran bir anayasa gibidir. Bunu hayata indirge, bunu hayata taşıyan, bunu günlük yaşantısına taşıyan, önümüzde bir tek örnek vardır, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz Kur'an'ın yaşantısını, Kur'an'ın hayatını, Kur'an'ın yeryüzündeki dolaşımını, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden öğreniriz.
Biz şimdi Kur'an'ı peygambersiz anlamamız mümkün değil. Kur'an'ı sahabesiz, peygambersiz anlamak mümkün değil. Bu, insanı sapıklığa götürür. Ve dünya üzerinde, dünya üzerinde bu sapıklığa düşen insanlar çoktur. O yüzden karşımızdaki kimse, peygamberi kabul ediyor olabilir. Öyle karşımıza çıkıyorlar. Yani peygamberi kabul ediyor adam. Peygamberin peygamberliğini reddetmiyor. Yeterliğini reddetmiyor. Ama sünnetlerini uygulamıyor. Sünnetine bir şekilde bypass ediyor. Sıkıntı burada bu. Karşımızdaki üstad seviyesinde, şeyh seviyesinde, alim seviyesinde, cemaat seviyesinde olan insanlar, sünneti bypass ediyorlar. Sünneti bypass edince zaten sapıklığa düşmüş oluyor.
O zaman bize ölçü şu. Biz Kur'an'ın yolundayız diyenlerden değiliz. Dikkatinizi çekerim. Biz Kur'an'ın, sünnetin yolundayız. Bu Kur'an'ın eksikliğinden, noksanlığından değil. Ama biz Kur'an'ın nasıl yaşandığını, nasıl yaşandığını Resulullah'tan öğreneceğiz sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden bunun için bir dervi çıkar. Ehli tasavvuf için yeterlidir bu. Bir, ben arkadaşlara hep derim ki okuyun. Evinizde hiç olması bir Riyac-ı Salih'in olsun. Evinizde hiç olması bir İslam ilmi hali olsun. Evinizde hiç olması bir Kur'an mühali olsun. Hatta işte tefsir olsun. Muhakkak okuyun. Neden okuyun diye dayatıyor mu, diretiyor. Herkes ölümlü bu dünyada.
Herkes geçici bu dünyada. Bir kimse, şuradaki cemaattan on tanesi, beş tanesi, üç tanesi, bir tanesi. Benim bu sözüme bakaraktan, kimse Evinizde bir Riyac-ı Salih'in hadis kitabı alsa, haftada bir gün oradan hadis okumuş olsa, ben ona bir hayırlı kapı açmış oluyorum. Oradan bir başkasına da hayırlı kapı açacak. Bir başkası da doğru olan dini, gerçek olan dini öğrenmeye çalışacak. Ve bin dört yüz yıllık bir kültür var. Din, İslam dinini yaşayan insanlar, gittikleri her beldede, her bölgenin kültürlerinden, kültürlerinden etkilenmişler. Etkilenmemesi mümkün değil. Yani işte Allah Resulullah açıkça söylemişsiniz, öyle bir zaman gelecek ki toprakları fethedeceksiniz, orada hamam denilen bir yerler göreceksiniz, siz de oralardan uzak durun.
Ondan sonra bir başka bir hadis içerisinde demiş ki, sağlık için oraları gidebilirsiniz. İşte zorunlu kalmayınca gitmeyin. Yani böyle iki üç tane hadis var şimdi. Ha demek ki insanlar, İslam'ı yaşayan insanlar, bir müddet sonra, bir zaman sonra, toprakları genişleyince, orada değişik kültürlerle karşılaşacaklar. Ve o kültürlerden etkilenecekler. Bunun dinleri de etkilenecek. Dindenmiş gibi görecekler bazı şeyleri. İşte bizim şimdi toplumda, ölenin arkasından, üçü beş yedisi kırkı olduğu gibi. O Ermeni'yi öldürdüler, Ermeni'nin ailesi de kırkıncı gününü yaptı, elli ikisini yaptı. Öyle değil mi? Onlar da bizim, işte helva, melva, şeker, meker bir şeyler dağıttılar.
Şimdi, Ermeniler mi bizden aldı bu kültürü, biz mi Ermenilerden aldık bu kültürü? Bizde de elli ikisi var, bizde de helva dağıtıyorlar. Öyle iki de var. Tabii yok. Hocalara, hocalara bakarsan, doksan ikisini bu kadar çıkartacaklar. Biliyorum ben, elli ikisi de var. Üçü, beşi, yedisi, kırkı, elli ikisi. Daha iyi. O seneye devriye ayrı. Yok, bir de seneye devriyesi var o ayrı. O yeni çıktı şimdi. Bir şey, çevirme diye bir şey var. Hı? Yok yok, bir şey. Devir değil mi? Yok yok, devir değil. Iskat çevirme, bir şey. Iskat çevirme, iskat çevirme. Var mı İslam diye? Para, ağzını ver. Duyuruyoruz değil mi? Duyumsal. Iskat mı? Iskatı devir. Iskat. Çiziyorum bana.
Para, para. Hı? Musajla taşın. Hani fakirlere kalırsa? Fakirlere kalırsa? Fakirlere kalırsa? Sen o niyetle veriyorsun. Sen öyle bilgin. Biz de fakirlere kalır mı? Yok ki, İslam'da yok. Götürü pocağa veremiyorum. Götürü fakirlere kalır. İslam'da yok. Ne ayette var, ne hadiste var. Ne İmam-ı Azam'ın fetvasında var. Ne Şafi'nin, ne Maliki'nin, ne Hanbali'nin fetvasında var. Bu son 300 yılda çıktı. Bu 300, 350, 400 yılda çıkmış. İbn-i Abid'inde falan yok değil mi? İbn-i Abid'inde yok. Şey var, ödemişti bizim, İmam Birgibi'nin eserinde var. Zaten bir İmam Birgibi'nin fetva vermiş. Öyle bir iki kişi dahi fetva vermiş buna.
Bu konuyla alakalı. Bu konuyla alakalı. Bütün bu fetva yayılmış bütün İslam ülkesine. Yani böyle bir İslam düşünülebilir ne hale gelmiş? Bir kimse var, namazını kılmamış adam. Namazı kılmamış. Çocuğuna diyor ki, ben 50 yıl namazı kılmadım, 50 yıllık ıskatımı çevirmedim. Hesap diyorlar, facitlen, 50 yıllık namazın karşılığı şu kadar. Ondan sonra o Hasan Emelsen'e gitti. Birisine. Günahları çıkardık mı oluyor? Yani bu şimdi normalde Hristiyanların papazından ne farkı kaldı şimdi? Hristiyanların papazından bir farkı kaldı mı? Git papazın yanına. Papaz efendi ben çok günah iştirdim. Ne yaptın yavrucuğum?
Zina ettin. Zinanın celası 500 milyon. Ver buraya başına. Tamam. Git papaz efendi ben günah iştirdim. Ne yaptın yavrucuğum? Adam öldürdün. Ha bir milla. Ha. Biz daha ucuz affediyoruz. Gelsin mi burada? Hayır. Yani. Burada o kimse Allah'a gitsin, Allah'a affetsin. Ayrı mesele. Böyle bir şey ki mesela adam onu saklıyor yani. Bu ispakını saklıyor. İşte İslam. Yani burada enteresan nokta şu. İslam'ı yaşayan topluluklar, iman eden topluluklar. Yani bir kimse gitmiş, iman etmiş. Başka bir kavimden, başka bir dinler. Bu iman etmiş. Bu iman ederken kendisini sıfırdan yeniden almamış. Kendi daha önceki dininden var olanları atamamış üzerinden. O topluluk da atamamış.
Bu birikmiş. Birikmiş içerisinde, tasavvufun içerisinde birikmiş, şeriatın içerisinde birikmiş, eserlerin içerisinde birikmiş, halkın içinde birikmiş, birikmiş. Yani bu böyle şey haline yenmiş, baskılardan, sıkıntılardan, problemlerden, bunların katının içerisinde. Yani mesela Türkiye'de bir mevlüt furyası varsa, 1945'lerin, 50'lerin, 55'lerin baskısından dolayıdır. Yani 1950'lerdeki baskıdan dolayı ne yapsın insanlar? Dini toplantıları mevlüt adında yapmışlar. Hiç olmasın mevlüt okuyalım bari demişler. Yani mevlüt okumaya izin var, zikir yapmaya izin yok. Yani kadınlar toplanıyorlar, mevlüt okuyorlar, bir problem yok, zikir yapıyorlar, problem var. Yani erkekler toplanıyor, ben şimdi o normalde 89'ların der bir şeyim ben.
İhtiraf 80'de oldu, ben de 86'nın, 87'nin der bir şeyim ben. Şimdi ben derviş olduğum zamanlarda, ne mümkün ya? Ben dergaha girdim, tabii biz ürkücülükten gelmeyiz ya. Yani işte biraz sallapati var, biraz cesaret var. İşte bayındırdaki kendi halimize göre bıçağımızdan kan damlıyor. Agalığımız var filan, kimler bize bir şey diyecek dedik diyoruz. Ben ilk zikrulağı camide yaptırdığımda, imam mevlütü yarı bıraktı gitti. Gidiyor imam. Ben belediye apolyosundan ilanet ettim. Dedim ki, ilanet ediyorum ben şimdi. Camide zikrulağı yaptım. Tanıtamıyorum ki ben. Herkes benden için değil. Sağraş adam onun peşinden mi gideceğiz dediğine kadar içiyordu adam diyor. İyi. Neyse mevlüt var diye herkesi topladım ben belediye apolyosundan.
Bacı İbrahim Mahallesi'nde işte Mustafa Özbağ'ın babası, Hasan Özbağ'ın ondan sonra şeyine ruhuna mevlüt okunacaktı. Bütün halkımız davetlidir. Tava annem, oğlan mevlüt okutuyor babasına diye bütün kadınlara ben diyorum söyle anne kadınlara. Kadınlar, sülale, bizim arkadaşlar. Herkes toplandı. Tire'de de o zaman dervişler var. Onlara dedim ki siz de gelin. Onlar zikrulağı yapacaklar yani. Ben komplo düzenliyorum şimdi. Onlar bir otobüsü öyle geldiler Tire'den. Hocaları tuttum ben. Caminin hocası var. Bir de dışarıdan bir hoca var. Onun da sesi çok güzel. Onun da tuttum ben. İyi. Caminin hocası bir bahir okudu. Kısa bir bahir. Öbürküne bıraktı şimdi.
Öbürkü de hemen direkt şeye girdi. İşte gelin Allah diyelim ondan sonra. Bir kez Allah dese lisan dökülür günahlar misli azam. Ben de trenin zahirine dedim ki tam deyince dedim ben gelin Allah diyelim deyince başta dedim Allah esmasına sen. Hoca okuyor şimdi. İşte bir kez Allah dese lisan Dökülür günahlar misli azam.
Allah'ın zikrulağı tamam mı? Hoca bıraktı gidiyor hocam. Caminin içerisinde. O da dışarı çıktı. Ben arkasından çıktım tabii. Dedim nereye? Açalım ben korkuyorum. Ne yaptın lan? Caminin ağlasını dedim ki. Bitelik daha açalım sen de. İçer. Zarf benim cebimde. Ama Mevlüt okuyacak ya. Zarf'ı da burada ceketin cebine koydum. Birçok içerisinde devam edin. Şimdi o hoca gidince öbürkü de kalmış öyle. Mevlüt durdu. Bizimkiler zikrulağa devam ediyor tabi içeride. Neyse. O hoca gidince birkaç kişiler kalkmış erkeklerden. Dayım da var tabi. Mevlüt'ün babası. Neyse. Ben kapıda şimdi tam böyle millet kapıya doğru bakıyor.
Hani gidecekler zikrulağına. Bakıyor şimdi ben oradayım dönüyor şimdi. Bakıyor millet ben oradayım dönüyorum şimdi. İlk bunu çıkıp başkasını ömedinler. Çıkamıyorlardı şimdi. Bir tanesi geldi. Tamam dostum sorumlandı. Vallahi işim öyle. İçip gitmedim ben. O çıbrıyor. Arkasından bir gün de daha çıktı. Ondan sonra hiç kimse çıkamıyor dışarı. Nereye çıkacaklar? Ondan sonra paçayı kıstırdılar ondan. Yukarıdan kadınlar diyorlarmış ki anneme tamam mı? Senin oğlan bu ucu olmuyor. Aman ödüyorlarmış. Git git desene dal gibi oğlan diyorlar benden için. Annem ağla yukarıda. Benim oğlana ne oldu diye. Başka bir tane hoca kadın varmış. Bir kadın var bizim sokağın ilerisinde.
Beni de çok seviyordu o. Diyormuş ki anneme kızım ne ağlayın diyormuş. Ne güzel bak diyormuş. Şimdi o başlıyormuş yukarıdan aşağıdakınlara şey yapma. Şimdi bu insanlar yani o mevlüt oradan geldi şimdi. Mevlütü o baskının neticesinde kendileri pratik olarak bulmuşlar. Ama gel gelelim şimdi mevlütten kurtulmak lazım şimdi. Kurtulamıyorsun şimdi. Yani kurtulmak lazım derken yerleşmiş artık o. Bir gelenek gibi olmuş. Bir böyle olması gereken bir şeymiş gibi olmuş yani. Tamam mevlüt gerçekten içerisinde insanlara vaaz eden, nasihat eden, dini anlatan, dini içerisinde olan şeyler anlatan bir şey. Bunu reddetmiyorum ben. Yani işte mevlütün adı altında bir şeyler yapmışlar.
Çok güzel şeyler yapmışlar. İnsanlar dinlerini de unutturmamışlar. Bunlara da hakkını yedirmemek lazım. Ama şimdi gel gör şimdi kadınların mevlüt'e gidişleri var. Allah muhafaza eylesin. Yani vallahi giderken o kadar süslenmiyor kadınlar mevlüt'e giderken. Bilmiyorum buralarda nasıl. Bizim bayınları da öyle. Bir mevlüt'e gidiyorlar bayınları da bizim. Ne kadar altın, takım, taklavat, koku, süs, ruj ne varsa sürüyorlar. İnsanlar mevlüt'e öyle gidiyor. Ya bu mevlüt değil diyor mu? Bu böyle yani bir ibadet şeyleri ama yerleşmiş. Ya bunun gibi İslam topluluğunun içine değişik kültürlerden, ama değişik kültürlerden, ama çeşitli değişik baskılardan, ama yokluktan, ama sıkıntıdan, ama sistemden kaynaklanan, Kur'an ve sünnetin dışında o kadar çok şey var ki, işin asıl gelecek olduğumuz yer burası.
Bunları ayıklamaya çalışmak ömrünü bitirir adama. Ön olmaktansa ben hep arkadaşlar onu, o yüzden onu tavsiliyim. Arkadaşlar, elinize bir Kur'an meyal alın, elinize bir hadis kitap alın, muhtesar olsun, önemli değil. Yani gücün yetmiyorsak, git üç cidlik nevevinin al hadisini, git bir tane de fıkır kitaba, dini bu üçünün arasında tut. Bu üçünün de varsa yap. Bu üçünün içerisinde yoksa yapma. Ama o sonradan değişik vesilelerle, değişik şeylerle içine girmiş, dindenmiş gibi görülmüş, dini görülmüş, dinin içerisindeymiş gibi görülmüş, girmiş bir şekilde. Yani namaz kılmayan bir kimsenin tarikatı olur mu? Ya kardeşim, ya bunda bir yanlışlık var, namazsız tarikatı olmaz, olmaz böyle bir şey.
Namazsız Müslüman olmuyor mu, emin olmuyor, nasıl tarikat olacak? Ama o olmuş. Yani Allah affetsin, okuyorum diye deyim. Geçen bir mesela bu yoga şey var ya felsefesi, yoga felsefesine böyle hafiften bir baktım, böyle evde onlar benim saklı kitaplukta böyle. Ben hafiften bir baktım, yani tasavvufun içerisinde, yani bozuluk tasavvufunun içerisinde yoga felsefesinden alıntılar var. Mesela yoga'da şey vardır, bütünle birleşme vardır. Yoga felsefesinin temeli, karşında bir ak, beyaz, iyilik, güzelliğisin geriye yoga vardır. Sen yoga ile bütünleşirsin, daha doğrusu bütünleşmek değil, ona iltihar edersin, ona katılırsın, onunla birleşirsin, öyle değil. Bu işini İslam tasavvufunda, mesela İslam'ın sıfatlarında, Allah'ın sıfatlarında böyle bir şey yoktur.
Ama git bozuk tasavvufta vardır böyle bir şey. Beni kendime düşündüm, oradan böyle bir iki pasaj okudum. Dedim ki, ya işte İslam dedim, ya ehli tasavvuf, ehli tasavvuf dedim, bunlardan etkilenmişler. Veyahut da yogayı da bilen bir kimse, ya bu yoganın buraları da doğru demiş, almış mesela. Veyahut da işte bir şekilde bulaşılmış buna. Buradan, bunları ayıklamaktansa, en başa dönmek, pınarın başına gelmek, pınarın başından içmek, pınarın başından öğrenmek kadar faziletli ve selametli bir şey yok. Gel kardeşim, şu şunu demişim, boş verir misiniz. Ya, biz bakalım Kur'an ne demiş, Resulullah ne demiş, Ashab ne demiş, İmamlar ne demiş. Bizim için din bu, bizim için sonradan gelenlerin dedikleri içerisinde, bunlara uygunlar varsa doğrudur, Allah bunu kabul edelim.
Ama öbür türlü muhakkak ki içine bir şey karışmıştır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ahir zamanda ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek, bunun birisi fırkayı ne alacak? Kim ya Resulullah? Kim Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışırsa o. Ya, bütün herkes şimdi kendini bu hadis-i şerifin üzerinden, onu da söylemekten geçmiyor. Bütün herkes diyor ki, biz Kur'an ve sünnetin içerisindeyiz kardeşim, onun yanındayız, onunla beraberiz. Bizimki Kur'an ve sünneti uygun. İyi kardeşim, Allah muhafaza kesin. Benim bildiğim sünnette namaz var, sizinkinde var mı? Duruyor adam. Benim bildiğim sünneti Resulullah'ta oruç var, sen ne var mı kardeşim? Benim bildiğim sünneti Resulullah'ta böyle iman etmek var, sen ne var mı?
Benim bildiğim sünneti Resulullah bu. Yani sünnetleri sıralıyorsun bu sefer. Eğer sünnetleri biliyorsan. Benim bildiğim sünneti Resulullah'ta içki içmek yok, kumar oynamak yok, zina etmek yok. Benim bildiğim sünneti Resulullah'ta insan vücuduna zarar verecek hiçbir şey yok. Hatta fazla yemek bile zararlı olan onun daha caiz görmemişsi Resulullah. O zaman benim bildiğim sünneti Resulullah veya bize benim bildiğim de demeyeyim, kitaplarda söylenilen sünneti Resulullah'la o kimsenin bize aktaracak olduğu din denilen şeyin buna uygun olması lazım. Benim bildiğim doğru bu. Ve ben bunun üzerinde kendimi konuşlandırmaya çalışıyorum. Bunun üzerinde kendimi dik tutmaya çalışıyorum.
Nereye gidersem gidelim, beni ilgilendirmez. Yok, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adretiyle hiçbir kadına elini vermemiş, tokalaşmamış. Hiçbir kadından sarmaşmamış. Bizim mezhepimizde kadına elini dokunmak mı abdesti bozuyor kesin olarak yoksa? Bizim mezhepte kadına dokunmaktan mı? Elini sıktık, abdestimiz bozuluyor. Hani değil mi? Yok. Şafilerde o. Şafilerde tokalaştı, gitti abdest. Dokundu, gitti abdest. Şafilerde kendi kanunuyla bile abdesti kırılmıyor. Yok. O yüzden kırılmıyor. Yandı. Tetenerli var. Buna da bir 15 dakika lazım aslında değil mi? Ne?
Geçmedi. Bir gün oldu ya, 15 dakika. İnşallah bir dakika. Yaradığım için bir gün satsın. Oğlum bir gece de... Çok parakal olmuş. Görücüye mi götüreceğiz hocam? He? Görücüye mi götüreceğiz? Tabii. Allah, Allah, bu mekanda bir şey var. Orada olabilir. Ya normalde senin gerçekten şafi fıkhını bilen kimsenin günlük hayatını devam ettirmesi mümkün değil şafi'ye göre. Hocam, bir şey soru hocam. Şimdi Allah nasip ederse annemi haşa yöndereceğiz ve bu sene. Şafi mi? Yok, hanki. Şimdi... Annen Hanefi mi? Evet. İyi, o bari kurtulmuşlar. Babam da yedi.
Alın kaldı. Sen kelay nasıl bir şey kaldın? Evet. Arkadaşlar diyor ya, bir bayanın tek gitmesi normal değil mi? Hanefi'ye göre caiz değil. Babam zamanında gitmiş, yapmış. Hanem de çok istiyor. Şafi, Malik'i, Hanbeli uleması fetva vermiş. Üçü vermiş, İmam Azza mazzetleri vermemiş. Yine şafi'ni yapalım. İyi yani. Yani tek götürmüyor zaten tek bayan. Akrabası olacak. Zaten şey de kabul etmiyor öyle. Suud da kabul etmiyor.
Suud muhakkak yanında mahremi birisini istiyor hacca giderken. Vize vermiyor yoksa. Annesi yavrına olursa? Yanında yok. Mahrem o. Bir erkek istiyor. Annesi babayı yine görmüyorlar. Biriniz gidecek. Ya biriniz gidecek. Burada büyük var. Önce büyüğe yakışıp. Şimdi bu gitti mi onun hanımıdır der ki ben kalacağım mı burada? Böyle mahmutiyiz. 2010 yılında sıra veriyormuş zaten. Sen de askere gitmedin mi? Neşezo. Bak bak senin başına patlıyor.
Sen bir soru sorayım değil mi? Şafi mezhebine göre onun hayatını sürdürmesi mümkün değildi. Mesela İmam Şafi Hazretleri demiş ki daha önce İslam hukukunun icra edildiği bir yerde İslam hukuku kaldırılırsa orada son Müslüman şehit oluncaya kadar savaşmak farza indir demiş. İmam Şafi Hazretleri. Şimdi çünkü şafiler de daha önce Darül İslam olan şey bir daha Darül Harbi dönüşmez. Dönüşmemesi için dönüşüyorsa son Müslüman şehit olur orada Müslüman yok denir zaten orası Darül Harbi olur o zaman. Anlatabilir mi? Son Müslümana kadar savaşılması emrolunur. O yüzden onun Şafi'ne göre bu noktada durması mümkün değil şimdi o Darül Harbi meselesinden. Ha şimdi cemaat noktasına gelince burada Darül Harbi'te Darül Harbi'te her Müslümanın Darül Harbi'nin Darül İslam'a çevrilmesi için mücadele etmesi farzdır.
O zaman bir Müslüman'a bu farz ise bir cemaate de farzdır bu. Cemaat bunun mücadelesini vermek zorundadır. İslam'ın hukukuyla yaşanması için. Zaten meselenin banteli burada veya işte şeyin telin tın dediği yer burası. Bütün herkesin sınıfta kaldığı, gözünü alamadığı, mücadele edemediği, yolda kaldığı, yayan kaldığı, yoldan dışarı kendini attığı yer burası. O yüzden yoksa genel olarak, bireysel olarak adamın normalde haramları helal edecek değil, helalları haram edecek de değil. Ama Darül Harbi'te sistemle, sistemle olan meselelerde o kimsenin veyahut da işte harbiyle olan meselelerinde o kimseye açık kapılar var. O açık kapıları bilecek. Yoksa onları yaşayamazsın. Allah muhafaza etsin.
Şimdi normalde evetin parasını geçiriyor adam. Faiz var mı? Var. Darül İslam'da faiz olun mu? Olmaz. O faizi ödü. Normalde eğer ki o adam orayı Darül İslam görürse, anasıyla Kabe duvarında zina etmiş gibi günaha girer. Faizi iştikal etti çünkü. Darül Harbi görürse, yer olarak, o zaman Darül Harbi'te harmiyle kendinin arasında faiz yoktur der. Oradan insan kendini kurtarır, anlatabildim mi? Şimdi bir tarafta bakın, bir Darül Harbi, bir yeri Darül Harbi düşüncesiyle görmek, analiz etmek, hayatı öyle yaşamak var. Bir de Darül İslam düşüncesiyle düşünüp, analiz edip, hayatı öyle yaşamak var. Eğer Darül İslam ise, Darül İslam'da genel ev olmaz. Darül İslam'da genel evinin vergisinden de imamlar maaş alamaz.
Devlet ödül vermez, vergi şampiyonu var. Yani genel ev patron ilçesine, devlet ödül vermez, en iyi karıları sen sattın diye. Yani, o zaman normalde burada şey çıkmış oluyor. İnsanın bireysel olarak yaşantısına Darül Harbi hukuku kaparılıyor. İslam çünkü her yerde yaşanabilmeli, her yerde yaşanabilmeli. Bakın burası çok önemli. İslam her yerde yaşanabilmeli. Bir kimse, kutuplara da gitse İslam'ı yaşayabilmeli, ekvatora da gitse İslam'ı yaşayabilmeli. Bir kimse Darül Harbi de gitse İslam'ı yaşayabilmeli, Darül İslam'a da gitse İslam'ı yaşayabilmeli. Dünyanın bütün arzında, bütün arzında dinini yaşayabilmeli ve dinini tebliğ edebilmeli.
Dinini yaşatma mücadelesi verebilmeli. O tevhid mücadelesini verebilmeli. Onun için muhakkak ki Darül Harbi de yaşayacağız, kafirlerin içerisinde de yaşayacağız, mürtedlerin içerisinde de yaşayacağız, yaşayacağız. Biz oradan kaçmayacağız. Ben ona katılmıyorum. Hani bir fetva bak, Darül Harbi'den Darül İslam'a hicret edilir diyor. Bu da bir fetva. Ben ona katılmıyorum. Hayır. Biz bulunduğumuz yerde, nerede bulunuyorsak, hatta bulunduğumuz yerden daha ileri giderekten İslam'ı yaşama ve yaşatma mücadelesi vereceğiz. Bu mücadele gerek ahlaken olacak, gerek sosyal olarak olacak, gerek aile olarak olacak, gerek ekonomik olarak olacak, gerekse siyasi olarak olacak, gerekse askeri olarak olacak.
Biz muhakkak onun İslam'ın yaşanma ve yaşatılma mücadelesini vermek zorundayız. Bizim bakış açımız, oturduğumuz nokta, durduğumuz nokta bu. Yani biz dini, Sakarya'da da yaşayabilmeliyiz, Adapazlarında da yaşayabilmeliyiz, İzmit'te de yaşayabilmeliyiz, İstanbul'da da yaşayabilmeliyiz. Biz dini, buradaki İzmit'in en entelektüel kesiminde de yaşayabilmeliyiz ve onları anlatabilmeliyiz. İşte gidip İstanbul'un en entelektüel yerinde de dini yaşayabilmeliyiz, yaşatabilmeliyiz. Onları da anlatabilmeliyiz. Bu noktada hareket ederekten, bu noktayı düşünerekten biz plan ve projelerimizi dikkat edeceğiz. O yüzden ben öyle sığ, dar bir dar bir harp düşüncesi içerisinde değilim. Anlatabildim mi? Onu daha geniş perspektiften bakın, daha geniş alanlara yayılmamız lazım.
Mustafa Ağabey bu, şimdi daha önce şafir altından yani hastada çekilecek miyiz? Siz merdiğim bir şey için. E sonuçta din bilinmesi için indirildi. Allah affetsin inşallah. Oradan darül halktan kurtuluş olur. Bir kimse darül halkta bilmedi şeylerden sorumlu olmaz. Öğretilmemiştir çünkü. Meshep değişikliği nasıl oluyor? Ben Hanife'ye geçtim demekle geçiliyor mu? İki rekat namaz kılıyor, niyet ediyor. Bundan sonra ben Hanife iştahatına göre amel edeceğim diyor. Bu kadar. Dua ediyor o kadar. İki rekat namaz. Bu zorluklar karşısında mesela Şafi'de diyelim, ey kesildiler. Bu çizme denilen şey parmağımızın çizgi de oradaki çizgiyi yerine aşmaması mı kanın yoksa ayağındaki çizmeyi...
Ayağındaki çizmenin boyunda diyor, kanın içerisine girsek yine abdestimiz bozulmaz. Uhud'u örnek alıyor İmam Şafi'ye. Uhud'da normalde işte yanı kanadı, dişi kırıldı, kanadı, dudağı kanadı. Ona rağmen savaş biraz selametli yerince abdest tazelemeden gitti namazını kıldı. İmam Şafi onun bazarlı açısından diyor ki kan çıksa da abdestim bozmaz. İmam-ı Azam Hazretleri de Hazreti Aişe hadisini naklediyor. Hazreti Aişe'nin evindeyken diyor, kan çıktı. Hazreti Aişe Hussisi, Hazreti Aişe anlatıyor. Diyor ki Resulullah kan çıktı için gitti abdestini tazelemeden. O yüzden Hanefiler de onu baz alıyor. Diyorlar ki Uhud özel bir meseleydi. Orada çok darlık vardı, sıkıntı vardı.
O darlık, o sıkıntı mı içerisinde Resulullah abdesti almadı. Doğru. O bize diyor, o Hanefiler demişler ki biz onu ölçe almıyoruz. Biz bunu ölçe alıyoruz demişler, onu ölçe almışlar. Aralarındaki fark bu. İmam-ı Şafi'ye şeye bakar biraz. Fıkıhi meselelere Kur'an ile sünneti böyle yüzde elli, yüzde elli bakar. İmam-ı Malikler, İmam-ı Hanbeli fıkıhi meselelere direkt hadislerden bakarlar. Kur'an'dan bakmazlar. Çok böyle Kur'an'ın gözlüğü yoktur onlardır. Bu bakış için. İmam-ı Azam Hazretleri direkt Kur'an gözlüğüyle bakar. Fıkıhi meselelere. Ondan sonra hadise bakar. Yani hatta İmam-ı Azam bu noktada der ki biz önce şeye bakarız, Kur'an'a bakarız. Varsa onunla hükmederiz. Orada bulamazsak sünnete bakarız, onunla hükmederiz.
Orada bulamazsak ashaba bakarız diyor. Ashab bu nokta neymiş? Ona hükmederiz. Onlardan da bulamazsak Ahmet şunu demiş, Mehmet şunu demiş demeyiz. Biz deriz diyor. İmam-ı Azam Hazretleri'nin öyle bir tavrını veririz. Mesela o Cafer-i Sadık şöyle, Cafer-i Sadık'ta ilim öğrenmiştir. Ama Cafer-i Sadık'tan hiç fetva nakletmemiştir. Şimdi Şia der ya mesela işte Cafer-i Sadık'un hocası dedi. Doğru. Ama Cafer-i Sadık'tan ne bir hadis nakletmiştir. Şimdi de bir fetva nakletmiştir. Kendi fetvalarını koymuşlar hep. İmam-ı Azam Hazretleri'nin öyle enteresan bir duruşu vardır. Daha önce öbür okuduğu hocaların fetvalarını da nakletmemiştir hiç. Yani filanca bunu böyle hükmedi, ben de böyle hükmediyorum dememiştir.
Kendisi hükmetmiştir. Süfyan-ı Serbi de şeydir. Onunla kitabını okumuştur. Süfyan-ı Serbi de iştahat halimidir. Kendisi de müştehittir. Onunla kitabını okumuştur. Ama Süfyan-ı Serbi de şeyi nakletmemiştir hiç. İmam-ı Azam Hazretleri'nin öyle enteresan duruşu vardır. Yani hiçbir yerden fetva nakletmemiştir. Ama İmam-ı Şafi nakletmiştir. İmam-ı Malik nakletmiştir. İmam-ı Hanbel nakletmiştir. Bunların özür dilerim. Bu mezheblerin içerisinde en böyle kolaycı ve geniş olanı İmam-ı Malik ile İmam-ı Hanbel'in mezhebidir. Çok kolaydır, çok kolaylaştırıcıdır, çok genişlettiricidir. Gerçekten. Mesela İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbel'e göre bir kimse sefere çıksa hemen namazları cem eder.
Anında. Yani işte öğlen namazını kılar, ardından hekimliği kılar, akşamı kılar, ardından yasayı kılar, namaz işi biter adamı. Malik'i de Hanbel'i, Malik'i de Hanbel'i uleması da bunlarda hep fikirdir. Şafiler de öyle yaparlar mesela. Şafilerde de cem etmek var sefer iken öyle değil mi? Bize bir şey yok. Şafi de yok mu? Yok. Bize sefer isen diyorlar tamamen. Toplam. Tamamen. Kireçok, kireçok. Kireçok. Kireçok, kireçok, kireçok, buyurun. Ayetle sabit. Kireçok, kireçok, buyurun. Her neyse yani normalde şeydir, yani onlar daha böyle şeydir, kolaylaştırılcıdır. Hatta İmam Malik'i o zaman için şey, zamanın sultanı der ki İmam Malik Hazretlerine, biz öyle bir hadis kitabı yaz, hadislerle ne şeyin Hazreti Abbas'ın naklettikleri gibi zorlaştırıcı olsun, ne Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlunun naklettiği, Abdullah'ın naklettiği gibi şey yok,
Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah'ın naklettiği gibi ağır olsun, ne de Hazreti Ömer'in oğlunun hadisleri gibi şey, zorlayıcı olsun, yani böyle. İşte birisini daha söyler, şunun gibi olmasın, ya işte kolaylaştırıcı, kolay olan, geliştirik olan, insanlar daraltmayan, herkesin anlayabileceği, herkesin yaşayabileceği, herkesin davranabileceği, bize bir hadis derler der, zamanın sultanı. O zaman için İmam Malik'in de normalde bir, ikinci kitabı ne bir hadis kitabı var, şimdi ismi. Muattaya o zaman yazar İmam Malik, Allah razı olsun. Muattaya o zaman yazar, muattanın yazılış şeyi de, söylever şunu, senaryosu budur. Muattaya yazar ama muattaya gerçekten de İslam dünyasının içerisine yer eder sonra. Yani çünkü kolaylaştırıcı, geliştiricidir, içindeki hadisler ayıklanmıştır muattanın içerisindeki hadisler.
Yani bir Buhar'daki ağırlık yoktur mesela, muattanın içerisinde. İşte bir İmam Muhammed'in zühtünün ağırlığı yoktur muattada. İmam Muhammed'in zühtü de iki cilttir, ama o da biraz şeydir, ağırdır mesela ama muattar da değildir. Velhasıl İmam Malik o yüzden biraz daha meslebi onu şeydir, kolaylıktır yani, öyle söyleyeyim. Araplar İmam Malik'in meslebi, mesela adam yatar, uyur, kendi kendine yerlenmediğine hükmettiyse abdeste abdesttir, kalkar namazını kılar. Horlarla bir de yanında senin. Hacılar ömreye gittiğinizde görürsünüz, sakın şaşırmayın. Adam yatıyor, hor, hor, uyuyor Kabe'nin içerisinde veya Medine'de, hiç önemli değil. Uyuyor adam resmen, ya orluyor böyle, gürültüle orluyor.
Ya bizim gibi değil öyle, mesela bizimki oturduğu yerde horlarsa, adam horlasa dahi oturduğu yerden devrilmezse bir tarafa, adam şeydir, abdeste abdesttir adam, horlasa dahi, Hanefi'ye göre. Ama diyor, o koltuğunun altından yastığı alırsan, o tarafa doğru devrilir, uyumaya devam ederse, abdesti bozulur der, Hanefi'ye göre. Onlar da bozulmaz. Adam yatar, o bozulur, mesela bizde oturduğu yerde böyle bir şey varsa, yattığı zaman uyuduğu gitmiş de bizimkiler, abdesti gider. Oturduğun yerde uyursan, bunun bir hükmü vardır. Yani adam yaslanır gider, düşer ya böyle, yapar adam, abdesti bozuldu. Ama adam buzlanmış böyle, kafası bir tarafa gitmiyor.
Orada abdesti bozulmazken onu, anlaşıldı, Hanefi'ye göre. Dayanmadığınız sürece değil mi? Dayandığını çektiğinde düşerse, dayanıyor ya, dayandı, çektin, onun yüzden uyumaya devam ediyor. Düştü, uyuyor da, abdesti bozuldu, Hanefi'ye göre. Öbür gün de upuzun, yattı, kalktı, ay namazı, şimdi bugün sabah namazını kılacağız, bayram sabah namazını kılacağız. Şeyde biz, Kabe'de. Arabın birisi upuzun, yatmış oluyor, horluyor, çocuğunla beraber. Çocuğu da öğrendi, o da horluyor. Neyse, gelen giden bakıyor, şimdi bizde bayram namazdan da, yer yok orada hiç. Yani yer bulman, bulman mümkün değil. Herkes ona geliyor, bakıyor, bir şey de diyemiyor. Uyuyor adam, horluyor. Neyse, bayram namazı kılınacak artık işte.
Ezanlar okundu, ezanlar okunca, hani şey yaptılar, bir kalktı, el yüz karışıyor. Yaptı, başında kırmızı kılınca, el yüzünü silgi tamamı. Ezan okundu tabii, hutbeyi normalde işte yaran dinlediydi. Ondan sonra iç ezan okundu, namaz kılınca kalktı Allah'a, Türkler diyor ki, Allah'a, Allah'a, namazdan. Lan bırakın ben, bayram namazı kılınca, bırakın milletin namazdan sen. Onun görevi oluyor diyor, abdesti tamam mı onu görüyorum ben şimdi. Maliki'ye göre oluyor, söyleyecek bir laf yok. Neye göre bazlanmış Hazreti Maliki'ye? Onu da bir hadis vurmuş, almış baz. Allah'a, bir falan mı alınmıyor bu han. Bu hanbeliler o. Hanbeliler o. Tamam. Bu İmamlar Mustafa abi, imsali bir dönemde mi? Yok.
Yok. İmam-ı Şafi'yi İmam-ı Azam'dan, İmam-ı Azam'da okumuş, çok az okumuş. Asıl İmam-ı Azam'a girdiğimde kaynak aldığı okur. Almışlar tabii. Çok az okumuş İmam-ı Azam'da, sonra İmam-ı Yusuf'ta okumuş şey, İmam-ı Şafi'yi. Sonra, sonra gitmiş, yerleşmiş başka bir yere. O Şafi mezhebine, orada başlamış fetva verme. Ardından o da İmam-ı Hanbeli'ye şey okumuş, pardon. İmam-ı Maliki okutmuş İmam-ı Azam Hazretleri. Birbirlerin hocası. Birbirlerin hocası. Tabii İmam-ı Maliki okutmuş. İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi'yi okutmuş. İmam-ı Malik'in zamanına da geliyor. İmam-ı Hanbeli Hazretleri. Hepsi de bir yüzyılın içerisinde. Peki bu Şiaların 12 İmamı'yla bizim aramızdaki fark ne?
Anlaşamadığımız nokta ne burada? Bizim 12 İmamın ortasında anlaşamadığımız bir şey yok ki. Biz 12 İmam meselesine, sünniler olarak biz de şey yaparız ama onların gibi. Biz 12. İmam gayb demiyoruz biz. Yok, kaybolmuş diyor. Şimdi 12. İmam gaybi bir İmam. Göre kaldırıldı, tekrar indirilecek. Yani onları böyle Mehdi'nin haricinde. Yok böyle bir şey yok, sapıklık. 11 tane İmam var. Hayır yani bu bir sapıklık. Allah'ın belirli bir sayıda var. Ya işte bu bir sapıklık sonuçta. 12 İmam derken yani 10 tane aşere ve beşere var. Şimdi sünnilerin bir kısmı diyor ki 10 tane aşere ve beşere var.
Hasan ve Hüseyin de ekleyince on ilk oluyor. Kimisi diyor ki şeyi ekliyor. Hazreti Ali Efendimiz, Hasan ve Hüseyin ondan sonra onlardan gelen şey 12 tane Zeynel bin Abidin, Caferi Sadık ondan sonra onların çocukları falan öyle devam ediyor ya. Onlar diyorlar ki 12.si göğe kaldırıldı. 10 tane sıra olanıyor onlar. Şeye karşı bizim ehl-i beyte karşı bir muhafessizliğimiz yok. Bizim bu noktada onlardan ayrıldığımız noktada yok. Ama mezhep noktasından hukuk açısından ayrıldığımız yerler var. Fıkıh açısından ayrıldığımız yerler var. Ehl-i sünnet sahabelerin içerisinde en faziletli Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i görür. Onlar Hazreti Ali'yi görür. Gerçek şia. Bir de bozuk şialar var. Sapık olanlar var.
Onların bir kısmı diyor ki Peygamber Hazreti Ali olacağına Resulullah oldu. Cebrail şaşırdı diyorlar. Kimisi diyor ki işte Ebu Bekir Halif olmayacaktır, Ali olacaktır. Bulunan hepsi de küfür ehli diyor sahabelerin diyor. O yüzden şihanın şihanın içi de kendine ait bölük bölük. Allah olarak kabul eden onlar şeyden dönme. Onlar İslam değil. Onlar şeytana tapanlardan dönme. Onlar ayrı. Ondan sonra mesela bir kısım bu tahtacılar var ya kızıbaşlar var ya onlar kendilerine İslam'ın içerisinde kendilerini bir din olarak kendilerini bir şey olarak gösteremediklerinden dolayı kendilerine öyle bir yol tuttu. Mesela Osmanlı'nın son dönemlerinde Beyrut tarafından dövziler var.
Ateşe tapanlar var. Onların hepsi de Osmanlı'nın içerisinde dağıtmışlar. Osmanlı orada onlar bir grup olup da başımıza çuban olmasın diye onları asimile etmek için dağıtmış toprakların içerisinde dağıtılan yerlerde onlar devam ettirmişler gene şeylerini. Kimisi tasavvuf örtüsü altında devam ettirmiş. Mesela öyle Alevi tasavvuf ehli tasavvuf olanlar var. Diyorlar ki biz de rufayayız, kadiriyiz mesela. Ondan sonra rufay kadirli ama normal rufay kadirlik olarak yaşamıyorlar. Bilhassa onlar Avrupa'da daha fazla mesela. Orada kalmışlar ya orada kalanların içerisinde şeyler var. Bu tip kuruluşlar var. Bu tip tekke gibi yerler var. Allah muhafaza etmesin. Öyle enteresan ki insanlar inceledik yani bir insan bunları inceledikçe tanıdıkça gördükçe yani kendi kendisine bu topraklarda neler yaşanmış hayret ediyor.
Namaz kılmıyor Allah sana. Diyorlar işte şianın içerisinde o kadar çok fraksiyon var ki yani şianın hangisini tartışacaksın bu sefer onu sor biliyorsun. Mesela bir tane biz de şimdi üniversitede okuyan bayan bir dervişler Bursa'da işte bir rüya görmüş o rüyayı tevil ettirir kime sorduysa kalbi kanaat etmemiş kime sorduysa kalbi kanaat etmemiş en sonunda işte bir sefer bizim bir programa gelmiş sonra rüyasından bile görüşmüş uzun mesele şimdi geldi bana rüyasını anlattı neyse ben bir tevil ettim başladı ağlama ben tevil eder etmez
daha nasıl ağladı ağladı bir boşaldı böyle içi boşaldı kızcağın Allah'ın sana neyse işte konuştuk sohbet ettik ben bir şey söyleyeceğim söyleme hiçbir şey dedim ben ben anladım onun ne diyeceğini Allah'ın sana işte ben dedi yalnız farklıydı kızın söyleme bana hiçbir şey dedim sen boş ver namazını kıl o üzüntü sen buraya sohbete git gel ben ona en sonunda dedi ben dedi şeyim ne o yok caferiyim dedi kendisi dedim tamam ben senin ne olduğunu sormuyorum dedim ben sen rüyanını gördün mü gördün rüyanını beni gördün mü gördün
biat ettin mi ettin biat etmek dedim o adamın peşinden gitmektir tamam mı tamam değil ben ne okuyayım dedi al sen ihya yoksa onlar ihya yasla okumanı zannet ihya yukumanız caferiler köken suri değil mi yok canım o bölge işte komple Anadolu'da orta ne yazık otom mesela o kardeşin ihya yok tabii şimdi hafta sonları geliyor normalde işte ben onun tabii evini de işte bir şeyler bir şeyler bir sürü operasyon alındı şeye bırakıyorsunuz hepsini hürriyete hürriyete bıraktıklarınızın içinden siz gene belli etmeyin de hiç Mustafa abi
namaza oruca falan bakışları bizimki gibi mi yani bak şia bölüm bölüm dedim ya şianın içerisinde şöyle söyleyeyim şianın içerisinde Kur'an'ı peygamberi peygamber gibi tanıyan ashabı ashab gibi tanıyan ama Hazreti Aleyi daha fazla sevenler var en makul olanlar bunlar bunlar da normal oruçlarını tutuyorlar namazlarını kılıyorlar bir problem yok ama içlerinde ondan sonrası olanlar hep problemli sıkıntılı yani öyle şiayım diye var aynen ateşe tapanlar orada meclisilik meşhur ya aynen aynen orada ateşe tapanlar hareket eden
şia da tanıdılar bize yani bana gelen birkaç arkadaşın sorduğu sorular vardı onları naklederim sonrası şimdi yolumuzda yapılan zikrullah da işte nefesten kalbi mesela darbi zikrullah bunların bize fazileti nedir gibi soruyorlardı onu iletmek istedim açıklayabilir misin şimdi normalde İslam bir şey yapılırken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yapılış şeklini de koymuş içine Allah'ı zikredin tamam Allah'ı zikredinin şekli ve şemali nasıl olacak hani namaz kılınız tamam ama bu namaz kılının bir şekli şemali var
öyle değil mi yani biz şimdi namaz kılınız derken rükuyu secdeyi kafamızı göre yapabiliyoruz mu yapamıyoruz bu da onun gibi bir şey Allah'ı zikredin tamam eyvallah Allah'ı nasıl zikredeceğiz ne diyor siz Allah'ın cehri ve cehri de zikredin işte hafi de zikredin öyle değil mi ne diyor siz bir sağırı almıyorsunuz hadis-i şerif o zaman burada ne çıkıyor demek ki hafi zikir var öbür taraftan da ayeti kerimde siz Allah'ı öyle anın ki haçtan haç yatanlar işte geçmişte atanlarınızı andığınızdan daha şerif bir şekilde anın
o zaman buradan da cehri zikir Abdullah çıkıyor veyahut da Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah diyor ki biz namazın bittiğini mescitten gelen namazdan sonra olan zikir sesinden tanırdık zikir sesinden derdik ki namaz bitmiş sahabeler Allah'ı zikretmeye başladığında biz derdik ki diyor namaz bitmiş Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah da aynı şekilde diyor cehri zikirle alakalı ha o zaman demek ki bir cehri zikrlar yapılmış öyle değil mi ya sesli zikir yapılmış bu sesli zikrinde bir yapılış şekli şemali olmuş demek ki
olmuş ve bu şekil şemali üzerine devam ediyor mesela şekil olarak hadisi kudüsü ne diyor işte zikir halakasının etrafında melekler kuşatır semaya çıkarlar Allah bildi haline sorarlar ha demek ki bir zikir halakası var o zaman halaka halinde olurmuş ve Allah Resul diyor ki şekil olarak başlayın hadisi şerif Allah Resul diyor ki işte mescide 3 kişi birisi halakayı yardı halakanın içine oturdu diyor hadisi şerif öyle değil mi birisi halakanın dışına oturdu birisi de döndü gitti Allah Resul dedi ki bu 3 kişiden size haber vereyim mi
ver ya Resulallah halakanın içine oturanı Allah zatında barındırdı halakanın dışına oturan Allah'a muhafret etti dönene diyor Allah ve Resul'u lanet etti o zaman burada bir şekil çıktı bak ne çıktı halaka halinde bak şimdi önce ses yani bir havi olanı var bir de cehri olanı var sesli olanı var bir de halaka oldu şimdi şekil çıktı bir de insan tek başına ondan ne diyor ayeti keriminde siz tenhalarda Allah'ı zikrediniz kendine eşsiniz de tenhalarda tek başınayken nasıl zikredecekmişsin sessiz tek başına gecenin yaratında
kalktın mı tek başına tenhalarda kalbi Allah'ı zikredecek bunun gibi şimdi o zaman zikrullah cehiş bir daire ama bu cehri zikrullahı da cehri zikrullahı da var burası çok önemli cehri zikrullahında yapılış şeklini şemalini oturtturmuşlar sahabeler asfab ondan sonra gelenler ve işte demişler ki bu darbi demişler ki bu nefeste onun olsana işte bu normalde işte bir pes ses var bir de darbi var aslında zikrullah yapılış şekli bir de hafi olan zikrullah ha bunun sonradan bir kısmı çeşitlendirmiş bilmem ne yapmış ama normalde bu
yapılış şekli olarak bu sünnet olan bu anlatabildim mi biz bunu sünnet olduğu için yapıyoruz bak sünnet olduğu için yapıyoruz nasıl fıkıhtaki bir kayet biz ne diyoruz imam-ı azam bunu böyle demiş diyoruz öyle değil mi bu yazılı olan fıkıh bak bu yazılı ehli tasavvuf ise bu dilden dile gönülden gönüle gelmiş tabi onlar da kendi aralarında risaleler yazmışlar kendi içlerinde birbirlerinin bu risalelere aktarmışlar ama o risaleler tekkeler tekkeler zaviyeler kapandığından kapanmış oradaki kitaplar yok edilmiş kültür yok edilmiş
Türkiye'de İslam'ın kültürü olarak İstanbul'da bir kütüphane vardı ne kütüphanesiydi o büyük beyazıt ya beyazıt kütüphanesi var bir tane daha kütüphanesi Süleymaniye var şimdi İslam kütüphanesi olarak koca Türkiye Cumhuriyeti'nde iki tane kütüphane kalmış beyazıt kütüphanesi ile Süleymaniye kütüphanesi bu iki kütüphanenin haricinde büyük kütüphane yok eserlerin yazma eserlerinin güç sallarını sakladıldı talan edilmiş zaten elimizde aslında o şeyler de kısıtlı anlatabildim mi ama Beyrut kütüphanesi var Kudüs kütüphanesi var
işte Mısır'da kütüphane var ondan sonra eyvallah ama bizim Osmanlı'nın içerisindeki Hanefi'ye göre olan Hanefi'ye göre olan Bağdat kütüphanesi var yok şimdi talan edildi Beyrut kütüphanesi eskisi gibi değil talan edildi bunlar İslam'ın değerleri vardı yani normalde işte el yazmaları vardı risaleler vardı bunlar yok edildi sonuçta ama sonuçta Türkiye'de de bunlar yok edildi 60 yıl 70 yıl bir baskı altında yaşadığı insanlar tasavvuf kültürünü tasavvuf kültürünü yaşayanca mesela bizim şu anda elimizden bulunan tekkenin kütüphanesi var
yok kütüphane şu anda tekkenin kütüphanesi yok bir tekke düşünün 400 yıllık kütüphanesi olmaz mı 400 yıllık bir tekke düşünün kütüphanesi olmaz mı yok şimdi nerede yok kaldırılmış Bursa'da bir tane kütüphane var eski kütüphane var onu da bilen yok eden yok yazan yok çizen yok şimdi bu onunla alakalı anlatabilir miyim bu yapılış şeklimiz de yapılış tarzımız da bizim sünnet bu noktada bu noktada problem yok devam edelim teşekkür et bu kadar mı yani bana sorulan bu kadardı yani yani bizim fazileti de şey olarak mı sesli
yani evet sesli zikrullahın fazileti yani bunları ben çok aslında yani anlatmamak için değil şu var bu tip meselelerde insanlar kendi bulundukları meşrevi başka meşreflerden üstün tutmaya çalışıyorlar böyle bir açmaza geliyorlar yani benim meşrebim senin meşrebinden üstündür benimki seninkinden üstündür diye biz cehri zikrullahın faziletini anlatmaktansa ben zikrullahın faziletlerini anlatmaya çalışıyorum anlaşıldı mı siz gittiğiniz topluluklarda zikrullahın faziletini anlatın siz kendi içinizdeki kendi meşrebinizin
faziletini anlatırsanız öbürkü de kendi meşrebinin faziletini anlatacaktır ki meşrebler çatışması olacak değil bizim amacımız bu değil anlatabildim mi bizim amacımız doğruyu anlatmak o yüzden biz herkesin kendi meşrebini güzel görmesi kendi meşrebini tatlı görmesi herkesin hakkıdır bir insanın adam şimdi sorsak herkesin ailesi kendisine iyidir şimdi herkesin kendisine herkesin karmi kendisine iyidir herkesin yolu da kendisine iyidir şimdi burada desek ki sizin için en iyi adam benim öbürkü de kendi şeyhi bu normal değil mi
normal siz şimdi o adama kendi şeyhinizin faziletini anlatırsanız o da kendi şeyhinin faziletini anlatır size bu değil bizim işimiz bizim işimiz bu değil bizim benim şeyhim senin şeyhini senin şeyhimden benim şeyhim üstündür meselesi değil biz duruş olarak Kur'an ve sünneti tebliğ etmeye çalışacağız biz zikrullahın faziletini anlatacağız ölçü bu kardeşim Allah'ı zikreden Allah zikreder kim Allah'ı zikrederse Cenab-ı Hak geçmiş günahlarını affeder kim Allah'ı zikrederse Allah'ımı sever kim Allah'ı zikrederse Allah zikrini
onun kalbinden akşeder kim Allah'ı zikrederse Cenab-ı Hak ona bereket verir kim Allah'ı zikrederse onun evine bereket verir kim Allah'ı zikrederse Cenab-ı Hak onun vücuduna bereket verir kim Allah'ı zikrederse Allah'la konuşmuş kim olur kim Allah'ı zikrederse Allah'ın kalasına sığmış olur kim Allah'ı zikrederse meleklerle yarışmış olur Allah meleklerine karşı o kuluyla övünür kim Allah'ı zikrederse şeytanın kalbinden kovmuş olur kim Allah'ı zikrederse şeytanın vücudundan kovmuş olur kim Allah'ı zikrederse onun dili zikrullah ile ıslak olursa ve öyle ölürse gideceği yer cennet olur kim zikrullah ile hemhal olursa Allah'la hemhal olmuş gibidir biz bunları anlatalım anlatabilir miyim biz zikrullahın fasiletini anlatalım Allah demiş ki beni zikredin biz Allah'ı zikrediyoruz Allah demiş ki Allah'ı zikretmek en büyük iştir biz en büyük işi yapmaya çalışıyoruz Allah demiş ki kim Allah'ı zikrederse Allah'ı affeder ve Resul'da diyor ki ey Habibim sakın ha sen zikredenlerle beraber nefsini orada sabit tut nefsini orada tut kim ne Allah'ı zikredenlerle
beraber ol o zaman biz Allah'ı zikredenlerle beraber ol Allah'ı zikir meclislerle ol kim zikir meclisine giderse oradan affolmuş olarak kalksın zikir meclisine katılıp da dışarı çıksa ben affoldum mu ki diye düşünse Allah'a küfürdür Allah'ın gücüne giderdim o zaman zikrullah meclislerini ve zikrullah'ın faziletini biz her yerde her şekilde anlatalım anlaşıldı mı? ama şimdi ben desem ki burada cehri zikrullah cehri zikrullah yapan kimsenin hem içi ihya olur hem dışı ihya olur cehri zikrullah yapan kimsenin hem dışı nurlanır hem içi nurlanır cehri zikrullah yapan kimse nefsini dışarıdan bombardımana tutmuş bir askere benzer kaleyi dışarıdan fetheder gümbür gümbür gider topuyla tankıyla tüfeğiyle gider işte mehterem bölüğüyle beraber gider nefis kalesini zapteder cehri zikrullah erbabı coşkulu olur fırat nehri gibi olur aşklı olur muhabbetli olur durduğu yerin durmaz taşar sel olur
önüne ne kadar çark köp varsa hepsini katar götürür cehri zikrullah erbabı meleklerle yarış eder cehri zikrullah erbabı semada kınlarla yarış eder neden o çünkü coşkusuyla aşkıyla gider cehri zikrullah erbabında öyle aşk vardır ki aşkıyla duvarı der hımbıllığı kaldırılmaz öyle bir şeyliği kaldırılmaz tembelliği kaldırılmaz cehri zikrullah erbabı oturduğun yerde uyumayışı de başıması hafif nefeslen ederiz evimizde hafederiz yolda giderken gizli ederiz bizde hem gizli zikrullah var hem de cehri zikrullah var topluluk halinde
cehri yaparız yolda giderken gizli yaparız kendi halimizde yaparız ve iki sünneti birden işlemiş oluruz biz ikisini birden işlemiş oluruz bizde hem gizli zikrullah var hem cehri zikrullah var ikisini de birden işlemiş oluruz biz bu noktada meşrep kavgası olacaksa biz onlardan daha faziletliyiz ikisini birden anlaşıldı ama buna girmek istemem ben hiç böyle de hiç sohbetlerde anlatmam olur ki içeride gizli zikrullah heli olan vardır kalbi kırılır gönlü kırılır neden benim yolumu böyle yaptılar ikinci sınıf yolmuş gibi
görürlerden Resulullah'ın yolu ikinci sınıf bir yol değildir çünkü o da doğrudur o da doğrudur o da yoldur o da yoldur onları birbirinden üstünlük sağlayamayız biz o noktada konuşmaktan Allah beni muhafaza edesin ama muhakkak insan kendi meşrebinin hoşuna gider kendi meşrebine evet biz ne diyoruz imam-ı azamın diyoruz hukuku daha rahat şimdi diyoruz arkadaşa diyoruz ki ya şafiliği yaşamak çok zor diyoruz bunu da imam-ı şafinin gönlünü de kırmak istemeyiz o imam-ı şafi ki zühtünde takvasında imam-ı şafi ki hayatında
tarzında tavrında asla bir sapma olmamış o imam-ı şafi ki gitmiş ehli tasavvuf olan ondan sonra üstadının yanında gitmiş oturmuş koca imam-ı şafi orada öyle çok affedersiniz süt dökmüş kedi gibi oturmuş öyle edep ehli o imam-ı şafi ki asla ve asla ehli tasavvufa dil daha önüzatmamış zamanındaki bütün ehli tasavvuf olan üstadları gezmiş dolaşmış gitmiş birisinden ders atmış imam-ı şafi nasıl biz şimdi bir şey diyemeyiz onundur gönlünü kıramayız onun da kalbini kıramayız o da bizi sever elhamdülillah o da derslerimize gelir
o da muhabbet besler ben kendisini de bizzatim muhabbet beslerim bütün imamların hepsini de ben asla Allah muhafaza eylesin üzülürüm kendi kendime yani imam-ı şafiye imam-ı maliki imam-ı hambeliye bir laf söyleyeceğim diye ama neden onlar da bizim mezhebim olmazlar hatta bazen ben onların bir gönülleri olsun diye bunu yanlış anlarlar diye seslenme böyle de yapsan olur derim ben onların bir gönüllerini kırmamak için biz hanefi isek şafiye maliki hambeliye göre hareket etmeyeceğiz tarzında değiliz ben mezhepsizliğe karşıyım anlatabildim mi veyahut da ben böyle o mezhebin kolayını ben ona karşıyım yoksa imam-ı şafi de bizim imamımızdır imam-ı maliki de bizim imamımızdır imam-ı hambeli de bizim imamımızdır onlar kendilerinin imam-ı azamı üstün tutmuşlar biz de üstün tutuyoruz bak kendileri üstün tutmuşlar imam-ı şafi kendisi demiş imam-ı şafi fıkıhın babasıdır demiş imam-ı azam vaziyeterin saygıyla eğilmiş onun metheler yazmış imam-ı malik yazmış imam-ı hambeli yazmış bütün imamlar yazmışlar biz onların arkasından gidiyoruz o yüzden onların
methiye yazdığı imam-ı azam diyoruz biz de methiye diyoruz anlatabildim mi bu imam-ı şafi'yi sevmediğimizi imam-ı maliki sevmediğimizi imam-ı hambeli sevmediğimizi onu küçük göster gördüğümüz anlaşılması anlaşıldı mı ben imam-ı malikten bir fetva bir adamın bir problemi olmuş olsa içinin içinden çıkılmamış olsa imam-ı malikin fetvası olsa imam-ı malik'e göre bunu böyle yap dört mezhebe göre eser bir olayın içerisinden çıkamıyorsam eğer ki ben o meseleyi alıyorum ben yazıyorum notuma gidiyorum ben eğer dört mezhebe göre
onların içerisinden bakıyorum adamın adam dinini yaşayacak sonuçta biz bu hayatı yaşıyoruz biz bu hayatı yaşarken dinimiz de yaşayacağız dinini yaşamak isteyen bir fetva istiyor senden diyor ki kardeşim benim böyle bir problemim var böyle bir durumum var ben bunu nasıl halledebilirim diyor sen bu işini halledeceksin anlatabildim mi adam dinini yaşamak istiyor burada ben mezhep taasulunda durmak istemiyorum anlatabildim mi ben hanefiyim mezhep taasulum yok benim hanefide bulamazsam malikeye bakarım bulamazsam şafiye bakarım bulamazsam hambelliğe bakarım o meseleyi çözebiliyorsan çözerim derim ki sen böyle hareket et kardeşim sen böyle hareket et derim neden o adam dinini yaşamak için gelmiş senden bir közüm istiyor senden bir çıkış yolu istiyor senden sen dinin içerisinde onun çıkış yolu varsa imamlardan birisi fetva verse sen o fetva onu göstereceksin bunu yalnız mezhepsizlik olarak algılanmasına anlatabildim onlar komno mezhepler reddetiyorlar diyorlar ki biz kuran ve sünnete bakarız geri kalanına bakmayız onları kabul et ben onlardan
değilim Allah muhafaza biz onlardan değiliz bizim ölçümüz o değil bu noktadan meşrep olarak da ben böyle sırf kendi meşrebini öne koyan kendi meşrebini önde tutup da öbür meşrebleri geride tutma noktasında değilim benim bir birimde Şahı Nakşibendi Hazretleri ben nasıl onu geri tutarım o Şahı Nakşibendi ki üstad ona demiş ki sana dört şey emrediyorum bunlardan birisi demiş bak bunlardan birisi demiş yollarda ne kadar çöp çöp taş çakıl önüne geldiğinde alacaksın demiş daha ders vermezden önce ona ona ders verecek ya ders vermezden
önce demiş şu bir halin bu senin ikinci an demiş ki ortalığı derdice toparladığı teminizeceğim kimseyle kavga etmeyeceğim kimseyle nizalaşmayacağım demiş şimdi koca Şahı Nakşibendiye nasıl hakik görürüm nasıl hakik görürüm nasıl yanlış görürüm nasıl eksik görürüm nasıl onun meşrebini kendi meşrebinden geri görürüm asla Allah muhafaza benim öyle bir şeyim olmaz ben böyle bağnaz bir meşrebçi değilim benim meşrebim üstüm biz kadiriyiz biz rufayız asla böyle bir şey yok bu tasavvuf değil zaten biz bütün pir efendilere
boynumuzu kıldanın bütün hepsine adı bilinen bilinmeyen biz adlarını bildiklerimizi biliyoruz 12 tane pir rahatlıyoruz ne 12 Cüneydi Bağdadi'yi nereye koyacaksın Sırrı Sakat'ı nereye koyacaksın Habbi Acami'yi nereye koyacaksın bunları nereye koyacaksın bunları redmedeceğiz Maruf-i Kerhi'yi nereye koyacaksın Vişrafi'yi nereye koyacaksın Ves-i Bestami'yi nereye koyacaksın mümkün değil biz hepsine bizim ne kadar Veliullah gelip geçtiyse boynumuz bükük bizim ne kadar pir-i piran var ise ne ismine ne konduysa kutbundan
kutbul aktabına ne ism konduysa hepsine boynumuz bükük bizim asla bizde büyüklenmek yok bizde küçük dağları ben yarattım yok yok tasavvuf tevazu demektir tasavvuf incelik demektir tasavvuf kendini öbür günlerden fakir görmek kendini öbür günlerden ilimsiz görmek kendini öbür günlerden günahkar görmektir bildiğim benim bildiğim ve öğrendiğim tasavvuf bu o yüzden hiç kimsenin meşrebine mesleğine o nasıl hiç kimsenin meşrebine laf sebecek noktada değiliz Allah bize affersin herkes Allah'ın kulu herkes Allah'ı sevdiği müddetçe
kim takvaca üstünse Allah'ın indinde o üstün ayeti kerime bu bizde o zaman meşrebi insanın üstünü tutmaz meşrep insanı yüceltmez insanı takva yüceltir bir insanın şeyhi yüceltmez insanın takvası şeyhini olan imtisabı yüceltir senin şeyhin göğünün üstünde uçuyordun sen uçamadıktan sonra bir anlamı yok sen uçacaksın senin üstadın çok güzel Allah'ı zikrediyordur sen edeceksin üstadı insanı muhakkak ne kadar kemaletli olursa dervişin o kadar çok şey faydası olur ama derviş onun faydalanırsa o derviş ondan derviş dersini çekerse
derviş stratejisini tutarsa peşine düşerse Allah'ı zikrederse faydalanacak yoksa almış ders oturmuş evde benim şeyhin nerede derste sen nerede evde böyle bir şey yok anlaşıldı asla sohbetlerinizle meşrebinizi önde tutmayın Kur'an ve sünneti önde tutun meşrepler sünneti Resulullah'ı yaşamak içindir sünneti Resulullah'ı anlatmak içindir Kur'an ve sünneti hayata geçirmek içindir meşrepler hiçbir zaman meşrebiniz Kur'an ve sünnetin önüne geçmesin hiçbir zaman mezhebiniz de Kur'an ve sünnetin önüne geçmesin hiçbir zaman
şeyhiniz Resulullah'ın önüne geçmesin sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir zaman şeyhinizin hükmü hukuku şeyhinizin düsturu stratejisi Kur'an ve sünnetin önüne geçmesin bunların hepsi de kayıptır yani kaybetmektir kayıp derken burada yani bir şeyi kaybetmek manasıdır o insan vaktiye düşmüştür Allah muhafız eylesin bizim üstadımız Kur'an ve sünnetten yüce değildir bizim üstadımızın söyledikleri de Kur'an ve sünnetten yüce değildir yüce olan Kur'an ve sünnetir üstad Kur'an ve sünnete Kur'an ve sünnete hizmet ettiği müddetçe üstaddır
Kur'an ve sünnet yolunda gidenlere hizmet ettiği müddetçe üstaddır yoksa onun bir anlamı kalmaz üstad kendisine hizmet ettirmediği müddetçe üstaddır Kur'an ve sünnete hemen çek herkese diyecek ki kardeşler Kur'an ve sünnete hizmet edin ne benim çarabımı herkes giydirmesin ben kendim giyiyorum çarabımı ben ceketimi kendim giyiyorum ben çantamı kendim taşıyorum bunlar üstada hizmet değil üstada hizmet stratejiye hizmettir Kur'an ve sünnete hizmettir üstada hizmet Kur'an ve üstadın çizdisi ben bir stratejisi diyorum diyorum ki arkadaşlar
Kur'an ve sünnete hizmet edin buraya bir kişi daha fazla getirelim buraya iki kişi daha fazla getirelim hizmet bu ben sizden yol parası istemiyorum benzin parası istemiyorum araba istemiyorum yatacak yer istemiyorum yemek istemiyorum hiçbir şey istemiyorum kendine üstünden bak strateji koyayım diyorum ki bir kişi daha getirelim insanları Kur'an ve sünnete anlatın insanları resulullah'a anlatın bugün için strateji bu bugün için yapılması gereken bu şimdi ben de bilirim buraya denirken üç beş taksi gelme şatafatla gelmeyi ben de bilirim şimdi şatafa zaman geçmesi zaman ooo ben şimdi desem ki arkadaşlar İzmit'e gidiyorum milleti ben toputa çatıyorum bana İzmit'e gideceğim kim götürecek beni desem herkes sıraya girer girelim mi hatta gelecek ona ne yapacaksın sen oraya gelip de sohbet mi edeceksin benim yanımda yok benim yanımda bir şey mi yapacaksın yok ne yapacaksın orada bana yapacağını söyledim ben ne yapıyor arkadaşlar oturuyorlar burada öyle değil mi ben onları fuzili olarak görmüyorum da yanlış anlaşılması anı olmadı ikinci bir ara
bu fuzili şimdi öyle değil mi ne yapacaksın kardeşim orada sen benim kalabalığa ihtiyacım yok kalabalık gösterecek ihtiyacım yok benim öyle şatafataydı ihtiyacım yok kalabalık kalabalık yerde durmak istesem dururum bursa'da bir tane sifim çekilir anı olmadı o yüzden biz meşribimizi meşribimizi mezhebimizi şeyhimizi öne çıkarmayacağız bizim öne çıkacak olduğumuz şey Kur'an sünnet ve hizmetimiz olacak muhakkak ki insan üstadını sever muhakkak ki sevdiğini de söyler net eder konuşur bunda aşireye gitmeyeceğiz Allah bizi affetsin
kimisi de böyle bunu böyle yapacağım derken üstadını ezer o zaman daha Resulullah'ın hoşuna gitmez sallallahu aleyhi ve sellem o da der ki o bizi anlatırken bizim yolumuzu anlatırken nasıl sen onu böyle ezersin der o da manevi bir sıkıntı olur Allah muhafazayı desin destur ya Allah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi