mustafaozbag.org

2. Mesnevi Şerhi (10-16 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Temmuz 2020 · 38:28

En son benim sırrım feryadımdan uzak teyili mi okudun? Dokuzuncu belirt bitti efendim. Ondan. Ateştir bu ne lisesi. Bitti mi o? Bitti efendim. Evet. Ateşindir ki neye düştü? Çoşkunluğudur ki şaraba düştü. Ney? Bir dosttan ayrıldana eştim. Dosttum. Bu perdeleri, perdelerimizi yırttı gitti. Ney? Kanlarla dolu bir yolun sözünü etmeden, Mecnun'un aşk hikayelerini anlatmadan, ney gibi bir zehri, ney gibi bir panzehri kim gördü?
Ney gibi bir soluktaşı, bir iştiyat çekeni kim gördü? Bu aklın mahreni, hırsızdan başkası değildir. Dile de kulaktan başka. Müşteri yoktur. Gamımız da günler geçti, akşamlar oldu. Günler yanışlarla, yoldaş kesildi de, yandı gitti. Günler geçip gittiyse de ki, geçin, gidin, pervamımız yok. Sen kal, ey dost. Temizlikte sana benzer yok. Neye demek ki aşk ateşi düşmüş. Aşk ateşi düştüğünden dolayı ney inlemekte. Neye aşk ateşi düştüğünden dolayı, o ney, yaktan feryada kendini atmakta. Neye öylesine bir aşk ateşi düşmüş ki, neyi ney yapmış.
O kargı kendine ait sesten çıkarmaya başlamış. Ve neyi ney eden de, o aşk ateşi olmuş. O neyi ney eden de, o aşkın coşkunluğu olmuş. Devam ediyor. Aşk coşkunluğudur ki, şaraba düştü. İçen kimsenin sarhoşluğu, aşk coşkunluğundan. Neyin yanması, aşk ateşinden. Hem ateş düşmüş, hem coşkunluk, hem sarhoş, hem yanmakta. Yandığında çıtır çıtır ses çıkarmakta, sızlanmakta, hem de ayrılığından feryat figan etmekte. Böyle feryat figan etmekte ki, herkes başına toplanmakta. Ve herkes başına toplandığı halde, herkes kendince ona da dost olmakta. Kendince.
Hiç kimse onun gönlünün inceliklerini bilmeden, hiç kimse onun yanlılığını bilmeden, hiç kimse onun coşkunluğunu bilmeden, herkes kendi zannınca ona dost. Ama ney? Yanmaktan yanmaya geçmekte. Ama ney? Coşkunluktan coşkunluğuna geçmekte. Ve onun o coşkunluğunun sebebi, onun o yanlılığının sebebi, aşktan dolayı coşkunluktan coşkunluğuna, aşktan dolayı yanmaktan yanmaya geçmekte. Aşktan dolayı perdeden perdeye geçmekte. Aşktan dolayı hayretten hayrete geçmekte. Ama o ne hayreti bitmekte, ne yanması bitmekte, ne coşkunluğu bitmekte. Ney bir dosttan ayrılana eştir, dosttur. Ney öylesine dost ki, ancak o ayrılığın acısını çekene dost. Ancak onun dilinden o anlıyor çünkü. Hani ne dedi ya, ayrılıktan gönlü paharaya paharaya bir gönül isterim ki derdimi anlasın.
İşte ney? O ayrılığın acısını çekenlere dost sadece. Ney? O ayrılığın petçesine düşenlere dost sadece. Neyi anlayacak olan o ayrılık acısıyla, o ayrılık sızısıyla, o ayrılık hasretiyle yanıp tutuşanlar. Neyi kavrayacak olan, neyden anlayacak olan bunların dışında başka bir şey değil. Geri kalana ney kaval? Geri kalana ney düdük? Eşeğin yanında siz kaval çalarsanız eşek anlamaz. Eşeğe siz ney yüflerseniz eşek bir şeyden anlamaz. Siz eşeğe ne söylerseniz söyleyin. Eşek bir şeyden anlamaz. Anlayacak olan insan. Neyi anlayacak olan insan. Neyi anlayacak olan ancak bir doz. Yanıp tutuşan bir kimse.
Hani bir kimse sevmiyorsa, aşık değil ise ayrılığın acısından anlayamaz. Aşık olan ayrılığın acısından anlayamaz. Aşık değilse o kimse, o ne ayrılığın acısından anlar, ne mustaktan anlar. O eşekten bir farkı yoktur. O yüzden Hazreti Mevlana der ki, aşktan nasibin yoksa eşekten farkın yok der. Eşekten farkı yoktur aşktan nasibi olmayanlar. Hayatında bir böcek sevmeyenler, hayatında bir çiçek sevmeyenler, hayatında bir kuş sevmeyenler, hayatında bir balık sevmeyenler, hayatında bir yeşillik sevmeyenler, hayatında bir dostu arkadaşı olup da ona gözyaşı dökmeyenler, hayatında bir sevdiği olup da ona gözyaşı dökmeyenler, ama gerçekten hayatında bir sevgi olup da onun yörüngesinde dönmeyenler bu neyin dilinden anlamazlar.
Aşıklığı varsa neyin dilinden anlayacak? Eğer sevdası varsa neyin dilinden anlayacak? Eğer sevdasının sevdası varsa neyin dilinden anlayacak? Eğer sevdasının sevdası yoksa neyin dilinden anlamayacak? Eğer o aşıklığından dolayı ciğerinden tatlı tatlı cızırtılar gelmiyorsa neyin dilinden anlamayacak? Eğer o aşıklığından dolayı neyin de o içindeki bir coşkunluk yoksa gün gelip Fırat nehri gibi coşamıyorsa hangi okyanuslar gibi kabaramıyorsa hangi denizlerin sahilleri vurduğu gibi onun kalbinde tsunami'ler olmuyorsa onun beyninde şimşekler çakıp beyninde durlar beyninde atomlar patlamıyorsa angelip onun yüreği bir nurlar hazinesi haline gelmiyorsa angelip onun yüreği sanki büyük bombaların atom bombalarının patladığı gibi şimşekler çakmıyorsa o neyin halini anlamayacak?
O neyin kavam gibi deneyecek? O yüzden neyi anlayacak olan ona dost olacak olan ayrılık acısı çeken sevda sancısı çeken bir kimsede. Hazreti Mevlana bu on sekiz beyti yazdığında kendisini anlayacak hiç kimsenin olmadığını anlamıştır. Şemsedini tebrizat ettir gitmiş harifesi hem sırdaşı hem dostu olan o dostu olan kuyumcu Selahattin vefat etmiş Hazreti Mevlana yalnızlıktan yalnızlığa hayretten hayrete kulaç açmaya başlamıştır. Hazreti Mevlana suskundur. Hazreti Mevlana konuşurken coşkunluğu yoktur. Hazreti Mevlana hep düşünce halindedir.
Hazreti Mevlana hep kendince kederlidir. kendince hüzünlüdür. Ağzını bıçak açmıyordur. Onda bir de şey yoktur. Onda bir olayısında hüzün kasırgası vardır. Ve oturur bu on sekiz beyti o hüzün kasırgasının içerisinde yazar. Mesnevinin kendi her yazmasının ancak bu ilk on sekiz beytidir. Hazreti Mevlana ondan sonra on sekiz beytten sonra rivayet edilir ki eline kalemini viti kağıdı almamıştır. İşte Hazreti Mevlana'nın bu on sekiz beyti bütün halet-i muhiyyedin cebi gibidir. Nasıl Kur'an'ın cebi, Fatiha-i Şerife ise Mesnevinin cebi de Mesnevinin de tabiri caizse Fatiha-i Şerifesi bu on sekiz beyti. Bu on sekiz beyti anlayan, bu on sekiz beyti dinleyen bütün mesnevi anlamış ve dinlemiştir. Çünkü bu on sekiz beytin her harfine, her kelimesine, her cümlesine binlerce sayfa şerh yazmak mümkündür.
Ve buna otursak defalarca defalarca defalarca on sekiz beyti okusak ve her seferin okuyuşumuzda ayrı bir hayret perdesi açılacaktır. Hani Fatiha'yı okuruz ya günde kırk sefer ve her Fatiha-i Şerif'i okuyan bir kimse günde kırk sefer namazlarda okursa onda hayretten hayrete geçmesi gerekir. Ve onda kırk tane makamı atlaması lazım. onda kırk perdenin açılması lazım. Her gün Fatiha-i Şerifi'yi okuyan bir Müslümanın önünde hâlâ da Allah'ın görmesinde perde var ise o Fatiha-i Şerifi'yi yüzünden okumakta. Fatiha-i Şerifi'yi yüzünden okuduğu müddetçe o kıble olarak yöneldiği ve Allah'ı görebilecektir.
Eğer o Fatiha-i Şerifi'yi gerçek manada okursa kimin iman olduğunu görecek imanlık müessesesinin başında Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin namazı kıldırdığını görecek hangi camide, hangi mescitte, hangi toplulukta, hangi bölgede, hangi yerde, nereden namazı durursa dursun Allahu Ekber'in de İhtap'ta Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini görecektir. Eğer bir hitapta Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini göremiyorsa bir Müslüman o zaman Fatiha-i Şerifi'yi yüzünden okumakta benim gibi. Bir farkı kalmadı. Ama gönül ister ki herkes o Fatiha-i Şerifi'yi manasıyla okusun. Hani Hz. Mevlana meslevisinde der ya Evla sen Kur'an'ı yüzünden okuyanlardan olma.
O baştan baştan suresine kadar mana deniz. Mana noktasında okuyanlar. Ortasında bakarsan Kur'an bir ummandır. İşte nasıl Kur'an'ın bu noktalarındaki bu noktasındaki Kur'an'ın cebidi. Hz. Mevlana'da sufilik, sufilik, velili, dervişti. Kur'an'daki tabirle fakirliğin, Kur'an'da tabirle dünyada da ahirette de onlar için müjdeler vardır.
ayet-i kerimesinin tecelliyatını işte bu on sekiz meyitte anlatır. der ki neyi, neyi ancak ayrılığa düşmüş kimseye dostum. Neyi ancak aşk ateşine düşmüş bir kimseye dostum. Neyi ancak aşk çoşkunluğu yaşayan kimseye dostum. Ney, şehvet de bakana dost değildir. Ney, menfaat de bakana dost değildir. Ney, üflemenin arkasında bir şey bekleyersen menfaat noktasında veya makam noktasında o da dost değildir. Neyin dost olacağı bir şey vardır. O da ayrılıktan gözünü pare pare bulmuş. Ayrılık sancısı ve sancısı çekene dostum. Ney, başka hiçbir şeye dost değildir. Ama o neye herkes zannınca dosttur. Herkes bakar zannınca ona dost olur.
Mudist bakar, mudistini görüp dost olur. Ateist bakar, ateistini görüp dost olur. Zannıncadır. Onun kalbinin derinliklerine bakma, onun içlerine bakma hiç kimsenin aklına gelmez. İşte o ney ki onunla dost olanın perdelerini yırtar geçer. Onunla dost olan perdelerini deler geçer. Onunla dost olan perdeleri atlar geçer. Onunla dost olan elsiz ayaksız yürür. Onunla dost olan dilsiz dudaksız konuşur. Onunla dost olan gözsüz yürür. Onunla dost olan kulaksız duyar. Onunla dost olan ayaksız yürür. Perdeden perdeye geçer. Hayretten hayrete geçer. Halden hale geçer. Ve onunla dost olan hiçbir şeyle dost olmak istemez. Çünkü Allah bir kimsede bir gönül verenmiştir.
İki değil. Bir gönülde bir sevda yaratmıştır. İki değil. Bir insanın bir sevdası olur. İki sevdası olmaz. Bir insanın bir aşıkı olur. İki aşıkı olmaz. Bir insanın iki aşıklığı varsa benim gibi yalancıdır o. Allah muhafaza neyse. Ney? Kanlarla dolu bir yolun sözünü etmeden. Ney? Öyle bir yol anlatmada. Öyle bir yolculuk anlatmada. Öyle bir yol tarif etmede ki bu yolda aşıklar aşıklıklarını kanlarıyla göstermişler. Kanlarıyla ispat etmişler. Bak Hallâc-ı Mansûr'a kanıyla yazmış aşkı. Neden? Önce çaprazlama kestiler parmaklarına. O yine aşıklığını feryat etti. Bu sefer öbür ellerini çaprazlama kestiler. Yine aşıklığını feryat etti. Bu sefer bileklerinden kestiler çaprazlama.
Bileklerinden kestiler. Akan hep kan Enel Hak dedi. Dediler ki bunun Enel Hak demesine dolduramıyordu. Asalım. Astılar. Yine vücut Enel Hak dedi. O kanlarını toparladılar. Toprakla karıştırdılar. Dicle yaptılar. Dicle göçtüler. Enel Hak dedi. İşte bu yol kanlarla doluyor. Bu yolda yürüyenler aşıklıklarını kanlarıyla ödemişler. Bu yolda yürüyenler aşıklıklarını yataklarla ödememişler. Bu yolda yürüyenler asla ve asla rahatları içerisinde ölmemişler. Bu yolda yürüyenler asla ve asla zevk ve sefahat içinde ölmemişler.
Bakın Eyüber Ensar Hazretlerine yüz yaşında orduya yazdırıp İstanbul sorularının önünde şehit olan bir kimse. Kanıyla yazılır aşığın aşıklığı. Kanıyla yazılır. Bakın savaş meydanlarında, cenk meydanlarında at koşturtulanlara. Kanlarıyla yapmışlar. Bakın aşkı uğruna her şeyinden feda olanlara. Kanlarıyla diyet ödemişler. Bu yolda yürüyecek, aşıklık yolunda gidecek olaylar. Kanlarını heder etmeye hazır olsunlar. Rahmetli üstadım derdi. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kan parasını soran olmaz derdi. Bu yol, bu aşıklık kandan bahsetmeler. Kanlı bir yol bu yol. Bu yolda candan geçmeyen, maldan geçmeyen, sevgilisinden geçmeyen, eşinden, çocuğundan geçmeyen, bu yolda başarıya uğraya ulaşamaz.
Bu yola giden bahadır asker gibidir. Bu yola giden alperen gibidir. Eşidin alnında da ver, yürür. Der ki dönersem gaziyim, kalırsam şehiriyim. Yavrularının anı, bu yol zayıfların, bu yol şehvete düşenlerin, bu yol nefsine düşenlerin, bu yol dünyaya düşenlerin. O sınıf usunu peşkeş çekenlerin yolu değildir.
Bu yol, her şeyinden geçip, kendisini Allah'a aradayanlar. Bu yol, bir tarafta elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz, beynelâ illallah demekten vazgeçmeyeceğim diyen, Muhammed-i Mustafa'nın yoludur. Muhammed-i Mustafa'ya teklif ettikleri gibi, gel hangi kadınımızı nikarlıyorsan nikarla, gel hangi malı istiyorsan o malı al, gel hangi padişahlığı istiyorsan o padişahlığı al, gel hangi, neyi istiyorsan Mekke'de, bu işlerin her şeyi al.
Ama bu davadan vazgeç dediklerinde, bir elime, bir elime ayı verseniz, bir elime güneşi verseniz, vallahi bu davadan vazgeçmem diyen, Muhammed-i Mustafa'nın yoludur. Ve bu yolda yürüyen, ne zaman ki çoğaldılar, ümmet o zaman kurtulur. Bu yolda yürüyecek kanından, canından, karısından, atından, avratından, geçti, o zaman bu millet kurtulacaktır. Emperyalistlerden ve emperyalist düşüncelerden. Ne zaman ki insanlar bu aşıklık yolunu seçti, ne zaman ki dolabından, rahatından, evinden, çocuğundan, annesinden, başından, seviyorum dedikleri nefsinden ayrıl, kurtulacaktır ümmet. Ümmet yatakta kurtulmaz. İnsanlar yatakta ölmez.
Ne demiş İbrahim Metem'e? Diyor ki damla ne var? Bu yolda yürüyeceksen, nefsini kenara, dilini tut, Allah için yürü, gözünü tut. Şehvete düşme, mala düşme, paraya düşme, rahata düşme, uykuya düşme, şeytana düşme.
Göreceksen, arkandan gelenlere yol aç, nefsine uyma. Bu yol böyle basık ekme, bir daha çekip, hakim bir gönüle gir, hakim bir kimseye Allah'ım. Yemeğe düşme, ekmeğe düşme, ruja düşme, makyaja düşme, çıplaklığa düşme, emper erkekliğe düşme, dost ol oğlum.
Kenarda oturup tembellik yapılacak bir yoldayım. Kenarda oturacaksan bu yolda yürüdüğünü söyleme, yalancılardan olma. Yalancılardan olma, yürü. Bir kardeş fenafillaha anlattı bana. Güldüm, neden gözünü? Dedim sana bir fenafillah anlatayım, ashabdan dedim. Şeyh bu. Efendimizin ayağına ok batarya dedim ben, biliyorum dedim. Namaz kıl ki dedim, oku çıkarsınlar. Baktı, öğle namaz kıl ki dedim, gönlünden oku çıkarsınlar. Mustafa Efendi gözümde ok mu var ki dedi, ben ok var demedim dedim. Öğle namaz kıl ki dedim.
Gönlünden ok çıksın. Hangi oku? Şeytanın oku. Hazreti Ali Efendimiz'e oku kim attıydı? Kafir attıydı. Sana oku. Şeytan atar kalbine. Kalbine atar. Yüreğine atar senin. Fenafillah. Kalbinden oku çıkarmaktır. Fenafillah. Yermiş savaşında. Yermiş savaşında. Ashabın ayağı kesilir öğlende. İkinli namazını kılmak için attan inerken, tabiri caizse, tomruk gibi yuvarlanır gider atın üstünden. O zaman anlar. Ayağının kesikliğini. Öğle ile ikindi arasında, ayağının kesikliğini anlamak. Allah için savaşıyordur çünkü.
O Çanakkale'de akşam siperlerinde dönen Mehmetçik, silkelendiğinde mermi düşer üzerinden. Tapır tapır. Fenafillah'tır o. Mermi ya vücudunda erir gider, ya vücudunu veler gider, ama Mehmetçik ayaktadır da. Mehmetçik ayaktadır. Fenafillah'tır o. Bakın talih kitaplarına. Ulubatlı Hasan'ın elinde kılıç yoktu. Ulubatlı Hasan'ın elinde, Ulubatlı, bandırı çıplar mı yeri içeride? Sancağı, şarttır.
Asıncaya kadar oklar. Hazreti Mevlana, yolun başında söylüyor. Diyor ki, bu yol, kanlı bir yol anlatmakta. Bu yol, çileli bir yol anlatmakta. Bu yol dertli bir yol. Bu yol oyunda oynayacak. Bu yol, bu yol, bu yol, hatunun koynunda geçirilecek yol değil. Bu yol, bu yol Allah için, bu yol Allah için mücadele et bu yolu. Bu yol giriliş yolu.
Bu yol kurtuluş yolu. Bu yolla, ümmeti kurtarmayı düşüneceksin. Bu yolla, ümmete nefer olmayı düşüneceksin. Olsan olsan nefsin dostu. Bu yola gideceksen, bu kanlı yolda yürüyeceksin. Bu taşlı patikata yürüyeceksin. Bu dikenli yolda yürüyeceksin. Bak, Hazreti Resulullah, Sadullah ve Selam Hazretleri, kanlı yoldan geçti. Dikenlerin üzerinden bastı, geçti. Çivilerin üzerinden bastı, geçti. Bak, onun üzerine, işkembeleri koydular. Alışverişi kestiler. Almayı, satmayı kestiler. Onun çocuklarını boşadılar. Dinin için, imanın için, dinini ve imanını yaşama ve yaşatma için, böyle bir yol.
Bak, Ebu Zerif'i faaliyeli Müslüman oldu, dedi ki, haykıracağım ben bunu. Ne diyor? Ona aşk, coşkunluğu düşmüştür. Ona aşkın sarhoşluğu düşmüştür. Onun coşkunluğu, aşktandır. O coşkunlukla gitti, Mekke'de, her de bekledin, müşriklerin en kuvvetleri gelsin, müşriklerin en sağlamları gelsin, en zalimleri gelsin, geldiler. Onlara gitti. Eşhedü en la ilahe ezzallah. Ve eşhedü en muhammedel abdühü ve resuluhu dediler. Ebu Zerif'i faaliyenin yüzüne kaç tane yumruk geldi? Kafasına kaç tane yumruk geldi? Bedeline kaç tane sopa geldi? Bedelinde kaç rak kırdılar? Bedeline ne kadar tekme tokat vurdular? Eline yüzüne ne kadar yumruk vurdular? Saymak mümkün değil.
Çünkü Eruzun'un, Eruzun'un kim varsa onu anlatacak kimse değil. Mustafa aday onun coşkunluğunu, onun coşkunluğuna çapka çıkardı tabiri caizse. Diyemedi ona, otur ya Eruzun diye. Onu Hazreti Hamza geldi. Daha Müslüman değildi o esnaflar. Öyle olması lazım. Kaldırmadı. Dediler ki, Ey Kureyştiler, bu Gipar kabilesinden sizin kervanlarının yolunu keserdiğince herkesi saklılardı. Kafirler mala çok düşkündürler. Kafirler mallarını çok severler. Kafirler dünyalarını çok severler. Çünkü kafir, dünyada kalacağını düşünürler. İşte bu yol, öyle bir kanlı bir yol. Bu yol, Hazreti Ali gibi, Muhammed-i Mustafa'nın yatağına yatma yoludur.
Göz göre göre, göz göre göre, aklın, aklın var. Aklınla öldürüleceğini biliyorsun. Aklınla öldürüleceğini görüyorsun. Aklınca katliyama uğrayacağını biliyorsun. Beklilerin yoludur. Ölümle oynayanların yoludur. Ölümle oynaşanların yoludur. Ölmekten korkanların yolu değildir. Ölmekten korkanların yolu değildir. Bu yol, mağdurucuklar, silaha güvenmeden, Allah'a güvenerekten, kafirin, üstü başını yırtmak için yürüyenlerin yolu. Bağdurucuklar, silahsız, benim çok hoşuma giderdi. Yeniçerilerin içerisinde, onlara bağlantı çıplak derler bir kısmı. Onlarda kılıç yoktur. Onlarda kalkan yoktur. Onların üstlerinde elbise yoktur. Sanila yoktur.
Gönlek yoktur. Dizle göbek delikleri kapalıdır. Ege'de, efelerin kıyafeti de önedir. Dizleriyle göbek deliğinin arasında vardır. Bir ton. Üstünde küçücük bir yemek vardır. İç gömleği de yoktur efelerin aslında. İç gömleği yoktur. Küçüklüğü vardır, silahlığı vardır, tabancalı vardır. İç gömlekliği yoktur. Üzerinde bir tane yelek vardır. Özelliği. O yeniçerilerin ödündedir onlar. Onlar feda icandır. Düşmana kılıç saldırmazlar. Onlar Allah'a... Düşman bir bakar ki. Onların elinde kılıç yok. Onların elinde kalkan yok. Onların elinde mızrak yok. Bunlar nereye geliyor dediklerinde? Elleriyle, kılıcı elleriyle tutan.
Kendisine gelen kılıcı eliyle, koluyla soğuşturur. Osmanlı tokadıdır onlar. Yeniçeri öylesine eliyle vurur ki o kafire. Bir uçta bir yıkır zaten. Kimisinin öldüğü söylenir. Kimisi korkuda dönür kafirleri. Ne zaman ki bunu kaybettiği Osmanlı, ondan sonra yıkıldı zaten. Yıkılışının sebebi. Ne zaman ki sen bu kanlı yolda yürüt ettin, onlu memleketin de kurtulduğu gündür. İşte, Meclun'un aşk hikayelerini anlatmada. Bak, hem kanlı yolu anlatıyor sana. Hem kanlı yolu gösteriyor. Öbür tarafta da diyor, Meclun'un aşk hikayelerini anlatıyorum ben diyor. Bu yolda aynı zamanda Meclun'un aşk hikayeleri de var.
Sen bir bakacaksın ki, bir tarafta Meclun'un aşk hikayeleri, bir tarafta bakacaksın ki kanlı bir yol. Sen o kanlı yola girmezsen, Meclun'un aşk hikayelerini dinlemekle geçireceksin. Meclun'un aşk hikayelerini dinlersen, entel dantel olacaksın, başka bir şey olmayacaksın. O kanlı yolda yürürsen, Meclun'un aşk hikayesini anlayacaksın. O zaman ona değer vereceksin. Öbür türlü değer vermem mümkün değil. Ne gibi bir zehri, ne gibi bir panzehri kim gördün? Zehir neye? Nefse. Zehir neye? Şeytana. Zehir neye? Şeytanın sana verdiğine. Neye? Nefsin sana vesvesesine panzehir. Zehir neye?
Seni kötü hücretine, öldürmek için, katletmek için. Kötü hücretine, kötü hücretine, panzehir neye? Daha önce sana girmiş ya kötü hücretler, onları izade etmeli. Ne gibi bir soluktaşı, burası çok önemli. Ne gibi bir soluktaşı, ne gibi bir iştiyat çekeni kim gördü? Aşığın zirve halidir, iştiyat hali. İştiyat. Şu anda Müslümanların, müminlerin kaybettiği hal, iştiyat. Dün akşam İstanbul'da bir kardeş sormuştu, heyecan ne efendim diye. Dedim ki bugüne kadar kimse sormadı dedim. Sufi heyecansın kaybeder. Sufinin heyecanı ne olmalı dedi bana. Ciğerinden vurdu. Dedim ki heyecan, insanların arasında, halkın arasında heyecan ne? Adamın anlık damaklarının kabarması, heyecan.
Sufi için heyecan iştiyat hali. Hiç kaybetmemesi gereken şey. İştiyat sufinin ekmeği, iştiyat sufinin suyu, iştiyat sufinin nefesi. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya maruz diyen peygamberin hali. Namaza iştiyat duymak, devamlı namaz kılmaktan hoşlanmak, arzu etmek, istemek ve namaza doymamak, orunca doymamak, zikre doymamak, sohbete doymak, koşmaya doymamak, iştiyat hali.
Sahtekalılardanmışsın sen. Biz önceden ne severdik ya? Hayır, insan o zaman da sevmemişsin. Biz önceden ne zikre giderdik ya? O manasına enerseydin, iştiyat hali olacaktın. Doymayacaktın, doymayacaktın. Muhammed-i Mustafa demeye doymayacaktın. La ilahe illallah demeye doymayacaktın. Namaza doymayacaktın hali. Eğil yaşına gelse de, adını askereye orada şehit olacaktın. İştiyat hali, doymamak, iştiyatınızı kaybetmeyin. İştiyatınızı kaybetmeyin. Eşinizde iştiyatınızı kaybetmeyin. Çocuğunuzda iştiyatınızı kaybetmeyin. Vatanınızda iştiyatınızı kaybetmeyin.
Devamlı dili durun. Devamlı sevdalı durun. Sevdanız bitmesin. Sevdanız geriye düşmesin. Her gün yeniden heyecan bekleyin. Yeniden yaratılın. Yeniden dövülün. Yeniden yaşayın. Yeniden sevin. Yeniden aşık olun. Yeniden koşun. Yeniden yiyin. Yeniden için. Yeniden adım atın. Durmayın durduk bu yerde. İştiyat hali. O iştiyat halini insanlar yakaladıklarında, müminler yakaladıklarında, müminler o zaman işte toşlarımız her gibi akacaklar. O zaman dünya sizi bekleyecek. O zaman dünyanın her serisi sizi bekleyecek. Şehirler sizi bekleyecek. Sizi bekleyecek. Ülkeler sizi bekleyecek. Siz her tarafa Allah ve Resulü'nün edebin adamını, ahlakını götüreceksiniz.
İştiyat halinde olmak. Bıkmadan, usanmadan. Bıkmadan, usanmadan. Zayıflamadan, geriye düşmeden. Durmadan. Devamlı koşmak. İştiyat halinde. Ey Muhammed de ki. Bu madde değil. Koşma. Bu ney, bu ney, iştiyak halinde yaşar. Ve bu neyden başka kim görmüş ki iştiyak halini? Kim ne görmüşler ki? O iştiyak halini yaşamaz. Dostlar, o yüzden işinizde iştiyak halinde olun. Başınızda iştiyak halinde olun. Eşinizde iştiyak halinde olun.
Çocuklarınızda iştiyak halinde olun. Dergahınızda, cemaatinizde, cemiyetinizde iştiyak halinde olun. Kırtmayın, usanmayın. Geriye gitmeyin. Geriye düşmeyin. Yürürmeyin. Koşun. Bu dünya girip geçecek. Yürüyorsan zarardasın. Kârlısız. Koşana göre zarar etmez. Bakarsan. Alanınlardan eylemesin. Hakkı bizi helal edin. Hakkı yapmak.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi