Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Şubat 2012 · 1:03:50
Oyunca doğrulardan sapmışlardır. Ve insanlar o toplumlukların içlerinde yaşarlarken, kendi doğrularından taviz vererekten yaşarlar. Bu sahabe zamanında dahi olmuş ve sahabeler o yerleşme yerini terk ederekten gidip köylerde veya mensalarda yaşamışlar. Ve şu anda siz bulunduğunuz çevrede, bulunduğunuz ortamda dinin direkt doğrularını yaşayamıyorsunuz.
Halka uyuyorsunuz. Ne yazık ki insanlığın yüzde doksan sekizi etrafına uyuyor. Yüzde doksan sekizi. Bakın konuştuğum şeyler gaz ve islamiyetle dinle alakalı değil. Bu normalde biz şöyle zannediyoruz oturduğumuz yerde. Biz Fransa'dan etkilenmiyoruz zannediyoruz. Veya biz Çin'desi bir kültürden, oluşundan bir terk etkilenmediğimizi zannediyoruz.
Biz kendi kendimize işte Mısır'daki bir kültürden etkilenmediğimizi zannediyoruz. Tarih boyunca insanlar birbirlerinden, birbirlerinin inançlarından, korkularından, birbirlerinin hoşlanmışlıklarından, kültürlerinden, adetlerinden, geleneklerinden, göreneklerinden etkilenmişler. Etkilenmişler. Etkilenmememiz mümkün değil. Biz de etkileniyoruz. Biz İngiltere'deki bir kültürden etkileniyoruz. Ama üç yıl sonra ama beş yıl sonra etkileniyoruz. Etkileniyoruz sonuçta. O geliyor bizim içimize giriyor. Girmemesi mümkün değil. O zaman bizim tespit ettiğimiz problemleri sadece kendi problemimiz olarak görmeyin. Bu problemler insanlığın problemi. İnsanlık olarak bir problemleri yaşıyoruz biz.
İnsanlar kendi dinlerini, kendi inançlarını, kendi kültürlerini kendi elleriyle yok ediyorlar. Bunu hep beraber beceriyoruz, hep beraber yapıyoruz biz. Biz kendi kendimizi kaptediyoruz. İnsanlık olarak kaptediyoruz. Yani düşünebiliyor musunuz? Biz insanlık olarak gelecek nesil, gelecek nesillerimize temiz bir dünya bırakmıyoruz. İnsanlık olarak, toplu yükün halinde yapıyoruz biz bunu. Bu sadece Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist, Müslüman olarak değil. İnsanlık olarak bu açmazlığı. Normalde Kur'ani deyim ne? Üstünlük takvadadır. Padış evde Allah, Rasul salılar, mesele mesele buyurur ki, Arap'ın aceme, Acem'in de Araba'ya üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır der.
Birinci sınıf Müslümanlık takvayla alakalıdır. Ama takvanın, takva insanın içindedir. Takvanın dışarı, dışarı tecelliyatı vardır. Dişe olan tecelliyatı bizim için ölçü değildir. Takva o kimsenin içidir. Ben sizin yanınızda çok takvalı davranabilirim. Aldatabilirim sizi. Sizin yanınızda çok edebli, aldatlı durabilirim. Sizin yanınızda ben kendim olmayabilirim. Yarım saat, kırk beş dakika kendimi sıkabilirim. Bu sizi aldatmaktır. Bu sizi yanlatmaktır. İnsanlar kendi kendilerini, hem kendilerini aldatmadıklarında, etrafını da aldatmıyor. Aldatmamalı var. Yani ben sizin önünüze geldiğinde farklı düşünceleri savunup, yani kendi kendime kaldığında farklı düşünceleri savunmamalı lazım.
Veya burada farklı şeyler konuşup başka yerde, aynı konuyu farklı bir açıdan bakıp, buradaki söylediğimi yalanlamamalı lazım. Bunun gibi, sonuçta insanların takvası kendi içlerindedir. Takvanın, takva derecesinin bilcek olanı da Allah'tır. İnsanlar bunu ölçmesi mümkün değildir. Birisi sizin yanınızda hiç nafile namaz kılmıyordur. bir derecede nafile namaz kılmıyordur. Bunu bilemezsiniz. Ama insanlar aldatılmaya alışkıyım. Yanında iki rekat süresi fazla namaz kılsa, siz ne kadar takva adam dersiniz? Veya ben az önce dedim ya, tohbet etsin yerlerde yemek yemek istemiyorum diye, siz içinizden şunu düşünmüşsünüzdür. Ne kadar takva bir adam? Bu gösterge değil.
Bakın bu gösterge değil. Takvanın göstergesi kişinin Allah'a kendi arasındadır. Dışarı yansımaları vardır. Ölkü değildir. Dışarı tegeliyatı vardır. Ölkü değildir. Ölkü olarak kabul edilmez. Bir kimse yüz günü sonuç tutuyordur. Ölkü değildir takvalı olduğuna dair. Ona ancak Allah. İhlası bunun içindedir. Takva, ihlası bunun içindedir zaten. İhlası bunun içindedir. Hak mü evliya, evliyaların sunumlusu demek. Bu Türkiye'de çok tartışılmıştır. Ve bir grup insan kendi üstadlarına hak mü evliya aldı mı söyler.
Ve ondan sonra bir evliyanın gelmeyeceğini, ondan sonra bir birinin gelmeyeceğini düşünür ki, bu aslında küfürdür. El veli ism-i şerîfi varıdır. El veli ism-i şerîfi var olduğunu hissettirse, veliler kıyametin sonuna kadar var olacaktır. Kim bu son veli derse, bizim üstadımızdan sonra veli gelmeyecek. Bizim şeyhimizden sonra şeyh gelmeyecek. Bizim üstadımızdan sonra başka üstad gelmeyecek. bu zamanın, son zamanın kutluğu, son zamanın üstadı. Bu, bundan sonra hiç, işte, hiç ismem belirtmek istemiyorum. Böyle atıfta bulunmak, ona taş atmak gibi olacak. O yüzden ismi belirtmek istemiyorum. İnsanlar, kendi üstadlarını, kendi hocalarını, kendi başlarındaki imamlarını, alimlerini, buna ne dersek diyelim, işte bu son, hani Hatemül Enviya var ya, peygamberlerin sonuncusu kim?
Peygamber Efendimiz. Hatemül Enviya. Bu kim? Bu Enviyaların sonuncusu. Arkadaşlar, peygamberlik kapısı kapanmış, veli kapısı devamına çıktı. Velilik kapısı devamına çıktı. Kim derse ki, bizim üstadımızdan sonra, mürşid ikamül kerbilecek, yalan söylüyor, teşhid imana ihtiyacı var. Kim derse ki, bizim üstadımızdan sonra, veli derse, onun teşhid imana ihtiyacı var. Evlilse teşhid imkaha ihtiyacı var. Velilin sonu yok. Allah el-veli ismi şerifini rafa mı kaldırdı? Kur'an-ı Kerim'de Allah, velilerini tarif ediyor. O Allah'ın velileri ki, onlara korku yoktur, mahzun yoktur, mahzunluk yoktur, onlara dünyada da, ahirettedir müjdeler vardır. Nerede bu veliler o zaman?
Kur'an-ı Kerim madem ki, ebedi bir kitap, o zaman Kur'an-ı Kerim'in ayetleri de, ebediyen, geçerli değil mi? Bundan 20 yıl sonra, bu ayeti kerimi okuyan bir mümin, şu Allah'ın velileri neredeymiş? Allah'ın velileriyle karşılaşmamız, Allah'ın velileri yok mu diyecektir? Son veli öldü, bu ayeti kerimi boşa mı çıktı diyecektir? Böyle bir saçmalık olabilir mi? Çok affedersiniz, böyle bir salaklık olabilir mi? Din adını aldatıyorlar insanları. Bizim üstadımız son yedi, ondan sonra veli gelmeyecek. Eee? Ölmüş, bundan 30 yıl geçmiş, üzerinden 40 yıl geçmiş, oturumun fotoğrafına bak, rahüte et. Böyle bir geridekallık olabilir mi? Bizim üstadımız son üstad, ondan sonra Kur'an tefsir eden kimse kalmayacak.
Böyle bir saçmalık geri tefsirlik olabilir mi? Din adına aldatıyorlar. Din adına. Din adına aldatıyorlar. Bizim şeyhimiz öldü, başka şeyh gelmeyecek. Din adına aldatıyorlar. Allah mısın kardeşim sen? Neyin adına karar veriyorsun sen? Allah adına mı karar veriyorsun? Allah yarın izniyle seni mi tayin etti, benim adıma sen mi karar al dedi? Peygamberine vermemiş o kararı sana mı verdi? Aldanıyoruz ve aldatılıyoruz. Allah muhafaza eyletmeyecek. O yüzden bu terenlerimleri duymuşlar ve bunları bir de oturmuşlar, insanlar çok affedersiniz, boş kaldıklarından dolayı bir de bunları tartışmışlar. Hatemül Ehliya olur mu, olmaz mı? Hatemül Ehliya nasıl olur? Yani koca Abdülkadir Ceynana Hazretleri, Hatemül Ehliya olmamış, Hazreti Mevdan olmamış, Şahı Behtarçı, Hacı Bayramı Yedi olmamış, Yunus Emre olmamış, Üktade olmamış, nice büyük veli zaaklar Hatemül Enbiya olmamış,
bundan 30 yıl önceki bir zaak Hatemül Enbiya olmuş. Enbiya olmuş. Bir tane de var başka bir yerde, bir ıstak var, şey, onun mühendisleri de diyor ki, bundan sonra şey gelmeyecek mi o? mürşid gelmeyecek mi o? ee diyorum ben, bundan sonra Mehdi gelmeyecek mi o? Aaa maşallah diyorum ya. Desele diyorum Allah, ilimiz, ilimiz, ıstakımızla beraber kaldıracak kendileriz bize. Yani bakıyor şimdi o. Yani Cenab-ı Hak diyorum, siz, ıstakimizle bağlamış ilmini, o öldü, ilim bitti. Öyle mi diyorum ben? Kılıyor şimdi. Kendisi söylediğine, kendisi de inanmıyor bu sefer. bakıyor gözümün içine. Hani ben doğru, böyle, yani onunla alay mı ediyor? Yoksa böyle ciddi bir, kardeşim alay etmiyorum seninle.
Seni uyarmaya çalışıyorum. Seni uyandırmaya çalışıyorum. Allah, şu koca, aleme nizam veren o kuvvet, o kudret, o ilim sahibi, işte bir tane insanla, kuruluna ilimini bağladı. Öyle mi? Dedi ki, ey müteavana, on sıkı ciddi bir alem. Ben ilimini şu, galvallı gözümü açıp kapatmaya, muhtetip olmayan, kuruluna bağladım. Bu öldü, ilim bitti. Mantırını siliyor muyum? Aklını siliyor muyum? Böyle bir din olabilir mi? Bizim dinimiz bu değil kardeşler. Bizim dinimiz bu değil. Eşikten, beşikten mezara kadar, ilimle, ilimle, hikmetle donatılmış bir dini kristusundan. Bunun bir resimleri, halifizleri, çok afedersiniz.
Üç beş tane, salakın sözüme bakıyorum. Salak sunma. Çok aviyanı konuşuyorum. Aslında, zelabını, sinirleniyorum kendi kendime, izliyorum. Kendi kendime üzülüyorum, sinirleniyorum. Diyor ki, bizim insanlarımız böyle olmamalı. Bizim insanlarımız önüne böyle konmamalı. Din, Kur'an ve sünnettir. Kur'an-ı Kerim'i iyi okuyun. Türkçesinden doğrusu okuyun. Evlenize biraz tane hadis kitabı alın. Hadis kitabı, bir de biz basit, hadis kitabı alın. Diyanetim başkanı, üç kitü, rüya, saniyeler var, onlar var. Hesiketlik, yedi hadis kitabının, cemini hazırlamışlar. Bir kitap gördüm, şeyde, bir arkadaşım elinizde gördüm. Çok hoşuma gitti. Onu alabilirsiniz.
Çok basit. Müslüme alabilirsiniz. İki diz. Buharı, Müslü, Buharı var. İki diz, İki diz, İki diz. Zültecül Buharı var. Evet. Yani bunları alabilirsiniz. Evinize Allah aşkına, Allah'ın dağıtığı. Okuyum ben. Dini bakışınızın ve perspektifinizin, inanışınızın, genişliği ve derinliğinin değiştiğini göreceksiniz. Hadis okursanız. Oturun elinizde. Her gün, senin zor, senin zor, üçer taraftan, üçer taraftan. İzliyorsunuz. Öyle değil mi? Hayal etseniz bu. Ya gelin, 20 dakikada bir sok günlerim. 20 dakikada. 20 dakikada bir sok günlerim. Hatta eşiniz de oluşsun, eşiniz de beraber olsun. Hatta gözükranırsa toplayın, hayatın bir şeyler okuyun.
Ve gerçekten değiştiğinizi göreceksiniz. Kendinizi değiştireceksiniz. Bakın, üstadlar, üstadlar, insanların kafalarına çivi çakar gibi ilim çakmazlar. Benim görevim, sizin kalbinizde ilim akıtmak değil. Bununla hasıplandım yok. Benim böyle bir maksum yok. Bende böyle, sizin kafanızda tasavvur ettiğiniz, hariklerle, hayallerle donatılmış bir insan değilim ben. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, maddesinin tabiriyle, Mekke'de kuru etmek diyen, zul kadının oğluyum ben. Denim ki, Mekke'de değil, bayımdır ben. Ben de bir zul kadının oğluyum. Peygamberle yanışmak için söylemiyorum.
Ben de bir insanım. Ben de olağanüstü güçlerle donatılmış bir kimse değilim. Böyle bir iddiam yok, böyle bir tarzım yok, böyle bir tavrım yok, böyle bir konumum yok. Ben sadece ve sadece Kur'an ve sünnet noktasında bir fikrimi sizinle paylaşmaya çalışıyorum. Ve o hidayet dediğimiz kavram var ya, sizin hepinizin içinde var. Ben içinizdeki o nuru, içinizdeki o aydınlığı, içinizdeki o kapalı odanın içerisinde kalmış olan, kiminizin vicdan dedi, kiminizin altıncı his dedi, kiminizin nur dedi, kiminizin aydınlanma dedi, o odanıza kapı aralamaya çalışıyorum. Sizin kendi içinizden, sizin kehlinizle alakalı. Ben sizi hadis-i şerifli yutturamam ki, aç ağabeyim, hadis-i şerifli yutturamam ki, bir tane koyacağım, bir şey olmaz.
Bunu size okuyacaksınız. Muhakkak ki, üstad tecrübe demektir. Üstad tecrübe demektir, tecrübe. O denemiş, yanılmıştır o. Ve kendi yanılgılarını anlatır aslında. Üstad kendi yanılgılarını anlatır. Biz zannederiz ki, üstadlar yanılmaz. En fazla yanılanlar üstadlardır. Ne kadar çok yanılırsa, o kadar çok tecrübe sahibiyormuş. En fazla deneyenler üstadlardır. Ne kadar fazla denenlerse, o kadar deney sahibi olurlar. Hocam, aramızda bizim çok fazla bir fark yok. O laboratuvarda yanılacağım diye uğraşıyor. Ne kadar çok deney yaparsa, o kadar çok bilgisi atar onası.
Günde 24 saat deney yapsın, günde 24. Her deneyde yeni bir şey arayın. Üstadları özür ver, üstadların o vazifeleri budur. Deney yapar, yanılır. Ne oluyor? İçinizde de selam ki, en fazla yanılanlarınız kim? Kendime gösterin. Demek ki, İçinizde en fazla ben yanılırım. İçinizde en fazla doğru bildiklerimle, aldatılanım benimdir. İçinizde en fazla aldatılan da benim. Benim şiirim var, gazeyiz. Hepimizde aldatılmışız. Aldatılmışız. Ben, sakallı, pirifaneyi boyunca şeyhsat ederdim. Hezgah değil, sakallı, cübbeli, pirifaneyi gördüğünde, onu üstadlar. Bana iyi yaklaşanı iyi zannederdim. Hezgah değilmiş.
Her şeyi seviyorum, sevgimi, sevgimi zannettim. Hezgah değilmiş. Sevgisi dilimdeymiş. Her dostum diyeni ben dost zannettim. Hezgah değilmiş. Değilmiş. Her arkadaşım diyeni ben arkadaşım zannetmiştim. Hezgah değilmiş. Her doğru bildiğim şeyi, ile ve ve doğru olarak gidecek zannettim. Hezgah değilmiş. En doğru bildiğim şey dahi, bir gün doğru olmadı, benim karşımda, Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler başlamıyor. Başka doğru yok benim için. Ve Kuran-ı Kerim'in, bugün baktığım anlayışla, yarın baktığım anlayış değişecek, bugünkü baktığım anlayış doğru, yarın doğru değil mi? Kendim cevabım. Ve okudum Hadis-i Şerif'ten, bugün anladığım doğru.
Yarın anlayışı doğru değil. Yarın anlayışını değişecek, biliyorum ama. Yarın o Hadis-i Şerif'te okuduğunda, tekrar anlayışım değişecek. Demek ki dünkü anlayışın doğru değilmiş. Bugünkü anlayışım da değişti. Demin kardeşler, din sizin bildiğiniz gibidir. Din sizin bildiğiniz gibidir. Din sizin namazınız gibidir. İmanımız var. Gelin her gün ayrı bir perspektiften bakın dine. Ayrı bir perspektiften bakın imana. İnsanlara ayrı bir perspektiften bakın. Doğaya, dünyaya, yarattıklara ayrı bir pencereden bakın. Her gün değişik bir pencereden bakın. Yapabiliyorsanız, yapabiliyorsanız, her an değişik bir pencereden bakın. Ve etrafınızda bugün tanımladığınız şeylerin, yarın farklı bir şey olduğunu göreceksiniz.
Bugün tanımladığımız renklerin dair farklı renkte olduğunu göreceksiniz. Hatta bir gün gelecek renklerin renksizlik olduğunu göreceksiniz. Bir gün gelecek renksizliği açacaksınız. Kainatta tek renk dediğimiz, renksizliğin hakim olduğunu göreceksiniz. O zaman diyeceksiniz ki, her gün yanılmışım ben. Evet, her gün yanılmışım. Göz yanılmayı sever. Kulak yanılmayı sever. Kalp gayi yanılmayı sever. Ancak sır yanılmaz. O sırla ulaşıncaya kadar hep yanılgı içinde kalacaksınız. O sırla ulaşıncaya kadar hep yanılgı içerisinde kalacaksınız. Vallahi de yemin ediyorum, Musa'nın da derdi sırla erişmekti. İsa'nın da derdi sırla erişmekti. Buda'nın da derdi sırla erişmekti.
Hindun'un derdi sırla erişmekti. İnan hangilerdeki inancının derdi de sırla erişmek. Muhammed'in da derdi sırla erişmekti. Hz. Ebu Bekir'in derdi de sırla erişmekti. Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin de derdi sırla erişmekti. Ebu Hüreyre'nin de derdi sırla erişmekti. Musa'nın etrafındaki havarilerin de derdi sırla erişmekti. İsa'nın etrafındaki havarilerin de derdi sırla erişmekti. Sırla erişenler az olduğu gibi sırla erişmesi isteyenler de hep az oldu. Düşünüyor musunuz? Hiç ben bazen düşünüyorum. Ya koskoze İsa'nın etrafında on tane havare oldu. Ölümeyi mi? Geri kalan Huzur'u reddettiler. Musa'yı reddettiler. İsa'yı reddettiler. Yusuf'u reddettiler.
Yuhus'u reddettiler. Yakub'u reddettiler. Yusuf'u kuyuya attılar. İbrahim'i ateşe attılar. Zekrariye'yi ağaçta biçtiler. Hep o sırla, sırla doğru yürüyenlerin başına bir türlü bella ceza-i affat geldi. Sizin başınıza hiç bir şey gelmiyorsa sırla hiç alakanız yok demektir. Düşündünüz mü Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine? Mekke'de kaç kişi iman ediyor? On yıl boyunca. Yüz kişi oldu mu hoca? Kırk kişiyi. Yüz elli yedi kişiymiş. On yıl boyunca. On yıl boyunca. On yıl. Ve Allah diyor ki sen olmasaydın vallahi kainatı yaratmazdın dedi. Peygamberin peşine. On yıl boyunca yüz elli kişi takılmış. Demek ki sıra ulaşmak istemek öyle kolay bir şey değil.
O yüzden Cenab-ı Hak diyor ki ey iman edemem. İman edin. Ya iman edem, iman edecek mi? Evet iman edecek ya. Nefetten kalbe geçecek, imanın sadı, lezzeti, rengi farklılaşacak. Kalpten ruhu geçecek yine farklılaşacak. Kuluştan sırra geçecek yine farklılaşacak. Sırh âlelilik, uruca, titri yine farklılaşacak. Ve her nefeste kendi kendine şunu diyecek o. Ya Rab doğru söyleyin. Ne iman edenler? İman edin. Gelin. Sırh âle sünnete geri sendirin. Çıplak vaziyette. Kendimiz çıplak vaziyette. Ne anlıyorsunuz bunlar? Çıplak vaziyette dediğimde bugüne kadar oluşmuş düşüncelerinizi, taburlarınızı, tavırlarınızı, bugüne kadar olan imanınızı, islamınızı, hepsini koyun bir çuvalın içerisine, koyun kenara.
Deyin ki, ben bugün yeniden iman ederim. Şu iman etsin, kitap ne diyor? Okuyun. Şu iman etsin, kitabın beyan etsin, peygamber ne diyor? Okuyun. Bakın size tefsir okuyun demiyorum. Size tefsir okuyun demiyorum. Size hadislerin açıklamalarını okuyun demiyorum. Bakın bu kitabın bir tane daha baskısı var. Bu kitabın baskısında açıklamaları var altında, hadislerin. Ben onu tavsiye etmedim arkadaşlara. Şunu düşündüm. Dedim ki, onun o, bu hadislerin altında tefsir etmiş ya birisi, kendi düşüncesini koydu dedim. Hayır. Bizim kardeşlerimiz, hiç kimsenin düşüncesine bakmasın. Dünkü düşünce bayatladı çünkü. Her gün tazelesin seninle. Her gün ünlü isin. Din her gün kendisini yeniliyor.
Sen de yenile. Bizim hala daha önümüzden bundan 500 yıl önceki tefsirleri koyuyorlar. Okumuyorum ben artık. Diyeceksin ki faydalanmıyorum. Evet, gelenektir, kültürünün tüm faydalanıyorum. Onun görev hükmelerken dikkat ediyorum kendi kendime. Elin kendimizi din olarak tazeleyelim. Yeni de okuyalım, yeni de emanet edelim. Sorun. 18 bin alemden bahsetiyorum. 15 binler, 18 bin alemden fark edeceğim. Yok öyle bir ayet-i kerime. Bir şey diyeyim ki, adetler baklığına hamposuzluyorsunuz. Alemden atıyor. Adet koymamış. Alemden atıyor. Bu bilimlerine de var. Bu ne soru soru soru.
Peygamber efendim, sağlıkçantı tanışıyor. O da bir şark bir şey. Bir şey yaratıldıysa bilinir. Ne olmuş? Soru bitti değil mi? Bu sözümle. Yaratılmamıştır zaten. Yaratıldıysa bilmiyoruz. Bize aldatıyorlar. Bilinmeyenler var. Ne kardeşim bu bilinmeyen bana söyler misin? Senin bilinmeyenler var. Senin bilinmeyenler var. Ancak... %10'un bu videoyu öğrettiğiniz zaman bilmediğinin %90 olduğunu biliyor olmamız lazım. Bilmiyorsunuz.
Bileyim. Bilmediğimiz şeyin %90 olduğunu biliyor olmamız lazım. 10 taneden bir tane edelim. Demek ki sen 10 tane kitap olduğunu bilirsin. 10 tane olduğunu nereden bir şey yapın? O zaman da bilmiyorsun demek ki. Evet. O zaman söylediğim sükür diyen yalan. Aldatma. Aldatma. Biz evrenin şimdi de... Binde birini biliyoruz. Diğerin %99'unu biliyorsun ki sen onun %100 olduğunu biliyorsun. Evet. Onu da bildiğine göre... Demek ki bugün bildiğin %100 değil o zaman. İnsanlar kendi bilgilerini bilim olarak artlandırıyorlar. O yüzden diyor. Anlaşıldı mı? Birisi demiş 18 bin alem var. Hadis mi değil? Hadis mi değil? Ayet mi değil? Evet. Allah Fatiha şerif eder.
İlhamdülillahirrabbilalemin. Alemlerin Rabbine hamd ederiz. Eyvallah. Alem değil mi? Alemler. Sınıfı canlar mı? Oturmuşsaydın mı kardeşim sen? Kim oturmuşsaymış? Allah'ın bizlisine hiç kimse sınır koyan. Allah'ın el-alim ismine kim sınır koyacak? Allah'ın bir sıfatına sınır koymak demek, Allah'ın sıfatından onu çıkarmak demektir. Allah'ın sıfatları son bir tur. Ezehi ve ebedidir. Sen o zaman Allah'ın bilgisine mi sınır koyacaksın? Allah'ın ilmine mi sınır koyacaksın? Allah'ın kudretine, kuvvetine mi sınır koyacaksın? Allah'ın yaratmasına mı sınır koyacaksın? Sınır koyamazsın.
Biz sınırsızlık, sınırsızlık düşüncesine nasıl sınır koyarız ki? Sınırsızlığa sınır koymaz mıydı? Yani biz o zaman şunu dizer, sınırsızlık eşittir sınır, sınırsızlık eşittir sınır, sınırsızlık eşittir, sınırsızlıktir. Ama birileri bize bir şey için ahkam kesecekler ya, birileri bir şeyin bildiklerini kastetecekler ya. Yani on sekiz bin alem var biliyor musun? Birisinin bir üstad bunu söyleyen bana, on sekiz bin alem deyince hocam özgür dilerim. Hayır değil mi dedim ben? Bunda ki on sekiz bin alem olduğunu söylüyorsun bana. Hayır. Ne bu? Kimin sözü? Filancanın sözü. Filanca saymış mı, sordun mu? Hayır. Ya buna din, bakın çok önemli.
Mesele dini bir meselesi. Dini bir mesele değil mi? Bunun kaynağı Kur'an'ın sünet. Bunun kaynağı Kur'an ve sünnet. Geri kalanı, onun bunun yorumu kardeşim, bu kim olursa olsun. Evet, onun yorumu, o günkü ilmiyle, o günkü bilgisiyle, kendi ilmiyle, kendi bilgisiyle onu yorumlamış. Onu bağlıyor. Dedim bağlamıyor, bugünü bağlamıyor. Bugün hocama soruyorum ben, hocam sigaranın illetlerini anlatayım diye, hocam beş saat olsa sigaranın illetlerini anlatayım. Ben diyorum ki, sigara haram kardeşim. Neden? İlleti var burada diyorum. İlletini duyuyorsun. Allah diyorum bunu bize bu aklı vermiş. İlleti var mı bu şeyin? Var. İlletinden dolayı haram mı diyor.
Bakın bilgi bu noktaya kaldı. Ama bundan iki yüz yıl önce, sigaran illetini üç yüz yıl önce, sigaran illetini insanlar biliyorlar mıydı? Bilmiyorlardı. Devlet şimdi el koyuyor buna. Niçin? Devlet o insanların sağlığı için yatırım yapıyor çünkü. Para harcıyor. Devlet bundan yirmi yıl sonrasını düşünüyor. Diyor ki, akciğerden, sorunlulun yollarından, sigaradan dolayı şu kadar hasta olacak. Bu kadar sigortalı var. Bu kadar emekli sandığı var. Bunların hepsine bakacağım. Şu kadar ilaç olacak. Şu kadar hastane masrafı olacak. Bu kadar işte sağlık masrafı olacak. Aman bu sigarayı yaktak ederim diyor. Devlet, illetini gördüğü için haram helalını düşündüğünden dolayı değil. Ya devlet, seküler, layık, dinsiz dediğimiz devlet, sigaranın kötülüklerini görüp yasaklıyor.
Sizin ahlaklar hâlâ da ayet mi var, hadis mi var, işkenmiyor. Ulan hiç mi işte illet var burada? Bundan yüz yıl önce ilimle, üç yüz yıl önceki ilimle, bugünkü ilim ayındayım. Hem bu işte bir noktada, yani bildiğimiz bilim noktasındaki ilimle, hem de hidayet noktasındaki ilimle, bilimle, ilimle aynı noktada değil. Yani önceden, elhamdülillahirrabbilalemin dediğinde insanlar sadece dünyanın içini konuşuyorlardı. Hayvanlar hâlemi, hayvanlar hâlemi içinde ayrılır. Böcekler hâlemi, uçan böcekler hâlemi, uçmayan böcekler hâlemi, yürüyenler, yürümeyenler, denizde yüzenler, yüzmeyenler, karada duranlar, durmayanlar, on sekiz olan hâlemi tamamlayacaklarla uğrayışır olan bilgileri o kadar. Şimdi ben diyorum ki dünya yarım hâlemi de değil.
Ne bir hâlemi? Dünya dediniz hâlemi sanki? Dünya dediniz ne ki? Uzayın içerisinde bir zerre kardeşim, bir de ona hâlemi demişsiniz. Ne alakası var? Ne alakası var? Samanyolu dediniz hâlemi, dünyanın içerisinde para kadar bile değil, kâinatın içerisinde. Bilebildiğimiz yerde kâinatın içerisinde. Bilebildiğimiz yere kadar. Ulaşabildiğimiz yere kadar. Küçülük, şaridire kadar bilen değil. Samanyolu dediğiniz şey ne hâlemi? Yerece tutun orada. Senin için demiyorum, bunu söyleyenler için söylüyorum. Haberleri yok. İnsan daha kendisini tanımayabilmiş bir vallık değil. Kendinizi tanımayabilirsiniz mi? Hiç kendi kendinize ben neyim diye sordunuz mu?
Ben kimin diye sordunuz mu? Ben neyi şey alalım diye sordunuz mu? Allah için soruyorum size. Oturun kendi kendinize bu gece sordun. Ben neyim diyeyim. Hiç kendi kendinize tefekkür ettiniz mi? Rabot ettiniz mi? Kendi kalbinizin genişliğini, derinliğini, yüksektiğini ölçebildiniz mi? Gönül dediğimiz, kendinizde bulunan deryaya dalabildiniz mi? Kendi kendinize bakın. Bırakın dışarı. Kendinize gelin, kendinize bakın. Kendinize gelin, kendinize bakın. Kendinize tefekkür edin. Hiçbir şeye bakmayın. O yüzden Allah Resulü çok kısa bir yol söylemiş. Nefsini bilen, Rab bunu bilin demiş. Biz nefisten kötülükler anlamışız. Ne? İçki içme kumaları var. Evet bunlar lazım, bunlar dinin emri.
Gel kardeşim kendini tanımla. Kendini tanımla. Demiri eriten asit miden eritmiyor. Gel kendini tanımla. Bana kendini anlat. Asidin bir damlasını damlatıyorsun demir eritiyor değil mi? Mide eritmiyor. Aynı asit değil mi hocam? Ya bu midede ne var ya? Gel kendini tanımla. Gel kendini bir sor. Ben neyim de? Ben kimim de? Sorsam şimdi birini de sen kimsin de ben benim diyeceğimiz değil mi? Neyse sen. Kuzum ben bir araba olmuşum bu dünyada yaşamamak gerekir. Ya yaratmış demek kafası çalışmamış seni yaratık ya. Sen yaşamamak gerektiğine inandığına göre. Estağfurullah hocam. Dini ortağımda yani çıktığın zaman toplum içerisine dinimizde nefse o haram, o yasak, bu yasak çıkıyorsun.
Özür dilerim ben size bir soruldum hocama size de yönelttim. Yaşım 15. Dedim ki cami mani hocam oruç tutuyorum, aşağı bakıyorum, bacak görüyorum, yukarı bakıyorum, saç açık, şu bu üzeri açık, kemer altında. Bizi dedim orucumuz ne oldu? Baktı baktı dedi ki, nefsin dedi eğer dedi uyanmıyorsa Peygamber Efendimiz'in çıkmış olduğu uç kardağıya deniyorlar. Allah razı olsun. Nefsin uyanırsa? O zaman bitti diyor. Baktın diyor. Varba. O zaman kemer altına yaptı o topluma girmemek mi? Nefsin uyanırsa o uç, uç olur. Nefis vuracak böyle. Ya. Ay kıyamıyor muyum? Bu orucu deden de tutuyor. O orucu deden de tutuyor.
Nefis vuracak böyle. Ha sağdan soldan vuracak böyle. Vuruyor zaten o zaman. Ha o zaman onun tadı çıkacak. O zaman tadı çıkacak. Sağdan soldan diyecek ki vur. Televizik esnafı olduğun zaman çok daha farklıdır. Şimdi biraz daha erotikleştireyim mi meseleyi? Estağfurullah. Decek ki bak ya bir düğmeyi de açmış göğüslerini oradan bir taraftan bastıracak bak. Öbür taraftan diyecek ki bakma. Öbür taraftan diyecek ne olacak bir sefer bakmak nasıl olsa Allah'tanmış. Onu da anlatacak ya insanın eline. Tabi bir sefer bakacak ama olduğun yok. Hala da bakıp bakıp bir sefer bakmak Allah'tanmış diyecek. Hocam ben de tekstil alanı ile uğraşıyorum. Bundan beş yıl önce İngiltere'ye ders marka pantolonları yapıyoruz.
Dikiş arasıyla bitiş noktası bir şey. Dedim ki ya bunu insan mı? Yeminle söylüyorum şu anda Türkiye'de ondan daha şey dört parmağını giyiliyor. Dediniz ya Fransa'ya şuna buna bizi yönlendiriyor şunu. Gerçekten doğru. Modacılar bizim dinimizden çıkıyor. Çöründen çıkıyor. Topum ağır. Bu da güzellikmiş çok güzellikmiş. Tartında değiliz. İsele kapılmış gidiyoruz toplam olarak. Sürü sürü. Sürü halinde. Allah'ın bir sefer teylesi. Bu çok teylesi de konuşuyoruz. Yani otur şöyle biz de dikiyoruz. Sıraya teylesi. Sağlı şeyler. Ben yüzler genellikle. Sorumluğu da alır mıyız yani ayrıca da bunlar? Ne için bunlar? Din bu değil. Bunları geliştireceğiz. Din bu değil.
Neden? Ben de sorumlu değilim. Değilim. Değilim. Abes gelmesin. Evlendiğinde hanımının evde mini etekli gezmesini istemez misin? Evde götürürsün. Yani. Bana ne millet nerede gezdirirse gezirsin adam olsun evinde götürürsün. Bana ne? Din o değil. Evet sorun. Açıklamanızda yumruzlanıyorlar. Evet. Bu da şaşırıyorlar. Niye? Bir şeyde kılarken insanın aklına dinlisiniz. Ne diyeceğim? Ben gelmeyince namazdan saymıyorum onu zaten. Ben şimdi gelmesin mi hayır mı gelmemişsin mi? Bir şeyde hayır mı bekliyorsun? Yoksa şimdi ben tereddüt haline geliyorum.
Namazı kıldığında benim aklıma bir şey geldiği zaman niyet ederken de ister istenmez acaba diyorum. Acaba diyorum alim olan insanlar niyet ederken böyle bir şey gelmiyor. Ben alıyorum satıyorum yapıyorum kırıyorum döküyorum evimden kuruyorum. Bütün işlerinde namazı halletler. ne iş yapıyorsun? Özel güvenin. Allahu ekber namazı durdun değil mi? Hiç kimse gelmemesi lazım. Gene namazı yıkarım yakarım Allahu ekber namaz devam et. bakın şunu unutmayın. Anad ibadetleri değişik amaç ve gayeleri tuttu.
İbadet olduğu için ibadet abi sağ emret değişik ve siz namazı dost doğru kılın demiş. Namazı dost doğru kılmaya çalışın. Ve dost doğru kılmaya çalışırken muhakkak sizi bir şeyler dökülecek. Dost doğru kılmanızı engelleyecek şeyler olacak. Bizim dost doğru kıldığımıza işaret edin. Oyuncu tutarken orucu dost doğru tutun demiş. Öyle değil mi? Siz orucu dost doğru tutun. Sizi bir şeyler dökülecek. Rüzgar çarpacak. Sizi bir şey vuracak. Sizinle bir şey uğraşacak. Ruh olduğunu da işaret edin. Yani öyle şöyle bir namaz düşünmeyin.
Siz put değilsiniz. Siz etten kemikten yapılmışsınız. Kalp taşıyorsunuz. Ruh taşıyorsunuz. Sizinle acılarınız var. Ağrılarınız var. Sevinçleriniz var. Sıkıntılarınız var. Problemleriniz var. Doğrularınız var. Yanlışlıklarınız var. Eksiklikleriniz var. Bu dünyada yaşıyorsunuz. Bir hayat yaşıyorsunuz. Üst katınızda alt katınızda ortadan insanlar var. Etrafınızda insanlar var. Evli olanların hanımları var. O yeter imzanı olarak çocukları var. Suat. Ve bunlar sizin aklınıza gelecek. Şimdi bu hayatın içerisinde yaşıyorsunuz siz. Bunlar sizin aklınıza gelecek. Bunları düşüneceksiniz. Bunlar ibadetlerinizle de gelecek. Ama siz ibadete devam edin. İhlasla, samimiyetle, muhabbetle ibadetimize devam edin.
Ve bir gün o sahafiliği yakalayacaksınız. O tatlılığı yakalayacaksınız. O sizin o hani sahafilik, tatlılık dediğiniz şey namazın 4 dakikasını dolduracak bir şey değildir. Bu bir andır. Bir an. Şimşek gibi. O bir andır. Cıldırın. O bir andır. Belki de hayatımız boyunca bir sefer yakalayacaksınız onu. Merak etme. O yetşektir. O vanı yakalamak için yaşayın. Evet. Bir dakika. Bir dakika yaşar. Neyse.
kalbinden o halde de bakmaz ki o zaman. Kalbinden sesin. Elini tutmak için uğraşır. O zaman gelin. İlk önce nefsinizle ibadete teksimin. Oradan buradan vuracak. Ama bir an gelecek ibadetimiz kalbi olacak. Kalbi olduğunda zaten işin tadının lezzetini almış hocam. Hocam nefisler efendim yani nefisler ruhlarını teslim ederlerken tekrar atamına gidiyoruz. Ve ondan sonra yaşayacak olduğumuzu merak ettik. Tek çok kitaplarda ben bunu okudum. Neyişik fikirler var. Hiçbir şeylere inanmak.
Kendi gördüğüne inanmak. Yani o zaman o zaman görüyor muyuz? Kendi gördüğüne inan diyor mu? Evet. Görmedik. Görmeye çalışacaksın. Evet. Hadis-i şeretinde ölmeden önce ölünüz var ya ölmeden önce ölünüzdür. Hadis-i şeretinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem o zaman kendi kendinize ölümü düşünelim bitti. Ölmeden önce ölmek nasıl oluyormuş? Ya bulalım yenilerin bulalım onu inşallah. Evet. Bunu kapatırsanın önüne oldu. Hocam biraz önce bir şey anlatmıştır ya okuyorsun ama hatırlamıyorsun Peygamber Efendiyi sallallahu aleyhi ve sellem demiş diyor ki diyor ki kim diyorsun ama hatırlarken bir şey düşünmekse ona sevelerimden dönemiz erken Hazretler Efendiyi ben kılarım diyor.
Namazda başlıyor. Bir şey düşünmeden kıracak. İşte namazın sonlarına doluyor. Ya Resulullah'ın iki yenisi var. Acaba hangisini verecek? Aklımdan geçiyor. Namaz bitince soruyor. Ya diyor yani bir şey düşünüyordum. Ya da sana sahtı hangi evveli vereceğimi düşünüyordum diyor. Sizden de bize soruyor konuları geldi. bir şey soracak mısın? Bir şey soracak mısın? Siz bir şey soracak mısın? Bir şey yok. Üç bininci deneyimde bulmuşlar. İki bin dokuz doktan dokuz ya da boş boşuna uğraştık. O da cevap vermiş. İki bin dokuz dokuz doktan dokuz ya da yapılmayacağını veriyor. Bu bazı çatımlar inanılmalı miracı ve insanın yeryüzüne ineceğini red ediyor.
Böyle kabul ediyorsunuz ya senin için ne biliyorsunuz? Ben her ismini kabul ediyorum. Peygamber Salman ve Selam bir şey söylediyse söylediği sahih ise sahih hadisi kitaptan da geçiyorsa ben bunu kabul ediyorum. Benim için bir işaret Kur'an-ı Kerim açık bu noktada. Habis yerserse de Allah'a susluyoruz demiş zaten. Ahir zaman özel zaman gelirdik ki insanlar rahat korkusunda bacak başak üstüne atmış olduk sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Yani Muhammed tamimiyet yerini açacak ben Allah'la muzaffer yapacağım. Ve Allah ve Allah'ın ve Selam ve Sizi bir kişiye bıraktın Kur'an'da Sünnet'ten ve Cenab-ı Hak ayet-i Kerim'de siz Muhammed'e uyuyun siz peygambere uyuyun Allah'ın bir nedeni için güzel örnekler vardır diye biz de peygambere uyumayı peygambere peşinden gitmeyi problemlerimizi
peygambere anlatmayı ve peygamberin getirdiği kötü kabul etmemizi emreder Kur'an-ı Kerim'de o yüzden din benim nazdım benim kendi şahsi kanaatını düşüneceğim din sadece Kur'an-ı Kerim değildir ben Peygamber Sallallahu Allah'ın sünnetlerdi sünnetlerini bulamazsam sahabenin tutum edalarmışlar onlarda bulamazsam imamların iştahlarına bakar o yüzden İsa Aleyhisselam'ın yeniden yer yüzeyeceğini peygamber Sallallahu Allah'ın peygamber beyan etmiş ve Mehdi'nin çıkacağını tanış Allah'ın sallallahu beyan etmiş ben herkesinize
iman edeceğim ama böyle zaman verenler var ya ben onlardan değil veya gün tayin edenler var ya ben onlardan değil veya kıyamet-ü gün bitenler var ya ben onlardan değil ben onlardan değil Allah'ı muhafaza eylesin onlara hiçbirisinizde katılmıyor yani Asaf sahabe Mehdi beklemiş 1400 yıl geçmiş üzerine hala da Mehdi geldi Asaf İsa'nın inceğini beklemiş 1400 yıl geçmiş hala da İsa ve Mehdi beklemiş bunlar gelecek mi el cevap gelecek bize düşen vazife Kur'an'ın sünnesi iyi algılayıp anlayıp kuruluk yapmaktır Mehdi gerçekmiş
kendim inmiş inmemiş İsa inmemiş inmemiş beni ilgilendirmiyor bunlara hiç ben hiç bunlara takılmam bizim işimiz bunlardayız hatta ben derim Mehdi indi ne yapacağız Mehdi çıktı hadi peki bunu nasıl anlayacağız siz hocam neyi yani Mehdi'nin işini sahte mesleler çıkıyor mesela Asisa tabi gibi indi bilgir gerçek Mehdi olduğunu nasıl anlayacağız nasıl anlayabilecek miyiz anlarız ne anlamayacağız nasıl bunların sahte çık duruş diyor bak sahtesinin bittiğini gör sahihini biliyorsun demektir cevabı kendisinde biliyorsun sen
sen bunlar sahtesi ola gerçeğini biliyorsun demektir hayır etmiş nasıl hayır etmiş bana sormana gerek yok bir şeyin sahtesi bilmiyorsan gerçeği bilmiyorsun demektir veyahut da bir şeyin sahtesi var ise aa aslı var demektir aslı olmasına bir şeyin sahtesi yapılır mı yapılmaz ya bir şeyin yalanı varsa doğrusu var mı cevabı kendinde sahtır aa yalan var mı onda bak muhakkak onun doğrusu var bir şeyin sahtesi olmaz tatlı bir şey öyle değil mi mesele biraz gelip çekip hafif biraz ah biraz felsefe okusalım enteresan
ben öyle felsefeye karşı gelen alimlerden değilim ben alim değilim zaten ben öyle felsefeye çok karşı bir insan değilim her ne kadar imam gazetinin felsefeyi karşı çıksa da kendisi felsefeyi öğrenmiş ve felsefe yapmış ben biraz gazetinin reklamı derim herhalde ya normalde ben o gazetine o kadar felsefeyi o kadar katı bakmam ama normalde onun kabul etmediği felsefeyi ben de kabul etmiyorum hani işte bir şeyden bir şey çıkarsa bir şey çıkarsa bir şeyden bir şey çıkmazsa meselesinde değilim ama insanların biraz böyle kendi içine dönmesi için biraz felsefeyi ilk boyutu olması lazım biraz böyle felsefeyi boyutu olan bir şeydir işte bir şeyin yalanı var onun doğrusu var demektir ve sahte peygamberler çıkıyorsa demek ki gerçekten bir peygamber var veya işte sahte Allah'lar çıkıyor ya ben Allah'ım diyor ya sahtesi var demek ki doğrusu da var bunun veyahut da hatta bir şeyin aslı bir şeyin özü bir şeyin doğrusu çok tutulduğundan çok kıymetli olduğundan sahtesi oluyor öyle değil mi şimdi kıyafetin adidas var değil mi bir ara adidas eşofman
çok kıymetli değil mi Bursa'da evlerinin altında adidas eşofman dikiyorlar adidas çok oldunla şimdi millette kızıyor kızmaya kardeşim diyor aslı çok da sahtesini yapıyorlar aslı kıymetli çünkü o zaman ne yapıyorlar sahtesini yapıyorlar doğru insan kıymetli mi kıymetli doğru insan kıymetli ise sahte doğru insana çıkacaktır çünkü aslı çok kıymetli sahte mehkiler çıkacaktır çünkü aslı çok kıymetli sahte peygamberler çıkacaktır çünkü aslı çok kıymetli sahte kitaplar çıkacaktır çünkü aslı çok kıymetli sahte profesörler
çıkacaktır neden aslı çok kıymetli kolay profesör olmuyor adam gidiyor Azerbaycan'dan damdik bir tabela atıyor profesör koyuyor oraya 10 bin dolar bizim Azeri bir derviş var bana diyor ki bir modifrom alayım sana bir düşündüm şimdi ondan sonra bunu dinledikler sana televizyonda haberlerde dinliyorum bizim şey ne o bursa'daki devletin batıran dolandıran vardı ya caviz çağlar Azerbaycan'ın üniversitesinden mezu ne Azerbaycan Allah'ın kıza sahte karne ya dedim bu kaç dolar aldı acaba ya bana öyle söyleyince Azerbaycan'la
aa geçenlerde ondan sonra şeyi bul ya bu baş çelik baş aydar baş o da Azerbaycan'ın üniversitesinden profesör ben de ağabey dedim zaten Azerbaycan üniversitesinden mezun bu program dedim kesin kesin bu 5000 dolar almışlar o çok para vermez çünkü lazım aslı küymet değil adam kolay kolay patlaka kuruluşlar olmuyor geldik hocamın yanında diş çökecek tabiri caizse öyle bir şey yok efek sarf edecek eee profesör hocam 10 yılda bile mi olur herhalde üniversiteye de katarsak 15 yıl 20 yıl 20 yıl tam sürüncek sürüm sürüm profesör olmak için
20 yıl sürünmek varsa 10.000 dolarlar Azerbaycan Üniversitesi binan bir profesör çok padi diplomada basın profesör olmak da basın bakacağım 20 yıl üniversiteye de tabiri caizse 10.000 dolarlar az ama kimse de bakmıyor benim gibi 10.000 dolarlar bakıyor şimdi bakanlar öğretmenin konumları bakanlarının açıklanıyor ya ne işte bunlar ne bakana üniversiteye de mezun olduğu yer veya taşın tam bakıyor şimdi Azerbaycan Allah'ın içine diyor ne lan her yıl yani diyom ki yahu daldatmışlar bir üniversite mezun davitalar düşünür ki
senin MMC diye bir sesi var her yıl bounce ederseniz İngilizce derneğe sinir her sene değinlemez şimdi muayenehanemizin önünde MMC varsa 50 dolardan muayene etmiyorsa 80 dolardan kesin hasta koyuluk sesler neden çünkü İngilizce tıp derneği bir yesi muayene halbuki bir şey yok postayla para gömmesiniz her gün müslümanlık garip olarak başladı başladığı gibi garip olarak adet edecekti ne mutlu gariplere burada gariplerin siyasetini amacı müslüman ben içine gelen gibi konuşam aykırı bir
insanım var ya garibim derdimi etmez derdime derman etmez Allah Allah değil mi Allah Allah onlara kurban mı garikler sayılar pek o zaman talih kişilerdir anlıyor değil mi evet oradaki o garipten kastığı birkaç manaya gelir gariklerden bir kısmı evtad dediğimiz kırk kişidir gerçek manada garip dünya üzerinde kırk kişidir birer daha geliştirirsek üç yüz kusurdur firmizide geçen bir hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretler der ki evtadlar kırk kişidir yine temizide geçen başka bir hadis-i şerifte
bunun biraz daha açıklam atifoloğu vardır işte onlar kırk tane kişidir onlar İbrahim gönüllülerdir işte onlar bir seksen kişilerdir onunla bununla alakalı inşallah bir ders yapacağım böyle bütün komple cemaatini içerisinde kısaca geçelim üç yüz altmışa kadar çıkar temizliği o hadis-i şerifte temizliğin hadis-i şerifinde bu noktada kariklik bizim anladığımız manada süklüm süklüm yaşamak değildir veya derbeder yaşamak değildir ben garipliği biraz aykırılığa bağlıyorum garip eşittir aykırıdır eşittir toplumun çizgisinde
gitmeyen insandır hani diyorlar ya halka uymayınız diye yani bu noktada halk çok affedersiniz çok özür dilerim sürün niteliğindedir aykırı gitmeyi kendisi gözüne alamaz kendisini onu hedefleyemez aykırı gitmeyi aykırı düşünmeyi aykırı yaşamayı yaşamayı kendisinde o kuvveti bulamaz ve böylece etrafındaki insanların yaşadığı gibi düşündüğü gibi düşünür eğer öyle yaşayıp düşünseydik Muhammed Mustafa derdini orada anlatamazdı orada garip kaldı yani aykırıydı çünkü Mekke müşriklerine göre aykırıydı Mekke müşriklerine göre
aykırı olduğundan garip kaldı tek başına kaldı bak kaç kişi en son 157 kişi olmuş 10 yıl boyunca neden o garipliği o aykırılığı herkes kaldıramadı ama Medine'de kuvvetlenince herkes çok rahat geldi Müslüman oldu kuvvetlendi yani artık Müslüman olmak gariplik ve aykırılığı olmaktan çıktı ama Mekke içerisinde ayrı bir garipler ve aykırılılar oluştu kim Ashab-ı Süfah o dinin içerisindeki dinin mühessilleri var talihleri var ama onların içerisinde ayrı etsem bir daha aykırı bir grup var aykırı bir kitle var aykırı bir cemaat var
kim Ashab-ı Süfah aykırı bunlar bunların evleri yok bunların hanları yok hamamları yok paraları yok pulları yok üst başları yok değiştirecekleri bir şey yok ama bunlar sırf ilmin özüne ilmin özüne ilmin sırrına vakıf olmak için Ashab-ı Süfah denilmiş onlar Mescid-i Nebemiz'de doyurlar onlar her gün ilmi tazeliyorlar her gün imanı tazeliyorlar bunlar hatun peşinde değil para peşinde değil mağmur peşinde değil şanşafet peşinde değil bunlar garip ve aykırı onlara bakıyor öbür müslümanlar öbür aynı dönemin aynı kendi döneminin
müslümanlarına evuzer-ı gifari aykırı geliyor ve Hazreti Osman diyor ki ya be bu dersen biraz şama doğru gitler olur diyor şama gidiyor şamın içerisine girmiyor şamın dışına dimeş şam demeyin dimeş dimeş kurma dallarından bu bara kıkılıyor şam gençlerine dini anlatmaya bakıyor o zaman şam valisi muavi yemeğe davet ediyor iki de bir de bir akşam yemeğine oraya gidiyor bakıyor ki ziyafet soktörleri kurulmuş pilavın içine rivayet ediyorlar elini atıyor bir sıkıyor kanla yerini oluyor muaviye ediyor ki bana belli diyor
buna mı davet ettin vallahi Resulullah sizin yaşadığınız yaşamadır vallahi Resulullah sizin yaşadığınız yaşamadır billahi yaşadığınız yaşamadır ailesiniz ben nesil demeyim bu din değil dönüyor mu bakın muaviye sahadığı değil mi ve peygamber saavallahu selim hazretlerinin kaynığı aynı dine mensup olup içinde tarifler var yani şamın dışına yine o dimeşin dışına gidiyor o şeyden ne o hurma dallarından olan çadırına oturuyor şam gençlerine muhammed-i mustafa'nın düğmesini ve hayatını anlatıyor muaviye mektup yazıyor yine
hazreti osman diyor ki ey osman eğer sen şam'ı istiyorsan dimeş ki istiyorsan e bunu her iki fari buradan çek diyor dinin sırrını anlatıyor dinin olması gerektiğini anlatıyor efendimiz ne tutuyorsun her iki fari geriye dön diye geriye dönüyor osman'ı eleştiriyor zeynep siktir deneyi eleştiriyor diyor ki vallahi muhammed günler geçerdi elinde duman tüktan sizin bu ne diyor her gün yediğiniz işleriniz bu doğru değil diyor ondan sonra bakıyor ki osman olmayacak hazreti osman bakın hazreti osman hazreti ebu bekir ömer osman
üçüncü kuşak hazreti ebu bekir efendimiz on yıl mı kalıyor şeyde halifelikte on yıl hazreti ebu bekir efendimiz yirmi kusur mu kalıyor işte otuz yıl geçmiş Allah resulü üzerine otuz yıl geçmiş diyor daha yirmi kusur yıl geçmiş yirmi kusur yıl geçmiş ama fevuzelik ifadeyi kaldıramıyorlar neden garip ve aykırı garip ve aykırı gariplik bu anlatabildim mi gariplik böyle herkesin normalde doğruyu reddetmek değil doğrunun peşine düşmektir gariplik doğrunun peşine düşmek ve doğruyu yapmaktır bütün insanlar size karşı gelebilir
doğruyu icra edersiniz bütün insanlar çok affedersiniz kıç açık dolaşır diye kıç açık dolaşmak doğru değil bütün insanlar kıçlarını açsa dahi kıçınızı örtmektir doğru ya bütün herkes açıyor ha sen de herkes diyor aç herkesten bir farkın kalmadı sürürsün sen de ha koyun sürürsün ha sen de sürürsün ha sen bir fark yok herkes açıyor sen açarsın herkes kapatıyor sen kapatırsın herkes namaz kılıyor sen kılarsın herkes namazı terk ediyor sen de terk edersin herkes takal bırakıyor sen bırakırsın herkes kesiyor sen de kesersin
gariplik öyle değil mi gariplik herkese bağlı değil mi ya inandığına bağlıdırlar inandığını yapar inandığını yanına biter kendini yapar önemli değil ona inanmıştır bunu yapar ve gariplik birbirine yakındır rahm olmak hikmete rahm olmak bir deyin garip de oldu evet kimse o doğruyu kabirlenmek istemedi hiç kimse doğruyu almak istemedi yük alır geldi onlara alır geldi için uzaklaştılar paralarını mallarını mintlerini düşündüler hani az önce dedim ya mecliste çıksa ne yapacaksın paranı terk edebilecek misin evini terk edebilecek misin
çocuğunu terk edebilecek misin kadın koynunu terk edebilecek misin işini terk edebilecek misin sıcak yatağını sıcak torbanı terk edebilecek misin rahatını terk edebilecek misin uykunu terk edebilecek misin terk edeceğim şimdi duruyor şimdi terk et mehdi çıktı senin için
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.