Üstad Mustafa Özbağ

19 OCAK 2013 KARABAŞ-İ VELİ TEKKESİ

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Ocak 2013 · 55:31

Gecenizi hayırlısı. Selamun günlüğünüzü hayırlısı. Hayrınızı hayırlısı. Bolsa'ya girmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? İslam ekonomik sistem olarak paradan para kazanmayı ömrü olacağız.
İslam ekonomik sistem olarak üreterekten para kazanmayı ömrü olacağız. Yoktaki sistem paradan para kazanmayı ömrü olacağız. Üretimi çalışma olarak koyulmaz. Paradan para kazanacak ve ilgittirecek. O şekilde yaşamıyoruz. Komünist sistem ise işçinin üzerine işçiyi sömürerekten ekonomisini ayakta tutar. İslam her ikisini de reddeder. Doğrul mu? Doğrul mu? İslam ne paradan para kazanmayı kabul eder? Paradan para kazanmak faizdir.
Değişik kağıt oynardır. Üç kağıttan başka bir şey değiliz. Ne de işçinin sömürülmesine işçinin üzerinden olmasını ister. Mesela aydan aya maaş almak kapitalist ve komünist sistemini işitir. İslam'da günlük yövmeye vardır. Her gün adamın parasını verirsin. İşçinin alın teri kurum adamı. Onun ücretini ödemek gerekir. Bu ne demektir? Her gün işçiye para vermek demek. Her gün işçiye para verirseniz onun parasını yönlendiremezsiniz. Adam günlük kaç para? Yirmi lira.
Her gün yirmi lirasını alıyor ya. O her gün yirmi lirasını harcan. Her gün yirmi lirasını harcayacak olan insan büyük alışveriş merkezlerine gitmez. Her gün yirmi lirasını harcayan kimse bankaya gitmez. Her gün yirmi lirasını harcayacak olan insan ne bileyim işte beş boynuzlu otellere gitmez. Veya her gün elli harcayasın önemli değil. Adam her gün yüz lira harcayasın önemli değil. O her gün günlük ihtiyacını günlük alıyor. Günlük ihtiyacını alması için onun mahallesindeki bakkala çakçala markete oraya gitmesi gerekir. Ama kapitalist sistem üçkağıtçı sistemidir. Senin maaşını bir seferde verir ve bankaya yatırtırır. Ve sen banka kartınla mahalledeki marketten alamazsın.
Mahalledeki manavdan oradaki küçük esnaftan alışveriş edemezsin. Banka kartını eline geçirir geçirmez kapitalist sistemin ibadethanelerine gider. Hatta orada bir lira maaşın varsa iki lira harcayacak çıkarsın. Bu noktada kapitalist sistemi komple ben reddettiğimden dolayı borsasını da reddediyorum. Zannetmeyin ki borsada reeldir bu işler.
Hiçbirisi de real değildir. Adamın işletmesi beş trilyonluk iş yapıyordur. İşletmesini on trilyonluk iş yapmış gibi gösteririz. Fatura girdisi yapar, faturanın çıktısını yapar. İşletme olur on trilyonluk iş yapmış olur. Sermayesini gider, arttırırız. Hava iyidir o. Kağıdını koyar borsaya. Herkes kağıdını alır, kar bekler. Adam tezgah altından faturasız malı satmaya devam eder. Kağıdı elinde tutanlar da bakar ki bir gün gelecek de, şirket kar edecek de, kağıdından para toplacak da, olacak da olacak da, olacak da, cak da, cak da, cak. Aldatmacadan başka hiçbir şey değil. Alnınızın teriniği.
Çalışın, çapa gösterin, toplayın, üç beş kişi toplanın. Fise bir günah, ortak olun. Alnınızın teriniği. Ticaret yapın. Kendiniz yapın. Borsaya paraya koymak ne demek? Al bir tane beyaz kağıt koy cebine. Hiçbir aslı astarı yok. Kağıdın hiçbir aslı astarı yoktur. Siz issem senin elindeki metayı alın, sana kağıdı verin. Kağıt. Hiçbir hükmü yok. Ne var cebinde? Mal. Hükmü var. Ne var cebinde? Altın.
Hükmü var. Ne var cebinde? Maden. Hükmü var. Ne var elinde? Toprak. Hükmü var. Ne var elinde? Kağıt. Hiçbir hükmü yok. Kağıtın kilosu kaç para? Üç kuruş. Üç kuruş. Eskiyen para ne oluyor? Yok. Dağıt fabrikasına giden altın gördünüz mü siz? Domurun içine bulanmış bir altın buldunuz mu hiç? Adının yüzü düşse tuvaletin içerisine, valla tuvaleti kolunu sıvayıp alıyor. Neden? Değil mi? Cebinde yüz lira var.
Hanımınız cebinizi kontrol etmeden yıkadı pantolonunu. Kaldı mı o yüz liranın hükmü? Demek ki hükümsüzmüş. Cebinizde bir tane sarı göre var. Hanım yıkadı yine pantolonunu. Çıktığında sarı göre bir şey oldu mu? Yok. Sağlam o zaman. Üç kâr da gelmiyor. Bak yatırım mı yaptınız gidin toprak alın, gidin ars alın, gidin zeytinli kalın. Alın bir şey. Toprak alın. Sizden para istemez, pul istemez, faiz istemez, hiçbir şey istemez. Elinizde paranız mı var?
Gidin mal alın. Ticaretinizi arttırın. Elinizde hiçbir şey bilmiyorsan git oradan iki kilo altın al koy evine. Hiçbir şey bilmeyen, ticaret, ticaret bilmiyor, hiçbir şey kafası çalışmıyor. Git 50 gram, 50 gram, 10 gram, 10 gram, 100 gram, 100 gram, 100 gram, altın al koy evine. Birisi trafiği kilitleder anlar. İnsanların gelip geçeceği yerleri işgal edenlere Allah ve melekler lanet eder.
Park yapılmaması gereken yere park eden Allah ve meleklerin lanetine olanlar. İnsanları vahatsız edecek şekilde arabasını park edenler. Çoluğun çocuğun hastalığı, ambulansı, normal yollarda gelip geçecek insanların yollarını işgal eden, tıkayanlar. Allah ve melekler lanet eder hadis-i şerif. Bilinçaltımızı nasıl geliştirebiliriz? Bu normalde son dönem psikolojide bu bilinçaltı meselesi çok fazla. Bilinçaltınızı geliştirmek için uğraşmayın. Bilincinizi geliştirmeye çalışın. Bilinçaltınızda ne işiniz var?
Bilincinizi geliştirmeye çalışın. Üç dönem büyük mürşid-i kâmüllerden bir tanesi, Rabıta yoluyla mürid iken mürşidine ulaştığını, hatta kendisine bu yolla sorular sorup, mukaleme ettiğini söylemiş müridine. Bu denli büyük feyiz kafasını nasıl açabiliriz? Rabıta ehline cahildir. Ehli olmayana Rabıta küfürdür. Bunu ayağa düşürdüler. Daha hiçbir yol yorganı bilmeyen, hiçbir şey bilmeyen bir kimse, hemen ders alır almaz, Rabıta'yı yapıştırdılar bir şekilde, gidiyor.
Yanlış öğretide, yanlış tavsiyelerde, yanlış yolda kullandılar. Belirli bir hale gelen müride, Rabıta gerekli. Veyahut da, umumi bir Rabıta eder bir kimse, umumi Rabıta nedir? İşte bütün herkes, herkes ders yaparken, şeyhiyle karşılık bir ders yaptığını Rabıta eder. Der ki diz dize, yan yana ders yap. Dersini yaparken Rabıta'sını öyle kurar. Hemen anında ders alan bir kimse, şeyhinin iki gözünün, iki kaşının ortasına, sen de Rabıta'nı yap böyle kur. Veyah şeyhinin kalbine, kalbine Rab de, Rabıta'nı böyle kur demek, tasavvuf yolunu tam anlamıyla bilmeyen, idrak etmeyenler için uygun bir yol değil.
Tabi eski Sufi kitaplarında bu tip sözler muhakkak vardır. Muhakkak Rabıta bir Sufinin yetişmesi için önemli bir yoldu. Bunu red etmek mümkün değil. Ama bunu böyle hususilikten çıkarıp, genele yaymak ve herkese ders alır almaz, iki kaşının arasında Rabıta etmek çok makul değil.
Bir insanın namazı, ezan okunduktan hemen sonra tek başına kılması mı, yoksa aradan bir saat veya bir saat veya bir saat 20 dakika sonra cemaat beni kılması daha doğrudur. Ben namazı geç kıldım ve içinde bir sıkıntı oluşuyor. Beş şeyde acele ediniz. Namazı kılmakta, hayır hesanat işlemekte, borcu ödemekte, ölüyü gömmekte, günah işlediğinizde tövbe etmekte. Acele edeceğiniz. Faiz, Peygamber Efendimiz'in bir hadis-i şerifinde taksitle altın ve gümüş almanın faiz olduğu gibi, bu doğru mudur? Evet. Altın ve gümüş, taksitle alınıp satılmaz, faiz olur. Altını parayla, parayı altınla, bir para biriminin başka bir para biriminde.
Gümüşü altınla, altını gümüşle. Bunların hepsinden dakit olması gerekir. Eğer bunlar, hatta Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bunu o kadar çok önemli görmüş ki, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah diyor ki, adam duvardan atlasa sen de atlayacaksın diyor. Yanından ayrılmayacaksın yani hiç. Şu olmayacak yani. Altın, abi ben aldım senden, parasını verecek, evden alayım geliyorum. Olmalı. Yan taraftan dükkandan alayım. Olmalı. Olmalı. Yani yandaki dükkandan alayım. Hayır. Türk parasını koyacak, dövizi alacak. Parayı koyacak, altını alacak.
Parayı koyacak, altını alacak. Altını koyacak, parayı alacak. Bir de borçlanma hukukunda neyle borçlandıysa onunla. TL'yi dolara çevirmek, doları TL'ye çevirmek, altını gümüşe çevirmek, gümüşü altına çevirmek faiz. Neyle alışveriş ettin? TL ile. TL ile ödenecek. Neyle alışveriş ettin? Dolarla. Dolarla ödenecek. Neyle alışveriş ettin? Gümüşle. Gümüşle ödenecek. Alışveriş hukuku bu. Neyle borçlandın? Türk parasıyla. Türk parasıyla alışveriş yaptın. Adam diyor ki, bunu dolara çevirelim.
Onu dolara çevirdiğin an, faiz oldu. Beş lirayı, bunu dolara çevirelim. Anında faiz oldu. Bunu itiraz ediyor. Hette itiraz ediyor. Koltuğumun altına aldım.
Götürdüm Diyanete. Dedim, nasıl fetva veriyorsun? Meydanda isim zikretmeyecektim. İsim de zikretedim. Hamdi döndürene telefon açtılar. O da olmazdı. Diyaneti tuttum. Dedim, bu kitap yalan söylüyor o zaman. Bu hadisleri ne yapacağınızdır? Hazreti Peygamber'in bu uygulamalarında ne yapacağınızdır? Ses yok. Ses yok. Bugün ilahiyat takımında büyük bir çoğunluğu bunu caiz görüyor. Yol ayrımı bunlar hep.
Bir kimse bunu kabul eder, bunu yapıyordur ama. Der ki, günah tebal işliyor. Allah beni affetsin. Ama onu caiz görmek, onu helal görmek, Allah muhafaza etsin. Bu insanın imanını götürür. Yani bir kısmı da enflasyon miktarı kadar, enflasyon miktarı ne, enflasyon miktarı kadar faizi caiz görenler var ya, yani işte aylık enflasyonu ne kadar?
Yüzde dört. Yüzde dört faizi, faizden görmeyenler var Türkiye'den. Kaç para borcun var? Yüz lira. Adam bu borcu yüz bir lira yaptıysa, sen de bunu kabul ettiysen, bir lirası faiz. Alanda, verende, sebep alanda, bu hadis-i şerifi kabul etmiyorlar. Ağırlarına gidiyor. Kabe duvarının dibinde annesiyle nikahlanmış gibidir. Bunu söylediğim televizyon programında televizyoncular hopluyorlar. Bunu Gelinbolu Mevlanesi'nde söylediğimde komple Gelinbolu Çanakkale hopluyor. Bunu Bursa'da söylediğimde bunu internetten izleyenler hopluyor.
Herkes hadis-i şerifin sahih olup olmadığını sorguluyor. Kendi yaptığını sorgulamıyor. Herkes bir yerlerden fetva bulmaya çalışıyor bana. Bana hiç kimse fetva bulmasın. Bana İbn-i Abidin'den getirin. Fetevayı Hindia'den getirin. El-Hidaye'den getirin. Dürer-Dürer'den getirin. Selahsi'nin meçudundan getirin. Hanefi'den bir fetva getirecekseniz. Profesörün, yer profesörünün fetvasını getirmek. Ve fazlalık olarak. Altını altınla değiştirirken iki gram fazlalıyorsa faiz.
Altının işçiliği varmış. Altının işçiliği varsa TL ile sat. Gümüş de sat. Sen bir kilo altın verdiğinde bir kilo altın alacaksın. Bir kilo altın verdiğinde sekiz yüz gram altın alıyorsan arası faiz. Altıncılar böyle yapıyorlar. Satıyor kredi kartından.
Taksitler faiz değil. Faiz arada altın taksitli olmaz. Bir kilo altın alıyor. Altın borsanıyor. Bir kilo iki yüz gram. İki yüz gramı faiz. TL borsan. Yüz lira almış. Yüz iki lira ödüyor. İki lirası faiz. Kredi kartı almış. Kredi kartından yüz lira. Bankaya yüz üç lira ödüyorsan üç lirası faiz. Kartı kullanabilir miyiz? Kullanabilirsin.
Yüz lira harcadın. Yüz lira ödeceksin. Yüz lira harcadın. Yüz iki lira harcadırsan iki lirası faiz. O yüzden diyor kullanmayalım. Bankanın kredi kartından çekecek beş yüz lirayı. Götürecek filan çekecek bankanın kredi kartını yatıracak. Orayı oradan oraya yatıracak. Oradan oraya yatıracak. Neydi kardeşim ya bu parayı? Yemeseydin. Şur hepim. Anlatıyor mu ya? Adam telefon açtı. Hocam ben neredeyim biliyor musun? Neredesin? Ben Selitbaşı köprüsündeyim. Hayırdır? Ben kendimi atacağım burada. Hayırdır? Bütün Müslümanlar sorunlu bundan. Hayır kardeşim.
Ben kredi kartı mağduruyum. Bir de bu çıkıyor. Kredi kartı mağduru. Lan benle beraber bir sorumlu olacağım. Dedim harcarken. Dedim bekle. Ne oldu dedi. Beni de taş niyetine bağla bu sorumluluktan dedim yaşayacağıma. Beni de ayağına bağla. İkimiz beraber giderim dedim ben. Kaldı telefonda. Ama sistem bizi bu noktaya getiriyor bize. On tane işçin olunca maaşlarını bankaya yatıracaksın. On tane işçi olunca maaşlarını bankaya yatırıyorsun. Herkes gidiyor bankadan.
Banka kartından alıyor. Sistem seni zorluyor. İllaki bankaya sokacak seni. İllaki bankadan geçirecek. Beş liradan fazla bir fatura oldu mu bunu resmileştireceğim. Bankadan yatıracağım. Ben beşini ödedim elden ödedim yok. İdaresinde diyorum ki denetmene kardeşim ben bankadan kullanmak istemiyorum. Faiz yuvası içeri girmek istemiyorum. Beşin ödemişim. İşte adamın burada imzalı çağrıdı. Kabul etmiyor. İllaki bankada da hesabın olacak. Mevur kıldılar. Bir şey yatırılacak.
Bankaya yatacak. Adam gelmiş Yunanistan'dan cebinde para. Ben havlu satıyorum, bornoz satıyorum. Türkçe de biliyormuş adam. Sonradan anladı. Komsi bana. Eyvallah tamam. Geldi şundan, şundan, şundan, şundan yazdık, çizdik tamam. Dedi nasıl ödeyeceğiz? Dedim yarısını peşin vereceğim. Biz böyle çalışıyoruz dediler. Adam çıkardı euroları saydı. Bir de fotoğraf çektirdi. O günde kaldı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin doğum günü. Benim de yakamda gül. Diyeceğim ben sultandan alışveriş ettim. Çek fotoğrafımızı. Kendi kızına diyor.
Çekiyorlar fotoğraf boyuna ben de. Biz parayı aldık, cebimize koyduk. Faturayı kestik. Belgi tarifi çağırdık için. Ne oldu? Bunu bankadan geçirseniz. Ya adam geldi, böyle böyle ödedi. Al başına ver. Al başına ver. O adam da işleyemiyor bankayı, çankayı. Onu gönderiyorduk. Biz tırvampara gönderiyorduk bize. Bir tırcının birisinden. Biz gavur deriz. Müslümandan güvene. Ne acım işe. Bizden alsa adam göndermez. Bulgaristan'daydı. Göndermedi adam. Adı Mehmet. Adı Mehmet.
Mehmet göndermedi. Bulgaristan'da göndermedi. Simon gönderdi. Adı Simon. Acı şeyler. Allah bize affetsin. Okuyayım mesela.
Biz iki erkek kardeşiz. İkimiz de evliyiz. Eşlerimiz de birlikte çalışıp biriktirmiş olduğumuz paradan hem ben hem de kardeşim babama borç para verdik. Babamız bu parayla SSK primlerine ödeyip emekli oldu. Bizlere borcunu yavaş yavaş ödemektir. Bu borç ödemesinin ana para kısmı bitiyse bizlere bir miktar fazladan para vereceğini söyledi. Babam ben bu parayı silderleyip bankadan alsaydım belli bir faiz ödeyecektim. Babam bankalara kazandırmaktansa evlatlarıma bir miktar vereyim daha iyi diyorum. Babamın bize verecek olduğu bu para bana ve kardeşime faiz sayılır. Almayın. Bu parayı almayın. Deyin ki baba biz sana borç verdik Allah için. Aslında bir erkek evladın babasına borç vermesi düşünülemez.
Bir baba oğlunun parasını puluna el koyabilir. Bir baba oğlunu borçlandırabilir kendi adına. Oğlumlar bu evi aldım bir trilyon borcum var şu bir trilyona imza at öde bunu diyecek. Oğlan inşallah babam olacak ödeyecek. Hayırlı oğlansa. Yok hayırsızsa babası da doğduğunda oğlum oldu diye iki kurbak kestiyse yandı ki yandı. Bir babanın bir oğlunun babasına borç vermesi düşünülemez. Böyle bir şey yok. Bir erkek evlat annesine borç vermez. Böyle bir şey yok. Bir erkek evlat annesine ve babasına annesi babası öldükten sonra dair bakmaya zorunlu. Ya ölünceye kadar zorunlu olduğunu biliyorduk da öldükten sonra.
Öldükten sonra onun eşi dostu vardır, akrabası vardır, tanıdığı vardır. Anne babanın akrabalarını da öldükten sonra görüp gözetmek erkek evlada bu noktada vaat-i gütlü. Doğu'da, Güneydoğu'da kan davası neden devam ediyor açıklanması? Cahillikten. Kan davası tüm bütün cahilliktir. Neden kan davası güdülüyor? Haksız yere öldürülenin bu iki olarak cezası verilmedi. Birisi haksız yere gelmiş, birisini öldürmüş. Devlet haksız yere öldüreni öldürecek. Bu sefer ciğeri yanan ailenin o yalnızlığının karşılığı verilmiş olacak. Affedecekse ciğeri yanan affedecek.
Affedecekse o affedecek. Devlet böyle bir ceza vermeyince insanlar kendi kendilerine cahilce kendileri ceza vermeye kalkıyorlar. 120. beyt, dışarıda da tektir güneş fakat eşidini düşünmek mümkündür. Esiri var eden güneşin benzeri ne cihinde vardır ne de dışarıda.
Düşünce de nerede? Bir bucak ki o düşünülsün de benzeri o bucağı sınırsın. Tam geçen haftaki düşünceyle alakası olduğunda denk geldim değil mi? Şemsedinin yüzünün bahsi geldi de dördüncü kat gökteki güneş bile başını çekti gizli. Dışarıda da tektir güneş fakat eşidini düşünmek mümkündür. Bu normal mevcut bildiğimiz güneş. Buradaki bundan kasıl Allah değil. Biz güneşe baktığımızda güneş bizim için tektir. Ama Hz. Mevlana imalı bir şekilde samanyolunun dışında da bir alemin içerisinde aynı bu samanyoluna benzer güneş sistemlerinin var olduğunu bize işaret ediyor. Bu keramet bundan 850 yıl önce Hz. Mevlana güneş sisteminin dışında başka alemlerde de bir güneş sisteminin var olduğunu, bir samanyolu sisteminin var olduğunu ve sadece bu samanyolunun var olmadığını, başka alemlerin, başka kainatların sistemlerinde var olduğunu bize beyan ediyor.
Diyor ki bu güneş sistemi zahirde dışarıda tektir. Ama ve lakin bunun benzerleri olabilir. Bunu böyle algılamak mümkün. İkinci nasıl algılamak mümkün? Evet bir müridin bir tane güneşi vardır. Mürid kendince kendi şeyhini tek güneş olarak bilir. Ama dışarıda da başka güneşler var mıdır? Her cevap vardır. O zaman bir mürid sadece mürşid olarak kendi mürşidini bilir. Güneş olarak sadece kendi şeyhini bilir. Ama dışarıda da başka güneşler var mıdır? Her cevap vardır. Fakat esiri var eden güneşin benzeri ne zihinde vardır ne de dışarıda. Ama Allah hiçbir yerde eşi benzeri yoktur.
Hiçbir yerde. Ve hiçbir şeye benzemez. Benzettiğin her şey o değildir. Ve o benzeme ne olarak senin gözünün aklına geldi, düşüncene geldi, fikrine geldi? Benzettiğin ne var ise o değildir. Ve muhakkak sufilerin aklına benzemeler gelir. Her benzeme geldiğinde bu değildir diyecek sufi. Bu değil. O hiçbir şeye benzemez. O insana benzemez. O hayvana benzemez. O bir mahlukata benzemez. O bir sisteme benzemez. Akıldan, aklı algılayabileceği bir şey değildir. O mevcut düşünce sisteminin algılayabileceği bir şey değildir. Çünkü bizim düşünce sistemlerimiz onu algılamak, zat noktasında onu algılabilecek şekilde yaratılmamıştır.
O yüzden Cenab-ı Hak hadisi kutsi de kendi zatının tefekkürü haramdır. Çünkü zatını tefekkür etmek, zatını düşünmek mümkün değildir. Bizim o mevcut yaratılmış düşünce sistemiyle onu anlamak, onu idrak etmek bu mümkünatın dışında bizim. Düşüncede nerede bir bucak ki o? Düşünülsün de benzeri o bucağa sığınılsın. Yani bucak burada kale hükmünde. Sığınılacak bir kale. Düşüncede nerede bir bucak yani? Düşüncenin bulunduğu bir kale mi var ki diyor? Düşünülsün de benzeri bucağa sığınılsın. Yani o Allah'ın zatını düşünüp de o zatını o kaleye sığdıracağız. Mümkün değil. Düşünceyi bir coğrafik bir yapılarla bir şehir gibi düşünür.
Ve o şehrin içerisinde düşünceyi bir bucak, bir kale gibi düşünür. İnsan bir şehirse, insan bir şehirse merkezinde veya en önemli her tarafa hakim bir yerde bir kalesi var. Bir bucağı var. Bucak dedin kale. Ve o insan şehrinin düşüncesi o kalenin içinde. Ve biz o kalenin içindeki düşünceye Allah'ı sığdırmamız mümkün değil. O zaman şu geliyor. Geçen haftadan devam var. Düşüncenin bir sınırı var. Düşünceyi sonsuz olduğunu anlayabiliyoruz. Demek ki düşünce sonsuz değil. Hazreti Mevlana'ya göre. Hazreti Mevlana'ya göre düşünce bu sınırların belli olan bir kavga. Ve Hazreti Mevlana'ya göre düşünce bu sınırların içerisinde, bu sınırları da Allah yarattı.
Bu sınırları koymuş. Diceksiniz ki sen ne düşünüyorsun? Evet ben de aynı şekilde düşünüyorum. Düşüncenin sınırı var. O sınır ne? Allah'ın zatullahına kadar. Allah'ın zatullahına kadar düşüncenin sınırı yok. Ama Cenab-ı Hak oraya bir sınır koymuş. Sınırı belirlemiş. Bu sınır ne? Allah'ın zatını düşünmek. Allah'ın zatı haricinde düşünce sınırsız. Sınırsız. Nereye kadar? Zatına kadar. Zatının noktasına kadar düşünce hür ve sınırsız. Tabi cevriye ekoli ve kaderiye ekoli düşünceyi böyle kabul etmez. O bu sınırın içerisindeki düşünmeyi de, düşünmeyi yaratma değil. Ne düşünceli de o kimsenin Allah'ın takdir ettiğini, Allah'ın ömrettiğini söyler.
Düşünceyi yaratan, sistem olarak yaratan Allah'tır. Bize ne düşüncemizi Cenab-ı Hak serbest bırakmış. Bu benim kendi inancım. İlham düşüncenin içinde değil. İlham düşüncenin önünde. İlham Allah'ın. O kalbi bir şey. Düşünceye yön verir o. Ama onun mekanizması insanın içinde değil. O insana tecelli eden bir şey. Düşüncenin sınırı bu kitabın sınırları. Bu sınırlarının içerisinde düşünce düşünüyor. İlham buraya dışarıdan tecelli ediyor tesiri.
Bunun için değil. Dışarıdan tesiri. Anlaşıldı? Buraya mıdır? Buraya bir şimşek çaktı. Buraya şimşek çakınca şimşeği burası mı üretti? İlham şimşek. Muhakkak. Bu Allah'ın mutfu. İlham herkes almam. İlham umumu açık değildir. Husisidir. Allah husisi lütfettiklerinden sorumluluğudur. Dilediğine lütfeter.
O zaman o şimşek dilediğine lütfettiğim şeydir. Değişmiş. Sınır tarafından sohbet edersin. Ben çıkıyorum.
İki kaynağı var. Rahmani ve şeytani ilham. İnsan, zikir halindeyken ona gelen bütün ilhamlar düşüncede fiire dönüşüyor. Yani zikir hali, düşüncenin bütün olumlu yönlendirmesinde bir etken. O yüzden düşünceyi geri plan aldıklarını düşünüyor. Çünkü Hz. Evlam'ın evladım sen düşünceden ibaret, kalınlık ve kemik duyuyor. Ama mesela büyük mütefekliler, cennetliğe yolu, genelde okurduğum bazı eserlerde iki ana dilek üstüne kuruyorlar. Yüce Hale ve zikir.
Zikir'i yaptıran kalp, Allah'ın ilhamını ve düşüncesini bu noktada odaya çeviriyor. O yüzden zikir, düşünceyi bu noktada eritiyor diye bir tanıya vardır. Ve düşünce bu nokta olduğunda kaybolur. Zikir, düşünceyi berraklaştır. Ortadan kalır. Mücahade, düşünceyi berraklaştır. Ortadan kalır.
İlham, düşünceye yön verir. Düşünceyi ihata eder. Düşünceyi çepe çepe sarar. İlham. İlhamın iki kaynağı yoktur. Tek kaynağın vardır, Allah'tır. Şeytandan gelen vesvesedir, ilham değil. Şeytan, vesveseyle düşüneceği bozmaya çalışır. Zikir, şeytanın vesvesesini durdur. Zikir, şeytanın doğduğunu düzeltirsin. Zikir, şeytanın kirlettiğini arındırır.
O yüzden daim zikrullah. Bu daim zikrullahla o kimsenin düşüncesi pak olur. Devamlı zikredenin düşüncesi pak olur. Çünkü devamlı Allah bunu zikrediyor. Allah pisi zikretmez. Lütfi olarak Allah temizi zikreder. Allah kirli bir şeyi ağzına almaz. Allah'ın ağzı yoktur da yani temsil olarak söylüyor. O zaman Allah temizi zikreder. Kul ne zaman temizlenir? Zikrettinler.
Allah da temizlenir. Allah demesini durduğundan kirlenir. Niçin? Allah'ı zikretmemek en büyük günah kebahidir. Allah'ı zikretmek en büyük iştir. En büyük işi terk eden en büyük günah kebahidir. Aslında birisi gider adam öldürür. Adam öldürmek en büyük günah kebahidir. Adam öldürmesinin sebebi düşüncesinin kirlenmesindedir. Zikirsizlikten. O yüzden zikretmeyen en büyük günah kebahidir. Sebep? Çünkü o en büyük günah kebahidir düşüncesinde olur. Zikredenir, düşüncesi temizlenir, arınır. Zikir onu arındır. Zikir onu tesfiye eder. Zikir onu güzelleştirir. Zikir onu güzelleştirince düşünce, düşünce ilhama hazır hale gelir. Düşünmeden zikredenir.
O zaman o düşünce yapılanması, düşünceyi böyle bir kubbenin altı gibi düşünür. Bu tekkenin içi. Düşünce burası. Eğer zikretmezse, buraya her türlü karanlık şeyler girdi. Her türlü olumsuzluklar girdi. Her türlü pislik girdi buraya. Her türlü necaset girdi. Neden? Burada zikrullah yok. Zikrullah başladı. O kötüler, o kötülüklerin hepsi de dışarı doğru çıktı, arındı. Temizlendi. Temizlenince burası nurlandı. Burası nurlandı. Allah temizliğini nuruyla gösterir. Allah kendisinin nuruyla gösterir. Ve düşünce nurlanır. Artık o kimsenin düşünce sisteminin içerisinde o nuraniyetin dolaştığını, nuraniyetin ihata ettiğini görür. Ve içeride zikrullahla beraber nuraniyet oluşunca şeytan oraya vesvese veremez.
Şeytan kadını düşünce kapısının dışında durur. Candan bakar oradan, içeri giremez. Hatta içeride nur öylesine parlar, şeytan gözlerini yummak zorundayız. Şeytan nefret eder, arkasını döner gider şeytan. Ve o kimse şeytanın arkasını döndüğü anda ilham gelir olur. Şeytan o zaman çatır çatır çatır. Burada Hz. Mevlana düşünceyi insanın kalesi, bucağı olarak görüyor. Diyor ki düşünce bir şehrin bucağıdır. Allah oraya sığmaz diyor. Allah nereye sığıyor? Bunun kalbine. Aklına değil. Çünkü düşünce aklın hakimiyetinin altından olur. Düşünce aklın içindedir. Düşünceyle beraber akıl dokunudur.
Dolaşır. Nasıl ruhla beraber can ve nefis dolaşıyorsa bir bedenin içerisinde, bu düşünce olmuşsunun içerisinde akıl da dolaşır. Mantık da buradadır. İdrak da buradadır. Hepsi de bunun içindedir. Onu birleştirmiş. Onu birleştirdiğinde burada içinin içinden çıkamayız. Hz. Mezhebi dahi birleştirmemiş. Gazali dahi birleştirmemiş. Düşünce kubbenin en tepesinde var ya, bak. O birinci halaka var ya, bak düşünce. İçindeki bak, harflerin yazdığı yer. Merkez. Düşünce o. Onun etrafındaki ikinci halaka idrak. Onun etrafındaki bu üçüncü halaka akıl. Sır.
Ve onun aklında oturdu, bak zeminler var. Bu, fiziksel olan şey. Bunun maneviyatını çevirsen, en ortadaki var ya, sır. Sır. Onun etrafındaki ruh. Bütün tecelliyat aşağı doğru. Bu da manevi tarafı. Bir ben var, benden içeri dediği sır. Ruh değil. Onun içindeki sır. Bunu gizlemiş, ruhla onu çepe çepe sarmış. Sana ruhtan sorarlar, de ki bununla alakalı size çok az bilgi verir.
Ruhun içerisinde ne var? Sır. Bir ben var, benden içeri dediği o sır. Herkes onu ruh olarak biliyor, o öyle anlıyorlar. Ruhun sırrına vakıf değiller çünkü. Bu işin manevi tarafı. Bunu akla benzetir, içine koyarsan, için içinden çıkamaz. Anlaşılır, sohbet etmek zorundayız. Anlaşıldı. Anlaşıldı. O zaman, düşünce o ortadaki merkez dersek, onun etrafındaki idrak, onun etrafındaki akıl, mantık hepsini de koyar. Dürekleri de var. Her şey, tam tek. Her şey var. Evet, şimdi ilham, ilham kalbe gelir.
O yüzden düşünce ona tarif olur. Ama biz onu düşünceye tecelli etmiş olarak görürüz. Bu tarifi kimse de yok. Şimdi, bütün su... Ben dünü düşünmem, hocam. Ben geçen hafta ne konuştum diye düşünmem. İlhamı bütün herkes, kalbe tecelli ettiğini sorar. Her cevap doğru mu, doğru. İlhamı, düşünceyi direkt olarak etmiyor. O zaman, bu mekanizmanın üstüne şimdi, ikinci kubbeyi koydun. İlk koyduğum kubbe vardı ya, ikinci koyduğum kubbe vardı ya, ikinci kubbeyi bu düşünce kubbesinin üzerine tutarsın. Oldu mu şimdi?
Ha. Bunları ayırt edeceğim anlatırken. Bunu ayırt etmek incedir. Bu işin tekrarı yok hocam. Bu işin tekrarı olsaydı kitap yazardınız. Anlatın. Mesnevinin başı neydi? Dinler. İlham, kalbe vurduğu anda, kalbe vurduğu anda, düşünceyi, idraati, aklı, fikriyatı, mantığı, vücudu, konkler, şimşek çakar gibi etkiler. Ve şimşek bir yere çakarsa, oraya apaydınlık eder mi?
Oradan dışarıdan bakan bir kimse hiçbir şey göremez orada. Orada madde namına, ağaç namına, ev namına hiçbir şey göremez. Neden? O parlaklıktan dolayı gözleri şaka çalır. İlham vurduğu anda, bütün her şey şaşa kalır. Hiçbir şey göremezsin. Sadece ilhamı görürsün. Aklımızda akıl var, mantık var, fikir var, düşünce var diyoruz ya. Hiçbir şey görünmadı. Görünen neydi? Ne kaldı geriye? Vardı ama, vardı.
İlham vurdu, bitti. Bütün sürüyetler meydana çıktı. Yani, karanlık geldi. Biz nerede görüyoruz o zaman? Karanlıktan. Bütün alem karanlıkta. Bütün alem karanlıkta yaşıyor. Alem karanlığın içerisinde yüzüyor. Aslında her şey karanlık. Vurdu. Vurdu. Her şey aydınlık oldu. Selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun.
El Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi