Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Ekim 2019 · 1:23:36
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geçmişimi kabullenmekte sorun yaşıyorum. Bir takım psikolojik etkilere maruz bırakıyor. Sürekli olmayan hastalık kuruntusuna kapılıyorum. Lütfen bununla ilgili dua eder misiniz? Allah muayeniniz olsun inşallah. Bu böyle insan geçmişinde bir rahatsızlık yaşadığında onu normalde o kimse devam ettirir o rahatsızlığını kendi kendine. O zaman da sıkıntı olur. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Dün dünde kalmış cancağızın bugün yeni şeyler söylemek lazım deyip yeni bir hayata doğru insan kulaç atacak. Hatta her gününü yeni bir hayat olarak yaşayacak. Daha da kısası her anını yeni bir hayat olarak yaşayacak inşallah. Geçen hafta normalde bu birinci sayfayı bitirdik herhalde. Ben öyle hatırlıyorum.
Değil mi? Birinci sayfayı bitirdik. İkinci sayfadan inşallah devam edeceğiz. Tanrı egemenliğine ve ataerkil yapıya vurgusu nedeniyle İslam'ın özünde demokrasi ile uyumlu olmadığı iddia edilmektedir. Birçok Müslümanın Tanrı'nın kendilerini yönetmek için insanlara egemenlik bahşettiğini ve İslami adaletin sınıfa, ırka ve cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ile sürerek bu ithamı reddetmesine rağmen dini referanslı siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler noktasında dinlerini pratikte nasıl algıladıklarını anlamaya yönelik
yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metinsel ve felsefi alanlarda genel olarak açmasa girmiştir. İki yeryngenin hikayesi Prof. Dr. Asef Bayez Mesele İslam'ın karışık bir kavram olan demokrasi ile uyumlu olup olmaması değil. Müslümanların İslam'ı nasıl ve hangi koşullar altında demokratik değerler sistemi ile bir araya getirebileceklerdir.
İslam'a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendiliğinden o dini demokratik veya antidemokratik yapmaz. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır. Bazıları dinlerini dışlayıcı ve otoriter şekillerde uygularken diğerleri dinlerinde adalet, temsil ve çoğulculuk bulmaktadırlar. Bireylerin ve grupların aynı kutsal metinleri neden farklı olarak algıladıkları ve yorumladıkları merak uyandırıcı ve karışık bir meseledir. Evet, şimdi din onun karşılığında demokrasi veya demokrasi ile İslam yan yana olabilir mi? Veya demokrasi ve İslam nerede örtüşür, nerede örtüşmez?
Ortak noktaları nedir, nerede ortak noktalarda buluşur veya hiç buluşmaz mı? Bu normalde son 300 yıldan beri tartışılan bir şey. Bunun tartışılmasının sebebi İslam dünyasının siyasi, ekonomik, askeri, sosyo-kültürel olarak geriye doğru veya duran bir zaman yaşaması ile alakalı.
Şimdi demokrasi dediğimiz kavramın içi her etken dünya güçleri tarafından değiştirilmekte. Bu etken dünya güçleri, demokrasi kavramının içini ve anlayışını değiştirdikleri müddetçe biz demokrasi kavramının bugün ne, dün neydi, önceki gün ne, ileride nereye doğru gidecek bu?
Biz bunun yörüngesini tespit edemiyoruz. Şimdi İslam Kur'an'ı ile, sünneti ile kendi iç içtihatlarıyla meydanda. Kur'an, sünnet orada durduğu müddetçe içtihadi meseleler kendisini yenileyip değiştirebilecek. Ama burada ana metin, Kur'an ve sünnet. Ana metin, Kur'an ve sünnet orada durduğu müddetçe ana merkezde bir değişiklik söz konusu olmayacak. Ama demokrasi denilen kavramın içi, yaşanılan toplum, yaşanılan devlet sistemi, oradaki ekonomik ve askeri güç, oradaki siyasi güce göre değişkenlik arz etmekte. İslam'ın uygulanış noktasında değişik iştihatlar olabilir, uygulanış noktasında değişik görüşler söz konusu olabilir.
Ama ana temel noktalarda bir değişiklik olmaz. Hangi mezhep, hangi meşrep olursa olsun içki haram. İçkiyi üretmek, satmak, tüketmek haram. Ve İslami kaideler içerisinde içki, yani şarap, rakı, bira, her neyse, bunu üreten kimseler, bunu satanlar cezai müyediyeye karşılaşırlar. İslam'ın bu noktadaki hukukunun değiştirilmesi mümkün değil. Ama demokrasi dediğimiz kavramda, bunu nereye koyacağız? İslam'ın hukukunu nereye koyacağız? Şimdi biz demokrasi denilen her gün veya her an değişen bir felsefeye mi tabi olacağız? Yoksa demokrasi İslam'a mı tabi olacak?
Bunu bakın, dünya üzerinde demokrasiyi savunanlar, İslam'ın demokrasiye tabi olmasını istiyorlar. Sıkıntı bu. Ben Müslümanım. Ben Müslüman olduğum için ben Müslümanca yaşamak istiyorum. Ve ben Müslüman bir İslam hukukunu istemem Allah'ın emri. Şimdi, hangi demokrasiye göre biz Allah'ın yasakladıklarının neyisini yasak göreceğiz veya görmeyeceğiz?
Şimdi, demokrasi savunucuları şunu diyecekler bize, Herkesin özgür seçimi Allah Allah. İslam'da benim özgür seçimim. Beninki neden özgür değil o zaman? Bir haram bir hayat, insanın özgür seçimi oluyor da, helal bir hayat niçin insanın özgür bir seçimi olmuyor? Neden harama müsaamehkar davranıldığı kadar helala müsaamehkar davranılmıyor?
Neden haramın tanrılaştırıldığı kadar helal bu noktada kutsallaştırılmıyor? Bunların cevabını veren yok. Niçin? Çünkü dünya üzerinde Jacoben bir demokrasi anlayışı var. Çünkü dünya üzerinde demokrasi tam olarak olgunlaşmış, kemalermiş ve demokrasinin bu noktada yol haritası belli olmuş bir şey değil. Bir kavram var orta yerde, o kavramın içini isteyen istediği gibi dolduruyor.
Demokrasinin beşiği neresi? İngiltere. Ama orada kraliçe var. Orada kraliçe varken onların demokrasiyi yaşamalarına engel değil, Osmanlı'da Osmanlı padişahı var, demokrasiyi yaşamalarına engel. Belçika'da kral var, demokrasiyi yaşamalarına engel değil. Hollanda'da kral var, demokrasiyi yaşamalarına engel değil. İsviçre'de kral var, demokrasiyi yaşamalarına engel değil. Bize ilkokulda ve ortaokulda öğrettikleri demokraside krallıklarla yönetilmek yoktu. Allah Allah! Bir baktık ki, İspanya'da kral var, Belçika'da kral var, İsviçre'de kral var, Hollanda'da kral var, İngiltere'de kral var. Batı dediğiniz yer, krallıklarla yönetilen bir yer.
Hayır demokrasi! Ya bu krallar ne o zaman? Kralları halk mı seçti? Hayır! Anası kraliçe, babası kral veya babası kral, kral, kral, … oğlu, kral oğlu, kral oğlu geliyor. Bunlara halk seçmedi. Kraliçeyi de halk seçmedi. Bize demokrasi olarak yutturdukları şey halk seçecekti. Öyle değil mi? Neden biz üç tane ihtilal gördük de, üç tane ihtilal de halkın seçtiklerini astık biz? Nasıl basbayağı? Biz Menderes'i astık, demokrasi adına astık. Arkadaşlarını demokrasi adına astık. 12 Eylül demokrasi adına darbe oldu.
12 Eylül'ü seçilen partilerin ne suçu vardı? Onlar İslam mıydı? Değildi. İslam'ı bir düzen ve sistem mi getireceklerdi? Hayır! Demokrasi adına ama onlar yıkıldılar, yıktılar. Aynı şekilde 28 Şubat halk seçmişti. Ama onu da 28 Şubatçılar yıktılar. Demek ki demokrasi dediğiniz şey, Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretlerinin söylediği gibi. Biz müşrik iken tatlıdan putlar yapardık, helvadan putlar yapardık. Karnımız acıktığında yerdik. Demokrasi helvadan put gibi. Canın isteyince ye. Hani Mısır'da seçimle iş başına gelecekti.
Demokrasinin olmazsa olmaz kaidesiydi. Seçimle gelen seçimle gidecekti. E ne oldu? Sisi darbe yaptı. Darbe yaptı. Halkın seçmiş olduğu Cumhurbaşkanı, ibretlik olarak mahkeme salonunda şehit oldu. İbretlik dediler ki, Ey İslam dünyası! Siz bizim sistemimizin dışında bir şeyler isterseniz, biz böyle sizin gözünüzün önünde, bizim sistemimizin dışına çıkanları cezalandırırız. Libya lideri Kattafi nerede öldürüldü? Irak lideri Saddam nerede öldürüldü? Nasıl öldürüldü?
Bunlar uluslararası birer ders. Batının demokrasi olarak dayattığı şey, onların emperyalizmini kabul edip, sömürgeciliğini kabul edip, onların emrine girmek. O zaman bize dayatılan, yani Müslümanlara dayatılan demokrasi, ne idüğü belirsiz. Anayasada demokrasinin tanımı yok. Anayasada layıklığın tanımı yok. Demokrasi ve layıklık tanımı anayasada da yok. Ceza hukukunda da yok. Tanımlanmamış iki tane deyim, ve biz o tanımlanmamış iki deyimin hangi tanıma gireceğini, nereye çarpacağını, nereye çarpmayacağını bilmiyoruz.
Benim buradaki bu sorunun karşısında vermiş olduğum cevaplar, anayasanın hangi tanımına, daha doğrusu tanımsızlığına çarpacağı belli değil. Tanım değil, tanımsızlık var çünkü. Şimdi öyle olunca, İslam'ın özünde, özünde demokrasi ile uyumlu, olmadığı iddia edilmektedir. Evet. Bize demokrasinin ne olduğunu açıklayın. Biz demokrasinin ne olduğunu açıklandığında, biz onun İslam'a uygun olup olmadığını, tartışma zemini oluşturalım. Çünkü o kadar çok demokrasi tanımı var ki, biz hangi demokrasi tanımını kabul edeceğiz? Demokrasi tanımı halkın kendi kendisini yönetmesi olarak nitelendireceksek bize öyle öğrettiler.
Ben şimdi normalde kendimce demokrasi tanımı deyince, kendimce, ben ilkokul, ortaokul, lise çağlarındaki demokrasi tanımıyla ben buna cevap vereceğim. Bu değişmiş olabilir. Şu anda demokrasi tanımı değişmiştir. Neydi demokrasi tanımı? Benim öğrendiğim o zaman için. Halkın kendi kendini yönetmesi. Doğru mu? Evet. Allah'ınızı severseniz, dünya üzerinde halkın kendi kendisini yönettiği bir sistem söyleyin bana. Hiç mi incelemediniz? Hiç kimse incelememiş demek ki. Dünya üzerinde hiçbir sistem yoktur ki, halk kendi kendisini yönetmiş olsun.
Aldatmacadan ibarettir bu. Bu bir kandırmacadır. Bu bütün dünya insanlığını bir kandırmacının peşine düşürmektir. Hiçbir zaman halk kendi kendisini yönetmez. Hiçbir zaman. Hadi halk kendi kendisini yönetsin. Vergileri kendisi belirlesin. Hadi halk kendi kendini yönetsin. Valilerini kendisi belirlesin. Hadi halk kendi kendini yönetsin. İl Milliyetin müdürlerini kendisi tespit etsin. Hadi halk kendi kendini yönetsin. Belediye başkanlarını kendisi seçsin. Seçilmiş belediye başkan adaylarını seçmek değil. Belediye başkan adaylarını kendisi seçsin. Hadi halk kendi ilinin bütün kararlarını kendisi versin.
Nasıl basbaya halkın kendi kendisinin yönetmesi değil miydi? Bakın durduk. Bakın durduk. Hadi Bursa'nın bütün katma değeri Bursa'ya kalsın. Bursa'nın bütün vergisi Bursa'ya kalsın. Bursa'da vergi veren esnaflar kendi paralarını nereye harcandıklarını takip etsinler.
Valisini Bursalılar kendisi seçsin. İl Emniyet Müdürünü kendisi seçsin. Örnekliyorum bunu. İl Milliyetin Müdürünü kendisi seçsin. Ya da işte vali, belediye başkanı, il milli eğitim müdürü ondan sonra il emniyet müdürü, işte ne o sağlık çok önemli, il sağlık müdürü. Hepsi de seçimle gelsin ülkeye, şeye, ile. Her dört yılda bir hesap versinler.
Bursa kendi vergisini kendisi toplasın. Kendi vergisini nereye harcayandı? Kendisi kararı versin. Referandum yapsınlar. Havaalanı yapalım mı, yapmayalım mı? Demokrasi 50 artı 1'in yönetmesi mi? 49'un hakkı nerede? Halk kendi kendini yönetecek. Kim yönetecek? Seçim yapacağız. 50 artı 1 alan başkan seçildi, belediye başkan seçildi, bir şey seçildi. İyi, 49'un hakkı ne oldu? Demokrasi bu. Benim bana öğrettikleri demokrasi buydu. Halkın kendi kendini seçilmiyor. Halk nasıl kendi kendini yönetecek? Milletvekili seçecek.
Kim seçiyor milletvekillerini? Hangi partiden olursa olsun. Siz milletvekilini de seçmiyorsunuz. Kim seçiyor? Parti başkanları seçiyor. Ben bazen zaman zaman diyorum. Yani milletvekili adayları oyla seçilmiş olsa ben Bursa'da birinci gelirim diyorum.
Bu tek başınalık bir şey değil. Ama normalde işte Bursa'da salon kaç kişilik? 4500 kişilik. Hangi milletvekili doldurabilir 4500 kişi, taraftar toplayabilir? Toplayamaz. Hangi müftü toplayabilir? Toplayamaz. Hangi hoca toplayabilir? Toplayamaz. Hangi cami imamı toplar? Toplayamaz. Vali toplayabilir mi? Hayır. Belediye başkanı toplayabilir mi? Hayır. Hiç kimse toplayamaz Bursa'da. Ücret olmadığı müddetçe, bir şey olmadığı müddetçe toplayamaz. Ücret verirse toplar. Seçim olsa ben birinci sıradayım. Kim seçer beni?
Hiç kimse. Yani partiler olarak. Neden? Ben haramları söylerim, bu haram derim. Kimin işine gelirim? Hiç kimsenin. Benim emniyet müdürü olduğumu düşünebiliyor musunuz? Benim vali olduğumu düşünebiliyor musunuz? Yandı şehir. O zaman bize anlattıkları, kağıt üzerinde anlattıkları demokrasi uygulanabilir bir şey değil. Uygulanmıyor da zaten. Darwin teorisi gibi, yani kanıtlanmamış teori.
Halkın kendi kendini yönetmesi demokrasi. Şimdi Türkiye'de halk kendi kendini yönetecek Darwin teorisini kabul edecek bir kimse var mı? Yok. Siz çıksanız dışarı deseniz ki maymundan geldiğimizi iddia ediyoruz. Bize oy verin. Kim oy verir? Kimse vermez. E hani halk kendi kendini yönetecekti? Darwin teorisiyle alakalı sizden bir öneri aldılar mı? Hayır. E kim bunu bize kafamızda demokrasinin kılıcı gibi koydu? Mevcut eğitim sistemi. Hani siz bu eğitim sistemini değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Hayır. Darwin teorisi benim inancıma ters. İstemiyorum kardeşim.
Teori değil mi? Evet. İstemiyorum. Bunu kim dayatıyor bize? Ama bize şunu söylüyorlar. Yani İslam demokrasiyle uyumlu olmalı. Veyahut da birileri çıkıyor. Yani demokrasi, İslam demokrasiye uyumludur, uygundur. Değil kardeşim. Değil. Bakın değil. Hadi seçim yapın. Türkiye'de seçim yapsalar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslami kaidelerle mi yönetilsin, İslami kaidelerin dışında mı yönetilsin diye. Ne çıkar acaba sonuç? Bunları böyle cesaretli bir şekilde dile getirebilecek olan bir kimse var mı?
Bunları konuşabilecek olan bir kimse var mı? Yok. Neden? Adamın dilini koparırlar. Tırnak içerisinde demokrasi denilen kavram, içi boştur. Dolu değildir. İstenildiği yere çekilebilir. Her ülkede farklı bir şekilde uygulanır. Ve bunu söylediğinizde size şunu cevap verir. Batı. Ülkelerin karakteristik yapılarına göre demokrasi vardır. İslam, ülkelerin karakteristik yapısına göre içkiyi helal edemez. Uyuşturucuyu helal edemez.
Adam öldürmeyi haksız yere helal edemez. Fuhuşu helal edemez. Eşcinselliği helal edemez. Hırsızlığı helal edemez. Rüşrete helal edemez. Kayırmacılığı helal edemez. İslam'ın haramlarını helal edecek hiçbir güç yoktur. Hiçbir insan eliyle kurulmuş olan bir sistem Allah'ın haramlarını helal edemez. Zaten sıkıntı bu. Yani bizim normalde Kur'an ve sünnet dairesindeki İslam'da helalı haram edecek, haramı helal edecek herhangi bir otorite yok. Bu yol kapalı. Bakın bu yol kapalı. Ancak talih meselelerde iştihat edebilirsin.
Bu iştihat nedir? Namazı cem etmekle alakalı. Bu iştihat nedir? İşte seferi namazla alakalı. İştihat konusu bunlardır. Siz abdestin dört tane farzını değiştiremezsiniz. Yüzü yıkamak, başı mest etmek, kollarını ellerinle beraber yıkamak ve ayaklarını yıkamak. Bunu değiştirebilecek, bunları değiştirebilecek, bunların yerine başka bir şey koyabilecek. İslam'da herhangi bir otorite yok. Bugün dininizi tamam ettim. Din olarak da size İslam'ı seçtim. Böyle olunca bunu değiştirecek bir organ, bir güç yok. Kilise için, Hristiyanlar için var. Kim? Papa. Papa oturur, herhangi bir Hristiyanlığın hükmünü ortadan kaldırabilir. Yeni bir hüküm koyabilir.
O yüzden zaten İznik konsülünde 800-900 tane İncil çıktı orta yere. Ve o günkü konsül bunu dörde indirdi. Dördün haricindekileri lav etti, yok etti. Dördün haricindeki İncillere inananları da kafir olarak nitelendirdi. Ve bulunduğu yerde öldürülmesi lazım dedi. Mesela Barnabas İncil'ini kabul etmedi. Barnabas İncil'ini neden kabul etmedi? Orada İsa oğul olarak geçmiyor çünkü. İsa aleyhisselam orada bir peygamber olarak geçiyor. Ve Barnabas İncil'inde Hazreti Muhammed Mustafa'nın da gelecek peygamber olduğu geçiyor. Ve şu anda da Barnabas İncil'i bulundu, açıklanamıyor. Bir böyle şehir efsanesi dolaşıyor. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun Barnabas İncil'inden dolayı, bazılarında da işte eski ahit, Tevrat'la alakalı bir kitabın bulunup ona getirildiği, ve o kitabın kendisinde olduğu ve yanındaki çantada olduğu ve o çantanın hala da kayıp olduğu söyleniyor.
Şehir efsanesidir, yalandır. Bir şey diyemem. Bunun da NATO'nun aldığını, evet, bunun askeriyeye gittiğini, askeriyede bunun o, vardı ya oda hani, ne? Kozmik oda. Kozmik odada saklandığını, o yüzden bugünkü devletin resmi tanımıyla söylüyorum, FETÖ grubunun, o kozmik odaya girip, asıl o Tevrat'ı oradan almak istediklerini, 15 Temmuz'un arka penceresinden birisinin de bu olduğu, ben size bir sürü burada kaos planları veya kaos söylenleri söyleyebilirim.
Doğrudur, değildir. Devletin işi, araştıracak. Kozmik odaya girdiler, ne buldular? Hiçbir şey bulmadılar. Buldular mı? Bulamadılar. İşte o günkü genelkurmay kozmik odayı boşalttı. Diyorlar ki boş odaya gittiler, girdiler. E şimdi kozmik oda meselesine girdiğimizde, işte Bülent Arınç'ın sözde vuracaklardı, suikast düzenleyeceklerdi, o yüzden girmişlerdi. Bülent Arınç suikasta uğramadı. Niçin girdiler, niçin çıktılar? Bülent Arınç gene şimdi hangi noktada, nerede, ne yapıyorlar? Bakın bunların hepsi de uluslararası keşmekeş. Bunlara kafa yormaya kalkarsan, sufiliyi kenara bırakacağım. E ben de sufiliyi kenara bırakamam, yapamam. Ama ülkemizi ilgilendiren meseleler, kafa yormadan da durmaz.
Ama şimdi biz böyle bunları düşündüğümüzde, bunlarla hareket ettiğimizde, yani İslam değiştirilmesi mümkün olmayan hüküm ve hukuklarla dolu, değiştirilmesi mümkün değil. Siz namazın farzlarını değiştiremezsiniz. Siz orucu bozan bozmayan şeyleri değiştiremezsiniz. Yani siz yemek yiyerekten oruç tutamazsınız. Bunu değiştiremezsiniz. Yani fabrikada üretim düşecek, o yüzden oruç tutan arkadaşlar, işte saat sekize kadar yeseler olmaz mı? Bunu değiştiremezsiniz. Haccın hükümlerini değiştiremezsiniz. Kur'an'ın hükümlerini değiştiremezsiniz. E demokrasiye uygun değil. Hangi demokrasiye uygun değil? Yani demokrasi dediğiniz şey ilahi bir şey mi?
Değil. Neden ilahi olmayan bir şeye ilahi olanı uydurmaya çalışıyoruz? Hangi güç bize bunu dayatıyor? Kim dayatıyor? Bunun cevabını veren yok. Hani ne oldu? Irak demokrasi adına girmişti. Amerika yerle buz etti. Ortalığı perişan etti. Yıktı bütün ülkeyi. Hani ne oldu? Demokrasi gelmedi. Hangi demokrasi geldi ki oraya? Yani o zaman seçilmiş Mursi'yi öldüren Sisi yönetimi demokrasi adına mı yönetti? Bizim normalde ülkemizde Menderes'in öldürüldüğü gibi, şehit edildiği gibi, Mursi'de şehit edilirken demokrasi adına mı şehit edildi?
Hani halkın kendi kendini yönetmesi ise, o zaman insanlar Mursi'yi seçtiler, neden o yönetim devrildi ki askeri darbeyle? O zaman normalde İslam'ın özü demokrasiyle uygun mudur, değil midir? Bu bizim işimiz değil. Bana ne demokrasi uygun mu, değil mi?
Tırnak içerisinde demokrasi denilen ama içi boş bir terimle, ne tarafa gideceği belli olmayan bir terimle ben yönetilmek istemiyorum. Kim bu yönetimi bize dayattı ki? Halk kendisi mi seçti bu yönetimi? Hayır, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken bir İslam Cumhuriyeti olarak kuruldu. Kim değiştirdi?
Halk mı değiştirdi? Bunu böyle söylediğimde hiçbir devrim kansız olmaz. Ne olacak şimdi? Birileri de İslam'a hakim etmek için kan mı dökmesi gerekiyor karşılık olarak. Hani demokrasi insanların kendi kendine yönetme biçimiydi. Neden kana ihtiyaç duysun ki demokrasiye? Ama batının doğuya ve batının kendi insanlarına dayattığı demokrasi kana doymuyor. Batının İslam dünyasına dayatmış olduğu demokrasi gözyaşına doymuyor. Kana doymuyor.
Namusların paçavra gibi atılmasına doymuyor. Müslümanların şereflerinin, haysiyetlerinin yerle bir edilmesine doymuyor. Batı demokrasisi dediğiniz şey, Müslümanların kanlarıyla, canlarıyla, mallarıyla, namuslarıyla, şerefleriyle ayakta duruyor. Yani ne kadar Müslümanın kanını dökerse, ne kadar namusunu kirletirse, ne kadar şerefini ve haysiyetini iki paralık ederse, onların demokrasisi o kadar daha uzun yaşıyor.
Ne kadar İslam dünyasının yeraltı ve yerüstü zenginliklerini emperyalistçe, vahşice onları üterler, katlederler, sömürürlerse, onlar bize demokrasi satmaya daha devam edecekler. Ve biz ne almış olduğumuz ürünün içeriğini bilmeden alanlardan olacağız. Hani yediklerimizin içeriğini bilmiyoruz ya, Batıca ve Batılılarca üretilmiş olan yiyeceklerin içeriğini bilmeden yememiz gibi, Batı tarafından üretilmiş olan terimleri de biz içeriğini bilmeden yemeye çalışıyoruz.
Yediriyorlar bize. Peki söyler misiniz bana bir ülkeyi baştan sona bombalamak hangi insan hakkının karşılığıdır? Bir ülkenin bütün tarihi varlıklarını ve tarihi değerlerini yağmalamak hangi demokratik insan haklarına uygundur ki? Bugün Bağdat dediğinizde, Irak dediğinizde önünüze on bin yıllık bir kültür çıkar orta yere.
Bana söyler misiniz on bin yıllık yazma eserler nerede şimdi? Bağdat kütüphanesine ne oldu ki? Ama biz Müslümanlara demokrasi adı altında katilimizi sevdirmeye çalışıyorlar. Biz Müslümanlara demokrasi ve insan hakları tırnak içerisinde deyimlerinin altında biz tecavüzcülerimizi sevelim istiyorlar.
Ben demokrat değilim. Ben demokrasici savunmucusu da değilim. Ben Müslümanım. Ben Kur'an ve sünnette ne yazıyorsa ona iman ettim ve onu yaşamak istiyorum. Demokrasiye karşılık bu. Ben içki haram, ben çocuklarımın içkiyle karşılaşmasını istemiyorum. Yol boylarına adım attığım yerde içki satılmasını istemiyorum.
Adım attığım yerde yol boylarına kadınların eteklerini yukarı kadar çıkarıp kendilerini pazarlamalarını istemiyorum. Ben kadınların bilmem ne evlerinde kendilerinin pazarlamalarını istemiyorum. Demokrasi adına buysa demokrasi, ben böyle bir demokrasiyi istemiyorum. Allah'ın haram ettiği her şeyi serbest eden bir demokrasi istemiyorum.
O yüzden ben demokrat değilim, demokrasiyi de savunuyorum. Ve İslam hiçbir şeye benzemez. İslam kendine münhasırdır. İslam demokrasiyle bağdaşmaz. İslam kapitalizmle bağdaşmaz. İslam emperyalizmle bağdaşmaz. İslam gücü elinde tutanın egemenliğiyle bağdaşmaz.
İslam bütün insanların hakkına, hukukuna riayet eden bir her şeyiyle tamamlanmış bir olgudur. Her şeyle. Hukukuyla, kültüruyla, inancıyla, yaşam standardıyla. Her şeyle. Gördüğünüz eksikliklerin hepsi de Müslümanların eksiklikleridir. Dinin değil. Tespit ettiğiniz bütün eksiklikler Müslümanların eksiklikleridir. Dinin eksikliği değildir. Bir Müslüman hırsızlık yapıyorsa, bu onun kendi imanıyla, İslamıyla alakalıdır. Dinin kendisiyle alakalı değildir. Bir Müslüman rüşvet yiyorsa, bir Müslüman örneğin aldatıyorsa, kandırıyorsa, bunun dinle alakalı değildir. O Müslümanın kendi uygulaması ile alakalıdır.
Oradaki uygulamadaki hatalarla alakalıdır. Öğretimle alakalı hatalardır. Öğretmemişlerdir orada dosdoğru. Orada hukuki olarak onu yaşamak mümkün değildir. Ondandır. Şimdi insanlar 100 yıldan beri dini öğrenmiyorlar. 100 yıldan beri dini öğrenmeleri de mümkün değil zaten. Ve bu insanlardan biz doğru bir İslam bekliyoruz. Bu da doğru değil. Bizim toplumumuz doğru dini nereden öğrenecek ki? Bu Müslüman topluluğun doğru dini öğrenebileceği herhangi bir kurum, kuruluş yok. Bakın yok. Bu insanlar televizyondan öğrenmeleri mümkün değil. Okullarda öğrenmeleri mümkün değil.
Çarşıda, bacada, bayırda öğrenmeleri mümkün değil. Evde öğrenmeleri mümkün değil. Bu toplum %90 kusuru Müslüman. Ama kendi Müslümanım diyen bu topluluğun dinini öğrenebileceği bir kurum ve kuruluş yok. Var diyen layık, demokratik, insan haklarına dayalı devlet sistemine karşı çıkmış olur zaten. Biz burada İslam'ı öğretiyoruz diye bir tabel alsan bir kimse anında kapatılır orası.
Demokrasi buna karşı çünkü. Nasıl basbayağı demokrasi İslam'a karşıdır. Bırakın İslam'ın demokrasi uyup uymadığına. Demokrasi zaten İslam dışı bir şeydir. İslam'a karşıdır. Demokrasi İslam'a savaş açmıştır çünkü. Tırnak içerisindeki, dünya üzerindeki demokrasi algısı bütün dinlere savaş açmıştır. Sadece İslam'a değil ki. Hristiyanlığa da savaş açmıştır. Museviliğe de savaş açmıştır. Müslümanlar demokrasiye savaş açmazlar, açamazlar zaten. Açacak muhtedirlikleri ve güçleri yoktur. Demokrasiye savaş açacak entelüktellikleri yoktur.
Kaba güçleri de yoktur. Bu konuda eğitimleri de yoktur. Bu eğitimi alabilecekleri bir kurum da yoktur. Hayır. O yüzden Türkiye'deki Müslümanların veya dünya üzerindeki Müslümanların demokrasiye savaş açma gibi bir şeyleri olamaz ki. Mümkün değil.
Diyanet mi kurumlarıyla, içindeki barındırdığı profesörlerle, içindeki barındırdığı alimlerle demokrasiye savaş açacaklar? Hayır. İlahiyatçılar mı? Hayır. Camilerden böyle bir şey beklemeyin. Hayır. Türkiye'deki dergahlardan, tarikatlardan adı öyle anılıyor ya. Ben onu da kabul etmiyorum da. Veya mevcut cemaatlerden, topluluklardan buna yeltenecek bir kimse var mı? Hayır. Yemin ediyorum bu soruyu onların önüne götürseniz konuşmaya korkarlar, konuşamazlar. Bunları dile getiremezler. Haklılar. Bugüne kadar içeri girenler ne oldu ki? Söyler misiniz bana Salih Mirza Beyoğlu'nun suçu ne? Elinde silah mı vardı?
Top mu vardı? Tüfek mi vardı? Tank mı vardı? Ceminde çakı bıçağı mı vardı? Söyler misiniz Bediüzzaman Said-i Nursi neden yattı içeride o kadar? Tankı tüfeği topu mu vardı? Söyler misiniz Nazım Hikmet niçin ülkeyi terk etmek zorunda kaldı? Tankı tüfeği mi vardı elinde? Söyler misiniz Pir Sultan'ın elinde tankı tüfeği mi vardı? Neden asıldı ki? İslami adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek, birçok Müslümanın Tanrı'nın kendilerini yönetmek için insanlara egemenlik bahşettiğini ve İslami adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek, bu ithamı reddetmesine rağmen dini referansı, siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler noktasında dinlerini pratik nasıl algıladıklarını anlamaya yönelik,
yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metensel ve felsefi alanlarda genel olarak açmaza girmiştir. Açmaz da değildir. Ben kabul etmiyorum açmaza girdiğini. Sebep, yani kıymetli kardeşler, din orada duruyor, Kur'an sünnet orada duruyor, siz onu değiştiremediğiniz zaman bu senin açmazın olur, onun açmazı olmaz. Açmaz, İslam'ı demokrasiye devşirmek isteyenlerde, İslam'ı demokrasiye tabi tutmak isteyenlerde.
Yani diyorlar ki, siz bizim istediğimiz gibi dini yaşayacaksınız. Bu ne demek? Siz İslam'ı yontacaksınız. İslam'ın kendisine ait olan genel kaidelerini kendi ellerinizle siz yıkacaksınız. Bu bizim işimiz değil ki. Bu İslam dinini din olarak kabul eden bir kimsenin işi değil. Biz hani bu sarı öküz hikayesi gibi, hani aslanlar gelmişler, öküz sürüsüne demişler ki, herkes rahat yaşasın şurada. Eee, demişler yani şu sarı öküz var ya ihtiyar olan, evet şunu verin demişler, dokunmayalım biz size. Siz güzelce otlayın.
Öküzler toplanmışlar, mesnevi de de geçer bu. Demişler ne yapalım? Sarı öküz demiş ki, ya zannediyorsunuz ki demiş, benim canımdan bir hani korkum var. Demiş, beni yemekle bu iş bitecek olsa, tamam verin beni, yesinler bitsin. Ama bununla bitmeyecek demiş. Onlar toplanmışlar demişler ki, ya ne yapalım, edelim, yani yapacak bir şey yok. Eee, bütün sürünün rahatlığı için, şu demişler, yaşlı bu sarı öküzü verelim. Tabi öküzü dışlamışlar kendi içlerinden. Tabi aslanlar gelmiş, sarı öküzü bükütür, çatır çatır çatır çatır yemişler. Eee, bir gün, iki gün, üç gün, beş gün, on gün, on beş gün, av bulamayınca, aslanların canı sıkılmış. Haber göndermişler. Şu demişler, kara öküz var ya, evet, filanca yerde, bizimkinlere yan bakmış.
Şu barış bozulmasın, eee, şu kara öküzü de getirin. Ya olurdu, olmazdı, ya ona neden sen yan baktın filan, ya o ben yan bakmadım filan. Hadi kara öküzü de dışlamışlar. Aslanlar bir güzel çatır çutur onu da yemiş. Eee, bitmemiş ki. Eee, sarıydı, karaydı, alacaydı, beyazdı. Yok, kahverengiydi. Teker teker öküzlerin hepsini yemeye başlamışlar. Şimdi bu da onun gibi bir şey. Demokrasi nerede doyacak? Biz, İslam'ın hangi kaidesini değiştirerekten savaşı durduracak ki? Bakın savaşı durdurdu mu? Durdurmadı. Biz halifeliği ilga ettik.
Biz padişahlığı kaldırdık. Halifeliği ilga ettik. Biz normalde kendi İslam hukukumuzdan vazgeçtik. Bir de adına medeni hukuk dedik. Yani o batıdan gelen medeni hukuk, İslam hukuku gayri medeni. Bize öyle anlatıyorlar ya, işte biz medeni hukuku kabul ettik. E bu şey medeni, terk ettiğin şey medeni değil o zaman. Aa, nasıl yani? İslam'ın hukukunu medeni değil demek, medeni görmemek küfür. Bir kimse küfre düşerse tecdid, iman, tecdid, nikah gerekli. Bir kimse medeni hukuka geçtik. Bu İslam hukukunu gayri medeni gördü. O kimsenin dini nikahı düştü. Doğan çocuk veled-i zina. Nasıl yani? E basbayağı sen İslam'dan çıktın.
Nasıl? E sen İslam hukukunu medeniyetsiz gördün. Gayri medeni gördün. Ve İslam hukukunu, Allah'ın hukukunu reddettin. Allah'ın hukukunu küçük gördün. Allah'ın hukukunu küçük gördün. Ama gittin imamın önünde benim dini nikahımı kıy dedin. Allah'ın hukuku nerede? Yok. O gayri medeni. Allah'ın hukukunu gayri medeni gördüğün anda dinden çıktın. E dinden çıktın. E çocuk veled-i zina oldu. Annesi babası belli veled-i zina. Sebep? Çünkü İslam üzerine değilsin. Doymadı batı demokrasisi. Halifeliği ilga ettik. Padişahlığı ilga ettik. E ardından biz İslam hukukunu yok ettik ortadan. Kur'an-ı Kerim'i yasakladık.
Dini öğretilerin hepsini yasakladık. Tekkeleri yasakladık. Zaviyeleri yasakladık. Medreseleri yasakladık. Kapattık. Hatta mezarlıkları bile yasakladık. Mezarlıkların başına gidip dua okumayı bile yasakladık. Doymadı. Fuhuşu serbest ettik, içkiyi serbest ettik, bireyi serbest ettik, kumarı serbest ettik. Devlet eliyle yönetiyoruz bunların hepsinde. Doymadık. Güzellik yarışmaları sunduk. Doymadı. Demokrasi doymuyor. Eşcinselliği kabul ettik. Eşcinsel fuhuşu kabul ettik. Doymuyor. Nerede duracak bu demokrasi? Doymuyor. Bana duracağı yeri söylesin birisi.
Geçen Cumhurbaşkanı'nın Birleşmiş Milletler'de bir konuşması vardı. İsrail haritasını çıkardı. Dedi ki şu tarihte İsrail bu kadar. Bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar. Yani birisi söylesin dedi. İsrail'in sınırları nereden nereye kadar ve nerede bitecek dedi. Ayakta alkışlanacak bir laf. Sağlı sollu yanaşın. Nasıl İsrail'in sınırları belli değil ise ve İsrail bu noktada doymuyorsa. Mesela Suriye'deki Golon tepeleri İsrail sınırlarının içinde mi değil mi?
İçinde değilse oradaki normalde yaşayan Suriyeli Müslüman halk nereye kadar özgür? Değil. Oraya bir Suriyeli gidip, kendi memleketim deyip oturabilir mi? Hayır. Oradan dışarı çıkabilir mi? Hayır. Ben çalışmayacağım diyebilir mi? Hayır. Bu topraklar benim ben istediğim yere satabilirim der mi? Hayır. Haydi. Golon tepeleri kimin? Sınırı belli değil. Daha önce Güneydoğu'da uçakları pike yapıyordu. Doğru mu? Evet. Acaba Güneydoğu'nun sınırlarının içinde mi kalıyordu o zaman için? Bunun gibi. Demokrasi bir haydut. Bildiğiniz haydut. Ete kemiğe bürünmemiş bir haydut.
Nerede duracağı belli değil. Sınırı belli değil. Sınırı belli değil. Birisi sınır koysun buna. Yok. İslam'ın sınırı belli. Biz şimdi sınırı belli bir felsefeyi, inancı, sınırı belli olmayana uydurmaya çalışıyoruz. Veya uyduracağız diye uğraşıyor herkes. Bırak kardeşim yorma kendini. Ne amma uyduracağım diye uğraşıyorsun. İslam bu ben buna iman ettim bunu yaşamak istiyorum. Demokrasiye aykırı al demokrasini git o zaman. Bana ne? Bal mı bundan mı davet ettim? Ben mi davet ettim? E kendi kendine yönetme.
Ben yönetmiyorum kendi kendimi. Kim yönetiyor? Çıkın referandum yapın. İçki serbest kalsın mı kalmasın mı? Hadi. İçki satmak, üretmek, içmek serbest olsun mı olmasın mı? Referandum yapın. Ben Mudanya'da bir köyde konuşma yapıyorum. O zaman da bu İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin vakfiyesinin üzerinde genel evi var.
Bunu eleştiriyorum. Diyorum ki ya düşünebiliyor musunuz? İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin vakfiyesinin üzerinde genel evi kurulmuş. Ne? İsmail Hakkı Bursevi vakfiyesine. Siz bir Hristiyan, bir kilisenin vakfiyesine yapabilir misiniz bunu? Bir Havra'nın vakfiyesine yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Bir Müslüman olarak yapamazsınız. Yapmanız uygun olmaz zaten. Ama Bursa'nın değil, İslam dünyasının değeri olan İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin vakfiyesine genel evi kurulmuş. Yaşlı bir adam. Hoca bu gençler nereye gidecek dedi. Bu Süleyman Demirel'in sözüdür. Harikasın dedim adama.
Böyle gençler kahvenin içinde dinliyorlar. Böyle hem böyle cevval durana dedim. Sen kız kardeşinin orada dedim çalışmasını ister misin? İstemem dedi. Oraya birisi düşürse, satsa ne yaparsın? Vururum dedi. Harikasın dedim ya. İşte dedim Müslüman Türk evladı bu. Ben şimdi. Ona soruyorum sen vururum. Ona soruyorum sen vururum. Senin annen öyle yapsa vururum. Senin kızın yapsa vururum senin. Bu aslında hadisi şerif. O yüzden bol hadis okuyun derim ben. Nasıl hadisi şerif? Genç bir delikanlı geldi. Dedi ki Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve selleme. Ben dedi nefsimle savaşmakta, mücadele etmekte yenilmek üzereyim.
Niçin dedi? Dedi ki ben İslam olmaktan önce işte fuhuş yapardım. Kadınlara giderdim. Şimdi dedi kendimi durduramıyorum. Ey Muhammed. Allah Resulü ona sallallahu aleyhi ve sellem gitme yapma etme demedi. Muhteşem bir terbiye sistemi. Muhteşem. Dedi ki senin kızının böyle olmasını ister misin? Hayır dedi. Senin ablanın dedi kız kardeşinin böyle olmasını ister misin? Hayır dedi. Senin annenin dedi böyle olmasını ister misin? Hayır ya Muhammed dedi. O zaman kendin istemezsin de dedi. Neden başkasını sen yapmak istersin ki? Bu muhteşem bir öğreti bu. Sonra ilavetti. Kendinize yapılmak istemeyen bir şeyi bir başkasına yapma.
Bu muhteşem bir öğretidir. Ben şimdi söylemeye başlayınca hani sen ister misin? Herkes karşı çıktı. En son o adamı koydum sıraya. Döndüm. Sen ister misin dedim. Kim ister ki dedi. Hah dedim. Sıkıntı bu. Hiç kimse kendi kız kardeşinin, kızının, annesinin, teyzesinin, halasının bu evlerde alınıp satılmasını istemiyor. Ama gidiyor.
Olsun istiyor. Problem bu. E şimdi kim ister? Kimse istemez. Bunun referandumu yapıldı mı? Hayır. Halka soruldu mu? Hayır. Kim bunları açtı ya? Demokrasi adına açıldı. Kim bunlara müsaade ediyor? Demokrasi adına. O yüzden normalde burada demokratik idealler dediğimiz idealler kargaşası var. Burada Asef Bayaz almış bunu ama bu demokratik idealler bizim kargaşamız değil. Demokrasiyi savunanların kargaşası. Hangi demokratik idealler? Bu idealler önümüze koyun bizim.
Biz bakalım, inceleyelim. Yok. Ve normalde tartışma metinsel alanlarda değil. Bizim metinsel alanlarla bir tartışmamız yok. Biz ona iman ettik çünkü. Eee? Sizin metinselliklerinizde sıkıntı var. Yani demokrasiyi savunanların. Mesele İslam'ın karışık bir kavram olan demokrasiyle uyumlu olup olmaması değil. Evet. Normalde mesele bu. Eee? Karışık bir kavram demokrasi. Bakın. Kendisi de beyan etmiş. Demokrasi karışık bir kavram. Nereye tekabül ettiği belli değil. Neye tekabül ettiği belli değil. Sınırları belli olmayan bir kavram. Nerede başlar? Nerede biter? Belli değil bunun sınırı.
Demokrasiyi savunan kimseler de buna bir sınır çizemiyorlar. Buna bir sınır koyamıyorlar. Zaten koymaları da mümkün değil. Ve Müslümanların İslam'ı nasıl ve hangi koşullar altında demokrasik değerler sistemiyle bir araya getirebileceklerdir. Müslümanların normalde İslam'ı nasıl ve hangi koşullar altında demokratik değerler sistemiyle bir araya getirebileceklerdir. Böyle bir kaygısı yok Müslümanların. Ben Müslümanım. Benim böyle bir kaygım yok. Ben iman ettim. İnandığım dinin hangi demokratik ilkelerin altında yaşayıp yaşamayacağım kaygısı yok bende. Bende böyle bir felsefik boşluk yok. Böyle bir inançsal boşluğum yok benim. Herhangi bir şuurlu Müslüman'ın böyle bir felsefi boşluğu olması mümkün değil.
Müslüman Müslümandır inancı bellidir. Size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz. Bu Allah'ın kitabı Kur'an ve Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnetidir. O zaman felsefik olarak bizim bir boşluğumuz ve kargaşamız yok. Boşluk ve kargaşa sınırı belli olmayan, zemini belli olmayan demokrasi kavramında. İslam'a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendiliğinden o dini demokratik ve antidemokratik yapmaz mümkün değil.
Dinler zaten herhangi bir din demokratik olması mümkün değildir. Bugün batının hangi neresinde anlaşılan hangi demokrasi olursa olsun hiçbir din, hiçbir demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz. Hindular dahil buna. Tibet rahipleri dahil buna. İsevilik, Musevilik dahil buna. Bir İsevi'nin demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir. Bir Musevi'nin demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bu dinlerin dahi kaideleri bellidir, kuralları bellidir. Nerede insanlar duracağı, nerede yürüyeceği, nerede oturacağı, neyi ne kadar düşüneceği bellidir. Kurallar manzumesidir bir din.
Hangi din olursa olsun. Karşısında kurallar manzumesi gibi duran bir din dururken orada, kurallı belli olmayan, başı ve sonu belli olmayan, durduğu yer ve zemin belli olmayan, bir karışık ve kargaşa içerisindeki felsefenin nesine uyacak o din. Mümkün değil bu. Bunu bugün alsak, İsevilik adına konuşsak burada, benim tarzım değişmeyecekti yine. Ben diyecektim ki, bu kimin, diyelim ki işte, Yuhanna İncil'inden konuşalım. Yuhanna İncil'ine göre de demokrasi uygun değil, Yuhanna İncil'ine. Pavlos'a da uygun değil. Yani sonuçta en cezası az olan, cezası az olan, ceza kategorisinde, cezası hiç yok denecek kadar az olan, İsevilik dahi uymaz demokrasiye.
Siz bir kilise papasınızı kendiniz seçemezsiniz. Oradaki cemaat bir papası seçemez. Oradaki cemaat kilisenin yönetimine karışamaz. Oradaki cemaat ders günlerini, ders saatlerini, ibadet saatlerini, ibadetin yapını, şeklini, şemalini, İsevilik de cemaat bunları karışamaz. Mümkün değil. Siz bir papa seçimini dahi karışamaz. Cemaatin hiçbirisi karışamaz. Papayı, Hristiyanların kendileri mi seçiyorlar? Hayır. Hahan başını, Yahudilerin kendileri mi seçiyor? Hayır. Seçemezsiniz.
Müslümanlar, Diyanet İşleri Başkanı mı seçiyor? Hayır. Müslümanlar, Müftü mü seçecekler? Hayır. Mümkün değil. Aldatıyorlar bizi dedim ya demokrasiyle alakalı. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır. Hayır. Biz Müslümanların inançları ve davranışları girift değil. Biz Müslümanların inançları ve davranışları hiç de anlaşılmaz bir noktada değil. Bizim namazımız belli, orucumuz belli, İslam'ın hukuku belli. Evet belki de yeniden iştahat edilmesi gereken alanlar olabilir ama girift değil, boşlukta değil. Bazen zaman zaman derim ben, hangi konuyu sordunuz da onun karşılığında İslam'ın bu konudaki vermiş olduğu bir hükmü size söylemekten geri durduk?
Hangi konuyla karşılaştınız da, İslam'a bunu sordunuz da oradan cevabını almadınız? Bu mümkün değil. O zaman girift bir durum yok. O zaman Müslümanlar adına meydanda kalmış, açıkta kalmış, cevabı verilmemiş bir konu yok. Cahil Müslüman var, cahil bir din yok. Eğitimsiz Müslüman var, eğitimsiz bir din yok.
Kendini tamamlayamamış bir Müslüman var, kendini tamamlayamamış bir din yok. Burada Müslümanların eksiklikleri dindeki eksiklikten kaynaklanmıyor. Zaman olsun, hangi profesör gelecekse gelsin, zaman olsun. Ben kendimce klasik eserlerimi alayım yanıma, bakın kendi kafamdan dahi söylemeyeceğim. O ne sorarsa, bendeki mevcut klasik eserlerin hepsinden ben ona cevap vereceğim.
Türkiye değil, dünyadaki bütün profesörlere, bütün alimlere, herkese sesleniyorum. Bu boş bir muhabbet değil, boş kabadayılıkta değil. Gelsin kim gelecekse, ne hangi soruyla gelirse gelsin, onu Kur'an'dan, sünnetten, Hanefi fıkhından, Şafi'den, Maliki'den, Hanbeli'den, bakın kendi kalbime gelenden değil, hepsinden de cevaplayacağım onlara. Hepsinden. Hanefi'den bulamazsam, Maliki'den, Maliki'den bulamazsam, Hanbeli'den, Hanbeli'den bulamazsam, Şafi'den, onların dört ana gruptan bulamazsam, onların sonradan yetiştirmiş oldukları, İmam Muhammed olsun, İmam Yusuf, İmam Züfer, Kastalani, İsfahani gibi, onlara muhakkak bir cevap vereceğim. Evet, bakın yüz yıldır yeni iştahatlar yapmaktan uzak olan İslam dünyası, öylesine iştahatlar koymuşlar ki, yüz yıl sonra dahi cevap veriyor.
Cevap veriyor. Bu fakir otuz yıldan beri sohbet ediyor. Otuz yıldan beri sorulu cevaplı sohbet ederim ben. Bir kişinin daha sorusu cevapsız kalmamıştır bende. Gecikmiş olabilir derim ki, zaman verin bana. Buna bakmam lazım. Bana zaman verin, buna bakmam lazım derim. Ben sırf İslam adına, o benim bu soruma, bu soruma Mustafa Özbağ değil, o çünkü benim bu soruma İslam cevap vermedi diyecek. Mustafa Özbağ değil. O Mustafa Özbağ cevap vermedi dese benim eksiktim, kabulüm zaten. Ama o bilmiyor. O İslam cevap vermedi diyecek. Ben kitabın üstünde uyuduğum zamanlar olmuştur. Ben onun meselesini arayıp bulmak için.
Ben sermişimdir. Elimde ne kadar kitap varsa, çantalar dolusu, neresi benim için uygun salon, salona yığmışımdır. Neresi uygun iş yeri? Kapatırım ben komple kepenkleri. Bütün o normalde gördüğünüz üçlü koltuğun üstü, masaların üstü, kitap, oraya bir ayraç, oraya bir kıskaç, oraya bir şey koyarım. Hepsine bakar. Onun Allah'ın izniyle İslam cevabını verir. Arayıp bul. İşin ne? Arayıp bul. Bakın otuz senedir sohbet ederim. Otuz seneden beri de sorulu cevaplı sohbet ederim. Ben Elif nedir bilmiyordum. Var mı bir sorunuz dedim. Çıktım cemaatin önüne. Ben cevapladım kalbi çürük olanlar gittiler evde kitap karıştırdılar. Ben cevapladım kalbi çürük olanlar gittiler hadis indirdiler.
Ben cevapladım benden cevaplayan Allah. Mustafa Özba kim? Allah dinini ayakta tutacak olan. Dinini ayakta tutacak olan Allah. İnsanlar değil ki. Ben orta yerde görünenim Mustafa Özba kim? Cenab-ı Hak cevapladı onlar gittiler hadis karıştırdılar. Onlar gittiler fıkıh karıştırdılar. İslam her şeyle bir tamam ayakta. Bakın hani bu seferilikle alakalı bizim bu arkadaşlar yirmi beş yıldan beri otuz yıldan beri seferilikle alakalı benim söylediklerimi uygular. Öyle değil mi? Otuz yıl sonra diyanet geldi benim geldiğim noktaya. Biz onu otuz yıl önce uyguluyorduk ki.
Ben diyordum ki Hanife'ye göre kadınların seyahat etmeleri caiz değil. Diyor muydum? Evet. Ama diyordum burada güvenlik söz konusu. Burada güvenlik söz konusu. Bu güvenlikle alakalı. Yol güvenliği varsa hemen hadis-i şerifleri ve olayları anlatıyordum. Hatırlıyorsunuz öyle değil mi? E yani sonradan otuz yıl sonra geldi. Bakın İslam cevap verir. İslam dini yaşamak isteyene cevap verir. Sen yeter ki yaşamak iste. İhlaslı ve samimi bir şekilde yaşayacaksan sana cevabı gelir onun. İslam canlı ve diri bir dindir. Canlı ve diridir. O yüzden bunlar normalde bu Müslümanların ve İslam'ın böyle bir derdi yok demokrasiyle. Uyar mı uyumaz mı?
Demokrasiyi savunanların kendi açmazı var. Bizim açmazımız yok. Bugün size din olarak İslam'ı seçtim. Onu da tamam ettim demiş ayet-i kerime de. Tamam benim dinim. Ne soracaksan sor. Din tamam. Yaşamak istiyorsan sor. Din tamam çünkü. Eksik bir tarafı yok. Felsefik olarak. Ama demokrasi her şeye eksik. Her şey karışık. Bugün ak dediğini yarın kara diyor. Bugün kara dediğini yarın ak diyor. Fulu netlik yok. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır diyor. Bizim girift davranış tarzlarımıza dayanmıyor bu. Bizim girift bir davranış tarzımız yok.
Haramlar belli, helallar belli. Farzlar belli, vacipler belli. Neden girift olsun? Bazılar dinlerini dışlayıcı ve otoriter şekillerde uygularlarken yanlış öğrendiklerinden ve öğretildiklerinden dolayı. Bu insanlar dinlerini doğru merkezlerden doğru bir şekilde algılamadılar ki. Bu insanlar dinlerini demokratik eğitim sistemlerinden çarpık bir şekilde aldılar.
Türkiye'de dini bir eğitim sistemi mi var? Yok. O zaman Türkiye'deki dindarların çarpıklıkları veya sertlikleri veya otoriteleri veya otoritesizlikleri eğitimin sıkıntılı olduğundan. Daha doğrusu eğitimsizlikten dinle alakalı değil. Diğerleri de dinlerinde adalet, temsil ve çoğulculuk bulmaktadırlar. Hiçbir zaman normalde bir Müslümanın çoğulculukla alakalı, adaletle alakalı, temsille alakalı bir sıkıntısı yoktur ki.
Ama demokrasiyi demokrasinin kılıcı gibi Müslümanların üzerinde tutarsanız, evet temsil problemi var Müslümanların. Bana söyler misiniz Müslümanların temsildeki bugün kimdir? Temsil yetkisi olan. Müslümanların seçtikleri bir lider mi var? Evet Müslümanların temsilde problemleri var. Müslümanların halifesi mi var? Müslümanların siyasi bir lideri mi var? Askeri bir lideri mi var? Yok. Ama bunu demokrasi denilen o kargacık burgacık neydiği bilirsiz sistem vermiyor. Evet Müslümanların temsille alakalı çok büyük problemi var handa. Bu doğru.
Ama Müslümanların böyle bir istekleri de yok. Çünkü bilmiyorlar. Bunun eğitimi verilmedi. Bireylerin ve grupların aynı kutsal metinleri neden farklı olarak algıladıkları ve yorumladıkları merak uyandırıcı ve karmaşık bir meseledir. Merak uyandırabilir, karmaşık değildir. Bu zenginliktir. Siz zenginliği karmaşık olarak gördüğünüzde şaşı baktığınızdandır. Şaşı bakmazsanız zenginliği kargaşa ve karışıklık olarak görmezsiniz. Doğru noktadan doğru şekilde bakarsanız o zenginlik muhteşem bir şeydir. Bakın ne dedim? Az önce dedim ki bana gelsin kim soracaksa dedim. Kim soracaksa Kur'an'dan, sünnetten, Hanefi'den, Maliki'den, Hanbeli'den, Şafi'den onlardan bulamazsam dedim. Onların yolunda giden diğerlerinden cevap veririm dedim.
Bu kargaşa mı, karmaşıklık mı, zenginlik mi şimdi bu? Zenginlik. Bunu yaşamak için, dini yaşamak için uygularsan zenginlik. Bakın zenginlik insanı nereye getiriyor? Hanefi'ye göre kadınların seyahat etmelisi 90 kilometre ileriye mahremleri olmadan gitmeleri caiz değil. Ama Hanbeli'ye göre caiz. Kadınların Kur'an-ı Kerim okumayı öğreten ve öğrenen kadınların hayızlı zamanlarında öğrenmeleri ve öğretmeleri Hanefi'ye göre caiz değil. Maliki'ye göre caiz. Bak kargaşa değil, o zenginlik kargaşa değil ya. O zenginlik, o kargaşa gibi görünen şey insanlara ne oldu? Kapı araladı.
O zenginlik oldu, kargaşa olmadı. Uygulamak isteyene ne oldu? Kapı araladı. Veya işte kadınların seyahatiyle alakalı. Mesela ne derdim? Öyle bir zaman gelecek ki filanca yerden haccını yapacak kadınlar tek başına ve haccını yapacak geri dönecek. Hadis. Bakın o bizde kargaşa değil, zenginlik oldu. Demek ki yol güvenli olursa kadınlar seyahat edebilirmiş mi? Cevap ederlermiş. Hatta aynı şeyi söylerim. Bir arkadaş geldi bana. Dedi ki, senin tek başına seyahat etmen de caiz değil dedi. Doğru söylüyorsun yol güvenliği yoksa dedim. Sebep, bir kişi seyahate çıkarsa diyor, ikincisi şeytandır. İki kişi çıkarsa, üçüncüsü şeytandır. Üç kişi yola çıktığında birinizi imam seçiniz diyor.
Doğru mu hadis? Doğru. Neyle alakalı? Yol güvenliğiyle alakalı. Bakın, yoksa erkeklere de yasak olacak. Bu sadece kadınlara ait bir şey olmayacak. Demek ki İslam bir bütün halinde her şeyle dipdürü duruyor. Kargaşa yok, kargaşa demokraside. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.