Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 9 Ekim 2022 · 39:35
Se-Zu triggering the Prophetof .. Selamün insightu, Allah gecenizi hayırlı eylesin, indepizminizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı ömrünüzü iyi eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak bilip hakla beraber yaşayan ve hakkı savunanlardan eylesin.
Batılı batıl bilip batıldan uzaklaşan ve batıla karşı cihad edenlerden eylesin. Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışıp yaşamayı ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Allah hepinizden de razı olsun. Dün gece biraz sohbet uzun olmuş herhalde. Biz o esnada farkında değildik. Hoş orada farkına varsaydık, orada söylerdik ama ne yazık ki bugün veya dün gece bittikten sonra biz frene basmayı unutmuşuz. Tam gaz yürümüşüz herhalde iki saatin üzerinde sohbet olmuş. Yapacak bir şey yok. Allah'ım iyi etsin inşallah. Bu akşam da kısa yapacağım diye kendi kendime düşündüm ama tecelliyat ne olur bir şey diyemeyiz.
İmamın bildiğini okurmuş. Evet, en son farklı bir cebirden bahsettiydik. Cebird bile olsa herkesin bildiği cebird yalnız kendi menfaatini gözeten nefsi emmarenin cebri değildir. Biz burayı normalde konuşmuştuk. İşte nefsi emmarenin cebri ne oluyor? O kimse kendince kendi namaz, oruç, ibadet veya ahlak eksikliğini Allah'a atfediyor. Diyor ki, yani o emretmiş olsaydı, yazmış olsaydı biz bunları icra ederdik. Bunları yerine getirirdik. Bu normalde bir kısım böyle aslında gerçek melamiler bunlar değillerdir. Bir kısım melamiler vardır.
Bunlar da kendilerince ibadetlerden kendilerinin beri olduğunu söylerler. Bu sıkıntılı bir durumdur. Bunu bir sefer bir yerleştirin. Eğer ki bir kimse kendi hatasını, kusurunu, yanlışlığını, eksikliğini Allah'ın veya bir başkasının üzerine atfediyorsa o sapkındır. O sapıtmıştır. Bunu böyle kendinizce bir ölçü olarak kendinize koyun. Herkes bu noktada bir bahane üretir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu cebriyeciler veyahut da bunlar sufi toplulukların içerisinde de vardır. Ya kaderiyecidir ya da cebriyecidir. Yani bir haram işler, hikmet var der. Haramda hikmet olur mu? Haramda hikmet arıyor adam.
Allah yasaklamış canım kardeşim. Allah yasakladıysa yasana uy. Senin işin Allah'ın yasakladıklarını terk etmek. Ama o Allah'ın yasakladığı bir şeyi icra ediyor, onda hikmet arıyor. Hikmet vardır diyor. Bu tarih boyunca bütün dinleri yaşayan insanların handikapları bu. İnsanların kendi hata ve yanlışlıklarını, eksikliklerini din örtüsü altında yapmak. Din örtüsü. Bu en büyük sıkıntı bu zaten. Allah muhafaza eylesin. Devam ediyoruz. Ey oğul Allah kimlerin gönül gözünü açtıysa bu cebri onlar anlar. Galip ve istikbal onlara apaçık görünmektedir. Mazi anış onlarca değersiz bir şeydir. Onların ihtiyarı da başka türlüdür cebri de. Bu bahsettiğimiz hani o kimse Allah'a yaklaştıkça yaklaştı, yaklaştıkça yaklaştı.
Yaklaşınca o kul Allah'ın sıfat ve tecelliyatlarına hem mahzar oldu hem alan oldu. Mahzar olmak seyretmektir. Yağmurun yağışını seyretmek gibi. Yağmur üzerine yağarsa alan olursun. Yağmurun yağışını seyredersen o tecelliyatı seyretmiş olursun. Bir de yağmur olmak var. Yağmur olursan sen sıfat senin üzerinde tecelli etti. Sen o rezzak ism-i şerîfi sanki senin elinden çıkıyormuş gibi oldun. Bu sıfatta fâni oldun. Sıfatta fâni. Bu yedinci esmanın işi. Emmâre levvâme mülhüme mutmâinne râdiye mâr diye geçti.
Safiyede oturdu. Artık o sıfatta fâni oldu. Fena fillah dedikleri nokta bu. Fena olma. Artık o Cenab-ı Hak onun üzerinde, onun kendi ihtiyarı da kalmadı. Burada kalmadı. Burada onun için cebriye. Hazreti Pir'in bahsettiği cebriye devriye girdi. Artık onun ihtiyarı kalmadı. Onun üzerinden sıfatsal olarak Cenab-ı Hak tecelli etti. Bakın onun üzerinden Cenab-ı Hak sıfat olarak tecelli etti. İşte burada onun ihtiyarı kalmadı ya, o Allah dostunun. Bu Hazreti Pir'in bahsettiği cebriye hali bu. Bunu da diyor. Ancak gönül gözünü açık olanlar anlar. Kimse o hale gelince gönül gözü de açıldı zaten.
Gönül gözü açılınca onda bir ihtiyarın geçerli olmadığını da bildi. Onda kendisinin bir ihtiyarı yok. Bazen insan bir şeye bakar, dışarıda ya, dışarıda olan bir şeye senin gücün yetmez. Gücün yetmeyince seyredersin. Onda bir ihtiyarın yok. Oysa seni ilgilendiriyor o. Ama sen ona bir şey yetiştiremiyorsun. Güç yetiştiremiyorsun, laf yetiştiremiyorsun. Hiçbir şey yetiştiremiyorsun. Senin ihtiyarın yok onda. İşte o Allah'a yaklaştıkça yaklaşan, yaklaştıkça yaklaşan bir müddet sonra sıfatsal tecelliyata hem alan hem mahzar olanın artık bu konuda yapabileceği bir şey kalmıyor. Ve o meşhur, hani ben kulumu sevince onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen dili olurum.
O uzun bir malum hadis, onun en başı işte kim bir velime savaş açarsa bana da savaş açmış gibidir başlayan, o hal onda artık tecelli etti. Gören göz, duyan kulak, tutan el, yürüyen ayak. Hatta o hadis-i şerifin daha ilerisinde der ya, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. Artık o, o hale geldi.
O hale gelince o kimsede ihtiyar kalktı. O kendi iç sisteminde, bakın tekrar söylüyorum bunu, kendi iç sisteminde bir cebriye yaşıyor. Bu cebriye dışarıdaki nefsine zebun olmuş, heva, hevesine kapılmış, kimselerin anladığı cebriyeden değil. Hani bir kimse geldi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında gördü, dedi ki ona git filancaya yüz milyar para yardım et.
O kimsenin ihtiyarı kalmadı orada. İtaat edecek, gidecek yüz milyarı verecek. Böyle rüya göreniniz yok değil mi hiç? Ya birine diyecek ki, git filancanın sıkıntısını gider. Örnek. O, onun üzerinde artık onun şeyi yok, hani acaba mısı yok. Bu bunun hali, bunun gibi bir, bu cebriye. Senin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hayır deme lüksün yok. Sen gidip onu icra edeceksin. Artık bu senin elinden çıkmış bir şey bu. Bu senin isni hatifine bırakılmış bir şey değil. Ben o yüzden çok kızarım.
Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine birine bir şey diyecek, o ayak diretecek. Ben bunu büyük küstahlık, küfür olarak görürüm ya, kendimce. Allah beni affetsin. Bu o kimsenin o zaman ihtiyarında değil bu. İşte Hazreti Pir'in bahsettiği cebriye bu. Veyahut da Cenab-ı Hakk'ın onu eşya gibi kullanması, bir eşya gibi kullanması, bir sıfatsal tecelliyatta onu eşya hükmünde kullanması. Bunda o kimsenin artık bir ihtiyarı yok. Bir ihtiyar olmayınca Hazreti Pir'in dediği cebriye bu. Ve o normalde genel olarak büyük zatların üzerinde tecelli eden hallerden birisi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden onlar bu hale geldiklerinde bir de işin o tarafı var. O hale gelenler herhangi bir şeyde kendilerine isabet ettiğinde onu Cenab-ı Hakk'a atfetmezler.
Bu işin edebi de odur. Onu mesela işte üzerine bir hastalık geldi. Hastalığı Cenab-ı Hakk'ın üzerine atfetmez. Bunun edebi odur. Der ki hastalık bana düçar oldu. Hastalık düçar oldu. O düçar etmedi. Hastalık ona uğradı. Bu normalde burada böyle bir edeb vardır. O edebi de bu tip zatlar bu edebi muhafaza ederler. Yani Rabbim bize hastalık verdi. Bu avamın işidir. Allah bunu bizim başımıza verdi. Bu avamın işidir. Onlar öyle düşünmezler. O Allah bize hastalık verdi demez. Biz bir hastalığa düçar olduk.
Biz bir sıkıntı bize uğradı. Bize bir yokluk uğradı. Ama kemale ermeden önce öyle demez. Allah bana şunu yaptı. Allah bana bunu yaptı. Biz buna sabrediyoruz. O avam muhabbeti. O has-ül has-ül muhabbeti o değil. O der ki hastalık bize uğradı. Asla ve asla Allah'ın üzerinde bir olumsuzluk atfedilmez. Bu sufi edebidir.
Allah'ın üzerinde olumsuzluk atfedilmez. Size böyle bir ölçü olarak kalsın bu. Gayb ve istikbal onlara apaçık görünmektedir. Bu zatlara gayb ve gelecek onlara görünür. O nefis emmareden, kötü ahlaktan kurtuldu. Onlardan sıyrıldı, temizlendi. Kalp cilalandı zikrullah ile. Ne yaptı? Nefis de terbiye yaptı. Nefsini terbiye yaptıktan sonra nefsi kötülüklerden arındırdı. Nefsi temizledi. Nefsin temizlenmesi. Ayrı paragraf içerisinde ele alınması gerekiyor. Kalbin cilalanması, kalbin parlaması, kalbin ilhama, vahye, açık hale gelmesi ayrı kategoride. Bunu normalde, genelde hep böyle birmiş gibi anlatırlar, söylerler.
Doğru değil. Nefis mücadelesi ile kalbi meratipler, evet birbirlerine yakın giderler. Ama kalbi meratipler sevgiyle dir, sevmekle alakalıdır. Kalbi meratipler zikir, sevgi, muhabbetle oluşur. Nefisle mücadele ise haramlarla mücadele etme, haramlarla mücadele etme, haramlardan uzak durma. Nefsin heva ve arzularına gelme, nefsin helal olmayan isteklerine, isteklerinin önüne duvar örme.
O kimse nefsiyle nefsiyle ne yaptı, mücadele etti. Nefsini kötülüklerden arındırdı, temizledi. Artık o kötülük düşünmez hale geldi. Onun elinden Müslümanlar emin. Onun dilinden Müslümanlar emin. Onun elinden, dilinden önce evindeki eşi ve çocukları emin. Önce kim eminmiş? Eş ve çocukları eminmiş. Eğer eş ve çocuklar emin değilse, o çok özür dilerim, yalancılardan. Bakın, sizin sufiliğiniz önce eş ve çocuklarınızda başlar. İş arkadaşlarınızda başlar. Kendi içinizde bulunduğunuz toplulukta başlar.
Eğer ki siz bu manada eş ve çocuklarınız sizden emin değilse, sizin dilinizden emin değiller ise, sizin dervişinizin çok yolu var. Sizin Müslümanlığınızın çok yolu var. Mümin odur ki, elinden ve dilinden diğer insanlar emindirler. Mümin odur ki, diğer varlıklar komple canından onun üzerinde emindir.
Senin dilinden emin değiller ise, senin Müminlik sıfatın, Müminlik vasfın henüz daha oluşmadı. O kimse ne yaptı? Böyle nefsiyle mücadele etti. Haramlardan uzak durdu. İbadetlerini yerine getirdi. Nefsiyle mücadele ederekten yürürken, kalbini cilalandırdı. Kalbini ayna haline getirdi. Bunun en önemli, en önemli, en önemli bu kalbi cilalamanın yolu, Allah'ı zikir.
En önemli, en önemli hali muhabbet etmek, sevmek, Allah'ı, Resul'ünü, Üstadını her şeyden fazla sevmek. Kalbi cilalayan şey, muhabbetullah'tır. O muhabbet kalbi cilalandırır. O muhabbet kalbi parlatır. Ve kalp, ilham almaya başlar. Veyahut da Kur'an'i dil ile vahiy almaya başlar. Bu peygambere indirilen vahiy gibi değildir. Peygamberlere indirilen vahiy gibi değildir. Ama bunu, hani, Ehl-i Sünnet uleması ilham olarak yazmış bunu. Ama bunun adı, Kur'an'i tabirle vahiydir. O kimsenin artık gönlüne bu manada ilham gelir. Doğruyu, iyiyi, güzeli istikameti o ilhamla bilir.
O ilhamla gider. Bu artık ilm-i ledine doğru yol almaktır. Bunun adı odur. Artık onun kalbi ilham almaya başlıyorsa, onun yolu ilm-i ledine doğru gider. O dilini muhafaza eder. Kalbini muhafaza eder. Halini, ahvalini muhafaza eder. Onun yolu ilm-i ledine doğru gidiyor. İlm-i ledine doğru gittiğinin işaretleridir. Birisi ona bir şey söylerken, şimdi şu kelimeyi kullanacaklar, pat kullanır. Başlangıç. Şimdi bunu söyleyecek, pat söyler. Şimdi bunu yapacak, tak o söyler. Şimdi köşeden şu çıkacak, kalbine gelir çünkü o. O çıkar. Onun yolu ilm-i ledine doğru gidiyor. Bakın yolu ilm-i ledine doğru gidiyor.
Birisi oradan rüya anlatır. O böyle işte kulağı duyar. Hemen tevhili onun kalbine gelir. O ilm-i ledine doğru gidiyor. Bunları böyle açık açık söylüyorum. Yani benle mezara gitmesin diye. O ilm-i ledine doğru gidiyor. Onun yolu o tarafa doğru. İsterim ki bütün kardeşlerin yolu o tarafa doğru gitsin. O yüzden bunları anlatıyorum. Artık onun uyku halinde dahi ilm-i ledin çalışır. Onun uykusu tam değildir. O tam böyle derinlemesine bir uyku uyuyamaz. Çalışır çünkü orası. Bir bakar ki kendisi farklı yerlerde, farklı tecelliyatlarda, farklı işlerin üzerinde. Hiç aklı hayale gelmeyecek yerlerde bir eşya gibi veya bir makine gibi.
Öyle düşünün. Yine insan sürriyetinde ama başka işlerle uğraşıyor. Ve başka şeylerle konuşuyor. Meleklerle konuşuyor. Cinilerle konuşuyor. Konuşuyor. Veya ruhaniyetlerle konuşuyor. Hazreti Pirlerle konuşuyor. Sahabelerle konuşuyor. Peygamberlerle konuşuyor. Bu normalde uykuyla uyanıklık arası gibi. Uyuyormuş gibi görünüyor ama uyumuyor. Bakın uyuyormuş gibi görünüyor ama uyumuyor. Onun artık uykusu da çalışıyor. Uyanık olduğu halde de çalışıyor. Bu ne? Bu o zaman o kimse ilm-i ledine doğru gidiyor. Ve bir müddet sonra bu konuşmalar, bunlar size abes gelebilir. Artık Allah'la da konuşuyor. Fenanın zirvesi.
Daha bekaya geçmedi ama. Bunun tabii şimdi gene ilahiyetçiler, diyanetçiler uçmuş gene deyip gidip beni mahkemeye şikayet edebilirler. Sıkıntı değil. Allah'ın ilmini saklayacak değiliz. O yüzden o kimse artık, o hani gaybın kendince lazım olan, Allah'ın ona yüklediği kadar, ne kadar yüklediyse, dedim ya onun artık ihtiyarı kalmaz diye, onun ihtiyarı yok artık orada.
Cenab-ı Hak ona ne bahşettiyse, ne kadar yüklediyse, ne kadar onun programına ne yazdıysa artık o işlemeye başlar. Burada o kimsenin cüz-i iradesi yok. Cüz-i iradesi burada çalışmaz. Burada ihtiyarı yoktur hanım. Ve o artık o cüz-i irade dairesinde olmadan yürür. Hani konuşan dili olurum dediği o, artık o kendi aklının ürününü konuşmaz. Kalbine geleni konuşur. Akla gelen ayrıdır, kalbe gelen ayrıdır. Kalbe gelen ilim, senin bilmediğin bir ilimdir. Okuna kadar onun tedrisatını yapmamışsın sen. O kalbe gelen ilimdir. Akla gelen ilim, okuduğun tedrisatını yaptığın ilimdir. Veya bildiğin, bir yerden duyduğun, bir yerden dinlediğin olan ilimdir. Bu nedir? Bu aklın ilimidir.
Kalbin ilimi ise, o kendi kendisine çalışır. Bu senin ihtiyarınla çalışmaz. Ama ben kalbimi çalıştırayım. Bu öyle çalışmaz. Sen sadece zikredersin. Sen sadece Allah'a olan sevgini arttırırsın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e olan sevgini arttırırsın. Üstadına olan sevgini arttırırsın. Senin işin budur. Öbürkü kendiliğinden çalışır. Bu senin ihtiyarında değil. O yüzden Hz. Pür diyor ki, onların cebriyetleri de, ihtiyarları da ihtiyar etme. Yani o kendi cüz-i iradesi de sizin bildiğiniz gibi değildir diyor. Evet, hadisi kudsi ne diyordu? Konuşan dili olurum. Ve bu meselede en güzel örnek, Kur'an-ı Kerim'de, Kehf Suresinde ne? Hızır kıssası.
Bakın bu, aslında bu anlattığımız her şeyin cevabı cebriye olarak ve ihtiyar olarak. Neydi? Musa Aleyhisselam'a birisi sordu. Dedi ki, ey Musa, yeryüzünde senden daha alim bir zat var mı? Musa cevap verdi. Dedi ki, bildiğim kadarıyla yok. Allah onu perdeledi bu sözünden dolayı. perdelenince, Cenab-ı Hak'a münacat etti. Dedi ki, eskisi gibi değil. Ben nerede yanlış yaptım? Ben nerede nefsime uydum dedi. Bakın, bir başkasına kabahatte bulunmuyor. Ben nerede yanlış yaptım diyor.
Dedi ki, ya Musa filanca yerde birisi sana sordu ya, daha senden alim bir kimse var mı? Sende yok dedin ya. Evet. Dedi, benim bir salih kulum var, bir dostum var. Dedi, ya Rabbi, ben onunla tanışmak isterim. Ben ondan bu ilmi öğrenmek isterim. O zaman dedi, denizin kenarına git, kuru balık al, kurutulmuş balık. Ne zaman ki dedi, orada o kurutulmuş balık harekete geçti, işte orada benim salih bir kulum var dedi. Musa aleyhisselam ne yaptı? O, kimseyi bulmak için yola çıktı. Yanında da hizmet eden bir peygamber, geleceğin peygamberi. Onunla beraber yola çıktı. Ve laflarla alırken balığın canlanıp gittiğini gördüler, anladılar.
Geri döndüler Hızır Aleyhisselam'ın bulunduğu yere. Bakın, bu ayetle sabit. Ne yaptı? İşte beraber yola çıktılar. İşte önce bir şehre vardılar. Veyahut da bununla normalde sıralama olarak ben ayeti kerimeleri yazdım ondan sonra. Ama ben böyle yürüyeyim gideyim, buradan okumaya çalışırsam şimdi okuma özürlüyüm biraz. Ne yaptılar? Musa aleyhisselam ona dedi ki, sen benim ilmime sabredemezsin. Dedi ki, beni sabredenlerden bulacaksın. Peki dedi, yola çıktılar. Yolda yürürlerken çocuklar oynuyorlar orada. Çocuklar oynarlarken, Kur'an-ı Kerim salih kul diyor.
Biz onu hadis-i şeriflerden Hızır Aleyhisselam olarak biliyoruz. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hızır Aleyhisselam olarak bize öğretiyor. Ve ne yaptı? Çocuğu öldürdü. Bunu böyle yumuşatmaya çalışıyorlar anlatanlar. Yok hayır. Çocuğu öldürdü, boğazını kesti çocuğun. Musa aleyhisselam feveran etti. Ne yapıyorsun sen dedi. Tabi bundan öncesi ne var? Ortada bir gemi var. Gemi seslendi. Ey gemidekiler dedi. Biz iki ihtiyarız. Bizi buradan alın. Gemidekiler onun sesini duydular. Bir fili kayındırdılar. Onu onlar oradan aldılar. Bir müddet yolculuk yaptılar. Tam bir şehre yaklaştıkları zaman Hızır Aleyhisselam eline bir alet, edevat geçirdi.
Gemiyi deldi. Musa Aleyhisselam çırpınıyor gemiyi delme. Bunlar bazı iyilik yaptı diyor. O hiç dinlemedi. Deldi gemiyi. Burası Şeyh Efendi'nin anlatımı. Bundan sonrası. Gemiyi deldi. Su fışkırınca Su fışkırınca Hızır Aleyhisselam dedi ki Suya sakin ol. Bu kadar dedi. İçinde su var. Onlar çıktılar. Tabi Musa Aleyhisselam feveran ediyor. Sen yine gemiyi deldin diye Yolumuz buraya kadarmış diyor. Burada bak işine sen. Demedin mi ben sana sabredemezsin? Musa Aleyhisselam geri dönüyor. Tamam diyor ben sabredenlerden olacağım. Ardından o şehirde yürürken o çocuğu öldürüyor. Boğazını kesiyor çocuğunu.
Musa Aleyhisselam dayanamıyor. Diyor ne yaptın sen? Masum bir yavruyu kestin. Ya Musa demedin mi sana dayanamazsın diye? Bak işte dayanamadın yolumuz ayrıldı. Tövbe Ya Rabbi ben buna sabredeceğim. Biraz daha yürüdüler. Yıkık bir duvar. Yıkık bir duvarı tamir ettiler. Aç bir ilaç. Kimse bunlara ekmek vermiyor, su vermiyor. Tanıldık değil diye. Aç karnını onlar. Duvarı da tamir ettiler. Bu üçü Kur'an'da geçiyor. Bu üç hal. Ben devamını aktaracağım size. Sonra o şehirden çıkıyorlar. Şehrin dışında bir suyun başında abdest alıyorlar. İşte namaz kılıyorlar. Sonra o su yolunu künki alıyor Musa Aleyhisselam, şey Hızır Aleyhisselam, eline bir taş.
O künki kırıyor, parçalıyor su yolunu. Şey diyor ki, Musa diyor ki, gerçekten sen muzır bir adamsın. Zararlı bir adamsın, zararlı bir adamsın deyince diyor ki, ya Musa yolumuz buraya kadardı. Diyor, gemiyi deldim. O gemidekinler diyor, bir anne babanın beş altı ay yedik oğlu var. Yedi oğlan balıkçılık yaparaktan ihtiyar anne babalarına, eş ve çocuklarına bakıyorlar. O şehirde bir tane zalim bir hükümdar var. Bütün gemilere el koyuyor, el koyduğu gemilerle zulme gidecek. Bu çocuklar ehil insanlar, temiz insanlar. O zulme ortak olmasınlar, eş ve çocuklarına baksınlar diye gemiyi deldim. Bizden sonra diyor, o hükümdarın askerleri gelecek. Bakacaklar ki, geminin altında, tabanında su var.
Batıyor bu gemi deyip, hızla terk edecekler. O çocuklar diyor, gemici, bilirler. Hemen o deliği tamir edecekler. Suyu dışarı tahliye edecekler. İşlerine bakmaya devam edecekler. Sen diyor, bu ilimden uzaksın. Bunu görmedin. O çocuğu diyor, öldürdüm. Çocuğun salih bir annesi, babası vardı. Çocuk büyüdüğünde serkeş olacaktı. Annesinin babasını da küfre, günaha sokacaktı. Çocuğu diyor, katlettim, öldürdüm. Birkaç gün üzülecekler, ağlayacaklar. Ama Allah onları yeniden tertemiz, evlatlar verecek. O evlatlar salih çocuklar olacak. Anne babanın da diyor, bu konuda rahat edecekler. Sen diyor, bunu bilmedin, görmedin. O yüzden diyor, ben bunu böyle yaptım.
Duvarı ördüm. O diyor, duvarda iki tane yetim erkek çocuk vardı. Babalarının orada bir tane ke altınları vardı. Onlar büyüdüklerinde, o duvar tekrar yıkılacak. Bir tane ke altını çıkaracaklar. O çocukların babası çok cömertti. Çok ihlaslı, çok samimi bir kimseydi. Onlar babalarının yolunu devam ettirecekler. Gelene gidene yitirecekler, içirecekler. Cömertlik yapacaklar. Babalarının yolunu takip ettirecekler. Sen bunu bilemedin dedi. Künkü anlattı. Dedi ki, gitti kapdes aldık. Suyunu kullandık. Baktım ki dedi, o suyu getiren, tamir ettiren, ondan sonra vesile olan herkes cennetin sekizinci katına çıkmış. Kırdım ki diyor. Bizden sonra gelecekler. Bugünkü kıran, kırılmış deyip yeniden tamir edecekler.
O tamir edenler de diyor, Allah'ın izniyle cennetlik amel işleyecekler. Cennetin sekizinci katına gidecekler. Ama sen bunu da bilemedin. Çünkü bu ilim yoktu sende. Bunu da göremedinden dolayı buna da itiraz ettin. Dedi ve Hızır Aleyhisselam ortalıktan kayboldu. Şimdi, burada Hızır kıssasında cebriye var. İhtiyar yok. Hz. Pir'in bahsettiği cebriye bu. İşte Allah'ın sıfatsal tecelliyatlarına hem mazhar olan, hem alan olan, hem de Allah'ın aleti hükmünde olan kimsenin bu manada kendince ihtiyarı olmadan, ihtiyarı olmayan işler yapabilir. Yalnız, bunu böyle kullanmak, istismar etmek, ya ben o haldeyim işte, o yüzden benim yaptığımı mazur görün, bu öyle bir şeyi kaldırmaz.
Bunu istismar edenler helak olurlar. Allah muhafaza eylesin. Bunu nasıl istismar eder? İşte sanki kendisinden gelen o sözün, ilahi bir kelam olduğunu etrafa atfedip, sen şu kadar para gönder, sen arabanı gönder, sen evini ver, sen şunu şöyle yap, sen bunu böyle yap diyenler, bunu istismar ederler. Bu öyle değildir. Bunun yolu da öyle değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu, o hale erişenlerin anlayabileceği bir şeydir. Bunun ölçüsü de hızır kıssasıdır. Ölçüsü. Bunun delili, delili hızır kıssasıdır. O hale geldiysen, bu zaten senin ihtiyarında olan bir şey değildir. Bakın, senin ihtiyarında olan bir şey değildir.
Rabbim cümlemizi affetsin inşallah. O yüzden onların öldürdükleri, kendi öldürdüğü gibi değildir. Hani Hazreti Peygamber'e de dedi ya, sallallahu aleyhi ve sellem, öldürdüğünde sen öldürmedin, Allah öldürdü. Attığında sen atmadın, Allah attı dedi. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bütün fiiliyatını kendi üzerine aldı. Bakın, kendi üzerine aldı. Bu hale ermeyen bir kimsenin, ben atmadım, o attı, bu yalancılık olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden onların ihtiyarı da başka türlüdür, cebri de. O yüzden onların ihtiyarları, yani bütün Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatlar tecedetlerine rağm olan ve onda fani olan insanın cebri de, kendisine ait olan cebri de.
İhtiyarı da normal insanların cebri de ve ihtiyarına benzemez. Aynı kategoride görmemek lazım. Bakın, aynı kategoride görmemek lazım. Hakk'ın sıfatlarında fani olmayanların kendilerine böyle bir süs vermesi ve sanki kendisi hakkın sıfatlarında kendi sıfatları fani olmuş gibi göstermesi en büyük yalancılıklardan birisidir.
Bunu bir kimse kendi üzerinde olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeye kalkarsa, Allah muhafaza eylesin, o bu yolu istismar etmiş olur. İşte o yüzden onların cebirleri ve ihtiyarları normal insanların cebirleri ve ihtiyarları gibi değildir. Yağmur damlaları, sedeflerin içinde inci olur. Sedeften dışarıda küçük büyük damlalar var. Sedefin içindeyse küçük büyük inciler var. Hani meşhurdur ya rivayet, yağmur damlaları, ne o denizdeki hayvanın adı? İnci oluyor ya içinde. İstiridye, evet. İstiridyenin içine girerse, istiridyenin içerisinde yağmur damlası ne oldu? İnci oldu.
Ama eğer istiridyenin içine girmezse, dışında kalırsa, normalde bir anlamı oldu mu? Olmadı. İşte bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı bu zatların kalbine, kalbine tecelli ederse inci hükmünde olur. Aynı yağmur tanesi. Ama dışarı kalınca da ne olur? Dışarı gidince de ufaklı tedeflü böyle işte sedef gibi olur. İstiridyenin dış kabuğu oldu yani. Bakın, istiridyenin dış kabuğu. Ama içine girerse ne oldu? İnci oldu. İşte bu haller, bu tecelliyatlar, bir mürsidi kaminin, bir velinin, bir hak dostunun kalbine tecelli eder, inerse, inci hükmünde olur.
Hazreti Pir, Allah-u Alem onu söylüyor. Rabbim cümlemizi affetsin. Amin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Allah rızası için el-Fatiha. Ma selavat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.