Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 36:54
Diyor ki, sizin bir derdiniz olduğunda, Allah'ım benim çok büyük bir derdim var, diyeceğinize, derdinize dönüp, ey benim derdim, benim çok büyük bir havarım var, temesi de haktı. Allah-u Teala bana dua edin, duanızı kabul edeyim, yok mu bir dertte olan sıkıntısının giderindir, hatta dua etmeyenlerin kebelirlik sınırında olduğunun yanındaki farkı almayalım, hakkınızı helal edin. Arasında bir fark yok, bir kimse normalde derdini, sıkıntısını gözünde büyütürse, ümitsizliğe düşer. O söz kime etse, o ümitsizliği, yeyesi orta yerden kaldırmak için, Allah'ın kibriyalının büyüklüğünü, azametini, her türlü derde derman olduğunu ifade etmek için. Diyor ki, o ne kadar büyük dert görürseniz, görün, Allah'a yaslanın.
Allah'a yaslanırsanız, Allah'ın o derdinizden, o sıkıntınızdan daha büyüktür. Cenab-ı Hak bunu halleder manasında söylüyor. Yani bir kimse, derdinin, sıkıntısının büyüklüğünden dolayı suizana düşmesin. Derdinin, sıkıntısının büyüklüğünden dolayı boşluğa düşmesin. Allah, bütün dertleri, sıkıntıları yenecekmiştedir ki, derdi, sıkıntıyı veren Allah'tır. O yüzden bunun sahibine dönüş, meseleyi halleder. Bu böyle çok, arasında farklı bir şey olan bir şey değil. Öyle olmaktansa, hadisi kutsilere, hadis-i şeriflere yönelmek her zaman için daha iyidir. Bütün velilerin, bütün mürşitlerin sözleri, hadis-i şerifleri, ayet-i kerameyleri şerh etmek içindir. Başka bir şey değildir.
Ama onun şerhi her zaman değişeceklerinden dolayı, insanlar her an, devamlı, ayet ve hadis okurlarsa, o devamlı kendi anlayışları, kendi idrakları tazelenmiştir. Kendi anlayışları, kendi idrakları tazeleneceğinden dolayı her zamana, her zemine uygun kendince düşünce oluşmuş olur. O arkasındaki hadisi kutsi, bana dua edin, duanızı kabul edeyim meselesi, o hadisi kutsi zaten. O hadisi kutsiyi insan her derdinde, her sıkıntısında, her açmasında aklına getirirse, onun için bir ümit kapısı olur. Allah'a dua edin, Cenab-ı Hak dualarınızı kabul edecektir. Kabul edeceğini beyan etmiş. Hani meşhurdur ya, beraat gecesi ile alakalı hadisi kutsi bu. Beraat gecesinde Cenab-ı Hak yeryüzüne tecelli eder.
Yok mu, derdi olan derdine derman vereyim, yok mu, rızık isteyen rızkını genişleteyim, yok mu bir sıkıntısı olan sıkıntısını hafifleteyim, yok mu borcu olan, borcunu ödemesine, vesile olayım, borcunu ödemeyim diye sabaha kadar, hatta bir rivayette beraat gecesinin ertesiki gündüz. Yani bugün cumartesi, cumartesi geceydi geçen hafta, pazar günü gündüz de o bir rivayette ikindi namazı vaktine kadar. Çünkü İslam'a göre, İslam günleri akşam namazından akşam namazına değişir. Yani beraat gecesi, cumartesi gecesi akşam namazında başladı, beraat günü, pazar günü akşam namazında bitti. Yani o akşam namazı gününe kadar da onu öyle söyleyeceğine dair rivayet var. Bu illaki beraat gecesine has bir şey değil, Cenab-ı Hak beraat gecesi duaları kabul eder, başka gecelerde kabul etmez anlayışına da kapılmayın.
Allah ne zaman dua edilse Cenab-ı Hak duaları kabul eder, vakti, saati, zamanı olmaksızın. Belli vakitler, belli zamanlar vardır ki o vakitler, o saatler Allah tarafından yüceltilmiştir, yükseltilmiştir. Nasıl günlerin içerisinden Cenab-ı Hak Cuma'yı seçtiyse, haftanın içerisinde, gecelerin içerisinden de Perşembe'yi seçtiyse, Cenab-ı Hak onu seçmiştir öbür günlere nazaran. O günlerin özel bir hususiyeti olduğundan değil, onların özel bir hususiyeti Allah'ın seçmesinden dolayı. Allah istediğini istediğinden üstün kılak, nasıl peygamberlerin içerisinden ehli kitap peygamberleri üstün kıldıysa, onların içerisinden de Muhammed Mustafa'yı üstün kıldıysa, ayların içerisinden Ramazan'ı üstün kıldıysa, günlerden Cuma'yı üstün kıldıysa, mübarek gecelerden Kadir Gecesi'ni üstün kıldıysa, Allah'ın üstün kılmasıyla o geceler şereflenmiştir. Başka bir şeyden değil.
Muhakkak ki günün içerisinde, seher vakti de önemli vakitlerden birisi de. Gece yarısından sonra bir buçukla beş buçuk arası, dört saat önemli bir saat dilimidir. O günün o saatlerinde, saatlikte muhakkak fayda var. İbn-i Mesut'ten rivayet, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in adında buyurdu ki, Allah ilk önce aklı yarattı ve ona dedi ki, bunu yazan ila zererde. Çünkü ona dediği teyle, dedi ki yardımcısı, öne döndü, arkaya döndü, buyurdu, döndü. Sonra şöyle buyurdu, senden daha çok sevdiğim gibi varlık yaratmamız. Senin yarattıklarının arasında en çok sevdiğimi arasındı. Allah önce aklı yarattı, Allah önce beni yaratıyor diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Başka bir hadis çıkılsın da, Allah önce ilmi yarattı.
Başka bir hadisler de, hadisi şerif, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem mazretleri, hiçbir şey yok iken ben varlıyım diyor. O zaman ilk yaratılan şey, hem akıl, hem ilim, hem ruh, hem sır, hem de yaratılmışın başlangıcı, Muhammed-i Mustafa'nın maneviyatı ve ruhaniyeti. O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mazretleri ilk yaratırken, hatta başka bir hadis-i şerifte, Adem yok iken ben peygamber edeyim diyor. Adem yok iken, Adem yaratılmazdan önce ben peygamber edeyim. O zaman ilk yaratılan şey, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mazretlerin ruhaniyeti ve nuraniyeti dir. Biz ona akılda, ulema ona bu hadis-i şerifler gireyince, akıl da denilmiş, ilim de denilmiş, ilk ruh da denilmişler. Bu ilk yaratılan şey, ilk yaratılan nesne Allah'a tam itaat etmiş.
Allah'a itaat ettiğinden dolayı Cenab-ı Hakk'ın diyor ki ben onu sevdim. Allah'ın sevmesinin sebebi onun itaat etmesi. Sebebi, Allah onu sevecek ayrı bir mesele. Demek ki Allah kendisine itaat edeni seviyor. Hani hadisi kudsi vardır ya, kul farzlarla benim hoşuma gidecek hale gelir. Nafilelerle de bana yaklaşır. O zaman kul farzlarla Allah'ın hoşuna gidiyor. Allah'ın sevdiği hale geliyor. Nafilelerle de yakınlık, yakınlık. Tasavvuf dilinde kur, peydah oluyor. Yakınlık Allah'ın farzlarını ifa etmekten geçer. Allah'ın haramlarından uzak durmakta geçer.
Yakınlığın kapısı imandır. Ondan sonra İslam'dır. Ondan sonra ihsandır. Yakınlık ihsana doğru yükleşir. Yani ilk önce iman edecek o kimse. İman ederekten Allah'a yakın olduğunu gösterecek. İslam'la kurbiyetini, temelini atacak. İhsanla artık o yakınlık iyice hemhal noktasına gelecek. O yakınlık iyice birbiriyle bir fark kalmamacasına, uzaklık kalmamacasına olacak.
Hani ayet-i kerimede diyor ya, bana secde edin ve yaklaşın. İnsanlar secde ederekten Allah'a yaklaşacaklar. İman ederekten yaklaşacaklar. Ve ilk yaratılan da Allah'a iman etti. Allah'a secde etti. Hani bana dön dedim, döndü. İşte sağa dön dedim, döndü. Geriye dön dedim, döndü. İlk yaratılan şey, yaratılır, yaratılmaz. Allah'a secde etti. Kendi nisanıyla. Allah'ı tesbih etti. Allah'ı tenzih etti. Hadis-i Kudüs'de diyor ki, o ilk yaratılan şey, Allah'ı tesbih etti. Allah'ı tenzih etti. Allah'ı yüceltti. Allah'ı yükseltti. Allah'ı tanıdı. Allah diyor ki, bu benim hoşuma gitti. O zaman mevcut, makul bir akıl, Allah'a itaati gerektirir.
Allah'a imanı gerektirir. Allah'a yakınlığı gerektirir. Bu kimse farzlarla, yaratılıştaki haline gelir. Farzlarla, yaratılıştaki hali, yani Allah'ın emirlerini yerine getirir. Ve Allah'ını sever. Bakın, Allah onu sever. Allah onu severse, arkası geliyor. Ne oluyor? Cenab-ı Hak diyor ki, onun gören gözü, duyan kulağı, olur mu okursunuz siz de onu şeylerde? Hadis-i metninde. Okuyorsunuz, öyle değil mi? Olur mu denilince yanlışlık var. Eksiklik var. Allah'ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz. Orada bir çeviri hatası var gibi geliyor bana. Allah sonradan olgunlaşmaz bir şeyler.
Allah önceden görmüyordu da sonradan mı görmeye başladı? Allah önceden duymuyordu da sonradan mı duymaya başladı? Allah önceden tutmuyordu da sonradan mı tutmaya başladı? Allah önceden yürümüyordu da sonradan mı yürümeye başladı? Orada bir eksiklik var. Aslında Allah bütün hepinizin gözünden görür. Hepinizi birbirinize şahit tutar. Kendisi şahitlendirir. Kendisi şahittir. Bir başka birisi şahit değildir. Kendisi şahittir. Bu felsefeyle yaklaşırsanız bir şey sizi görüyorsa bu ne olursa olsun gören Allah'tır size. Allah sonradan olgunlaşmaz sıfat olarak. Ve Cenab-ı Hak diyor ki farzlarla bana yaklaşır ben onu severim.
Ben onu seversen gören göz olur. Aslında Allah hep gören gözdür hepinizden. Ama biz bunu hissetmeyiz. O sevgiyle, o sevginin birleşmesiyle hissetmeye başlarız. Onun, o duygunun, o hissiyatın, bizdeki var olan, var olan o görme duyusunun, o işitme duyusunun Allah'a ait olduğunu idrak ederiz. Aslında açılan bizim idrakimizdir. Aslında açılan, yükselen bizim maneviyatımızdır. Ve o hale geliriz ki, bizdeki bütün fiiliyatın, bizdeki bütün harekatın, bizdeki bütün işlemlerin ve işlemlerin Allah'a ait olduğunu hissederiz. Bunu idrak ederiz, bunu anlarız. Ve bakarız ki, Allah Allah, bunda bizim fazla bir etkimiz yok. Midenize, damarınıza, sinirinize, yani sinirlerinize söz geçirebiliyor musunuz?
Hücrelerinize söz geçirebiliyor musunuz? Onları dizayn eden, tanzim eden, üst üste, alt alta koyan, kale gibi inşa eden bir zat var. Bir kuvvet var. Bundan haberimiz var mı? Yok. O devamlı çalışıyor. Bir hummâ. Ama çalışma böyle ne biçim bir hummâhen? Bütün herkes, bütün her şey görevini yerine getiriyor. Ve biz bunun farkında değiliz. Ne zamanki Allah sevgisi oluşacak, ne zamanki Allah'ın sevgisi bize tecelli edecek, o zaman bizim idrakimiz açılacak. O zaman bizim kalbimiz açılacak. Ruhumuz, nurumuz açılacak. Ve o zaman göreceğiz bizden görenin Allah olduğunu hissedeceğiz, anlayacağız. O zaman göreceğiz bizden dünyanın Allah olduğunu. Şu anda biz bunun farkında değiliz.
Şu anda biz normalde farkında olmayışımızın sebebi Allah'ın teslim olmayışımız. Allah'ta ölmeyişimiz. Ayet-i kerime var, enteresandır, çok hoşuma gider. Hani deriz ya, inancımız odur. Ölürler, ölme tüseri olanlar perdeleri kalkar, öyle değil mi? Ve gerçeği görürler de. Ayet-i kerime de öyledir, öyle değil mi? Tam toparlayamadım. Hani ayet-i kerime de tam ölüm esnasında, onlar işin gerçeğini görürler, bilirler der ya. O ölümü yaşarsak eğer biz, biz o zaman tam gerçeği, tam gerçeği öğrenmiş olacağız. O ölümü yaşayamıyoruz. O ölüm noktasına gelemiyoruz biz. O ölüm noktasına gelebilirsek, o ölümü yaşarsak biz o zaman işin gerçeğini öğreneceğiz.
Zaten tasavvufun da, dinin de, ibadetin de amacı bu. İnsanları o gerçekle karşılaştırmak. O gerçekle yüzleştirmek. Biz o gerçekle karşılaşıp yüzleşmemiş haldeyiz. Çünkü öldüğümüzde dirileceğiz. Gerçeği göreceğiz. O gerçek bizi diriltecek. O gerçek bizim ne olduğumuzu, kimle karşı karşıya olduğumuzu gösterecek. O gerçek bizim neyi nereye kadar yaptığımızı, neyi nereye kadar yapmadığımızı gösterecek. Aslında o gerçeği biz gece gündüz kendi kendimize yaşamamız lazım. Veyahut da bir sefer yaşayıp tam yaşamamız lazım. Veyahut da her gün aslında o bilerek, bilmeyen biz onu yaşıyoruz. Ama onu bilerek yaşadıktan sonra gerçek diriliş olacak. Ve o gerçek dirilişe ulaşınca neyin ne olduğunu anlamış olacağız biz. Gerçek dirilişe ulaşıncaya kadar biz gerçekten ölü hükmünde duracağız.
Yani kör hükmünde duracağız. Ama o ölümü yaşarsak, o ölümü tatarsak o zaman biz belki de başka manada dirilmiş olacağız. Bu dünyadan göç ederken ki ölümü söylemiyorum. Hani hadis-i şerifte ölmeden önce ölünüz var ya, ölmeden önce ölünüz halini anlatıyorum. Eğer ölmeden önce ölünüz hali insanların iman edip farzları yerine getirip nafilelerle Allah'a yaklaşmasıdır. İnsanlar Allah'a yaklaştıkça, Allah'a yaklaştıkça, dünyayla olan muhabbetleri biter. Allah'a yaklaştıkça, bu dünyayla olan muhabbeti bitmek demek, dünyayı terk etmek, malı, mülkü, dükkanı, çifti, çubu, çoluğu, çocuğu terk etmek olarak ağrılanmasın. Onlarla muhabbeti kesme, muhabbeti kesme, dünyayı sevmeme, dünya için ahireti terk etmeme, dünya için namazını terk etmeme, dünya için orucunu terk etmeme, dünya için zikrini terk etmeme, dünya için, dünya rahatı için ibadetlerini, nafile ibadetlerini terk etmeme.
İşte o yaklaşmanın sonucu bu. Allah bizi muhafaza eylesin. Heva ve heves hususunda görüş istemiş kardeşimiz, heva heves, nefsin ve şeytanın istekleridir. Allah'ın seveceği bir şey var iken, onu terk edip nefsini seveceği şeyle uğraşmamızdır. Allah'ın hoşuna gidecek bir şeyi bırakıp, nefsimizin ve şeytanın hoşuna gidecek bir şeyi yapmamızdır. Bir fiilyat, bir düşünce, bir anlayış, bir hareket. Allah'ın hoşuna gidecek, nefsimizin hoşuna gidecek. Nefsimizin hoşuna gidecek, eğer bunu uyguluyorsak biz heva ve hevesi uyuruz. Eğer yok, Allah'ın hoşuna gidecek olan şeyleri biz öne alıyorsak, Allah'ın hoşuna gidecek bu. Biz onu öne alıyorsak, o zaman heva ve hevesi terk etmiş olduk.
Günlük hayatınıza bakacaksınız. Çok basit. Bir şeyi yaparken bakacaksınız kendi kendinize. Bu yaptığım şeyden Allah'ın mı hoşuna gidecek, nefsin mi hoşuna gidecek, şeytanın mı hoşuna gidecek. Eğer Allah'ın hoşuna gidecek bir şeyse heva ve hevesi uymadınız. Ama yok eğer ki Allah'ın hoşuna gitmeyecekse o zaman nefsinizi uydunuz, heva ve hevesi uydunuz. Çok basittir bu. Çok basit. Ve hepimizin içerisinde bu oluşum vardır, bu olgu vardır. Hepimizin içinden. Yani mesela örneğin bir perşembe derse gitmediğimizde kendi kendimizi düşünürüz. Öyle değil mi? Kimi memnun ettik diye. Birisi memnun olmamıştır veya birisi memnun olmuştur. Bütün davranışlarımızdan bir şey memnun olmuştur, bir şey memnun olmamıştır.
Ne yaparsanız yapın. Namaz kılmadığınızda bir şey memnun olur. Ne? Nefis. Namaz kıldığınızda bir şey memnun olur. Kim? Allah. Çok basittir dengen. Çok basit. Yani siz şimdi annenizle kavga etseniz kim memnun olur? Şeytan ve nefis. Öyle değil mi? Peki babanızla kavga etseniz kim memnun olur? Şeytan ve nefis. Hanımınızı aldınız kafasını yumruğundunuz. Kim memnun oldu? Şeytan ve nefis. Çok basit. Ve günlük hayatınızı, günlük hayatınızı böyle zaptı raftı altına alabilirsiniz. Ya ve hayatımızda ortası yoktur bakın. Bir taraf memnun, bir taraf memnun değildir.
Memnun olan taraf Allah'ın tarafı ise, hani Hizmullah denir ya Allah'ın taraftarı demektir. Allah'ın partisi demektir. Allah'ın yanı demektir. Onu tabii bizim gözümüzde öyle bir kötülediler ki, biz böyle Hizmullah denilince tüylerimiz diken diken oluyor. Halbuki ayeti kelime, Hizmullah Allah'ın taraftarı demek. Hemen tüylerimiz diken diken oluyor bizim. O Yahudi, Masonik medyanın etkisinde kalıyoruz biz. O kafirlerin etkisinde kalıyoruz. Bugün radyo da dinliyorum. Afganistan'daki İslami teröristlerle mücadele devam edecek diyor. Rusya ile Amerika, Afganistan'daki İslami teröristlerle söylem bu. Ne olmuş oldu?
İslam terörist oldu. Kim Afganistan'da savaşanlar? Oranın halkı ve başındaki emperyalist gücü atmaya çalışıyorlar başlarından. Yani kurtuluş mücadelesi veriyorlar. Bundan 80 yıl önce Anadolu'ya gelenler, aynı anlayış Irak'a gitti şimdi, aynı anlayış Afganistan'a gitti. Ve biz şimdi oradakilerini terörist göreceğiz.
Ve İslami terörist diyor Afganistan'da mücadele eden insanlara. Aynı o dil bizim içimize işlemiş vaziyette. Yani desek ki biz, sen kimsin, ben Hizbullah'ım dese bir kimse, teröristsin sen deyip atarlar içeri şimdi. Niçin? Hizbullah kelimesini kullandı diye. Yani Allah'ın taraftarı demek. Allah'ın tarafında demek. İşte bir kimse iman ederse ve imanını yeşertir, elini yaşar ise Allah'a yakınlık peydah etmiş olur. Ve Allah'ın hoşuna gider, Allah'ı memnun eden halde olur. Eğer bu noktada yaşamıyorsa, şeytan ve nefsi memnun eder. Namaz kılmayan bir kimse kimi memnun eder? Heva ve hevesine uymuştur, şeytanı memnun eder.
Şeytan der ki Allah'a, hey Rabbim! Dememiş miydim ben sana, senin kullarını sapıtacağım diye? Aha sapıttın bir tanesi. Hem bir de bu Müslümanlarla benim için daha büyük bir kazanç. Benim için daha büyük bir kıvaat. Ve şeytan meleklere de övünür. Kim? Namaz kılmayan birisi için. Kim? Oruç tutmayan birisi için. Kim? Küfreden birisi için. Kim? Yalan söyleyen birisi için. Kim? Kıybet eden birisi için. Kim? Dedikodu eden, iftira eden birisi için. Kim? Zina eden, kumar oynayan, içki içen, bu tip işlerle uğraşan insanlar için. Bunları görerekten şeytan meleklere karşı övünür. Şeytan Allah'a karşı övünür. Der ki, demedim mi ben bunları sapıttıracağım diye? İşte sapıttı.
Ama bir kimse ibadet ettikçe, imanını, İslam'ını, ihsanını yaşadıkça da şeytan çatır çatır göbenden çatlar. Kahrolur, perişan olur. Ben bunları aldatamadım diye. Müşbüre gelen ben dahil. Hepimizi şeytan önüne öyle oyunlar ve tezgahlar çıkarır ki. Evet. Hepimizin eteğinden tartar, paçasından tartar, yakasından tartar. Gitme. Terleyeceksin şimdi. Yol uzun. Şöyle olursa, böyle olursa. Yorgunsun, yarın işe gideceksin tekrar. İşin var. Sana para mı veriyorlar orada? Sen işine bak. Dinlersen. Tembellik yapma. Çalışmak da ibadet. Çoluğunun çocuğun başında durmak da ibadet.
Ne işin var orada şimdi? Gideceksin terleyeceksin bir de. Adam gene demeden beri konuşacak bir şey mi konuşuyor ki? Gidiyor anda ne oluyor? 15 yıldan beri gidiyor. Gittin de ne oldu? Bak millet hal gördü, sen göremedin. Rüya gördü, göremedin. Millet uçtu, sen uçamadın. Millet denizin üstünde yürüdü, sen yürüyemedin. Boş ver canım, sen gitme. Nefis der bunları. Hatta der gözünü yumuyorsun, yumuyorsun, hiçbir şey görmüyorsun. Daha da sık gözün olmazsa. Belki bir şey görürsün. Bak yine görmedin bu gece. Yok canım, buraya gitme sen. Bu şehhte de iş yok. Dandin tek idade. Sen başka bir yere git canım. Daha yüksek yerlere araç. Yok filanca yerde çok büyük bir mürşid-i kamil varmış.
Gidip ona bağlan sen. Koparacak ya. Bak sana buradan kalk git, öbür tarafa otur dediler. Senden başka kimse yok mu? Neden sana söylediler? Bak yanındaki zikrular yaparken sana baktı. Bak öbürkün kafasını nasıl salıyor? Yarın öbür gün sen de mi öyle salacak? Yok canım terliyoruz ya, hasta oluyoruz ya. Ertesi güne böyle olmuyoruz ya. Sıralı hasta alabildiğin yere kadar. Hani Behlül'dan'a çıkmış ya, Harun Eşit çıkmış hutbeye demiş ki ey cemaat size demiş Allah'ın varlığını doksan dokuz veçede anlatacağım. Behlül'dan'a çıkmış dinlemeyin bunu demiş. Durmuşsa bu doksan dokuz kez şüpheye düşmüş çünkü demiş. Kendi şüphelerini anlatacaklar. Ben kendi şüphemi anlatıyorum size.
Ya böyle böyle diyecek diyorum ya dedi hep bize. Bunları hep dedi bize. Gitme dedi ya ne yapacaksın? Ha böyle gidiyorsun, biliyorsun 20 yıldan beri. Ha bir gece de gitme ya otur evde ya. Ne olmuş ki bir gece gitmeyince. Her bir görsünler. Senin eksikliğini anlasınlar. Hiç kimse de bir şey demez ya gördün mü bak. 15 yıllık, 20 yıllık arkadaşların neredesin diye sormadı. Vefasız bunlar canım. Bırak git bunlar. Bunlar hep nefsin oyunlarıdır. Şeytanın oyunlarıdır. Ve bunları hep işler har. 3 aşağı 5 yukarı hepiniz bu tezgahlardan geçersiniz. Anneniz, babanız, eşiniz. Hatta hanımlar evde çocukları öğretirler. Tam baban gideceği zaman baba gitme de ağla. Tam adam evden çıkacak çocuk başlar ağlama.
Baba ben seni göresim geldi de. Senle hiç otaramadık da, bir aile olamadık da ben sana bir şey diyecektim. Lan perşembeyi mi buldun? Bir komplo var işin içerisinde. Ya bu devamlı. Perşembe günü annen baban sana gezmeye gelir. Gidemesin diye. Hatta hanım da istemiyorsa onlara tüyo atır. Siz gelin. Tüyo veriyor onlara. Neden? Sen gideme derse. Veya kendi annesini babasını çağırır. Evde kayınvalide kayıp eder. Nasıl gidecek adam? Kendi kendini düşünür şimdi. Çaprazlamaya kaldı. Silkelese gelse ayıp olacak. Gelmese yine ayıp olacak. Bu sefer de nefsine hoş gelir oturur. Bir dahaki perşembeye yine oturdu. Bir dahaki perşembeye bir daha oturdu. Hatun onun gardını indirdi aşağı.
Tezgaha girdi adam. Ders gitti. Hatun bayrağı dikti eder. Veya derse gelmesini istemeyen kimse. Allah'ıma hafaza eylesin. Bunları aşarsa bir kimse o zaman heva ve hevesi uyumamış oldu. Allah'ın emirlerini yerine getirdi. Allah'ın dileğini, Allah'ın dediğini yerine getirdi. Hayatınızda şunu distur edin. Bu Allah rızası için bir söz. Allah için bir söz. Hayatınızda bir tek bir şey önemli. Bir tek bir şey. Allah'ın memnuniyetini. Bu çok basit, çok zor. Çok basit, çok zor. Ama çok kıymetli bir şeydir. Ve hayatınızı öylesine kolaylaştırır ki.
Ve hayatınızı hesapsız hale getirir. Bağlantısız hale getirir. Özgürlüğünüzün tadını çıkarırsınız. Özgür olmak istiyor musunuz? Bir tek bir şeye bakın. Allah'ın memnuniyetine. Bu meseleden Allah razı mı? Bu meselede Allah'ın emri var mı var? Bu iş Allah'ın hoşuna gidiyor mu? Gidiyor. Selamun aleyküm. Ben Allah'tan tarafıyım. Ben Allah'tan tarafıyım. Bir laf. Bu akşam benim dersim var. Beni çağırıyor. Kim? Allah. Diyor ki perşembelere gel zikrullah yap. Ben gidiyorum. Valide dedi. Nereye gidiyorsun? Allah çağırıyor. Ne dedim ben? Nereye çağırıyor? Zikrullah'a çağırıyor.
Beni zikredin diyor. Ayet-i kerime yok mu? Beni zikredin. Ayet-i kerime var. Beni zikredin. Allah'ın emri var. Allah'ın çağrısı var. Beni zikredin demiş. E ben gideceğim onu zikredeceğim. Onun emrini dinliyorum ben. Bu iş kimsenin emrini dinlemiyor. Öbürü ki diyor ki gitme. Ya sen şeytanın emrinde misin? Allah bir diyor ki beni zikredin. Öbürü ki diyor ki zikretme. Kim zikretme diyor? Şeytan. Zikre göndermeyen kimdir? Şeytan. Namaza göndermeyen kimdir? Şeytan. Orucu tutturmayan kimdir? Şeytan. Hevâ, heves, nefis. Allah düşmanı, kafir, münafık, müşrik. Bunlar orucu sevmezler. Namazı sevmezler.
Zikrlığı sevmezler. Zikredenleri sevmezler. Namaz kılanları sevmezler. Oruç tutanları sevmezler. Kimler sevmez? Kafirler sevmez. Müşrikler sevmez. Münafıklar sevmez. Şeytan sevmez. Şeytana tapanlar sevmez. Nefis sevmez. Sen de sevmez. Aaa. Sen de sevmez. O zaman kimsin sen? Şeytanın taraftarısın. Şeytanın taraftarısın. Ve hayatınızın bütün alanlarında hareketler. İki taraf vardır. Üçüncü bir taraf yok. Bir taraf Allah'ı sevenler. Bir taraf Allah'ı sevmeyenler düşman olanlar. Sizde de iki taraf vardır kendi içinizde. Bir tarafınız Allah'ı seviyordur. Bir tarafınız Allah'a düşmandır. Allah'ı seven tarafınız namaz kıl der. Allah'a düşman tarafınız der ki ya şu işi de hallet.
Biraz ehven gösterir size. Şu müşteriye bak da kıl canım. Şunları da savuştur da kıl. Kılarsın ya ne olacak ya. Ya ne olacak ikindiyle de birleştir canım. Adam orada dedi ya çok sıkışırsanız birleştirin diye. Ve fayda alıyor bender kendi kafasına. Ben dedim ki yolda çok sıkışırsanız. Bir şey bulurum. Neden? O içinizdeki o yarımınız var ya Allah'ı sevmeyen. Allah'a düşman olamayın. O dürtüklüyor. O dürtüklüyor. O diyor ki ya aman ya şurada bir nefes al bak ya ne kadar güzel ya. Allah muhafaza eylesin. Allah'a yaklaşmayı kendinize distur edin. Allah'a yakın olmayı kendinize distur edin. Allah'a dostluk kapısını açmaya kendinize distur edin. Allah'a dost olmaya çalışın.
Allah'la dostluk peydah etmeye çalışın ki Allah yolunda Allah'ın hizbi, Allah'ın taraftar olasınız. Ve böylece hayatınız kolaylaşmış olsun. Birinin eli kalktı arkadan. Sorun soracaktı en arkadan gelen. Evet. Hakkınızı helal edin inşallah. 3. İhlas müfatiyesi. Allah'ın sağlıkları evvelemize asrahi kainatüle sahi mevcidat.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelip iş geçmiş bütün peygamberimizin şan efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı edeydik. Bası meşsidareyle ya Rabbi. Amin. Överdareyle ya Rabbi fevzatlarına himmetlerine şefaattir üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Överdareyle ya Rabbi fevzatlarına himmetlerine şefaattir üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Överdareyle ya Rabbi fevzatlarına himmetlerine şefaattir üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Överdareyle ya Rabbi fevzatlarına himmetlerine şefaattir üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin.
Överdareyle ya Rabbi. Geçmiş müştü kamille ve velilerin evliyaların dermişleri hükminden ruhlarına ayrı edildik. Vası meşsidareyle ya Rabbi. Amin. Üstadımız müşüdümüz canımız canımız Canımız bayıdırlar. Mustafa Efendi Hazretler'in ruhani tükselerine dirilik. Vası meşsidareyle ya Rabbi. Amin. Ruhani tükselerine dirilik. Vası meşsidareyle ya Rabbi. Amin. Şu an müşüdü kamilleri velilerin evliyaların dermişleri hükminden ruhani tükselerine dirilik. Vası meşsidareyle ya Rabbi.
Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.