mustafaozbag.org

197. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Şubat 2012 · 36:26

İşte ömreye gittin, parasını bir daha haç çıktığında tekrar gidebilecekse, gidebilecekse, maddin yanında bir problem yoksa, o zaman ömreye gitmesinde bir deyiş olmaz, yani o kimse kendisini bu noktada şey yapar, yani parasal olarak bir problem yaşamadığından dolayı, bir daha para haç için harcayabilecek, bunda bir sebebi yok, ama öbür türlü eğer ki, o kimsenin mali durumu yerinde değilse, yani bir daha haç parası veremeyecekse, biriktiremeyecekse, o zaman o kimsenin birinci derecede hacca odaklayacak kendini.
Yani şunu düşünürsek mesela, Kur'a'da çıkma ihtimali iyi bir süreç. Olsun, hacca odaklayacak, farz olanı farza riyade edecek yani, evet. Tekrar söyleyeyim, mali durumu yerindese o kimsenin, o zaman o kimse bir an edecek, belli tavaf etsin gitsin, ama mali durumu yerinde değilse, o kimsenin bir daha imkanı olmayacakse öyle bir şey yapalım, ama öbür türlü derse de hacca gitmek gerekir. Edebil müfrette kitap yanında olmadığı için, 360'ın 6. sayfada 342. hadis. Orayı bir, 366'nın 342. E onun tarafı doğru uzatmak mı?
342 mi efendim? O zaman 166 olabilir ya da 266, aklımda kaldı. 3. hadis şerif. 342 diye aklımda kaldı. 166 ya da 366. 366 efendim, aklımızda öyle kalmış ama. 366. hadis şerif. 366. hadis şerif. Yok, 366. sayfa doğru söylemişim ilk. 366. sayfada şey, insanların en cemaat olan arkadaşı yanında oturdu. Evet efendim. V Haridif abbas, o esnada yanında oturduğu için ona bakar. İnsanların en cemaat yanında oturandır dedi.
O zaman o insanların en cemaat yanında o esnada kim oturuyorsa, o söz konusu olur. Şahsa ait. Şahsa ait bir şey. Yani o noktada o gün cemaatin içerisinde, o en cemaat olanı onu görmek. Yanında oturan olarak. O yani normalde bir şahsa ait. Bu şeye ait değil yani. Normalde o esnada bakacağız o aslında Adi Şerif'in biraz inceli şey olabilir. Altında ona benzer bir rivayet daha var. Aynı şeyde, devamında. İlginç geldi. Yani arkadaşını şey göstererek. Bana göre insanların cömert olduğunu yanımda oturuncaya kadar insanların arasında adım adım gelendir. Yani o şahsı ayet. Kim bahsettiyse burada.
O normalde altına ravileri de almamışlar onları. Onu bir bakmamız lazım tekrar. Ama o şeye ait. Bir şahsı ayet. Daha mantık. Daha bir şey güçlü. O günse, türse yanında o esnada oturun. O'na ait. Bir şey zaten bir ayet değildir. Hatice'de, daha çok ayetlerde cennetten bahsederken ben size nehirler, yani emirden alttan nehirler verdim diye.
Yani mükafat olarak hep sudan bahsederken aslında. Tamam şimdi bu dünyanın burada da su şu anda önemli ama acaba su daha çok çok değerli bir şey olacak da emirden alttan bahsederken cennette nehirden atacak. Bir katı şey var, ayet var. Ya dünya mı sende, kullandın bir tür su o aslında çok bahsederken değil. Her fırsatı sudan bahsediyor, nehirden falan bahsediyor diyor. Ama nehirden bahsedilirken ondan sadece su olarak algılanmaz. Çok hızlı aktı bir yerdir. Çok bol aktı bir yerdir. Yani ona bakarsan bal nehri de var, süt nehri var, şerbet nehri var cennette. Yani bunun gibi nehirler var. Tabi Cenab-ı Hakk bu noktada cenneti bize anlatırken cennet anlayışımız bizim daha dünyasal, indirilmiş olarak anlatıldığından, anlaşıldığından böyle diyelim, biz cennete bakarken daha dünyasal bakıyoruz.
Oysa bir müddet daha geçtikten sonra bizim Kur'an-ı Kerim'in bakışımız, Kur'an-ı Kerim'den anlayışımız, çünkü mantığımızdan, bugünkü düşüncemizden, bugünkü aklımızın üstüne çıkacak. Yani buradaki cennet anlayışı da üstüne çıkacak. Yani örneğin işte, şimdi cennet anlayışı biraz değiştirmez. Cennette bir kimsenin büyüklüğü, öyle söyleyeyim, bir şahısın büyüklüğü cennette Uludağ kadar olacak. Hiç böyle bir şey düşündünüz mü? Yani cennette siz bu surete halk olmayacaksınız. Cennette siz Uludağ kadar bir şey olacak, bir şahıs. Koca bir dağ, Uludağ öyle değil mi? Yani tahmini galiba Uludağ'dan daha büyük olacak cücsenin. Cennetteki bir kimsenin cücsesi. Cehennem cücsesi de aynı olacak.
Cehennemde de bir kimsenin cücsesi Uludağ kadar falan olacak. Hatta Uludağ'dan daha büyük olacak. Sebebi belli mi? Cenab-ı Hakk'ın öyle halk edecek, öyle yaratacak. O zaman daha enteresan bir şey geçeceğim şimdi. O zaman Adem'i en güzel şekilde yarattık dediğinde bir Adem yaratılmış, bir Adem. Yani Adem aleyhisselam en güzel şekilde yaratılmış. O zaman Adem aleyhisselam böyle kendimiz gibi bir seksen boyunda altmış kilogram ağırlığında bir şey olarak düşünmeyin. Aleyhisselam'ı ilk rüyamda gördüğümde yaklaşık onluk hızı yirmi metre falan böyle. Bunlar da on yedi metreye geçiyor sanki. Sonraki rüyamda ne yapıyordu efendim?
Yoksa... İlkini anlatayım. Evet. Ya normalde şimdi bizim Adem anlayışımızda Kur'an'ın ve sünnetin Adem anlayışı, dinin Adem anlayışı aynı değil. Bize Cenab-ı Hak en güzel surette yarattın diyor, en güzel surette yaratılmış bir Adem var. Ve Adem yaratılmazdan önce ben peygamber edeyim diyor.
Bir de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni düşünelim. Ondan önce ben peygamber edeyim diyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yaratılıştaki inceliğini, yaratılıştaki üstün teknolojiyi, bugünkü biz de öyle anlatalım. Üstün teknolojiyi algılamamız mümkün değil. Öyle bir teknoloji düşünün, teknoloji bakın teknoloji diyor.
Öyle bir teknoloji düşünün ve öyle bir yaratılış düşünün ki bu yaratılan kimse, bu yaratılan şahıs bir anda bütün dünya semasını ve gökü normal semayı ve aşallahi, levh-i mahfosu, kürsüyü geçip Allah'la yüz yüze görüşürüz. Normal bir beyinle, normal bir akılla algılamak mümkün değil. Böyle bir yaratılışta yaratılmış hiçbir şey yok. İşte bilim kurumları istiyorsun bize, bilimlerinde çok üstün yaratılmış insanlar var ya, ya onlar bunun yanında konuşulması abes olan şeyler. Cenab-ı Hak bütün insanların üzerine bu ezellikten vermiş, müminlere vermiş.
Bir anda başka bir yeri görebiliyorlar, başka bir yeri izleyebiliyorlar. Bahsederken Cenab-ı Hak diyor ki o aşağıların aşağısına indirdik, esfer-i sahabilinde de baktık. Neyse esfer-i sahabilinde iniyor, hayvandan daha aşağı bir mahluk, bu varlık olmuş.
Bütün kalbi ve manevi bütün bağları, bütün bağlantıları kopuyor. Ve hayvandan daha aşağı bir mahluk noktasında hepsi de Adem ve hepsi de Adem. Beçesi çıkıyor. Çok affedersiniz. Çocukların yanında konuşulmayacak abes şeyler de yapabiliyor mu insanlar? Yapabiliyorlar. O zaman hem ahlaki yönünden, hem de fıtrat yönünden, yaratılış yönünden. Normalde fıtratı insan, ama ahlaki yönünden, hayvandan daha aşağı bir mahluk statüsünden düşüyor mu? Düşüyor. O bütün kalbi ve manevi bağlarının hepsi de kopmuş oluyor. Ve insanların bir fiziki konumları vardır, durumları, bir de manevi durumları vardır.
Yani insanlar fiziki olarak bir seksen boyundadır, manevi olarak başka bir boyuta geçtiğinde başka bir boydadır. Geçmiş olduğu boyuta göre onun boyu da değişir. Dördüncü makamdaki nefis meratib olarak, dördüncü makamdaki bir kimsenin boyutuyla beşinci makamdaki nefis meratib olarak o kimsenin boyutu aynı değildir. Yani bugünkü teknolojik dille konuşuyor, altıncı makamdaki bir kimsenin boyutu da aynı değildir, yedinci makamdaki kimsenin boyutu da aynı değildir.
Bugünkü dilde boyut değiştirmek deniliyor ya onu. Oysa adam oturuyordur orada. Orada zikrular yapıyordu. Ama kendi manevi halinin boyutuna göre, kendi kalbi konumuna, durumuna göre onu değişik manevi alanda, değişik boyutlarda, değişik bir şekilde görmek veya onun öyle tecelli etmesi mümkün olan şeylerdir. O zaman o Adem'in en güzel suretinden tut, esferi sahiline kadar bir insanın üzerinde yaşanabilir mi? Yaşanabilir. Tecelli edebilir mi? Tecelli edebilir. Hepimizin üzerinde de bu tecelli edebilir mi? Hepimizin üzerinde de tecelli edebilir. Bu noktada o kimsenin boyutunun yükselmesi ilkce ahlakla, Allah'ı çok zikretmekle, sevmekle mümkün. Ve Allah yolumuzda mücahede edenlerin yollarını açarız. Ayet-i Kerim esin bu cibince onun yolunu aşacak.
Bu konumunun boyutunu da değiştirecek. Değiştirecek olan da Allah. Ve cennetten, şimdi laf cennetten açıldı. Cennetten bahsederken bu suretinize, cennete girmeyeceksiniz. Yani bu suretinize göre cennete girmeyeceksiniz ve cennette en küçüğünüz Uludağ suretinde olacaksa, bunların ihtiyaçları da farklı olacak. Yani Uludağ gibi bir adamın suyu, ekmeği, yemeği veyahut bir şeyden lezzet alması, tat alması aynı noktada, aynı kadarıyla da olmayacak. O zaman Uludağ gibi bir adama nehirle su lazım. O zaman nehirle mal lazım, nehirle süt lazım. Nehirle içecek lazım. Namit anayi, tuğba ağacı lazım. O kimse doymaya ihtiyacı hissetmeyecek belki de, yemeye ihtiyacı hissetmeyecek belki de, ama dünyadan kalma haklıyla yemek isteyecek. Yediğinde ne yiyecek o zaman? O zaman önüne bir tuğba ağacı konmuş olacak, o tuğba ağacından istediğini yiyecek.
Tuğba ağacı var, tuğba ağacından istediğini yiyecek. O zaman tuğba ağacı dediğimiz şeyde anlayışı da değişmiş olur. Yani millet tuğba ağacından, ondan sonra işte buradaki erik ağacı gibi zannediyor. Davak ağacı gibi zannediyor. Tuğba ağacı böyle bir ağaç değil, adın ağaç. Biz cennetteki adı ağaç olan tuğba ağacının nasıl, ne şekilde tecelli edeceğini, ne kadar büyüklükte olduğunu, onun enerjisini, onun kapsadığı alanı, onun bu noktadaki Allah'ın onun üzerine yüklediği misyonu tam olarak biliyoruz mu?
Hayır. Millet de zannediyor, alelâde bir ağaç. İşte bir zin ağaç, kavak ağacı gibi ağaç. Tuğba ağacı bütün cennet halkının sebzeyi, orada tarım yok. Orada toprak ekmek yok, orada ağaçsız kelemek yok. Ama bütün cennet halkının, cennetteki insanların yiyecekleri tuğba ağacından. Yani burada adam bir de kebap ekmiş, tadı damağında kalmış.
Diyecek ki biraz daha tatlısı olsaydı tuğba ağacı böyle bir, ona tatlı bir erik sunacak. Yani öbür dalından namuz isteyecek, öbür dalından elma isteyecek. Ve o kimse istediği anda elini uzatmasına bile gerek kalmayacak, ağzına getirecek. Yani cennet hayatıyla alakalı kesikleri, Müslümanlar böyle çok rüyalarında görmezler. Hikmete binaen örtak, kapatır. O kimse çünkü dünyaya meyletmez, dünyaya hiç bakmalı bu sefer. Ve cennetle tanışma tasavvufta beşinci makamlıdır. Nefis meratif olarak beşinci esimaya geldiğinde cennetle tanışır. O zaman da cennetle tanışmaz o kimse. Beşte cennetle tanışır.
Beştekiler cennete oturur. Cennetteki o esnada ölse cennetteki makamını görür. Evini görür, yurdunu görür, arkadaşlarını görür. Bahçesini görür. Kendi şahsını, kendi kimliğini görür. Cennette görür. Normalde işe olmaz çok böyle. Çok göstermezler. Manumiyat olayı çok göstermez. Allah onu çok göstermez insanlara. Göstermeyişinin sebebi aram dünyada malı, ülke, işi, aşı, eşi, çoluk, çocuğu bırakır bir kenara. Dengeyi kuramaz. Ancak beşe gelen bir kimse gerçek mahiyette olmasa dahi belli bir mahiyette cenneti görür. Bu noktaya geldiğinde de Allah ona hitap eder zaten. O cennete hitaba naik.
Allah ona bir kelime söyler, bir ayet söyler, bir lafız söyler, bir selam söyler, bir kelam söyler buna. O bir tecelliyata muhatap olur. Bu tecelliyata muhatap olunca da o tecelliyata muhatap oluşunun halini yaşar. Bunları kitaplarla okumanız mümkün değil. Bunların bir başkasının da böyle anlatması da mümkün değil. Çocuklarınızı anlatırsınız. Eğer birisi gelirdiğin ortada size bir şey söylerse, hiç olmazsa yalan söyler. benim bilirseniz, kandırılmazsanız. O zaten o beşinci makama geldi, o hitabı aldın, o kimse şeylik yapar artık. O Allah'ın hitabını bilir çünkü nasıl olduğunu ve onun gönlüne hitap gelmeye başlar. Ondan sonrası da hanefe makamıdır, zaten altıncı makamdır.
O yüzden cennet hayatı sizin bildiğiniz hayat gibi değil. Buradaki dünya hayatında küçük küçük numaralarını görmek mümkün. cennet hayatı sizin bugünkü bilincinizin, aklınızın çok çok üstünde bir bilinç var, aklın kavrayabileceği, kalbin kavrayabileceği bir hayat standartı var. Yani düşünebiliyor musunuz, orada bir adam sabahtan akşama kadar yese, yediği şeyden dışkı çıkmayacak, yediği şey nur olmuş olacak, yediği nur çünkü, yediği nur yorulmayacak bir kimse orada, yorulmuş hissetmeyecek, uyumayı hissetmeyecek.
Aklına gelecek ya dünyada kadar uyuyorduk ya, hala uyuyor olmadı, diyecek ki ya yorulmuş biz biraz uyumak istiyoruz, yatacak uyuyacak örneğin, uyuma ihtiyacı hissetmeyecek. İbadet de yok. İbadet yok, açlık hissetmeyecek örneğin, içecek içecek toplulukta hissetmeyecek. Bütün cennetteki bütün nimetlerinden ise yine topluluk hissetmeyecek, açlıkta hissetmeyecek, ibadet mecburiyeti yok. Ama cennette namaz var mı? Her cevap var. Cennette zikrular var mı? Her cevap var. Ve burada namazı zorunluluktan dolayı değil sevdiğinizden kılın dememin sebebi bu. Cennette namaz sevdiğinden kılacak kimse. Allah'ın sevdiğinden kılacak, namazı sevdiğinden kılacak. Cennette orucu var mı? Var. Farz olarak değil.
Oruç tutacak, ben diyecek seni çok seviyorum. Bir şeyi sevdiğinizden dolayı yapın, severek de yapın. Zorunluluktan dolayı değil. Kardeşlerimiz ibadetleri zorunluluktan yapmasınlar, sevdiklerinden dolayı yapsınlar. Namazı severek kılsınlar, orucu severek tutsunlar, zikruları severek yapsınlar. Severek yapma. Ne zaman zorunluluk hissedecek? Nefis vurur ya insana. Hadi dersini çekmeyenler, o zaman zorunluluk hissetsin, dersini çeksin. O zaman zorunluluk hissetsin, namazını kılsın. Bu farklı bir şey. Ama öbür türlü zorunlu hissetmesin kendisini. Bu noktada namazını kılsın, orucunu tutsun, zikrini yapsın ama severek yapsın.
Cennette de severek yapacak zaten. Yaparsan buradaki hayatını cennet hayatına benleştirmiş olacak. Severek kılaraktan, severek yapsın. Sevgi çok önemli. Biz bunu yitiriyoruz. Allah muhafaza eder. Efendim az evvel buyurduğunuz gibi, yani kişi dünya hayatında yaşadıklarının sevdiği ölçüde cennette de yaşayacak dediniz.
Bu boyutuyla az evvel arzu ettiğiniz gibi, cennet meyvesi, cennet yiyeceği veya cennetin onu cezbeden yönleri, burada Allah'ı birebir seven, bu noktada hayatını idame ettiren için de oradaki nimetler onun pek umurunda olmayacak. Buradaki sorum şuydu, az evvel yine cevaplandırdınız. Kişi burada vaktini nasıl geçirecek? Cennette yani zaman mefrumu yok, sonsuzluk ve yani tamamen sevdikleriyle mi? Hani yiyecekse yiyecek, namazsa namaz. Yani uçsuz bucaksız bir sonsuzluk var sonuçta. Yani normalde insanların bulunan cenneti hayal etmeleri çok güç bir şey. Cennetin tam manasıyla bu noktada veya bugünkü anlam, bugünkü ibadet noktasında, bugünkü ilim noktasında kullanılırlar çok güç.
Ben fark ettiyseniz sohbetlerde fazla cennetten bahsetmem. Arkadaşların, kardeşlerin bir nimete karşılık ibadet etmelerine bir şey yapmalarını istemem. Bu biraz basitlik olur. Ehli tasavuk nimete binaen ibadet etmez, nimete binaen bir şey yapmaz. Ehli tasavuk bir şeyi yaparken böyle sırf alarsa, ciddiyse bir linnah noktasında yapar. Bir şeye karşılık olursa işin içerisinde sanki rüşvet gibi iş. Yani ben sana ibadet ediyorum, beni cennetine koy. Ben seni zikrediyorum, beni cennetine koy gibi. Yani ehli tasavuk için çok uygun bir şey değil. Biz sevdiğimiz için yapalım her şeyi. Cenneti düşünerekten değil. Evet. Peki, kul Allah'ı sevdiği için bütün ibadetlerini yapar.
Cennette de sevdiği için oruçlar ve namaz kılar. Bunun ona kula, Allah bunun sevgisini, kulun sevgisini bildiği için ona müsaade eder ve bütün bu sevdiklerini yine yapar. Cennette mücadele, yani bu noktada nefsen, gönlündeki, nefsindekini istiyor yine bir nefsen. Bu noktada bir yükseliş var mıdır? Yani kulun o noktada bitmiş midir her şeyin? Dünyada her şey. Bitti. Yani o Allah'ı sevdiği için tekrar ibadet etmesi veya sevdiği için Allah'a yani O'nun zatını görmek adına bir mücadele var mıdır? Cennet, yok. Hadis kitaplarında bunu böyle örten, yasaklayan, kapatan bir şey yok. Ama ulemanın ittifak ettiği bir şey var. Cennette bir de adamın, makamın, mevkisi yükselmeyecekler.
Ben orada bir kapı aralamak istiyorum. Bu benimki iştahat olmaz ama bir kapı aralamak istiyorum. Ümmeti, bereketi, lütfu, ikramı, sonsuz ve gazabını örtmüş vaziyette. Ben ümit ediyorum, bir ümit kapısı aramıyorum. Ben cennete de cennetlik olan kimseleri Cenab-ı Hak lütfedecek. Nasıl iman edip de cehenneme girmiş olanların cehennemde cezasını çektikten sonra onları lütfedip, ikram edip, onları kendi rahmet deryasınıza daldırıp onları yeniden cennetlik edecekse Cenab-ı Hak'ın lütfu, ikramı geliştir.
Birinci kata diye cennete aldıklarını bir mülte sonra beşinci, altıncı kata, yedinci kata çıkarabilir. Bir mülte sonra cennet dahi belki de tek düze olabilir. Yani tek düze derken bütün herkes belli bir noktaya çıkmış olabilir. Veyahut da hani akşam olunca herkes evine döner ya, böyle bir şeyde insanlar belli bir yer olarak onlar buraya aidiyet kespedebilir. Ama öbür yerlerde dolaş evliler. Allah'ın sonsuz nimet ve lütfunun görebilmek nail olmak için. Cenab-ı Hak çünkü kendi sonsuz lütfunu ve ikramını sergilemekten hoşlanır. Ben de öyle olduğunu hissediyor efendim. Bümrük ediyoruz inşallah. Bu soru soru soru var. Yoksa iman bildiğin olmuyor. Hocam, cennette mertebe yok mu?
Var. Var. Her cennete giren aynı mertebe. Gerçi soruyu da süre atladınız da yine de bir kafa batardınız soruyu. Yani inşallah hocam. Cennette mertebe var. Birden sekiz kat cennet. Yani alt çalışan nasıl çok çalışan? Evet. Bizim tabirimizde anlayacağımız şekilde kat. Öyle değil. Kat deriz ya biz işte. Beşinci kat daha mı çalışacak yani? Öyle değil mi? Öyle. Bunun gibi. Has çalışana, has çok çalışana çok. Eyvallah. Ve sahabeden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurduğunu rivayet ediyor. Sevgi ile ilgiler sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şu hadis-i şehri sana yeter. Sevgi büyüklerden intikal eder.
Bir hadis-i şehri daha söyleyeceğim sonra ortak ikisini toparlayacağım. Ebu Hürer'e iki erkek gördü. Birine bu senin neyindir diye sordu. Adam babamdır diye cevap verdi. Bunun üzerine hazret Hürer'e şöyle dedi. Sakın onun adıyla çağırma. Onun önünden yürüme. Sakın onun adıyla çağırma. Yani bizim toplumumuzda genelde son zamanlara kadar insanlar babalarının isimleriyle çağırmazlar.
İşte benim babamdır. Hasan gel buraya Hasan git demezler. Anne ondan önce yürümek, oturmak. Birinci derecede cemaat kendini feda edecek. Kayınpederiniz, anneniz kayınvalideniz diye ayırmak yok. İslam bir şeyde anne baba dedi mi, bütün anne babaları kapsar. Bunu dağıtım teyit edeyim. Bizim kardeşlerimiz öyle davranacaklar. Kendi babanıza nasıl davranıyorsanız, hanımlarınızın, eşlerinizin, babalarının, kendi babalarınızdan daha üstün davranacaksınız. Kendi annelerinize nasıl davranıyorsanız, eşlerinin annelerine daha üstün davranacaksınız.
O zaman bir ölçü çıkıyor. Sevgi büyükten küçüğe intikal ediyor. Siz büyüklerinize ne kadar hürmet ve sevgi ve saygılı davranırsanız, sizin o sevginiz sizin küçüklere bir terbiye olarak geçecek. Ve küçükleriniz de kendi büyüklerine ve küçüklerine sevgili ve saygılı davranacak. Bunlar terk edilmiş sünnetler. Biz çocuğumuza namazı öğretiyoruz. Çocuğumuza orucu öğretiyoruz. Çocuğumuza iyi para kazanmayı öğretiyoruz. İşte çocuğumuza iyi okullarda okutuyoruz. Çocuğumuza ahlaklı davranışı öğretemiyoruz. Biz sağlayamıyoruz. İyi bir anne baba bizim için çocuğunu iyi yaşatan bir anne baba değil. İyi bir anne baba hem kendisi iyi ahlaklı olan hem de çocuklarını ahlaklı yetiştirebilir.
İyi bir anne baba. İyi bir anne çocuğunu ahlaklı yetiştirendan nedir? Çocuğuna diyebilmeli, oğlum baba veya kızım evde babanız geldi babanızın yanında yatmayın. Babanızın yanında doğru oturun. Babanızın yanında gürültü etmeyin. İşte anneannemizin yanında, babaannemizin yanında, dedenizin, nenenizin yanında şöyle davranın. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Çocuklarınızı iyi ahlaklı yetiştirin. O çocuklarınızın ahlakı sizin mirasınız. Sizin üzerinizdeki ahlak anne ve babalarınızın mirası. Edindiğiniz eğitim mirası. Ne eğitimi aldıysanız. Beni böyle annem babam eğitti diyorsanız onun mirası. Beni böyle işte şeyhim eğitti diyorsanız şeyhinin mirası.
Beni böyle benim gittiğim cemaat eğitti diyorsanız cemaatin mirası. Ben kendi içinde bulunduğum cemaat mültesiplerinin kötü bir miras bırakmalarını istemem. Miras bırakacaklarsa iyi ahlakı miras olarak bıraksınlar. Ben isterim ki benim içinde bulunduğum cemaat kendinden sonra kendine iyi bir ahlak bıraksın. O zaman siz birinci derecede evinize kim girdiyse büyük olarak onlara hürmetle, hizmetle, saygıda, sevgıda kusur etmeyin hiç.
Asla büyüklerinizle tartışmayın. Onlarla cederleşmeyin. Onlara normalde kötü söz kullanmayın. Onlara hakaret etmeyin. Onlara haksız gördüğünüz yerler olabilir. Susun orayı terk edin. Orayı terk edin. Çünkü eğer çocuklarınızın önünde kendi anne ve babalarınızın, kayınvalidelerinizin, kayınpederlerinizin gıybetlerinde ederseniz, onların aleyhine konuşursanız, o çocuklarınızla gıybet etmeyi, kendi büyüklerinin aleyhinde konuşabileceğini, konuşabilmenin mümkün olduğunu görecektir.
Ve eğitimi öyle alacaktır. Bir çocuk düşünün, bir babası var, baba babasını dövüyor. Bir çocuk düşünün, bir annesi var, annesi kayınvalidesini dövüyor veya kendi annesini dövüyor. Veya onlara kötü söz kelimen kullanıyor. O çocuk, o ahlakla büyürse, geleceğinde de aynı şeyi yapacak. Bunu bariz olarak ben kendim yaşadım. Kız kardeşimin kocası vardı, işte babasını dövüyordu. Adamımıza sevgiyi öğretelim. Biz ilk önce kendimiz severiz.
Ve kendimizi feda ederiz. Barsınlar biz seviyoruz diye bizim annelerimiz, babalarımız, büyüklerimiz, küçüklerimiz, eşlerimiz, akrabanın bizi istismar ediyor. Ya bu damanın kafası oldu, ne desek yapıyoruz.
Barsınlar yapsınlar. Çünkü toplum sevgisiz bir noktaya gidiyor. Sevgiden, muhamvetten, muhamvetten yoksun bir noktaya gidiyor. O decaliyet sarıyor, Müslümanlar da sarıyor. Müslümanları seviyor. Adamın çocuğu cezaevine gelecek.
Adamın orada malı var. Adam gözümün önünde. Ya asla ya ihtiyacı olmayan bir şey. Biz bu değil. Binsek dahil.
Kaybedeceğiz ya. Çocuklarımızla kaybedeceğiz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi