Üstad Mustafa Özbağ

2 Haziran 2012 Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti / Bursa

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Haziran 2012 · 1:00:03

Selamun Aleyküm, Allah gecenize hayır etsin, inşallah, Cenâb-ı Hak uçursanız, beyninize gelinize hayır, hayır etsin, Cenâb-ı Hak gündemizi, kendi hakikatini, uva çıkıp, katında hayır etsin, katından merhamet etsin, katından lütfetsin, katından dinini, ahlamey ve yaşadığını etsin, katından kendisinin, münce'nin ekliğinin, umurun, asivesi bizlere inşallah.
4 Hazreti Hazreti, saat 13.30'da Çorumlu Hati Mustafa Efendi Hazretlerinin, bithadı, bayanlar tarafından, gerçeştirilecek, inşallah, burada. Pazartesi günü, bu Pazartesi günü. Evet, bir kardeşle gündüzleri de ara sıra sohbetlerimiz devam ediyor.
Bu kardeşin güzel çalışmaları var. Benim hoşuma geliyor. Bu yüzden sorularını buraya saklıyor. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. İnşallah siz de sabırla ve dikkatle bunları dinlemeye, bunları anlamaya çalışın. Ben de inşallah hep beraberim. Gerçek bir şey aslı yani.
Gerçek denen nesne, Ebn-i Arabi için aslında hayaller başka bir şey değildir. Gerçek dediğimiz olgu, Arabiye göre hayalden başka bir şey değildir. Uyumakta olup da, eşyayı rüyasında gören bir kimse için, gördüğü eşya nasılsa, bu hissi âlemde, gerçeklik açısından varlık da bize o nispetleriz. Devam ediyor.
Böyle anlaşılsın diye araya şerh koyup inşallah, alem, bir vehinden ibaret bir vehinden ibaret. Vehim, ne anlıyorsunuz vehinden? Hayal, düşünce. Onun gerçek bir vehinden ibaret. Hesli âlemde var ise, gerçekse, gerçeklik açısından varlıkta da görülen şey o nispetleridir. Devam ediyor. Böyle anlaşılsın diye araya şerh koyup inşallah, alem, bir vehinden ibaret. Vehim, ne anlıyorsunuz vehinden? Hayal, düşünce, onun gerçek bir varlığı yoktur. Yaşadığınız âlemin, sizin var olarak gördüğünüz bu dünyanın, sizin var olarak gördüğünüz bu eşyanın gerçek bir varlığı yok. Biz insanlar bu gerçek bir varlık âlemi görürken, Muhyiddin ağabey diyor ki, bu âlem gerçek bir âlem değil.
Bu varlık âlemi olarak gördüğünüz bu âlem bir hayalden ibaret. Hayalden ibaret. Devam edin, yani sen hayalinde zannettin ki bu âlem kendi başına buyurup, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir. Yani sen bu âlemi zannettin ki bütün her şeyi, kendi kendine olmuştur, kendi kendine var. Hani bir kısım Avrupalı materyalist felsefetiler bir yaratıcıyı kabul etmezler.
Yaratıcıyı kabul etmeyen materyalist felsefe, bu âlemi kendi kendine var olduğunu sunar. Ve der ki, bu âlem kendi kendine var oldu, kendi kendine bu noktada yetiştirdi, büyüttü, kendi kendine oluşturdu. Onu diyor ki, Hz. Bir, diyor sen hayalinde zannettin ki bu âlem kendi kendine buyurup, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir. Mutlak gerçekler, yani Hak'tan hariç bir varlıklar. Halbuki hiç de böyle değildir. Sen zannettin ki, Hak bu âlemle hiç ilgili değil. Bu âlemle hiç alakalı değil. Bir yaratıcı var, bu yaratıcının bu âlemle hiçbir ilgi ve alakası yok. Bir mutlak gerçek, bunun adına siz Allah deyin, kendi inanışınızda. Bir Budist Buda desin örneğin.
Veya başka bir inanç sahibi desin ki, bu âlemin Artemis Tanrısı yaptı desin. Bu inançla noktasında, herkes kendi inancında bir hak inancı var. Diyor ki, işte bu hak inancın senin neyse, bu âlemden farklı, bu âlemin dışında, bu âlemle ilgisiz, alakasız böyle değildir diyor. Bil ki, senin kendinde bir, sen kendinde, yani sen kendinde bir hayalsin. Sen de bir hayalsin.
İdrak ettiğin her bir şey ve her bir şey idrak ettiğin neyse, bu ben değilim dediğin her bir nesnede bir hayaldir. İdrak ettiğin, idrak ettiğin saati gördüğün evletin değil, idrak ettiğin düşünce de, idrak ettiğin hayal de, idrak ettiğin rüyada, idrak ettiğin dokunduğunda, idrak ettiğin tat alnında, idrak ettiğin duyduğunda.
Yani bizim beş büyük organıyla idrak ettiğin bütün her şey, bütün her bir nesne hayaldir. gördüğün hayal, gördüğün hayal, tuttuğun hayal, öptüğün hayal, konuştuğun hayal, taptığın hayal, sana dokunan hayal, senin dokunduğun hayal. gördüğün ve idrak ettiğin bütün varlık alemi olarak bildiğin her şey hayal.
Bütün varlık alemler, yani var olarak gördüğünüz bütün alemler, varlık alemi hayal içinde bir hayal. Bütün varlığı bir hayal olarak gör, o varlığın içerisindeki nesneleri de bir hayal olarak gör, bir çıt daha ileri. O varlığın içerisindeki gördüğün nesneleri hayal olarak görürken, kendini de hayal olarak gör, bir çıt daha ileri.
Yaşadıklarını da hayal olarak gör, bir çıt daha ileri. Bütün hislerini hayal gördü. Bir çıt daha ileri. Rüyanı da hayal içerisinde hayal gördü. Bir çıt daha ileri. Sufi için yaşamış olduğu hali de, ve halin içerisindeki hali, halin içindeki hali, ve o halin içerisindeki, o halin içerisindeki hakikati de hayal gör. Bunu burada bırakmayacağız. Muhyiddin A'râvaz ete kapıyı açmış, bırakmış, anlayan anlasın dedi. O zaman anlayan anlasın dediğinde, dikkat edin. Dört tane, bu varlık alemi hayal. Bu varlık aleminin içerisinde sen de hayalsin. Senin gördüğün hal, rüya bunlar da hayal. Onun içerisinde, hani şimdi, sufi kardeşler, bunu yaşayanlar, beni iyi anlayacaklar. Rüya görürler.
Gördükleri rüyayı, tevil ettirirler, üstadlarına. Anlatırlar ya arkadaş, bir rüya gördük, rüyamda rüyamı size tevil ettiriyoruz. Rüyamda siz rüyamı tevil ettiniz. Üstadın öyle der ya sufi. Kendisi rüyada, yani gözü açıkken hayalde. Hayalin içerisinde bir rüya gördük, rüyanın içerisinde bir rüya daha gördük. O rüyanın içerisinde bir daha rüya var.
Onu sufiler hakikat zannederler, onun içerisinde bir daha o hakikat zannettikleri de hayal. O zaman hayalden hayale dört merhale geçti. Devam ediyoruz. Şu halde bütün varlık alemi de hayal içinde hayal. Buna böyle bir parantez açayım şimdi, kapatacağım parantezi. Rüyanda hasta olursun, rüyanda hasta olursun, o kadar acı çekersin, o kadar sancı çekersin, terklersin.
Bir uyanırsın ki rüyaymış. O acıyı hisseder misin? Hissedersin. O sancıyı çeker misin? Çekersin. Ve uyandığında kendince, oh rüyamış der misin? Dersin. Aslında o, hayalin içerisinde bir hayalidir. Şimdi devam edeceğiz. Bu, öylesine müthiş bir olgudur ki bu. Öylesine müthiş bir felsefedir ki bu.
Bunu böyle, bu felsefeyi, bu noktada, bu suluk mesela, desek ki biz şimdi, bu akşam buraya kadar bunu okucaz ve burasını şerh edeceğiz. Ve ben sadece bu sayfayı size şerh etsem, mutluluğun kapısını açalım size. Yaşadığınız bütün olumsuzlukları, deyin yerinizde hayal olarak algılamaya başlarsınız. Yaşadığınız bütün tatlılıkları, deyin yerinizde hayal olarak algılamaya başlarsınız. Yaşadığınız hayatı, bütün hepsini hayal olarak algılamaya başlarsınız. Bu bir taraftan, dünya ile irtibatını keser üstadı olmayanlar için. Üstadı olanlar için de dünya ile irtibatı kesmez. Ama yaşanan her şeyi hayal olarak algıladığından hiçbir şeyden çok fazla etki vermez. Bunu burada bırakıyoruz, devam ediyoruz.
Bu, kardeşimizle bugün gündüz sohbet ettiğimde, yani dedim ki, on üçe kadar bitirmeye çalışırız dedim. Bitirebilirsek bitirecek. Yani kendimi zorlamayacağım, o da hakkını helal etsin inşallah. Devam ediyoruz. Arabiden tespitlere. Bu füsusunda geçer bu tespitler. Bu tespitleri yusuf bağımında bulabilirsiniz. Yusuf bağımında, rüyayla alakalı ve gerçek ve sanal alemle alakalı tespitler, yusuf kıssasındadır, yusuf bağımındadır, rüyalardaki sembollerin ardındaki gerçek durumunu öğrenebilmek için, nasıl bu sembolleri yorumluyorsa, gerekli olanda, gerçeğin hayal düzeyindeki bir yansıması olan,
gerçek dediğimiz nesneyi de benzer şekilde yorumlamamız, daha doğrusu tebil ederek aslına rücu ettirmemizdir. Rüyalardaki sembollerin ardındaki gerçek durumu öğrenebilmek için, nasıl bu sembolleri yorumluyorsak, gerekli olanda. Mesela işte örnekliyim, İbrahim aleyhisselam rüyasında İsmail aleyhisselamı kurban ederken gördü.
İsmail aleyhisselamı rüyasında kurban ederken görünce, kendince rüyasını tevil etti. Rüyasındaki nesnelerin gerçekliliğine bakmadık. Siz şimdi bir peygamber bunu nasıl bakmaz diye, peygamberi küçümsedi diye düşünmeyin. Eğer Hz. İbrahim rüyasında gördüğü İbrahim'in, İsmail'in gerçeğine bakmış olsaydı, o gerçek nesnenin bir koç olduğunu görecekti.
O yüzden oğlunu ne yapacaktı? Kurban etmek için yatırmayacaktı. Eğer Yunus, Yusuf rüyasında on iki tane yıldızın kendisine secde ettiğini, ayında kendisine secde ettiğini gördü. Aslında gördüğü rüya yıldızdı. Ama onun gerçekliliğinde, gerçek noktasında o yıldızlar kardeşlerini, ayında babasını simgeliyordu. Ama Yusuf rüyasını babasına anlattığında, babası rüyanın gerçek manasını, rüyadaki sembolü anladığından, dedi ki, sen sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma.
Oysa rüyadaki sembol neydi? Yıldızdı. Bakın başka bir yere geleceğim şimdi. Hz. Peygamber diyor ki, Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine ulaşırsanız beni bulursunuz. Demek ki Hz. Peygamber'in gökteki yıldızlar kadar ashabı var. Gökteki yıldızlar kadar.
Gökteki yıldızlar kadar çok ashabından hangisini bulursanız, Hz. Peygamber'i bulursunuz. Gökteki ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Yıldız gibi değil, yıldız kümesi gibi değil. Gökteki yıldızlar gibidir. Sayın gökteki yıldızların simge, simge ile gerçekliliği anlatmak. Bir şeyin görünüşüne aldanmamak. Görünüşün arkasında gerçekliliği görmek. Kıhye suretinde gelen Cebrail'in Cebrail olduğunu Hz. Peygamber biliyor. İnsan suretinde biliyor.
Ve o huzurdan gittikten sonra gelen şimdi biliyor musunuz? Ashab'a soruyor. Allah ve Resulü daha iyi bilir ya Muhammed. Gelen Cebrail kardeşinde. Dikkat edin. Gelen Cebrail kardeşinde. Hz. Muhammed Mustafa'nın kardeşi.
Nesiymiş? Kardeşi. Simge. Altını çizin. Sözün altını çizin. Nesiymiş Cebrail Hz. Peygamber'in? Kardeşi. Gelen Cebrail kardeşinde. Size dininizi öğretmeye geldi. Sorduğu sorularla size dininizi öğretmeye geldi.
Soruyla sen din öğrendin. Ahmet, Mehmet görürsen yanıldın. Görünene aldanırsan yanıldın. Görünenin arkasındaki gerçekliliğe bak. Söylenene bakarsan yanıldın. Söylenenin arkasındaki gerçekliliğe bak. Söylenen kimdi? Hz. Peygamber. Görünen kimdi? Muhammed-i Mustafa. Sallallahu aleyhi ve sellem. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ayet-i kerimede diyor ki. Ben ne dediysem onu dedi. Ben ne söylediysem onu söyledi. Ben ne söylediysem onu söyledi. Uymadı. Benim söylediklerimi söyledi.
Görünen kim? Muhammed-i Mustafa. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan söyleyen kim? O. Gerçeğin hayal düzeyindeki bir yansıması olan gerçek dediğimiz nesneyi de benzer şekilde yorumlamamız, daha doğrusu tevil ederek aslına rücu ettirmemizdir. O zaman orta yerde görünen bizim gerçek bir nesne olarak gördüğümüz bir şey var. Bu ne? Hz. Peygamber. Az önce anlattığım bunun tevhili. Hz. Peygamber orta yerde gerçek bir nesne gibi görünüyor. Ama onu da tevil ederekten asıl gerçeğine döndürmek. Yani onun gerçeğinde ne var?
Hz. Allah. Ne dedi Hz. Peygamber? Dedim mürebbim Allah'tır. Ne dedi Hz. Peygamber? Yani kendisinin öğreticisi ve eğiticisi Allah'tır. O zaman her öğretici ve eğiticindeki gerçeklilik ne? Allah. Muhteşem bir idrak çıktı. Şahıslar kalmadı. Ben öğrettim dedi şirk. Ben bunu yaptım dedi şirk. Bakın muhteşem bir muhteşem bir anlayış idrak. Tevhid çıktı.
Tevhid. Bir. Bu soru kısmı. Perdenin ardından kendini gizleyen ve gerçek denilen şeyin kendine büyük ölçekli bir sembol kılarak var olduğunu ima ettiren nesne nedir? Şu anda o zaman sakın ha şöyle düşünmeyin. Bu soruları kardeş bana gündüzden filan okumuyor. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Kalbinizden geçirmeyin. yazlılar danışıklıdır. Birbirleriyle konuşuyorlar, karışıyorlar. Öyle bir şey yok. Kardeşimiz büyük bir titizlikle bir de şunu diyor. Cumartesiye hazır ol.
Bakalım. Biz böyle hafta ortasında hafiften böyle bir şeyimiz de var, atışmamız da. Cumartesiye hazır ol diyor. Ben de diyorum Allah hazırlanacak ki inşallah diyor. Hazırım diyor diyor. Evet. Soru, şu halde olayların oluşturdukları perdelerin ardından kendini gizleyen ve gerçek denilen şeyin kendine büyük ölçekli bir sembol kılarak var olduğunu ima ettiren nesne nedir?
Şimdi buna inan sahipleri kendi inançları dairesinde neyi ilah olarak kabul ettilerse bu perlerin arkasındaki gerçek nesneyi kendi inandıkları ilah olarak gösterecekler. Bu benim ilahım Allah diyenler için de geçer. Bir Müslüman, Muhammedî bir Müslüman kendince desek ki biz ona perdenin arkasında duran gerçek kimdir?
Bu nesne nedir? O da diyecek ki hasreti Allah. Öyle değil mi? Bir Hristiyan'a sorsak senin için gerçek nedir desek o da diyecek ki baba, oğul, kutsal ruh. Üçlü testis inancını koyacak. diyecek ki bunun arkasındaki gerçek baba, oğul, kutsal ruh inancıdır. Bu gerçek onlardır diyecek. Bunu söyleyecek bize. Bizim derdimiz burada veyahut da gitsek bir kimse, hiçbir şeye inanmıyorsa, bakın hiçbir şeye inanmıyorsa, onun böyle bir ilah inancı yoksa, hani bugünkü devirde hiçbir ilahı kabul etmeyene ateist diyorlar ya, böyle bir kimseye sormuş olsak desek ki biz ona, bu olayların arkasındaki olay dediğimiz fiiliyat.
Bütün büyümesi, yeşermesi, meyve vermesi, sararması, yapraklarını dökmesi. Ondan sonra tekrar mahar geldiğinde yeniden yeşermesi, yapraklanması, çiçek vermesi, meyve vermesi. Yeniden sonbahar geldiğinde yapraklarını dökmesi, sararması, yapraksız kalması, kıştan sonra baharda yeniden. Bu devam ediyor. Bir ağacın üzerinde tefekkür etmiş olsak, ağaç kaç yaşında? 50 yaşında. 50 yıldan beri aynı şeyler devam ediyor. İnkaya'da kavak kavak, öyle değil mi? Çınar ağacı var. Kaç yıllık? 500 yıllık, 700 yıllık. Kaç yıllık? Efendim? 1000 yıllık mı diyorlar? 1000 yıllık çınar. 1000 yıldan beri çınar ayakta. Yapraklarını döküyor, yeşeriyor, büküyor, yeşeriyor, büküyor, yeşeriyor.
Bunu dizayn eden arkasında, perdenin arkasında bir güç var. Bir gerçek var. Bu gerçeği Müslümanlar diyorlar ki Allah. Budistler diyorlar ki Buda. Budperestler diyorlar ki işte tatlımız Bud. Yunan filosofçular diyorlar ki Artemis tanrısı örneğin. İşte bereket tanrısı, o yapıyor. Veya işte bir kadın güzel diyorlar ki güzellik tanrısı bu. Veya bir tane işte daha ileri gittiğinde gücü simgeleyen üç tanrısı ne? Boğa. Veya işte Selçuk müzesinde duran bereket tanrısı. Her tarafında üzümler var meme yerine. Meyveler var. Bir tanrıca, kadın, gerçeklik o onun için. Ama hiç inanmayan bir kimse diyor ki bunu tabiat kendi kendisine yapıyor.
Onun için perdenin arkasındaki gerçek tabiat. Tabiatı da idare eden bir gücün olduğunu kabul etmiyor. Tabiat kendi kendine yapıyor bunu diyor. Bu ateist felsefe, Filut felsefesi, Tanrı tanımaz, Tanrı tanımayan felsefe. Veya ota Tanrı'yı kendi kafalarına göre dizayn eden bir felsefe. Bu ne? Masonik bir felsefe. Onlar da Tanrı'yı dizayn ediyorlar. O diyor ki Tanrı böyle istedi. Ve Tanrı'nın indirmiş olduğu kitapları da kendi kafalarına göre dizayn ediyorlar. Bu onun arkasındaki gerçek. Veya tanrı tanımaz bir kapitalist, emperyalist bir kimse kendi aklını koyuyor ortaya. Diyor ki benim aklımdır bunu yapan.
O yüzden ben kendi aklıma uyarım. Benim aklıma uymayan hiçbir şeyi kabul etmem, atıyor. Onun gerçeğinin arkasında, gerçek dediği perdenin arkasında kendi aklı var, örnek. Bunları böyle sıraladım, simgeledim, böyle dizayn ettim ki anlaşılsın perdenin arkasındaki gerçekten kazı. O zaman şimdi sıra geldi Müslümanlara. Müslümanlar da diyorlar ki bu perdenin arkasında gerçek olan Allah. Evvallah. Hem fikiriz hem fikiriz. Buranın altını üstünü koyacağım biraz, aklımızı helal edin. Nasıl bir Allah? Bizim burada gerçeğe oturtturduğumuz Allah nasıl bir Allah? Şimdi gerçeğe oturtturduğumuz Allah inancı, hepimize göre değişti. Tek bir Allah inancımız kalmadı.
Tek bir Allah inancı yok. Herkesin burada perdenin arkasındaki gerçekliliğe oturtturduğu güç, veya gerçekliliğe oturtturduğu gerçek. Gerçekliliğe oturtturduğu gerçek ne? Herkes Allah diyecek. Eyvallah. Hatta gitsek, insevilere sorsak Allah dedi. Busevilere sorsak Allah dedi. Hatta Budistlerin bir kısmı Buda'yı bu gerçekliğe ulaştıran, bu transformasyonu sağlayan bir peygamber gibi. Öyle değil ama, öyle algılayanlar var. Derler ki Buda'dan gerçeğe geçilir. O zaman Buda'dan gerçeğe geçilecekse, Budistler içinde bir gerçek var. Veya Hindu dinine sahip olan Budistlerden biraz daha farklıdır onlar.
Onlar da gerçekliliği, işte son noktaya geldikten sonra gerçekliliği bulacağına inanırlar. Ama onların da orada perdenin arkasında gerçek olarak gördükleri bir ilah kavramları vardı. Burada onların hepsini bıraktım. Onların hepsini bıraktım diyecek değil diyeyim ki, burası bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren şu var şurada. Biz gerçekliliğe Allah'ı oturttururken, haşa biz oturtturduğumuzdan da öyle değil. Biz oturtturduğumuz için orada değil. Bizim inancımız o. Allah nasıl bir Allah? İşte burası nesnel olarak oturtturduğumuz Allah'ı veya gerçek olarak oturtturduğumuz Allah'a biz ne koyduk üzerine? Nasıl bir Allah inancımız var? Biz Allah dediğimizde aklımıza ne geliyor?
Kudret mi geldi? Kuvvet mi geldi? Kadın veren Allah mı? Erkek veren Allah mı? Çocuk veren Allah mı? Meyve veren Allah mı? Yediren içiren Allah mı? Bu kainatı yaratan Allah mı? Kainata düzen veren Allah mı? Cenneti yaratmış, insanları cennete vaat eden Allah mı? Cehennemi yaratmış, cehennemde insanları korkutan Allah mı? Bizim Allah dediğimizde bize hangi sıfatı ağır bastı? Veyahut da neyi ağır bastı ki bizim Allah inancımız öyle şekillendi? Allah'a inanmayı burada tartışmıyorum, altını çiziyorum dikkat edin. Allah dediğimizde gerçeklilik olarak hangi sıfat aklımıza geldi? Neyi aklımıza geldi?
Evet burada kardeşini soruyor diyor ki, büyük ölçekli bir sembol kılarak var olduğunu ima ettiren nesne nedir? Bizim için Allah'tır. Evet. Allah eşittir nedir? Allah eşittir nedir? Bugün kardeş dedi ki bana, bir not düştü bana.
Dedi ki, herkesin anlayabileceği bir şekilde konuş. Kendimi böyle, seçiyorum kelimeleri böyle kendimce ama çok da fazla seçemiyorum, hakkınızı helal edin. O zaman burada Allah eşittir nedir? Bana bir resimler onu sorsan Allah eşittir nedir? Allah'tır diyeceğim. Buradaki Allah eşittir nedir derken, sen Allah'ı ne gördün?
Allah'ı ne gördün? Sizi düşünmeye sevk ediyor. Sen Allah'ı ne gördün? Bunu yine Arabi'den bir örnekle bağlayın. Abi der ki, fil getirsek, bir tane de fil getirsek.
Ne filin bacağını tuttursak, birisinin filin hortumunu tuttursak, birisinin filin kulağını tuttursak, birisinin de filin göğsünü tuttursak, dördüne sorsak, fil nedir? Bacağından tutan diyecek ki diyor, fil sütüne benzeyen birşeydir, sütün. Hortumundan tutan diyecek ki diyor, fil hortuma benzeyen birşeydir. Kulağından tutan diyecek ki diyor, fil tepçeye benzer birşeydir. Göğsünden tutan diyecek ki diyor, fil tepsiye benzer. Allah eşittir nedir? Allah eşittir nedir? Amar için fil hikayesidir.
Sen neresinden tuttuysan senin için Allah O'dur. İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Bu dünyadan göçenler öbür âlepte de âmâ olurlar. Yani bu dünyada erdenin arkasındaki gerçekliliği, gerçeği bilmeyenler, buna kör olanlar, hâlepte de kör olurlar.
Bunların cennete girmelerine engel değildir bu. Sen ey kadınlar bana üç şeyi sözlerim, ben de size cenneti söz vereyim. Otuz Rabadan fark orucumuzu tutacağınıza, beş vakit fark namazımızı kılacağınıza ve kocalarınıza itaat edeceğinize bana söz verin, ben de size cenneti söz vereyim. Cennete, Allah cennet halkına, cennet halkına şu anında düşüncesi ve tahayyülü mümkün olmayan bir şekilde, yani gerçek suretinde tecelli eder.
Tecelli ettiğinde bir kısmı cennet halkı der ki bu bizim Rabbimiz değil. Hadis-i Kudsi bu, buna itiraz etmeyin. Cennetliklerin bir kısmı Cenab-ı Hak tecelli ettiğinde hayır bu bizim inandığımız Rabbimiz değil derler. Bir kısmı vardır ki hemen secdeye varırlar, derler ki bu bizim Rabbimiz. Bir kısmı da tereddütte kalırlar, secdeyle secde etmeme arasında şüphede kalırlar.
Cenab-ı Hak cennet halkına. Bu sefer herkesin zannı üzerine tecelli eder, zannı üzerine. Bütün cennet halkının zannı üzerine tecelli eder ve bütün herkes o zaman secdeye gider. Demek ki bir kısmı dünyada Allah nedir, eşittir noktasında fil hikayesindeki gibi âmâ olarak göçer giderse, cennette Cenab-ı Hak tecelli ettiğinde orada da âmâlık yapıp bu bizim Rabbimiz değil diyecek.
O dünyada Rabbini tanıyan âmâlıktan kurtulup uykudan uyanan, uykudan uyanan hemen tecelli edecek. Hemen secdeye gidecek. En tecelli edecek. Müslümanların, Muhammedî Müslümanların. Çünkü İsevi de Müslüman denir, Museviye de Müslüman denir.
Hepsi de İslam'dır çünkü. Hazret-i Muhammed-i Mustafa'ya kadar gelen bütün dinler İslam'dır. Ve bütün dinlerin kafileri bu noktada İslam olduğundan Müslüman denir onlara. Bizim an olarak gerçeğe oturttuğumuz eşittir nedir? Bunu sadece, kardeş burada sormamış bunu ama ben böyle bir kılcık atayım. Buradaki nesne nedir bizim için? Allah'tır. Devam ediyoruz. Bu bir parantezdir.
Açımızdaki hisler âleminde bulunan eşyaya bakıp da onlara takılıp kalmamayı, aksine bütün varlığın bu eşyanın ardındaki nihai temelini görmeyi arabi, keşif ya da lit sezgi diye isimlendirmektedir. Eşyayı semboller olarak görmek gibi bir yeteneği insan nasıl kazanabilir? Sorun. Sorun bu. Eşyayı örten maddi örtünün kaldırılıp da bunun ardındaki gerçeklerin ortaya çıkması için acaba insanın ne yapması gerekir?
Şimdi eşyanın hakikati denilen İslam tasavvufunda bir ibare vardır. Bu ibare Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden gelir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde der ki, Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster. Bunda insan da eşyadır, melek de eşyadır, cinli de eşyadır, şeytan da eşyadır.
Taş da eşyadır, taş da eşyadır, yıldız da eşyadır, güneş de eşyadır, meyve de eşyadır, necis de eşyadır. Herhangi bir gördüğünüz, varlık olarak gördüğünüz her şey eşyadır. Eşyanın hakikatine ermek, eşyanın o esnadaki zuhuruna veya tecelliyatına değil, onun arkasındaki yüklenmiş olan yüküne bakılır. Aslında onun arkasındaki yüklenmiş yük de hayaldir.
Hakikat değildir. Bu şimdi biraz işin içinden, çığırdan çıkacak şimdi. Şeytanı kendilerinden zannediyorlardı. Ve onu bir melek zannediyorlardı. Onlar baktıklarında onu melek olarak görüyorlardı. Bu manadaki arkasındaki ikinci hakikat şeytandır. Ve Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de diyor ki, o şeytan idi gerçekten.
Allah'ın sözüdür, onun üzerinde söylenecek bir söz yok. Bize onu şeytan olarak bildirdi. Dikkat edin. O da bir nesne mi? Nesne. O da bir varlık mı? Varlık. O zaman o varlığı da hayal olarak gördü. Şeytanın arkasındaki gerçeğe yürür. Hakikate doğru yürür. Rüyanda gördüğün şeyhin nesne midir? Nesnedir. Hakikate doğru yürür. Hakikate doğru yürür. Sütun. Sütun. Sütun çekiyorum.
Hakimlere seyredecek. Seyrettir. Çekiyor. Daha önce kimlerini çekmiş. Bunun üzerinde o kadar göz var ki milyarlarca, milyonlarca göz var üzerinde. Sayamazsın. Bunu yoğunlaşmış bir kamera olarak görün göz. Ve sözlerinizi, mimiklerinizi, renklerinizi, hallerinizi, hakikatlerinizi kalbinizden geçenler dahi. Hepsini kaybediyor. Kaybedecek olamaz mı? Siz bunu gerçekte ne görüyorsunuz? Ağaç. Ağaç görüyorum bunu ama onun ağaç olduğuna inanmıyorum.
Ama bunun ağaç olduğuna inanmıyorum. O kadar çok göz var ki. Bu filter fish bu. Gözleri devamlı dönen, çakmak, çakkan, dönen her şeyi gören vardır ya böyle. Burada öyle kameralar, öyle gözler var ki insanın kalbinin içindeki, canının içindekini görüyorlar. Görmüş daha öncekileri. Daha öncekileri kaydetmiş. Bak seyret. Hadi birisi ağaç desin. Size kolay mı? O zaman burada eşya adi örtü.
Onun arkasındaki, hepiniz de şimdi bunu kameral olarak inandınız. Öyle değil mi? Gerçek değildi. Gözler de var. Oraları doğruydu. Tam gerçek değildi. Bunun arkasında aman iyi. Cıvıl cıvıl oynuyor. Zikirler yapıyorlar. Bir zikirler yapıyorlar. Bir cıvıldaşma, bir oynaşma, bir şey var.
Bir şey var. Bir aşıklık var. Bir çalgı var. Bir çengi var. Bir musiki var. Bir söz ustalığı var. Allah var. O zaman da değilmiş ya. Bir bir tane göz de değilmiş. Bunda o kadar zerreler var ki, o zerreler her yol sende halden hale geç. Siz onu da gerçek zannediniz değil mi?
O zaman da değilmiş ya. Bir tane göz de değilmiş. Bunda o kadar zerreler var ki, o zerreler her yol sende halden hale geç. Siz onu da gerçek zannediniz değil mi?
Vakti örtürüp da bütün ardındaki gerçeklerin ortaya çıkması için acaba insanın ne yapması gereken? İşte herkesin doğru. Bir kitabı var. Bir de peygamberi var. Onun izinden giden veliler var. Mürcid-i kamiller var. Bu yoldan giderekten eşyanın hakikatine varabilirsiniz.
Ulan eşyanın hakikatine varanlar var mı? Var. Kim var? En önemli bize değil. Ardlis değil. Musevi değil. Arabi at tanrısı, ot tanrısı, put tanrısı, gök tanrısı, yer tanrısı, Artemis'ti, bereket tanrısıydı yok. Ya o diyor ki, buna ulaşabilmenin yolu bana tabi olma, Muhammed-i Mustafa'nın izinden yolundan gidip bir mürcide bağlanmak yolu bu olarak seçmiş ve görmüş.
Ve bize o yolu anlatıyor. Hz. Mevlana'yı görüyoruz, o da bu yolu anlatıyor. Abdülkadir Keylami, Ahmet el-Bedevi, İbrahim Dışık'ı, Ahmet el-Rufay'ı bu yolu anlatıyor. Niyaz'ın ısırı, sırrı, sakatı bu yolu anlatıyor. Eşref olduğunu bu yolu anlatıyor bize. Muhammed'iler diyorlar ki, eşyanın hakikatine varmanın yolu bu. Şu anda bizim için yol bu.
Bu. Bir kimse de diyor ki, budistim ben, bu noktadan yola ulaşabilirim. Var mı? E içinden çıkamamış zaten. Sufilerin sözlerini nakletmişler. Bakıyoruz onlar da Muhammed-i sufilerin sözlerinin peşine düşmüşler. Onları düşünüyorlar.
Muhammed'iler için bu noktada bir değil var ellerinde. Yolun böyle olmalı dair. Avrupa oturmuş Hristiyan dünyasının içerisinde bu gerçeklilikle alakalı bir Hristiyan felsefecisi yok. Maddenin arkasına geçen, maddenin arkasındaki gerçekliliği görmeye çalışan bir Hristiyan felsefecisi yok. Oraya geçen zaten Müslüman olmuş. Oraya geçenler olmuş. O nakdetini değiştirmişler Müslüman olmuşlar.
Devam ediyoruz. Şurası çok önemli. Bunun ardındaki gerçeklerin ortaya çıkması için acaba insanın ne yapması gerekir? Bir ayet-i kerimeyi söyleyeceğim. Kardeş hakkını helal etsin. Bunu haftaya devam edeceğiz. Ne yapması gerekirdi burada? İnsanların yapması gereken şeyler farklı algılanıyorlar. Mesela biz Muhammed'iler olarak bu gerçekliliği görmeyi adeti namaz kılmaya bağlayanlar olmuş. Sadece oruç tutmaya bağlayanlar olmuş. Bunlar meselenin ibadet kısmına bağlayanlar olmuş. Bu da meselenin ahlaki kısmı. Bunu bir de hukuk kısmına bağlayanlar olmuş.
Bu işin haram helal hukukla alakalı kısmı. Allah ayet-i kerimede bize şunu söylemiş. İnsanları ve ciddilleri beni bilsinler diye yarattı. Gerçekliği görmek, gerçeği görmek, bilmek ve insanlar bilmek için ne yapıyorlar? Buradaki asıl durmak zorunda kaldığımız, durmamız gereken yer Allah'ı bilme noktasında insanların ne yaptığı.
Ve sözümün başında ortasında Allah eşittir nedir dediğim şey buydu. Biz Allah eşittir nedir dediğimizde Allah'ı bilme noktasında nerede olduğumuzu göreceğiz. Şimdi dönün kendinize. Allah eşittir nedir sizin için? Ne kadardır ve Allah eşittir nedir? Nereye kadar? Ne kadardır? Bizim bilme noktasında nerede olduğumuzu gösterecek. Allah'ı bilme noktasında nerede olduğumuzu gösterecek.
Nefsini bilen Rabbini bildi. Sen nefsini bilmediysen Rabbini bilemedin. Beni bilemediysen eşyanın hakikatini de bilemedin. Eşyanın hakikatini bildiysen Rabbini bildin. Çünkü nefsinin hakikatini bildin, Rabbini bildin. Eşyanın hakikatini bildin, Rabbini bildin. Rabbini bildiysen eşyanın da nefsinin de hakikatini bildin. Allah eşittir nedir? Senin bu bilmekliğin nereye kadar olduğunu gösterecek. Sen Allah'ı ne kadar biliyorsun? Nereye kadar biliyorsun? Nasıl biliyorsun? Eğer Allah'ı seyit edilen namaz kılınan bir Rabb, oruç tutulan bir Rabb, yasaklarını uygulayan bir kulum Rabbi, insanlara iyilik yapan kulum Rabbi, insanlara iyilik yapan bir Rabb. Bakın bunlar hepimiz hepsinden Rabbin tarifi. Ama sen ne kadar nasıl biliyorsun?
Bu sohbetimize gidip savcılığa şikayet edebilirsiniz. Herkese açık. Bu ara moda oldu çünkü. Evet tekrar söyleyelim bu sohbeti burada bırakıyorum. İnşallah böyle ya soru işaretiyle bırakıyorum. Bu soru hepimize, kendimize. Yine programı ilan edeyim. Dört Haziran pazartesi, yarın bu pazartesi saat bir buçuk, on üç otuzda.
Şeyhimin şeyhi olan. Çorum Hacı Mustafa'nın hazretlerinin ölümüyle alakalı, burada onun bir anma programı olacak. Bütün bayan kardeşler davetli. Bütün bayanlara yönelik bir çalışma burada tekke de olacak. İnşallah bütün kardeşler bu organizasyonu davetler. Hakkınızı helal edin. Allah sizden de razı olsun. El-Fatiha, hemen selam ol. Sorunun sahibine ulaştırın bunlara. Berde durmasın. Sorunun sahibi de gitmesin. Sorular kendisine geliyor. Hemen ulaştırın. Biz soruları okuyup da ders çalışmıyoruz. Geçemişim. Valla anlaşmamız lazım. Yaa.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi