Üstad Mustafa Özbağ

20 Ekim 2012 Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Ekim 2012 · 1:23:04

Allah gecenizi öylesin inşallah. Ya Rabbimizinize hayırlı eylesin. Ayın azır, yıvan azır, yıvan azır, yıvanızı hayırlı eylesin. İnşallah. Teenni, Allah'tan acelecilik, şeytanlığınızla dış şerefinde teenni, kast edilenmeyiz teşekkür ederler. Teenni, Allah'ın hâle, yerli yerinde davranmak.
Acele edilecek olan yerlerde acele edip, acele edilmeyecek yerlerde acele etmemiz, ölçülü davranmak. Acele ediniz, ölünüzü gömmekten. Acele ediniz, namazınızı kılmaktan. Acele ediniz, borcunuzu ödemekten. Acele ediniz, hayır hasanat işlemekten. Acele ediniz, çocuklarınızı evlendirmektedir. İnsanlar çocuklarını da evlendirmekten acele edecekler. İşte buralarda acele etmek, sünnet. Başka bir yerde acele etmek yok. Mesela ezan okunsa dair namazda normalde koşarak gitmek yok.
O yüzden teenni ile davranmak, yerli yerinde usulüne uygul davranmak. Siz de artık bu sayfaları tanıyorsunuz, öyle değil miyiz? Halvet, yalnızlık tek başına olma, kendini toplumdan tekrit etme, tenha ve ıssız yerlerde yaşamazız.
Uzle ve inziva aynı anlamı taşırız. Tasavvufta, mutlak surette toplumdan ayrı ve uzak yaşamak hiçbir şekilde arzu edilmez. Halvette, yeme, içme, konuşma gibi beden ve dünya ile ilgili hususlar en azar indirilirken, zikir, ibadet, namaz, oruç, dua ve tefekkür gibi ruhla ilgili hususlar en yüksek seviyeye çıkarılır. Kimi toplumlar, ihtilat halinden selamette olmak için halvet ve uznet tarihini tutar.
Ve en sahih yol budur. Havar, adab-ül muridin, Necip Sührever deyip, dinin selamette, kalbini ve bedenini rahattar, rahattar, derdinin de az olmasını arzu eden, halktan ayrılsın, inzivaya çekilsin. Çünkü bu zaman, uzlet ve yamıldık zamanı. Sülemi, görüldüğü gibi Sülemi, Necip Sührever deyip, Gazdadi, İbn-i Bünan ve birçokları, en büyük afiyet, halvettir. Halktan ayrı olmak, afiyettir diyorlar. Arabiye göre halvet, hiç kimsenin görmeyeceği şekilde, sırrın hakla konuşması halidir. Halvetin hakikati ve anlamı budur. Sureti ise, bu amaca ulaşmayı sağlayan, masivana, yani dünya işlerinden yüz çevirip, hakka yönelme halidir.
Fütuhat-ı Mekki'ye. Yine Arabiye göre, uzlet iki kısımdır. Müritlerin uzlet ve bedenleriyle, halktan ayrı olmaktır ve maddidir. Hakikat ehlinin uzleti, kalptedir. Kalpte Allah ve onunla ilgili, bilgilerden başka bir şeye, yer vermemektir. Dolayısıyla maddi değil, manevidir. Halvet, mevlevilikte ne kadar vardır? Sorun. Ruhşeyninin beytindeki mısralar, geh, halvet-i, tarab-u, nümayız, geh, mevlevi, safa, furuz. Ne kadar doğrudur? Bir kişi tenhaya çekilir, Allah için ağlarsa, günahları deniz kumu kadar olsa, dökülür diyen bir peygamberimiz, sallallahu aleyhi ve sellem adetleri var.
Kısa da olsa, bir müminin halvete ve inzivaya çekilip, kendini dinlemesi, yaratanın mahlukatı ve nimetler üzerinde düşünmesi, mümkün olduğunca gönlünü, mevlasına vermesi için ne yapması gerekir? Belki de Şeyh Bedrettin'in dediği, hafazlaşıp kendini hadım etmeye kalkma, o şehvete rağmen iffetli olmaya gayret et, sözle halk arasında yaşam, makmum daha doğru. Yine karşımızda iki fikir, iki yaşam ve ibadet biçimi. Daimi halvete kalıp günahsız yaşam, daimi halk arasında onurlu, iffetli bir yaşam. Ya da el kârda, gönül yarda, yani cevvette halet, hangisi? Tabii ki bir daha payrı düşünenler var. Beleğin çarkı dönmeyecek madem muradınca, gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?
Ölüm bütün isteklerini yok ettikten sonra, ha darla kurt yemiş beni, ha mezarda karınca. Ömer hayyam. Halet, bir kısım insanların baktığında din dışı gördükleri, bir kısım insanların baktığında dinin özüne vakıf olması için uygulanması gereken bir disiplin olarak gördüğü, kapitalistler ve dinsizler tarafından acımasızca, emperyalistler tarafından acımasızca eleştiriler.
Ama ve lakin eğer bunlar uyanırlarsa, bizim dönen çarkımıza çomak sokarlar deyin, bir kısım emperyalistler tarafından, haletin şart olduğu ve muhakkak halette kalınması gerekir, inananlar, çağdaşlar söylüyor. Yoksa kazalidir, sülemidir, sühreverlidir, kübrevidir, bu noktada fikir yürütmüş, göğüs süzmüş, dirsek çürütmüş olan insanlar, muhakkak ki Allah için doğruyu bulmak için söylediler.
Talbet, zahir noktada insanlardan uzak durup, kendini bir yere kapatıp, belli bir disiplin içerisinde Allah'ı zikirle, fikirle, şükürle, ibadetle, günlerini ve zamanlarını ve saatlerini geçirmektir. Bütün peygamberlerin halvetleri vardır. Bütün peygamberler. Rivayet edilir, Adem Aleyhisselam, dünyaya gönderildiğinde kırk gündür halveti. Bazıları kırk yılda, bazıları kırk ayda, ama ister kırk gün olsun, ister kırk ay olsun, ister kırk yıl olsun, Hazreti Adem, dünyada bir halvet yaşamıştır.
Eşinden uzak, ağlamış, sınlamış, gözyaşı dökmüştür. Ondan sonraki peygamberlerin hepsi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler dahil, halvetleri olmuştur. Musa aleyhisselam'ın Tur-i Sina'ya zaman zaman çıkıp, orada yirmi günlük, bazen kırk günlük halvetler etmesi ve Cenab-ı Hakk'ın beni göremezsin, dağa bak dediğinde, dağa baktığında kırk gün baygın durması gibi, bu, bütün peygamberlerin kendi içlerinde Cenab-ı Hakk'ın onların üzerine verdiği bir terbiye sistemidir.
Bir disiplin sistemi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde, Allah'ın kalbine ilham etmesiyle, peygamberliğinden önce Hira Doğu'na çekilir ve Hira Doğu'nda ilk zamanlar üç gün, beş gün, yedi gün, ondan sonra on dört gün, ondan sonra rivayet edilir ki bir ay veya kırk gün halvetleri olmuştur. Ve ne zaman ey örtüsüne bürünem, kalk, insanlara tebliğ et, insanlara doğru yolu göster denilince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hira Doğu'ndaki Hira Doğu'ndaki halveti son bulmuş ve insanların içerisine karışıp, insanlara tebliğ etmeye başlayınca celvet haline bürünmüş ve kafirlerin, müşriklerin, o günkü, o günkü gücü elinde bulunduranların her türlü ezasına, cefasına, ezasıyla, cefasıyla mücadele etmiş, o zalimlerin zulmüne karşı bir hareket tarzı ve tavrı geliştirmiş Allah'ın vahyiyle,
ilhamıyla ve celveti devam etmiştir. Bu celvet hali, yani insanların içerisinde yaşama hali Medine-i Münevvere'de de devam etmiş. Medine-i Münevvere'de Ramazan aylarında son 10 günde itikaf adeti ederek, o hal ve peygamberlik son bulup, davranışını, kendi hayatı son buluncaya kadar devam etmiştir. Son yılında ise 20 günlük itikaf yapmış ve son 20 günlük itikaf ederekten hayatını, bu dünya hayatını son buldurmuştur. Eğer biz dini ritüellere ve anlayışa peygamberi bir gözlükle bakacaksak, halbete de Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin gözünden bakmalıyız.
Çünkü biz kendi peygamberimizde bir örnek bulamazsak, sahabeye bakarız. Bir örnek bulamazsak, dinine bakarız, taba'yat haline bakarız. İmanların iştahatlarına bakarız. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri kendi dilinden geçmiş peygamberlerden bir ölçü bize getirdiyse, o ölçü bütün peygamberlik silsilesi için geçerli olduğundan bizim için de geçerli, biz Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin bize aktarmış olduğu, ister İsa Aleyhisselam'dan, ister Musa Aleyhisselam'dan, ister Yakup'tan,
ister Yusuf'tan, ister Yunus'tan, ister Adem Aleyhisselam'dan olsun, hangi peygamberden bize bir ölçü sunduysa biz o ölçüyü de kabul ederiz. Bizim benim dini algılayışımda, sufi algılayışımda, mevlevilik algılayışımda, tasavvuf algılayışımda temeli budur. Harbete bakarken de, cennete bakarken de, mevleviliğe bakarken de, hayata bakarken de, kendi hayatımda dizayn ederken de, üç aşağı beş yukarı, kendi üzerinde, gücüm yettiğince, elimde vurduğumda, distorlar bunlardır.
O yüzden harbete bakarken önce Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin izinden yürüyerekten bakacağız. Zaman zaman şahıslar kendi üzerlerinde, kendileriyle alakalı hüküm verirlerken, kendi üzerlerinde değişik hükümler verebilirler. Bir kimse şunu diyebilir, ben on gün evde bir halvet etmek istiyorum. Onun hakkıdır o. o kendi kendisine iştahat etmiştir. Veya kendi kendisinin kendisinin şeyhi olmuştur. Kendi kendisine iştahat etmiştir, iştahat etmeye yetkilidir. Kendi kendisini iştahat etmeye yetkili değilse de, cahilane böyle bir şey yaptıysa, o zaman kendi kendisinin şeyhi olmuştur.
Bir müri, bir şeyhe bağlandıysa, böyle bir şey yapamaz kendi kendisine, yaptıysa, ona denir ki, sen kendi şeyhin olmuş, kendi kendine. Senin şeyhin kim? Sensin. Kendisin. Hani Cenab-ı Hak sordu nefse, sen kimsin, ben kimim dedi. Nefis ona cevap verdi, sen sensin, ben de benim. İnsan nefsi kendisini Rab görür mü? Görür. İnsan nefsi kendisini şeyh görür mü? Görür. İnsan nefsi kendisini aile görür mü? Görür. O yüzden nefisle cihat en büyük cihattır dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem. O zaman halbete karar verecekse bir kimse ya alim hükmünde olacak ya da veli, şeyh hükmünde olacak. Halbete karar vermesi için.
Eğer halbete sünnet gözüyle, nazarıyla bakacaksa itikap yolu açık. Ramazan'ın son 10 günü gider bir camide müsaade ister, camiye oturur, itikapını edersin. adı zikredenler için peygamberde güzel örnekler vardır. Biz dini kendi heva vehemesimizden alınla, kendi heva vehemesimize göre uyarsak o zaman önümüze bizim kendi dinimiz çıkar.
Yok biz dini sünnet nazarıyla bakacaksak o zaman din Kur'an ve sünnete dayanmış olur. İşte tasavvufta bir müridin yetişmesinde halbet olmazsa olmazdır. Ama bu halbeti özel bir emir, özel bir mana olmadığı müddetçe sünnet-i seniyet doğrultusunda tutulur ve sadece Ramazanlarda itikap noktasında bakılır. Özel bir durum varsa üstadı onu özel olarak halbete katar. Ama özel bir durum yoksa o kimse itikaf yolu açıktır. Ramazanın son 10 günü itikafa girer. Bu insanlar geçmiş dönemlerde halbete çok önem verir. Halbete çok önem verir.
Halbette kalmak için kendilerini daha iyiye götürmek için can atarlar. Doğru muydu? El cevap doğruydu. Çünkü onlar sokakta yürürlerken Sufi diye tacize maruz kalmazlardı. Onlar yaşarlarken Sufi diye hakarete maruz kalmazlardı. Onlar yaşarlarken Sufi diye Sufi diye başlarındaki zalim yöneticiler onları sorguya suale çekmezdi. Onlar yaşarlarken Sufi olduklarından dolayı herhangi bir zorluya ve sıkıntıya naçar kalmazlar. Zorluya ve sıkıntıya durçar kalmazlar. O yüzden kendilerini hakka daha da yaklaştırmak, hakkın rızasını daha iyi bulmak. Bu noktada yakınlaşmayı, kumbiyeti iyice sağlamak için üstadlar bu yolu tercih ettilerdi.
Halbette bu manada o gün için doğru muydu? El cevap doğruydu. Gerekli miydi? El cevap gerekliydi. Bugün içinde halbet gerekli mi? Cevap gerekli. Geçmişteki halbet anlayışımız aynı olmalı. Bu Mustafa yüz bari. Aynı. Eğer halbet eşlerinden ayrı kalmak, işinden, aşırıdan, eşinden ayrı kalmak lazım. Halbet dünyadan el etek çekmekse bu işin kolay da yanlışı oldu.
Nefis kolayı seçiyor. Bugün bana manen bir gelse yirmi gün halbette kalacağında kendimi tatil ilan ederim onun. Düğün derlek yaparım tatile çıkıyorum diye. Düğün derlek yaparım. Millet eleştirir şuraya bir davul turuna getirtirir vurun derim şurada. Neden? Tatile gidiyor bu nefisle cihat en büyük cihat işim benim itikaflar bundan müstesna insanların içerisinde dosdoğru yürümektir.
Anlayışım insanların her türlü dedikodusuna her türlü gıybetine her türlü iftirasına her türlü çekirmesine her türlü haksızlığına her türlü zahinliğine her türlü yanlışlığına her türlü eksikliğine rağmen senin ortada durup iyilik ağacı olmandır. anlayışımız mevlevilikte hayvet var var mı? Var. Anlayışımız insanların her türlü zulmüne insanların zulmüne hamül edip zalim sistemlerin zulmüyle mücadele etmek.
Anlayışımız namaz müminin miracıdır. Hadis-i şerifine uyaraktan namazımızı hayvet haline getirmektir. Anlayışımız oruç ununun sevabı ve kıymeti bana aittir. Kokusu bana miskamber gibidir. Bir günlük oruç tutan kimsenin bir yıllık günahı affolur. Bir günlük oruç tutan kimsenin günahı yoksa Allah'a kurbiyet noktasında bir yıllık yol kat eder. Düşüncesiyle halveti böyle algılamaktır.
Az yer. Müminler sabah, öğlen, akşam yemek yiyorsanız ve Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddelerinin sünnetinde de değilsiniz. O günde iki sefer yemek yerdi aç kalkardı. Eğer siz iki sefer dahi yemek yiyor top kalkıyorsanız halvetten uzaksınız. Sünnet-i Resulullah'tan da uzaksınız. Sufilikten de uzaksınız. Günde üç kap yemek yiyenler sistemin uşakları. Üç kap yemek yiyenler nefsin uşağı. Günde üç kap yemek yiyenler hastalıklar, rahatsızlıklar, müstesna.
Benim hadisinden uzak durmak dünyadan değil. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri dünya cifedir. Hadisi şerifini mesnevide şerh ederken Hazreti Peygamber'in dünya sevgisini cife gördüğünü, dünyayı cife görmediğini söyler. Zekat veriniz emirdir. Zekat verecek hale gelmesi gerekir. Müslüman zekat verecek hale gelmesi demek Müslümanın dünyayı terk etmeyip çalışkan olmasını, Müslümanın dünyayı terk etmeyip dürüst olmasını, Müslümanın dünyayı terk etmeyip kimseye şeyen illah demeden üzerinde durmayı veren emirden üstündür hadisi şerifini kendi üzerinde tecelli ettirmekle yükümlüdür.
Bu ise dünyayı terk etmekle değil, dünyayı terk etmekle değil, dünyayı ayağının altına basamak yapıp daha da yükseklere sıçranakla mümkündür. Elimiz karda, gözümüz yarda değil, elimiz düzde yarda, elimizde gözümüz dünyayı terk etme noktası değil bu.
Dünyayı sevmemen, dünyayı sevmemenin, dünyaya aşık ol, dünyayı sevmemenin, senin dünyalık işlerin senin namazına engel olmasın, senin dünyalık işlerin senin ibadetine engel olmasın, senin dünyalık işlerin senin hayır haserat yapmana engel olmasın, senin dünyalık işlerin senin Allah'a koştunuz ayeti kerimesinde ayeti kerimesinde engel olmasın, koşacak olan terci gerekir koşmak sadece ayaklarının üzerinde koşmaksa yine de o kimse aç koşamaz, koşmak canınla malınla canınla malınla cihad etmektir, mücadele etmektir, o zaman
halvet bu manada dünya sevgisinden uzak durmaktır, dünyadan değil, halvet bu manada namazda kilometrelerce binlerce yol kat etmektir, halvet bu manada oruç tutaraktan elinize tavrı olmaktır, bu manada herkesin içinde yaşarken az yemek, az harcamak, tüketim noktasında tüketim noktasında az harcamak, iyilikte haris olmak, bir başkasına iyilik yapmakta geniş olmak, geniş olmak, ama kendi nefsinde razı olmaktan dar olmaktır.
Sen nefsinden razı olma, dar davran kendi nefsine, bir başkasına geniş davran, bir başkasını genişle, ama kendi nefsini daral. Bu da nedir? Az uyumaktır. Az konuşmaktır. Az uyumaktır. Az konuşmaktır. Halvet bu manada konuşmayı terk etmek derken ya hayır konuş ya sus mantığıdır. Ya sen hayır konuşmalısın ya da susmalısın. Kendini her daim halvette görmelisin. Sen dilini halvete kat, kulağını halvete kat, gözünü halvete kat, ellerini herkesin içerisinde halvet yap. Mezardan dedeni çık odanın içerisine koysam hiçbir günah işlemez.
Zikrullah'a bugün içerisinde günlük yetmiş bin tehrin çekersiniz, üçüncü gün Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sesini işitirsiniz. Üçüncü gün Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni görürsünüz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni bizatihi görür.
On bin Salavat-ı Şerife çeker. Beşinci gün üç bin tevhid, altıncı gün yüz bin Hazreti Celal, yedinci gün tevhid, sekizinci gün Hazreti Celal, dokuzuncu gün tevhid, onuncu gün Hazreti Celal, on gününü bitirir.
Bir hay görür. Kulağını üç gün hapsettin, halvet ettin, sana manem penceresi açıldı. İşte Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Resuluhu şahit oldun ki o peygamber var. Şahit oldun ki o peygamber hala da direyir. Şahit oldun ki o peygamberin maneviyatı alemi kaplamış.
şahit oldun ki karşı hala nuru da Kabe'nin nuru da cennetin nuru da o Muhammed-i Mustafa'nın nurunda. Şahit oldun. Şehadete erdin. Şimdi üstüne bürünmüş olan kalp şu hayvetten çık da insanları buraya davet et. Bilmezlere din öğret. Yol bilmezlere yol öğret. Namazlara Allah tanın. Şirke düşmüş olanların tevhide davet et. İnsanları dinine davet et. İçine çık tevhid ehli olduğunu tevhid ehli olduğunu haykırdığında başına gelecek eza, ceza, ceva, çile, sıkıntı bunlara da göğüs gel.
Gördün sen bu dünya geçici bu dünya fani ebedi alemden sana bir perde gösterildi. Ebedi alemden sana bir kapı açıldı. Sen cenneti gördün. Sen cehennemi gördün. Sen sıratı gördün. Sen kabir halini gördün. Sen mahşeri gördün. İnsanları uya. İnsanı ne hale getirdi? Gözünü perdelediğini, Muhammed'i Mustafa'yı görmekten uzak yaşandığını, dünya sevgisiyle Allah'ı sevmekten uzaklaştığını, dünya sevgisiyle etrafına zulmettiğini, dünya sevgisiyle eşinin, çocuklarının, kardeşlerinin, annenin, babanın hakkına riayet etmediğini, dünya sevgisiyle alırken, satarken, yaparken kurallara uymadığını gördün sen, şehadet ettin.
Sen cehennemde insanların nasıl ceza çekildiğini, nasıl feryat feryat bağırdığını gözünle gördün. Gözünle gördüysen hangi yolundan geri çevirmek için can hırak çalış. Gözünün önü mahşerde gördün. Faize iştigar edenlerin ciğerlerini nasıl söküldürdün. Sen gözünle gördün mahşerde tecavüze uğrayan masumların nasıl cennetlik olduğunu, tecavüz eden edepsizlerin ve yanlışların nasıl cehennemde indiğini gözünle gördün sen.
Sen gözünle gördün. Gözünle gördün haksızlık yapanların ızdırap çektiklerini ama haklı davrananların davrananların cennette nasıl sefa çektiklerini gördün. Mahşeri yaşadın. Kıybet edenlerin uzandığını, iftira edenlerin insanlara soysu davrananların, insanlara ahlak davrananların, mahşerde ne haylara ben peygamberi göreyim.
Oh ne güzel. onunla kalmaz. O manaya açılan kapıdır. Onu sana öğretmişlerdir. Sen her dem hayvettesindir. Hangi gece sana mananla halinde aç gösterildiyse sen o açı duyurmak içindir. Hayvete girişin. Hangi gece, hangi kadının ızına tecavüz edilecekse bu sana gösterildiyse mangal gibi yüreğini eline alıp o dar boğazlardan geçip o kadını edepsizlerin elinden kurtarmaktır.
Hayvetin manası. Hayvetin manası gece çocuğuna süt için kendisini pazarlamaya kalkan kadının çantasına yüz lira koymak içindir. Hayvetin manası. Hayvetin manası biz seyran edelim değildir. Hayvetin manası cenneti seyran etmek değildir. Hayvetin manası kömürsüz canhıraş görmek içindir.
Hayvetin manası ilaç alamayan doktor görmeyen insanlara doktor göstermek içindir. Dünyayla ilgilenmek, dünyanın girmek değildir. Dünyayı da kalbin atmak değildir. Dünyayı bir vasıta yapıp onun tepesine binip ihtiyacı olanları dağıtmak içindir. Vay o altın ve gümüş biriktirenlerin haline. Sufi altın gümüş biriktirmek için dünyayla temaşa etmez. Sufi bir fukaranın hakkını gözetmek, bir fukaraya yardımcı olmak, kimse sizin kimsesi olmak için dünyanın tepesine biner. Dünyanın tepesine biner.
İşte halde dünyanın tepesine binmek için, dünyayı sırtına almak için değildir. O yüzden sufiler geçmiş dönemlerde bir kısım sufili tasavvufu kendilerince öyle anlayanlar. Ben öyle anlayanlardan değilim. Dünyayı terk edip bir köşeye çekilmişler. Hiçbir işle iştigal etmemişler. Vakfiyelerden geçilmişler. Dergah'tan geçilmişler. Dergah'tan geçilmişler. Vakfiyelerden geçilmişler. Ve onların daha da tembelliğe, daha da aymazlığa, daha da körlüğe, daha da onların çirkinliğe ve çirkefliğe batır. Anlayışımız bu değil. Sufi şeyen lillah diyen değil. Sufi şeyen lillah diyorsa o sufilikten uzak şeyen diyecek halde olsa dahi ama içinizden öylederi vardır ki onlar ihtiyaçlı oldukları halde ihtiyacı var demezler.
Medvedilmiş ayeti kerimeyle sufi o hal içerisinde yaşar. Şeyen şeyen lillah demezler. O yüzden haliyet anlayışımız bu manada sadece cennet de değildir. Biz halveti itikaf müstesna itikafa gireriz. İnsanların içerisinde eziyete katlanmak olarak görürüz. Halveti bu manada namaza Allahu ekber dediğimizde her şeyi bırakıp onunla sohbet etmek olarak görürüz. Bu manada Allahu ekber dediğimizde biz o esnada onunla dudak dudağa göz göze diz dize el ele olduğumuzu idrak etmeye çalışırız.
Bu manada kısa halvetlerimizi gözümüzde büyütürüz. Tekkeye gidiyoruz. Halvettir benim için. Niyet ettim ya Rabbi şu tekkeden çıkıncaya kadar itikafılmada burayı halvethane haline getiririz. Namaza dururken dört rekat da olsa niyet ettim ya Rabbi bu camiden çıkıncaya kadar itikafa der dört rekatlık namazımızı halvet haline getiririz.
Yolda yürürken yolda yürürken kadınların eteğine dekotesine bakmaktansa halvet halvet ederiz. Deriz ki önümüzde Hazreti Resulullah görüyor. Onun yürüdüğü yerde Sufi'nin gözünün oraya buraya bakması düşünülemez. Halvet ederiz. Halvet ederiz. Bir işimizi görürken deriz ki Muhammed-i Mustafa'ya satıyoruz bu malı. Malı öyle satarız. Halvet ederiz. Malı alırken de Muhammed-i Mustafa'dan alıyoruz deriz. Alırken de satarken de aldatma ve aldanma noktasında olmayız. Halvet ederiz. Halvet seni gördüğünü tefekkür etmendir.
Asıl halvet budur. Yoksa sen kendini kapatmışsın bir odaya vücudun odanın içerisinde kalbin dışarıda alıyor, satıyor, geziyor, dolaşıyor. Bu halvet değildir. asıl halvet dışarıda dolaşırken kalbinde Allah vidasını işitmektir. O yüzden bir kısım eski sufiler sadece bir odaya kapanıp durmak olarak algılamışlar. Yanlış mı değil? Ama din, Kur'an ve sünnet dairesinde kendi zamanına göre müteşabi meselelerin yorumlanmasıdır. Biz namazı bugün için yorumlarken rüt yerini değiştirmek değil ama namaz Allah'a ibadettir. Namazın özü Allah'a ibadet noktasındadır. Ama manasını ayrı bir şekilde algılayabiliriz.
Bunun gibi halvet bu manada bir yere kapanmaktır. Bu itikafın içerisinde makul ve mağlumdur. Ama ve lakin gönül halvetini bu noktada önde tutarız. O yüzden bu manada Mevle'ülükte halvet var mıdır? Er cevap vardır. Ama Hazreti Mevlana kendisi de halvet etmiş Şemseddin'i Tebriz'iyle Şemseddin'i Tebriz'iyle olan halveti hususi bir halvettir. 99 günlük bir halveti vardır. Bu 99 günlük halvetiyle Hazreti Mevlana bir anda meratiplerini tamamlamıştır. Hazırdır çünkü. Hazreti Mevlana'nın o güne kadar geldiği bir yol vardır. O son kısmı Şemseddin'i Tebriz'i Hazretleri terbiye etmiştir. Sonradan olan Mevlevilikler Hazreti Mevlana'yla Mevleviliği biraz ayırt edenlerdenin sonradan oluşan Mevlevilikler binbir günlük çile vardır.
Tekkede halvet vardır. Bu kendi içerisinde kendi zamanında doğrudur. Buna kalkıp da itiraz edip eskilerin yolunu sövücülerden değiliz Allah muhafaza eylesin. Böyle bir edepsizlik olarak algılanmasın. Ama belakin bu o gün için o şartlarda doğruydu. Ve sonra diktikleri ve napsanlıkları çıkmaya başladı. Son yüz yıl değil. Cumhuriyet'ten önce. Tekkelerdeki bunları açık açık konuşuyorum. Bozuncak bir şeyim yok. Tekkelerdeki vakıfla şeyhlerin tartışmaları, vakfiyenin başındaki vakıf memuruyla üstadların ve üstadın havanesinin kavgaları, vakıf mallarının paylaşmakla alakalı, vakıf mallarının nasıl üleşmekle alakalı kavgaları, vakıf mallarının üzerindeki tartışmalar, vakfiyelerin üzerinde tartışmalar, bu sefer şeyhlerin şeyhlerin atanması veya şeyhlerin eski tabirden belden gelmesi, yoldan gelmemesi, babadan oğuna şeyhliğin
geçmesi, babadan olduğu vakfiye memurluğunun geçmesi ve vakfiye memurlarının dergahın başına şeyh olarak oturmaları, atatmaları, kokuşmuşluğu, körlüğü, ne yazık ki bataklığı meydana getirdi. Batak, istisna baka edeyim olmaz. İstisna. Ama genel itibariyle bataklığı meydana getirdi. Gönül dergahsından uzak, işin manasından uzak olan üstadlar, şeyhler, halifeler, mürşitler posta oturarak da yolun çığırından çıkardılar. Yol geçim aracı oldu. Tekkeler geçim aracı oldu. Mevlevilik geçim aracı oldu. Şeyhlik geçim aracı oldu.
Dervişlik geçim aracı oldu. Dostlar, bugünden uyarıyorum. Haddim değil. Din tekrar geçim aracı olma yolunda. Dindarlaşacağız, sevdireceğiz. Din insanlar için basamak, bazı insanlar için kullanılacak bir argüman, bazı insanlar için geçim kapısı, bazı insanlar için ütme kapısı, bazı insanlar için basamak olmaya başladı.
Eski kokuşmuş hale dönüşme ihtimalimiz var. Titreyin Müslümanlar, iman edenler, müminler, kendinize gelin. Din tüccar oluyor insanlar. Din tüccarı, din geçinme aracı değildir. Din para kazanma, din şan şöhret aracı değil, aracı açısı değildir.
Cemiyetler, topluluklar, dernekler, bütün başkanları, orgulundan çalışanlar, bir kuruşuna tenezzül ediyorsanız, kendinize hata kurtaramaz.
Kitap satanlar, dua satanlar, zikir satanlar, kitabı deyip de kitap satanlar, dine hizmet ediyorum deyip de gazete satanlar, dinden para kazanan üç kağıtçılar, dinden para kazanan dinden kadar para, dinden para kazanan en büyük darbeyi siz vuruyoruz.
Dindarlara en büyük darbeyi siz vuruyorsunuz. Aynıyı siz yapıyorsunuz. Satılmış profesörlere, din profesörlerine razı değiliz.
Satılmış şehrlere, satılmış imamlara razı değiliz. Dini geçim aracı yapanlara razı değiliz. Değiliz. O yüzden sufi her an halbettedir. Halbettedir. Dervişler benim dükkanımda malışveriş eder diye düşünüyorsan hainsin. Dervişler gelir benden mal alırlar diye düşünürsen hainsin. Sen dervişlerini maddeye kullandın. Sen benim malım satılsın diye düşünüyorsan hainsin. Hayır. Terdi menfaatlerimize aracı kullanman en büyük zalimliktir. En büyük zalimliktir. En büyük zalimlik.
Ve Müslümanlar ve dindarlar ne çektilerse tarih boyunca bunlardan çekmişlerdir. Halbetten bunlara geldik, geldik. İmam bildiğini okudum. Öyle değil. Ama ve lakin, ama ve lakin, dostlar halbet edeceğiz deyip, halbet edeceğiz deyip, şeyhenillah demek yoktur. Halbet edeceğiz deyip, dervişlerden nasıl geçiniriz, insanlardan nasıl geçinirim deyip de, derviş tüccarlığı yapmak yoktur.
Adamın kafasında yeşil takke, yeşil sarık, yeşil entare, yeşil elbise, cübbe, kadiriymiş kendisi. Ulucavi'nin batı kapısının karşısında, kitapçı mevlütün dükkanında, kitapçı mevlüt kulakları çınlasın. Sağda değil mi? Burada mı? Sağ mı? Sağ ol efendim. Sağ ol. Selam. Selam. Aleyküm selam. Kulakları çınlasın. O böyle sufi gönüllüdür. Her sarıklıyı evliyadan görür. Beni çağırdı. Gel, gel. Ne oldu? Bir kadiri var. Evliya. Ben biliyorum ya onun huyunu. Tamam geleyim mevlüt amca. Tanış, tanışayım mevlüt amca. Girdim içeri, arkadaş köfte yiyor. Dedi gördü şimdi, tamam bu dedi ki mevlüt amca.
Bizim şıhımız dedi. Ben de daha o zaman, onlar da köftecilik falan yapıyorum. 32-33 yokum bile. Tamam mı? Bir kalktı, bu derken köfteler ağzından çıktılar. Öyle baktım, eyvah dedim ya mevlüt amca. Gene bulmuş dedim benim içimden. Bu köfteyi gidi, ondan sonra kalktı bir hay hay dedi. Bir döndü, sema etti dükkanda. Ama bizim hacı mevlüt uçuyor. Dedi, nasıl? Dedim, Allah mübarek etsin. Kimseye bir şey demem. Sen bir şey söyle. Yok değil, adam orada ben de diyorum adam. Allah dedi, bizi yanılmaktan ve yalatmaktan korusun dedi. Böyle baktım ona. Eğer mübareksen, Cenab-ı Hak mübarekliğini şehadet ettirir bize dedi.
Eğer mübarek değilsen, Allah bizi yanılmaktan korusun. Ona da şehadet ettirsin bize dedi. Böyle baktım. Amin de dedim ben şimdi. Amin de. İstemiyorum. Amşamüstü eve gideceğim. Elimde küçük bir poşet. Gidiyorum. Adam elini açmış. Allah. Dileliyim. Yerin dibine girdi. İçimden dedim ki, keşke böyle deneseydim, istemeseydim. Bunu keşke görmeseydim. Beni gördü, tanımadı. Ya da Allah tanımadı. Yürüdüm gittim.
Ertesi gün yine Hacı Mevlüt'ün orada. Benim arkada köfteşlik kanı var. Hacı Mevlüt dedi ki, şeyh efendi geldi. Bir köfte gönderdi. Dünkü mü dedim ben? Evet dedim. Tamam dedim ben getireceğim. Götürdüm köfteyi, verdim. Kulağına eğildim. Ne olursun bu kıyafetini değiştir sen. Böyle baktım. Allah rızası için söyledim. Senin için söyledim. Bu kıyafetini değiştirdim. Hacı Mevlüt mü? Müşteriye bakıyor o esna. Duymuyor. Böyle baktım şimdi. Şehlik yapacak ya böyle bir kaşlarının çattı. Söyledi, rabıt ediyor. Huzur ediyor. Eğildim. Bu rabıtanın, bu huzurunu dün akşamüstü yolda yatacaktım. Tek yok.
Gençliğinde. Şimdi olsa bunu da söyle. Şimdi olsa bunu da söyle. Sufi, şeyhen illahtiyen olmaz. Herkes şöyle diyebilir. Senin tuzun kurur. Arkadaşlar benim tuzumun kurumluğunu ve yaşlığını bilir. Bizim bu söylemimiz bundan yirmi yıl önce de böyleydi. Yirmi yıl sonu dair. Bundan yirmi yıl önce de hiç kimse şunu diyemez. Mustafa Özbağ'ın üzerinde. Sen bizden para topladın kendin için.
Kendin için diye ayırıyorum. Çünkü Nevşehir'e cami yaparken birkaç sefer Nevşehir'de cami için para topladık. Şeyhim emrettiği için topladım. Şeyhim söyledi hatta arkadaşlar bize. Kendisi söyledi cami yaptırıyoruz diye. Şükür hamdolsun. Cami yaptırdık. Bir sıkıntı yok. Herhangi bir şüphem de yok. Ama vela ki ben onun için dair para istenmesine ve toplanmasına taraftar değilim. Yirmi altı yıllık dini hayatım boyunca şeyin illah demiş bir adam değilim. Cenab-ı Hakk'ın verdiğini yiyiz. Hiç kimseye muhtaçtı mısın?
Elhamdülillah. Hiç kimse baktık, çıktık, yay yattık, camuna baktık. Hepsi geldi başımıza. İtildik, satıldık. Hepsi de geldi başımıza. Ama su bilini ticarete dökmek yok. Allah muhafaza edin seni. Evet. Geh halveti tarab-ı nümayız. Geh mevlevi safayı füruhsuz. Kah diyorum.
Biz toprak gibiyiz. Halvetin içerisinde tevazıdan toprak gibiyiz. Halvette kendin. Biz ne makamımız var, ne mevkimiz var, ne saltanatımız var. Biz çıplakız halvette de. Kah, geh, mevlevi safayı füruhsuz. Mevleviler gibi bir ayağımız merkezde, şeriat-ı Ahmediye'de bir ayağımızla da alemleri seyran edip bu işin sefasındayız. Bu da işin cenneti.
Bu da işin cenneti. İşte bizim de durduğumuz bu ruh şehrinin beyti. Gehirlersek de halvette ne kendimizin makamı var, ne şanı var, ne şöhreti var. Toprak gibiyiz. Çıplakız. Bizi öyle güte sakın ha. Sen de kendi kendine kibirlenip böbürlenme. Yah, Cenab-ı Hak bizim ayağımızı alemlerde seyran ettirir. Orada da görün, sakın şaşırma. Allah bizi bu manada inşallah o hal ile hallenenlerden eylesin. İnşallah. Son nokta.
Feleğin çarkı dönmeyecek maden muradımca, gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz bana ne? Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra, ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca. Evet, Ömer Hayyam'ın kendi durduğu noktada feleğin çarkı dönmeyecek muradımca. Dönmeyecek. Hayyam'ın dönmemiş felekler muradımca. Dönmediğinden dolayı demiş ki felekler dönmeyecek muradımca. gök kaç kat olursa olsun bana ne demiş. Ömer Hayyam noktasından baktığında doğrudur. Ama sufi noktasından baktığında doğru değildir. Felek de döner muradımızca, gökler de açılır kapıları muradımızca.
Bir garip ölmüş diyeler, cesedini üç gün sola bulalar, soğuk su ile yuvalar, şöyle denip bencileyip ama istemezse, o karınca da dokunamaz vücudumuza. Eğer koyvermezsek, böcek, börtü, böcek de dokunamaz vücudumuza.
Bu vücut, bu kase, bu ruhun tecelligahı olmuş. Kutsaldır, dokunmasın börtü böcek. Ya da deriz ki, buru, bu vücuda her ne kadar misafir olduysa, yeri burası değildir. İsterse yesin börtü böcek, o da aşka gelsin. Yesin börtü böcek de, o da kemale ersin. Eyvam. Ama Ömer Hayyam gibi de değiliz. Allah, isterse, feleklerin rengini de değiştirir, yerini de. Allah isterse, vücudunu arşalaya da çıkarır, toprağın içine de. Madem ki Muhammed-i Mustafa'nın yiyemedi börtü böcek vücudunu, madem ki İbrahim'i, Musa'yı, İsa'yı yiyemedi börtü böcek vücudunu, madem ki Arabi'yi, Geylani'yi, Rufa'yı yiyemedi börtü böcek, madem ki Hazreti Mevlana'nın vücudunu yiyemedi börtü böcek, biz de gözümüzü ara dikeriz.
Onların yolunda olmaya çalışırız. Ve o yolda gideriz. O yolda gidemeyenler, gitmeye cesaret edemeyenler, buna yürek yetiştiremeyenler, kendilerince vücudlarının börtü böcek yiyeceğini düşünürler, kendi yollarıdır. Yoksa tevazularından değil. Ömer Hayyam'a bu sözü, Ömer Hayyam'a, Ömer Hayyam'ın vücudunu börtü böcek yiyecek, hadi gitsin o börtü böcek, Hazreti Mevlana'nın vücudunu yesin bakayım.
Ömer Hayyam'ın vücudu toprak olacak, eriyecek, bitecek, hadi o toprak Hazreti Geylan'ın vücuduna dokunsun diye sıkıysak. Aşk ehli ölmez, yerde çürümez, yanmayan bilmez, ateşi aşka. Aşk ehliysen, senin vücudun çürümez. Aşk ehli değilsen, senin vücudun çürür. Aşığın, aşığın, bırakın vücudunu, tırnağını çürütemez toprak. Aşığın, bırakın vücudunu, bırakın vücudunu.
Tozunu çürütemez o toprak. Bir kısmı der, aşığın, cemallisi ise, toprak çürütür diye, hiç aşığın, cemallisi neden kârmıyız. Hep aşıklar, celalde oluyor. Bir tane cemalli bir aşık bulamam. Yani cemaliyet demek, sakin, sessiz, böyle sükunetli, böyle yumuşak.
Mesleği öyle değil. Aşıkların, dudaklarının altında dişleri var. Dişsiz değil. Aşıklar öyle, sakın ha öyle düşünmeyin. Aşıklar için söylüyor. Öyle aşıklar, bu tatlı insanlar değiller mi? Fırtına Vadisi'ndeki dere gibidir. Fırat Nehri gibi. Bir an gelir denisi çoğalır. Tarla, takka, şehir, köy, bahçe, ağaç ne varsa, Katar önüne. Milleti, milletin danasımış, koyunumuş, yoğurduymuş, çiftliğiymiş, çubuymuş, alıverir önüne.
Alır götürür. Onca insan gözyaşı döker, gözyaşı hiç para etmez. Alır götürür, çıkılır kolu. Hiç öyle sükunetli olduğun gibi, öyle görmeyin hiç. O yüzden derim ben, sakın ha bu dergah sükunetli, sakin, sessiz, böyle ne bileyim işte, uygun adım giden bir yer olarak görmeyin. Sakın ha aşıklık yolunu seçenler, ananızdan, babanızdan, malınızdan, canınızdan, karınızdan, evladınızdan, arkadaşlarınızdan, vermiş kardeşlerinizden imtihanlar geçirirsiniz.
Gelmeyin. Önceleri söylüyorum. Uygun geçince bana hiçbir şey demeyecek, ben de ona hiçbir şey demeyeceğim. Böyle demek istiyorsanız aşıklık yoluna girmeyin. Hanım bugün ne dizi seyredelim? Bugün şu dizi var, onu seyredelim. Oh, devlet çayla, çayla demeyeceğim. Evde dizi kuşu olacağım. Bugün dayımın, anneannesinin büyük ninesi gelecek, tamam. Ne kadar güzel? Çok yakın misafir. Ama ders almak.
Oğlum her gün bir ders al, her gün ders al. Ben ne yapacağım? Evde oturacağım. Benim derse gittiğimi zannetmiyorum. Beni de götür. aldım götürdüm ben şimdi oğlum. Derse gittiğimi de öyle dedim ki, anam, baş köşeye oturtturun. Hizmet edin. Anam oturdu, baş köşeye durdun. Ertesi gün gene ders vardı. Ana, hadi, nereye dersen? Onun tabirinden söylüyorum. Senin ağzının köpek esin, sen derse git gönderin. E yürü, hadi gittik bir daha dersen. Üçüncü gün bir daha derse, beni abine götür dedi. Ne oldu? Oğlum her gece, her gece ders mi bulmuştur? Her gece ders olur mu? Aşıklık yolu, öyle.
Şimdi, genç kızlar, ya işte, dergahtan birinin evleneyim. Ve kızım, dergahtan birinin evlenirsen, elbekçisi olacaksın. Ya da, adamla beraber gideceksin. Evi unutacaksın. Ya ben ne göz nuru döktüydüm, kanaviçe işlediğim yastık başı yaptım, daha yastığın başına başımı koyamadın. Nereye koyacaksın? Üç günü, dört günü derse gidiyor. Sen de adamın peşinden gidiyorum dersen, kanaviçeli yastık sana bakacak, sen yastıya bakacaksın. Uyumaya fırsat bulursan uyuyacağım. Neden? İşten gelecek adam. Çabuk, ne var? Yemeği yerin derse gideceğiz. Yemek liseniyeti, ben mi yemeğiydim bilmiyorum. Ha bir otur demin, keyfine göre bir yemek yiy. Yok öyle bir şey. Evi, paldır, kürdür yiyeceksin, zikrullahta eriyecek.
Bir de, ne o, şeyler oturttun, o televizyonda bazen izliyorum. Yemek yerken, sayın seyirciler, ee, tamam mı? Lokmayı bilmem kaç kez çiğnen. Lan ders geç kalacak. Biz derse geç kalmamak için, kahveyi kapıyı içinde içiyoruz. Eğnirken kahve orada, fincanda hazırda bekliyorlar ben. Ben bir, büyüdüm, çekiyorum, gömleğe giyiyorum. Büyüdüm, çekiyorum, pantolonu giyiyorum. Son adım atarken son yudum, kahveyi içiyorum, çıkıyorum. Ha bundan rahatsız, çok mutluyum. Yetişebilen aşık olsun. Yetişsin millet arkanına.
Sakın, bir derdahta aşıklık önceysen, aklınızı kullanın, gitmeyin. Bu insanın aşıklıkla işi yok. Çiftine, çubuğuna, tarlasına, bahçesine, fabrikasına, otursun eşiyle, çocuklarıyla, hayatını öyle yaşasın. Ama sakın bize aşık satmasın. Alacak bir şeyimiz yok. Ondan alacak bir şeyimiz yok. Öbür türlü, imtihan çok. Çok, seninle çok iyi geçinen, o gün senden arasını uzunuyor. Ben bazen diyorum ya, dervişlerde hiç gıybet olmaması gerekirken, dervişlerde var.
Neden? Onların feyizleri fazla, onların ibadetleri fazla, onların bu noktada sevapları fazla. Şeytan alacak, aldatacak, cümletecek. Adam oturuyor, her gün tövbe ediyor. Her gün tövbe ettiğinden kalsa, füze gibi çıkacak adam. Her gün tövbe ettiğinden kalmış olsa, buradaki kapristana, selamünaleyküm dediğinde, aleykümselam diyecek. Beni bile dinlemeyecek buradan. Diyecek milletleri burada. Rabıtayı, kime? Emir Sultan Hazretlerine. Emir Sultan Hazretlerine dinleyecek. Ya sen konuşan burada Emir Sultan Hazretler olacak, ya da o Emir Sultan Hazretlerine dinleyecek.
Ya konuşan burada Üftada Hazretler olacak, ya da o Üftada Hazretlerine dinleyecek. Ya konuşan burada Hazreti Mevla'm olacak. Kimse Hazreti Mevla ne dinleyecek? Kalsa, öyle zikir de kalsa, bakın, hadisi şerif müthiş. Kim günde yüz sefer, yüz sefer, subhanallahî ve bi hamdihi, subhanallahil azim, ve bi hamdihi, estağfurullah el azim derse, deniz köpükleri kadar, günahı olsa, Allah onu affeder.
Sufi kardeşler, temizledi seni, hadi sıçra şimdi. Kim tövbe ederse, hiç günah işlememiş gibi olur. Hadisi şey, bunu çekip, albetini devam ettirip, gözünü, kulağını, dilini, elini, ayağını, uzunlarını haramdan korursak, her an öbür taraftasın.
Bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi, ağa şıklık yolunda eylesin inşallah. Şimdiden, kurban bayramınız mübarek olsun. Bayramın, ikinci günü, cumadan sonra, akşam saat 6'ya kadar, burada, bütün, bir bayramlaşma olacak. Bu sene ilk burada. Birinci gün, kurbanlarıyla, derileriyle uğraşacaklar. Birisi de burada, deriyle alakalı demiş, tekkeye verebilir miyiz diye. Buraya verebilirsiniz. Burada da bir kardeşimiz duracak. Makbus karşılığı, sizin derinizi teslim alacak. Kardeşler herhalde birinci gün, kurbanlarıyla, derileriyle, onları ile, bunları ile uğraşacaklar.
İkinci günde, cumadan inşallah, cumadan sonra burada olacağız. İkinci günde burada inşallah, akşam saat 6'ya kadar, 6'mış'a kadar, akşam namazına kadar, burada inşallah, ben bulunacağım Allah izni verirse, bütün kardeşlerle beraber, burada bayramlaşacağız. Bunu böyle, perşembe günü dersinde, bunu söyledikten sonra, öyle bir kendi kendime hayalledim. Hayalledin deyiz. Ben çok hayalliyom ya. Böyle bütün kardeşler, toplanmış buraya. Çoluk, çocuk, herkes. Herkes hasbelkader, kendince tatlısını, sofrasını kurmuş buraya. Her herkese hayal etti. Gelene, gidene ikram ediyor.
Herkes birbirine ikram ediyor. Herkes birbiriyle, sarmaş, dolaş, bayramlaşıyor. Tekkenin mahçesinde, iç yerde, dışarıda, her yerde. Herkes çoluğunu, çocuğunu getirmiş. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bayram namazlarında, evlerde kimseyi bıraktırmazmış. Ve bütün kadınları, bütün kızları, cariyeleri, köleleri, hepsinde mescide toplar, namaz kılamayacak olan kadınları ve köleleri, mescidin bahçesinde, orada yerler düzenlen, orada toplanırlar.
Orada bayramlaşırlarmış. Bayramı yaşarlarmış böyle. O geldi aklıma. Dedim herkes dolu dolu yaşasın. Hatta sohbeti internetten herkes dinliyor ya. Dinleyen birbirlerine zaber uçurun. Nerede dostunuz, arkadaşınız, komşunuz varsa, nerede bir tanıdığınız, bildiğiniz varsa, inşallah o gün hep beraber burada bayramlaşacağız.
Millet hani beş boynuzlu otellere gidiyor ya. Bayram tatili yapıyorlar. Biz bayram ibadeti yapacağız. Bayramı bayram gibi yaşayacağız. Muhakkak annelerinize gidin, babalarınıza gidin, büyüklerinize gidin. Birinci gün onları bitirin. Veyahut ikinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün gidin. İhmal etmek yok. Bayramı bayram gibi yaşayın. Annelerinize, babalarınıza, kayınvalidenize, kayınpederlerinize gidin. Hepsini de ziyaret edin. Akrabalarınıza gidin. Birinci derecede amcalar, dayılar gidin. Teyzeler, halalar gidin. Büyükleri ziyaret edin. Edin. O geleneği, o geleneği öldürmeyin. Bu kültürü katletmeyin.
Bu kültürü katletmeyin. Büyükler, evlerden kaçmayın. Teyzeler, dayılar, halalar, amcalar, nineler, babalar, anneler, kayınpederler. Kaçmayın, evinizde oturun. Sizi gelsin, herkes ziyaret etsin. Bu geleneği, bu göreneği devam ettirin. Önemli değil. Bir akide şekeri de olsa, önemli değil. İlla ki çok ikram etmek zorunda değilsiniz. Bir tebessüm, bu güler yüz, bir tatlı değil. Bir hoşgörü, bir ayakta karşılama, en büyük sadaka. İnşallah. Fakir, fukarayı gözetin. Kimsesizleri, yetimleri gözetin. etrafınızda elbise alamayan, harçlı olmayan varsa, gücünüz yettiğince onlara yardım edin.
Göstererekten değil, sağ elin verdiğiniz, sol elin haberi olmayacak. Bu yardım ettiklerinizden, temanlığa beklemeyin. Yardım ettiklerinizden, teşekkür beklemeyin. Yardım ettiklerinizden, sizin karşınızda iki büklü olmasını beklemeyin. O yüzden sizin yaptığınızı dahi anlamasınlar. Anlamasınlar. Gidin kapısına asıverin. Gidin kapısının önüne bırakıverin. Usulacağım, haber sistem cebine koyuverin onu. Evine bir kahve içmeye, çay içmeye gidiyormuş gibi yapın. O kahve çay pişirirken orada aynanın önüne bırakıverin. Bir zarfın üzerinde de yazıverin. O çünkü öyle insanlar ayıp bizim paramız değil, değil değil, parçamanız gibisi.
Öylesine de denk geldim. Yandım telefonu aç dedim. Özür dilerim dedim, burada paranızı mı düşürdünüz herhalde. Dedim senin o dedim ben. Hakkını elal etti. O da kaldı. O yüzden başıma geldiğinden de not bırakın.
Ne diyemiz? Bunlar terk edilmiş adetlerimiz bizi. Bunları unuttuk biz. Unuttuk, unuttuk. Unutturulduk. Allah bizi affetsin. Hakkımızı elal edelim. Arife günü de oruç tutmayı unutmayın. Muhakkak bu Kurban Bayramı'nın arifesinde kim oruç tutarsa bir yıllık günahı affolur.
Kurban Bayramı'nın arifesinde kim oruç tutarsa Cenab-ı Hak bir yıl oruç tutmuş gibi ona sevap verir. O yüzden Kurban Bayramı'nın arifesiyle alakalı daha önceden dersler yaptığım için bugün ders yapmadım bunu. Ama özellikle Kurban Bayramı arifesi ihya edin, oruç tutun. Arife'ye kadar işlerinizi bitirin. Arife günü oruçlu, zikirli, tesbihli, tekbirli bir gün geçirin. Ona göre inşallah. El-Fatiha'na selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi