Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Şubat 2012 · 1:17:09
Yerde, göze, aklınıza gelen, gelmeyen, bildiğiniz, bilmediğiniz, her şey, cevap, şeyde, lev-i muhabbet, onları yazdınız, öylesin, onu sürdüm. Her şey dair. Kitapta yazılmamış, bir şey yok. Kitapımızdan üstünde eşsiniz. Her şey için geçer mi? Her şey için geçer mi?
İnsanlar uykudayken, delilikten, unuttuklarından sorumluluyor. Bu her şey için geçer mi? Unutu, şey, geçmiş olsun. Önceden ameliyat olmuştum ben. Onun da tekrar 3-3 tane daha çıktık. Tadır'dan önceden bir kavramı geçecek, tekrar buluyormuştum. Bozulukta bir, bayağı mı oldu ona, yakıyormuşum. Yani, biz de bunu yaptık öyle. Böyle olması gerekiyormuş. Şu anda düşüyormuş kendine zamanla. Şu anda beklemeliyiz. Allah hayırlısı var. Tabi muhabbet edersin inşallah.
Bir kimse orucunu unutsa, yemeğini yese, hadis-i şeridi de ki Allah onu umutlar demiştir. Bazen inşallah unuttuklar, ondan nimet olur. O yüzden bir kimse unutundan sorumlu olmaz. Unutdaki halinden sorumlu olmaz. Deli kimsenin, deli dertle soru, aklı olmayacak kimsenin dertle sorumlu olmaz. Abi şimdi, bir arkadaşım bana sordu da, hani şimdi mesela insan ölüyor, kabir azabı çekiyor.
Bundan mesela, bin sene, bin sene evvel ölen insan mesela şimdi ölüyor, kabir azabı çekiyor. Şimdi ölen mesela insan diyelim, bir on sene sonra yani Allah bilir ya, kıyamet kokuyor. Yani paşa, böyle bir şey ben düşünmedim de sadece arkadaşım sordu diye beraber sormak durumundayız. Yani o günden bugüne kadar o çeken azabı çekiyor ya, bugün de mesela on sene sonra diyelim şey yapıyor. Yani bunda bir paşa, Allah-u Teala'nın adanesizlik gibi bir şey olmaz tabi de. Allah isterse bir günde bin yıllık cezayı çektir. İsterse bin yıllık cezayı bir günde çektir. O şimdi o gün azabı çekiyorlardı. Siz normalde çokluğu azzeye göre hükmetmez mi? Cenab-ı Hak isterse bir rekat namazdan yüzüne rekat namaz sevap verir.
İsterse yüz bin rekatta bir rekat namaz sevap verir. Allah keyfiyete bakıyor, kemdiyete bakmak istiyor. Anladın mı? O yüzden onda bir adaletsizlik olması herkesin kalır azabı kendine ayırır. Yani adaletsizlik değil. Hayır zaten öyle bir şey ben düşünmedim de. Onun için yani. insanın nefsini öyle vesvese verir. Allah'ın nefsini öyle vesvese verir.
Ben açamadım ya da ona mesaj öpür. Enes, şu bana gelen dünyanın mesajı şeyini, acaba şey söylüyorsun. Allah'la kandırmasınlar diye. Sizi diyor Allah'la kandırmasınlar diyor. Bunun ne demek onu. E Allah'la kandırırlar insanlar. Normalde bir kimse Allah'ın yerine kendini koyar, Allah'la kandırmış olur. Veyahut da Allah'ın hükmetli diye bir şey hükmetmiş gibi gösterir. Allah'ın ayetlerine ters düşen bir şey söyler. Allah'la kandırmış olur insan. Hadis-i Şerif, ahir zamanda öyle insanlar olacak ki toplumların önünde. Onlar sizin dilinizden konuşacaklar. Sizin dilinizden konuşacaklar. Ama ne yazık ki insanların görüleceği yer cehennemdir. Bizim dilimizden konuşurken ne yapmış oluyor? Bizi Allah'la kandırmış oluyor.
Bizim dilimizden konuşuyor. Bizim dilimizden konuşması demek, Kur'an ve sünnetten konuşuyor. Oturuyor Kur'an-ı Kerim'den, kalkıyor sünneti Resulullah'tan bahsediyor. Konuşurken. Ondan sonra yirmi yıl sonra diyor ki, o bunu konuşan kimse, bin dört yüzün önceki hukuk, çöl hukuku diyor. O zaman o geçerlidir diyor. Biz şimdi çağda şu hukuku getirdik diyor. Allah'la kandırmış oluyor insanlar. Allah'la kandırmış oluyor insanlar. Nuhi Süleyman'ı demiyorlar mıydı? Meydanlara düşük. Bu siyaset değil, bu Allah'la kandırmış olduğum bir örneğin. Siyasetle işimiz yok. Olsa da ondan bocundan da siyaset olacaksa yaparız, galasını da. Ama normalde yani insanların kandırılışı o şekilde oldu.
Elinde Kur'an-ı Kerim'den çıktığı meydanlarda bir elinde Kur'an, bir elinde neydi o? Köğüsünde iman. Köğüsünde iman. Ha elinde Kur'an, göğüsünde iman geliyor Muhteşem Süleyman diye çıktığı meydanlara. Muhteşem Süleyman, ondan sonra muhteşemini gösterdi. Kur'an kursları, imam hatiflerinin kapanmasını istedi. Memleketi darbeden darbeye sürükledi. Ondan sonra oldu ne o? İmanlı Süleyman. Nurcular da gittiler, Bediüzzaman Said-i Nurse'nin külliyatının önünde bir fotoğraf çekildiler. Dediler ki o Nurcular, oooo bu evliya. Benim de öyle kavga eden vardı. Onun evliyalığı için tartışan insanlar vardı. Ve diyorlardı ki direkt evliya. Mahi. Evliyeli mi var dedi abi İslam köylü?
İslam köylü, Mehdi o ayrı. Sonradan gaz geçtiler mehdilikten. Baktılar ki Mehdi'ye göre değil bazı şeyler, Mehdi içki içer mi? Bu içki içiyor. Ondan sonra evliyaya gönderdiler. Dedim evliya içki içermiş, sen öyle görüyorsun dediler bana. Allah Allah kandırmak bu. Veyahut da bir kimse kalkıyor sabahleyen erkenden. Umurlara gelmek istemiyorum. Takılın peşime diyor, herkes peşine takılıyor, İslam'ı kandırmış oluyor. Allah affetsin sana. O yüzden önemli. Şuna çok iyi dikkat edin. Kandırılmamak için şuna çok iyi dikkat edin. Bütün herkesin eksiği olabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hariçinde eksi olmayan hiç kimse yok. Bir tek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, bundan münezzer, Cenab-ı Hak onu İsmet sıfatıyla sıfatlandırmış, korumuş, muhafaza etmiş.
Zaten ayetlerde sabit. Biz seni koruyup kollamadık mı? Biz seni büyütmedik. Biz seni besleyip büyütmedik. Biz sana öğrenmedik mi? diyor ayet-i kerime. Onun terbiyecisi, onun koruyucusu, muhafazacısı Allah. Ve Cenab-ı Hak geçmiş peygamberlerde zelle görülmüş. Ama bizim peygamberimiz de o daha görülmüş. O zaman hata kapısı, öbür Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ardındaki peygamberlere açık. Günah kapısı ise bütün insanlar açık. Yani önünüze gelip birisi şunu diyebilir. Mürsibi kamiller günah işlemezler. Bu diyebilirsin. Bu Allah'la kandırılmış oluyor. Bu konuda herhangi bir ayet-i kerime yok, herhangi bir hadis-i şerif de yok demiş. İmanların herhangi bir iştahı da yok. Allah muhafaza eylesey. Birisi böyle bir şey söylendiğinde, söylenilen her şey Kur'an ve sünnete uygun olması lazım. Her şey.
İlginç ağzı arkadaşım, Mesutullah Sabahlanan Hakkı İslam Efendimiz'in bir hadisinde, Dünya her dediğinde ödüzün boynuzlarıyla. Bir dana sonra kırılmıyor da bir zaman sonra işte balığın sırtında. Burada ne demek istedim? Yıldızların burçlarını söylüyor. Ve bir astrolojiyle alakalı bir ilim çıkarıyor. Veyahut da o kimsenin kendi mesleği çıkamıyor ortaya. Mesela bir kimse öküzüyle para kazanıyordu. Onun için dünya öküzün boynuzunun üzerinden. Bir kimse balıkçılıktan para kazanıyordu. Teknesi vardır, adam balıkçılıktan para kazanıyor.
Çoluğuna çocuğuna bakıyordu. Onun dünyası ne olur? Balık olur adamın. İnsan ne düşünüyorsa olur. Neyle istigal ediyorsa olur. Dünyası olur. Şimdi bu adam araba işi yapıyor. İşte araba takip işim diyorlar ona. Araba alın satın takip işi yapıyor. Onun dünyası o. Kim araba alıyor? Hangi şirket arabaları yeniliyor? Kim nerede ne yapıyor? Onları takip ediyor. Onun dünyası o. Bu adamın bakkal dükkanı var. Mahallede. Bu adamın dünyası o. Pirinci beş lira aşağı nereden alalım diye ona bakıyor. Onun dünyası o. Şimdi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adet dedi. Ya böyle bir şeyi işaret etmiştir oradan ya da burçlar işaret etmiştir ki sonradan burçlar çıktı meydana. İşte gezegenindeki buha burcu, balık burcu, yay burcu gibi onlar da çıktı. Onları da işaret etmiş olabilir.
Ama öyle arkadaşlar. Benim tahminim. Bu benim kendi yorumum. Büyük bir ihtimalle mesleğiyle alakalı şeyler var kimseler. İkinci sor. Bir de Cevbel aleyhisselam da peygamber efendimiz oturularken Cevbel aleyhisselam gördüğü zaman gördüğün meleğin geldiğini görüyorlar. Sonra melek. Melek de çok daha önünü duruyor ve Cevbel aleyhisselam ya Muhammed ben bu meleği yaratıldığı günden beri dünyaya ingini görmeyiz diyor. Ve melek peygamber efendimizin Allah-u Teala kul peygamberine olmak isterseniz hükümdan peygamberine olmak isterseniz soru. Ve Resulullah, Cevbel aleyhisselam önce de Cevbel aleyhisselam kul peygamber olanlarında bir şeyler soruyor. Bismillahirrahmanirrahim. Şimdi bir de İmkan aleyhisselamın taphateş ettilerken ki hadisesi var.
Şimdi Cevbel aleyhisselam Resulullah'la Allah'ın arasında bir şeyler yurtturuyor, yurtturuyor. Neden bu hidayetini görülüyor olacak? Şimdi o mesele ne kadar doğru? Tartışmak lazım. Çünkü peygambere peygamberlik tebliğ edilirken de onun avd olduğu yani kul olduğu da tebliğ edildi. Yani ve ilk imanla alakalı bahislerde Allah'ın birliğine, Muhammed'in peygamberliğine ve Allah'ın kuluna iman et. Allah'ın kulu olduğuna iman et.
Çünkü Muhammed'in dediğin ne? Bu ilk imanla alakalı meseleler çatışmış oluyor. Burada bir şey var. Zamanla alakalı problem var. Yani zaten peygamber kendi kulluğunu daha ilk peygamberliğinin başlangıç içinde ilan etmiş. O zaman bununla onun arasında çatışmamalı bir şey diyemem. Bir kitaptan bakmak lazım. Bu radyolarda söylenilen şeylerin de büyük bir çoğunluğunda böyle hikayeler var. O yüzden çok ben yani kesin kesin bildiğim şey değilse üzerinde pek durmak istemiyorum.
Hatta bir yerde sohbette söylediydim, dinlemek de istemiyorum diyorum. Yani o dinlemek istemeyişimin sebebi yolda giderken hep onların böyle bu tip şeyleri var ya ben onlarla uğraşmaktan yolu karıştıracağımlar mesela. O kadar uçuk şeyler, o kadar böyle Kur'an ve Sünnet'in dışında bazı şeyler anlatanlar var ki. Yani bir kur ya şimdi bu. Herkes önüne gelen kalkıyor, bir kitap buluyor, nereden buluyorsa bir şeyler okuyor orada. Bazı kıssalar anlatıyor, bazı normalde menkubeler anlatıyor. O kıssaların, o menkubelerin Kur'an, Sünnet ve imamların iştahatına uyumadığını bilebilecek derecede o bilgide, o seviyede de değiller. Sonuçlarına çalışan eleman okuyorlar o zaman. Ben o yüzden çok mutebet gördüm. Ben bir şey soruyorum. Üç sene aldı ya, unutmak bir alakalı.
Şimdi işte uygu da gidelim. Uyguda gidelim diyor, zaman alanıza kılmıyor. Yani ben ayıdadım dedi, uygu da bir çok zaman zaman alanıza kılmıyor. Bu nasıl oluyor? Bir kimse arkadaş kabile alakalı bir şey sordu. Bu kabile alemi ne zaman başlıyor? Adam kabile girince mi başlıyor? Yoksa ikimizin cesedini yatıyor. O ikincisi bir de her taraf Seyit Kanya ya. Bu adam diyor ki bu Seyit diyor. Hani peynaların olan hürmetimizden adama bir duruş sergiyor, bakıyorum ki adamın alakası yok. Ama her taraf da Seyit'in cesatıyor kendini. Bu nasıl oluyor? Üç tane soruyu Arda abim cevaplayabilecek kapasitesi değilim ben. Ayrıca ne yapalım. Sen şimdi başkalarına karıştırın mı? Karıştırıyorum abi.
Allah razı olsun. Çok ileri zekalı değil mi? Şimdi normalde bir kimse sabah namazına kalkmak için bütün zahiri şartların yerine gelirse ve kalkamasa o ondan sorumlu olmaz. Zahiri şartlar neler? Ya sen üçe kadar ayakta durursan beşte kalkamazsın. Eğer böyle bir alışkanlığın yoksa ama sen vücudumu terbiye ettiysen, kendini terbiye ettiysen her gün saat beşte kalkmaya o zaman normalde beşte kalkarsın.
Buna güvenerekten de bunu kendi kendine bu noktada etmişsin ya. İşte her gün beşte uyanıyorsun veya her gün beş buçukta uyanıyorsun. O zaman normalde senin üçte veya dörtte yatman normal karşılıyor. Ama sen dörtte yatarsan beş buçukta kalkamayacaksın. Senin kaldıracak birisi de yok. Kalkamayacaksın. O zaman işte senin dörde kadar ayakta duruş sebebin önemli burada. Sen televizyon seyretmek için dörde kadar oturduysan, yok maç seyretmek için, yok boks seyretmek için, yok pop dinleyeceksin, yok top dinleyeceksin diye oturduysan sen o zaman sorumluluğunu yerine getirmedin. İşin içinde başka bir şekilde. Ama ve lakin sen akşam normalde işte mutat olarak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve sahaveler hadis bu.
Yatsı namazından sonra, yatsı namazından sonra eğer ki dini bir istişare varsa, devletin bir istişaresi varsa otururlardır. Eğer ki dini bir istişare, sohbet yoksa, devletin de işi yoksa, yatsı namazından sonra oturmazlar. E hemen bir fasıl uyurlar, gece kalkarlar, ibadet ederler. Bir fasıl daha uyurlar, seherde bir daha kalkarlar. Ondan sonra seherden sonra bir fasıl daha işte kahvile yaparlarsa yaparlar. O zaman bize bir ölçü çıkıyor. Adam normalde sekizden dükkana gidecek veya yedi buçukta iş başı yapacak veya dışarı çıkacak. O kimsenin on ikilere, birlere, ikilere kadar evde, üçilere kadar oturma şansı yok. O sabah namazına kalkamayacak ve makul bir zamanla yatacak o kimse ve sabah namazına kalkmak için saat kurulacaksa, saat kurulacak, telefon kurulacaksa telefonunu kuracak, baş ucuna koyacak, hanımına söyleyecek, etrafına söyleyecek.
Arkadaşlarına söyleyecek, sabah namazına kalkmak için zahiri bütün sebeplerini ayarlamaya çalışacak, dizayn edecek, kalkamazsın ondan sorunlu değil. Ama nasıl olsa uykudan sorunlu değil biz. Saat ikiye kadar fasol, lak lak yap, ikiden sonra ne saati kur, ne bir şey yap. Allah uyandırırsa uyanırız. Bir de öyle diyor. Allah uyandırmamış ki diyor. Allah uyandırmış ki diyor. Bir de o var. Yani Allah onu lütfetmiş, büyütmüş. Bir de o var. Yani sabah namazına bir başladım. Geçenlerde telefon çaldırmaya, karşı cevaptan üç dört tane cevap gördüm. Millet paso uyuyor. Bunu konuşmak istemiyordum da.
Şimdi seninle konuştum. Yani telefon başladım başından itibaren çaldırmaya. Kendi cevap verecek. Ne oldu, bir şey mi oldu diye. Adamın başına her şey gelebilir. Öyle ya. Adamın başına bir şey geldi. Sabah namazında ayakta der bir şey oldu. Çok az. Çok az. Bu acı bir şey. Acı bir şey hepimiz için. Allah bizi affetsin. Bu yüzden sabah namazına kalkmak için gayret göster. Yok işte ne yapalım yalnız, uykudan sorunlu değiliz. Öyle bir şey değil. Kabirle alakalı kabir nitelendirme, isimlendirme açısından kabir denmiş. Yoksa o kimse normalde onu toprakta azap gördü filan yok. Ceset o. Cesedin nesi azap görecek? Cesedin azap görecek bir şey yok.
Ruhların kabir alemi diye bekledilinen bir yeri var. Orada ruhlar o eczaya, cefaya duçarlıyor. Tabi bu da şerî adam eksik. Çünkü normalde şerî ahkam der ki, Hukuk kabir azabını hem ceset hem ruh beraber çekerler. Ama tabi ona da sormalı. Yani yanınca mı olacak diye. O da var. Her taraf seyit kaynıyor, çok her. Adım attığımız yerde var elhamdülillah. Var. Adım attığımız yerde var. Peygamber sallallahu alemesi şunun sesini açıyor şimdi. Arka taraf duysun. Bu seyit meselesini duydun mu arka tarafta? Arkadaş diyor ki her yerde seyit kaynıyor diyor.
Seyit her tarafta kaynıyor. Gerçekten doğru. Allah bizi affetsin. Tabi geçen gün arka tarafını gömdük ama. Var. Seyit çok. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretine soruyorlar. Ya Resulallah. Biz ehli beyti, seyitleri, senin sunucundan gelenleri nasıl tanıyoruz diye. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine çok açık, net bir cevap veriyor. Çok açık. Diyor ki kim benim Kur'an ve sünneti seneğime sımsıkı yapıştı, O benim sülbümdendir. Bakın hadis-i şerif net ve açık. Kim benim Kur'an ve sünneti seneğime sımsıkı yapıştı, O benim sülbümdendir diyor. Tabi önceden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sülalesinden vergi alınmazdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sülalesinden vergi alınmazdı.
Değişik istisnaları vardı. Ve aynı zamanda da seyit diye, şerif diye Peygamber'e hürmeten insanlar onlara hürmet ederler. Hatta Medine'de onların geldiklerinde kalmaları için yer istihdam ederler. Mekke'de onların oturmaları için yer istihdam ederler. Yakın davetinde Şam'da, Bağdat'ta, Basra'da bulunan o seyitlere yer istihdam ederlerdi. Onlar giderler, orayı ziyarete gittiklerinde tabi halk onlara rağbet gösterir, saygı duyar, muhabbet besler, sevgi gösterirlerdi, hediyeler verirlerdi. Tabi bu sonradan bozulmaya sebep oldu. Bu sonradan bozulmaya sebep oldu. Önceden onların seyitlerin yazıldığı secereleri vardı. Tabi o secereler de elden ele, elden ele onlar da bozuldu.
Onların da fazla bir güvenilirliği kalmadı. Ama şu anda insanlar işte biz seyit sülalesiyiz diyor. Herkes onlara hürmet ediyor, hizmet ediyor, saygı duyuyor. Eyvallah. Ama ve lakin öyle bir noktaya gelindi ki namazdan haberi yok. Namaz kılmıyor, seyit sülalesi deyip hürmet ediyorlar. Oruçtan haberi yok, seyit sülalesi deyip hürmet ediyorlar. Veyahut da işte elinde basır basır çıkarak seyit sülalesi deyip hürmet ediyorlar. Bu ölçü değil. Seyit sülalesinden olabilir, Allah ona mübarek etsin. Buna söyleyecek bir sözümüz yok. Ölçü, Kur'an ve sünnettin. Eğer ki bir kimse gerçekten Kur'an ve sünnetin uyuyorsa ve diyorsa ki biz seyit sülalesindeniz, öper başımıza tac ederiz.
Bizim bu noktada bir problemimiz yok. Ama ve lakin Kur'an ve sünnete uymuyorsa, Kur'an ve sünnet noktasında durmuyorsa o seyit değil, kendisini ne dersin, neye olarak nitelendirirse nitelendirsin, bizim için bir anlamı yoktur. Tekrar söylüyorum. Bizim için bir anlamı yoktur. Adam şeyhmiş. Kur'an ve sünnete uymadığı müddetçe bizim için bir anlamı yok. Adam medrese halimiymiş. Şu kitabı yırtmış, bu kitabı yırtmış. Kur'an ve sünneti uymadığı müddetçe, Kur'an ve sünneti anlatmadığı müddetçe bizim için muteber değildir. İsterse havada uçsun. İsterse denizin üzerinde yürüsün. İsterse gayetten haber versin bize. Veyahut da duvarın arkasından haber versin. Sen otur burada duvarın arkasından olsan haber versin isterse.
Bizi onlar bağlamaz. Bizi bağlayacak olan o kimsenin Kur'an ve sünnet anlatıp anlatmadığı, Kur'an ve sünneti yaşayıp yaşamadığı. Kur'an ve sünneti yaşayıp yaşamadığı. Bizim için ölçü bu. O yüzden ortalık sehir de kaynıyor, şerif de kaynıyor, şeyh de kaynıyor, derviş de kaynıyor. Allah hepsinden umarak eylesin. Başka soru soralım. İhlas da olmasıdır. İhlasın fazla alameti yoktur. İhlas insanın içindedir çünkü. Yani ihlası biz böyle kafasına bir şey koyup da ölçemeyiz. Yani bu ihlasının alamati diyemeyiz onun. Neden? Onun içiyle alakalı bir şey. Yani ben şimdi burada oturuyorum.
Siz benim içimi biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Yani ben içimden normalde ihlasım benim içimle alakalı, niyetimle alakalı. Benim için ne olduğunu kim biliyor? Allah biliyor. O yüzden benim ihlasımın, niyetimin, niyetim bilecek olan Allah. Bunun bizim elimizde bir böyle şey yok. Alet yok. Bu adamın ihlasını ölçelim. Kimisi demiş gözyaşı, gözyaşı da ölçü değildir. Adam oturur ağlar. Yani geçen gün ben baktım. Televizyonda haberlerde şey ağlıyor. Ne o? İbrahim ağlıyor tatlı ses. Haberlerde baktım ağlıyor. Dedim ne kadar çabuk ağlıyor kendi içinden. Yusuf'un kardeşleri aklıma geldi. Yusuf aleyhisselamın kardeşleri, Yusuf'u kuyuya attılar. Geldiler.
Yakup aleyhisselamın önünde ağladılar. Ayet-i kerimede ağladıklarını söylüyorlar. E demek ki ağlamak da ihlasın bir şeyi değil. Ölçüsü değil. Yani adam kendi Bursa'da olmadı mı? Kendi annesini babasını katletti. Burada Ulucan önünde adam ağlıyor. Kendisi katletmiş annesini babasını. Para da akılıyor. Ve ağlıyor annesine babasına. Ne kadar soğuk kanlı. Timsal gözyaşı işte. Demek ki bunlar ölçü değil. Adam senin yanında beş vakit namaz kılabilir. Onun ihlasına ölçü değil. Allah herkesi ihlasla eylesin. Devamiyet önemli. Bir kimsenin ihlası belki de devamiyetten ölçülebilir. Ama nereye kadar devamiyetini bileceksin ki? Adam on beş yıl sonra bozuluyor.
On yıl sonra bozuluyor. Yirmi yıl sonra bozuluyor adam. Yani bunda bizim ölçülemiz bir şey yok. Allah hepimizi istikametle eylesin. Hepimize Kur'an ve sünnet istikameti versin. Son nefese kadar Kur'an ve sünnet istikametinden ayırmasın. Bu önemli. Yani normalde biz şimdi bakıyoruz. Ayet-i kerimede insanoğluna diyor ki Cenab-ı Hak siz acelecisiniz. Evet gerçekten biz aceleciyiz insanoğluna. Yani bizim yanımızda adam bir namaz kılıyor. Ayo biz onu uçuruyoruz. Veya adam bize bir rüya anlatıyor. Onu uçuruyoruz. Ve adam bize diyor ki peygamber efendimizi gördüm. Gerçekten görmüştüm. Biz onu uçuruyoruz anında. Biz anında uçuruyoruz onu. Biz de ben de uçurdum daha önceleri.
Vah dedim ya ne güzel mübarek insanlar dedim. Ama zaman gösterdi ki yani insanın üç günlük, beş günlük, on günlük, on beş yıllık çizgisi çok fazla insana ölçü değil. Bilemiyoruz ki on beş yıl sonra geliyor on sekiz yaşındaki bir hatımla evlenme teklif ediyor. Beraber yatalım kalkalım diye uçuyor adam. Uçuyor on beş yıllık derviş uçuyor. Yani başka birisi geliyor ona bir şey teklif ediyor uçuyor adam. Biz toplantılara gidiyorduk. Orada bana halifelik teklif etmişlerdi. Ve o zaman başka birkaç tane şey efendi bana halifelik teklif etti. Ben uygun bir dille olmayacağını söyledim.
Aradan iki üç yıl geçmedi. Bizim dergamızın içinden normal işte görevlilerden birisi ya filanca şey efendi bana halifelik teklif ediyor. Ne yapayım abi diye bana telefon açtı. Kabul et dedim ben de. Ya neden öyle diyorsun dedi. Ne demeyelim dedim ya sen bana kadar telefon açtıysan gönlünden geçmiş halifelik o zaman. Yani adamın gönlünden geçmiş ki ne yapayım diye bana soruyor öyle değil mi? Şimdi gelse bizim dergamızın burada içinden bizim arkadaşlardan birisine halifelik teklif etmişler etseler mi? O da bir başkasına sorsa ya filanca bana zakirlik teklif ediyor, halifelik teklif ediyor. Ne yapayım dese ne olacak? Adamın gönlünden geçmiş. İhlası bozuldu işte. Yani ihlasın bu noktada ölçüsü çok zarar. Allah bizi affetsin.
Kabe'den çıkacağını. Bu asırda şu anda 20. asrıda. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in kanunları çağ gerisinde. Bunlar işte topluma hitap edemiyor. Kabe'den çıkar. Kanunlar diyor. Doğru söylüyor. Doğru değil mi? Doğru. Doğru. Bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin sünnetini inkar etse, küçük görse, hafife arsa, bir kimse Kur'an'la ve Kur'an'ın içindeki hükümlerle bir şeyi küçük görse, hafife arsa, inkar etse, bir kimse Allah ve Allah'la alakalı bir şeyleri inkar etse, hafife arsa, hepsi de bunların dinden çıkartır.
Allah muhafaza eylesin. Mesela şeyde geçer, bir eserde geçiyor. Normalde işte sarığı sarkıtıyoruz ya biz. Sarığı arkadan sarkıtmak sünnettir böyle. Bir kimse dese ki diyor, bu sarığı işte kuyruğu gibi arkasından sarkıtmış, ona tehdit-i iman lazım. Evliyse tehdit-i nikah gerekir diyor. Şimdi normalde hiç kimse sarık sarmıyor, camide sarmıyorum ben. Sarsam dahi bunu böyle işte bağlamaya çalışıyorum. Onu okuduktan sonra. Diyorum şimdi birisi namaz kılanlardan birisi, bilgi silindiğinden böyle söylerse diyor, vay başına gelecek olan inşallah. Hangi hale gelmiştir? Allah bizi affetsin. Var mı açıkça soru soru? Ben namaz vakitte de ilgili bir soru sormak istiyorum. Şimdi normalde namazı vaktinde kılmak daha hayırlı.
Fakat bazı durumlara vaktinde kıramadığınız durumlar oluyor. Mesela iş icadı, toplantı falan olabilir, iş icadı vaktinde kıramadığınız zamanlar oluyor. Bunun bir ölçüsü var mı öyle? Ne kadar sonra veya kılınır veya kılın namaz? Şimdi tabii bugünkü zamanında İslam topluluğu yok. İslam devleti, İslam sistemi diyor. Ve insanlar arkadaşlarımız, kardeşlerimiz ama devlet dairelerinin ama resmi kuruluşlarda çalışırlarken bu noktadan problem yaşıyorlar. Seyahate çıkanlar problem yaşıyor. Bir de seyahate çıkmasa dahi bunun problemi var. Mesela adam büyük bir şirkette çalışıyor, büyük bir şirkette genel müdür toplantı yapıyor, beş saat toplantı devam ediyor. Üç saat devam ediyor. Tam namaz vakti girildiğinde adam patron çağırıyor müdürleri toplantıya. Namazdan şeyden haberi yok, adam ikindiden sonra toplantı bitiyor.
Bu adam ne yapacak? Bu değil mi sorun? Evet. Bu tip meseleler de böyle zorunluluk söz konusu olduğunda, zorunluluk söz konusu olduğunda veya zorunluluk… Yani bir kimse bunu keyfiye bıraktığı zaman çok büyük günahı kebar. Ama bir zorunluluk varsa Hendek'teki gibi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hendek kazasını öğle ikin diye akşamı kılamadı. Gece karanlık basıncaya kadar hatta savaştı. Kılıç elinde savaştı. Hatta bir ara Hazreti Ömer'e sordu. Sen kıldın mı namazlarını? Kıldım ya Resulallah dedi o. Allah bu müşrikleri kahretsin. Bekdua etti. Bunları kahretsin, helak etsin, perişan etsin. Namazımı da kılamadım diye. Ve sonra gece olduğunda savaşılmıyordu o zaman için.
Gece herkes çadırına çekilince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kahmet getirdi, önce öğleyi kıldı. Ardından kahmet getirdi, ikindiyi kıldı. Nafileleri kılmadan, sünnetleri kılmadan. Ardından tekrar kahmet getirdi. İşte akşamı kıldı. Ardından tekrar kahmet getirdi, yaksıyı kıldı. Yani günlük namazını böyle kaza etmiş oldu. Anlaşıldı? Evet, yani normalde ola ki mesela doktor ameliyata girdi acilde. Hemşire ameliyata girdi veyahut da acil hastanın başında durdu. Bunlarla alakalı fetva var. Bakın dikkat edin. Şimdi başınızdaki doktor ezan okurmuştur. O ameliyata devam ediyordur. Veyahut da işte yarım kalan bir operasyon vardır. Ona devam ediyordur.
Cahillik edip sen namaz kılmıyorsun. Sen işte nasıl müslümansın deme. Onlara özel fetva var. Onlar o işlemleri bittikten sonra namazlarına kılacaklar. Ve benim bu az önce tarif ettim. Peygamber sallallahu vesellem adı beni kıldığı gibi kılacaklar. Anlaşıldı. Ve bir de şunu yapabilirsiniz. Hz. Ömer Efendimiz'in bu seyahatle alakalı. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a soruyorlar. Resulullah namazları nasıl cem ederdi diye. Hz. Abdullah da tarif ediyor. Bu Hanefilerce de sakatlığı yok, caiz. Seyahate çıkanlar için, çok sık yolculuk yapanlar için, bilmedikleri belgeye gidenler için geçerli bu. Tekrar söylüyorum. Sık seyahat edip, işte seyahat esnasında kendi iradesi yerinde olmayabilir bir yere yani iradesi derken o dönüşse gidiyorduk.
Veya yanında bir başkası vardır, amiri vardır, memuru vardır, bir şeysi vardır. Veyahut da kendisi bir yere yetişmek zorundadır. Onlar için geçerli. Bir, bineğin üzerinde namazlarını kılabilirler. İki, Hz. Abdullah Efendimiz'in, Radı Allah'ın Hazretleri'nin tarif ettiği gibi namazlarını kılabilirler. Ne almış? Öğleyi keçiktirmiş, keçiktirmiş, keçiktirmiş, tam ikindinin vakti yaklaşırken kervanı durdurmuş. Demiş, durun, durmuşlar. Ezan okuyor, ezan okumuşlar. Öğleyi kılmış. Ardından tekrar ezan okumuş, ikindiyi kılmış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'yle Ben 23 sefer seyahat ettim. O öğle ile ikindiyi böyle cem ederdi diyor. Ve ardından akşamla yatsıyı da aynı şekilde cem ediyor. Akşam namazını vaktini ta yatsıya yakına kadar, yatsının vaktine girilmesini yakına kadar tehir ediyor.
Akşamı normalde farzını kılıyor, ardından da yatsının farzını kılıyor. Seyahattayken yalnız anlaşıldı mı? Bakın seyahattayken bu. Yani hicrette o kimse, özür dilerim, seferi hicrette demişim. Seferi, o kimse seferi haldeyken bunu kendisine uygulayabilir sıkıştığında, daraldığında. Allah bizi affetsin. Burada da insanın niyeti önemli. Yani hatta ben derim ki, yani kılamamaktansa, yani bu şekilde yapsın. Yani bunun bir yüz ekşitmesi olur, ceza kılamazsan tokat olur. Veyahut siz işte bütün toplantılara veya birisi girdi, yapamadı. Hiç olmazsa akşam ona kılsın, ertesi güne borçlu yapmasın. Allah bizi affetsin. Geç yapmam zorunda. Kılamazsın.
Dolayısıyla ikindi namazına yakın ama ikindi okunmadan. Yani vakti geçmiyormuş oraya. Kılabilirsin. Öğlen namazının vakti, ezan okunca girer, ikindi namazın bitinceye kadar, ezan bitinceye kadar vakti vardır. Tamam mı? Evet. Yok. Bu kanı, ince anlayışı, keskin anlayışı kaldırdığı zaman o topluluk zahiri anlamakla beraber gerçek farkına varamaz. Şimdi, günümüzde bu görme taasurun, aşırı tabiyetlerin, bağlılıkların ve biraz önce sizin dediğiniz insanları Allah'la kandırmanın ne baş olduğu bir dönemde, tert olarak bizlerin genel anlamda cemaat ve İslam toplumunun ne gibi öncelikleri olması lazım ki bu keskin iradeye ince anlayışı kaldırabiliriz?
Bir sefer kesinlikle ve kesinlikle ben size on beş yıldan beri bangıl bangıl bağırıyorum, on beş yıl daha geçse gene bangıl bangıl bağıracak. Hakkınızı helal edelim. Ehli tasavvum, biz kendi içimizden helal edelim. Ehli tasavvum, bir kere kesinlikle ve kesinlikle tembelciliğini ve kolaycılığını atacak üzerinden. Yani okucak. Ya da okunan yere sohbete gidecek. Okunan yere. Okunuyor bir yerde oraya gidecek. Şimdi öz eleştiri yapalım burada. Yani konu açıldı. Böyle bir ilmi cevap olmasın. Hem aynı zamanda arkadaşlar da kendilerine bir şey alsınlar. Ben şuna inanıyorum. İnşallah bu inancımı çöpeyim. Bir mahallede, zikrullardan önce kitap okunmuş olsa, fıkıh okunmuş olsa ders kaçta başlıyor?
Okuma on buçukta bitiyor. Herkes on buçukya, beş kara tıp tıp tıp … dökülüyordur. Orada fıkıh okunuyor ya. Veya orada hadis okunuyor ya. Onu dinleme ihtiyacı duymuyor hiç kimse. Onu öğrenme ihtiyacı duymuyor. En acı tarafımız bu. Bakın, Allah bizi affetsin. Yani kendimi meth etmek için söylemiyorum. Başından geçen badirelerin yani onda biri başınızdan geçmemiştir. İnsan fıkıhıyla ayakta durur. Sünnet bilgisiyle ayakta durur. Kur'an bilgisiyle ayakta durur. Ve etrafını bununla tartar, bununla biçer. Bununla hükmeder. Eğer bu yoksa insanda o esen rüzgara doğru gider. Bir rüzgar esen rüzgara kapılır. Ona derler bu böyle değil mi? Öyle demek zorunda o. Neden? Fıkıh bilmiyor ki.
Ona derler bu böyle değil mi? Hadis bilmiyor. Öyle demek zorunda o. Ve ne yazık ki toplumları Allah'la kaldırmak isteyen insanlar karşılarında bilgili bir cemaat, bilgili bir insan istemezler. Çünkü bilgili bir cemaat adamı ırgalar. Bilgili bir cemaat adamı ırgalar. Şimdi demikten beri burada 8-9 tane soru oldu. Şimdi bir adamda bilgi olmamış olsa kemküm edecek burada. Sonuçta kemküm edecek. Alternatifi yok. Ve bazı cemaatlarda soru sormak yasaktır. Neden? Adımın bilgisi yok çünkü. Bilgi olmayınca ne yapacak? Yasaklayacak. Ne olmuş? Şeyhe soru sorulmazmış. Resulullah'a sorulmayan sahabeler neden şeyhe sorulmuyor? Küstahlık olur.
Resulullah'a küstahlık olmadı ya. O şeyhe mi küstahlık olacak? Ha yok. Ha demek ki orası bilgisiz. Bilgisizliğin olduğu yerde şeytan cerit adar. Şeytan cerit adar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çok hızlı bir şekilde, çok hızlı bir şekilde bilgilenmemiz lazım. Çok hızlı bir şekilde öğrenmemiz lazım. Çok hızlı bir şekilde okumamız lazım. Ben bangır bangır bağırıyorum. Evlerinizde en az üç siftlik bir rüya üssalihin hadis kitabı olsun. Evlerinizde bir emanet, ehliyet, fıkıh kitabı olsun. Evlerinizde bir Kur'an meali olsun. Hiç olmasın Kur'an meali olsun. Tefsir olmasa dahi Kur'an meali olsun. Muhakkak olsun. Ve muhakkak okuyun.
Ve muhakkak beraber okuyun arkadaşlarınızla. Ve oradaki okumalara katının. Ve oradaki istişarelere de katının. Okurken de sorun. Soracağınız kimseyi utandırmak için değil. Öğrenmek için sorun. Etrafına da öğrensin diye sorun. Ve aynı zamanda o okuyan kimse de kendini yetiştirsin. Adam kendi kendine düşünsün. Ya on gün sonra bir yerde bana böyle bir soru sorabilir mi? Sorulabilir. Adam otursun emanet ve ehliyeti hız etsin. Adam otursun el hidayeyi her gün okusun. Baş yaptıran arkadaşlar hidayeyi okucaklar. Baş yaptıran arkadaşlar hadisleri okucaklar. Başlar meali okucaklar. Onlar muhakkak okucak. Onlar muhakkak okucak. Allah bizi affetsin.
Ondan sonra geliyor herhangi birisi adamın önüne çıkıyor. Ne Kur'an'dan haberi var. Ne hadisten haberi var. İki tane rüya anlatıyor. Beş tane hal anlatıyor. Vay bu ne iyi derviş. Ne iyi şeyhmiş. Herkes peşine takılıyor. Herkes peşine takılıyor. Ondan sonra o halede gülüyoruz kendi kendimize. Geçen gün Fatih anlatıyor. Dükkan'da abdestin bozulacaktı gülmekten. Bir hal anlattı. Sormuş dervişlere. Demiş ki anlat Allah razı olsun. Anlat anlat. İyi dinleyin bak. İstanbul'un arkadaşlarının katıldığı cemaat var. Orada da şeyhleri çok zengin bir arkadaş. Büyük zat hem de hep yok. Ses gelmiyormuş.
İstanbul'da bir cemaatlikte katılan bir arkadaşımız anlattı bana. Onların cemaatlerinin lideri, şehitleri hem çok zengin bir arkadaş, zengin bir zat. Hem de ona sorunu sormuyorlar. O muhterem çağırıyor ucundan gelin diye. Giden ara oturuyorlar karşısında. Muhtereme bakıyorlar. O muhterem onlara bakıyor. Onlar da ona bakıyor. Ya ne yaptınız siz peki ne sordunuz? Yok biz sormadık. Neyi niye? Yok muhtereme baktık. Muhtereme kadar baktık. Çok hoş olduk. Peki bir daha ki sana ne yaptınız? Yine biz ona gittik mübarek baktık. O da güzel baktı. Ve böyle zamana geçiyor. Paraları bor. Çok zengin adamlar. Yani elli milyar yüz bin lira ayda para harcıyorlar.
Ama neticede birbirine bakıyorlar. Şiiren ne anlatacaktın ya? Öbürkinden ne alıyorlarmış onu da anlat. Duysun bile. Alıyorlarmış ya. Peyiz alıyorlarmış ya. Hem feyiz alıyorlarmış. Oraya atladın doğru. Mübareğe baktık. Mübarekten feyiz aldık. Ne yaptı peki? Baktık yüzüne. Feyiz aldık. Mübarek bile başını yedi. Bize baktık. Biz de ona baktık. Akşama da iki gün kayıyorlarmış. İki gün de bakıyorlarmış. Ve çok da sayılı bir cemaat. Yani öyle hakikaten yani buraya katansana da aklı başında insanlar böyle şey yani okumuş insanlar. Demek ki iş yerine o geliyor. Yani o herhalde şey şey söylemiyor ya hani bakıyorlar.
Bakıyorlar. Bakınca da herhalde ilerisinde daha çok iyi olacaklar diye. İş yerine geliyor o. Ve devam ediyorlar. ve devam ediyorlar. Ve büyük yardımlar yapılıyor topluluğa. Acayip bir şekilde ama. Elli binler yirmi binler adam bağışlıyor. O adamlar da bunu nerede kaçıyor ondan düzenliyoruz. Yani nereye gidiyor para nasıl yapıyorlar. O da meçhul. Allah'ımı böyle yapamıyorlar. Ben de kendimi tutayım. Hakkınızı ver. Bakanlık tren, bakılanlık tren. Ne bakan ne bakılan olduğundan bilmiyorum ki. Bakanlık tren, bakılanlık tren.
Belki bulsak, özikleri zanneder çekecek. Bakın. Allah bize affet etsin. Şimdi az önce bahsettim. İlgisizlikten bahsettiniz. Şimdi bazen biz bu tür varmadan düşüyoruz. Yani şey bu değil. Yetiğimizi zannediyoruz, anlatıyoruz ki. Hep onu geçiyor böyle. Yani bence böyle diyor. Bunu vebali nedir? Bence böyleydi yok işte. Adamın bence böyleydi deme hakkı yok İslam'la. Bizim hakkımız yok daha doğrusu. Onu diyecek olan kimsenin, İmam-ı Yusuf gibi, İmam-ı Muhammed gibi olacak. İmam-ı Kastalane gibi olacak. İmam-ı İsfahane gibi olacak. Onu diyecek olan kimse, bir işte, Hanefi'nin içerisinde olan, işte yine de, yani birisi olacak yani. Biz kalkacağız şimdi diyeceğiz ki, bana göre böyle.
Bana göre öyle yok. Ha, şu olabilir. Yani İmam-ı Muhammed şunu demiş, İmam-ı Yusuf şunu demiş, İmam-ı Azam'ı bunu demiş, İsfahane şunu demiş, Kastalane bunu demiş. Arkadaş ben burada İmam-ı Muhammed'inkine tabip. Anlatabildim mi? Buna hakkımız var bize. Bakın dikkat edin. Mesela örnek vereyim size. İmam-ı Azam hazretleri diş dolgusuna cevaz vermemiş. Öyle değil mi? Vermemiş. İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf vermiş cevaz. Birisinin şunu demeye hakkı var, ben İmam-ı Azam'a tabip alıyorum, dişimi doldurmuyorum kardeşim. Öbürkü de ben İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a yiyorum, ben dişimi dolduruyorum. Yok. Ona söyleyecek bir sözümüz yok. Veya Darül Harp meselesinde, İmam-ı Yusuf'la İmam-ı Azam hazretleri, üç usul istemişler.
İşte emanların kaldırılması, Darül Harbi bitişik olması, İslam hukukunun kaldırılması. Ama İmam-ı Muhammed demiş ki, bir tek madde yeter. Ne? İslam hukuku yok, sonrası Darül Harptır demiş. Ben şimdi ona uyuyom mesela. Ben diyorum ki kendi kendime, bu yeter. Başka bir şeye gerek yok. Ben ona uyuyom. Bu benim hakkım. Bu benim dini hakkım. Sen neden buna uyuyorsun? Bir başkasının bunu eleştirme hakkı yok. Anlatabildim mi? Mesela, İmam-ı Azam hazretleri, Darül Harptır müminle kafirin arasında faiz yoktur demiş. İmam-ı Şafii, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, olmaz böyle şey demişler. Katılmamışlar. İmam-ı Muhammed'de, İmam Yusuf'ta, İmam-ı Azam'da buna katılmış.
Benim bu hakkım. Ben buna tabi olurum. Anlatabildim mi? Ama bana göre diyemem. Evet. Evet. Bununla alakalı bir şey konuşuyorsa o kimse, Hanefi ise Hanefi fükürün içinden konuşacak. Bana göresi yok. Bu adam nikahı üç talakla gitmiş. Üç tane ayrı ayrı talak yapmış adam. Üç tane ayrı ayrı talak yapmış. Ya bana göre Allah'ın değil, bir daha nikahla. Bana göresi yok. Kardeşim, İmam-ı Haklu fetvayı vermiş. Boş alken düşünteydi adam. Bana göre girdi mi iş zaten cıvıklaşıyor. Allah muhafaza eylesin. Din bana göre üzerine oturulmaz. Abi bu noktada bir noktada girdiğimiz zaman. Arkadaş diyor ki mesela.
Ya Mustafa abi burada böyle dedi diyor. Şimdi aslında Mustafa abi burada böyle dedi derken. Mustafa abinin ağzından söylediği hadis. Sanki o hadisi Mustafa Özbağ söylemiş. Ben diyorum ki kardeşim Mustafa Özbağ sizin orada. Peygamber aleyhisselam demiş ne diyor. Ya ben bunu Mustafa abi diyorum. Bu noktada bunu söyleyen arkadaşın bir şeyi var mı abi? Yani o hadisi bilmediğinden dolayı. O söylenen söz doğruysa. Ya bunu acaba adam üç tane olarak gördüğünden sonra söylediğinde. Doğruysa onu. Eyvallah ama onun hadisi olduğunu söylenirse. O elhamdülillah diyecek. Hadis olduğunu kabul edecek. Öyle hadisi. Hadis falan bir şey. Hadis. Bunu Mustafa abi söyledi. Ya hadis yok öyle şey.
Bizde yok. O hadis dendiyse. Mustafa abi oradan silinir. Hadis diye yazılır. Öyle şey yok. Allah bize affetsin. Amin. Ben namaz konusunda bir şey söyleyeceğim. Kardeşlerim bazıları hakkına yarar etsin. Yani ben namazım tam değil. Bazen de geciktiriyorum. Bazen de sabah namazımda da kalkmıyorum. Bazen de yasıyım olmadan da yatıyorum. Yani bizim cemaatte kardeşlerim yani şikayet adımında da söyleniyor bunu. Yani cemaat yapmamaya uğraşıyor. Yani birbirimizi teşvik etmiyoruz. Hadi cemaat, hadi namaz kılalım. Yani mesela insan dalar, eve gider, şeytan yener onu. Namazını kılmadan yatar. Yani bir söylemek istediğim bu. Bunu bir açsanız. Cemaatleşir. Bu noktada sen teşvik edeceksin onu.
Bir eksikliği, bir kusuru, bir hatayı gören bir kimse, eliyle mümkünse, eliyle, eliyle mümkün değilse, diliyle mümkün değilse, kalbim bu yüz ederek önlemeye çalışsın. Hadi şeref. Tamam? Helal olsun. Tabii yok. Öz eleştiri her zaman için kafası açık. Bu noktada biz insanlar tasavvufa kendilerini tamamlamak için, güzel alaka uymak için, Kur'an ve sünnete uymak için gelirler. Başka bir şey değil. Derslerde ders bittikten sonra kısa sure okunması. Şimdi arkadaşlar sanki şöyle bir anlayış varmış gibi bir şeye oturmuşlar. Sadece kısa belli sureler var. Okuyup bitiriyorlar. Öyle bir şey mi var bizim? Öyle bir şartımız mı var? Yok. Sadece belasını okuyup veya kısa sure. Yani zaman kalmıyor, o açıdan olabilir.
Ama böyle zarf eder ki daha fazla okusunlar. Zaman müsait olunca daha fazla dokunabilir. Bunda bir beis yok. Ben size bugün oruçla alakalı birkaç hadis söyleyecektim. Ramazan orucuyla alakalı. Ama soru soru soru devam etti. Bir şey belirteyim. Bu önemli çünkü. Nafile oruç tutanlar var ise Şaban'la alakalı, Şaban'la Ramazan'ı birleştirmesinler. Bir de halk arasında Ramazan'ı karşılama orucu var. Yani işte pazar gün Ramazan, cumartesinden oruç tutuyorlar. Cuma cumartesinden oruç tutuyorlar. Bu yok sünnete Resulullah'ta. Özellikle bunu bari söyleyeyim hiç olmazsa öbür günler okuyamadım. Bunu özellikle beyan edeyim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Şaban'dan Ramazan'a geçerken muhakkak 2-3 gün ara verilmiş oruca.
Sadece sünnete 3 aylar orucu da yok. Kaza tutuyorsa eyvallah. Kefaret tutuyorsa eyvallah onu da 3 aylar başlamazdan önce başlayacak ki Şaban'la Ramazan'ın bütünleştirmesi. Anlaşıldı mı? O yüzden Allah muhafaza eylesin. Cuma cumartesi. Oruç tutanlar Cuma cumartesi oruç tutmasınlar. Ama bu nahire oruç konusunda. Özellikle karşılığında gibi iş yerinde fikneye sebep olacağından veya böyle şey... Sünneti Resulullah'tan fikne çıkmaz. Oruçlu olduğunu söyleme kimseye. Neden oruçlu olduğunu söyleme? Söyleme kardeşim. Yemeğe gitmediğin zaman adam çakıyor da ağrıyor. Mide mi ağrıyor da? Ağrıyor zaten bir de.
Bazı da böyle bir şey var. Efendim? Mide ağrısı olanlar işte kalbi böyle bir hasta babanlar tutamayabilir. Tutamaz. Mide ağrın, mide ağrın varsa tutabilirsin. Mustafa abi şimdi zekat saman yeri gibi geleceğim herhalde. Çünkü yıl içerisinde biliyorsun ama biraz Ramazan daha makbul olduğunu biliyorum. Bu zekat hakkında bir bilgi verirsiniz arkadaşlar bizlere. Evet Ramazan ayı. Kim vereceğiz? Nasıl vereceğiz? Buna bu konuda verelim, vermeyelim. Ama Ramazan ayında bütün ibadetlerin hepsi de katlandığından sevapları Ramazan ayında yapılacak olan ibadetler de katlanıyor. O yüzden İslam dünyası, kongre hep bu tip ibadetlerini Ramazan ayında yapmaya çalışırlar. Ve Ramazan'da yapmışlar.
Yol açın dışarıdan gelenler. O yüzden bu ibadetlerini Ramazan'da yapmaya çalışmışlar ve Ramazan'da yapmışlar genel olarak. O yüzden zekatlarınızı da Ramazan'da verebilirsiniz. Şimdi bugün tabii Fatih kardeşle bir telefon görüşmesi oldu. Birileri bir yere zekat olarak bir şeyler veriyorlarmış. Ben de dedim ki zekat binaya olmaz. Yurtlara olmaz. İşte tarlaya olmaz. Han hanıma olmaz. Arabaya olmaz. Yani diyelim ki bir yere cami yapılıyor. Siz o camiye zekatınızı veremezsiniz. Zekat fakir fukaranın hakkıdır. Zekat ayetle sabittir. Bir ilk önce yoksullara. Sonra miskinlere. Sonra borçlulara. Sonra yolda kalmış olan zengin olsa da parası kalmamış olanlara.
Ondan sonra Allah yolunda cihat edenlere. Zekat bunlara. Zekat memurlarına. Zekat bir tek bunlara verilir. Zekat bunun haricinde cami yapanlara, medrese yapana, okul yapana, ondan sonra yurt yapana zekat verilmez. Siz beton çimont alamazsınız zekat veriyoruz diye. Adam bir yere yurt yapıyor. Kardeşim yurt yapıyorsan yap sen. Yurt zekat parasından olmaz. Okul zekat parasından olmaz. zekat parasından olmaz. Cami zekat parasından olmaz. Zekat fukaranın hakkıdır. Fakir alacağım, vereceğim onun elinden. Zekat borçlu bir adam var. Tüccar adam bakmış, iplaz etmiş. Kenarda duruyor. Git ona bak. Bir yerde zekat işte bir şeyler oluyor. Git oraya bak.
Yani normalde cami yurt. Zekatlarımızı bize toplayalım. Onu toplayanlar da cahit. Ya biliyorlar. Allah'la insanları kandırıyorlar. Ya da cahit bilmiyorlar. Allah bizi affetsin. Yani o yüzden özellikle ve özellikle inşallah bizim böyle arkadaşların hatası olmaz. Bu tip şeylere dikkat edin. Bu tip şeylere dikkat edin. Allah bizi affetsin inşallah. Evet. Tekkedeki sohbetlerin cumartesi günleri ve kandil günleri, arkadaşların gelmeleri, bayan ve erkek hepsi de yasak. Geri kalan günler serbest. Cumartesi günleri gerçekse, kandil günleri demiyorum bakın.
Cumartesi günü gerçeklerse, tek şeyi bilmeyen, tanımayan bir kimseyi, yanına misafir olarak getiriyorsa, mimandarlık olarak gelsin. Öbür türlü arkadaşların gelmeleri yasak. Cumartesi ve kandil günleri. Evet. Geri kalan günler serbest. Bu noktadan hangi bir şey yok? Başka? X cemaat şimdi Ramazan başlığı için zekat topluyor kursa. Bu kurstaki çocuklar yerse olur mu? Yani bina yapılmış. Ben söyleyeceğimi söyledim. Ben söyleyeceğimi söyledim. Bu nasıl? Allah. Cemaatler onlar kim nereye topluyorsa toplasın. Ama bunun İslami hukukudur.
Yurta, camiye, toprağa, binaya, arabaya, kata zekat olmaz. Zekat kimin hakkıymış? Birinci derecede yoksulların hakkı, fakirlerin. Miskin ayrıdır, fakir ayrıdır. Miskin kimdir biliyor musunuz? Evi, barkı, çoluğu, çocuğu yok. Köprü altında yaşayan insana miskin denir. O miskindir. Evi, barkı, çoluğu, çocuğu yok onun. Böylece sorumluluyor. Onun adı miskin. Bak birinci derecede ona değil. Birinci derecede kime? Fukara insan. Çoluğu, çocuğu var. Geçinmeye çalışıyor, çalışıyor. Yetiştiremiyor, yetiştiremiyor. Zekat birinci derecede ona. Ondan sonra miskine.
Ondan sonra borçlulara. Borçlular var ya. Borçlular var. Ona. Ondan sonra Allah yılında cihad eder. Koşturan, mücadele eder. Ama maddi durumun yerinde değil. Alim olur, hoca olur. İşte ne bileyim, imam olur, bir şey olur. Neyse, koşturuyorsa. Allah yılında bu noktada mücadele ediyorsa ona. Yolda kalmışlar. Sonra zekat memurları. Eyvallah. Sıralama mı? Bir de şeyhlerine zekat toplayanları duyuyoruz. Şeyhi fakirmiş, zekat toplayıp ona veriyorlar. Şeyhi fakirsini toplayacaklar. Ne yapsınlar? Fakirse yapacak bir şey yok. Fakirle zekat geçer. Ondan da fakirliği bitmez zaten. Hep fakir ya ondan. İki buçuk. İki buçuk lira mı? İki yani iki bin beş yüz lira.
İki bin beş yüz liraya. Yani iki paket içi beş mi? Efendim? İki paket içi beş. İki paket içtim beş milyon lira. Otuz günde yüz elli milyon liraya. Asgari ücret üç yüz elli milyon lira bunlar mekette. Asgari ücret adam sigaraya para veriyor. Yazık değil mi dedim. Hem sağlığını bozuyor. Hem ahlakını bozuyor. Hem kendini bozuyor. Hem çoluğunu çocuğunu bozuyor. Vermez. Birini öyle dedim. Çok seviyorsun değil mi? Çocuğunu çok seviyorum dedi. Her gün bir sigara parası. Çocuğunu istese vermezsin dedim. Vermez. Bulmuşlar kendilerine doğru uyduruk şeyler. Parası varsa çoluğuna çocuğuna bakarsa ona mekrupmuş da.
Yok ne o? Mendukmuş da. Yok işte. Nereden buluyorlar bunları bilmiyorum ki. Nereden buluyorlar bilmiyorum. Bir de haram denilince tamam. Hakkında hadis mi var? Vay dedim ya birisine sen ne kadar böyle ayet hadise bağlısın. Çok mu bağlısın dedim ben. Evet dedim. İçinde var mı dedim. Var mı hakkında için yapın diye? Ayet hadis. Yok. Var mı imanların fetvası? Yok. Hayırlı bir şey olsaydı herhalde birbiri derdi. Yapın diye. Hani çok pahalıydın ya dedim ayet hadise. Resulullah'a çok pahalıysan sallallahu aleyhi ve selam hazretlerine emret dediğim şey yapma o zaman. Çok pahalı insanın yapacağı şey o.
Onun hakkında bir emir var mı? Yok. Yapma o zaman. Sigara içmeyin. Daha bugün haberlerden dinledim. Haberlerden dinledim. Bir bakanlık o aile bakanlığı mı çocuk bakanlığı mı ne o açıklıyor. Türkiye'de iki yüz bin uyuşturucu müptelası var. İki yüz bin uyuşturucu yaşı Avrupa ile yarışıyormuşuz. On iki yaşaymış. On iki yaşaymış uyuşturucu yaşı. Şu memlekete var. On iki yaşındaki çocuğun Kur'an-ı Kerim öğrenmesi yasak, uyuşturucu kullanması serbest. Fuhuş yaşı yan indi on üç yaşına, uyuşturucu yaşı indi on iki yaşına. Fuhuş yaşı da on üç. Kapanın çağdaş medeniyetler seviyesine geldik biz.
Fuhuşla, uyuşturucuyla, içkiyle, kumarla geldik. Geldik. Bununla geldik. Hala da Kur'an Kur'an kapansın, imam hatipler kapansın, hala da işte İslami eğitim yuvaları kapansın. Kapansın diyorlar. Ne der? Demek ki bizi de uyuşturucu yapacaklar. Sigarayı bırakın. Etrafınızdakileri de bıraktırdın. Adamın cebinde Malbora sigarası, kahrolsun İsrail. Hızlısı. Edepsiz. Cebindeki Malbora kimin? İsrail'dir. Cebindeki Malbora İsrail'dir. Kahrolsun Amerika, cebinde Malbora. Bir tane de şey, başında ne o? Kovboy. Ne anladın ki?
Bir de mücahit. Bir de sakallı. Dedim ya. Muhammed-i Mustafa dedim, elinde bu sigarayla ne övünür senin de. Değil mi dedim. Haşa ya dedi. Madem haşa diyor. Ne tutturuyorum ki dedim. Bir de dışarıda içme dedim. Sokakta içiyorum bu sakalınla dedim ya. Ya nasıl acaba dedi ya. Dedim bu sakalınla ben dışarıda daha elimde bir şey yiyemiyorum dedim. Sen nasıl sigara içiyorsun dedim. Ben yolda yürürken sakalımla bir elma dişli yiyemiyorum dedim. Bir sandviç yiyemiyorum, bir dondurma yiyemiyorum dedim. Sen dedim yıllardan beri sakalı bıraktığından beri yiyemiyorum dedim. Sen nasıl sigara içebiliyorsun dedim. Görüyorum ben adamda sakal, ağzını elinde dondurma, yalaya yalaya gidiyor.
Yalaya yalaya gidiyor, ağrı ağrı ağrı. Mümin öl olmaz. Bakar mı? Git nerede sıkkınlanıp gideceksen giy dondurmanı. Öldüm kapalı kadınlar da ona kadar. Ağzını elinde dondurma, yalaya yalaya gidiyorlar yolda. Sandviç alıyorlar, yiye yiye gidiyorlar. Posta, poğaça, börek alıyorlar. Yolda yiye yiye yiye yiye diyorlar hem yürüyorlar. Yok İslam edebinde adabında böyle bir şey. Yemek yiyeceksen otur bir kenarda yiye. Simit yiyeceksen otur bir kenarda yiye. Poğaça yiyeceksen otur bir kenarda yiye. Dondurma yalayacaksan git pastalede otur dondurmanı ye. Al evinde evinde yiye. Biz yemeğe dair, İslam yemeğe yemeğe dair böyle edeb adam koyarken minnet yolda cigar ediyor.
Camiye gelinceye kadar cigar alan gelir caminin önünde atıyor. Madem caminin önünde ne atıyorsun? Gir cami et onunla. Madem cigar haram değil, git camide de iç hadi. Madem güzel bir şey iç camide kardeşim. Git Beytullah'ta da iç. Git meden evine vere de peygamberin huzurunda da iç. Madem gayet rahatsın. Git iç. Sigara içsek olan babayı da öyle haram değil deyip de gidip de peygamberin huzurunda keyf etsin.
Bir cigar yaksın orada değil. Gitsin yaksın. Gitsin yaksın. Beytullah'ın cigar alan merhaba tavaf etsin. Siz deyiniz ki aa olur mu? E içindeki cigar alan gidiyon ya. İçindeki tütün kokusundan gidiyon ya. O pis ağız kokunanına Esselamu Aleyke ya Resulullah diyon ya.
Burada da aynı. Sigarayı bırakın. Sigarayı bırakın. Sigarayı içmeyin. İster fakir ister zengin ister paran olsun ister olmasın. Benim için esrarla arasında fark yok. Benim kendi gözümde ha esrar içmiş ha sigara içmiş adam. Esrarın günde bir sefer içer. Sigarayı günde elli sefer içiyor. Hatta diyor ki esrar issen bundan neyi seyredin diyorum ben. Sigara içsana esrar iç diyorum. Ya o yerinçiler mi esrar? Bu esrardan daha kötü. Sigarayı bırakın. Bir insanım. Ben medresede yetişmedim.
Medresede büyümedim ben. Sonunda da büyümedim. Ben sokakta büyüdüm. Sokakta yetiştim ben. Sigarayı bırakın. Sigara her melanetin başıdır. Sonuçta mümin hüzünlü insandır. Sigara keyif işidir. Keyif. Sigara içi insanımın keyifli yerindedir. Nerede mümin hüzünlü otak ki? Allah bizi affetsin. Ramazan'ın fırsat bile şimdi. İçenleriniz varsa bu Ramazan halinde sigarayı bıraksın. İçenleriniz varsa Allah bizi affetsin. Görsün görmesin beni bağlamıyor. Görsün görüyordur. Yani herkes görür rüyasından. Görenin işi daha zor. Cenab-ı Hak demeyecek mi ona?
Ben sana Resulullah'ı rüyanda gösterdim. O içmiyordu sen nasıl içersin diye. Cenab-ı Hak demeyecek mi ona? Ben sana gösterdim öbürkinlere göstermedim. Sen neden sünneti Resulullah'a tam uymadın diye. Allah bizi affetsin. Önce onları gözeteceğiz. Önce etrafımızdaki ehli namaz olanların işini bitireceğiz ondan sonra onlara.
İşlerimizde iyi davranmak olsun. Şimdi geliyoruz. Ufak vermez. Böyle olunca ister istemez kırıyoruz. Kadınlarınızla dövüşmeyin. Etrafınızda dövüşüp didişmeyin. Hanımlarınıza iyi davranın. Etrafınıza iyi davranın. Anne babalarınıza iyi davranın. Kaynana kayınpederlerinize iyi davranın. Komşularınıza, arkadaşlarınıza iyi davranın. Herkeste iyi geçinin. Herkeste hoş geçinin. Allah'ı sevin. Resul'unu sevin. Allah yolunda gidenleri sevin. Herkese muhabbet besleyin. Sevin insanları. Hanımını dövüp de buraya gelmesin kimse. Gidecek evde kahatına zulm edecek, gelecek burada benim elinden boynunu bükecek. İstemiyorlar öyle insan. Açık konuşuyorum, istemiyorum öyle insan.
Hanımlara zulmetmek yok. Çocuklara zulmetmek yok. Bak bir haber dinledim. On dört yaşındaki kızcağız. Birisi ona tecavüz etmiş. Götürmüşler. Onun tecavüz üstünden evlendirmişler. Kızcağız. Ondan sonra o adamı döve döve onu. Anasının evine gelmiş. Anasının evinde de o zulürler bulamayınca asmış kendini. Çocuklarınız hata yapabilir. Eksik davranabilir. Kusurlu olabilirler. Bağrınıza basın. Hanımlarınızı sevin. Hanımlarınızı sevin. Baksız bir tokat vurursun. Bana neden vurdu? Adam bu tokata layık mıydı? Hiçbir şey yapmadan vurdu. Gitti astı kendini. Ne yapacaksınız? Sık yapmayın kimseye.
Hanımınız dahi olsa. Yemek hazır değilmiş. Geç yap. Derviş adam iyi kılıbı kadındır. Geç yap. Çıkarımdan dolaptan seyden bir değildir. Allah bizi affetsin.
Öyle olmayın. Öyle olmayın. Derviş olun. Güzel derviş olun. Etrafınızdaki düşmanlarınız dahi takdir etsin sizi. İyi derviş olun. İyi derviş olmuş olsa bir kimse kaynanası, kayınpedere, akrabaları ondan rahatsız olur mu? Olmaz. Adam hem iyi derviş değil, evde bir de onlara sürme diyor. Ondan sonra kaynanası, kayınpedere bakıyor şimdi. Bunun gittiği yolunu alacak ki diyor. Onun yaptığı bu. Sen öyle davran ki, sen öyle iyi davran ki evde herkes ağzını yummak zorunda kalsın. Neden? Ya damada ne söyleyelim şimdi? Bizim kızı dövmüyor, sövmüyor, hakaret etmiyor. İyi geçiniyorlar. Söyleyecek bir lafımız yok desin.
Hatta desin ki ya, ya damat önceden böyle değildi. Bak iyileşti. Ya şunların gittiği yerde ne var ya, bir de ben gideyim oraya desin. Hiçbiriniz kayınpederinizi buraya davet edemiyorsunuz. Doğru mu? Neden? Başımıza tac edelim be. Ne güzel müzikmiş. Biz şeyhimizin yanına giderken telefonu komple kapatırdık. Acil arayan soran birisi olacak olursa sessize alalım böyle. Yanında pıs pıs pıs … konuşurduk. Çıkardık dışarıda konuşurduk. Hele sohbette mümkün değil ya telefonumuzun çalması bizim. Herkes için geçerli.
Burada şimdi telefonu çalan arkadaş için geçerli değil sadece. Kimin çaldıysa abi. O yüzden hanımlarınızla iyi geçin. Kayıp ederlerinizle, kayıp madenelerinizle iyi geçin. Ahkam kesmeyin insanlarla. Desturullah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.