Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Şubat 2012 · 49:15
Salamun aleyküm, soru soramazsa sorsana, bismillah. Yoksa ben sorayım. Sertler, soğukatimizden pekâr adam, akılsız adamlar için biz. Biz soğukatimizden evlilik kaderden mi? Kaderden mi? Biz ne işleriz?
Ya. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ancak evliliğiniz, dininizi tamamlayın. Bir kimse o zaman evlindeyse dinin tam değiniyor. Dinin tam olmayanın aklı tam olur mu? Olmaz. O yüzden normalde bir kimse evlenecek, dinini tamam edecek. Dini, dini tamam olunca da aklı tamam olur mu kimse? Dini tamam olmayanın asla aklı tamam olmaz. Dini tamam olmayanın aklı asla tamam olmaz.
Evet, evlilik kaderdir sonuçta. Mutlak kaderlerden birisidir. Biz anne babamızı seçemeyiz. Var mı annesinin babasını seçen? Yok. Ha demek ki çocuğa göre anne ve babası mutlak kaderler. O zaman bir kimse kendi cüz'i iradesiyle mutlak kaderle doğru gider. Ama kendi cüz'i iradesinin hayatlarıyla gider. Kendi cüz'i iradesinin eğilimle gider. Ama kendisi gider. Mutlak kaderdir o. Ha bu mutlak kadere gidişte teşrik olacak o kimse. Bizde kaderliiyetçilik yok. Evlilik kaderdir. Eyvallah. Namaz da kadardır. Oruç da kadardır. Sizin buraya gelmeniz de kadardır. Oğlum buraya gelmek için gayret sahip ediyoruz mu? Ne diyorsunuz? Evlilik içinde gayret sahip ediyoruz. O yüzden evlilik içinde gayret sahip etmek ibadet hükümetler.
Neden? Dini tamamlamak için gayret sahip ediyoruz. Yani işte erkekler kız aramaktan veyahut da işte kız anneler babaları damat aramaktan utanırlar, çekinirler. İbadettir aslında. İbadet, ibadet. Hele bu zamanda çok önemli bir ibadet. O yüzden Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evlediniz, dininizi tamamlayın demiş. Evlediniz ve çoğalma demiş. Fiyafete, mahşerde ben sizin çoğunluğunuzla övüneceğim demiş. O yüzden kardeşlerimiz evlenmeye gayret göstersekler. Kim evlenmez? Eğer ki bir kimsenin bir evi geçindirebilecek mali imkanı yok ise bir kadını idame ettirebilecek fiziki ve ruhi yapısı yoksa onun evlenmesi caiz değil. Ama öbür türlü. Ben taşı sıkarım, topraktan hanımı bakarım, pazarda limon satarım, maydanoz satarım, bir hatunu geçindirdim ondan sonra.
Yok işte fiziki olarak da benim bir problemim yok, ruhi olarak da bir problemim yok, ben bir kadını idare ederim, bir evi idare ederim diye hükmündeyse bir kimse onun evlenmesi caiz. O yüzden vermiş kardeşler bu noktada evlilik noktasında şey olacaklar, gayretli olacaklar, gayretli olacaklar. Evlenmek için uğraşacaklar. Anlaşıldı mı? O mutlak kaderine doğru mücadele edecek, gülecek. Başka bir mezheple uyuyorsa, bir babada ona diyorsa, bir babada ona diyorsa, bir babada başlayan mezhepte namaz kıyorsa falan oluyorlar. O zaman babaları caizinden yapıyorlar. Yani bakın, mezhep taasukluğu yanlış. Yani işte baba Hanefi olur da oğlu Şabi olur, baba Şabi olur da oğlu Hanefi olur.
Veya maalik olur. Burası dini hür bırakmış. Bir velinin, bir babanın, çocuklarına veya bir erkeğin, hanımının üzerine böyle bir baskı kuruttu, mezhep değiştirme hakkı yok. Değil mi? Cahit değil. Anlaşıldı mı? Evet. Mezhep taasukluğu yok. Allah bize affetsin. Açıklar, soru soru soru. Cemaat taasukluğu hakkı ne biliyor edilmişsiniz? Ümmet-i Muhammed'in içine sokulmuş bir hançer. Doğru noktada kullanılmazsa, nur hala nur. Doğru noktada kullanılmazsa, ümmet bu noktaları çok zarar görecek, önümüzdeki mümkün. Cemaat taasukluğuna takılanlar çok zarar görecekler. Hatta, daha ileri bir şey söyleyeyim. Meht-i Aleyhissel suhur ettiğinde bizim cemaattan deyip deyip onu inkar edemeler.
Böyle bir cemaat taasukluğu var insanlarla. Böyle bir şeyh taasukluğu var. Kendi şeyhinden başka hiçbir şeyhi kabul etmiyor. Şeyhler de aynı. Kendilerinden başka şeyh de kabul etmiyorlar. Şeyhler de. Yani böyle bir taasuba doğru gidiyor. Ümmet-i Muhammed gidiyor. Yani taasubun geldiği sınıra bakın. Lübnan'da katledilen, şehit edilen, öldürülen şia diye Mısır'da fetva veriyorlar. Şia'ya dua edilmez. Onlar için de mücadele edilmez diye. Suud'da fetva veriyor bunun hakkında. Taasubun geldiği noktaya bakın. Allah bizi affetsin inşallah. Yani şu anda Müslümanların bütün işleri bitti. Bir de mezhep çatışması başladı. Başlayacak yara. Bu yetmeyecek bir de cemaat çatışmaları olacak. Olmuyor mu şimdi? Oluyor. Benim şeyhim senin şeyhinin döver.
Bizim cemaat sizin cemaattan fazla büyük. Bizim cemaat sizin cemaattan daha iyi hizmet ediyor filan. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de taasub. Allah la ilahe illallah muhammedun resulullah diyen herkesi manevi bir din bağıyla kardeşlik ilan etmiş kardeşliğinin. Din bağıyla. Bu fiziki bağ değil. Ya anne baba bağ değil. Ya din bağıyla ne almış? Manevi olarak kardeş ilan etmiş. Kim la ilahe illallah muhammedun resulullah diyorsun bizim kardeşimiz. Hangi cemaattan, hangi şeyhten, hangi mezhepten, hangi mezhepten olursa olsun. Bu noktada bizim cemaatimiz, bizim kardeşler topluluğu böyle bir taasubla düşünecek. Bunu istemiyorum. O yüzden kimsenin şeyhine laf söylemeyin.
Kimsenin cemaatine de laf söylemeyin. Kimsenin mezhebine de laf söylemeyin. Herkesin şeyhi kendine göre güzel ve hak. Herkesin yolu kendine göre güzel ve hak. Ölçüyü konuşur. Haramı, helalı, Kur'an'ı, sünneti konuşur. Ama cemaatleri eleştirmeyin. Şeyhleri eleştirmeyin. Bu oyuna düşmeyin. Bu hataya düşmeyin. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden bu önümüzdeki günlerde daha delilere gidecek. Bakın daha delilere gidecek. Kaşıyacaklar, tırmanlayacaklar burayı. Kaşıyıp tırmanladıkça Müslümanların cahillere, aptallere, salakları hoşuna gidecek. Hoşuna gidecek. Hoşuna gidecek bu. Ve bunun hakkında konuşmaya devam edecekler daha. Bu ümmetin içine sokulmuş bir fitne.
Bir hançer. Bunlar bizim bir zenginliğimiz. Zenginliğimiz bunlar bizim. Bakın zenginliğimiz. Bunlar ayrılık sebebi değil. Bunlar birbirlerini öldürme sebebi, birbirlerini eleştirme sebebi. Birbirlerinin ardından gülbet etme sebebi değil. Zenginlik, zenginlik. Birisi cömerttir. Öbürki çok namaz kılıyordur. Birisi çok boruş tutuyordur. Birisi çok zikrullah yapıyordur. Birisi çok iyi ahlaklıdır. Çok böyle ehren yaşıyordur. Birisi çok mülayimdir. Bunların hepsi de güzel ahlak. Ama birisi bunlardan bir adım öndeydir. Bir adım öndedir bu iyi ahlaklardan birisi. Bu da onun gibi cemaatlere de bu gözle bakın. Şeyhlere de bu gözle bakın. Ama ölçüyü konuşurum.
Bunu ben ölçüyü yasaklamıyorum. Arkadaş tasavvukta sigara olmaz. Ölçü. Tasavvukta melayeni bir şey olmaz. Kıybet olmaz. Delikati olmaz. Olmaz. Bunlar ölçü. Ölçü her yerde konuşulur. Öbür türlü cemaat tahsibü olmasın, Şeyh tahsibü olmasın. Bizim elikati orada. Ya bu durumda o zaman neden cemaatler birleşeniyor? Neden durumda bir birlik olmalar? Sizin bir birlik olmalar? Ya normalde bu noktada bizim cemaatler tek çatı altında toplanması bir beklememiz hayal edilir. Böyle bir tek çatı altında toplanması mümkün değil ki şu anda. Onun o kadar çok nedeni var ki. Ya bunların toparlanabilmesi için bir kuruma ihtiyaç var. Bir kurumun çatısının altında toplanması mümkün değil.
Böyle bir kurum yok. Bugün gayet sistemde böyle bir kurumun oluşması mümkün değil. Ama herkese o kurum olduğunu itiraf ediyor kendisinin. Herkes kendisinin o kurum olduğunu itiraf ediyor. Bu yanlış. Her cemaat evi itiraf ediyor. Bu yanlış. Herkes kendini öyle derin berde toplanması demesi enaniyettir, nefsaniyettir. Böyle bir şey yanlış. Bence yanlış yani. O yüzden hiç kimse kalkıp da bir başkasından kendini üstün görmesi kibirliliktir. O da Allah muhafaza eylesin. Rahmet. Bence ayrılık buna kalacak. Rahmetten uzaklaşmaktır. Yani şöyle denilebilir mesela. Bir kimse kendi ailesini öbür ailelerden fazla sever. Fıtriydir bu. Kendi annesinin babasını başka anne babalardan fazla sever.
Fıtriydir bu çünkü. Veya kendi çocuğunu başkalarınınkinin çocuğundan fazla sever. Fıtriydir. Kendi eşini başka kardeşlerden fazla sever. Kendi kardeşini böyle bir kardeşlerden de fazla sever. Bunlar fıtriydir. O yüzden bir kimsenin bir cemaatın içerisinde kendi cemaatını sevmesi de fıtriydir. Ama cemaatin başındaki kimsenin kendi arkasından gelen kimselere başka cemaatlara düşman yetiştirmemesi gerekir. Bu oluşursa zaten yeterli. Biz dilimizi başka cemaatlere, başka şehirlere kapatırsak mesele ayrılır. O zaman kardeşliğin tesisi olacağına inanıyorum. Bir, ikincisi bir de mahallelerinizde, beldelerinizde muhakkak başka cemaatler veya başka topluluklar vardır. Dağla yetettiklerinde sizin dersiniz yoksa gitmeye gayret edin.
Bunda bir beis yok. İnşallah o soruyu soran kardeş kadar en azından inşallah öyleyindir. Ciğerim yanıyor bu noktadan. Ama Mevlana Celal Atatürmer Hazretleri'nin güzel bir sözü var. Siz testinizi doldurmaya bakın. Birisi gelir o testileri kırar. İçindeki sular güldeşip nasıl diyor yol olup, nehir olup, ummana diyor ustata, ummana doğru gider. İnşallah o testileri kıracak krizi çıkar. Testiyi dolduralım. Hem şahıs manasında hem de cemaat manasında. Evet. İnsanın evlendiği zaman yaş olan bir edeb şeyi var mı? Yani karşılıklı tanıyacağı yaşı var mı? Yok.
Akıl bali oldu mu bitmiştir. Hanefiler demişler ki akıl bali oldu mu mesele bitmiştir. Denkli karanlar. Onlar zaten farziyetinden değil. Evet. Çocuğu daha doğmadan yetiştirir. Diyeceksiniz ki çocuk doğmadan yetiştirir mi? Evet doğmadan yetiştirir çocuğu. Daha çocuk doğmadan çocuğun tebelini atın. Yani doğmadan daha daha hanımla eşler birbirleriyle ilişkiye girmezden önce çocuğun ahlaklı olması için temeli atsınlar. Yani eşler abdesti ilişkiye girmeye gayret etsinler. Bu belki de ağır gelebilir size takva noktasında ama buna eğer ki bu noktada çocuğa temel atılıyorsa daha doğmadan itibaren başlasın.
Ve abdesti ilişkiye girilsin. Sünnet bir ilişki olsun. Sünnet'e dayalı, sünnet'e rağm bir ilişki olsun. Ve ondan sonra anne karnındayken eşler harama helala dikkat etsinler. Sadece yemek için değil konuşmak için de. Kavgaya, yürültüye, ortama dikkat etsinler. Yani çocuk kavgacı bir ortamda anne karnında büyümesin. Anne sinirli, stresli, böyle işte her şeye kızan, baba ona keza, evde her gün gürültü, patırdı, çatırdı, bağırdı, çağırdı.
Bunlarla çocuk anne karnında büyümesin. Kur'an'la, zıbrullah'la, ilahi'yle, salatu selam'la, onunla büyütün çocuğumuzu daha anne karnındayken. Anne karnındayken. Çocuğu ezanla büyüdün, çocuğu namazla büyüdün. Eğer anne her beş vakit namazı kılarsa, o çocuk her beş vakitte içeride terkiye edilir. O çocuk bilir ki her beş vakitte bazı olaylar oluyor. Şimdi eğer anne karnındayken o çocuk sabah namazında annesi kalkıyorsa, o çocuk her doğduğunda, her sabah namazı ağlar. Feryat higan eder. Neden? Anne karnında her sabah namazın vaktinde uyanıyordu çünkü. Yine uyanır o sabah namazı vaktinde. Ama anne paso yatarsa onda kalkarsa çocuk da onda uyur. Sabah ile paso uyanır çocuk.
Ha demek ki anne baba daha çocuk anne karnına düşmezler önce edebe adama riayet edecek. Ve anne karnında çocuk varken onlar namazlarına, niyazlarına, helallarına, haramlarına dikkat edecek. Haram kursağından girmeyeceği gibi haram konuşmayacaklar. Haramla iştikal etmeyecekler. Haramla irtibatlarını kesecekler ki çocuk anne karnındayken daha haramla irtibatı kesecek. Ve çocuk doğduktan sonra çocuk ilk önce çocuğun kulağına Allah kerabı yüklenecek. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anzerleri hemen sağ kulağına ezan okur, sol kulağına kamet getirirdi. Ve ondan sonra hemen ağzına küçük bir hurma parçası alır, hurmayı ağzında çiğner, Çocuğa ilk lokmaları kurma verildi, anne sütünü vermezdi.
Ve Allah Resul diyor ki, çocuğun ebeveynler hakkı üçtür. Hayırlı isim, ona dinini öğretmek, erkek çocuğ ise ticaretten, sanattan, ziraatten, hiyatçısını sağlayabilmesi için ama bir meslek, ama bir memurluk, ama bir ticaret bir şey öğretmek, eğer kız çocuğ ise ev işinden evde yapabilecekleri kadınlara, şeyleri öğrenmesi. Bunlar çocuğun anne bokasından hakkı. O zaman biz çocuğumuzu daha küçükken Kur'an ve sünneti uygun yapıştıracağız. Çocuk daha beş yaşındayken yüzmeyi öğrendirip de uğraşmasın. Yüzmeye uğraşırken Kur'an'a da uğraşsın. Çocuk daha dört yaşındayken zikrullahı bilsin, üç yaşındayken zikrullahı bilsin. Zikrullah alakalarını bilsin. Erkek çocuğ ise cemaatı, camiyi, zikrullahı, dergahı, tekkeyi bilsin.
Onun içinde yetişsin. Onun içinde yetişsin. Ama çocuğu da sıkmayın. Çocuğu da sıkmayın. Ha kız çocuğ ise kız çocuğu da annesinin yanında dergahı, tekkeyi, zikrullahı, Allah kelamını bilsin ve böyle yetiştirsin. Ama biz şimdi çocuklar küçükken Allah demesi, Kur'an-ı Kerim okuması veyahut zikrullah yapması anne babunun çok hoşuna gidiyor. Dört yaşında, beş yaşında, altı yaşında, ay ne kadar güzel. Sekiz yaşında, dokuz yaşına gelince yok canım biraz daha afirli giyinsin. Saçlarını attırsın, biraz daha dekolte giysin. On yaşına gelince erkek çocuğu da kız çocuğu da ailenin bakış açısı değişmeye başlıyor. Kız çocuğu yaşıtlarından daha dekolte giyinecek, erkek çocuğu yaşıtlarından daha hovarda yetişecek.
Açıkça konuşacağız. Ve on dört, on beş böyle... Döner canım babası da döndü. Döner canım annesi de döndü. Ha onlar geri döner. Ama çocuk geldi on sekiz, on dokuz yaşına ipi koptu. Kızın da ipi koptu, oğlanın da ipi koptu. Neden? Aile onu normalde o Kur'an sünnet bilincine göre yetiştirmedi. İpi kopunca var, ver yansın, çek uzansın, ne oldu? Bir de televizyon dönüyorlar. Biz haram yemedik, bu çocuk neden böyle yapıyor? Sen haram yemedik derken dahi tibre düştü. Allah bizi affetsin. Sen diyeceksin ki ya bir haram mı girdi bu hesabımıza? Tövbe yarabbi. Yanlış mı yaptık ki? Tövbe yarabbi. Bir kusur mu işledik ki? Tövbe yarabbi. Yok böyle durmuyor. Ya biz bir şey yapmadık ki, bu çocuk neden böyle oldu?
Kendisi de suç yok yani. Asıl suç sende. Sen o çocuğunu Kur'an ve sünnete göre yetiştirmedin. Ve çocuğun etrafında Kur'an'ın sünnete onu meyil etmeyecek kimse de olmayınca çocuk gitti, barak pavyona saza caza gidecek. Nereye gidecek başka? Başka gidecek bir yer yok. Allah bizi affetsin. O yüzden çocuklarınızı daha anne tarımına düşmezden önce terbiye edin. Bu ne demek? Kendinizi terbiye edin önce. Sen küfredersen, döversen, söversen, hakaret edersen hanımına çocuk da aynı şekilde devam eder. Çocuk bakar ki evde babası annesini dövüyor. O çocuk büyüdüğünde o da karısını döver. Eğer terbiye olmazsa. Eğer o çocuk belli bir ahlaka sahip olmazsa. Aslında çocuklar bizim aynamız.
Biz neyse çocuklarımız olur. Eğer çocuklar ailenin dışında eğitim almıyorsa. Allah bizi affetsin inşallah. Evet. O yüzden cemaatim kendine güzel. Koca'ya sormuşlar nerelesin diye evlenmedim daha da hiç. Oradaki fikirler farklı, oradaki fikirler farklı. Yani ayrılık oluşma. Ayrılık başka bir şey yapacağım. Yani cemaatlerin arasında bir şey ayrılmaz. Ancak strateji ayrılmaz. Oluyor. O zaman bir yere bir şey haram diyebiliyor, helal diyor. Bak bu ağır bir söz ya. Kitabı bıraktım.
Bir de helal diyor, bir de haram diyor mesela. Kitabı bıraktım bak şimdi ya. Bu ağır bir şey. Cemaatler arasında böyle bir şey var. Allah muhamaz eylesin. Sigara hiç kim delal diyemez ya. Diyor. Çok cemaat nerede? Bir çok da haramdır. Ben helal diyelim duymadım yalnız. Var mı helal diyelim? Ben kapalı bir tabukunda yaşayayım demek diyeyim. Helal diyen var mı sigara? Var. Ooo. Bu ağır bir şey. Allah muhafaza eylesin. Bu ağır bir şey var. Vücuda komple zarar verdiği tıp ben tespit edilmiş bir şey, vücuda tıp ben zarar verdiği tespit edilmiş. Delilini ispatladı. Ve kullanılan şeyin üzerinde, kullanılan, içilen şeyin üzerinde de zararlı olduğu yazmasına rağmen bir kimse ona helal derse, o çok acı bir şey olur ya.
Uyurduğum bir şey değil, Hanefiler de. Allah abletsin cümleyin. Abi biz bir gece merak ettik. Bize arkadaşlar çarptılar. Yani buradan ufak bir yerde girdik. Arkadaş sigara içmek için mutfağa girdik. Bakın orada güllükleri de attılar. inmiş oraya girmiyorlar. Beş dakika sonra zaten duman altı oldu. Orası biz kaçmak zorunda kalır. Yani çok çok cemaat, sigara, sevap gibi bir şey yani. Takır takır içiyorlar. Yani aşırı bir yerde, herkede bir paket olsa almayın da ikişer paket. Ya bir paket de yok derim. Herkede elinde ikişer paket. Yani bu hocam orta yolunda yani. Gitti konur.
Açıkça söyleyeyim mi? Hocam bize sigara, herhangi bir ağrı işlemlerine bak, günahkar anlayışı var. Cemaatlerde. Günahlar oluyor. Günah gibi bir şey oluyor. Günahlar ondan sonra bir kezanı çekip tekrar eğer çekebilirsiniz. Günahları küçük görmek kadar büyük günahı şemaat yok. Bak genelde bu kulaşlar böyle genelde. Herkes onlara dolayı serbest. Eşke. Laik İslam dedikleri o oluyor demek ki. Kimse çiftliğinden alıyor mevzuları. Allah müzafelesin. Yok. Böyle olmaması lazım. Bunda eksiklik var. Laiklik, kime göre? Bana göre mi? Bana göre laiklik, iyisizlik demektir. Emlilik var. Hazreti Türkiye geldiği için Cemaat'in bizi çağırdılar.
Sigara yerine göre farz, yerine göre sünnet, yerine göre mektup, yerine göre haram diyor. Fes. Başlarındaki hoca. Hanımı evlendiği zaman ağzında sigara içiyorsa ona sigara atmak farz diyor. Fes. Fes. Biz hadislere devam edelim. Bunlar bundan bir şey. Hadis-i Şerif'te Kibirlenenlere kibirleniniz diye hadis-i Şerif var.
Aynı bir yardım. Evet. Başka bir yardım. Kibirlenenlere kibirleniniz var. Şeriatın bir kibirli bir kibirli. Bu kim olursa olsun. Orada kibirlenenlere kibirleniniz hadis-i Şerif'ini ayırt etmemiş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Neden? Çünkü gönlünde zerrince kibir olan asla cennetime gelemez. Hadis-i Kudsi. Eğer ki bir kimse kibirleniyorsa ona şeriatın kibirlenmek onu cennet kokusuna yaklaştırmak demektir. O kibirlendiğini anlar. Karşısındaki da kibirli. O zaman ya kibirin kötülüğü anlar geri dönerse o zaman inşallah cennet kokusunu alma ihtimali var. O yüzden bu noktada kibirlenene kibirlenemiz demiş hadis-i şerifte. Ama bir kimse kibirlenmeyen kimseyi kibirlenemez.
Eğer kibirlenirse Resulullah hadis-i şerifte sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o işte cennetin kokusunu dahi alamaz diyor hadis-i şerifte. Cennetin kokusunu dahi. Allah bizi affetsin. O yüzden müminin mümine karşı kibirliliği olmaz. Ona ki bir mümin kötü ahlak sahibi olur. Kibirlenirse birisine karşı o kibirleneme karşı, kibirlenmek o kimsenin hakkı olur. Bu kim olursa olsun. Gerisi birine kibirlilik yapıyor. Kibirlilik yapılanın hakkı doğmuş olur. Ona kibirlenmek. Kibirlenmez, kendi kendine takva yaparsan, işte kendi kendine dersek ya ben kibirlilik yapmayın buna. O hakkıdır. Bu imamlar demişler ki bunu yapmak zorunda değildir. Ama kibirlenirse ne yapar? Bir sünneti işlemiş olur.
Allah muhafaza etmesin. Kibirlenmekten. Başka bir hadis-i şerifte de buyuruyor ki Allah iki yerde kibir sever. Bir düşman karşısında, bir yerde fakire sadaka verildiği anda. Yani sadakayı küçük görmüyor. Düşmana karşı sayıları küçük görmüyor. O zaman bu hadis-i şerifte söylediğimiz hadis-i şerifte... Yok, işte eğer mümin bir kimseye kibirlenirse o kimse kibirliden geri döndürmek için kibirlenir.
Anlatabildim mi? Onda bir tebliğ vardır. Onda bir ikaz vardır, onda bir irşak vardır. Biz, Laelah Eliella Muhammeden Resulullah diye mi kimsenin kibirlenmesine gönlümüz razı olmaz. Ve o kibirlendiği zaman ona kibirlik yaparak da onun kibirliğinin ne kadar kötü bir ahlak olduğunu gösteririz. O kibirliğinden vazgeçer. Umulur ki vazgeçer. Ama düşmana karşı kibirlenmek zaten fazla. Münafıklara karşı, ürtetlere karşı, müşriklere karşı kibirlenmek harfdır. Mümin, kafirlerin önünde asla ve asla tevazulu durmaz. Düşmanın önünde tabi olsun. Birisi düşman seninle çatışıyorsa ona ne yaparsın? Tevazu göstermesin, sen de ona çatışırsın. Yani bizde bir tokat öbür yanağına geldi, bir tokat da öbür yanağına vur, o anlayışı yok bizde.
Biz öyle bir tasavvuf anlayışına sahip değiliz. Düşman bize bir tokat vurursa biz ona beş tokat vururuz. Mümin kardeşimiz bize bir tokat vurursa biz de ona deriz ki yanağım elin açıdıysa güne gavir. Ölçüye iyi dikkat edin. Eğer kafir bize bir tokat vurursa biz ona beş tokat vururuz. Eğer mümin kardeşimiz, bizim kardeşimiz bize bir tokat vurursa biz ona deriz ki elin açıdı mı kardeşim? Bu farkı ayırdı, anlaşıldı mı? O yüzden bir kimsenin dine hakaret eden, dinden olan şeylere hakaret eden, Müslümanlara hakaret eden ve onlarla alay eden. Bu noktada küfrü sabit olun. Kafir bir kimseye karşı kibirlenmesi cahit ve farklı. Anlaşıldı mı? Evet. Sessizlikle, sessizlikle, sessizlikle. Bir yere kadar arkadaş vardı, siz nasıl sessizlikle, gözü sessizlikle gözü sessizlikle, onunla gerekli var mı?
Sessizlikle, sessizlikle. Sessizlikle, zikrullah yapılış şekli olarak ikiye ayrılıyor. Bir sesli yani cehri zikrullah, ikide sessiz hafi zikrullah, ikisi de sünnettir, ikisi de sünnettir, ikisi de sünnettir, ikisi de varistir, ikisi de namilidir, yapılış şekli olarak ve yapmak. O yüzden birbirlerinin üstünlüğü yoktur. Bazı yerlerde sesli cehri zikrullah yapmak daha üstündür, daha faziletlidir. Bazı yerlerde hafi zikrullah yapmak daha faziletlidir, daha üstündür. Mesela eğer ki camiye gitmiş olsanız, camide namaz kılmıyorsa orada cehri zikrullah yapmanız caiz değildir. Orada fazla namaz kılmıyor çünkü. Namaz kılanlarla namaz kılanların bulunduğu yerde cehri zikrullah yapmanız caiz değildir.
Orada hafi zikrullah yapacaksınız. Orada kalkıp tabi kimse, biz cehri zikrullah herfabiyiz deyip de halakayı kurup camide zikrullah yapamaz. Namaz kılıyorlar çünkü orada. Bunun gibi, bu tip mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hayber'in fethine giderken sahabe cehri bir zikr, cehri şeklinde zikrullah yapıyormuş ve kaleye yaklaşıldığında Allah resulü dönmüş demiş susun siz sağır olan bir kimseyi zikretmiyorsun. Ama Hazreti Abbas ve oğlu Abdullah diyor ki, biz namazın bittiğini Peygamber mescitten zikrullah sesi geldiğinde anlardık. Bilirdik ki namaz bitti çünkü ashab her farz namazdan sonra cehri olarak Allah'ı zikreder diyor. Bakın iki tane değişik ölçü çıktı şimdi. Ha demek ki düşmanla savaş ettik derken, düşmanı uyandırmamak için, düşmanı teyakkuf haline getirmemek için cehri zikrullah yapacaksın.
Ama normalde mescitte namaz bittikten sonra, pardon orada hafiz zikrullah yapacaksın. Mescitte namaz bittikten sonra cehri zikrullah yapacaksın. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o cehri zikrullahı çok önemsebilir. Hiçbir zaman terk etmemiz. Her farz namazdan sonra Cenab-ı Resulullah Allah'ı cehri olarak zikretmiş. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah da diyor ki, biz her farz namazdan sonra Resulullah ile beraber Allah'ı cehri olarak zikredermektir. O zaman burada İslam dünyasının ehli tasarımının içine bir fitne daha var. Yok hafiz zikrullah cehri zikrullah da üstün. Yok cehri zikrullah hafiz zikrullah da üstün. Ya kim hangisini seviyorsa onu yapsa.
Biz hem cehri yaparız hem hafi yaparız. O zaman iki fasilet de üzerimizde var bizim. Cehri fasiletli diyenler varsa biz cehri yapıyoruz. Hafi fasiletli diyenler varsa biz hafi de yapıyoruz. Çünkü biz günlük vüretlerimizde, evlerimizde, içlerimizde hafi çekeriz. Normalde cemaat olan vüretlerimizde cehri çekeriz ki bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sünnetedir. Resulullah da sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evinde Allah'ı zikrederken hafi zikrullah yapardı. Mürüldanırdı, bazen sesi duyulurdu dışarıdan ama cemaati toplamazdı. Evinde zikrullahı hafi yapardı. Ve cemaat davulunda mescitte devamlı cehri yapardı. Ve arkadaşlarınızla toplandıklarınızla cehri yapacaksınız. Cemaate namaz kılıyorsanız kendi kendinize cehri yapacaksınız.
Evinizde eğer ki cemaat yaptıysanız kendi hanımınızla çocuklarınızla cehri yapın. Ama hanımlarınızın sesini başka apartmandaki insanlar duymasınlar. Burasını da dikkat edin. Ve evlerinizde zikrullah yaparken apartman sakinlerinin rahatsız etmeden zikrullah yapın. Buna da dikkat edin. Buna da dikkat edin. Yani aslında bir nimettir onlar için. Berekettir, fazilettir. Ama velakin insanlar bunu anlayabilecek kapasitede değil. O yüzden bu noktada biz ibadet ediyoruz derkenden kimse rahatsız etmiyor. Allah'tan bağışlama dilemenin fazileti. Bağışlama dilemenin fazileti. Cenab-ı Hak hadisi kudüsü de şöyle buyuruyor.
Ey Ademoğlu sen bana dua edip benden ümit var olduğun müddetçe işlediğin günahlar ne olursa olsun önem vermem. Mağfiret ederim. Ey Ademoğlu günahların gökyüzünü kuşatacak boyutlara ulaşsa da sonra benden mağfiret talep etsen seni bağışlarım. Ona önem vermem. Ey Ademoğlu bana yeryüzü dolusu günahlarla gelsen de huzuruma bana hiçbir şeyi eş koşmayarak çıksam ben de sana yer dolusu mağfiretle gelirim.
İblis Allah-u Teala diyeceğim deyince Allah-u Teala İzzet ve Celalime ondan benden bağışlamalarını istedikleri müddetçe ben de onlara bağışlarım. Size hastalığınızı ve şifanızı bitireyim mi? Hastalığınız günahlar, şifanız ise istiğfardır. Kim istiğfara Allah'tan mağfiret talep etmeye, günahlarının buluşlanmasını dilemeye devam ederse Allah'ın her kederini giderecek bir ferahlık, huzur ve saadet ve her davranı giderecek bir çıkış geçim kolaylığı ve hesap edemediği yerlerden onu rızıklandırır.
Kim amel defterinin kendisini sevindirmesini istiyorsa oraya kaydedilecek çok istiğfar etsin. Herhangi bir müslüman bir günah işlerse beraberinde bulunan melek üç saat bekler. Şahit bağışlanmasını dilerse işlemiş olduğu o günahı yazmaz ve Allah da kıyamet gününde ona azap etmez. Şüphesiz ki kul bir günah işleyince kalbinde siyah bir nokta konu. O günahı terk edip Allah'tan buluşlanmasını dilerse kalbi cilalanır. Hatta bütün cilan alıp temizlenir. Fakat tekrar günaha dönerse o noktalar artırılıp hatta bütün kalbini kaplar. İşte bu Allah'ın şu ayette açıkladığı pastır. Hayır, hakikat öyle değil. Bilakis onların kazanmakta oldukları günahlar kalplerini yenmiş, paslamışlardı.
Evet, bir kimsenin günahlarının affı olmayacağını düşünmesi küfürdür. Bir kimse kendi kendisine ben şu günahı işledim, bu günahın affı olmak dediği anda onun için Allah muhafaza edilsin, karanlık başlamıştır. İman eden bir kimse, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimse ümit var olacaktır. Asla ve asla günahlarının affı olmayacağını düşünmeyecektir. Hasret-i Ebu Bekir çok hadis nakletmemiştir. Hasret-i Ebu Bekir çok hadis nakletmemiştir. Hasret-i Ebu Bekir der ki, ben kimden hadis duyduysam ona yemin ettirdim Resulullah'tan duydum mu diye. Bunu Hasret-i Ebu Bekir Efendimiz'den naklediyor bu hadis şeride.
Hasret-i Ebu Bekir Efendimiz diyor ki, kim eğer bir günah işler ise gece temizce abdestini alır, iki rekat namaz kılar ve Allah'tan mağfire ettilerse Allah onun günahlarını affederler. İşte takva sahibi günahını affettirmek için tövbe eden kimsedir, istiğfar eden kimsedir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetler başka bir hadis şerifte, siz en az günde yetmiş kez Allah'a tövbe ediniz, istiğfar ediniz der. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetler ki, kim günde yetmiş kez istiğfar ederse Allah onun yedi yüz günahını affeder. O zaman kim günde yüz sefer Allah'a tövbe ederse, istiğfar ederse Allah onun ne yapar o zaman? Yedi yüz değil bin günahını affeder. O zaman biz günlük hürtlerinizde olan subhanallah ve bihamdihi subhanallah il azim ve bihamdihi estağfurullah il azim değil, her gün ay istifa edeceğiz.
Ve hatta bunu kendimize bir tesbih haline getireceğiz. İnsanız hata yapacağız, kusur isteyeceğiz. Yani bizim yaptığımız hatalar, bizim yaptığımız kusurlar Allah'a doğru gelmez, merak etmeyin. Cenab-ı Hak bir hadisi kudsüde diyor ki, siz o kadar günahların içine baksanız ve bütün insanlık günahların içine baksa, sivrisineğin kanadındaki bir leke kadar diyor Allah'a ağırlık olmaz. Ve siz hepinizde mağfiret olsanız, hepinizde siz af olsanız, hepinizde hidayet bulsanız, Cenab-ı Hakk'a yine sivrisineğin kanadındaki kadar bir ağırlık gelmez. O zaman Allah'tan tövbe edin. Allah'tan insan ile bir husru. Bütün insanlar husrandadır ayet-i kerimesini, her nefes hüsrandayız diye düşünür ve her nefes alıştifar eder.
Ama muhakkak ve muhakkak kardeşlerimiz yatağına yatarken istihbar ederek de yatacak. O yüz tane idin varı çekeceksiniz, ya çekip de yatacaksınız veya erken çektiyseniz yatarken en az bir sefer, beş sefer, on sefer subhanallah ve bihamdihi, subhanallah ilazim ve bihamdihi estağfurullah ilazim diyeceksiniz. Bunu diyemiyorsanız, diliniz dönmüyor, öğrenemediyseniz estağfurullah ilazim diyeceksiniz. Muhakkak ve muhakkak tövbe ederek ve muhakkak bir günah işlediğinizde Allah'ı zikredin. Bir günahın karşılığı zikrullah ve istifardır. Şahsa karşı bir hata işlediysek, yok şahsa karşı bir hatamız yok ise, kendi kendimize bir melamet işlediysek, bir hata yaptıysak, bir kusur işlediysek, bir günah işlediysek, onun karşılığı ancak varacak.
Zikrullah, la elahe illallah demek ve istifardır. Subhanallah ilazim ve bihamdihi, subhanallah ilazim ve bihamdihi estağfurullah ilazim. Bir hadislerinde Allah Resulü, bir kul günah işlediğinde, başındaki melek en az üç saat durur, üç saat, o günahı yazmaz. İstifar edip, günahından geri dönüp tövbe eder diye. O günahından geri dönerse, hiçbir şey olmamış gibi melek, o yazmazlar hadislerinde. O yüzden kardeşler, her gün istifarınızı diri tutun. Zikrullahınızı diri tutun, muhakkak. Ve dersinizi diri tutun, muhakkak her gün birbirinizi çekin. Muhakkak. Gönül arzu eder ki, sabah akşam çekin. Gönül arzu eder ki, onu yapamıyorsanız dahi, her gün zikrullahınızı ve tövbenizi bırakmayın. Muhakkak bırakmayın. Muhakkak bırakmayın.
Gözünüz yumulsa da, yorulsanız da, yatağa da düşseniz, kafanız da düşse, muhakkak kendinizi kalkın, abdest alın, eliniz yüzünüzü yıkayın, istiğfar ederekten yatın. İstiğfar ederekten yatan bir kimse eğer ölürse, şehir dükmüyor. Günahları temizlenmiş bir şekilde ölür. Günahlarınızı temizlenmiş bir şekilde ölmek istemez miyiz? İsteğimiz bu, maksudumuz bu. Biz günahsız olarak o dostun huzuruna gidelim. Günahsız olarak o sevgilinin yüzüne bakalım. Günahsız olarak ancak o sevgilinin yüzüne bakabiliriz. Günahkarken yüzümüz kareken o sevgilinin yüzüne nasıl bakacağız? Mümkün değil. O zaman biz her gün kendimizi istiğfar ile patlatacağız. İşte her gün kendimizi cila alacağız.
Her gün bizi cila alacağız. Neyle? Zikrullah ve istiğfar ile. La ilahe subalallah. Bunları dilimizden eksik tutmayacağız. Muhakkak. Çünkü alb-i bitvar. Nedir? Mahfret edicidir. Affedicidir. O yüzden Allah'tan istiğfar edin ki bizim günahlarımızı affetsin inşallah. Ve başkalarını için de istiğfar edin. Başkaları için de. Ve onların başında gelen olduktan sonra. Ben hata ettim, ben günah işledim.
Senden başka ilah yok. Ben nefsime zulmedenlerden oldum. Beni affet deyince Cenab-ı Hak onu affetmiştir. Birleştirmiştir. O yüzden Allah'a bol bol istiğfar edin. Bol bol. Ve Allah'a bol bol istiğfarlarımızı. Allah zikrullahımızı kabul etsin inşallah. Hasta Allah. Bir ömür boyu. Bir ömür boyu. Bu disturlardan vazgeçirtmeyeceğim. Namazı hasta. Namazı terk. Künahlarınızı affeder. Namaz bir derviş.
Kimse düşünülmesi mümkün değil. Mümkün değildir. O yüzden namaza dostum. Zikrullah'a dök. Zikrullah ne? Siz havada uçsun.
İster şeyh ol. Derviş ol. İster kabir ol. İstersen semada seyahat. İstersen denizlerin üzerinde yürüyün. Kendisini bir yerde görüyor. Öyle bir şey değil.
Bugün bir parça etmiş. Bunları terk etmek yok. Hizmet bunları terk etmek yok.
Birbirini sev. Sallallahu alaihi vesaire terk etmek yok. Bunlar. Allah bizim o yüzden sakın kardeşler. İnsanlar dervişliklerini bir zaman yürüdükten sonra ehli tasavunun hataya düştüğü en önemli meselelerini bir yerde görür. Ve kendilerini bir yerde görerekten ibadetlerini asladırlar ve gevşetirler. Zikrullahını gevşetirler. Tövbelerini gevşetirler. Bir kısmı ne oldum derisi olur. Kendi kendine bir şey olduğundan eder. Bir kısmı da der ki. Ya önceden ben ne güzel rüyalar gördüm. Çinlik öğreniyor. Gevşetin. Rüya görmek için mi ibadet ediyorsun? Hal görmek için mi ibadet ediyorsun? Rüya için mi ibadet ediyorsun? Allah için mi ibadet edin?
Allah için sevin. Allah için yaşayın. Rüya görmek için, hal görmek için, makam sahibi olmak için değil. Allah için insanların birbirlerini sevmeleri olsun. Kendinize iyi geçinin. Kura ve sünnete, kendinize iyi geçin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.