Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 3 Ağustos 2020 · 49:42
Dilin anlatışı aydınlatır, aydınlatır ama dile düşmeyen, söze gelmeyen aşk daha da aydındır. Kalem yazarak koşar gider, aşka geldi mi çatlar da kala kalır. Kalem kendi elinden koşar, yazar. Yazmak aklın içidir. Akıl yazdırır kalemi. Aslında kalem koşarken kalemin arkasında bir el vardır. Kalemi koşturtturur. Koştu deriz.
Eyi görmeyiz. Elin arkasında da bir akıl vardır. Aklın arkasında bir idrak vardır. İdrakın arkasında bir düşünce vardır. Bunları topladığımızda o kalemi koşturturan düşüncedir. Aslında arkasındaki akıl kala kalır. Biz genelde akılla düşünceyi bir ortada ediyoruz. Aklın içerisine koyarız. Aslında orada kala kalan akıl.
Gelince susar kalır. Koşamaz. Haset-i Mevlana ilk önce öndekini söylüyor. Arkasındaki asıl söylemek istediği sonraki beytler. Yazarak koşuyor ama çıkartılır gelince kala kalır. Çıkartılır gelince kala kalmasının sebebi batmada eşek gibi balça saplandı da yattı gitti. Aşkı da kılığı da gene aşk aşmasının kalması akılın batmasındandır.
Akıl aşka gelince batar. Eşek gibi. Bu misal çok hoşuma gider benim. Şimdi insanlar eşek görmediler hiç. Şimdi insanlar beygir görmediler hiç. Görseler de televizyonlarda görüyorlar. Hiç bataklığa saplanmış bir eşek görmemişsinizdir siz. Hiç bataklığa saplanmış bir at, bir beygir görmemişsinizdir siz. Bataklığa saplanmış bir beygir, bir at, bir eşek, bir inek görmüş olsaydınız, bataklığa saplanmış bir hayvanın nasıl çırpındığını görürlünüz.
Hayvan bataklığa çırpınır, bataklığa saplanır. Bataklığa saplanınca biraz çırpınır önce kurtulma ümidiyle. Kurtulma ümidiyle çırpındıkça batmaya başlar. Öyle bir hale gelir ki yavaş yavaş batıyordur. Çırpındıkça battığını görür, anlar, hareket etmemeye başlar ama iş işten geçmiştir artık. Hayvancağız an geç, an ve an battığını görür, değişik sesler çıkarmaya başlar.
Eşek gibi anıramaz, at gibi kişneyemez, inek gibi bağıramaz. Değişik sesler çıkarmaya başlar. Homurdanır, inler, inler. Kendi lisanıyla, kendi diliyle bir yardımcı bekler. Kendi lisanıyla, kendi diliyle bir kurtarıcı bekler. Değişik boğuntulu sesler çıkarmaya başlar. Ümitsiz vakadır. Kendi kendisini, dahi ümidini keser. Gözleri fırlar dışarı. Ölüm korkusu ona da basar. Ölüm korkusuyla artık o dehşet içindedir. O çırpındıkça batar, çırpındığını görünce gözlerinde kocaman bir dehşet görürsünüz. Kocaman bir dehşet.
O kocaman dehşet arasında kendisini kurtarmaya gelenlere dahi zarar verir. İyice huysuzlaşır. İyice dehşete kapılır. Hazreti Mevlana, öylesine aklı demiş ki, üzerinden trilyon yıllar geçmiş olsa, aklın, aşkın karşısındaki elinden hiçbir şey gelmez halini kimse böyle tasvir edemezdi. Ancak dediği gibi, aşkı da, ancak aşkı ve aşıklığı açısındaki o dehşete kapılmış.
Beni bize anlatırsız. Aslında o hayvani akıl bakınca, aşığa bakınca, aşığa bakınca, kendisini görürsün. Ve kendisinin ne kadar dehşete düştüğünü ve o dehşette ne büyük bir sıkıntı yaşadığını kendisi de anlar. İşte adiselere, meselelere aklıyla bakanlar hep kendilerini karda zannederler.
Hep kendilerinin kafalarının çalıştığını zannederler. Hep kendilerini üstün zannederler. Hep kendilerini kıymetli zannederler. Şeytan gibidir onunla. Hani şeytan dedi ya, benim yaratılışım onun yaratılışından üstündür. Ben nasıl ona secde edeyim dedi. Aklın durumu şeytanın durumu gibidir. O der ki, benim yaratılışım onun yaratılışından fazla. Ben nasıl aşka itaat edeyim? Ben nasıl aşığa itaat edeyim? Onda kıl bende de var. Onda ki göz bende de var. Onda ki kulak bende de var. Onda ki ayak bende de var. Ben nasıl aşıkmış da bana itaat edeyim? Onun önünde secde edeyim. Onun önünde her pençe durayım da. Ebu Cehil'in aklıdır bu. Ebu Cehil de öyle demedir.
Peygamberlik gelecek olsa bana gelirdi dedi. Ve peygamber bana gelmeliydi dedi. İşte akıl öyle bir şeydir. Akıl aşığı görünce debelenir. Aşığı görünce çırpınır. Aşığı görünce hiç sevmez. Aşığı görünce nefret eder. Aşığı görünce akıl eresi gelir onu. Ve aşığın arkasından hep kıymet eder. Hep dedikot eder. Aşığı gördüğünde öldürüveresi gelir onu. Aşığı gördüğünde parçalığı veresi gelir. İçi durmaz. O'ndan nefret eder. Aslında nefret ettiği kendisidir. Aslında nefreti de kendisinedir. Aslında kızgınlığı da kendisinedir. Aslında çırpınışı da kendisinedir. Aslında kendi zavallılığını görür.
Aslında kendi ne yazık ki hayvanlığını görür. Aslında kendi şeklini görür. Ve gördükçe daha da kimlenir. Gördükçe daha da kızar. Ve o yüzden aşıklar Allah dostudur. O yüzden aşıklara kızanlar Allah düşmanıdır. Onlar aşığa kızarlarken Allah'tan nefret ediyorlar aslında.
Allah'tan nefret ederlerken de kendilerinden nefret ediyorlar aslında. Ve onlar nefret hummasına kapılmışlar. Onlar dehşet deryasına kapılmışlar. Onlar çamur deryasına kapılmışlar. Onlar çünkü aşıklıktan kendilerine bir çay kaşığı dahi bir şey almamışlar. Çünkü aşık varlığın hazinesidir. Onun özüdür. Onun ta kendisidir. İdir kokusudur. Dari ki bitti. Yapacak söyleyecek iş.
Ve akıl durunca aşkı başka aşkı da anlatacak olan hiçbir şey yok. Aşkı da anlatan aşıktır. Biz aşığa baktığımızda kendi aşıklığımızı görürüz. Biz aşığa baktığımızda aşığın aşıklığını anlatırken aslında kendi aşıklığımızı anlatır.
Ve bütün aşıklar aşıkları anlatırlardı. Ve bütün aşıkları toplarsanız ve aşıkların dilinden aşıklığı dinlerseniz ve bütün aşıkların dilinden düşen aşıklıktır. Bütün aşık eser. O zaman bir aşık bulursanız ve o aşıktan bir aşık tarifi alırsanız ve o aşıklarınızda onun aşıklığını izlerseniz aslında o kimsenin.
O yüzden Yunus'ta kah eserim yerler gibi, kah çoşarım seller gibi geliyor. Onun üzerindeki tecelliyat aşkın tecelliyatıdır çünkü. O yüzden Hazreti Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı etkenin üzerine dedi ki, Sen atımın, ben atımın. O yüzden dedi, sen öldürmedin, ben öldürdüm. O yüzden dedi, senin elinde tutanlar benim elimi tutmuştur. O yüzden dedi, sana düşman olanlar bana düşmandır. O yüzden dedi, sana dost olanlar bana dosttur. O yüzden dedi, senin izinden gidenler benim izimden geçmiştir. O yüzden dedi, sana iman edenler bana iman etmiştir. Sana iman etmeyen bana da iman etmemiştir. Neden?
Çünkü o yeryüzünde tecelliyat noktasına en zirve noktası. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı etmiştir. O yüzden ona iman, Hazreti Allah'a iman. O yüzden Allah dedi ki, o hevâ-ı hevesinden demedi. Benim dedi mi dedi. O yüzden Hazreti Allah, onun fiiliyatlarıyla beraber her şeyini kendi üzerine aldı. Konuştuğunu, nefesini, hadedini, yürüyüşünü, yemesini, içmesini, evlenmesini, boşanmasını, savaşını, barışını, her şeyini ne yaptı? Kendi üzerine aldı. Dedi ki, o benim her şeyimdir. O benim dediğimi yaptı. İşte aşkı, ağrışı, gülür.
Neyin üzerinde? Salallahu aleyhi ve sellem adı etmiştir. Güneşe delil yine güneştir. Güneşe delil başka bir güneş değildir. Güneşin delili kendisine ait. Güneş, güneş olmanın tecelliyatını bizim üzerimize indirir. Bizim üzerimize indirdiği için biz ona deriz ki güneş. Onun sıfatıyla sıfatlananlar vardır. Güneş gibidir. Güneş demeyiz. Güneşin gündüz yaptığını gece bize yapar. Biz ayağı güneş demeyiz. Tarif ederken deriz ki, güneş gibi. Geceleri aydınlatır ya az bir şey. Güneş gibi, güneş değil. Hani bir şey ısıtır bizi. Biz ona bir para ödemezsek, bir bedel ödemezsek deriz ki, güneş gibi bedava ısınıyorsun. Veya birden bir aydınlık çok çıkıverir bir taraftan.
Deriz ki, güneş gibi, gibi, gibi. O zaman güneşe delil kendisidir. Güneşe delil bir başka bir şey değildir. Aşya delil, aşka delil. Delili, delili. Biz kendimizi delillendiriyoruz. Delil kendimizi. Biz cennetlik miyiz, cehennemlik miyiz? Delillerimizde. O yüzden dedi Hazreti Peygamber. Cehennemlik olanlar cehennemlik amel işlerler. Cennetlik olanlar cennetlik amel işlerler. Sen cennetlik mi olmak istiyorsun hayat, buyur. Delilin elinde cennetlik amel işler. Seni zorla cehennemlik amel işleten yok.
Delilin sensin. Sen iyi bir insansan, buyur iyiliğini sen göster. Delilin sensin. Sen iyi bir insan olsan, etrafında iyiler toplanırdı. Sen iyi bir insan olsan, sen etrafına iyilik saçardın. Delilin kendinsin sen. Sen kötü birisiysen, senin etrafında kötüler toplanacak. Sen karanlıksan, etrafında karanlıklar toplanacak. Sen cimriysen, etrafında cimriler toplanacak. Sen cömertsen, etrafında cömertler toplanacak. Sen hastasan, herkesi hasta göreceksin. Delilin sensin. Bir başka birisi değil. O zaman Yunus gibi, ne ararsan kendinde ara. Hazreti Mevlana gibi, ne ararsan kendinde ara. Sen kendi kendini delillendiriyorsun. Güneşe delil.
Güneşse, dünyaya delil dünyadır. Sana delil, sen kendinsindir. Bir başkası sana delil değildir. Sen kendi elinde delillendirirsin. Ne dedi Hazreti Peygamber, mahşere çıktığında der, kesin kendi delili kendisinedir. Elini orada konuştur, delil olur. Der ki, harama uzattın beni. Allah seni helalları tutman için yarattı beni. Ama ey benim sahibim olan nankördür. İşte delilini inkar et hadi. Göz, kendisi delillerini. Atar kendini ortaya. Der ki, şikayetçiyim ben bundan. Ya bu görendir. Söyle der şikayetini.
Sen, beni helallara baksın. Senin sıfatlarının güzelliklerini seyretsin. Hiss alsın, ibret alsın diye bana bunu verdi. Ama bu gitti nankörlerden, hainlerden oldu. Benimle haramlara baktı. Beni çok uyuttu. Beni çok uyuttu. Beni çok kapattı. Ben temaşa etmek isterdim. Yapraktaki tecelliyatını. Temaşa etmek isterdim. Oktaki tecelliyatını, buluttaki tecelliyatını. Yağmur dalmasındakının tecelliyatını. Ama bu benim sahibim olacak olan. Bu hain var ya. Evet, beni doğru yolda kullanmadın. Şahidim ve şikayetçiyim. Delil kendinde taşıyorsun. Her şeyin delili kendisidir. Çıkıverir senin oradan.
Neleri sevdiğini teker teker söyleyiverir. Delilidir insanın kendisi. Hani hadis-i şerif vardır. Alır gelir insanlara. Zina edenler, tövbe etmezlerse, zina etmiş. Hani böyle köpekler vardır ya, cinsel ilişkiye girmiş, cima etmiş. Ve köpekler, kendilerince utanırlar ama birbirlerinden ayrılamazlar. Sokaklarda dolaşırlar. Şimdi köpekleri de göremiyoruz artık. Biz de sokaklarda, aynı diyor, köpekler gibi haç durunlu. kumak yerde, zina ederler. Bakın, insan kendi delilini kendisi götürüyor buradan. Değil sensin, başka bir birisi değil. Bir başkası seni senin için gözetlemiyor. Sen kendi kendini gözetliyorsun. Sen kendi kendinin delilisin.
Sen kendinsin değil. Bir başkasının şehadetine gerek yok. Sen iyiysem, senin iyiliğine şehadet ediyorlar. Sen iyi değilsen, kimse senin iyiliğine şehadet etmiyor. Bugün bir abimiz vefat etti. Allah rahmet eylesin dün gece. Bugün cenaze namazı var. Cenazesine gittik. Sabahtan, Adnan kardeşe telefon açmıştım. Polisimiz hizmet yapıyordu. Dedim ki, Adnan, dedim bir kendi destan koyun dedim. Taputunun başına. Gittim taputunun başında bakın. Dedim ki, insan neyle yaşıyorsa, ölür diyor. Onun başında destan var. Sevindim onun adına. Dedim ki ya, o kimse dedim, sürüte belgatı, polisimizlik hizmeti yaptı.
Daha ölür ölmez daha. Daha kabre konmazdan önce, kabre konmazdan önce, ikramı alıveriyor insan. Cenab-ı Hak lütfen, lütfen ikram ediyor. Allah'ın işi. Kafasında bir destan var. Kursa'da kafasında destan var. Gömülen herhalde tek insan. Destan mı? Destan bu. Yani, bu sikkerin üzerinde salın. Delir kendini. Hadi, hani, hani Şerif var ya, nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle delirtilirsiniz. Eve, ziyarete gittiğimde, hastalığa, dedim ki, sakın ha, dersten geri kalma. Gelemeyecek olduğu zamanlarda, arkadaşlar haber verdiler, gelip seni evden alsınlar.
dedim, gel orada, otur bir kenarda, dedim, bir koltukta otur. Allah, beğenlerle beraber olduk. Ölüm ne zaman gelecekse, gelecek. Bir perşembe dersine getirdiler, hani birkaç hafta geldi. Kendi kendime baktım. Dedim ya, ne kadar güzel bir yolda. Hastanın zikir halkasında. Sorun, babası ölenden, babanız ölmezden önce, bir hafta önce, zikir alakasına giden var mı? Ölmezden bir hafta önce, perşembe zikrine giden var mı? Zikrullah alakasında, cayır cayır zikrullah'a katılan var mı? Amcalarınıza bakın. Ben amcamız, zikrullah alakasına gitti de, ölmezden üç beş gün önce, zikir alakasında durdu.
Ben, benim yok. Dayılarınıza bakın. Annelerinize bakın. Akabalarınıza bakın. Beş tanesi, ölmezden önce zikir alakasına gitti. Sağsa babalarınız, düşünün eşine, çoluna, çocuğuna, annesine, babasına hayırlı ömür versin.
Ama üç gün sonra vefat etseniz, neredeydiniz o gece? O hafta ne yaptınız? Kim halakayı zikrullah'a katılırsa, affolmuş olarak kalksın. Hadi buyurun. Bir ibadet söyleyin ki, oradan affolmuş olarak kalksın. Delir insanın kendisi. Nasıl güneşe delir güneşse, sana da delir kendinize. Hani derler ya, Allah der ki diyor, ben sana nefes verdim, nerede harcadım? Ben sana para pul verdim, zenginlik verdim, nerede harcadım?
Ben sana ilim verdim, nerede harcadım? Bakın bunun nefesine, nerede harcadın? Delirin sensin. Elinde. Nefesin elimde. Bak nefesine tek tek say. Nerede nefesini harcamışın? Bak delirin kendinde. Kazandın parayı, nerede harcamışın? Bak delirin kendinde. Allah sana hasbelkader, bir harp dahi ilim vermiş, sen o ilmi nerede harcamışsın? Bak bakalım. İlimden para mı kazanmaya kalktın? İlimden çaka mı satmaya kalktın? İlimden hava atmaya mı kalktın? Aman bu ayaklı kütüphane demek için mi yaptın? Aa ne sorarsan sor buna desinler diye mi yaptın? Bak bakalım. Yoksa ümmeti Muhammed'in faydasına, faydalı olmak için, kimse bilir lan, bir harp ver etmeye mi kalktın?
Bak bakalım paranı nereye harcadın? Bunun eline şatafakta olsun diye mi harcadın? Ama bunun arabası kimse de olmasın. En üstün araba bunda olsun diye mi harcadın? Aa bu bir paralıdır, bir paralıdır. Desinler diye mi durdun? Bak bakalım kendine. Kendi resmini kendin çek. Bir başkası senin resmini çekmeyecek. Sen kendi resmini çek. Megalomanlar gibi var ya böyle kız bakıyor öyle telefonla çık çekiyor. Ondan sonra yanında gına gösteriyor. Ne kadar güzel çıktın değil mi? Megaloman benim gibi. Ona baktı güzel mi dedi. Böyle dedim bu alemde çirkin bir şey yok ki dedim güzel mi diye soruyor. E kendi kendini çirkin görüyorsun sen aslında dedim. Nasıl yani dedim.
Çirkin görmeseydin güzel mi diye sormazdın dedim. Sormaz mısınız güzel mi oldum diye? Aslında kendi çirkinliğinize inanıyorsunuz. Kendi çirkinliğinize inandığınız için güzel miyim diye soruyorsunuz. Hani boyanıyorlar ya. Boyananlar kendilerini çirkin gördüklerinden dolayı. İnsanlar da gidiyorlarmış ya kaşlarını maşlarını aldırıyorlarmış ya. Kendilerini çirkin gördüklerinden kendilerini çirkin görüyorlar. Çirkin gören çirki deliliğine kendisi insanın. Sen neysen öyle görüyorsun.
Güneşe delil güneş. Ya delil aşık. Aşka delil. Her şeyin delili kendisi. İşte Hazreti Möcran diyor ki güneşe delil yine güneştir. Sana delil gerekse ondan yüz çevirme. Sana bir delil lazımsa güneşle alakalı Sen güneşten sakın yüz çevirme. Güneşten yüz çevirdiğin anda karanlıkta kalsın. Delilsiz kalsın. Sana bir delil gerekse yolda yürümek için Sen o yol güneşine sırt çevirme. Sırt çevirdin. Kala kaldın yine. Delilsiz kaldın. Kur'an senin delilin yüz çevirme. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem senin delilin yüz çevirme.
Allah bunları yeryüzüne delil olarak indir. Yol bulasınız diye. Sana delil. Senin mürcidin. Senin velin. Yüz çevirme. Sana delil olarak indir. Sakın ha. Delilden yüz çeviren. Delilsiz kalır. Işıksız kalır. Yolsuz kalır. Nefessiz kalır. Allah muhafaza eylesin. Allah'ım. Gölge de onun bir izini verir. Verir ama güneş her soruhta canı şırsa var. Gölge güneşin varlığına delidir. Gölge olmazsa güneş yok deriz biz. Zifrinde gölge olur mu? Olmaz.
Güneş doğarsa varlıkların gölgesi düşer. Güneş doğmazsa varlığın gölgesi düşer mi? Düşmez. Gölge bizi bir şekilde güneşe götürür. Mecaz aşk. Bir şekilde bizi hakikata götürür. Mecaz. Mecaz hakikata götürür derken mecazda kalmamak şartıyla. Hani bizim bazen genç sevgililer vardır. Bana da sorarlar. Birisine duyduğumuz sevgi bizi hakikata götürür mü? Ben de aman sevgiden uzak kalmasınlar. Alkışlarımlar. Seviyorsan birisini harika derim ya. Sevebiliyorsun sen. Kimisi de saf. Zannediyorlar ki kendi böyle nefislerinden, kendi böyle heveslerinden sevdiklerine aşıklık zannediyorlar. Kendisini Leyla'nın yerine koyuyor.
Kendisini Mecnun'un yerine koyuyor. Kendisini Yusuf'un yerine koyuyor. Kendisini Züleyha'nın yerine koyuyor. Kendisini Aslı'nın yerine koyuyor. Kerem'in yerine koyuyor. Ferhat'ın yerine koyuyor. Hani Leyla, Leyla derken bulurum Mevla'yı, Mevla'nın aşkına yandı gidiyor. O da Leyla, Leyla derken Mevla'yı bulacak ya. Onun da bir Leyla'sı var. Diyor, Leyla çok çirkinmiş. Öyle diyorlar diyor. Senin sevdiğin de çirkin değil hocam diyor. Ha o Leyla değil o zaman. Kalıyor. Sokaktaki köpekleri Leyla'nın gözüne benzetip sevdiğin oldu mu dedim. Yok dedi. Biliyor musun dedim Mecnun.
Bu köpekler Leyla'nın sokağından geçmiştir değil. Onları sever okşar dedi bunlar. Leyla'nın sokağından geçmiş. Bir gün arkadaşa der ki ey Fuat. Mecnun'un gerçek adı Fuat'tır. Ey Fuat'tır. Bu köpekler Leyla'nın kopusunun önünden geçme ihtimalleri hiç yoklar. Sen bunu nereden çıkardın? İhtimal gider. Bunlar Leyla'nın kopusunu almıştır. Kim dedi büyük aşk diye? Onu tanımak istiyorum. Kim dedi? Sen mi dedin? Çok küçük bir aşk diyor. Küçücük.
Küçücük minnacık. Minnacın da minnacın. Minnacın da minnacın. O minnacın minnacın dair bütün insanları hayran ediyor. Çünkü insanlar sevmekten uzaklar. İşte bu gölgeler hakikada işarettir. Ama gölge gölge olmalı. Gölge gölge olmalı. Biz heva ve heveslerimizi mecaz aşk değil cancazlar. O yüzden sakın bir kadına aşık olarak da Allah'a aşık olacağınızı düşünün. Sakın bir erkeğe aşık olarak da Allah'a aşık olacağınızı düşünün. Bir şey daha söylerim de üzülürsünüz.
Kime aşık olduğunu düşünüyorsan hadi fotoğrafa yönelde kıl namazını. Birine aşık olduğunu söyleyene çok basiptir sözü. Nerede yaşıyor? Bir gün birisine sordum. Nerede yaşıyor dedim ben? Samsun'da dedi. Hemen aldım omuzlarından tuttum. Samsun'a doğru çevirdi. İste dedi. Ne dedi? Sevdiğinden istedim. Aşık değilsin dedim yalancısı. Neden dedim?
Aşık maşık. Aşık olduğunuzu söyleseniz. Erkekler hangi kadına aşık olduğunuzu? Aşık. Maşık kuldan istemezse. Vallahi de billahi de dillahi de kübüretlidir. İyyâten ahmedü ve iyyâten estâîn. Ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım ederiz.
Kimse maşûd ona ibadet et. Gönülde iki sevda ne zamandan beri var? İki tane maşık ne zamandan beri var? Ne zamandan beri iki tane ilahınız var? Ne zamandan beri iki tane maşûnunuz var? Ne zamandan beri iki bediniz? Maşûndan ister. Aşık maşûne ibadet eder. Maşûnu anlatır. Aşık maşûnun dilidir. Aşık maşûnun gözüdür. Maşûnun elidir, ayağdır. Kalbine baksın, kalbinde hangi maşû varsa ondan istesin.
Ona ibadet etsin. Şimdi bir kadını çok seviyorum diye dönsün kadına namaz kılsın. Bir erkeği çok seviyorum diye dönsün o erkeğe namaz kılsın. Aşık maşûna ibadet eder. Nerede bir Hazreti Peygamber? Zayıf hadis olarak söylediler. İnsanın insana secde etmesi emredilmiş olsaydı, kadınların erkeklerine secde etmemelerini emrederdir.
Neden? Hiç düşündünüz mü? Menfaat. İnsanlar menfaatlerine secde ederler. O zaman insanlar neye aşıktır? Menfaatine. Bir kadına çok aşıksa, hadi kadın senin yüzüne bakmasın bakalım aşıklığın devam edecek mi? Bir erkeğe çok aşıksa, hadi erkek yüzüne bakmasın bakalım aşıklığın devam edecek mi? İşte aşıya delil, yine aşık oldu. Aşka delil, yine aşk oldu. Gölgeler bunlara delil olsa da o gölgenin içeri peşine gidecek olan insanlar gerçekten kemal. Bir izini verir, verir. Can dışarı salar.
Bir veli vardır, bir de halifeleri vardır. Halifeler, takirler, çavuşlar velinin gölgesi gibi. O gölgeden veli bulunur. Bir derviş, velinin gölgesi hükmündedir. Bir başkası dervişteki edebi, adaba, fazilete, ondaki güzelliğe, nuraniyete, uhreviyete bakar, der ki ya bu hale getiren var.
Ona sorarlar hemen, sen nerenin gülüsün, gülgülüsün dervişisin? O kimse iyi bir iş yaptıysa şöyle der, filanca efendinin dervişi. Eğer o bir kötülük işledi de, dervişi tasladıysa ona kızarlar, sen nerenin dervişisin? Eyvam, o saklıcan diye uğraşır. Küstahsa kendini haklı çıkartacak ya, var filanca şeyhin dervişi.
O da küstahı, suçunu görmüyor. Bakın gölge, o güneşe ne oldu? Delil oldu. Bir derviş, velinin gölgesi hükmündedir. Bir halife, bir çavuş, bir nakip, bir nükabban, bir ders yaptıran kimse. Orada ilahi söyleyen, sema eden, ne yükleyen? Bende vurar. Gölgesi hükmündedir. O yüzden dedim, suç verin, kapat verin diye. O zaman gölge ne oldu? Güneşe delil oldu. Güneşin delili oldu gölge. O zaman gölge, o güneşin bize izini gösterir. O güneşin izini bize ne yapar?
O gölge anıdır. Özür dilerim. Gölge gece masalı gibi uykunu getirir. Gölgenin bir de o hali vardır. Gölge uyku getirir. Sen gölgeye aşık olursan uykum gelir senin, gaflet basarsana. Sen gölgenin peşine takılırsan ve gölgede kalırsan, gaflet basarsana. Sen güneşin alnında ceğer ceğer yanarken uyuyamazsın. Gölgeye kendini atarsın serin yere, gölgede gaflet basar, uyursun sen. Güneşin alnında uyuyamaz insan. Gölgede canı rahat bulur. Şeyhin yanı yakar adamı. Şeyhin etrafı, adımı yakar. Uyanık olacaksın. Alnı içtim üzerinde duracaksın. Hareketle duracaksın.
E biraz uzaklaşınca, insan gölgeye kanar. Hani şeyler vardır. Evimde dersimi çekiyorum efendim. Olur mu? Olur. Sen evimde çekin. Gölge rahat. Demir çeyim. Çoluk çocuk, gelin bakalım. Ne dizisi var bugün? Hadi bakalım. Gez. Kanal kanal. Elinde de tesbihler var. Şeyhin nerede? Onlar sohbetten. Sen, ben izin alın ondan. Niçin? Ben ete dersimi çekebilir miyim dedi. O da çekersin dedi. Aa tamam. Adam şeyhime telefon açardı. Efendim burada baskın var. Polisler dolaşıyorlar. Dersleri iptal etsek olur mu? Olur mu? Ben de yanındayım.
Ömredeyiz. Davul iptal edin onu. Bu böyle bir virüs gibi. Onların roğundan ona bulaşır. Öbürküne de bulaşmış. Efendim bizim burada da baskı var. Birbirlerine telefon açıyorlar onlar. Ona telefon açıyor. Bütün zakinler arıyor. Biz de ömredeyiz. İçimden dedim ki korku bulaştı. Bütün zakinler arıyor. Dersleri iptal edip evlerde ders yapabilir miyiz? Yapabilirsiniz. Ana dersler durdu bir anda. Mustafa Efendi, oğlum siz başmıyorlar mı dedi. Başmıyorlar efendim dedi. Başmıyorlar dediğimde iki hafta önce herkesin elinde kimlik kamerayı almışlar dedi. Sıradan odaya kamerayı kurdular.
Alıyor kimliğini eline. Geçiyor kameranın karşısına. Mustafa Özbağar. İşte şu adresle oturuyorum. Adım şu baba adım bu. Doğum tarihim bu. Kimlik delinde. Kamerayı böyle koyuyor. Bunu cezaevinde yapıyorlar sadece. Bunu karakolda sorguya girdiğinde yapıyorlar sadece. Bunu 28 Şubat'ta ders yaptığımız yerde yapıyorlar bize. Yok mu? Üzerinde kimlik yok mu? Üzerinde başkasının banka kartı var mı? Banka kartını birine verdim. Ehliyeti birine verdim. Dil yok, konuşma yok. Uzun boylulara baktım öyle. Hiç konuşmuyorlar.
Hiç kimse konuşmuyor. Herkes göz göze. İçimizde kimsinin polis bilmiyoruz ki. Adam geldi bizim oturduğumuz yere. Mustafa Özbağ kim dedi. Arkamda bir arkadaş var. Döndüm seni çağırıyorlar bak dedim. Kalktı o. Adam önümdeki. Önümdeki mi de arkamda mı ne diyor? Döndüm. Seni soruyorlar bak dedim ben. Yürüdüm. Ben dedim bunlar beni tanımıyor. İçimden. Kaldırdım adamı Mustafa Özbağ diye götürdüler çünkü. İçimden dedi Mustafa Özbağ. Bunlar seni. Mustafa Özbağ arıyorlar onu. Mustafa Özbağ kim diye soruyorlar. Demek oradan birisi içeride dediyse. Geldi.
Mustafa Özbağ dedi. Mustafa Özbağ dedi. Mustafa Özbağ kimdi demedi. Mustafa Özbağ dedi. E ben benim demem lazım. Önümde miydi? Böyle bakıyor ya ortaya. Önümde miydi? Ardımda mı bir arkadaş dedi. Seni soruyor bak dedim ben. Ha ha kalktı o. Gitti aldı götürdü o. Lan dedim bunu Mustafa. Ondan uzun gitmiş. Demiş çıkar kim dedi. Çıkarmış. O da bakmış Mustafa Özbağ değil. E sen Mustafa Özbağ değilsin. E demiş bana baktın çağırdın ben o yüzden geldim. Ben o zaman anladım Mustafa Özbağ tanımadıklarını. İçimden de üzüldüm ama bu kadar meşhur değilim demek ki. Üç beş tane uzun boylu arkadaş çıktı. Ben kalktım. Odaya bunlar kamerayı kurdular ya.
Odanın kapısına kadar gittim. Evimde bir tane kimlik. Kimlik de benim değil. Ben ki içerime talimatı vermişim gibi kimliği koydum cüzdanın içine. Çıktım. Yakabıları geldim. Ulan bunlar şimdi dedim arabayı takip ederler mi ederler. Arabasız vurdum ya başka bir tarafa dedim. Bana sordu. Oğlum sizde baskı yok mu dedi. Yok efendim dedi. Ha iyi dedi. Her tarafı basmışlar dedi. Her tarafa dedi. Polis arabası gitmiş dedi. Polis arabasının gitmediği yerde kefet durun. Ne yapacaksın oğlum dedi. Korku. Galip geldi mi insanda dedi. Adam adım atamaz dedi. Galip gelir insan. Adım atamaz.
Evinde ders yapar. Evinde ders yapmayı da ders yapmak olarak görür. Gölge. Güneş nerede? O koşacak. Sen. İyi oturmalar. Masal gibi insanın uykusunu getir. Fakat güneş doğdu mu? Ay yarılır gider. Güneş doğdu mu? Ay yarılır gider. Sana hakikat geldi mi sahte putlar yıkılır senden. Sende hakiki irah tecelli etti mi sahteleri gidiverir senden. Her şeyin hakikati geldiğinde sahtesi bırakıp gider seni. Bir şeyin hakikatini gördüğün an sahtesini bırakırsın. Almazsan küfür ehlesin zaten.
Allah bizi onlardan eylemesin. Zaten dünyada güneş gibi eşi bulunmaz bir varlık yoktur. Ölümsüz can güneşinin ise günü yok bulunmaz hiç.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.