Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Şubat 2012 · 43:45
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüz hayırlı eylesin. Unluklarınıza nail eylesin. Korktuklarınıza nüfusu muhafaza eylesin inşâAllah. Hediyeyi hediye etmek sünnet midir? Er cevap evet. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendisine gelen hediyeleri tekrar hediye ederdi. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a bir şeyler hediye etmişti. Hazreti Abdullah da dedi ki benim ihtiyacım yok. Hazreti Abdullah'a dedi ki eğer sana kendiliğinden bir şey gelirse bu sana Allah'ın lütfudur, ikramıdır. İhtiyacın olanı alırsın. İhtiyacın olmayanı da bir başkasına hediye edersin dedi.
O yüzden bir kimsenin hediyeyi hediye etmesi de sünnettir. Böyle bizim aramızda halkın içerisinde bir söz var ya işte hediye hediye olmaz diye bu cimrilerin işidir. Kimisi de işte benim hediyemi beğenmedi diye düşünür. O da yanlıştır. İnsan kendisine bir hediye gelmiş. O hediyeyi etrafındaki kimselerle paylaşmasında etrafındaki kimselere yine sevdiği veya kendisini seven bir kimseye hediye etmesinde bir beis olmaz.
Sabah namazına kalkmak için neler yapmak gerekir? Niyet edin. Niyet etmek, ihlaslı olmak, samimi olmak bir şeyi başarmaya ve becermeye yeter. buraya sol tarafa doğru biraz daha sıkışın bu tarafa doğru. Şu sol tarafta boşluklar var. Bu sağ, pardon sağ tarafta. Bana göre sağım, size göre solunuz. Oradaki arkadaşlar biraz daha bu tarafa doğru kalksın. Cafer, siğidiler dükkanda Sabahleyin unutturma iyi mi? Unutmuşum bugün sana vermeyi ben çünkü. İbadetleri yaparken bir şey, hayırlı bir iş yaparken bir kimsenin iyi niyet sahibi olması ve o meselede ihlaslı olması samimi olması o meseleyi başarmasına yeter.
Ama meselenin içerisinde iyi niyet, samimiyet ihlas olmazsa hiçbir şey yerli yerini bulmaz. Allah bizi ihlaslı olanlardan eylesin. samimi olanlardan eylesin. Şeyde meşhurdur ya Hızır Aleyhisselam giderken birisi yuvarlanıyormuş namaz kılarken çoban. Hızır Aleyhisselam demiş ki dur namaz öyle kılınmaz. İşte rükusu bu, secdesi bu, oturması bu. İşte böyle kıbleye yanaacaksın. Böyle kılacaksın. Şurada şunu okuyacaksın. Yürümüş gitmiş. Çoban Allah'a ekber demiş. Tekrar namaza durmuş. Unutmuş. onun söylediklerini hatırlayamamış. Şaşırmış. Koşarım Allah Hızır'ın arkasından. Hızır da Dicle'nin karşısına geçmiş. Dicle'nin üzerinden suyun üstünden koşa koşa karşıya geçerken Hızır'a bağırıyormuş.
Ben senin öğrettiğini karıştırdım nasıl yapacağım diye. Hızır demiş ki dön bildiğin gibi kıl demiş. Şimdi ibadetin muhakkak ki şekli, şemali, vakti, saati önemli. bunu ibadetin zahirini önemsiz görenlerden değilim. Ama önemli olan ibadetin içi. İçini zenginleştirecek olan, güzelleştirecek olan şey de o kimsenin niyeti ve samimiyeti. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. ben evliyim, eşimden harçlık istemeye çekiniyorum. Eşler arasında dinen bu nasıl olur? Tabi normalde kadınların, kocalarından harçlık istemeye çekinmeleri gayet edepli ve adaplı bir davranış. Erkek, eşinin bu edepli ve adaplı davranışını hoş karşılamalı, iyi karşılamalı ve eşinden, kendisinden bir şey istetmemeli.
Hali kadar, durumu kadar, ne kadar müsaitse ona haftalık veya günlük veya aylık bir harçlık vermesi erkeğin üzerine çok harika bir görev olur. Hatta bu bir kimsenin eşine verdiği sadaka sayılmaz gibi düşünülür, sadaka sevabı olur. Bir insan cömertliğini önce evinden başlayacak. Evine cömertlik yapmayanlar etrafına cömertlik cakası yaparlarsa cakası diyorum bakın. Neden caka? Sen cömertsen önce eşine ve çocuklarına iyi davran. Eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını gör. Eşine ve çocuklarını bu noktada dilenci etme. Eşinin ve çocuklarını etrafına bakanlardan eyleme.
Ne kadar durumu müsaitse o kadar yap. İlla ki x miktar kadar ona vermek zorunda değilsin. Gücünün nispetinde kazancının nispetinde eşine çocuğuna evine harcama yapan insanı Allah görür ve gözetir. Eşlerinize çocuklarınıza evlerinize baktığınız harcadığınız para harcadığınız emek sizin hesabınıza sadaka olarak yazılır.
Ve bu ahiret için kurtuluşunuz olur. Bu son dönemlerde hakkını helal etsin hem cimslerin bu konuda eşlerine gerekli ihtimamı göstermiyorlar. Dervişlerin arasında da var böyle bu üzücü bir şey. Erkek evinin iaşesinden sorumlu. Evinin bakımından sorumlu. Evinin ihtiyaçlarını görmesinden sorumlu. Eşlerinizin parasına eşlerinizin maaşına eşlerinizin annesinin babasından getireceği paraya mala mülke güvenmek bir erkek için zul olmalı. O yüzden eşi çalışıyor olabilir eşinin maaşına dokunma.
Eşinin hali vakti yerinde olabilir. Sen onu isteme. Onun gözünü dikme. Evini elinden geldiğince geçindirmeye çalışır. Çalış. Evini elinden geldiğince bakmaya çalış. Bu senin sorumluluğun. Senin evini eşin dahil bakmasın. Senin evini eşin dahil bakmasın. Ha eşin kendiliğinden sana bir ikramda bulunmuş. Kendiliğinden senin sıkıntını görmüş, yokluğunu görmüş veyahut da sıkıntın yokluğun olmasa dahil kendiliğinden vermiş sana demiş al bunu harca veya oraya koymuş meydana buradan istediğin gibi harca demiş. Sen yine harcama. Temkinli ol. Tedbirli ol. Bu konuda gevşek davranma. Bu size tavsiyem. Eşlerinizin altınına, bileziğine, kolyesine, yüzüğüne, küpesine, kenardaki parasına, işte ne bileyim düğünde takılan takısına, yok işte sünnet yapmış, bir şey yapmış, çocuğuna, kendisine bir takılar olmuş, onlara dokunmayın.
Bunlar ailelerin içerisinde, ailelerin sıkıntı yaşamasına sebep olan unsurlar. Bizim Bayındır'da çok olurdu bu. Yani adam, kızın boynundaki sarı liraları alır, beşi birlikleri alır, gider, bozar, satar, yer, içer, bazı aileler vardı, kızlar, kızları bayramda, seyranda, damat bunları almış, gene altınları satmış demesin diye, kayınpeder gider, bir daha takardı.
Adam birkaç ay sonra bir daha satardı. Veya böyle bir şey olduğunda, kızın ailesi bunu yaptığında, erkekler bunu zul kabul ederlerdi. Erkeğin babası, oğlu neden böyle yaptı diye, oğlunun bu açığını, bu eksiğini kapatmak için, gider tekrar altın bozardı. Bunlar önceden zul kabul edilirdi. Bir kadın kendiliğinden eşinin ihtiyacını görürse görür. O da onun sadakasıdır, o da onun cömertliğidir. Ama öyle bir şey yapmıyorsa, erkek neden yapmadı diye üzülüp, kırılmayacak, gocunup, gücenmeyecek. Adamlar şimdi bir de gocunup, güceniyorlar, neden parayı bana vermedi diye. Evli değil miyiz, eş değil miyiz, bana şikayette bulunuyor adam?
Evli değil miyiz, eş değil miyiz diyor. Neden bana maaşını vermiyor diyor. Ben de diyorum, sen maaşı için mi evlendin, kalıyor o zaman. Sen maaşı için mi evlendin, sen maaşı için mi aldın kadını? Sen parası pulu için mi aldın kadını? Allah bizi affetsin. O yüzden erkekler, eşlerinizin ihtiyaçlarını görün. Üç lira kazanıyorsun, üç liralık gör. Beş lira kazanıyorsun, beş liralık gör. derse ki kadın bu eksik, benden bu kadardı. Varını veren utanmamış. Ama evine bak sen, evine bak. Bir erkek evine bakacak.
Evine bakamayacak, bakmaya muhtedir değilse evlenmeyecek. Veya evlenirken diyecek, ben ev bakmaya muhtedir değilim, benimle evlenirsen gel evlen. Olabilir, kız da evlenir. Bunda bir sıkıntı yok. ama öbür türlü normal şartlarda erkekler evlerinin ihtiyaçlarını görecekler. Yakında evleneceğim, eşimi ailemin yaşadığı eve getireceğim ama büyük kardeşim ile eşim arasında uyum sağlanamayacağından dolayı huzursuz bir ortam oluşacak.
Çünkü kardeşim bencil bir kişi ve dervişlerden biri. Bayan dervişlerin geninlerine nasıl davranması gerektiğini ve evde nasıl bir uyum içinde yaşanması gerektiğini anlatır mısınız? Ben Hanefi'ye göre konuşayım. Hanefi'ye göre bir kadının kendi başına bir ev istemesi kadının hakkıdır. Bir evde ailesi yani bir erkeğin annesi, babası bir de kayınbiladeri yani kardeşi gelin adam biraz sıkıntılı.
bu bir sıkıntı. Yokluk varsa problem varsa dert varsa eyvallah. Ama dinen bu caiz değil. Hanefiler demişler ki bir kadının kendi başına bir evi istemesi onun hakkıdır. Bunu bu kardeşe tavsiyem şu git bir odalı bir ev tut bir odası olsun ama kapısı penceresi sana ait olsun.
Tuvaleti banyosu sana ait olsun. Bir oda olsun. geçici şeyler vardır bunlara bir şey söylemem. Ama öbür türlü bugünkü zamanda bugünkü devirde bir evde kayınbilader gelin kocası annesi babası durum sıkıntılı. Kayınbilader geline nasıl davranması gerekiyor? Kayınbilader gelinle hiç muhatap bile olmayacak. Kayınbiladerle gelin aynı evin içerisinde hiç kimse yok. Kayınbilader geldi eve o eve giremez o. evde kimse yok. Bir tek gelin var. Kayınbilader geldi eve eve giremez caiz değil. Ya benim kardeşimin evi kimin ev olursa olsun caiz değil.
Benim büyüğüm var daha kapısından içeri girmemişimdir abim yokken orada benim kapımdan içeri girmemiştir ben evde yokken. Çoluk çocuk büyüdü o zaman ayrı mesele. Çoluk çocuk yok evde. Evde bir gelin var bir de kayınbilader var. Girmesi haram. Eğer içeri girerse zina yapmış hükmüne giriyor her ikisi de. Dikkat edin bunlara.
Allah muhafaza eylesin. Böyle yani normalde Anadolu'daki kültürü devam ettirmeye çalışıyorlar. Anadolu'da böyle bir kültür yok. Osmanlı'da bir bahçenin içindedir herkes. Anne babanın evi oradadır. Onun yanı başına oğlan evlenirken bir iki oda veya bir orda mutfak tuvalet yanı başına olur. Yanına bir tane daha olur. Yanına bir tane daha olur. Herkesin evi banyosu tuvaleti oturacağı kalkacağı yatacağı yer ayrıdır. Bu var. Ha bugünkü sistemde bir işte iki katlı üç katlı karşılıklı daire dubleksli tribleksli herkesin banyosu tuvaleti dairesi ayrı. Bu mümkün. Böyle olması çok hala. Bakın böyle olması çok oğlu alt katta veya kendisi üst katta veya işte başka bir karşı dairede eyvallah.
Baba oğul bir apartmanda yaşıyorlar ayrı dairelerde. Bu bugünkü sistemde nur hala nur. Ama böyle bir sistemde oğlanın annesi babası anlayışlı özverili örtücü kapatıcı işte onları böyle sıkboğaz etmeyen anne baba olacak. Kapı açıldı kaynana kapı açıyor. nereye? Allah Allah bunlar gitmeyecek mi bir yere? Veya her gün bir yere giderken izin alacak. Kapıdan çıkarken adam izin alacak. Kapıdan çıkarken gelin izin alacak. Gelin kocasına bağlı kayınpederine bağlı değil kaynanasına da bağlı değil. E kocası da adamlık yapamıyor bu sefer. Yok eğer bir yerde oturuyorlarsa büyük anneler babalar çocuklarını sıkboğaz etmeyecekler.
Gelinlerini sıkboğaz etmeyecekler. Hayatı beraber yaşarken paylaşacaklar. Bencil düşünmeyecekler. E karşı dairede veya alt dairede her dakika nereye gidiyorsun sorgula. Her dakika ne yapıyorsun sorgula. Her dakika ne pişiriyorsun sorgula. Her dakika evine kim geldi sorgula. Bu hayat değil. Bu dini bir hayat da değil. Bizim örfümüzde de böyle bir şey. Allah bizi affetsin. O yüzden böyle bir evin içerisinde kayın kayın gelin kocası kayınvalide kayınpeder hayat biraz zor. Allah bizi affetsin. Bir sohbetinizde krediyle ev almak için ödeyebileceksen al buyuruyorsunuz.
Darül Harp'te mümin ile harbi arasında faiz olmaz sözünü açıklayabilir misiniz? Darül Harp nedir? Hakkınızı helal edin. bunlarla alakalı çok sohbet ediyorum. Çok da konuşuyorum. Yani bunu tekrar tekrar teyit etmekten tekrar tekrar konuşmaktan bıkmıyorum. Ama biraz zahmet edip bunu normalde arkadaşlara sorabilirsiniz. Biraz zahmet edip internetten sohbetlerden bunu dinleyebilirsiniz. Bu noktada biraz araştırabilirsiniz. Ama yine de ben söyleyeyim her seferinde bu tip şeyler söylüyorum. Tekrar söyleyelim inşallah. bir yerde İmam Muhammed'e göre bir yerde Serasi'ye göre de öyle. Bir yerde eğer ki İslam hukuku yok ise orası Darül Harp'tir. Hanefi'ye göre. Darül Harp'te de müminle kafirin arasında faiz yoktur.
veya Darül Harp'tir. Darül Harp'te müminle harip arasında faiz yoktur. Bu biraz aslında ütümeye yönelik bir anlayıştır. Ama ve lakin ütümeye yönelik anlayış olarak bunu şerh etmemişler. Böyle şerh edilmiş olsaydı biz diyecektik ki direkt ütümeye yönelik bunu böyle algıla. İyi ki öyle şerh etmemişler yoksa şimdi hayatı yaşanmaz hale gelirdi insanların. elektrik parası gecikti faiz. Su parası gecikti faiz. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girerdi o zaman. Maliyeye gecikti faiz. Telefona gecikti faiz. Kredi kartı yedi gecikti faiz. E faiz zaten sarmış insanların etrafını.
O faizin içerisinde her alışverişte her problemde annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girerdi. Kim bir mümin kardeşinden böyle bir faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Bunu bazıları ben zina etmiş gibi olayım sen bana öde diyor. Ben bunları duydum kulağımla gözümün önünde olan şeyler. Ne yazık ki öyle insanlar var. Var öyle insanlar toplumda. Allah muhafaza eylesin. Ama normalde işte bir ev alacak. çok zarur ödeyebileceksen al. Yoksa ütecek seni o banka. Bankalarla ne yaparsanız yapın hepsi de ütmeye yöneliktir.
Hepsi de ütmeye yönelik. Zannetmeyin ki onlardan kar ettiniz. Geçici olarak belki de rahatladınız o esnada işinizi gördünüz. İşinizi görün bitirin. Gönül öyle olmasını ister. Ticaret yapanlar işte darda kalanlar sıkıntıda olanlar mecbur kalanlar. Öyle diyelim. Yani insanlar birbirlerine borç verip alamıyorlar şimdi. Borç vermeye kalksa zaten geri gelmiyor. İşin bir de bu tarafı var. Zaten ödemeye kalkarsa insanlar gidiyorlar çeki, senedi, ne bileyim bankaya borcu varsa ilk önce onları ödüyorlar. Elden aldığı parayı da ödemiyor adam. Bankadan korkuyor, Allah'tan korkmuyor. Faizciden korkuyor, Allah'tan korkmuyor. Faizciye olunca gidiyorlar çatır çatır çatır çatır ödüyorlar borçlarını.
Eğer adam faizci değilse ona ödemiyorlar. Yani ona ödemeyenler namazında, abdestinde, orucunda adı hacı, hoca, derviş adına ne dersen de adam bir faizciye çatır çatır ödüyor borcunu. Sen diyorsun ona ya bana neden ödemiyorsun bir de yüzüne söylüyor senin. Sen faiz almıyorsun kaca biliyor. Ama faiz alanı ödüyor. Küfür edene ödüyor. hakaret edene ödüyor. Kapısına icra götüreni ödüyor. Ama normalde namusundan, edebinden, terbiyenler, ticaret yapmaya çalışan bir kimse ödemiyor. Bir de işin bu noktası var. Allah bizi affetsin. O zaman bir kimse ev alacak, işte sıkıntıda, darda veyahut ona yetişecek halde değil. O zaman böyle geçici bir noktada ödeyebilecekse eyvallah alsın.
Ama adamın evi var bir evde alacak. Hayır, senin için değil bu. adam binmeye araba alacak. Hayır, bu senin için değil. Binmeyiver arabaya. Topla beş lira, git beş lira alıp arabaya bin. Adam bineceksin sen, keyfini alıyorsun. Onu gidip de banka kredisiyle alacağım diye çalışma. Ama iş yapıyorsun, işte iş yaparken sana bir iş arabası lazım veya bir şey, makine lazım, bir şey lazım. Hadi eyvallah ona darül harp hukukunun içine katalım. Tamam. Bir yol açalım. ama özel, şahsi adam kredi kartı, evinin ihtiyacı. Yemeği ver ya, giymeyi ver ya, içmeyi ver, içmeyi ver, giymeyi ver, yemeği ver. Yok.
Hayret ediyorum ben insanlara. Altı, yedi, sekiz, kaç tane banka varsa Türkiye'de o kadar kredi kartı var adamda. Ondan sonra günü gelenin parasını öbürkünden çekiyor ödüyor, öbürkünden çekiyor ödüyor, ondan sonra mail yazıyor bana. Ben mağdurum, intihar edeceğim, hocam bana yardım et. Ne yapayım, geceleri ben de saat ikiden sonra basıyor ya benim.
Veya işte yazıyorlar böyle, burada olmuyor da yukarıda tekke doluyor. İçinden oku, ben kredi kartı, mağduruyum. Birisi ne demiş? Bu soruyu yazan beni görsün de ben geleceğim, göreceğim seni. Ne uyanık insanlar var. Ya ben oradan okuyacağım içimden, bunu diyorum ya, bunu yazan beni görsün, beni bulsun diyorum ya, ha ben diyeceğim ki bunu yazan, bunu bana gönderen beni görsün diyeceğim, o gelecek, parayı alacak, gidecek benden.
Ben bangır bangır bağırıyorum, kredi kartım yok benim diye. Onun kredi kartı var. Bir de haklı o, kredi kartı olmak var. Yakin hakkında bilgi verebilir misiniz? Kur'an ve sünneti yaşayabiliyorsanız, siz yakin haldesiniz. Haramlardan uzaksanız, nafilelerle Allah'a yaklaşıyorsanız, siz yakin ehlisiniz. Bunu özel bir hale katmaya çalışıyorlar, özel bir hali yok bunun. Yakini elde etmek isteyen kimse, sünnetlere iyi sarılsın. Yakini elde etmek isteyen kimseler, haramlardan uzak dursun. Yakini elde etmek isteyen insanlar, edeplere riayet etsin.
Yakiniğin yolu, muhabbetten geçer, sevmekten geçer. Sevmenin tecelliyatı, sünnete tabi olmaktır. Bir kimse, üstadını seviyorsa, üstadının çizgisinde gider. Yap dediklerini yapar, yapma dediklerini yapmaz. Üstadın eğer, söyledikleri Kur'an ve sünnet tarihindeyse, öper başına koy. Üstadın söyledikleri, Kur'an ve sünnetin dışındaysa, var git sen yapma, o üstadı da terk et.
Sana Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylüyorsa, sana Kur'an ve sünnetin dışına sevk ediyorsa, bu bilgin varsa senin, veya birisine sordun, ya bize dedi ki, işte örneğin, bir sünneti sana terk ettiriyor, kasti olarak. Sana özel bir şeydir, belki de ona sana terk ettirebilir, sana özel bir şeydir. Ama umuma ait bir şey, umuma böyle bir sünnetten uzaklaştırıyorsa, terk et onu. Bazı sünnetleri birisine terk ettirebilir, bu caiz. Hz. Ali raddallahu anh hazretlerine, bir kız teklif ettiler, evlendirmek için. Hz. Ali Efendimiz de onu düşündü, evlenmeyi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ben sağken, Fatıma sağken asla dedi. Halbuki, evlenmek çok eşlilik, ayetle de, hadisle de, yani fiili sünnetle de sabitti.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali Efendimiz'den men etti bunu. Benim ve Fatma'nın sağlığında asla dedi. Ve Hz. Ali raddallahu anh hazretleri de, sonradan evlendi, çok evlilik yaptı zaten. Bir müridin üzerinde, bir üstadın böyle bir hakkı olur. Onu böyle bir şeyden men edebilir. Ama o şahsın kendisine aittir. Bir terbiyedir, bir disiplindir. Bu noktada o müridin, o mürşide muhakkak itaat etmesi gerekir. Ama umuma ait, herhangi bir sünneti terk ettirmek, veyahut da, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, düşünce dairesinden dışarı çıkarmak, haram.
O zaman o kimsenin peşinden gidilmez. Allah muhafaza eylesin inşallah. bu noktada, yakini elde etmek isteyen kardeşler, yakin ehli olmak isteyenler, muhakkak ki haramları terk etmeleri gerekir. Muhakkak, muhakkak farz ibadetlerini yerine getirmeleri gerekir. tasavvuf adına, tasavvuf adına ibadeti terk etmek, tasavvuf adına ibadetleri gevşetmek, tasavvuf adına ibadetlerle bağını koparmak, tasavvuf adına sünnetlerle, hem fiili sünnetler, hem ameli sünnetler, hem düşünce sünneti olarak, fikriyat olarak, bunları terk etmek,
yakin elde etmez insana. Kelam olarak yakin ehliymiş gibi görünebilirsin sen. Okursun 3-5 tane kitap, o 3-5 tane kitaptan, kendince yakinlik elde etmiş, zannedebilirsin kendini. Dostlar, haramla asla ve asla yol gidilmez. Göz göre göre, gözümüzün içine baka baka, Allah'ın gözünün içine baka baka, haram işleyen insanlar, yakinliği beklemesinler.
Evet, insan hata yapar, kusur işleyebilir, eksiklik yapabilir. Cenab-ı Hak da o eksiklikleri, o hataları, o kusurları, iki namaz arasında, iki cuma arasında, iki Ramazan arasında, inşallah Rahman affeder. Ama göz göre göre, gözümüzün içine baka baka gıybet etmek, gözümüzün içine baka baka iftira etmek, gözümüzün içine baka baka zina etmek, kumar oynamak, hırsızlık etmek, gözümüzün içine baka baka, insanların arasına fitne düşürmek, gözümüzün içine baka baka, günah keballerin içerisinde, olmak ve onu met etmek, onunla hemhal olmak,
asla yakin kapısını açma noktası, o kimseye gösterilmeyecektir, açılmayacaktır. Burada, yakinliği, kelamda aramayın, yakinliği halde arayın. tasavvuf hal işidir. Yakinliği namazda arayın, yakinliği zikirde arayın, yakinliği oruçta arayın, yakinliği insanlara hizmette arayın, yakinliği insanları sevmekte arayın, yakinliği üstadı sevmekte, Resulunu sevmekte, Allah'ı sevmekte arayın, yakinliği ashabın yolunda arayın, yakinliği öyle felsefede aramayın, yakinliği öyle kalkıp da, ibadetsizlikte aramayın, yakinliği gidip de haramlarda aramayın,
Allah muhafaza eylesin. Adamda ibadet yok, bir şey yok, kelam da ol, yakin ehli adam. Konuşuyor boyuna, ezan okunuyor, namaz yok, ama konuşuyor, Ramazan alıyor, oruç yok, ama konuşuyor. Neymiş o? O kadar yakinmiş ki, ibadetin suretinden kurtulmuş. Bu az önceki çobanın hikayesini anlatırlar hep. Yani çoban yuvarlanarak da namaz kılıyormuş, siz şekilcisiniz diyor bana.
Çoban yuvarlaraktan kılmış ya diyor, diyorum ki çoban ibadet kastıyla yuvarlanıyor. Ona din gitmemiş, ona peygamber gitmemiş, ona Kur'an gitmemiş, ona fıkıh gitmemiş, ona bir dini anlatan birisi gitmemiş. O yuvarlanarak da ibadet ediyor. Sana da hiçbir din gelmediyse, sana da hiçbir din ulaşmadıysa, sana da hiçbir peygamber ulaşmadıysa, sana da hiçbir peygamberin halifesi, hiçbir peygamberin naibi ulaşmadıysa, o peygamberin ashabının yolundan, o peygamberin yolundan giden bir kimse ulaşmadıysa, sen de yuvarlanarak ibadet et.
Senin de ibadetin ibadet. Ama yok, arkadaşlar üç tane kitap okuyacaklar oradan. biraz Arabi'den, biraz Farabi'den, biraz İbni Haldun'den, biraz uçuk kaçık daislerden, biraz uçuk kaçık İsmailiye'nin batinilerinden okuyacaklar. Namazsız, niyazsız, oruçsuz, yakin ehli olacaklar. Allah bizi affetsin. Bu sohbete yeni katıldım, bizlere zikir hakkında bilgi verir misiniz? Zikir, Kur'an'la farz edilmiş bir, en büyük ibadettir. Zikir, Allah'ın, has kullarına, has kullarına nasip ettiği bir ibadettir. Çünkü münafıklar az zikrederler, Cenab-ı Hak ayeti kerimede.
Ancak Allah'ı sevenler, Allah'ı çok zikrederler. Cenab-ı Hak da, beni zikredin, ben de sizi zikredeyim der. Temiz olanlar, Allah'ı zikredebilirler. Çünkü temiz ağızlılar ancak Allah'ı temiz ağızlarıyla zikredebilirler. Temiz ağızlı olmayanlar Allah'ı zikredemezler. Temiz gönüllü olmayanlar Allah'ı zikredemezler. Allah'ın zikrine devam eden insanlar, o zikir halakasında duran insanlar, Allah'ın kendi zatında barındırdığı insanlardır.
Herkes o halakada barınamaz. İnsanlar o halakadan kopar giderlerken, kendi nefislerince haklıdırlar. Ona orada birisi dirsek vurmuştur. Ona orada birisi böyle tepeden bakmıştır. Ona orada birisi yandan bakmıştır. Ona orada birisi önden bakmıştır. Orada birisinin mimikleri onun hoşuna gitmemiştir. Orada birisinin ağlaması onun hoşuna gitmemiştir. Birinin ağlarken, çok affedersiniz, sümüğü akmıştır. Birinin ağlarken ağzından tükürükler çıkmıştır. Orada zikrederken o halakada ter kokmuştur insanlar. Orasının ona göre bir basık havası olmuştur. Orayı havalandırmak gerek. Hatta o arkadaşın parası da çok, sıralarca klima almak gerek. Ve orayı bir güzel havalandırırsa, o zaman o zikrullah'a gelecek.
Orada fukara insanlar var. Orada inşaattan gelme insanlar var. Orada dükkanını kapatıp gelen insanlar var. Orada böyle çok hoş kokmayan insanlar var. Ter kokuyorlar. Veya orası insan kokuyor. Ha ya biri söyle dedi, ya insan kokusu geliyor dedi. E insan var içeride, hayvanlar yok dedim ben de. Ya insan kokuyormuş. Bunlar bana söylenilen sözler. Gidenlerin bana söylediği bahaneler. Yani çok hararetli zikrullah yapıyormuşuz. Basılabilirmişiz. Siz basılabilirsiniz. Buradan sizi karakollara götürebilirler. Hepinizi tek sıra ipe bağlayıp buradan karakola kadar gidebilirsiniz.
Hatta bir gün otobüsleri sıralayıp burada bizi götüreceklermiş. Bekliyoruz 6-7 yıldan beri. Bir şekilde o kimse bir bahane uydurur. Nefsi ona bir yerden vurur. Şeytan ona gel der, gel. Sen benimdin zaten. Ne ama gittin oraya der. Sen benim kanındansın, benim canımdansın, bendensin der ya. Sana benden daha iyi dost yok ki der. Şuradan dışarı bir atarken uh der bir nefes alır. Rahatladım ya der. Ne kadar basık bir şey der. Yani adam orada oturmuş bir şey söylüyor. Herkes de ona haval haval bakıyor der. Gidecek olanın o kadar çok bahanesi var ki. Anası kızar, babası kızar, karısı kızar, çocuğu kızar, amcası kızar, dedesi kızar, nenesi kızar, apartmandakılar kızar, akrabalar kızar, o güne kadar çok iyi olduğu insanlar çok kötü olur.
Böyle bir kızgınlar, gürühu oluşur karşında. Hepsi de kızgınlaşmış, boğa gibi burunlarından, buhar fışkırtaraktan, ayaklarını yere vurabilirler sana karşı. Ve sen de o kızgın boğaların karşısında, diyebilirsin. Tamam gitmiyorum. Zaten gidip ne yapacağım ki orada? Terliyorum terliyorum çıkıyor. Ha bir de olur olmaz ağlıyorlar. Ya bu ağlamasına bir anlam veremiyorum. Neden ağlıyor ki? Bazen sen de ağlıyorsun, anlayamıyorsun. Muhakkak ağlamanın bir şeysi vardır. Hocam söyle de, ağladığın şeyi biz de ağlayalım. O yüzden baktım, senin tuhaf tuhaf ağladığını görünce, ben de öyle tuhaf tuhaf ağlarım diye gelmiyorum. Aklıma gelen gelmeme sebepleri.
Bir gün sohbetimde demişim, burada iflas edebilirsiniz, adam korkmuş gelmemiş. Aradan 6-7 ay geçmiş, iflas etmiş adam. Çarşıda gördü beni. Sen bildiğinde mi söyledin, ben iflas ettim. Baktın, tanımıyorum seni dedim. Tamam benim iflasımın sebebi bu, tanımadığımdan dedi. Neden gittin? İflas ederim korkusuyla gittim. Ne oldun? İflas ettin. Eee, şimdi tanımıyorum seni, işte tanımadığımdan iflas ettim. Sen beni tanımış olsaydın, iflas etmeyecektim. O zaman sorumlusu benim. Evet sensin dedi sorumlusu. Tamam dedim ya. Mustafa Özba, dakika bir, gol bir. Evet, tekrar ediyorum. Burası et kokuyor. Pardon, özür dilerim. İnsan kokuyor.
Buradaki insan kokusundan rahatsız olursanız buyurun. Kapı meydanda. Evet, buraya gelen, basılabilirsiniz, basılabilirsiniz. Karakola gidebilirsiniz, gidebilirsiniz. Terleyeceksiniz, muhakkak terlersiniz. Zaten terlemiyorsa bir kimse o zikretmemiştir. Zikir alakasında durmuştur. Yine zikretmiş gibi sevap alıyor. Ama terlemesi lazım. Öyle bizde. E burası kokması lazım, ter kokması lazım. Lotion kokmuyor burası. Ne o bilmem ne parfümleri kokmuyor. Kokmuyor, kokmuyor. Klimalar var, zikirde çalıştırmıyoruz. Hussesi çalıştırmıyoruz, basık hava olsun diye. Bunlar yıllardan beri duyduğumuz şeyler. Ha, en önemli şeyi unuttuk. Benim gibi tuhaf tuhaf ağlamayı geçip, hatta kafeyi kırabilirsiniz.
Evet. Yollardaki o tinerciler zikir alakasından çıktı. Yollardaki o uyuşturucular zikir alakasından çıktı. Bütün pavyondakiler zikir alakasından çıktı. Meyhanedinde, umum evindekiler zikir alakasından çıktı. Dışarıda delicesine araba vurup, bira şişelerinden kaza yapıp, milletleri öldürenler, zikir alakalarından çıktı. Tabii, eşini gecenin yarısında geceliklerle sokakta bırakan, zikir alakasından çıkan insanlar. Eşini satan, onun üzerinden para kazanan, onun üzerine peşkeş çeken, evinde içki içirip hanımını satan, evinde içki içip teyzesini satan, misafirliğe gelip de halasını evinde satan, zikir alakalarından çıkıyor. Allah bizi affeder.
Zikir alakaları, Allah'ın rahmet yeridir, bereket yeridir, ikram yeridir, lütuf yeridir. Evde hasta oldunuz değil mi? Telefon açtınız, iki tane diyeceksiniz ki, bana yardımcı insan lazım. Yani tabiri caizse hamal. diyeceksiniz ki, beni alın, bir sediye koyun, zikir alakasını götürün.
Ben hasta olurum, bir gün gelmezsem, vasiyetim olsun size. Nerede olursam olamayayım. Ya zikir alakasını oraya getirin, ya beni zikre getirin. Bu alaka gittiğim yeri gelemeyeceğine göre, muhakkak inşallah biz burada, hayatımıza devam edelim. O yüzden, bununla alakalı çok konuşmaya gerek yok. zikir alakalarının faziletini anlatsak, anlatsak sabahlar olur. Ama en kısa bir şey size söyleyeyim, bir kimsenin, zikrullah meclisinin katılmasının, en az, en az karşılığı, aftır. Af. Siz zikir alakasından, af olmuş olarak kalkınız. Hadisi kudsi. Bu yeter herhalde. Herhalde. Allah bizi affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin.
Üç ihlas bir fatiha-i şerife.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.