Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Mayıs 2013 · 42:57
Allah gecenizi hayırlı eylesin, inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, hayırlısı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlısı, inşallah eylesin, inşallah eylesin. Pazartesi günü saat 13.30'da tekkede Mahmut Sami Efendi'nin bir hatı programı gerçekleşiyor. Tüm bayan kardeşler davet edilir. Kıymetli kardeşler, burası halka açık bir yer. Bizim bütün zikir yaptığımız, sohbet yaptığımız, bütün mekanlar halka açık bir yer.
Halka açık bir yerde her türlü insan gelebilir. Biz kimseyi kapının önünde hiçbir şekilde ötekileştirmeyiz. Birinin hangi ahlakta olduğunu bu noktada uğraşmayız. O yüzden içinizde hırsız olabilir, içinizde buraya gelenlerin cep telefonlarını, çantalarını, parasını pulunu almaya çalışanlar gelebilir. Böyle bir şeye tevessül edenler olabilir içimizde. Bu tip hastalıklara dünçer kalmış insanlar olabilir.
Bu tip günah kebalileri yapan insanlar olabilir içinizde. Bu noktada kardeşler kendi tedbirlerini kendileri alacaklar. Kıymetli eşyalarını, paralarını üzerine taşıyacaklar. Çantalarını, bayanlar bir başkasına bırakmayacaklar gibi. Eşyalardan, kaybolan şeylerden tekke yönetimi sorumlu olmaz. Tamam. O yüzden arkadaşlar her tekkeye geleni derviş biliriz biz ama devemizi de bağlarız bir kıyıya.
Devenizi bir kıyıya bağlayacağız. Güzel bir olayın ardından tadı damağımdayken hemen kendimi germeye başlıyorum. Sen bunlara gayet değilsin, derviş olamazsın diyerek hüzünleniyorum. Artık tam anlamıyla mutlu olamıyorum. Kendime ruh dengesizliği olduğunu düşünmeye başladım. Bu durum normal mi? Biz kendimizi hiçbir şeye layık görmeyelim. Kendimizi bu noktada hiçbir şeyi yapmış görmeyelim. Kendi nefsimizi bu noktada hiç önde görmeyelim. Bir Cenab-ı Hak bizim üzerimizden bir iyilik tesis ettirdiyse hamd etelim. Allah bunu o noktada bizi alet gibi kullanmış. Bir gün Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kapısına birisi çağırdı. Hazreti Peygamber içeriden seslendi.
Kim o? Ben dedi. Ben deyince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ben, ben, ben dedi. Yüzünü ekşitti, ben demeyim. O yüzden Cenab-ı Hak bir hizmet ortaya, bir hayır ortaya, bir güzel bir iş ortaya çıktıysa onu hiç kimse kendisinden görmesin. Allah'ın yutbillahiyesi senin üzerinden tecelli etmiş. Yarın başkasının üzerinden tecelli eder. Sen layık olmaya çalış, sakın layıkım deme. Sen hep layık olmaya çalış. Allah için kendi yolunda koşturacak insan çok. Allah isterse günahkarlara da, fasıklara da, münafıklara da, müşriklere de, kafirlere de kendi yolunda hizmet etmiş. O yüzden asla hiç kimse, hiçbir şeyi kendi üzerinden görmesin.
Bu sufiler için, Allah muhafaza eylesin, acı bir zehir ödür. Kendi benliğimizi görmüyoruz, kendi şahsiyetimizi görmüyoruz, kendi kimliğimizi görmüyoruz. Veyahut da bir ekip yaptı onları, beş kişi, altı kişi, on kişi. Biz yaptık demesin. Biz bu işi hallettik demesin. Tevhid noktasında da sıkıntılıdır. Tevhid noktasında fiiliyat Allah'a aittir. Ve her şey Allah'ımız. Kaldırıp, oturtturan, yatırıp yürüten, gösteren, göstermeyen, her şey Allah'a aittir. O yüzden bir kimse bu noktada kendi nefsini görürse, veya bir cemaat kendi nefsini görürse, batar.
Ben yok, biz yok. Allah bak. Yaptığınızı görüverirsiniz. Ben yaptım dediğiniz işten çok çok uzak, fersah fersah uzaklaştığınızı görürsünüz. Ve kendi kendinize sorarsınız. Neden uzaklaştın diye. Veyahut da birilerine bahane bulursunuz. Uzaklaştım diye. Herkes her şey kendinde bakacak, kendinde bulacak. Hata, kusurlar nefsimizden biz. Sakın. Kardeşlere tavsiyem o. Sufilerin bir kısmı yolda hedef ve terbiye olsun diye, yolda bir ölçü olsun diye, üstadların kendi üzerlerinden bunu böyle yaptık, bunu böyle ettik demesine, veyahut da böyle yaptım, böyle ettim demesinin muhal karşılaymışlar.
Bunu bazen örneklerim ya, işte Hazreti Osman Efendimiz'i katletmeye gelen kimselere, kimselere Hazreti Osman Efendimiz faziletini anlatmaya başladı. Bunun gibi. Bu noktada o fazilet insanlar anlasınlar, insanlar bu meseleyi idrak etsinler diye, bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasıl yaptıklarını anlattıysa, velilerin kendi yaptıklarını anlatmaya müsaade etmişler, ama o dahi tehlikelidir.
Mümkün olduğunca uzak durmak gerek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi gördüğü halleri, kendi gördüğü rüyaları anlatmış hep. Ama yine de ene gelir, nefis gelir, benlik gelir de uzak durmakta fayda var. O yüzden kıymetli dostlar, sakın ha, sakın ha nefsinizi görmeyin bu noktada. Hatta ben derse gidiyorum, Allah lütfediyor gidiyoruz. Ben ders yapıyorum, Allah lütfediyor yapıyoruz. Sabah namazına kalktım, Allah lütfede de kalktım. Baktım ders çekerken şöyle oldu, ya yapma, Allah lütfedip de yaptın. Sakın, birisini andırma, bir şey yaptın. Allah mağmurda edesin. Perşembe akşamları aileler sohbetle zikirdeyken, özellikle yetişkin kız çocukları geç saatte derneğin önüne çıkıp oturuyor.
Bu, biz uyardığımızda annelerimizin haberi var diyerek içeri girmiyorlar, ne yapabiliriz? Bu noktada herkes genç kızlarını, genç çocuklarını içeri alacaklar. Bayanlar, üst katta duran kardeşler, kız çocuklarınızı dizinizin dibinde oturtacaksınız. Burada ben erkeklerin de gruplaştığını görüyorum, dışarıda erkekler gruplaşmasın. Dersten önce de, dersten sonra da, herkes işini görsün, gelsin gitsin. Bir kadın genç çocuk olsa bir sürü adam sıralamış. Kimisi sigara etiyor, kimisi gençler birbirleriyle muhabbet ediyorlar. Hoş şeyler değil. Başka yerde durabilirler, başka yerde böyle bir şey normal görülebilir. Dergahın etrafında zikir yapılan, evin etrafında zikir yapılan, binanın etrafında bu tip şeyler hoş değil.
Kız çocuklarının dışarıda orada durması hoş değil. Ailesinin haberi olsun olmasın, oradaki vazifeni kardeşler, ya içeri diyecekler ya da buradan başka bir yere gidin. Bizim başımız derde girer. Orada kalkar, serkeşin birisi ona bir laf söyler. O lafı bizim arkadaşlardan birisi duyar. Bu sefer o serkeşe iki tane çeker birisi. Kalkar bir laf söyler. Burada olay büyük. Herkes çocuğunu alacak yanına. Çocukları ders dinlemek, sohbet dinlemek istemiyorlarsa evde dursunlar. Zorla da getirmeyin çocuklarınızı. Çocuk zorla gelirse, 25 yaşına, 30 yaşına geldiğinde onun intikamını alır. Beni zorla götürüyorlar doğruya da dergahattan, tarikattan, sohbetten, zikirden, nefret eder.
Çocuklarınıza anlatın, çocuklarınıza terbiye edin. Çocuklarınızı bu noktada tatlı dilli bir şekilde anlatın. Çocuk gelmek istemiyor. Getirmeyin. Çocuğum buraya gelmiş, kapının önünde duruyor. Bir anlamı yok. Orada cevap versin. Süt bankası ve süt kardeşliği hakkında düşüncelerinin nelerdir demiş. Ya daha kurulmadı böyle bir şey.
Ama çok uygulanabilir bir şey olarak görmüyorum dini noktadan. Ama ne kuracakları belli değil de ne kuracakları belli olmadığından dolayı, kimin sütünü kime verecekler belli değil. Eğer çocuklar kendi süt endikleri, memeyi tanımaları bilmeleri lazım. Sağılmış olsa dair. O zaman süt kardeşinin de bilmesi lazım. Süt kardeşiyle nikah olmaz çünkü. Bunu eğer yerli yerinde yapmazlarsa Allah muhafaza eylesin. Komple nesil bozulur. Bu neslin bozulma yöntemlerinden birisidir. O gider süt kardeşinden evlenir. Ömrükü süt kardeşinden evlenir. Düşünün artık siz.
Doğan çocukları düşünün. Annesi babası belli veledi zinalar ortalıkta. İşin bu tarafını görmüyorlar. Evet süt kardeşliği var, süt anneliği de var. Bunu reddetmek mümkün değil. Ama ve lakin insanlar bunu bilecekler. Nice benden fetva soranlar var. Süt kardeşiyle evlenmiş. Biz ne yapacağız şimdi diyor. Diyorum ki öğrendiğiniz zaman boşanmanız lazım. Çocuklarımız var. Çocuklarınızı bir şekilde baktınız. Dinin emri neyse. Ama öğrenmez, öğrenmez. Kardeşin senin o. Ondan ayrılmış olman lazım. Bunu söylüyorum. Gömülüyor, batıyor aile. Aile batıyor. Doğmuş çocuklar var.
Birleşimde altı yedi tane çocuk vardı. Süt kardeşiyle evlenmişler. Öğrendiğiniz anda zina etmiş oluyorsunuz. Nikah olmuyor çünkü. Nikahsızsın. Bir kimse aynı memeden süt emri kardeşlerini ebediyen nikahlayamaz. Aynı memeden emmişin. Bir memeden kaç kişi emliyse, kaç kişi ağız dolusu o memeden emliyse, hiçbirisi birbiriyle evlenemez.
Ebediyen. Senin birisi bir taş atıyor, uğraş artık çıkartacağım diye. Bir tane süt bankası meselesi kim çıkardıysa, attı bir taş. Ya gündem değiştirmek için mi yaptılar artık? Ne yaptılarsak? Tabii uğraşıyoruz biz bundan şimdi. Nesli bozar. Nesli veleti zina eder.
Nesli komple veleti zina eder. Ya bir şey çıktı zaten millet gidiyor, babası belli değil gidiyor. Bir tane siper alıyor, hamile kalıyor kadın. Babası belli değil. Nikah yok, çocuk veleti zina alıyor. Onlar da orada burada.
Dinen hükmü bu. Babası bellidir, nikahlıdır ondan. Bunda bir sıkıntı yok. Ama babası belli değil, gidiyor siper bankasından. Belli olsan olacak ki nikah yok. Bunlar nesli bozan şeyler. Bunlar neslin dibine dinamit koyan şeyler. Allah muhafaza eylesin. Bunlardan uzak duracağız, uyanık olacağız. Bunun hakkında geçit vermeyeceğiz. Haram kardeşim yapmayın. Telgraf çekseniz, fas çekseniz, meyif çekseniz. Neslimizi mi bozmak istiyorsunuz? Kimin sütünü kim emecek? Boş vazgeçtiler galiba da bilmiyorum.
Devam ediyorlarsan Allah muhafaza eylesin. Bunları göz önüne almak zorundalar. Bu işte Ahmet kızı, Fatma'nın, Fatma işte örneğin Erdem'in sütü. Kim içti? İşte Mustafa Özbağ'ın çocuğu içti. Filanca içti. Tamam. Kayıt adını alacaklarsın, söyleyecek bir lafım yok. Ne kadar sağlıklı olacak, ne kadar sıhhatli olacak, ne kadar kayıtlar düzgün tutulacak, o kayıtlara ne kadar itimat edilecek?
Allah muhafaza eylesin. Şüphelilerden uzak durun, bu tip şeylerden uzak durun. Allah muhafaza eylesin. Sünniler ile Şiiler arasındaki farklılıklar nelerdir? Şiilerin hangi frakasyonunu soruyorsun ki? Şiilerin kompresini sorduğun zaman aranın için, işin içinden çıkmamız mümkün değil. Şiilerin içerisinden Hazreti Ali Efendimiz'i peygamber görenler var. Şiilerin içerisinde Hazreti Ebubekir Efendimiz'i küfredenler var. Şiilerin içerisinde lanet olsun Ebubekir'e, Ömer'e, Osman'a değil, su içen yemek yiyenler var. Hangi şiir? Eğer Hazreti Ali Efendimiz'i diğer sahabelerin üstünde üstün sevmekse bir farkımız yok. Eğer Hazreti Ali Efendimiz'i fazla sevmekle, mutanikarıyla alakalı bu iki meseleyse çok fazla bir farkımız yok.
Bunların da zaten gündeme getirilmesinin şu anda bir anlamı yok. Bütün her şeyimiz bitti, bunlarla uğraştasın bir de. Rabıta nedir, nasıl kurulur, şirke düşme durumu var mıdır? Rabıta iki kişinin birbirini sevmesidir. Bir şeyi sevmek, bir şeyi sevip onunla beraber olmaktır. Bir vazifeyle ünsiye peydah etmek, o vazifenin üzerinde titizlikle durmaktır. Namaza rabıta kurmak. Yani öğle namazını kıldıktan sonra ikindi namazını düşünüp ona hazırlanmak. Ramazan orucunu bitirip bir dahaki Ramazan orucuna rabıta kurmak. Ona hazırlık yapmak, onu beklemek. Perşembe orucunu tuttum, pazartesi orucuna rabıta et. Perşembe günü burada dersi yaptım, bir dahaki perşembe zikrine rabıta et kendine.
Beraber olmayan, o işle iştikal etmeyin kendini hazırla. Ramıta bu, kendini disiplin etmek, bir savaş meydanında kendini savaşa rabd etmek, bir nöbetteyken kendini nöbete rabd etmek, nefisle mücadelende, nefisle mücadele noktasında kendini rabd etmek, kendini sevdiğine rabd etmek, kimi seviyorsan ona kendini rabd etmek. Bu, şirke düşme durumu var mıdır? E bir kimse seven sevdiğiyle de sevdiğine bakmak gerek. Bakacağız sevdiğimize, insan sevdiğinden şirke düşer mi? Evet. Haramı seviyorsan ve harama karşı öylesine aşık olduysan şirke düşmen var. Bir putu seviyorsan, puta rabıta ediyorsan şirke düşmen var.
Bir melayani bir şeyi sevdiysen, ona rabıta ediyorsan şirke düşme ihtimalin var. E salihlerle beraber olun. Bir kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni sevmiş, onunla beraber olmak istiyor. Bunun neresi şimdi? Veya bir kimse veliyullah'tan birisini seviyor, salihlerle beraber onun emrine uyup, onunla beraber olmak istiyor. Neresi şimdi? Allah'ın hafızı eylesin. Tabi birileri de kalkıyor, rabıtayı şirke yazıyor oraya bir kalem, bir kitap, bir deli bir taş atıyor ortaya, ondan sonra çıkaracağız diye uğraşıyoruz biz. Allah'ı nasıl düşünmeli, nasıl tevekkül etmeliyiz? Allah sıfatlarıyla tefekkür edilir. Tevekkül de deveyi bağlamaktır.
Recm etmek dinimizde var mıdır? Evet. Hakika kurbanı nedir, nasıl ve ne zaman kesilir? Hakika kurbanı bir çocuk doğduktan sonra yedi gün içe, yedinci gün saçları tıraş edilir. Saçları tıraş edildikten sonra saçlarının ağırlığı boyunca erkek çocuğuna iki koyun, kız çocuğuna bir koyun kurban edilir. Sihir ve büyünün gerçekliği var mıdır? Vardır. Sihir de büyü de haktır. Kim yaparsa yaptığına inanırsa küfür ehlidir. Kim yaptırırsa yaptırdığına inanırsa küfür ehlidir. Her ikisinin de tecid, iman tecid, nikah gereklidir, tövbe gereklidir. Eğer her ikisi de yapan da yaptıran da tövbe edip geri dönmezse, telase namazları kılınmaz, küfür ehlidir. İtikaf nedir, ne zaman gelinir, neler yapılır?
İtikaf, sünnet olan itikaf, Ramazan'ın son on gününde erkekler için mescitte, bayanlar için evinin bir köşesinde dünya kelamı az konuşmak, sufiliğe göre girerse hiç konuşmamak gerekmediği müddetçe, oruç tutmak, itikafın şartlarından değilse de Ramazan'da muhakkak oruç tutulur, Allah içerisinde çok zikredilir, Kur'an-ı Kerim okunur, hadisi şerif okunur, örneğin, ilim öğrenilir ama sufi adabına göre girilecek olursa, o kimse günde bizim adabımızda.
İlk üç gün yetmişer bin tevhid çeker, beş yüz besmele, beş yüz tövbe, beş yüz salat-ı şerif, beş yüz yafettah çeker, ardından yetmiş bin tevhidi bir günde bitirir, üç gün üst üste bunu yapar, üç gün içerisinde Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni görürse, konuşursa, sesini işitirse, sarılın takkesini, cübbesini görürse, o geliyor denirse, dördüncü gün on bin salat-ı selamla yüz bin lafze-i celal çekilir. Beşinci gün yetmiş bin tevhid beşer yüzler, altıncı gün lafze-i celal yetmiş bin tevhid, lafze-i celal yetmiş bin tevhid, itikaf sona erer. Bu Ramazan'ın son on gününde girilen sünnet olan itikafdır. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri bir seferde, aşure ayında, ilk on gününün son yedisinde girmiştir.
O da sünnet itikaflardan birisidir. Ama ayrıca bir kimse, bir mescitte, bir tekkede, bir çilehanede, üç günlük, beş günlük, on günlük, bir haftalık, onun adına itikaf denmez, onun adına çile denir. Veya halvet denir. İtikaf olması için muhakkak mescitte olması gerekir. İtikafın şartlarından birisi mescittir. Orada cuma kılınmalıdır. Cuma kılınmazsa o kimse cuma kılınacak camiye gitmek zorunda kalır. Cuma kılınabilen yerlerde itikafa gerilir. Diğer yerlerdeki şey, ama ismi çile olsun, ama hayvet olsun, onun adına itikaf denmez pek, ehli sufi ona itikaf denmez. Çilehane nedir, neler yapılır? Çilehane, işte bu tekkelerdeki itikaf gibi, küçük hücrelerdir çilehane.
Orada sufi Allah'ı zikreder, evradını çeker, tefekkür eder. Dünya işlerinden, dünya kelamından uzak durur. Her şeyden kendisini sıyırır, halvet eder. Bu nedir? Bu eski sufilerin çilesidir. Eski sufiler böyle çile çekmişler. Bu işin kolay tarafıdır. Bu dinlencedir şimdiki sufilikte. Yok işte girmiş de çile çıkarmış kırk gün. Sen gel kırk gün şu dergâhta dur da göremez seni. Sen kırk gün bir koştur sen burada. Sen bir git tekkede bir günlük, iki günlük bir temizlik yapalım akşamları. Bir tuvaleti temizle böyle bir saatine, iki saatine.
Çile günler şimdi. Gelip olaya gidiyorum ben. Altı yaşında, yedi yaşında çocukları görüyorum. Çile çekiyorlar onlar. Sema edeceğiz diye uğraşıyorlar. Orada ilahi söyleyeceğiz diye uğraşıyorlar. Hizmet edeceğiz diye uğraşıyorlar. Uykusuz, yaşıtları, hatta yaşıtları ne? Koca koca adamlar evlerinde yatarlarken onlar yol gidiyorlar. Koca koca adam getirken onlar iş üretiyorlar. Koca koca adamlar evlerinde televizyon seyredip bizi takip ederken, o onu dedi, o bu bunu dedi derken onlar iş üretiyorlar. Koşuyorlar, çileyi çeken onlar. Çileyi çeken onlar. Bir pazar ev, dur durak yok. Onlar da piknik yapmasını biliyorlardır.
Onlar da bağ bahçe gitmeyi seviyorlardır. Onlar da genç çocuklar. Parklarda oynamayı seviyorlardır. Ve onlarla beraber koşuşturan insanların da aileleri var, çocukları var. Çile o, bunu yeminle söylüyorum şu anda gidip de bir yere insanın kendisini kapatması, orada normalde evrakla zikirle meşgul olması, dışarıdaki bir kimse, bir kimsenin bir yere hizmete gitmesi, içeride oturandan yüz bin kat fazla iş yapıyor.
Çile o, işimiz var kardeşler, işimiz. Çileye rağmen olup yürümek lazım. İşimiz var. Çile o. Laf söyleyecekler, küf söyleyecekler, küfredecekler, hakaret edecekler, arkandan dedikodu edecekler, gıybet edecekler, satacaklar, hançerleyecekler, vuracaklar. Arkandan her türlü her şeyi yapacaklar. Hatta yüzüne söyleyecekler. Sen diyeceksin ki işim var benim, yürü. İşine yürüyeceğim. Çile o. Oturup şimdi bir damda durmak, oturup böyle üç metrekare bir yerde itikaf etmek, oturup üç metrekare yerde çile çekmek, yemin ediyorum dinlenme. İntikafa girecektim bundan üç dört yıl önce.
İntikafa girecektim, niyet ettim. Dediler ki senin nefsin kaçıyor, itikafa kaçıyorsun. Dinlenmeye kaçıyorsun. Gitmeyi dahi kendime dinlenme olarak görüyorum şimdi. Bir gitsem dinleneceğim. Hatta bir gitsem dinleneceğim.
Dinleneceğim, dinleneceğim. Kardeşler, seyahat edin, hicret edin, mücadele edin. Bir hizmetin ucundan tutun, süpürgenin ucundan tutun, çay bardağının ucundan tutun, çay kaşının ucundan tutun. Bir şey yapın. Bir şey yapın. Bir işle iştikal edin. Kaçmayın. Kıvırmayın. Yan yatmayın, çapura katmayın. Mücadele edin. Çile o. Sizden para isteyen yok. Sizden pul isteyen yok. Sizden evinizin, evini, evinin, evinin bahçesini düzenleten yok. Sizden evinizi süpürttüren yok. Sizden filan şeyh efendinin bahçesi düzenlenecek. Şeyh efendinin malı mülkü düzenlenecek.
Şeyh efendinin yazlığı düzenlenecek. Şeyh efendinin kışlığı düzenlenecek. Şeyh efendinin evi tamir olacak. Şeyh efendinin evi boyanacak. Şeyh efendinin evi yıkanacak. Şeyh efendinin evi yıkılacak. İsteyen yok. Filanca zakir şunu yapacakmış. Pişmanca zakir bunu yapacakmış. Onun böyle bir işi varmış. İsteyen yok. İstenirse de yapmayın. İstenirse yapmayın. Allah için. Yürüyün. Kilo geçecek. Bir Allah'ın kuru diyen müterkahta benden için sen şu parayı topladın diye. Daha iki üç ay, iki ay onladı. Bir telefon görüşmesinde.
Halit kaç yıldır beni tanıyor dedi. Kaç yıldım tanıyormuş. Beş yıl olmuş. Beş yıl oldu. Halit bugüne kadar nefsim için senden bir tane bir şey istedin midir? Bir tane. Bir bardak su getir demedim ben daha. Şunu yap arabamı bunu. Birinizden, birinizden.
Birinizden daha. Allah için koşun. Yirmi üç yıl oldu bu sevgilerin. Yirmi üç yıl. Çile o. Çile o. Allah bizi affetsin. Yoksa git çilehanede. Şimdi çilehane dünya bizim için. Çilehane mi arıyorsun? Dünya kardeş. Dünyayı çilehane bil. Nazar devleti var mıdır? Vardır. Haktır. Cemaatimiz hangi tarikata bağlıdır? Diğer tarikatlardan farkımız nedir? Biz hiçbir tarikata bağlı değiliz.
Biz tarikatız. Biz kendimizi ehli tasavun olarak nitelendiriyoruz ama bizim bir tarafımız tarikattır. Biraz şatahat yapayım. Muhafifet çıksın ortalığı. Tarikatlar gelsinler. Tarikat alsınlar bizden. Bir yerden tarikat almak için tarikat üstü bir şey olması lazım. Bir kimseyi bu cemaate nasıl çağırmalıyız?
Neler söylemeliyiz? Biz Kur'an ve Sünnet tarihisinizde iyi yeter. Misafirlerimiz var bugün. Bosna'dan. İnşallah biraz da sohbeti uzatmanın sebebi de oydu. İnşallah bu akşam onlarla beraber inşallah zikrullah yapacağız. Kalan sorulara bakıp soru sahipleri haklarını helal etsinler inşallah.
Bunları böyle kırıp bukıp kıvırıp atıyorum. Soru sahiplerimin bu noktada sanki sorularına ehemmiyet vermiyormuşum gibi algılamayın. Bu sadece içinde özel bir şey sorulduysa hiç kimse bakmasın okumasın diye. Haklar kardeştir. Müminler kardeş olduğu gibi en iyi Sufi de kardeştir.
İçlerinde Türkçe tıklığından vardır. Önceden dergahların, tekkelerin adaflarındandır. Bir yerde, bir yerden bir yere seyahat edildiğinde orada varsa açık olan bir tekke, olan bir şeyhi, o ziyaret edildikten sonra ondan işte dua alınır. Sonra başka bir iş yapılacaksa yapılır. Bizim benim ilk zamanlar, Sufi'nin ilk zamanlarında bu adaf devam ediyor. Mesela bu aynı dergahın içerisinde olursa bir yerden bir yere gittiğinde o yerin sorumlusuna gidilir. Örneğin buradan Çanakkale'ye gelen bir kimse Halit'in yanına uğrayacak. Halit'le boş sohbet edecek, Çanakkale'de ondan sonra bir işi varsa işini görecek.
Tabi zamanla bu adaflar yavaş yavaş kalktı. Ne yazık ki Allah muhafaza eylesin. Şimdi Cafer bana telefon açtı, böyle böyle misafirlerimiz var deyince benim çok hoşuma gitti. Allah razı olsun hepsinden de teşekkür ediyorum. Allah ziyaretlerini mahkul etsin, kabul etsin. İnsanların arasında dergah kardeşliği, Sufi kardeşliği, normal kardeşliklerden evladır. Bir kimsenin kendi kardeşi koşmaz bir şeyine. Sufi kardeşi onun canı gibidir. Birbirine koşar. Çünkü Sufiler birbirlerini menfaatsiz. Allah için severler. Kim bir topluluk Allah için birbirini sever, toplanırlarsa, Allah'ı zikredip dağılırlarsa, Allah onları arş-ı alanın gölgesinde gölgelendirir. Allah onları nurdan minberlerin üzerine oturturur.
Cenab-ı Hak bizleri de onlardan eylesin cümle. Üç ihlas bir fatiha şehrine. Abizat, ahri kainat, sevim-i mevcidat, sevgili peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine mübarek, ruh sevgilerine. Adem aleyhisselamların hepsinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamber ziyan eferlerine mübarek, ruh sevgilerine.
Amin. Amin. Şahı Mevlana celalesef, Rumi, Hacı Beytas veli, Hacı Bayram veli, Veysak arabi, Mahmudul Dai, Halveti, Cerveti, Muşak, Sümbül, Üsul Rıf, Üsul Rıf, Üsul Rıf, Kürbe verdi.
Şeyh muziyetin arabi. Bütün birini birar Hazreti mübarek. Ruş evlerine geçmiş bütün velilerin mürşidi kanbilirlerine. Evliyalarına aşikan, sadikan, mühvan, ehm-i iman. La ila illallah, Muhammedun Resulullah. Diyen bir müminat-ı muhannet-i kusyallerine, cedre cedreden ruhlarına, geçmişlerin de ruhlarına hediye edildik, vasıl ve sadar eyle yarabbim. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah el-rezim el-kerim el-rezim el-ilahe illa hu. El-hayyudu layyumu ve tüvüyle gönzü lillahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Efteli zikr faremen namhu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.