mustafaozbag.org

20. Mesnevi Şerhi (120-124 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Ağustos 2020 · 24:08

Dışârdada tektir güneş, fakat eşidini düşünmek mümkündür. Fakat esiri var eden güneşin benzeri ne cihinde vardır, ne de dışarıda. Düşünce de nerede bir bucak ki o düşünülsün de benzeri o bucağı sınılsın. Tam geçen haftaki düşünceyle alakası olduğunda denk geldim, değil mi? Şemseddin'in yüzünün bahsi geldi de dördüncü kat gökteki güneş bile başını çekti gizli.
Dışarıda da tektir güneş, fakat eşidini düşünmek mümkündür. Bu normal mevcut bildiğimiz güneş. Buradaki bundan kasıl Allah değil. Biz güneşe baktığımızda güneş bizim için tektir. Ama Hazret-i Mevlânâ imalı bir şekilde saman yolunun dışında da bir âlemin içerisinde. aynı bu saman yoluna benzer güneş sistemlerinin var olduğunu bize işaret ediyor.
Bu keramet. Bundan 850 yıl önce Hazret-i Mevlânâ, güneş sisteminin dışında başka âlemlerde de bir güneş sisteminin var olduğunu, bir saman yolu sisteminin var olduğunu ve sadece bu saman yolunun var olmadığını, başka âlemlerin, başka kâinatların sistemlerinde var olduğunu bize beyan ediyor. Diyor ki bu güneş sistemi zahirde dışarıda tektir. Ama ve lakin bunun benzerleri olabilir.
Bunu böyle algılamak mümkün. İkinci nasıl algılamak mümkün? Evet bir müridin bir tane güneşi vardır. Mürid kendince kendi şeyhini tek güneş olarak bilir. Ama dışarıda da başka güneşler var mıdır? El cevap vardır. Onlar kırk tanedir. O zaman bir mürid sadece mürşid olarak kendi mürşidini bilir. Güneş olarak sadece kendi şeyhini bilir. Ama dışarıda da başka güneşler var mıdır? El cevap vardır.
Esiri var eden güneşin benzeri ne zihinde vardır ne de dışarıda. Ama Allah tektir. Hiçbir yerde eşi benzeri yoktur. Hiçbir yerde. Ve hiçbir şeye benzemez. Eşsiz ve benzersizdir. Benzettiğin her şey o değildir. Ve o benzeme ne olarak senin gözünün aklına geldi, düşüncene geldi, fikrine geldi?
Benzettiğin ne varsa o değildir. Fakat subilerin aklına benzemeler gelir. Her benzeme geldiğinde bu değildir diyecek subi. Bu değil. O hiçbir şeye benzemez. O insana benzemez. O hayvana benzemez. O bir mahlukata benzemez. O bir sisteme benzemez. Akıldan akıl algılayabileceği bir şey değildir. O mevcut düşünce sisteminin algılayabileceği bir şey değildir.
Bizim düşünce sistemlerimiz onu algılama, zat noktasında onu algılabilecek şekilde yaratılmamıştır. O yüzden Cenab-ı Hak Hadis-i Kudsi'de kendi zatının tefekkürünü haramdır. Çünkü zatını tefekkür etmek, zatını düşünmek mümkün değildir. Bizim o mevcut yaratılmış düşünce sistemiyle onu anlamak, onu idrak etmek mümkünatın dışındadır. Düşüncede nerede bir bucak ki o? Düşünülsün de benzeri o bucağa sığınılsın. Yani bucak burada kale hükmünde. Sığınılacak bir kale. Düşüncede nerede bir bucak yani? Düşüncenin bulunduğu bir kale mi var ki bu? Düşünülsün de benzeri bucağa sığınılsın. Yani o Allah'ın zatını düşünüp de o zatını o kaleye sığındıracağız. Mümkün değil.
Düşünceyi bir coğrafik bir yapılarla bir şehir gibi düşünür ve o şehrin içerisinde düşünceyi bir bucak, bir kale gibi düşünür. İnsan bir şehirse, insan bir şehirse merkezinde veya en önemli her tarafı hakim bir yerde bir kalesi var, bir bucağı var. Bucak dedi kale. Ve o insan şehrinin düşüncesi o kalenin içinde. Ve biz o kalenin içindeki düşünceye Allah'ı sığdırmanız mümkün değil.
O zaman şu geliyor. Geçen haftadan devam var. Düşüncenin bir sınırı var. Düşünceyi sonsuz olduğunu anlayabiliyoruz. Demek ki düşünce sonsuz değil. Hazreti Mevlana'ya göre. Hazreti Mevlana'ya göre. Hazreti Mevlana'ya göre düşünce bu sınırların beyni olan bir kavga. Ve Hazreti Mevlana'ya göre düşünce bu sınırların içerisinde, bu sınırları da Allah yaratmış, bu sınırları koymuş.
Diceksiniz ki sen ne düşünüyorsun? Evet ben de aynı şekilde düşünüyorum. Düşüncenin sınırı var. O sınır ne? Allah'ın zatullahına kadar. Allah'ın zatullahına kadar düşüncenin sınırı yok. Ama Cenab-ı Hak oraya bir sınır koymuş. Sınırı belirlemiş. Bu sınır ne? Allah'ın zatını düşünüyor. Allah'ın zatı haricinde düşünce sınırsız. Zatına kadar. Zatının noktasına kadar düşünce hür ve sınırsız.
Tabi cevriye ekoli ve kaderiye ekoli düşünceyi böyle kabul etmez. O bu sınırın içerisindeki düşünmeyi de, düşünmeyi yaratma değil. Ne düşünceni de o kimsenin Allah'ın takdir ettiğini, Allah'ın ömrettiğini söyler. Düşünceyi yaratan, sistem olarak yaratan Allah'tır. Bize ne düşüncemizi Cenab-ı Hak serbest bırakmış.
Bu benim kendi inancım. İlham düşüncenin içinde değil. İlham düşüncenin önünde. İlham Allah'ın. O kalbi bir şey. Düşünceye yön veren o. Ama onun mekanizması insanın içinde değil. O insana tecelli eden bir şey. Düşünceli sınır bu kitabın sınırları.
Bu sınırların içerisinde düşünce düşünüyor. İlham buraya dışardan tecelli ediyor. Bunun için değil. Dışardan tesiri. Anlaşıldı? Buraya mıdır? Buraya bir şimşek çaktı. Buraya şimşek çakınca şimşeği burası mı üretti? İlham şimşek. Muhakkak. Bu Allah'ın mutfu. Bakın. İlham herkes almaz. İlham umumu açık değildir.
Hayırdır. Huzesidir. Allah huzesi lütfettiklerinden sorumluluğu iyidir. Dilediğine lütfeter. O zaman o şimşek, dilediğine lütfettiğim şeydir. Evet. Değişmiş mi? Bazı, bütün gençler. Fikirlere baktığımızda yoğun bir hesaplı.
Bunun için var. Deniz, sikildan, bütün cehane. Bu. Ben bu wpaklı şerringimde. Bunun içerisinde düşünceler var. Hazretim Erlaya. Bu düşünce ve, bu bölümün açılışı. Bunu eksik etmişler. Mücahadenin, bütünlüsü. Şöyle bir bilgiye edelim. Düşünce, akşamı sorduk. Önünde ilham var. İlhamı dedi. İki kaynağı var. Yani rahmani ve şeytani ilham. İnsan, zikir haliyleyken, ona gelen bütün ilhamlar düşüncede fiile dönüşüyor. Yani zikir hali, düşüncenin bütün olumlu yönlendirmesinde bir etken. O yüzden düşünceyi geri düzen aldıklarına düşündüm. Yoksa Hz. Mevlam'ın evladım, sen düşünceden ibaret, kalınlık ve kemik güldü.
Ama mesela büyük mütefekte geldi diye iyi olur. Genelde okurduğun bazı eserlerde, iki anı direk üstüne kurdular. Yüce hale ve zikir. Düşünceyi yapmayan kalp, Allah'ın ilhamını ve düşüncesini bu noktada kadere çekiyor. O yüzden zikir, düşünceyi bu noktada eritiyor diye bir tanıya vardı. Ve düşünce bu nokta olduğundan kaybolur. Zikir, düşünceyi berraklaştı. Ortadan kaldı. Mücahade düşünceyi berraklaştı. Ortadan kaldı.
İlham, düşünceye yön verir. Düşünceyi ihata eder. Düşünceyi çepe çepe sarar. İlham. İlhamın iki kaynağı yoktur. Tek kaynağın vardır, Allah'tır. Şeytandan gelen vesvesedir İlham Bey'in. Şeytan, vesveseyle düşünceyi bozmaya çalışır. Zikir, şeytanın vesvesesini durdur. Zikir, şeytanın dolduğunu düzeltirsin. Zikir, şeytanın kirlettiğini arındır.
O yüzden daim zikrullah. Bu daim zikrullahla o kimsenin düşüncesi pak olur. Devamlı zikredenin düşüncesi pak olur. Çünkü devamlı Allah bunu zikrediyor. Allah pisi zikretmez. Lütfi olarak Allah temizi zikreder. Allah kirli bir şey ağzına almaz. Allah'ın ağzı yoktur da yani temsil olarak söylüyor. O zaman Allah temizi zikreder.
Kul ne zaman temizlenir? Zikrettinler. Allah da temizlenir. Allah demesini durdurdan kirlenir. Niçin? Allah'ı zikretmemek en büyük günah kebari. Allah'ı zikretmek en büyük iştir. En büyük işi terk eden en büyük günah kebari iştir. Aslında birisi gider adam öldürür. Adam öldürmek en büyük günah kebardır. Adam öldürmesinin sebebi düşüncesinin kirlenmesindendir.
Zikirsizlikten. O yüzden zikretmeyen en büyük günah kebari işlemiştir. Sebep? Çünkü o en büyük günah kebari düşüncesinde olmuştur. Zikredenin düşüncesi temizlenir, arınır. Zikir onu arındırır. Zikir onu tesviye eder. Zikir onu güzelleştirir. Zikir onu güzelleştirince düşünce, düşünce ilhama hazır hale gelir. Düşünmeden zikredemez.
O zaman o düşünce yapılanması, düşünceyi böyle bir kubbenin altı gibi düşünür. Bu tekkenin için. Düşünce burasıdır. Eğer zikretmezse, buraya her türlü karanlık şeyler girdi. Her türlü olumsuzluklar girdi. Her türlü pislik girdi buraya. Her türlü necaset girdi. Neden? Burada zikrullah yok. Zikrullah başladı, o kötüler, o kötülüklerin hepsi de dışarı doğru çıktı, arındı, temizlendi. Temizlenince burası nurlandı. Burası nurlandı. Allah temizliğini nuruyla gösterir. Allah kendisini nuruyla gösterir. Ve düşünce nurlanır. Artık o kimsenin düşünce sisteminin içerisinde o nuraniyetin dolaştığını, nuraniyetin ihata ettiğini görür. Ve içeride zikrullahla beraber nuraniyet oluşunca, şeytan oraya vesvese veremez. Şeytan kadını düşünce kapısının dışında durur.
Candan bakar oradan, içeri giremez. Hatta içeride nur öylesine parlar, şeytan gözlerini yummak zorunda gelir. Şeytan mehbet eder, arkasını döner gider şeytan. Ve o kimse, şeytan arkasını döndüğü anda ilham gelir olur. Şeytan o zaman çatır çatır çatır. Burada Hz. Mevlana düşünceyi insanın kalesi, bucağı olarak görüyor. Diyor ki düşünce bir şehrin bucağıdır. Allah oraya sığmaz diyor. Allah nereye sığır? Bunun kalbine. Aklını değil. Düşünce aklın hakimiyetinin altından olur. Düşünce aklın içindedir. Düşünceyle beraber akıl dokunudur. Dolaşır. Nasıl ruhla beraber can ve nefis dolaşıyorsa bir bedenin içerisinde, bu düşünce olduysun içerisinde akıl da dolaşır.
Mantık da buradadır. İdrak da buradadır. Hepsi de bunun içindedir. Onu birleştirmiş. Onu birleştirdiğinde burda içinin içinden çıkabilir. Hz. Nesefi dahi birleştirmemiş. Gazali dahi birleştirmemiş. Düşünce kubbenin en tepesinde var ya, Bak, o birinci halaka var ya düşünce. İçindeki bak, harflerin yazdığı yer. Merkez. Düşünce o.
Onun etrafındaki ikinci halaka idrak. Onun etrafındaki bu üçüncü halaka akıl. Ve onun aklında oturduğu bak zeminler var. Bu fiziksel olan şey. Bunun maneviyatını çevirirsen, en ortadaki var ya, sır. Sır. Sır. Onun etrafındaki ruh. Bütün tecelliyat aşağı doğru değil. Bu da manevi taraf. Bir ben var, benden içeri dediği sır. Ruh değil.
Bunun içindeki sır. O sırrı gizlemiş. Ruhla onu çepe çepe sarmış. Ruhtan sorarlar. De ki, bununla alakalı size çok az bilgi verir. Ruhun içerisinde ne var? Sır. Bir ben var, benden içeri dediği o sır. Herkes onu ruh olarak biliyor, o öyle anlıyorlar. Ruhun sırrına vakıf değiller çünkü.
Bu işin manevi tarafı var. Bunu akla benzetir, içine koyarsan, için içinden çıkamaz. Anlaşılır, sohbet etmek zorundayız. Anlaşıldı. O zaman, düşünce o ortadaki merkez dersek, onun etrafındaki idrak, onun etrafındaki akıl, mantık hepsini de koyar. Dörekleri de var. Her şey, tam tek. Her şey var. Evet şimdi, ilham, ilham kalbe gelir.
O yüzden düşünce ona tarih olur. Ama biz onu düşünceye tecelli etmiş olarak görürüz. Bu tarifi kimse de yok. Şimdi, bütün su, yapmışımdır bilmiyorum. Ben dünü düşünmem. Hocam, ben geçen hafta ne konuştum diye düşünmem. İlhamı bütün herkes, kalbe tecelli ettiğini söyler. Her cevap doğru, doğru. İlham ama, düşünceyi direkt olarak getiriyor.
O zaman, bu mekanizmanın üstüne şimdi, ikinci kubbeyi koydun. İlk koydun kubbe vardı ya, ikinci koydun kubbe vardı ya, ikinci kubbeyi, bu düşünce kubbesinin üzerine tutarsın. Oldu mu şimdi? Ha. Bunları ayırt edeceğim anlatırken. Bunu ayırt etmek incedir. Bu işin tekrarı yok hocam. Bu işin tekrarı olsaydı kitap yazardırız. Anladın mı? Mesnevinin başı neydi? Dinle.
İlham, kalbe vurduğu anda, kalbe vurduğu anda, düşünceyi, idrakı, aklı, fikriyatı, mantığı, vücudu, komple, şimşek çakar gibi etkiler. Ve şimşek bir yere çakarsa, oraya apaydınlık eder mi? Oradan dışarıdan bakan bir kimse hiçbir şey göremez oradan. Orada madde namına, ağaç namına, ev namına hiçbir şey göremez. Neden? O parlaklıktan dolayı gözleri şaşakalır.
İlham vurduğu anda, bütün her şey şaşakalır. Hiçbir şey göremezsin. Sadece ilhamı göremezsin. Biz şimdi aklımızda akıl var, mantık var, fikir var, düşünce var diyoruz ya, hiç bir şey görünmadı. Görünen neydi? Yusunda bir kaldı. Ne kaldı geriye? Vardı ama, vardı. İlham vurdu, bitti.
Bütün Süleyeliler meydana çık bir gün. Yani karanlık geldi. Biz nerede görüyoruz o zaman? Karanlıktan. Bütün alem karanlıktan. Bütün alem karanlıkta yaşıyor. Alem karanlığın içerisinde gücü yok. Aslında her şey karanlık. Vurdu, her şey aydınlık oldu.
Selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun. El Fatiha. Masalam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi