Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 17 Şubat 2012 · 50:41
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Umduklarınıza nail eylesin. Korktuklarınıza hızlı muhafaza eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak âlem-i İslam'a birlik ve beraberlik nasip eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e merhamet etsin inşâAllah. Bir insan içki içiyor, bir içiyor, tövbe ediyor. Fakat bu insan sürekli yapıyor. Bu insanın tövbesi kabul olunur mu?
Her tövbe edenin tövbesi kabul olunur. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede kendisini tövbeleri kabul eden olarak vasıflandırmış. Allah'ın sıfatı. O yüzden bir kimse kendi kendisine veya bir başkası senin tövben kabul olmaz. Veya işte sen bir tövbeyi bozuyorsun, tekrar tövbe ediyorsun, yine bozuyorsun, yine tövbe ediyorsun deyip de onu ümitsizliğe sevk etmemeli. Bir kimse hadisi kutsi var ya kul günah işledi, kendisini affedecek Rabbisini hatırladı ve tövbe etti.
Allah onun günahlarını affetti. Kul yine günah işledi, yine kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, Allah onu affetti der. Kıymetli kardeşler, şeytan sizin aff olmayacağınızı düşünür. Öyle düşünmenizi ister. Ve o cihetler size vesvese verir. O tövbe kapısının kapandığını, sizin tövbenizin kabul olunmayacağını, öyle düşünmenizi ve böylece o karanlığa doğru yol almanızı ister. Veya bir başkasının üzerinde de öyle düşündürür. Filancanın tövbesi kabul olunmaz. Filanca aff olmaz. Filancayı Allah affetmez.
Filanca Allah'a dost olmaz. Filanca Allah'a yakın olmaz. Onun mu tövbesi kabul olacak? O mu Allah'a yakın olacak? Bırak ya şu adamı ya. Bırak şu kadını ya. Onun nesi affolacak ki? Bunların hepsi de şeytanın sözüdür. Şeytanın vesvesesidir. Asla ne kendi günahlarınızın üzerinde affolmayacağınızı düşünün, ne de bir başkasının üzerinde affolmayacağını düşünün. Malumdur ya, ara sıra böyle serkeşlik yapan, içki içen, sahabeden birisi vardır. O aynı zamanda da namaza devam eder. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine derler ki, bu namaz kılıyor, aynı zamanda böyle ara sıra da kaçırıyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, namaz insana kötülüklerden alıkor der.
Bir müddet sonra o kimse tamamıyla tövbe eder, bir daha serkeşlik yapmamaya başlar. Ve derler ki, ya Resulullah o kimse serkeşlikten kurtuldu. Demedin mi der, namaz insanı kötülüklerden alıkor. Kıymetli kardeşler, kendinizi iyiliğe doğru yönlendirin. Etrafınızı iyiliğe doğru yönlendirin. Ümit kapısında bekletin. Ümitsizlik kapısında beklemeyin. Ve ümitsizlik kapısında da bekletmeyin. Ümit ettirin, sevdirin, kolaylaştırın, merhamet ve rahmet saçın etrafınıza. O yüzden böyle onun affolmayacağını düşünmek, kendinizin affolmayacağını düşünmek, ancak şeytanı sevindirir. Affedici olan bir Allah'a iman etmişiz. Onun affedeceğini ummak, ümit etmek, bizi hep onun kendisine doğru, dostluğa doğru yaklaştıracaktık.
Yaklaştıracaktır. Ben kulumun zannı üzerindeyim. O zaman biz onu affedici olarak biliyoruz. Biz evet, günahlarımız var, kusurlarımız var, hatalarımız var, yanlışlıklarımız var, eksikliklerimiz var, noksanlıklarımız var, yapmak isteyip de yapamadıklarımız var, yapabilirliğimiz olduğu halde yapamadıklarımız var. Muhakkak var. Ve hayal ettiğimiz gibi, dizayn ettiğimiz gibi, düzenlediğimiz gibi, oluşturamadığımız fiiliyatımız, oluşturamadığımız düşüncelerimiz var. Muhakkak. Ve muhakkak nefsimize uyduğumuz yerler var, şeytana uyduğumuz yerler var. Muhakkak nefsine uymuş insanlara uyduğumuz yerler var. Ama ne olursa olsun, asla ümidinizi kesmeyin.
Ve her gün, tövbe kapısını çalın. O yüzden sufinin en güzel hallerden birisidir. Sufi her gün tövbe eder. Günaha düşüp düşmemesi önemli değildir. Günaha düştüyse eğer, arzu edilir ki, sufi hiç günaha düşmesin. Ve onun tövbesi bir şükür gibi olsun. Onun tövbesi bir nimet, bir lütuf, bir ikram olsun. Onun tövbesi Allah'a yaklaşmasına bir adım olsun. Günahların affı için olmasın. Ama öyle olmuş olsa dahi, biz her gün tövbe edip, her gün, her gün gözyaşı akıtıp, günahlarımız için, Allah'a yalvaralım ve yakaralım. O muhakkak ki, tövbeleri kabul edip, kullarını affedendir. Evleneceğimiz insanı cüz-i irademizle mi seçiyoruz, Allah mı ayarlıyor?
Bir şeyde ceht etmek vardır. Ceht etmek, bir şeyde çaba göstermektir. Bütün peygamberlerin sünnetidir. Herhangi bir işte ceht etmek. Yani, o meselede çaba sarf etmek, o meselede cüz-i irade ile koşturmak, ve o, istediğimiz şeye doğru meyletmek, onun için çaba sarf etmek, onu istemek, ve istediğimiz şeyin peşinden koşmak, hayal etmek, hayal ettiğimiz şeyin peşinden koşmak, bir şeyi kendimize hedeflemek.
Bu muhakkak ki, bir kula düşen vazifedir. Kul, kendine düşen vazifede, farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşma, ve Allah'ı sevme noktasındadır. O zaman, bir kimsenin evlenmesi, kendi konumuna, durumuna göre farzdır. Eğer ruhi ve fiziki bir eksikliği olmayan, kadın ve erkeklerin, evlenmelerin farzdır. Ruhi ve bedeni, fiziki olarak bir eksikliği varsa, herhangi bir yerinde, onun evlenmesi farz değildir. Eğer bir eksikliği yoksa, erkeklerde mali durumu yerindeyse, bir kadını idare edebilecek kadar, ruhi ve fiziki yapıya müsaitse, o erkeğin evlenmesi farzdır. Kadınlarda da, eğer ki bir erkeğe, kadınlık yapabilecek, ruhi ve fiziki yapıya sahipse, o kadının da evlenmesi farzdır.
O zaman bu farz olan ibadete, insanlar cüz-i iradeleriyle giderler. Nasıl bir kul, farzlarla Allah'ın emrini yerine getiriyor, evlenme de bu noktada, bekar kadınlar ve bekar erkekler için farzdır. Evlenmek, fiziki ve ruhi yeterliliğe sahip olan, bekar erkekler ve bekar kadınlar için farzdır. O zaman o farzı, o insan yerine getirmek için cehd edecek. Nasıl namaz kılmak için abdest alıyorsak, ve namaz kılmak için vakti bekliyorsak, ve vakit girdiğinde o namaz bize farz ise, ve o namazı kılmak için biz gayret sarf ediyorsak, evlenmek için de gayret sarf etmemiz farz. Bu noktada işte, yok o nasibini bekliyormuş da, yok o nasibi ona gelecekmiş de, olur, sen İsa'sın ya, sana gökten sofra inecek, sen havarindansın ya, sana zembille inecek, sen Musa'sın ya, sana çölün ortasında cennet bıldırcını ile, cennet helvası gelecek, ya Yusuf ol, naz ehli ol, ya Yakup ol, Yusuf için göz yaşa kıt,
eğer Yusuf değilsen, Yakup ol, kendi kendine hamlık yapıp, kendini Yusuf gibi nazlandırma, o hamlık, naz ehliymiş gibi göstermek nefis insanda, nasibini bekliyormuş, yok onun kayana gelecekmiş, yok o rüyasında görecekmiş, yok o halinde görecekmiş, yok o işte şunda görecekmiş, yok o bunda görecekmiş, bunların hepsi de nefsin sesi, bunlar takva değil, bunlar ehli tarikatın hali değil, bunlar ehli hakikatin hali değil, kendi kendine hiç kimse, hiçbir kimse, kendi kendine Musa'sıse vermesin, veya bir şey daha var, efendim beni sen kimle istiyorsan evlendir,
bunlar ağır şeyler, bu bayan arkadaşlar içinde, erkek arkadaşlar içinde ağır şeyler, böyle şeyler söylemeyin, bana böyle tekliflerle gelmeyin, bunlar gerçekten ağır şeyler, bunlar sufilik değil, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'ye de böyle söylerlerdi bazıları, bir şey söyleyiverirdi Şeyh Efendi, kalırdı, erkek de kadın da, efendim emrindeyim, nereye istersen göçerim, hadi oğlum şu yakın kazaya sohbet et, ayda bir sefer demiş birisine, yakın kaza, iki sefer gitmiş, üçüncüye gidememiş, Musa Efendi bir de bana diyor ki diyor,
istediğini yaparım, göçerim, sana özenmiş diyor bana, sustum, ben bir arkadaşı bir derse gönderiver dedim, dedim sen şuraya gidiver, birisine telefon açmış, gece beni götür oraya diye, o demiş ki götüremem, bir arkadaşa daha telefon açmış, o burada şimdi karşımda oturuyor, ona telefon açmış, o da demiş ki müsait değilim, bana telefon açtı, ben sizin dediğiniz yere derse gidemedim, niçin dedim ben, işte filanca abiye telefon açtım, beni götür, götüremem dedi, pişmanca abiye telefon açtım, beni götür, götüremem dedi,
dedi, ee dedim ben, oraya gidemedim dedi, cebinde şu kadar para var mıydı, dedim ben, vardı dedi, binemedim mi oradan bir otobüse, binemedim mi oradan bir otobüse dedim, sufi kendince heyecanın üstündedir, der ki bana yap dese yaparım, o esnada yaparsın, beş gün sonra neden yaptım demeyeceksin, beş yıl sonra demeyeceksin, on yıl sonra demeyeceksin, on beş yıl sonra demeyeceksin, yirmi yıl sonra demeyeceksin, otuz yıl sonra demeyeceksin, kırk yıl sonra demeyeceksin, elli yıl sonra demeyeceksin, şunu demeyeceksin, efendim demeyeceksin,
işte abim demeseydi, ben seninle evlenmezdim, efendim demeseydi, ben seninle evlenmezdim, olur, Bunu demeyeceksin. Bunu dedin bitti. 20 yıl, 20 yıl sonra dahi demeyeceksin. 50 yıl, 50 yıl sonra dahi demeyeceksin. Ben Efendimiz'in sözünü tuttum. Elhamdülillah hamdolsun. Bir şikayetim yok. Ömür diyeceksin.
Bu zor herkes için. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bütün kardeşler, bütün arkadaşlar, bütün herkes için geçerli. Cüz-i iradesiyle cehd edecekler. Nasıl bir dükkan çalıştırmak için cehd ediyor. Bir memurluk yapmak için cehd ediyor. Bir ibadeti yerine getirmek için cehd ediyor. Çalışıyor, gayret gösteriyor. Aynı şekilde de evlenmek için gayret gösterecek kardeşler. Bir dervişin üstadını diğer derviş kardeşlerinden kıskanması doğru bir davranış olur mu? Derviş üstadına olan sevgisini nasıl ve ne yaparak arttırabilir? Bu kıskanmak çok hoş bir davranış değildir. Birisi de bir yazı yazar oraya. Kıskanma, çalış senin de olsun diye. Bu ona benzer.
Kamyon edebiyatına benzer bu. Dervişin başka bir derviş kardeşinin üstadından kıskanması nefsindendir. Derviş başka bir derviş kardeşinin kıskanacağına yarışsın. Yarışmayı göze alamayanlar kıskanırlar. Yarışmaya gönül yetiremen, yarışmaya kalbi yetişmeyen, sevmeye kalbi yetişmeyen kıskanır. Gıpta ile bakmak, hayran olmak, hayretle bakmak farklı bir şeydir. Kıskanmak ise çelme takmayı gerektirir. Kıskanmak o kimsenin arkasından çekiştirmeyi gerektirir. Kıskanırsa o kimseyi o alt etmeye çalışır. Ona böyle Bizans oyunları oynar ki bu sufilik değil, bu dervişlik değil. O yüzden bir kimse sufi düşüncesinde yarışır.
Daha fazla sevmek için koşturur. Yarışması da onun yanındakiline değildir. Kendi nefsi iledir. Tevazu ehli olalım. O yüzden bir başkasıyla uğraşmayalım. Bir başkasının hızlı gitmesini alkışlayalım. Bir başkasının koşmasını alkışlayalım. Bir başkasının muhabbetini, sevgisini, hizmetini alkışlayalım. Biz de elimizden geleni yapmaya çalışalım. Biz de elimizden geldiği kadar koşturmaya çalışalım. Biz de elimizden geldiğince sevmeye çalışalım. Yol Allah'ın yolu. Yol Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin gittiği yol. Yol Abdülkadir Geylanillerin, Ahmet Ar-Rufaylilerin, Bedevilerin, Dursukilerin, Hazreti Mevlana'nın yolu. O yüzden bu yolda birbirini kıskanmaktan, birbiriyle yarışmaktan fazla Allah'a doğru hızla koşmak var.
Allah'a doğru koşun. Allah'a yönelin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetine tabi olun ve yönelin. Allah için sevin birbirinizi, Allah için birbirinize destek olun. O yüzden normalde bir kimse yanındakini kıskanmaktansa ona destek olsun. yanındakinin hizmetine destek olaraktan o da o hizmetle hizmetlensin. Yanındaki bir kimseye yardımcı olaraktan ondan payesini almaya çalışsın. Etrafınızdaki insanların Allah yolunda çalışmasına müsaade edin. Birisi bir işin ucundan tutuyorsa onun işin ucundan tutmasını öğretin. Ona o işte hemhal olmasını öğretin. bir kardeşinize, bir arkadaşınıza doğru sufiliği öğretin. Etrafınızda doğru iş yapmayı öğretin.
Ve etrafınızdaki insanlara öğretirken onlara şeyhlik yapmayın. Onlara kutupluk yapmayın. Onlara bilgelik yapmayın. Onların önünü kesmeyin. Onların önünü kendi muhabbetinizi koyarak da kesmeyin. bu, o sufiyi yayan bırakır. Onun önüne başka bir muhabbet koyma. Onun önüne koyacak olduğun muhabbet Allah sevgisi ve Resulullah sevgisi olsun. Onun önüne koyacak olduğun başka bir sohbet, başka bir muhabbet olmasın. Sakın bir derviş kardeş beni seversen onu sevmiş gibi olursun demesin. Tevazu bu noktada devam etsin. Allah muhafaza eylesin. Kendi nefsinizi ortaya koymayın. Kendinizi ortaya koymayın. Bir hayır var ise o Allah'ın rahmeti, bereketi, lütfu, ikramıdır.
Bir iyilik varsa orta yerde o Allah'ın rahmeti, lütfu, ikramıdır. Eğer orta yerde bir zikrullah halakası varsa o halaka Allah'ındır. O halaka orada toplanıyorsa oradaki insanlara Allah toplar. Orada bir muhabbet varsa o muhabbeti tesis eden Allah'tır. Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Mustafa, Adnan işte X kimse değildir. Mustafa Özba'nın hiçbir hükmü yoktur bu noktada. Toplayan Allah'tır, sevdiren Allah'tır, sevdirttiren Allah'tır. Koşturtturan Allah'tır. Eğer ki kardeşlerden birisi bu noktada kendi nefsine paye çıkarırsa Allah muhafaza eylesin, şirk olur. Şirk. Burada ben olursam ders olur, ben olmazsam ders olmaz, şirk. Burada ben olursam toplanır, ben olmazsam toplanmaz, şirk.
Burada ben olursam olur, ben olmazsam olmaz, şirk. Burada sen olursan olur, sen olmazsam dersen, şirk. Allah her şeyi yerli yerine koyan Allah'tır. Her şeyi düzenleyen Allah'tır perdenin gerisinde. O perdenin gerisinde dizayn ederken, düzenlerken, eğer bizi bir kendi işinde hemhal ettiyse, kendi işinde kullandıysa, ona binlerce kez lütuf, bize binlerce kez ikram, bize binlerce kez rahmettir o.
O lütuf, o ikram, o rahmet bizedir. Bizi o meselede maşa gibi kullanmış. Orada bize bir ilahi söyletmiş. Orada bize bir sefer Allah dedirtmiş. Orada birisini bize oraya oturtturmuş, bir alakaya koymuş bize. Bize onlarla beraber dost eylemiş. Onların içine bir muhabbet koymuş. Demiş ki ilk kimseyi de siz sevin. O da zikrullah alakasında dursun. O da orada muhabbet deryasında yüzsün. Allah'tandır. Sakın. O yüzden kardeşler birbirlerine destek olsunlar. Destek olduğunuz hizmet Allah'ın hizmetidir. Destek olduğunuz cemaat Allah'ın cemaatıdır. Yürüdüğünüz yol Allah'ın yoludur. Sevdiğiniz yer Allah'tır.
Allah. Gerçek manada fiiliyat Allah'ındır. İnsanlar ben yaptım, ben kurdum, ben işlettim, ben yürüttüm, ben hizmet ettim. Şirk. Şirk. Sen hiçbir şey yapmadın. Hazreti Ömer Efendimiz koca Halid bin Velid'i savaştayken görevden alıverir. Ve savaştayken görevden alır, ümmeti fesattan kurtarır, şirkten kurtarır. Der ki şaiye yayıldı, Halid'in olduğu savaş muhakkak ki galip olur diye. Oysa der, galip getiren Allah'tır der.
Hemen yerine başka birisinin kumandan tayin ediverir. Buna en güzel örnek, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin 16-17 yaşında bir sahabeyi savaşta başkomutan yapmasıdır. Ve 16-17 yaşındaki o sahabenin emrinde Hazreti Ömer vardır, Hazreti Osman vardır, Hazreti Ali vardır. Onun emrinde Halid bin Velid vardır. Onun emrince nice savaşlar kazanmış, nice savaşlarda bulunmuş, bütün cihatlarda bulunmuş, üzerinde kılıç yarası olacak bir yeri kalmayan Halid bin Velid vardır. Binbir delikli sanki. O yüzden Allah'tır.
Şu insanlar şuraya toplanıyorsa Allah'tır toplantan. Söze dirayet verecek olan Allah'tır. Sözü dinletecek olan Allah'tır. Söze mana katacak olan Allah'tır. Sözü gönüllerde yer ettirecek olan Allah'tır. Semaya dil koyacak olan Allah'tır. Semazene dil koyacak olan Allah'tır. Semazenin eline mana yükleyecek olan Allah'tır. İlahiye mana yükleyecek olan Allah'tır. Senin yürüyüşüne mana yükleyecek olan Allah'tır. Senin yürüyüş, Allah sana öyle bir üzerine haşlet verir. Senin üzerine Allah öyle bir elbise giydirir. Orada yürütürken Cenab-ı Hak etrafını ihya ettirir. Çalışan Allah'tır. Sakın nefsimize bir paya vermeyelim. Kıskanmak, nefse paya vermektir.
Onu koşturtan da Allah'tır. Ona o hizmet aşkını veren de Allah'tır. Ona Muhammed'in sevdayı oturtturan, ona yerleştiren de Allah'tır. Ona Allah sevgisini oturtturan, yerleştiren de Allah'tır. O yüzden Allah'a boyun yükelim, tövbe edelim. Ondan af dileyelim. Ondan isteyelim, ona yalvaralım. İşimizi onunla görelim. İyyâken abidü ve iyâken esta'in. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Ölçüdür. Salihlerle beraber olmayı istemek ölçüdür. Akıldır. Salihlerle beraber olmayı dileriz. Biz salihlerle beraber oluruz ki kendimize bir ümit kapısı olsun. Ya Rabbi bizi salihlerle beraber eyle. Onlarla beraber eyle ki bizim ümit edecek elimizde bir şey olsun.
Bizi peygamberlerinle beraber eyle. Velilerinle beraber eyle. Ariflerinle beraber eyle. Evliyalarınla beraber eyle. Sana aşık olanlarla beraber eyle. O inam ettin, o ihsan ettin. Her daim kalplerine misafir olduğun zat-ı muhteremlerle beraber eyle. O beraber eyle. Onlara sevdirecek olan o. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bizi sevdirecek olan o. Bizim kusurlarımızı öter, bizim hatalarımızı öter, bizim yanlışlıklarımızı öter ve bizim o hata ve yanlışlıklarımızı örterekten derse ki ya Muhammed işte bu senin ümmetindir. Bizi onunla tanıştıracak olan o. Onun huzuruna çıkartacak olan o. Onun huzuruna pak bir elbise giydirerekten oturtacak olan o. O velilerin huzuruna çıkaracak olan o.
İnsanların elinde bir şey yok. O istemedikçe hiç kimse hiçbir şey yapamaz. O istedikten sonra bütün alem bir tarafa birleşse o istiyorsa o yeter. O yüzden yalvarın. Sakın etrafınızdaki insanları kıskanmayın. Etrafınızdaki insanları çelmelemeyin. Bırakın insanlar Allah'ı sevsinler. Herkes Allah'ı zikretsin. Herkes Allah'a koşsun. Herkes Allah'a muhabbet beslesin. Herkes Allah dostlarına gitsin. Varsın hangi şeye bağlanırsa bağlansın. Varsın hangi şeye hetabı olursa olsun. Varsın hangi cemaate giderse gitsin. Dua edin ümmete. Dua edin. Ya senin şeyhin kötüymüş de mi adama?
Dua et. Allah onu en doğru ile karşılaştırsın. Allah onu en iyi ile karşılaştırsın. Dua edelim. Kıskanmayalım. Varsın kardeşimiz en güzel yerde olsun. Halife olsun, şeyh olsun, üstad olsun. Allah'a dost olsun, pil olsun. Zamanın kutbu olsun. Bize de dua etsin. Bize de dua etsin. Varsın dua da etmesin bize. Ama o kutup olsun. Bütün kutuplar etrafında olsun. Bütün kutuplar onun etrafında olsun. Pervane dönsün onun etrafında. Seviniriz. Seviniriz.
Varsın bütün derviş kardeşler bir kardeşi sevsinler. Onun peşine düşsünler. Seviniriz. Seviniriz. Deriz der, elhamdülillah. Kardeşler bir kardeşi sevmiş. Allah muhabbetlerimizi artırsın inşallah. Dinimizde pehlivan neye denir? Öfkesini yenene pehlivan denir. Eğer bir kimse öfkesini yeniyorsa, asıl pehlivan odur. Eğer öfkesini yenemiyorsa, ne kadar güçlü, kuvvetli olursa olsun o zayıftır. Çünkü şeytanın oyuncağıdır. Öfke şeytandandır. Öfkesine yenilen de şeytana yenilmiştir. Öfkelenip bağırıp çağıran ikide bir de insanlar, şeytana ikide bir de kul köle olanlardır. Bir şeye öfkeleniyor, kızıyor her şeye.
Otoçöpe kızıyor, öfkeli. Bir de diyor ki ben sinirliyim, ben öfkeliyim. Ha olur. Sen şeytanına dostsun çünkü. Ben ne yapayım? Ben böyle bağırıp çağırıveriyorum. Saman alevi gibi parlayıveriyorum. Olur. Geliyor şeytan senin üzerine bir ismürte döküyor, bir benzin döküyor. Saman alevi gibi alevleniyorsun sen. Senin üzerine benzini döken şeytan. Sen de şeytandan o benzini içiyorsun. Adına da diyorsun ki ben böyleyim. Hayır sen ahlaksız da söyleyecek lafımız yok. Seninki ahlaksızlık. Saman alevi gibi parlayıvermek ahlaksızlık. Düşük ahlak seviyesi. Ya ben parlayıveriyorum sonra geçiyor. Geçtikten sonra bir anlamı yok. Ortalığı kırıyorsun, döküyorsun.
Ondan sonra diyorum ki geçiyor. Geçti ama kırdın, döktün ortalığı. Geçti ama perişan ettin ortalığı. Bir anlamı kalmadı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Enteresan sorular bunlar ya. Kısırlık neye denir demiş. Allah'u alem herhalde hiç hayır hasenet işlemeyen insandır. Allah'u alem cimri insanlardır. Allah'u alem bunlar zikrullah ehli olmayan insanlardır. Allah bizi bunlardan muhafaza eylesin inşallah. Rüya görmemek nasıl bir haldir hiç görmeyecekleri anlamına mı gelir? Bazıları üstadımız derdi ki Allah rahmet eylesin. Evladım bazıları çok rüya görmez derdi. Eyvallah. Herkes rüya görecek diye bir kaide yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün ashabı için işte onun gördüğü rüya sahihtir dememiş.
Ama ezanın şerifi rüyasında gören sahabe için onun rüyaları sahihtir demiş. Demek ki bir cemaatin bir topluluğun içerisinden bazıları sahih rüyalar görecekler. Mesela aynı ezanın şerifle alakalı Hazreti Ömer Efendimiz de rüya görmüş. Ama ben de gördüm diyememiş. Böyle sanki nefis yapıyormuş gibi algılanacak diye susmuş. Demiş ki sonradan ya Resulallah ben de aynı rüyayı gördüydüm demiş. Ama diyemedim, söyleyemedim. Allah da demek ki öbürküne kapı açmış. Ezanın rüyasını gören ayrı, okuyan ayrı. Ezanı okuyan, görenden daha meşhur. Yani rüyayı görenin sesi o gün çok iyi değilmiş. Okuyamam ya Resulallah demiş. Bilal'e demiş Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri.
Belle de oku hadi demiş. Demek ki ne dikkatli insanlar bir seferde ezanı belleyip hemen çıkmış okumuş. Nasıl dinliyorlar? Dinle. Var ya Hazreti Mevlana'nın sözü. Dinle. Nasıl dinlemişler değil mi? Yani bir sefer Bilal-i Habeşi orada rüyayı dinlerken dinliyor. Rüyayı dinledikten sonra sesim yok ya Resulallah. Ben okurdum ama diyor. Sesim yok diyor. Bilal-i Habeşi'ye diyor kalk sen oku. Bilal bir seferde ezanı okuyor. Radıyallahu anh. Şefaati üzerimize olsun. Ve Cenab-ı Peygamber diyor ki cennette Bilal'in diyor ezan sesini duydum. Demek ki bir cemaatin içerisinde herkes öyle çok rüya görecek diye bir kaide yok. Ama içlerinden muhakkak ki salih insanlar olup salih rüyalar görenler olacak.
İçlerinden salih rüya gören insanlar olacak. Bu hüccet olacak, delil olacak etrafa. Ha birileri hiç mi görmeyecek? Hayır o kapı aralık inşallah görür bütün kardeşlerden. Enteresan şiş burhanını anlatır mısınız demiş. Yapılması gerekli mi? Ahmet-i Rufay Hazretleri'nin yolundan gidenlerde değişik burhanlar var. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nde var. Ahmet-i Rufay'de var. İbrahim Dusiki'de var. Şah-ı Nakşibendi'de var. Bunlar normalde bu yolu tercih etmişler. Biraz daha aşağı Mezopotamya Sufileri öyle diyelim. Bu yolu tercih etmişler biraz. Bu burhanları kurmuşlar. Ama Hz. Mevlana Celavet-i Ruma Hazretleri Mesnevisi'nde bu tip burhan gösteren ve bu burhanlara biraz böyle kem gözle bakıyor.
Burhan'ı Kur'an ve Sünnet tarihinde yürümek ve muhabbet ehli olmak olarak görüyor. Şimdi gerekli mi? Bunu Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri 3-5 sefer yaptıydı. Sonra da dedi oğlum gerek yok dedi ondan sonra. Bir daha yapmalı. Biraz böyle tabii insanlar ondan irkiliyorlar. Bir de bir şatahat gibi bir şey oluyor. Allah muhafaza eylesin. Biraz böyle sıkıntılı bir şey. O yüzden Şeyh Efendi Hazretleri tercih etmedi hiç. Arkadaşlar şahittirler. İlk zamanlarda burada birkaç sefer falan yaptı. Sonra bir daha yapmadı zaten. Emaneti olmayanın imanı yoktur.
Ahde vefası olmayanın dini yoktur. Bu hadis-i şerife açıklarsanız efendim Allah razı olsun demiş. Emaneti sadece birisinin size emanet ettiği bir şey değil. Emanet, din emanettir. Ona hiyanetlik etmeyelim. Güzel ahlak emanettir. Ona hiyanetlik etmeyelim. O yüzden vefa insanlık emanetidir. İhanet etmeyelim inşallah. Allahu Ekber tekbirinde Allah'ın ekberiyetini anlatır mısınız? Hu ismi şerifindeki manayı, hunun sırrını anlatır mısınız? Maşallah, subhanallah. Nerede bu kadar derinlik bizde ya? Allah bizi affetsin inşallah. Rüyalarınızı burada kalıyorum. O zaman anlatırsınız. Allah affetsin. Hakkınızı helal edin. Hala daha tesettürlerle mi uğraşacağız? Mü'mine kadınların tesettürü konusunda açıklama yapar mısınız?
Başörtüsüz pantolonunu, makyajcı kadınlar tarikat mensubu olabilir mi? Olabilir. Evet makyajcı da pantolonunu da tarikat mensubu olur. Üzerimize yapılan büyü, sihir bazı ailelerce çok etkiliyor. Kimin yaptığını çok iyi biliyoruz fakat görüşmek zorunda olduğumuz birisi. Bakın kimin yaptığını çok iyi biliyoruz dediğinizde gözünüzle görmeniz lazım yaparken. Yaparken gözünüzle görmediyseniz, suizan, hiç dile dökmediyseniz. Dile döktüyseniz gıybet. Yaparken görseniz dahi onun arkasından konuşmanız yine gıybet. Yaparken görmediniz, arkasından konuştunuz iftira.
Gıybet etmek, ölü eti yemek. İftira, zinadan daha büyük günah. Aile saadetimiz tehlikeye giriyor, boşanmanın eşiğine geliyoruz. Nefsinizden, bu direkt nefsinizden. İnsanlar kendi ahlaklarını güzel ahlaka çeviremiyorlar. Kendi ahlakını güzel ahlaka çeviremeyince, kendilerince diyorlar ki işte bu büyüdendir, şeytandandır, o yapmıştır, bu yapmıştır. Yok, sen güzel ahlakını koy orta yere, boşansın o boşanacaksa. Bundan sen sorumlu değilsin ki. Bir kadın güzel ahlakını koysun orta yere. Adam boşuyorsa boşasın onu.
Bir erkek güzel ahlakını koysun orta yere. Kadın boşuyorsa boşasın, gitsin versin mahkeme. İnanmam bunlara ben hiç. Büyüye inanırım. Evet, nazara inanırım, evet. Ama insanlar kendi kötü ahlaklarını, kendi düşük ahlaklarını, düşük seviyelerini bir başkasının üzerine bağlamasınlar. Yapmayın böyle. Kadın adama olanca lafı söylemiş, geliyorlar ben dinliyorum şimdi. Bu sözleri söyledin mi diyorum ben. Söyledim diyor. Yüzde yüz büyü yaptı bunun annesi, o yüzden söyledim diyor. Ya diyorum bu adamın annesinin başka işi yok mu? Gitsin de bu büyü yapsın, gelin buna hakaret etsin de, bu adam da bunu boşasın diye mi yapıyor diyorum ben.
lafı söyleyen kadın, boşanmak isteyen de kadın. Büyüden, şikayet eden de kadın. Lafı söylemiş, hakaret etmiş adama. Hakaret ettiği yetmiyor, boşanmak istiyor. Bu da yetmiyor, bunun annesi bana büyücülük yaptı diyor. Daha iki hafta önce dinledim mesela. Dinledim, dinledim, dinledim. Dedim dur şimdi bir dakika. Yani dedim, bu adamın annesi kalktı yerinden. Dedi ki, benim oğlum gelinden hakaret görsün. Ondan sonra da kötü lafları, işi söylesin. Ondan sonra da boşansın. Ondan sonra oğlan rezil olsun dedi. Öyle mi dedim ben. O yüzden mübüyü yaptı, kaldı şimdi. Bu söylediğin lafları dedim, kim yutar? Sufiler, ağzınızdan kötü söz çıkmayacak.
Sufiler, ağzınızdan ahlaksız kelimeler çıkmayacak. Sufiler, ağzınızdan düşük seviyelik laflar çıkmayacak. Ahlakınızı yükseltin, kadın erkek. Burada her ders, her ders. Birbirinizde bağırmayın, birbirinizde çemkirmeyin. Birbirinizde kötü söz söylemeyin. Birbirinizde hakaret etmeyin. Birbirinizi bu noktada kırmayın, incitmeyin diye, diye, diye dilimde tüyü bitti. Hiçbir evde, evli olanlar, hiçbir evde kötü kelam çıkmasın. Öfke, kin, kasavet çıkmasın. Yanlış kelimeler çıkmasın. Sufilerin evi cennet bahçesi gibi olmalı.
Bu hayal olmaktan öteye gitmeli. Hayal olmaktan öteye gitmeli. Gerçek olarak yaşanmalı. Haklı olsanız dahi susun. Haklı olsanız dahi sünnete uyun. Seslenmeyin. Ahir zaman, hak aranacak zaman değil. Hak arayacağın kimse senin eşin ama kadın ama erkek. Hak arayacağın kimse senin evladın ama kız ama erkek. Birbirinize muhabbetle yaklaşın. Hakkınızı Allah'tan bekleyin. Hakkınızı Allah'tan bekleyin. Herkes birbirinden hak, hukuk arama çalıştırsa, yemin ediyorum hiçbir evlilik ayakta durmaz. Birbirinize merhametle, şefkatle yaklaşın.
Bırakın size zulmesinler. Kim kime zulmediyorsa zulmesin. Evin içi için söylüyorum bunu. Adam kadına zulmediyormuş, iyi zulmesin. Kadın adama zulmediyormuş, iyi zulmesin. Bir gün kendisi gider giyotinin altına, kılıcın altına kendisi gider. Kendisi tıpış tıpış gider boşanır. Zulmeden kendine zulmeder. Gider bir gün bir yere vurur, duvara çarpar. Çarpar duvara. Sen çarpma. Sen sus. Sen çarpma. Ahlaksızlığı arttırmaktansa aşağı indirelim. O yüzden susalım. Allah muhafaza eylesin. Öyle her olumsuzluğu, her sıkıntıya büyüdü.
Yok nazardı, yok işte hocaydı, yok üfürükçüktü. Koşuşturmayın. Allah'a tövbe edin, Allah'ı zikredin. Namazlarınızı kılın. Olumsuzluk yaşayanlar, sabah namazlarınızı kılın. Evlerde sabah namazları kılınmıyor. Sabah namazlarınıza kaldırın, birbirinizi telefonla ikat edin, uyarın. Birbirlerinizi arayın. Kendinizi devamlı diri tutun. Bir evde sabah namazı kılınmıyorsa oranın rahmeti yok, bereketi yok, lütfu yok, ikrabı yok. Orada sabah namazının kılınması lazım. Bir anne çocuklarını sabah namazına kaldırması lazım. Bir baba erkek çocuğunu sabah namazına kaldırması lazım.
Bir baba yetişmiş bir kız çocuğunun yatağına gidip sabah namazını kaldıramaz. Bu abes. Ama bir anne sabah namazına kalkıp çocuklarını kaldırması lazım. Bir baba erkek çocuğunun gidip sabah namazına kaldırması lazım. Gelmiş on altı, on yedi yaşına, on beş yaşına, on üç yaşına erkek çocuğu. Babası gidecek kaldıracak onu. O vazife babaya ait. Çocuk on yaşından sonra babaya ait vazifesi. Sekiz, dokuz yaşından sonra çocuğun durumuna göre babaya ait vazifesi. Geri kalan anneye ait bir kız çocuğun sekiz, dokuz yaşına geldi mi annesi onu namaza alıştıracak. Anneler, anne değilsiniz. Çocuğunuza en iyi etekleri almasını biliyorsunuz.
En iyi kıyafetleri almasını biliyorsunuz. Sabah namazını kaldırmayı bilmiyorsunuz çünkü siz de yatıyorsunuz. Babalar çocuğunuza her türlü her şeyi almayı biliyorsunuz. On yaşına gelmiş bir erkek çocuğunu namaza götüremiyorsunuz. Zikrullah'a götüremiyorsunuz. Sohbete götüremiyorsunuz. Bu babalık değil. O çocuk sizden bunun hesabını soracak ahirette. O çocuk hesabını soracak. Erkekler eşlerinize bu noktada öğüt verin. İkaz edin, irşad edin. Kadınlar, eşlerinizi bu konuda irşad edin, ikaz edin. Şöyle bir sabah namazı neşesi olması lazım. Sabah ezanlar okunurken bütün ev ayağa kalkması lazım.
Herkes harıl harıl sabah namazı için hazırlık yapmalı, abdestler almalı, namazlar kılınmalı. Kısaca bir tevhid çekilmedi, zikrullah yapılmalı. Eğer müsaitse, uygunsa, işi gücü yerindeyse yarım saat, bir saat, iki saat kaylule yapmalı. Ondan sonra adam işine gidiyorsa gitmeli. Belli adamlar sabahleyin paras panderas çıkmışlar. Ellerinde poğaça poşetleri. Ellerinde poğaça börek kağıtları veya poşetleri. Adam hımbıl hımbıl gözü açılmamış daha iş yerine gideceğim diye uğraşıyor. Yazık! Yazık! Dışarıda poğaçayla, börekle kahvaltı yapan adamın karısı ben evde hanımım diye dolaşmasın. Ben evde hanımım diye dolaşmasın o.
Ama dolaşıyorlar. Sen kalk, adamın kahvaltısını hazırla, yedir gönder. Ya da koy poşetin içerisine, adam poşette sallarken hanımının böreğini sallasın. Hanımının poğaçasını sallasın. O çocuk okula giderken annesinin poğaçasını yisin. Annesinin böreğini yisin. Annesinin yapmış olduğu sandviçi yisin. O çocuk gidip orada ne yağında olduğu belli olmayan, hangi margarinle kullanıldığı belli olmayan, ne idüğü belirsiz bir börek, bir poğaça yiyeceğim diye uğraşmasın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden muhakkak ve muhakkak evlerinizi ibadet edilen, sabah namazına kalkılan, vakit namazlarına dümdüzgün kılınan, evleriniz aşkla, muhabbetle, sevgiyle dolu olan, birbiriyle kavga etmeyen, birbirine ahlaksız davranmayan, birbirine kötü davranmayan, birbirine seviyesi düşük olmayan evler olsun inşallah.
Birbirlerine muhabbet besleyen, birbirine yardım eden, Kur'an'ın hakim olduğu, sünnet-i Resulullah'ın hakim olduğu, muhabbetin hakim olduğu evler olsun inşallah. Allah yerdekinlerden de, göktekinlerden de muhafaza eylesin. Bizi kendinden muhafaza eylesin. Biz de ondan ona sığınalım, Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.