mustafaozbag.org

196. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Şubat 2012 · 1:02:32

Buğulûl İhzâdûlâ. İnanç, saf, temiz, öz bir şeydir. Amel ettik, inandık, iman ettik. O mevlînler ki, inandık, iman ettik derlerdir. O mevlînler ki, inandık, iman ettik. Çok basit, inandık, iman ettik. Yoksa Kur'ân-ı Kerîm'i tek tek harika'da oturup inceler, hepsinin sebebi neydi? Hepsinin hikmetini neydi? Sor, sordular, onu soruyor mu? Bugün söylediğin şey, yarın yanlış çünkü. Ve eksik. Çünkü neden? İnsanın bilgisi de, insanın anlaması da, gün geçtikçe olgunlaşır. Kemal'e erken. Siz yaşınız geçtikçe, bunlar mı zannedersiniz? Hayır. Yaşınız geçtikçe olgunlaşırsınız. Anlamanız, algılamanız kemal'e erken. İnsanın yaşı geçtikçe, kemal noktası ardı.
Bir şeyi idraki genişler. Yaşadıkça. O zaman, dün idrakin bir çay bardağı kadardı, bugün bir nokta on çay bardağı kadardı. Dün eksik aldık o zaman. Hz. Resulullah dedi ki, günü gününe müstavir olan zarardadır. Bu hem inanç noktasında, hem amel noktasında. Hem felsefi olarak, hem sosyal olarak, hem ekonomik olarak. Dünkü düşüncemiz daha dardı. Dünkü idrakimiz daha dardı. Biz daha geliştirecek. Bugün geliştirmiş olacağız biz. Eğer Müslümanlar bunu böyle algılamış olsalardı, ekonomide, ticarette, sanatta, ziraatta, hangi noktada olursa olsun, dünü yetersiz görüp, dünü daha ileri gitmeye düşünmüş olsalardı, daha farklı bir dünyayla karşı karşıya kalacaktır. Dün, bugünün de güzel ahlakımızı biraz daha tamamlayacağız.
İbadetimizi biz de biraz daha güzelleştireceğiz, derinleştireceğiz. Anlayışımızı biraz daha derinleştireceğiz, genişleteceğiz, yükselteceğiz. İnancımızı daha derinleşeceğiz, daha genişleteceğiz, daha da yükselteceğiz. Dünle bugün aynı olmuşuz. Ehli tasavuk, ehli tasavuk bu noktada durmaz. Ehli tasavuk papağanlık yapmaz. Bakın, papağanlık yapmaz. Yani bu ne demek? Dün söylediği sözü bugün söylemez tekrar. Dün söylediği sözü bugün de söylüyorsa, o yerinde sayıyor. Dün söylediği sözü bugün söylemeyecek. Anladınız mı? Dünkü idrakin bugün de aynı şekilde aktarmayacak bize. Dünkü idrakin aynı şekilde bize aktarıyorsa zarar etmiş.
O, dünle bugün arasında zikrullah etmemiş olacak. Dünle bugün arasında zikrullah etmiş olsaydı, zikrullah onun kalbini açacaktı. Ufkunu genişletecekti. Kalbini derinleştirecekti. Ruhunu yükseltecekti biraz daha. İdraki biraz daha değişecekti onun. Dünkü sözünü tekrarlamayacaktı bize. Dünkü sözünü bize tekrarlıyorsa, tasavvufi manada söylüyor. İdrak ve düşünce noktasında söylüyor. O zaman o zararda dünle bugün arasında zikrullah yapmamış olsaydı. Zikrin hakikesi o kimsenin kalbini açar, ruhunu açar, içini açar, yükseltir. Özüne yolculuk yaptıktır. İçsel yolculuk yaptıktır. Bu zikrullah tecelli edecek onlar. Edecek ki iç yolculuğunu yürüsün. Onun sonu yok ki.
Allah'ın nurunun sonu var, ilminin sonu var, kudretin, kuvvetinin sonu var, keşmetinin sonu var. Yok. O zaman yürüş bitmez. Hiçbir zaman. O yüzden demiş Hazreti Mehmet'in, dün geçti Cancaz'ı, dün bitti. Dünkü her şey bitti. Dünkü her şey bitti. Yarın gelmedi demiş. Yarın da gelmedi. Allah bizden yarının ibadetini istemiyor bak. Yarının namazını, yarının orucunu, yarının zikrini istemiyor. Gün bugün, gün bugün. Sen bu gün ne yaptın ona bakacaksın. Kişi hikmetli söz ve davranışlarda nasıl istifade edebilir? Bunun işaretleri nelerdir? Bu sözler, gönüller. Gönüller, gönülle mi anlaşılır?
Akılle. Akılle anlaşılan da vardır. Gönülle anlaşılan da vardır. Her söz hikmetlidir. Eğli tasoğu. Hiçbir sözü hikmetsiz görmez. Çünkü Allah hikmetsiz bir şey yaratmaz. Allah bir şeyi yaratıyorsa, hikmet de yaratır. Biz onu kötü görebiliriz. Kötü de olabilir. Biz onu eksik görebiliriz. Eksik de olabilir. Önemli değil. Onda hikmet vardır. Her sözde de hikmet vardır. Siz boş bir sözü dahi söz olarak algılarsanız, boş söz dersiniz. O boş gelir size. Burada da bir hikmetli söz derseniz, o hikmetli sözler. Ve her sözden bir hikmet çıkarırsınız. Elini tasavvuf, her yaratılan her şeyden bir hikmet çıkarır kendince.
Lazımmışlar. Bu öyle uygunmuşlar. Elinde değil ki onu zaten. Yaratılan şey sizin elinizde değil ki. Bir yaratan var. Yaratan onu sebepsiz, nedensiz, niçinsiz, kimliksiz. Yani bir ilme dayamadın, bir hikmete dayamadın bunu yarattı. Allah boş şey yapmaz. Allah boş iş yapmaz. Boş şey de yaratmaz. O zaman yaratılan her şeyde bir doluluk ve bir hikmet varsa, sözlerin hepsi de dolu ve hikmetledir. Dünden nasıl geliyorsa gelsin. Bu küfür dahi olsa, burada bir hikmet var. Küfür, geldi Ebu Cehil ne kadar çirkinsin ya Resulullah dedi. Allah Resulü oysa bana nasıl çirkin dersin demedi ki. Doğru söylüyorsun. Hikmete bak. Ardından Hazreti Ebu Bekir'e herhalde. Ne kadar güzelsin baktıkça baklasın. Yanından ayarlasın gelmeyi.
Doğru söylüyorsun dedi. Dedi bak ki Ya Resulallah'ın diye. Öce'yi yukarı dedi ki. Ebu Söylü dedi. Biz aileyiz dedi. Biz aileyiz dedi. Bize bakan kendisini gördü. Çirkin olan kendisini çirkin gördü. Bize olan kendisini güzel gördü. Bak bize çirkin söz gibi geldi. Öyle değil mi? Ne kadar çirkin bir şey yaratmaz. Allah boş bir şey yaratmaz. Eksik bir şey yaratmaz. Noksan bir şey yaratmaz. Biz ağırlayamayız. Bizim idrakimiz gelişmediğinden, bizim idrakimiz derinleşmediğinden dolayı. Adam bize hakaret etti deriz biz. Adam gelir. Hakaret eder. Mülsü çok affedersin bunu. Hayvan gibisin sen.
Doğru söylüyorsun. Öyle baktı. Nasıl yandı? Niye benziyor muydun hayvanlarla? Bu çok affedersin. Bir hayvan gibi. Doğru söylüyorsun. Neden öyle dedim? Kaldığım aklıma gelmez, senin aklına gelmez. Senin beynin not alışveriş. Ben seni hiç öyle korumam. Allah seni insan olur ya. İnsansın sen de. Sen beni öyle koruyacaksın. Hırsız, hırsız, hırsız görür. Hırsız, herkes hırsız görür. Öyle değil mi? Hırsız, herkes hırsız. Allah'ın. Herkes hırsız olur mu? Vallahi acaba herkes hırsız. Billahi acaba herkes hırsız. Biri emin etmiyoruz bu konular. İçimden dedim ki Allah Allah. Ya bu herkesi hırsız görür.
Sonra bir polis geldi. Enekli. Dedim ya böyle böyle dedi. Bunlar tabii on beş on altı yıl önce. Hacı abi dedi bana. Bütün hırsızlar. Bütün herkesi hırsız görür. Ben nasıl uyudayım ben? Hiçbir şey yapamazsa dedi. Bir cebimden bakarım. Önüzlüğüne bir yerde. Bir cebimden olur. Önüzlüğüne bir cebimden bakarım. Herkesi hırsız görür. Bu normal. O ehli tasavvuk için ilgilesiz hiçbir şey yoktur. Görebilene doğruyu, eğriyi birbirine girdiğimden akıl mı ayırıp kalp mi? Aklın ayıracakları var değil mi? Kalbin ayıracakları var. Biz doğru bir ilginizi yapmaya çalışırız. Bu perdenin arkasını sizin eğrildikleriniz de doğrudur.
Aslında da. Ama kafanız karışmasın. Şimdilik böyle bir not olsun, kenarda dursun. Sizin eğri bildikleriniz de doğrudur. Bir sözler, kişiyi tesir etmemişsiniz. Sebebi nedir? Yani taşı gönülün içerisine atsan ne olacak ki? Işığı ıslanır, ışığı ıslanmaz. Gönül, kalbin, insanın hepsi aynı şeyler mi? Aynı bilir. Bu normalde ilk önce insan aynı bilicek onu. Şimdi çocuk bağırsam burası, 12 parmak bağırsak burası, kalın bağırsak burası, ince bağırsak burası. Bilir mi çocuk onu? Çocuğa lazım mı ilk önce o? Değil.
Size de şimdi kalpmış, gönülmüş, vicdanmış lazım değil. Bu ayrı mıydı, bitişik miydi, yan yana mıydı, altı atta mıydı, üstte üstte miydi? Bu lazım değil şu an. Kalbiniz çalıştığı zaman lazım. Müstakil çalışıyor mu? Kenara çekildiğinizde birisi size bir şey anlatırken Allah, Allah, Allah, Allah bunu dinliyor musunuz? Var mı dinleyen bunu? Varsa dinleyen anlatacağım. O zaman lazım. Hocam DNA'lara bakarken olduğu ile kalp Allah, Allah, Allah demeye başlayınca bırakıverin. Ürker bir köy. Siz de ürkersiniz. Ama ondan sonra alışırsınız.
Hani Yunus demiş ya bir ben var benden içeri diye o ben o. Başlamış çalışmıyor. Nefis ve şeytanın hileleri hilelerinden nasıl ayrılır Allah? Bunları ayırt ettik ve tedbir mi? Tedbir olmak müdürlükler nasıl olur? Bu padişah düşünün. O padişah kendi askerlerinin, kendi avanesinin içinde sağlamının çüğünü ayırt etmek için bir tane komutanım yapıyor. Çık benim aile izni konuş. Bileyim diyor bu askerlerin hangisi sağlamı değil, hangisi sağlamı değil. O da çıkıyor, fitne çıkıyor. Şu padişah var ya yani diyor, akçerler bize eksik veriyor. Askerlerin üstüne bakmıyor.
Şöyle iyi bakmıyor. Padişah tam bağlı olmuyor. Komutanlar ve askerlerine doğru söylersin. bunu indirelim aşağıya. Diyecek miyim? Hı? Diyecek değil mi? Böylece çürür askerler, çürür komutanlar ve bana çıkacak mı? Çıkacak nefes ve şeytanız. Fitneci başınız ya. Başka bir şey değil. Ona düşman olmayamıyorlar. O da padişahın emrinden. Hoşçak. Sağlam. Beni dinlemeyin. Yok bu ayrı mı bu? Verirsen birisi komutan, verirsen asker. Birbirinden farkı mı var? Birbirinden farkı var mı? Yani var ama birbirinden işini yapıyor. Değişen bir şey yok. Hocamın yirmi tane talebesi var içindesinde. İçinden bir tanesini asistan yapacak kendine. Ama o asistan bu işe ilim olarak mı yapıyor?
Para olarak mı yapıyor? Niyeti ne? Durumu ne? Onu bir imtihan etmez mi? Neden? Asistan yapacak bunu. Orada öğretimeye soracak o kimse. Yani ahlakına bakacak, eğitimine bakacak, kürtüne bakacak. Onu bakacak, analiz etmesi için imtihan etmesi lazım. Ona bir imtihan sahası olması lazım. Ya x, x kare nedir ona bak diyecek. Ya da oturacak, konuşacak. Öyle yapmıyor musunuz? O zaten. Bakıyor, imtihan ediyor onu. Neden? Yani kendine bir vergaat yapacak oradan. Devam edecek o kimse oradan. İlme devam edecek. O zaman onu imtihan edecek. Ey Allah'ın imtihan edecek. Nefis kötüydü? Teşkilidir. Nefis istekler manzumesidir. Yemek yemek de nefislerdir.
Buraya gelinmeyi istemek de nefislerdir. Bir kadını sevmek de nefislerdir. Allah'ı sevmek de nefislerdir. Peygamber'i sevmek de nefislerdir. Namaz kılmak, kılmayı istemek de nefislerdir. Nefis istekler manzumesidir. Sonu sormayın bir şey diyebilir miyim ben? Yoğuzluk bitti zaten. Şimdi ııı daha önce Künce'ye adını da konuşmuştuk. Mesire'yi de biliyorsunuz ki tasarlar tarikat durumunda üçünç kişi tarikatlar var. Bu tarikatlara bağlı mülükler ve sormayın başka bir tarikatın sohbetine katılması durumunda bağlı bulunduğunu üçüne karşı sevgisinin azalması veya kişinin azalması böyle bir durum söz konusu yok. Tarikatların söz konusu olarak da verili bir eğitimleri var, verili bir metotları var.
Ben katılmasam dahi bir tarikat kendince böyle bir prensip koyabilir. Ben katılmasam dahi bir tarikat kendince böyle bir prensip koyabilir. Ben böyle bir prensibin olduğunu ve olması gerektiğine inanmayanlar var. Ehli tasavvuf için böyle bir şey söz konusu değil. Ve Türkiye'de de ehli tarikat olduğuna inananlardan da değil. Evet. Yüksek konuşurum, severim. Egon yüksektir. Türkiye'de ehli tarikat olduğuna inananlardan değil. Bir tanesi çıksın ben tarikatım desin. Alnını beşte değil, on karıştı karıştı. Onun için ceza sağlık. Siz Tarim'le abladığınızı mı söylediniz?
Yoksa normal tasavvuf var mı? Ben o manada söyledim Türkiye'de de ehli tarikat yok diye. Ben de daha iyi. İsim öyle, adlı öyle. Kim var ehli tarikat söyle bana. Kim diyor ben tarikatım? Çünkü ben onlardan bir doğumadığım için bilemem. Yok hayır, birisini söyle bana. Tarikat yani, birini söyleyeyim bana. Mesela İstanbul'da Mahmut Efendi diyor. Mahmut Efendi, tarikat diyeceksiniz değil mi? Tarikat değil. Bir kol veya sizsiz değil mi? Değil. Tarikatın özel geyicisi vardır. Özel törenleri vardır. Tarikatlarının özel, özel zikrullahları vardır. Özel merasimleri vardır. Özel taşları, özel hırkaları, özel cübbeleri vardır. Özel sikkeleri vardır.
Ona karşıdan baktığınızda dersiniz ki, bu kimse Nakşibendi tarikatından. Ona karşıdan baktığınızda dersiniz ki, bu rufayi tarikatından. Hatta bu işte Nakşibendi'nin halveti kolunda. Bu rufayinin eşrefi kolunda. Veya bu kadirinin eşrefi kolunda. Bu manada tarikat yok diyorum. İç görmüş olarak diyor. Hakkında var mısınız? Yok. Ben içine dinen kendimi yazdım. Yani nakşibendi iç. Hakkı zikrileri var. Kadircileri. Onlara ders yaptırıyorum demişler. Değil. Yani alırım değinler, yapmak o seviyede değil. Değil. Sizde biraz... Değil. Yani tarikatın kendi içerisinde bir hiyerarşisi vardır.
Tarikatın kendi içerisinde bir oluşumu vardır. Bir kimse bir evli tarikata gider, biat eder, tabi olduğunda malını mülkünü dahi götürp ona teslim etmesi lazım. Bir kimse bir dergahı, derviş olduğunda tapuları götürür. Oraya bırakıyor. Tarikatın adabındandır. Tarikatın adabındandır. Her şeyle gider teslim olursun. Tabi hocam ise malın acanına teslim olur. Evet. Tarikatın adabıdır o. Dersin ki bu kadar mal var. Burada dikkat edin. Allah ekberle. Dünyaya akı ettim ben geldim. Bu kadar da akçem var. Ben geldim dersin. İki tane hatun var. Üç tane hatun var. Dokuz tane çocuk var dersin. Ben geldim.
Şeyh bakar sana. İmtihan eder seni. Çileğe koyar. Senden derviş olacaksa alır. Üçü gayet. Efendim. Kim her kimse. Tarikat odur. Hocam bu şeyin benzetmesini miyim? Sahabenin Resulullah'a teslim etti. Bitti o kadar. Evet. Kim sordu bizi ne izleyin? Biz ehli tasavvufuzuz. Anlaştın mı? Biz bir tasavvufi topluluğumuzuz. Biz bir tarikat topluluğu değiliz. Değerli hocam şöyle mi? Bu devirdeki devirdeki devirde tarikat veya evli tasavvuf, bütün zaman hazretlerinin sözünde olduğu gibi devirde iman kurtarma devirde giden bir yol mu? Hayır. Kim olumsuz olsun. Kim kimin imanı kurtarır?
Haşa o şekilde demedim. Yani o beyhanede olmaktansa gerekir. Kurda'ya cemaatle sohbet kılıkçası o baktası oluyor. Olabilir. Eğli tasavvuf iman kurtarır. Onun Allah'a ettirdiğini düşünür ve bir adım geliyor. O Allah'a ettir. Değerli hocam mesela sevdiklerine hidayet edemezsin. Hidayet edici Allah'a olsun. Biz o ayet-i kerimeyi hiç unutmayız. Öderiz ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında kendini sevdiklerine hidayet etme noktasında elinde bir şey yoksa biz elimizde hiçbir şey yoktur. Biz tebliğ ederiz. Tebliğ ederiz. Tavsiye ederiz. Bunların hukuklar yoktu ama her Müslümanın tebliği var. Ama yani bir evli tarikat adı altında toplanan insanların bir başka bir yere gidip gelmelerini yasakla.
Çok uygun değil ama bir disiplindir, bir öğretidir. Kendilerini böyle bir kurak koymuşlar. Söyleyecek bir lafım olmaz. Eğli tasavvuf öyle değildir. Eğli tasavvuf Hazreti Mevlana'nın deyimiyle evladımız perdenin ikisi bir ucu gibiyiz. Bir ucumuz şeriat-ı ahmediyede öbür ayağımız da alevleri seyran ederiz der. Böyle olunca ehli tasavvuf için böyle bir şey düşünmek mümkün değildir. Mesela Hazreti Mevlana ayrıdır, Mevlevilik ayrıdır. Hazreti Geylan'a ayrıdır, Kadirlik ayrıdır. Hazreti Rufai ayrıdır, Rufailik ayrıdır. Şah-ı Nakşibendi ayrıdır, Nakşibendilik ayrıdır. Bunları ayırt edelim. Bediüzzaman'a ayrıdır, Nurculuk ayrıdır. Ziyatet bir kimse yoldan yürür, arkadan yolcular orayı şekillendirir. Sonradan Kurallar koyarlar, sonradan malzumeler yazarlar.
Sonra da bir hukuk ve hiyerarşi oluştururlar. İnşallah benden son olmaz. Ben bir Risale yazıyordum. Bilgisayarda Risale yarım kaldı. Yazmayı bıraktım. Sebebi de şu. On yıl sonu. Sebebi şu. Birinci sebebi şu. Ya bugün yazıyorum, kapatıyorum. Aynı konuyla alakalı birisi bir şey sormuş oluyor. Diyorum ki orada hazır yazılı var ya oradan, kes yapıştır yapayım göndereyim diyorum. Açıyorum, okuyorum. Şurası eksik olmuş yazıyorum, burası eksik olmuş yazıyorum. Ben 50 sayfa diye düşündüm. 70 sayfa oldu, 120 sayfa oldu. Bir türlü bitmiyor konular. Her açtığımda eksik görüyorum. Her açtığımda eksik görüyorum. Bir, bu tamamlanmayacak dedim.
İki, yazıp, kitapla ulaştırıp bastıracağım. Alacağım elimi, okuyacağım. Önce kendim mi yapacak? Bu dedim olmayacak. Bir, ikincisi dedim ki kendi kendime, ben dedim. On yıl sonra benim bu fikirle bir baranlık kalmayacak. Belki de ben bunu küçümseyeceğim. Ondan sonra dedim, on yıl sonra, yirmi yıl sonra millet alacak. Üstadımız bunu böyle dedi, bu böyle doğru diyecek dedim. Tatlıktan. Bugün doğru, yarın değil. Aynen. Bu noktaya gelecek kadar insanın bilinim kırması. Düşündüm, yarın beğenmeyeceğim ben onu. Bana diyorlar bazen, iki yıl önce bunu demiş.
Bakıyorum ben, sen benim iki yıl önce mi demişsin daha diyorum ben. Nasıl ya? O iki yıl önceydi kardeşim, değişti şimdi. Bakıyorum, dinliyorum ben onu. Gerçekten iki yıl önceki, o konuştuğumuz, sığın bir şey. O yüzden ben yaptığım sohbetleri, cd'lerden filan hiçbir daha dinlemiyorum. On gün sonra dinlersem, ya şurası eksik olmuş, burası eksik olmuş, burası olmamış, burası olmamış diyor. Bu sefer konuşmaktan kendimi alıkoyacağım. Gene eksik konuşuyorum diye. Psikolojimi bozacağım. Hiç dinlemiyorum ben ne yaptığımı, ne ettim, hiçbir şey dinlemiyorum. Bana diyorlar ki, ya filanca gün şöyle dedim, nemişimdir. Şimdi ne diyorsun? Reddediyorum diyor. Reddedileceksin. Dışarıda konuşuyor. Yolculuk. Evet.
Yolculuk. Tasavvuf yolculuktur. Ben o yüzden ehli tasavvufum diye. Anlatabildim mi? Yani normalde burada Şah-ı Geylani'yi reddetmek, Şah-ı Rufay'ı reddetmek, Şah-ı Mevlani'yi reddetmek kimin altına? Böyle bir şey değil. Ama ben Rufay'ıyım demeye utanırım. Ben Kadir'iyim, ben Mevlevi'yim, ben Nusik'iyim, ben Şah-ı Zeli'yim demeye utanırım. O yolun tarikat noktasında hakkını verememekten utanırım. Ve insanları tarikat adı altında anlatıyorlar. Belki de iyi yaptıklarını düşünüyorlar ama ben katılmıyorum. Tarikat demem. Biz ehli tasavvufuz. Şurası tarikat olmuş olsa, hiçbirinizin kafasında takke yok, sarık yok, cippe yok, haytari yok. Bir başkası sizi görmüş olsa diyecek ki, ben Nusik'in topluluğe geldim.
Tasavvuf bu ama. Tasavvufun, ehli tasavvufun özel bir kıyafeti olmaz. Ehli tasavvufun özel bir simgesi olmaz. Ehli tasavvufun özel bir simgesi ve özel bir kıyafeti olmaz. Halk nasıl giyiniyorsa, Kur'an ve sünnet dairesi uymak şartıyla öyle giyiniyor. Halkın içinde normal gider. Hayatına devam ettirir. O ibadetlerini yapar. İbadetlerini öne çıkarmaz mesela. İnsanların önünde ibadet etmek istemez. Ehli tasavvuf. Nafilelerini saklar. Hayır hasanatını saklar. Doğruluklarını saklar, gizler. Kendi kötülüklerini meydana çıkar. Ben doluyum, ben şuyum, ben buyum diyen ehli tasavvuf değildir. Ehli tarikat der. Ehli tarikat der ki ben filancı yere dermişim.
Ehli tasavvuf der ki biz ilk startımızdan uzaydı bir geliyor. Tevazu eder. Ömürkü der ki bizim şeyhimiz senin şeyhini döver. Bizimki der ki ya bizimki Allah'a konuştaki hep değil. Ehli tasavvuf rengini bu noktada yani herhangi böyle sakınır. Ulan bana evliya diyecekler, bana veli diyecekler, bana iyi derviş diyecekler, bana sufi diyecekler. Onun altında ezilir ehli tasavvuf. Böyle bir şeyle isimlendirilmekten uzak durmaya çalışır. Tasavvuf odur. Ya bize Muhammed'i de iyi eder. Hatta bir kısmı Muhammed'i olduğunu dahi göstermek istememiş. Demiş ben bir yanlışlık yaparım, eksiklik yaparım. Bu yanlışlığımla, eksikliğimle bak Muhammed'i ne yaptı derler. Düşüncesiyle ben Hazreti Muhammed'e laf getiririm sallallahu aleyhi ve selleme düşüncesiyle.
Böyle korkmuşlar, ürkmüşler. Şimdi insanlar bir korku, ürkü, hiçbir şey yok. Ehli tasavvuf meseleyi bu noktadan bakalım. Hakkınızı helal edin. Ben o yüzden tasavvufla, tarikata yürürüm. Efendim, tasavvuf yolculuktur. Dışıda değildir yolculuk yanılmaz. İçedir. Yolculuğu da iyi anlayalım. Ehli tasavvuf içe yolculuk yapar. Dışıya yolculuk yapmaz. Ehli tasavvuf yürüyeceği yol içindedir. Dışıda değil. Bizim yolculuğumuz elsiz ayaksız, göğsüz kılaksız, dilsiz dudaksız. Yolculuk olacaksa içeride olacak. Allah bizi affetsin inşallah.
Şey, ehli tarikat alır doksan dokuz değiline, yolda giderken, herkes görünür, bir de kalbinin üzerine koyar, bir de nakşibendiğinden, hafiz yıkılağ yapayım der. Hafiz yıkılağ nedir? Olursunuz. Değil mi? Gizli. Gizli. Gizli ne demek? Hayır. Hiç kimse anlamayacak. Biz deyken, insanlar senin zikrılar yaptığını anlamayacaklar. Yani, hocam oturacak burada, diyeceğiniz ki ya, hocam elinde de gözlük, hocam gözlüğüne bakıyor. Herkese de gözlüğüne bakıyor.
Hoca alışıyor. Alışıyor işte. Allah herkese bakıyor. Hoca gözlüğe aman ehimmet veriyor. Bak yok sildi de, yok temizledi de, yok ipliğine baktı da, dışarıda kadar oldu. O gözlük, orta yerde, nazarı, oraya verdik biz kendine değil ki. O gözlüğüne baktığımızda, gözlüğünüzü baktığımızda, canlı, merkez oldu, bilmem ne oldu. Senin hepsini kendin içinden, olmadı bak o köreldi. Senin verdiğini biz doğru kullanamadık, yiyeceğimize bakamadık, içeceğimize bakamadık. Kendi hatamızdan da oldu, kendi kusurumuzdan da oldu. Hikmet oldu. Demek ki biraz az görünümüz lazımış. Biz kalktık, aman görevinde, gözlük yaptık. Yarabbi sen bizi affet. Gözlüğü silinli de, silinli de, silinli de, silinli de.
Tehliye nasıl oldu? Gizlisi kirli de bu. Anladın mı kardeşim? Canlı kardeşim. Gizlilikler kasıt bu. Bizim gizliciler ne yapıyor biliyor musun? Teşvik burada. Camilin, ben arka saflarında görüyorum bu kardeşleri. Alıyorlar, oturuyorlar. Herkes çıkıyor ya. O orada ya. Lezik, ah yapıyor o. O diyor ki, ben menzile bağlı bin akşivendeşi.
En iyi Müslüman benim. En iyi dervişlerim. Siz namazı kıldığınızı gidiyorsunuz. Ben, galibini Allah'a yastırıyorum. Tarikat mantığı içerisinde doğrudur. Tasavvur mantığı içerisinde doğru değildir. Biz deriz ki Resulullah sallallahu aleyhi ve selam adetler. Nafile namazlarının mescitte hiç kılmadan. Nafile namazı mescitte kılmayan bir peygamberin ümmetiysek biz otur, bir de böyle dur, hiç yapamayız. Biz namazı kılacağız. Herkes çıkıyor. Dede çıkacağız. Ne oldu? Yürüdüken la ilahe illallah diyeceksin. Allah mı diyeceksin? Kafanı kalbinin içine mi sokacaksın? Kalbini avşarlayamazacaksın. Ne yapıyorsan yapar. Ne yapar.
Ey gösterişler, simgeden, simgesel şeylerde uzak dursun. Allah bizi affetse. Amin. Kimber efendim, elini tamamlamadan hepsini kimyasaların bu şeravesine götürüyoruz, götürüyoruz. Şu an ne var? Biz kimsenin, bak burasını ben bütün arkadaşlara söylüyorum. Bizim için kimsenin mezhebi, meşrebi, mezhebi, meşrebi, fıkıhı, dini, dini, en yukarıdan onun, dini, mezhebi, meşrebi, tarikatı, şeyhi, kültürü, dili, ırkı hiçbir şey söyleyebilirim. Mevlana'nın diğerine otursan gelmiyoruz, bundan mı?
Biz Mevlana'nın sözünün geldiği etmesine takılmıyoruz biz. Yok, İstanbul'da. Hazreti Resulullah'a bakıyoruz. Hazreti Mevlana gel derken ona ayrı bir din gelmedi. O da Hazreti Mevlana'ya baktı. Hazreti Resulullah'a baktı. Mahakal ki Hazreti Resulullah'ın peşindeki menerler tefside gelin demiş. Burada da ayrımcılara bir yasal vermek var. Biz kimseyi ayrımcı da görmeyiz. Bizi ilgilendirmez. İlgin Tekke'de Korelilere Hazreti İsa Aleyhisselam anlattım. Ağlamaya başlattım. Bir tane de tercüman var İngilizce. Benim dedikleri numatomun tercüme. Ben İsa Aleyhisselam'ın züktümün takvasını, ne eziyetler çekirdim. Hazreti İsa'yı birbirinin peygamber olarak kabul ettiğinizi ve onun yüce bir peygamber olduğunu ben anlatıyorum.
Kıyafetlerini, şeklini, şemalini. Bunlar dinliyorlar böyle. Oyun tercüman, onları şey yapıyor. Başladılar dağlamak. Demişler ki, İsevim'in tercüman soruyordu. İsevim'i niye anladılar? Evet. Ta alabora oluyorlar. Tercüman alabora oluyorlar. Söylesene, evet deseydi. Evet dedi o. Onlar da alabora oluyorlar. Böyle durdu suskunluk var şimdi. Bir suskunluk olunca onlara dedik ki, söyle. Ben hem Nusev'iyim, hem İsev'iyim, hem İbrahim'iyim, hem Adem'iyim, hem Yusuf'iyim, hem Yakub'iyim ben şimdi. Bu şunun sıralı yok. Ah, şimdi böyle hayret edeceksin. Çünkü ben Muhammed'iyim dedim. En sonunda. Çünkü ben Muhammed'iyim dedim. En sonunda.
Çünkü bu Muhammed'iyim işte. Cevap geldi. Her Muhammed'i böyle mi? Cevap verin ben. Gerçek Muhammed'i böyle mi? Muhammed'iler, bütün dinleri kendi özlerinde saklarlar. Muhammed'iler bütün peygamberleri kendilerinde toplarlar. Gerçek Muhammed'i böyle. Bütün peygamberleri kendi özlerinde toplarlar. Bütün dinleri kendi özlerinde toplarlar. Gerçek Muhammed'i böyle. Bizim için birisi ata inanıyor değil mi? Biz deriz ki o Allah'a inanıyor. Ata inanmıyor, puta inanmıyor. Bütün inançlar Allah'a da sükür. O puta inanırken Allah da inanıyor. Ha puta Allah zannediyor. Bir şey ayrılmasın.
İşim o, aykırılık. İşim o, karıştırmadan bulmaz ki. Neden Kuta inanan diye inanıyor ki? Kuta inanan ondan ne beklemiyor. Allah'a da aradık falan diyeyim. Öyle diyor ya, o puta eser aslında Allah'a inanmıyordu. Neden karıştırdın ki sen? Ben karıştırmadım, şu an bakıma karıştırdım. Allah'a da aradık falan. Allah'a da aradık falan. Yağın bu da eser Allah'a inanmıyordu. Allah'a da aradık falan. Bütün insanlara aynı gözle bakmak bu ilahi bir bakıştır.
Hakikaten tabi ki bu göz, ki böyle bir eğitim sistemiyle insanlara yol gösteriyor. Hakikaten düşmenlik, kin, nefret Allah'ın şeyidir. Allah diyor ki, ''Fuadeke menzeli'' ''Senin kalbim benim evimdir.'' ''Tahir bu ne gözünü, temizle ki ben orada yerleşeyim.'' Şimdi hocanın, hocam efendinin bize takip ettiği şey bu diyor ki, kalbimizi temiz tutun. Allah'ın sevgisiyle doldurur. Eğer bu Yahudi de, Hristiyan'da, Kuşat'ta, kin ve nefret kalbimize doldurursak, ilahi reis kendilerine. Allah kendi eline yolu görünce yerleşmez. Gelmiyor yani. İçeride bir kişi varsa gelmiyor.
Efendim, Sema'yı soracaktım. Sema nedir? Sema, Sema gönüldeki aşkın şekle bürünmüş halimiz. Aşkın cudu yoktur. Sema, aşkın vücuda gelişidir. Bir kimse, birisine muhabbet beslediğinde, muhabbet vücuda gelir. Mimikler de vücuda gelir. Bana tebessüm eder. Öyle değil mi? Bu bak, muhabbet, vücuda geldi. Mimikler vücuda geldi. Tebessüm etti. Vücuda geldi. Ona karşı dedi ki, seni seviyor. Sana karşı muhabbetim var. Tebessüm ettik ona.
Vücuda geldi. Aşkın vücuda geliş halidir. Sema. Ben Sema'yı bir rütüel olarak görmüyorum. Sema'yı Mevleviler bir rütüel olarak. Mevleviler diyor. Bak, Hazreti Mevlana demiyor. Mevleviler bir rütüel olarak. Onu almışlar. Ama Sema, aşkın tezahürü. Nasıl dile gelince söz oluyor, şiir oluyor, hikaye oluyor, mazuma oluyor. bir şey oluyor. Dile gelince, söze gelince, yazıya gelince. Ona gelince de, Sema olur. Hazreti Mevlana ilk Sema'yı da bir kimse değil. Sema'yı ilk yapan Hazreti Mevlana değil. Hazreti Resulullah, Cafer Tayyar gelince, aynı zamanda da savaştan galip çıkarlar. Der ki, Cafer Tayyar'ın geldiğine mi sevineyim, savaşa mı sevineyim deyince, Cafer Tayyar, bunun hem etrafında dönler, hem kendiler tarafından.
Hazreti Ali Efendimiz, Mekke'de, Medine'ye, sonradan cihete deyince, Allah Resulullah sonra, der ki, gel, sevinle, çünkü onun yerine yatağı o yattı ya, önümle o yüz yüze durdu ya, Hazreti Ali Efendimiz. Amcasının oğlu, daha damadı da değil. Ama Hazreti Resulullah için canını feda etti. Allah Resulü dedi ki, yat sen burada, seni yatakta görsün müşrikler. Müşrikler de o gün ona suikast düzenleyeceklerdi. O gün suikast düzenlenecek, o gün Hazreti Resulullah katil edecek, öldürülecek yani. Ayet-i Kerim'de diyor ya, Allah onların oyunlarını bozdur, Allah daha büyük bir tezgahçıdır diyor, tezgah boyun bize. Hazreti Ali Efendimiz onun yatağında yattı, Hazreti Resulullah çıktı, Mekke'den.
Tabi ona, Medine'ye vardılar belli bir günler sonra, ardından da Hazreti Ali Efendimiz geldi. Hazreti Ali Efendimiz gelince, Mekke'ye, onu yolda karşıladı, Medine'ye gelince, onu yolda karşıladı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in adı derdi. Çünkü, kolay bir şey değil, bir kimse, canını feda etti birisi için. Candan geçti. Ona dedi ki, Ali gel, senin kanın benim kanımdan. Senin canın benim kanımdan. Senin ruhun benim ruhundan. Sen de benim ahiret kardeşimdan. O deyince, büyük bir sevinç. Koca bir peygamber. Ona böyle deyince, o her Hazreti Resulullah'ın etrafında sema etti. Döndü. Hem de kendi etrafında döndü. Orta Doğu toplumunda, tipik bir kültürdür bu.
Bir böyle ritüeldir. İnsanlar, sevinçlerini, dönerekten, kutlamalarını, kutsamalarını, dönerekten yaparlardı. Bu, şeyden değil, anlatsız. Peygamber Efendimiz de bahsedeceğim bir şey değil. Mesela, Hazreti Resulullah da, Mescid'de, sema etmiştir. Gelir, Aslan, Hazreti Muavi anlatır, nakleder onu. Gelir, Mescid'dekiler bir bakar ki, hepsini zikrullah yapıyor. Anam, babam size feda olsun. Siz niye yapıyordunuz? Aslan der ki, Ya Resulullah, Allah'ı zikredir. Tekrar sorurlar, tekrar bunlar zikredir. Tekrar söyler, tekrar zikredirdik derler. Allah Resulü der ki, size yemin verdimlerinin gayesi, inanmadığından değil. Cebrail kardeşim geldi der, dedi ki, Allah bunlardan ağzı oldu.
Siz nasıl zikrullah etmiştiniz? Bir rivayette der ki, Asabdan birisi der ki, Ya Resulullah, biz la derken duruyoruz diye düşündük. İlla Allah, illallah diye Allah'ı zikredir. Deyince, Allah der, bir çark atar, sema eder, üzerine hırkası da düşer. Halifelerin burada bir işaretleri var ya, alınmanda, o hırkayı bölerler. Rivayet bu. Doğru, yanlış, tartışır, buyle var. Beni ilgilendirmez. Hırkadan birer parça koparırlar. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, başa tac eder, bunu da sarılın burasından iliştirir. Hazreti Ali Efendimiz'e iki tane veriyor. Damat ya, bu da iki omuzuna gönderdir. Hem sahal ve hem damat. işaret onlandır. Ve o ritüeli kullanırlar, ehl-i tarikan.
Bunu, ondan sonra. Ama, sema etme, Peygamber Salihullah ve Selam Hazretleri'ne de başlayan bir şey. O semah var. O semadaydı. Semah ayrı, sema ayrı. Semah, Türklerin geleneğidir. Semah, semah, Türklerin geleneğidir. Sema, ama o da bir sevinci. O da bir kutsamanın işaretidir. O da bir mutluluğun işaretidir. O da bir böyle bir şeyden, aşkın ayrı mı tezahürüdür? Doğru mu? Benim için yanlış bir şey yok. Ben, semah yapanları, ben asla, neden semah yapıyorsunuz da? Hocam, bu tezir, semah kurduğunuz ama, hücumluğa biraz bir düşünelim ama, istiyorsanız, ben çok tanıdım.
Anladık, daha buna, şeye girecekler mi yani? Şimdi, bu, bu hafta, şeyde, kazbanında, adak kurban törenleri var. Yani, bu, Asya'dan gelen gelenekleriyle, önerik bir çağızla, mesela çekeceğiz. Bir de, Karşıdağ'da, ki, o dağın, silüeti, Moğaristan'da, Filtri'nin, bu sanat törenlerinin yaptığı, paranın aynısını. Yani, hakikaten, bu paranın üstünde çapışıyor. Öbür, dokuz, on bir köy, bu dağ çıkıyor. On, dokuz köyde, bu dağ çıkıyor. Bakacağız, merhaba diyeyim. Ben, onların eski aletlerini, çok az kaybetmiş olanlar, işte, hatta, Musa'ya gitti arkadaşımız, tanrışanlar özellikle, seyretmediğim, tahmin ediyordu. Bu aletlerin, özü, kaybı.
Özü kaybı. Ya, o Türklerin bir geleneği, sema. Türkiye'deki cem evlerin, siyasi bir organizasyon. Onlar, ben, bu mesele için, gelmek istemiyorum. Şey, inanç, bu tip siyasi meselelere, basamak olmaz. Siyasi, oluşumların altına, zemin oluşturmaz. İnanç, ayrı bir şeydir. Bir insan, siyaset yapabilir, ayrı bir şeydir, ilgilendirmez siyaseti. Türkiye'deki cem evlerin, bir siyasi, organizasyonel ürünü. İnancın ürünü değil. Öyle söyleyeyim. Bir şey arkadaşlarla, paylaşıp, içine girdiğin için söyleyeyim. Narlıdere'de, tahtacı, kalemeler için, yeni dernek, ve açılış konuşması da, dört kişi çağında, birisi bende.
Ve birçok da artık, gerçek, kaptacılıklanma, dedi. Dedik, dedi. Yani benim, benim köşem o kadar, benim hem, benim hem, bizimki de, bir yolcu, eyvallah. Ben sonra, benden bir belgesel hazırlamıştım, Adana'dan, kazdanına kadar, tüm, gelenekleri çekmiştim. Ben kendim, sonra benden bir belgesel daha hazırlamıştım ben kendim gibi bir anlaşma yaptım başkanımdan böyle bir anlaşmamız var sizin belgesinden eğer Türkiye'deki başka bir federasyona girerseniz beni aramayın benden size bir yara olmaz çünkü benim için samimiyet bektiği noktada dedim ya kendileriyle ben vicdanlere rahat yapayım Mustafa Bey de şahitleri burada yani ben Fatih mi var mıydı sen dedim hayır dedi o zaman selam yani bu böyle bir onun için ben o yoruma yani terazim yok ama samimiyetin uzaklaştığı bana uygun değil ya normalde inanç topluluğu içerisinde siyaset girerse siyaset çünkü normalde Türkiye'deki algılanan siyaset menfaatın üzerine dayanıyor bunun içerisine siyaset girerse ticaret girerse
yani o para pul makam sürüyorsa onun cıkkı çıkıyor benim için o şey değil yani inanç çıplak olarak kalmalı yani şimdiden söyleyeyim mi burada tazeyiz ya biz şimdi yani muhakkak ki içimizden bir arkadaşımız milletvekili dahi olabilir bunu engelleyecek bir kimse değilim ben ama ama burada milletvekilini konuşmayacak anlatabildim mi gelecek burada saf, gayet normal, temiz bir şekilde sohbeti girmeyecek, sekundan yapacak, gidecek. Ha diyeceksiniz ki sizin içinizde siyasetçiler yok mu var?
Ya normalde bizim içimizden birisi belediye başkanı da olabilir, başbakan da olabilir. Yani başbakan olduğu zaman da işte İsmail burada oturuyorsa gene gerçek burada oturacak yani başbakan oldu diye oraya ona gel senin belin ağır, şuraya otur demeyeceğiz biz İsmail'e. Allah, Allah yazarız için diyeceğiz biz onu başbakan olduğun için değil. Anlatabildim mi? Biz şimdi hocamız seviyoruz. Profesör olduğu için değil.
değil. Biz hocamı seviyoruz. Profesör olduğu için değil. Bak tekrar söyleyeyim. Az önce bir şey söyledi ya. Nuri geldi. Nerede Nuri? Nuri bana öyle yorgunum. Öyle yorgunum ben hocamla tanıştığımız gün. Ondan sonra Nuri geldi dedi bir fotoğraf çekmek isteyen bir hoca var dedi. Söyledi ki sana he dedim ben o burada dedi. İyi dedim ben. Sizinle tanışmak istiyor. İyi ben şimdi tekrar. Iyi Nuri tanışırız dedim ben. Çok yorgunum ama. Hocamla ayak üstüne tanıştık. O kadar çok yorgundum ben.
Hiç iyi değilim ben. Neyse. Ayıp söyle. Allah affetsin. Oruçluyum da o gün. Hale tırdayım da işleyim. Hiç iyi değil. Ben şekerimin de allak bullak olduğunu tahmin edeyim böyle gözüm gözüm bulan. Dilim kayık bir taraflara. Kendi kendime yiyecek bir şeyler lazım ya. Sordum ezan okundu mu dedim ben birisine. Okundu dedi ya. Akşam ezan okunmuş. İftar edecek. Şeydi bizim benim bir sınıf arkadaşım var. Hem babasıyla da samimiyet bir bayan arkadaş var. Şeydi. O da dedi ki telefon aç dedi. Ayıp söylemesin. Ben dedi şey ne? Su böreği yaptıracağım dedi. Ondan sonra
bir de dedi baklava yaptıracağım. Oraya dedim gönder buraya sen. geldi getirsinler buraya. Bizim arkadaşlar teslim etti dedi ben. Getirsinler. Şimdi orada bayanların yanında. Ona baktım orada yani yiyecek bir şey arıyor mu ya? Geldi mi emanetler dedim ben. Geldi içeride dedi. Emanet. Geldi mi dedim ben. Ona geldi geldi dedi. Içeride dedi. Aa iyi. Ben hemen içeri girdim. Dedim getirin şu su böreğinden bana. Bir parça getirdiler. Neyse Allah affetsin. İftar ettim ben şimdi. Dedim şuradan tatlıdan da getireyim. Çekerim de Allah kullak ya. Tamam ya tatlı yer kim
yaptım? Tabii siz tatlıyı bitirdim de çayı çattım ya. O ara o arada hocam geldi. Tedra içeri geldi. İçimden dedim ki Mustafa Özbadem'e bu adam hırs etti. Senle konuşacak dedim artık bunun alternatifi yok dedim. Şunun işini dedim beş dakikada bitir dedim. Hocam benden daha fazla çıktı. İlk sorusu şu. Bir menfaatiniz var mı? Tamam destur. Bilse. Dedim ne menfaatı ya? Ben senin en çok böyle hani derler ya damarına bastı diye. Ne damarı be? Yüreğimize bastı. Dedim ne menfaatı? Nasıl yani? Dedim yok bir menfaat. Daha daha cebinden harcıyorum burada dedim ben. O zaman seninle öyle dedi değil mi hocam? O zaman sizinle konuşuruz. O zaman sizinle konuşuruz dedi. Ah dedim bulduğum Mustafa Özva dedim ben. Sonra dedim ben. Aslında benim başım da ağrıyor.
Aynı zamanda çay yediktiriyor marvayla. Fark ediyor musun? Bence Allah ablesin. Çay şey yapıyor. Yani düzenliyor beni kendince. Neyse çay da geliyor. Hocam bir soru, bir soru daha. Benim kafam kalkıyor. Her soru şok benim için. Özür diyor. Estağfurullah. Yok hocam. Estağfurullah. Ben tanışmamızı anlatıyorum. Ama şimdi hocam da şunu gördüm ben. Hocam da menfaatsiz. Hocam da menfaatsiz. Ayrı mesele. Ya bildiğiniz bildiğiniz konuşulan menfaatler. Şimdi ehli tasavvufun içerisine menfaat girerse ihlas ve samimiye çıkar orada. Arkadaşlar
ben yirmi yıllık Müslümanım. Yaşın kırk yedimi. Hadi yirmi bir yıllık olsun. Ben gençliğim ülkücü gençlik teşkilatı. Ondan sonra biz önce ülkücü genciz. Ondan sonra sevgenciyiz. Ondan sonra içki genci, kumarcı genci. Ne derseniz deyin. Ondan sonra bir daha çak yediş var. Yani az önce tarikat dedi ya kardeş. Ben de hiçbirisi tarikat değil dedim ya. Böyle şatahat gibi gelmiş olabilir arkadaşa. Benim çünkü gezmedin tarikat yok. Yani hepsi de ben onlardan ders alayım diye gezdirdiler beni.
Cemaatler dair nurcusundan, hoca efendisinden, particilerinden tut. Süleyman Efendi'nin talebelerinden tutun. Yani işte aklınıza gelebilecek. Türkiye'de ne kadar böyle büyük cemaat ve şeyh varsa üç aşağı beş yukarı tanışmışımdır, görüşmüşümdür. Ve ben bir tarikatın içerisinde, adı tarikattı çünkü o zaman için bizim bulunduğumuz yer. Böyle bir tarikat adı altında toplanan örgütlenen bir şeyin içerisinde bulunduğum zaman dahi ben bir sürü şeyhlerle konuştum. Daha ilerisini gideyim. Yirmi sekiz Şubattan önce şeyhler toplanırlardı. Ayda bir sefer, iki ayda bir sefer yanlarında halifelerini götürdülerdi. Benim şeyhim de beni yanında halifesi olarak götürdü. Ve şeyler, toplantılara katılmazsa halifeler katılırdı. Benim şeyhim iki sefer gitti toplantıya. Geri kalanına dedi ki, usta bundan sonra benim yerime Mustafa Ali gelecek dedi. Bütün toplantılara ben katıldım.
Oranın da biraz sekreter yalını yaptım. Onlar işte derlinin toparlanması, gelmesi gitmesi, işte kararlar filan. Yani anlayabileceğiniz şu, kendimi övmek için söylemiyorum. Üstün körü ne kadar benden beş on yaş büyük şeyh varsa hepsini tanıdım. Hepsini de gezdim. Hepsini de görüştüm. Büyük bir çoğunluğumla sohbet ettim, misafir ettim kendimde. Ben onlarda misafir oldum. Teşvik-i mesaimiz bol oldu. Bu noktada tespitim şu, bir yerde, bir yerde, maddi noktada bir menfaat düşünülüyorsa, oturuyorsa içine, orada ihlas ve samimiyet kalmıyor. Orada huzur da
kalmıyor. Orada muhabbet de kalmıyor. Evet, burası çok önemli. Benim yirmi yıllık tarikat hayatım boyunca ben daha bir sefer para toplamamışım. Ne kendime, ne dergahım, ne cemaatim. Ben bir sefer dememişimdir. Arkadaşlar, pamuk eller cebe. Ya bu bak burada ev kirası var, burada dernek kirası var. Ben hayatta dememişimdir, demem de. Ben bir şeyin ucundan tutarım, yaparım ben orayı. Benim tarzım odur. Bir de gelir, lan bu adam burada ne yaptırıyor? Tuvalet yaptırıyor. Bir gider iki tane tuğla koyuyorsa koyar. Ben iki tane tuğla, sen koy demem. Kaç tane tuğla var
bende? Beş tane. Beş tane tuğlayı koyar, bu tuvalet mi derim ben? Neden beş tane tuğla koyacak param var benim? Bizim tekkiye tuvalet yapacak paramız yoktur. Tekkiye tuvalet lazım. Deli dedi, izin vermiyor. Arkaya yapacağımız şey. Ben geldim bana dedi. Ya buraya tuvalet lazım, lazım dedim. E neden yaptım ben acaba dedi. Böyle baktım ben onun yüzüne sadece. Hani ben yok ki hiçbir şey demedim. Ya buraya tuvalet yapanım dedi ya. E yapalım dedim ben. Tamam söyle o zaman dedi. Ben yukarıya buraya dedim. İyi yap tuvaleti dedim ben. Şöyle buna lazım. İyi yap tuvaleti
işte nasıl yapacağız dedi. Şurayı şöyle yapalım. Burayı böyle yapalım. Şurayı şöyle yapalım. Tamam. Hemen tuvalet yapalım. Telefon açtı malzemeciye. Ondan sonra malzeme getirdim. Çumantayı getirdim. Ondan sonra hemen artık tuvaletleri başladı yapma. Ben hiç seslemiyordum. Çatır patır, çatır patır, çatır patır. Tuvaletleri bitirdi bu. Ben Doğu İstanbul para bulduk. Hiçbir şey yok. Ben ona ne yapayım, ne edeyim diye sormuyorum ben şimdi. O da yaptım, de bana dedim. Dedim ben. Aklım bitti tuvaletler. Ardından ben ayı sorması. Bir mal sattım işte. Neyse. Tapız, müşter, parlatım da işte. Bizi bir çeker ağlamadım. Hacım kaç para açadın sanırım. Yok. Ne açadın? Hiç sordun. Ben şu kadar gitti herhalde. Ondan sonra çeki zorla verdim ben bunu. Dedi ya sen ne yapıyorsun? Ben yap da yapayım. Ne yaptın? Ne yaptın? Bu kadar bu. Böyle düşünün, böyle düşünün. Oturdu ağladı sonra böyle düşündürdüm diye. Ağlamadım benim düşüncem bu. İlgilendirmedim senin paramı. Sen emanet yaptın şimdi. Ama kendiliğinden sonra yapaydım dedim ki ben sana sormazdım. Belki de arkadaşlar kendi kendilerine topluyorlardır. Beni ilgilendirmiyor
genelde. Kirası var. Topluyor mu? Ardınıza. Ben üç beş kişiyim. Onu şey yapıyor. Katkıda bulunuyor. Bilmiyorum. İnanın mı? Hiç sordun. Hiç sormadın. Hiç sormadın. Bir eksin gelin ihtiyacın olursa bana söyleyin. Ben söylemedim yani. Ne yaptım da hiç sormuyorum ben. Biz de kaidedir. Biz böyle dilenmeyiz. Bizim bir tarafımız yok. Ben onu dilencelerim. Allah'a dost olan insanlar dilenir mi? Yani dilenecek bir yetteki yapma. Allah'a. Kul demek, ilerci demek. Peki cuma günleri cumayı diyorsun. Hoca. Söylüyor yani falan camiye yardım diyor. Dedim. Etmiyor. Ben etmiyorum.
Eee. Ben beni soruyorsan ben içim dışımda insanım. Ben etmiyorum. Hatta bana bakıyorlar bana. Peki edenler kötülük mü? Ben kötülük yapıyor demedim. Güzel bir lafımız vardı. Bu kapı açık olduktan sonra istediğiniz her şey. Kendisi gelecektir. Çok şükür. Ben bir şey tavsiye ederim. Derim ki arkadaşlar siz Allah deyin. Yürüyün. Sana lazım olanı verecek o. Sana lazım olanı verecek. Sana lazım olmayanı verir mi yani? Ne yapacaksın ki sen onu zaten? Mevfaat eşittir diyebilir miyiz?
Benim için hainliktir. Aynı nokta zaten. Bir de biraz önce sema olayından güreşin dünyada güreşin etrafında veya kendi etrafında sema yaptı öldü. Ve onlar için bütün dünyanın kendi etrafında sema yaptı.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi