Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Şubat 2012 · 1:03:41
Bu tasavvuf grubunun görevlileri ve üstadına ait bir şeydir. Bu bizim kendi anlayışımız. Birisi tabii kalkıp kendi grubunu, kendi arkadaşlarını, kendi bulunduğu noktayı bir siyasi partiye angaja edebilir. Ama bizim arkadaşlarımız, görevliler bilhassa ve bizim kendi şahsi duruşumuz, tasavvuf dairesindeki duruşumuzda bizim bir partiye angajemiz olmaz.
Biz bir partiye angaja değiliz. Ama bu demek değildir ki biz insanlarla ortak noktada durmayacağız, ortak çalışmalarımız olmayacak. Bu noktada onlar bizim kendi felsefemize hizmet etme noktasında durularsa, onları reddetme noktasında değiliz. O yüzden ehli tasavvuf biraz partiler üstüdür. Biraz böyle sufi mantığı göreve talip olmaz. Ve eğer hizmetin içerisindeyse o kimse, tasavvufta belli bir görevi varsa, örneğin işte diyelim ki Adnan, Hüseyin, Mehmet, Barbaros, vazifeli olanlar, işte Erkan, Halit, ondan sonra bu taraftan bu, burası böyle komple, burası böyle komple, bunlar normalde veyahut da bir görevi olmamış olsa dahi, o topluluğun içerisinde hizmet eden, önde olan dernek başkanları, vakıf başkanları, onların sorumluları, bir partiye angece olmazlar.
O olmamaları gerekir. Eğer olmak istiyorsa, o zaman gelin, üstadından helallık alın, müsaade alın. Der ki ben şu partide koşturmak istiyorum. Dergahın içerisindeki vazifelerini bırakır, o zaman gider partide koşturur. Bu onun hakkıdır. Biz onu neden böyle yaptın diye bir herhangi bir sözümüz olmaz. Ama değişik zamanlarda partiler, seçim zamanlarında gelirler, işte o beldede, o bölgede bizden bir kimse istiyorlar bazen. İşte efendim bir arkadaş verin bize, oradan aday edelim. Benim onlara da söylediğim söz şu oluyor. Eğer o arkadaşı kazanacağı bir yerden koyacaksanız, bu garantiyi veriyorsanız, ben size arkadaş vereyim.
Eğer kazanacağı bir yerden koymayacaksanız, orada ne olacağı belli değilse, ben bizim o arkadaşları orada afun tufun etmek istemiyorum. Veyahut da orada siyasi malzeme yapmak istemiyorum. Orada siyasi figüran yapmak istemiyorum. Açık konuşuyorum bu noktada. Yani çünkü her cemaatin kendine ait bir etki alanı vardır. O etki alanında, o insanlar daha da o etki alanını paylaşmak, o etki alanını ütmek için değişik tekliflerle geliyorlar.
Ben onlara usulüne uygun bunu söylüyorum. Yani diyorum ki bir arkadaş istiyorsanız benden, evet. Ama onu seçilecek yere koyacaksınız. X cemaatin temsilcisi olacaksa orada o, o zaman o seçilecek yerde olacak. Seçilmeyecek bir yerde olmayacak. Ama siyasi partilerde genelde bu tip sözlere riayet eden olmaz hiç. Bunun komplesini katıyorum işin içine. Bunu zamanla, bunu böyle kendi içimizde, değişik zamanlarda tecrübe ettik. Herkes bu noktada, işin başında, işte şöyle olacak, böyle olacak diyorlar. Ondan sonra genel merkez böyle dedi diyorlar. Yok işte şu şöyle oldu da, bize sormadılar da, bize danışmadılar da, bir sürü onların bahaneleri çok. O yüzden görevli kardeşlerin, görevli kardeşlerin bilhassa herhangi bir siyasi partiye angaja olmaktan uzak durmaları lazım ki bizim kardeşlerimiz bildiğimiz kadarıyla zaten uzaklar.
Şunu böyle siyasetçi gibi algılamayın. Biz hizmet alanı olarak, durduğumuz nokta olarak belediyelerle, işte kaymakamlarla, ne bileyim işte mülki amirlerle, ne bileyim değişik böyle resmi kurum kuruluşlarla işimiz var. Bizim onlarla olan işimiz, diyaloğumuz o partiye angaja olduğumuz veya o kimseye angaja olduğumuzu göstermez. Buradan da yanılmayın. Dedikodu da laf, dedikodu da yapmayın, laf da yapmayın. Ben genelde bu tip iletişimlerden, bu tip görüşmelerden hemen hemen hepsinden haberdar olurum ben. Bir şekilde bu iletişime girecek olanlar, bunlarla görüşecek olanlar benimle istişare ederler. Büyük bir çoğunluğundan haberim var. O yüzden arkadaşlar bu noktada görüşen kardeşlerim, mesela bir belediye başkanıyla bir işimiz oluyor, bir iş oluyor.
Onu bir arkadaş görevlendiriyorum ben ama oradaki bir görevli bir arkadaş oluyor. Ama Cafer oluyor, ama bir başkası oluyor, ama Remzi abi oluyor, herhangi birisinin ama İsmail oluyor. Ben duruma göre, konuma göre, kim, nerede, ne yapacak, kimin işi, onun işine göre uygun bir arkadaş görevlendiriyorum. Bu görevlendirmelerden, bu meselelerden böyle bu tip mevzularda çok dedikodu olur. Çünkü onu baştan kapatmak adına, hani seli baştan önlemek adına bu tip meselelerde öyle kendi kendinize kurgulamayın, maddi mi, menfaatımız yok. İşte kapalı spor salonunda bir hizmet olacak, onun belediye başkanıyla görüşülecek, başkan yardımcılarıyla görüşülecek, bunun gibi. Veyahut da işte şimdi İzmir'de, Gazemir'de, orada Atatürk Kültür Merkezi'nde geçen ay sohbet yaptık.
İşte şimdi bu ay yine var, orada da o görüşmeleri İbrahim abi var, orada şeyin, dernek başkanı var bizim muhasebeci, neydi adı ya? Tuncay, orada Tuncay görüşüyor. Bu görüşmelerin neticesinde arkadaşların kendilerinin üzerine şahsi bir menfaat, böyle bir şey söz konusu değil. Hatta o görüşmeleri götürmek öyle herkesin yapacağı bir iş de değil. Fedakarlık gerekiyor, eyvallah demek gerekiyor. Ne bileyim işte insanlarla iyi diyalog gerekiyor, ne bileyim yumuşak huyluluk, yumuşak sözlülük gerekiyor gibi. Tabii bu noktada meselenin özüne gelmek gerekirse bizim siyasi bir partiye angajemiz yok. Herhangi bir siyasi partinin yan kolu, arka bahçesi, ön kolu, sağ kolu, sol kolu da değiliz.
Bu noktada herhangi bir parti de, parti angajemiz de yok. Herhangi bir partisel duruşumuz da yok. Biz Kur'an ve sünnete hizmet etmeye çalışan, Allah'ı sevmeye çalışan, Resulullah'ını sevmeye çalışan sallallahu aleyhi ve sellem'i ve bu dine hizmet etmeye çalışan bir topluluğuyuz. O yüzden bizim parti hizmete gibi veya partinin peşine takılma gibi veya siyasi olarak bir gelecekmiş gibi veya siyasal bir makammış, mevkimiş böyle bir derdimiz yok. O yüzden arkadaşlar özellikle görevli arkadaşlar, beldelerdeki, mahallelerdeki, illerdeki, ilçelerdeki bu sohbeti dinliyorlar çünkü hepsi de. Özellikle bu arkadaşlara, bu kardeşlere böyle teklifler gelebilirler. Bu arkadaşlar bu tip teklifleri bizimle istişare etmeden sonuçlandırmasınlar. Bir, eğer sonuçlandıracaklarsa, bir yere aday olacaklarsa, bir yerden çağırmışlarsa bizimle helallaşsınlar gitsinler.
Dervişimiz gene, bizim arkadaşımız gene. Orada şeyde ne o, siyasi partide hizmet eder. Bu noktada da biz aa neden orada hizmet ediyorsun derdinde değiliz. Bu noktada da bir problemimiz yok. Ama Sufi bir yere aday olmaz. Bunu da unutmayın. Sufi'ye bir adaylık teklifi gelirse, Sufi bunu gelir üstadıyla istişare eder.
Gidip kendiliğiyle aday oluyorsa olabilir, bizi ilgilendirmez o gana. Ama görevliler bunu yapamaz. Normal görev olmayan bir arkadaş gider herhangi bir partinin, işte yan koluna, ön koluna veya herhangi bir şeysine talip olabilir. Oraya aday da olabilir. O gene kendini şahsi görüşür. Allah bizi affetsin inşallah. Yoldaş, haldaş, sırdaş kim dersin? Ya bu tıp şeyleri böyle, bunları bir yerlerden okuyup da işte yoldaş, haldaş, sırdaş kimdir? Eyvallah. Bunu şimdi böyle söyleyelim de, yoldaş beraber yol gittiğinin arkadaş. Haldaş de senin haliyle hallenen kimse. Sırdaş da senin sırrına vakıf olduğun, senin onun sırrına vakıf olduğun kimse. Nerede bunlar? O yoldaşı bir görelim.
O haldeşi bir görelim. Allah hepimizi onlardan eylesin inşallah. Tanrı insanın özüyle kalbi arasına girer. Her ikisinin arasındaki yer neresidir? Arasıdır. Meseleye şimdi Allah gözüyle bakarsanız, arasında hiçbir şey yoktur. Arası yoktur. Ama meseleye kul gözüyle bakarsanız, evet kişinin kalbiyle Allah'a arasında bir yer vardır. Bunu şöyle bakmak lazım. Allah bütün nuruyla her şeyi kapsamıştır. Ama kul, Allah onun her şeyini sarıp sarmalamışken, her şeyine tecelli etmişken, kul masivadan dolayı ondan ayrıdır.
Masivasından dolayı ayrıdır. Bu, o kimsenin sevgisiyle alakalıdır. O muhabbetin, sevginin tecelliyatıyla alakalıdır. Bir kimse, şuradaki topluluğun hepsi de Allah'ı sevme yolundadır. Bunu bir böyle tavsiye gibi algılayın. Hiç, asla Allah'ı seviyorum demeyin. Bu iddiadır çünkü. Bu biraz insanı, yani olur ola ki birisi gelir, bir laf söyler, oturur kalırız hep beraber. Burası biraz sıkıntılı bir yerdir. Evet, biz Allah'ı sevme yolundayız. Ama bu Allah'ı sevme yolunda bizim masivalarımız vardır.
Bizim mecazlarımız vardır. O masivalar, o mecazlar, o gafletler, kişiyle Allah arasında bir boşluk yapar. Allah'ın kişiyle arasında boşluk yoktur. Ama kişinin Allah'la arasında boşluk vardır. Kişinin Allah'la arasındaki boşluk kişinin kendisindendir. Bir kimsenin ibadeti Allah'a yakınlığı göstermez. Bir kimsenin haramlardan ne kadar uzak olduğu, Allah'a o kadar yakın olduğunu gösterir. Bu işin Allah affetsin, büyüklenmek açısından değil, bencesi insanlar Allah'a yakınlığı ibadette görürler. Oysa bugünkü zamanda Allah'a yakınlık haramlardan uzak durmaktadır. Geçmiş dönemlerde insanlar zühd ehli olmuşlar.
Abid ehli olmuşlar, ibadet etmişler. Zühd ehli olmuşlar. Yani dünyadan kaçınmışlar. Dünyalık şeylerden kaçınmışlar. Ve bunlarla Allah'ı sevdiklerini söylemişler. Bunlarla Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevdiklerini söylemişler. Kendi içlerinde, kendi dairelerinde bu kendilerince doğruydu o gün için. Ama bugün için bu eksik. Bugün bir kimse Allah'ı seviyorum dediğinde, Allah'ın sevgisinin tecelliyatı olarak Muhammed-i Mustafa'yı da sevmesi lazım. Sallallahu aleyhi ve sellem'i. Onun sevmesi demek, onun sünnetlerine sarılması demek. Onun sünnetlerine sarılması demek, onun haliyle hallenmek, onun ahlakıyla ahlaklanmak demek.
Bir kimse Allah'ı seviyorum dediğinde veya sevme yolunda olması demek, Allah'ın sevdiklerini ve Allah'ı sevenleri de sevmektir. Şimdi bir kimse, bugünkü zamanda öyle bir sıkıntı var ki, herkes Allah'ı çok seviyor ama namazı sevmiyor. Herkes Allah'ı çok seviyor, orucu sevmiyor. Herkes Allah'ı çok seviyor ama zikri sevmiyor. Mesela şunu asla ve asla kabullenemem. Bir kimse hem Allah'ı sevme yolunda olacak, hem de Allah'ı zikretmeyecek. Allah'ın zikrini sevmeyecek. Allah'ın zikrinden rahatsız olacak. Allah'ın zikrinin uzunluğundan şikayet edecek. Allah'ın zikrinden kaçacak. Zikir bitince, zikir başlamadan önce sohbete gider dinlerim. Zikir başlayınca giderim.
Veya zikrin bitmesine yakın gelecek. Veya zikrullah olduğunda çekip gidecek. Veya zikrullah varken gelmeyecek. Ben sohbet dinlemek istiyorum diyecek. Hele önceden Allah'ı seviyorum diyenler, zikirden fersa fersa kaçarlardı. Tutuklanma vardı, basılma vardı. Hor görülme vardı, hakir görülme vardı. Allah'ı zikreden insanları taciz ederlerdi. Küçük görürlerdi. Kınanırdı Allah'ı zikredenler. Ve hem Allah'ı seviyorum diyecek, hem zikredenleri kınacak. Hem Allah'ı seviyorum diyecek, hem Habibinin sünnetine tabi olanları kınacak. Hem Allah'ı seviyorum diyecek, ama istediği gibi haramı işleyecek. Vallahi de sevmiyor, billahi de sevmiyor. Bu manada. Seviyorum iddiası acı bir şey.
O yüzden Allah kişinin kalbiyle arasına, bu noktada, Tanrı demiş onu da, insanın özüyle kalbi arasına girer de, Cenab-ı Hak orada kişinin kalbini kendisinden uzaklaştırmıyor. Kişinin kalbini kendisinden soğutmuyor. Kişinin kalbiyle arasına giriyor. Kendi özüyle, sırrıyla, kalbinin arasına girmesi gibi algılanıyor değil. Cenab-ı Hak neden girsin kişinin kalbiyle sırrının arasına? Cenab-ı Hak neden girsin o kalbinin ruhuyla arasına? Hayır. Buradaki ayrılık gibi algılanmasın. Allah bütün her şeyin hakimi zaten. Bütün her şeyin içinde.
Sen Allah'tan yönünü döndürürsen, Allah senin yönünü döndürür. Sen Allah'tan yönünü döndürmezsen, o senin yönünü, husresi bizatihi döndürmez. Yani kalbinle arasına girdi, o kimse gitti. Önceki sufiler böyle algılamışlar bir kısmı bunu. Hayır. Bir kimse kendisi melayaniye dalar. Kendisi gablete dalar. Musa Aleyhisselam bir gün yağmur duasına çıktığında, önceki velilerden bir kimseyi vesile etti. Dedi ki, Ya Rabbi şu filanca velinin yüzü sürmetine bize yağmur. deyince Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ki, Ya Musa, o kimseyi nasıl tanırdın? Sana çok dostu, sana çok veliydi Ya Rabbi. Ya Musa, onunla alakalı sana bir şey söyleyeyim mi?
Söyle Ya Rabbi. O dedi, benden biraz gönlü kaydı, kalbi kaydı. Nedir Ya Rabbi dedi, gönlünün kayması ne? O dedi, Meltem rüzgarlarını sever hale gelmişti. Meltem rüzgarını, Meltem esintisini kendisine hoş tutardı. Beni seven, benden başka kendisine niye hoş tutar Ya Musa dedi. Onu seven, ondan başka hiçbir şeyi kendisine hoş tutmaz.
Onu seven, ondan başka hiçbir şey ona sevgili gelmez. Yine okursunuz belki de herhangi bir evliya menkübesinde. Abid bir zat varmış. O abid zat çekilmiş, insanlardan uzdet etmiş. Ormanların içerisinde, ormanlık alanda ibadet edermiş. Bir kuş gelmiş, karşısındaki dağ, şeye, ağacın tepesine yuva yapmış. Onunla aşina olmuş artık. O kuş devamlı oraya gelir, gider, öter, yavrularına bakar, onlara bakar, gider, ondan kaçmazmış hiç. Kaçmazmış hiç. O abid zat demiş ki, ya mescidimi götüreyim de demiş, o ağacın altına yapayım da. Hiç olmasa demiş, o kuşla ünsiyet peydah ederim. Götürmüş mescidini, o ağacın altına götürmüş. Hitap gelmiş, ey dostluk iddia eden, ey sevgi iddia eden, ben varken nasıl kuşla ünsiyet peydah edersin demiş.
Bunlar ağır. Bunlar sır sohbetler. Bunlar sır sohbetler. Onunla dostluk peydah eden, başka bir şeyle ünsiyet peydah etmez. O garipleşir. Gariptir. Onun dili anlaşılmaz. Onun hali anlaşılmaz. Onun sözü anlaşılmaz. İnsanlara yabancı gelir o. Yabancı gelir. Neden? O onunla ünsiyet etmiş. O yüzden onunla ünsiyet edenlerin halkın içinde dostluğu azdır. Onunla ünsiyet edenlerin etrafta onu anlayanları çok azdır. Onu dinleyenler çok azdır. Onun sözü ağır gelir. Onun sözü keskin gelir. Onun sözü acı gelir. Onun sözü acı gelir. Evet, Allah kişinin özüyle kalbi arasına girer.
Allah her yerde. Allah en ince mahrem noktanızda dahi var. Allah'a gizli kapaklı hiçbir yer yok. Allah'ın bilmediği hiçbir yer yok. Allah'ın girmediği hiçbir yer yok. Allah'ın tecelli etmediği hiçbir nokta yok. Hiçbir daire yok. Hiçbir daire yok. Ama bu aradaki perde kulun kendisindendir. Aradaki ayrılık, firak kulun kendisindendir. Kulun meleyanındandır. Kulun gafletindendir. Kulun gafletinden Yusuf'a hanım olan Züleyha bir müddet sonra Yusuf'un yüzüne bakmaz oldu. Yusuf'la yatmaz oldu. Yusuf ona dedi ki Allah bana senden iki evlat verecek.
Bu iki evladın ikisi de peygamber olacak. Seninle yapma iştiyakım Allah'ın bu vaadinden ve emrindendir deyince Züleyha döndü. Yusuf'a teslimim dedi. Allah'ın böyle bir emri varsa, böyle bir ihtiyarı varsa Allah'ı seven onun emirlerine direkt riayet eder. Allah'ı seven Allah'ın sevdiğinin söylediğine de riayet eder. Dost Dostun sözünü geri çevirmez. Dost Dostun sözünü itmez. Dost Dostun sözünü kırmaz. Dost Dosta tabi olur. Dosta itaat eder. E şimdi Hem Allah'ı sevecek Hem Allah'ın dostuna itaat etmeyecek. Hem Allah'ı sevecek Hem Habibine itaat etmeyecek. Hem Allah'ı seviyorum diyecek Hem Kur'an'a itaat etmeyecek.
Hem Allah'ı seviyorum diyecek Hem Muhammed Mustafa'nın sünnetine itaat etmeyecek. Hem Allah'ı seviyorum diyecek. İstediği haram istediği gibi işleyecek. Hayır. Hayır. Böyle bir sevgi yok. Böyle bir sevgi yok. Eyvallah. Sevme yolunda. Sevme yolunda. Sevme yolundayız. Allah hepimizi o yolda eylesin inşallah. Allah hepimizi korusun, muhafaza eylesin. Kendine dost etsin inşallah. Habibine ümmet etsin. Ona dost eylesin inşallah. Onu rüyasında gören, onu halinde gören, onunla hemhal olan dervişlerden, onunla hemhal olan ümmetlerden eylesin. Kıymetli dostlar, kendimizi muhafaza edelim. Kendimizi koruyalım.
Muhakkak ve muhakkak bu dünyadan Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini hiç olmazsa rüyamızda görerek gidenlerden alalım. hiç olmazsa halimizde görenesek daha rüyamızda görerek gidenlerden olalım. O yüzden kendinizi disiplin edin. Kendinizi sıkın. Allah'ı sevin. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi muhteşem. Beni de diyor Allah sevdiği için sevin. Beni de diyor Allah sevdiği için sevin. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhabbet beslenilmeden bu yoldan geçebileceğinize gidebileceğinize inanmayın. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin postacı gibi görenler Allah asla ve asla Allah'ı sevmiyorlar.
Asla. O yüzden yol bellidir. Allah'ım senin sevgini seni sevenin sevgisini seni sevdirecek olanın sevgisini sevgisini bana vahşeyle. Amin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Temiz bir kimseyle evlenmeyi düşünmek ne zamandan beri suç oldu bilmiyorum. Niyet ettim sadece hakiki aşka ulaşmak için mecazi aşka kavuşmaya bir kimsenin ikinci eşi olmaya aldığım cevap yaşımın geçmesini beklemek oldu. Oysa Hz. Ayşe'nin ahlakı üzerinde olsun istedim. Böyle olunca suskun oldum. Anladım ki Hz. Ayşe olabilmek için Muhammed ümmetinden tatibiz bir kimse bulmak zor. Sana zor gelmiş.
Allah bizi iyi eylesin inşallah. Bakın buna da bir şey söyleyeyim şimdi. Eğer bir kimse Allah'ı seviyorsa Allah'ın takdirini de sever. Biz birisiyle evlenmeyi düşünebiliriz. Olmadı Allah'ın takdiriymış. O takdiri de severiz. Biz bir iş yapmayı düşünürüz. Olmadı Allah'ın takdiridir onu da severiz. Bir şey bizim istediğimiz gibi gitmedi. Bizim istediğimiz başka türlüydü. Yahu bizim istediğimizdi. Onun istediği böyleymiş. Onu da sevelim. Biz onu da sevelim.
Bir şey bizim kalbimizin istediği gibi olmayabilir. Nefsimizin istediği gibi olmayabilir. Bir şey bizim aklımızın istediği gibi olmayabilir. Bir şeyi tahayyül ederiz. Bir şeyi tasavvur ederiz. Tahayyül ve tasavvur ettiğimizin dışında bir şey gelişir. Allah'ı seven o gelişen şeyi de sever. Der ki takdir böyleymiş. Takdir böyleymiş der. Biz hayatımıza devam edelim. Biz Kur'an ve sünnet dairesinde helal daire yaşantımızda devam edelim. Bakın bugün Ümmet-i Muhammed'in yaşamış olduğu en büyük sendromlardan birisi bu. Yani bir iş yapıyor, bir meseleyle karşı karşıya geliyor.
Bir sonuç çıkıyor ortaya yere. O sonuçtan yıkılıyor, yerle bir oluyor. O sonuçtan dumura uğruyor. Kardeş, Allah'ı seviyorsan oradan kalkmasını bil. Allah'ı seviyorsan oradan sirkilen, hayatın sonu değil. Allah'ı seviyorsan orada durma, sıçra oradan. Yürü, mücadele et. Allah'ın alanı mı yok? Allah'ın insanı mı bitti? Allah'ın kızı mı bitti? Allah'ın oğlum bitti? Allah'ın mekanı mı bitti? Allah'ın arzı mı tükendi? Allah'ın seması mı tükendi? Allah'ın okyanusu mu tükendi? Allah'ın parası, pulu, hazinesi mi tükendi? Allah'ın birşeysi mi tükendi ki sen tükendin? Allah'ın birşeysi tükendiyse ey Allah hepimiz tükenelim.
Madem ki tükenmeyen bir Allah var, neden o zaman şeytanın ümitsizlik girdabına dalıyoruz ki? Yürü. Buradaki ölçü Kur'an ve Sünnet. Buradaki ölçü harama dalmamak. Evlenirsin, boşanırsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın.
Nerede var burada haram? Evlenmek, boşanmak suç olmuş olsaydı Hz. Hatice Validemiz Hz. Resulullah sallallahu ve sellem Hazretlerinden önce iki evlilik yapmıştı. İki evlilik yaptı. Üçüncüsü Muhammed-i Mustafa sallallahu ve sellem Hazretleri.
Evlilik boşanmak suç olmuş olsaydı Hz. Zeynep Validemiz var orta yerde. Bir sürü erkek sahabe var orta yerde evlenip boşan boşanan. Hz. Ömer Efendimiz de hanımını boşadı, çocuğu Abdullah'a hatta ara sıra giderdi almak için çocuğunu sevmek için bir gün devenin terkisine bindirdi. çocuğu götürecek oldu. Hz. Ebu Bekir Efendimiz Emir Al-Mümin'i bırak dedi oğlunu. Hakkın yok buna dedi. Boşanmak suç olsaydı Hz. Ömer Efendimiz boşanmazdı. Biz katolik değiliz. Katolik değiliz. Evleniriz, boşanırız. Bir daha evleniriz.
Olmadı ben evlenme kapısını kapattım. Haram işledin. Günah-ı kebar işliyorsun. Evlenme kapısını kapatamazsın. Kim kapatırsa ayet-i kerimeyi inkar ediyor. Kim kapatırsa Muhammed-i Mustafa'nın sünnetini inkar ediyor. Kim kapatırsa nikah ibadetini inkar ediyor. Erkeklerden de var böyle bayanlardan da var. Ben evlenmeyi düşünmüyorum efendim. İyi çok iyi ediyorsun. Ben de diyorum haram istiyorsun. Şimdi duruyor. Kalıyor. Evlenmeyi düşünmeyen erkekler ve kadınlar haram işliyorlar. Günah-ı kebar işliyorlar. Kızlarını ve oğulları evlenmek istediği halde evlendirmeyen anne-babalar günah-ı kebar işliyor. Hani Allah'ı seviyorduk ya.
Birisi bizi almayınca küseceğiz mi Allah'a? Bir işimiz olmayınca küseceğiz mi Allah'a? Bırakın kardeşler Allah'ı sevin yürüyün. Dün olumsuzluk yaşadın yaşadın bugün yeni bir gün yürüyün. Dün battın bugün çıkarsın. Dün karanlıktaydın bugün aydınlığa geçersin. Dün silindir gibi ezildin. Bugün uludağlar gibi yükselirsin. Dün zelildin bugün aziz eder seni. Bugün aziz eder seni. O mülkün sahibi bugün azizdin. Yarın zelil eder seni. Nefsine uyma. Kibrinle düşme. Azazil ortaklık yapma. Azazilin kucağına düşme.
Asla kibirlenme. Asla böbürlenme. Asla tepeden bakma. Asla yukarıdan bakma. Tevazuyu elinden bırakma. Zikri dilinden gönlünden bırakma. bir anda zelil olduğunu görürsün. Tepeden bakma. Tepeden konuşma kimseye. Beğenemezlik etme. Etrafa kötü huylu davranma. Kur'an ve sünnete tabu ol. Ondan muhakkak felaha ulaşacaksın. Hazreti Muhammed Mustafa'nın izini takip et. Ondan muhakkak felaha ulaşacaksın. Harama düşme. Haramla uzaklaş. Dilini harama kilitle. gözünü harama kilitle. Kulağını harama kilitle. Haramla işin olmasın. Gösterişle şata atla işin olmasın. Olmasın onlarla işin. Tevekkül et.
Yürü. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Mevlana'nın gel deyişine istinaden bana gitme kendini kaptırma diyenlere şiddetli bir şekilde öfke duyuyorum. Öfke duyma onlara. Onlar daha tanımıyorlar bilmiyorlar. Hani Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni Taif'te taşladılar ya Muhammed Mustafa dedi ki onlar bilmiyorlar onlar tanımıyorlar ya Rabbi onları affeyle dedi. Onlardan temiz bir gelecek gelir temiz bir zürriyet gelir dedi. Ne diyor ya Muhammed sen affedici olmamış olsaydın etrafında hiç kimseyi bulamazdın. Siz öyle davranmayın kızmayın etrafınızdakilere. Avam'ın işi o. Avam size kızacak. Neden? Ondan değilsin sen. O dini kendi açısından bakıyor.
Onun için din beş vakit namaz kılıp camiye gidip gelmek bu kadar. Onun için din işte namaz kılmak bile değil. Allah'a iman etti işte öylesine bir iman etti bitti. Avam'ın işi bu. Bu tarih boyunca böyle olmuş. Bir tarafta avam olmuş bir tarafta haslar olmuş bir tarafta hasül haslar olmuş. ebrar kısmı olmuş yani. Cenab-ı Hak ebrara diyor ki ebrar halinde olanlara onlara naim cennetler süsledim. Ayet-i Kerem'de. Bunların amelleri de farklı. Bunların niyetleri de farklı. Bunların Allah'a bakışları da farklı. Allah'ın sevişleri da farklı. E şimdi avam diyecek ki ya siz ne yapıyorsunuz? İşte Allah'ı zekrediyorsunuz. Ya siz kafayı yemişsiniz kırmışsınız diyecek çıkacak gitme kaptırma kanma. Uzun müttet ben bunları dinledim çünkü ben de.
Kendini kaptırma. Kendini sen kaptırdın. İyi ki kaptırmışım. İyi ki kaptırmışım. İyi ki kandırmışlar beni. Öyle diyeyim. Beni kandıran olmadı. Ben zorla girdim de. Kendimce yani zorla. Beni derse de götürmek istemediler de. Davet etmemişlerdi beni. Cenab-ı Hak yazmış ya ben kendi ayağına gidenlerdenim. birisi demedi bana gel filanca yerde zikir var seni zikre götürelim diye. Yanındakini çağırdılar dedim. Seni nereye çağırdı onlar? Brader dedi sana göre değil ya sen boş ver dedi. Ulan beni oraya götürmezsen bu akşam o adamın evini basacağım ben dedi.
Baktı gördü ben basarım dedi ki tamam götüreyim ben seni dedi. Öyle götürdü beni götüren. Benim birisi kulağımı eğilip gel filanca yerde zikir var seni oraya götürelim demediler. layık görmemişler demek ki. Allah bizi layık olanlardan eylesin inşallah. Öfke duymayın normal böyle şeyler. Karşınızdaki sizi anlamayacak öfke duymayın. Karşınızdakini anlatmaya çalışıyorsunuz anlamıyor. Öfke duymayın. Muhakkak öfkeleniyoruz bazen sinirleniyoruz Allah beni affetsin. Üzülüyoruz aslında. Öfkemiz değil üzüntümüz var. Anlamıyorlar. anlamayacaklar. Çünkü dinlemiyorlar. Sizler garipler topluluğusunuz. Allah'ı sevenler garipler topluluğudur.
Karşıdaki kimse sizi dinliyormuş gibi yapar. Dinlemez. Onun kafasında sizinle alakalı hüküm belli. Onun kafasında bir hüküm var sizin üzerinizde. Siz bin bir tane silgi bin bir tane boya fırçası onu boyayayım sileyim kapatayım de uğraşsanız boşuna benim adım Deli Mustafa'ydı. Ben ne yaparsan yap deliyim ben. Dergahın içinde de Deli Mustafa'ydım ben. Yani ona göre deliyim ben. O akıllı. Deli kim? Mustafa Özbağ. Akıllı kim? Güru. Öbür taraf. Nerede akıllılar şimdi? Zikirden uzaklar.
Evlerinde oturuyorlar. E tabi akıllı olan evde oturacak ya. Kafayı mı kırmış bu kışta kıyamette karda buzda zikrullaha gelecek? Otur evinde bak keyfine ne kadar güzel. Dünyada keyif çatanlar öbür tarafta keyif çatmayacaklar. Burada keyif çatmayanlar orada keyif çatacak. Bu böyle. Bu işin kaidesi kuralı böyle. O yüzden o kardeş öfke duymasın. İçim soğumuyor demiş. İçini zikrullahla soğut başka bir şeyle soğutamazdın. Ancak zikrullah seni tatmin eder. Ancak seni zikrullah sakinleştirir. Ancak zikrullah kalbini mutmayın eder. Sen onunla baş başa kal.
Sen etrafına fazla bakmışsın. Etrafınıza fazla baktığınız anda etrafınızla ilişkiniz bozulur. Allah kıskanır çünkü. Allah kıskançtır. Der ki sen şu etrafından dolayı benim zikrimi terk ettin. Oysa beni her daim zikrederdin. Şu kimseden dolayı zikrimi terk ettin der. Cenab-ı Hak hasistir. Kıskançtır. Kendisini zikredeni paylaşmak istemez kimseyle. Başınıza bir sıkıntı, bir musibet, bir bela geldi. Bir işiniz olmadı, bir işiniz hakkın gitmiyor. Muhakkak bilin ki Allah'la irtibatınızda bozukluk var. Suçu kabahatı kendinizde bulun. Etrafınızdaki insanlarla ilişkiniz bozuldu. Muhakkak ki zikrullah az yaptınız.
Muhakkak ki Allah'ı unuttunuz. muhakkak ki gaflet var. Etrafla ilişki bozuldu. Hemen zikrullah hemen tövbeye. Hemen tövbeye. Aman başkasını suçlama. Aman eşini, çolunu, çocuğunu, patronunu, işçini, mal aldığını, mal sattığını, abini, emmini, dedeni, dayını sakın suçlama. Otur suç benim kabahat, benim şarkısını söyle. Ve hemen tövbeye devam et. Ne dedi peygamberlerin bu manada zahiren ilki Hazreti Adem Allahü la ilahe illallahü ente subhaniki inni küntümüne zalim. Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Peygamberlerin duasıdır bu.
Hep peygamberler bu duayı yapmışlardır. Hep veliler bu duayı yapmışlardır. Bir musibet, bir sıkıntı oldu. Tövbe et sen. Allah'a tövbe et. Muhakkak onunla olan irtibatında bir problem var. Onunla ilişkinde bir problem var. Araya bir perde girdi ki sende bu zuhurat oldu. Allah bizi affetsin. Ben benlikten geçmişken ille de sen olmalısın diyenlere ne diyeyim? Ooo bu şatahat kardeş. Sen senlikten geçmiş olsan bunlardan şikayet etmezsin ya. Yapma. Sen senlikten geçsen bunları görmezsin. aşığın gözü kör olur. Sen senlikten geçmiş olsan ayağını kesseler haberin olmaz.
Sen senlikten geçsen seni diridir ameliyat masasına yatırıp böbreğine alsalar haberin olmaz. Sen senlikten geçince senin gözünde bir tak o kalır. Senin gözünde başkaları var. Senin gözünde perde var. Asla asla bir kimse kendinden geçtiğini iddia etmesin. Büyük şata kitaplardan evliyaların sözlerini alıp da kendinizin üzerine atfetmeyin. Öyle kolay şeyler değil bunlar. Sen senlikten geçsen bu alemde şikayet edeceksin hiçbir şey olmaz.
Bu şikayet mi? Kendinden geçen neden şikayet eder? Aşktan nasipleri yokmuş demek doğru mudur demişin? Sen kendini aynada görmüşsün. Dikkat et. Hiçbir kimseye açtan nasibi yok diye görmeyin. Hiç kimseyi.
Bu sizi yanıltır. Sahabeden bir zat vardı. Bazı müfessirler onun ismini söylemezler. Bazıları isimlerini söylerler. Kimdi? Neydi? Nuhayn mıydı? İçki içen. Neydi? Nuhayn sahabeden. Ara sıra içki içerdi. Ara sıra içki içtiği için de insanlar onu biraz kınarlardı. hatta bir gün böyle ona ceza uygulandı. Birisi dedi ki Allah lanet etsin hep içiyor bu ne kadar da çok içiyor deyince Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem müdahale etti ona. Dedi lanet okuma. o Allah ve Resul sever dedi. Bazı içki içenler vardır.
İçki içmeyenlerden daha fazla Allah ve Resul sever. Bizim gayrı meşru olarak gördüğümüz bazı insanlar vardır. Yemin ediyorum dervişim sufiyim diyenlerden daha fazla Allah'ı severler. Onların yanında Allah'a küfredemesin. Onların yanında Allah'a hakaret edemesin. Onların yanında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir laf söyleyemezsin. Onların yanında velilere bir laf söyleyemezsin. Onların yanında namaz kılanlara oruç tutanlara Allah yolunda gidenlere valla da laf söyleyemezsin. Billaha da laf söyleyemezsin. Ama sufin diyen bir çuva sakal bırakan sufin diyen başını gözünü örten tek gözden giden örtüden sufin diyen mangaldan kül bırakmayanın en sevdiği neyi varsa onun yanında istedini söylersin.
Oha öyle mi der? Doğru ya der. Ben de öyle tahmin ediyordum zaten ya der. Evet. Ben o yüzden bazı öyle sarhoşlar tanırım ben. Öyle sarhoşlar tanırım. Dikkat edin. Öyle sarhoşlar tanırım. Harabat ehlinden görürüm onları kalpleri açık. Gönül gözleri açık. Yukarıda Mollarap'ta Mollarap caminin altında bir park vardı. yemin ediyorum her cumartesi bekleyen sarhoş vardı orada benim. Sohbette ne konuştumu tekkede ne konuştumu söylerdi benim orada. Tekkede ne sohbet ettimi orada bana anlatırdı.
Ben arabayı park edecek yer bulamam dolaşırma derim ki tamam bizimki gene parkta. Tamam anlaşıldı. Giderim arabaya bir park ederim orada. Selamun aleyküm diyorum ben parkta. Ve aleyküm selam parkın içerisinde gece saat yarın bir bir buçuk hiç önemli değil. Lafın arasında tekkede konuştuğumu anlatırdı bana. Lafın arasında neye üzüldüğümü anlatırdı. Lafın arasında neye sıkıldığımı anlatırdı. Ne sarhoş. Ne sarhoşı ya? Ayıkım diyenler sarhoş asıl. Ayıkım diyenler sarhoş. Biz onlara ken gözle bakarız. Tepeden bakarız. Biz onlara yanlış gözle bakarız.
Yanlış gözle bakarız. Koluna girmeyiz biz onun. Evet. Nice sarhoşlar vardır ki nice sufim diyenlerden daha fazla Allah ve Resul'u sever. Canlarını verirler. Geçenlerde bir sohbet oldu ya işte şeyde meyhanelerde sema ediyorlar. İşte sarhoşlara sema ediyorlar muhabbet oldu. Kim sarhoş ya? Meyhanede içen semayı izleyen sarhoş değil. ona sema eden sarhoş. O kimse semayı izlerken o diyor ki bunlar Allah'a aşığı. Allah'ı seviyor o. Oturuyor ağlıyor orada. Allah'ın sevdiğinden ağlıyor.
Kendi haline pişman kendi haline ağlıyor. Oturuyor senin boynuna sarılıyor. Ben içki içtim ben hata yaptım. Ben yanlış yoldayım. Ben eksik yoldayım diye. Ağlıyor omuzunda senin. öbürkü tülü develer gibi kafası havada. Onun hiçbir şey yok ya. O içmedi ya. O sarhoş olmadı ya. O sarhoş yanlış. O sarhoş olmadı ya hiç. O tülü develer gibi kafası havada. Şeytan ahlaklı. tülü tülü şeytan ahlaklı. Tülü kafası önde değil. Tabi olmak yok. Şeytan ahlaklı. Çok biliyor. Şeytan ahlaklı. Her şeyi biliyor o.
Şeytan ahlaklı. Kur'an ve sünnetten haberi yok. Kur'an ve sünnetten nasibi yok. Ama her şeyi biliyor o. Şeytan ahlaklı. Allah muhafaza eylesin. Böyle söyleyince de ya yerden yere vurdun deyip meyil atıyorsunuz bana. Ne diyeyim şimdi? Tevazu Resulullah sallallahu ve sellem hazretinin ahlakından. Tabi olmak Resulullah'ın ahlakı sallallahu ve sellem hazretinin. Kur'an ve sünnet dairesinde durmak Resulullah ve ashabın ahlakı. Dışında durmak şeytan ahlakı. Ne diyeyim şimdi şeytan ahlakını Muhammed'i bir ahlak mı? Allah hepimizi affetsin inşallah. Haksız yere iş yerinde dedikodumun yapıldığını duydum.
Bunlar beni çok yıpratıyor. Sessiz kalıp işime devam etmeliyim yoksa işten mi çıkmalıyım? İşine devam et. Bakın bir yerde bir sıkıntı var, bir problem var. O sıkıntı ve bu tip iş yerlerinde olduğunda oradan siz ayrıldığınızda o suçlamaları kabul ediyorsunuz demektir. Siz işinize devam edin. bir yerde çalışıyorsunuz. İşinize disiplinli bir şekilde devam edin. Bir iş yapıyorsunuz. Disiplinli bir şekilde işinize devam edin. Bu fakirin şiarıdır. Sen disiplinli bir şekilde yürü orada devam et. Takdir onun. Takdir onun. Dönüp gitmek bizim şiarımız değildir. Bırakıp gitmek bizim şiarımız değildir.
Bizim şiarımız değil o. Biz orada kalırız. Orada mücadele ederiz. bize kapıyı gösterirlerse selamun aleyküm aleyküm selam. Bir daha da geri dönüp bakmayız. Deriz ki nasibimiz buraya kadarmış. Kısmetimiz buraya kadarmış. Allah'ın arzı genişleriz yürürüz. Eyvallah. ya mübarek insanlar ya burada kendimi artık Güzin abla gibi hissedeceğim ya.
Özel ilişkilerinizi gücünüzün yettiğince telefonun bütün herkeste var. Müsait olduğunda telefonlarınıza cevap vermeye gayret ediyorum. Sonuçta ama müsait değilsem işim varsa o esnada sohbette isem eyvallah söyleyecek bir lafım yok. Özel meselelerinizi özel hallerinizi telefonda sorun. Burada soracak olduğunuz şeyler dine diyanete tasavvufa ait olsun. Hakkınız helal edin. Yani bir özel meseleniz var. Herkes cemaati ilgilendirmez ki. Ben de Güzin abla gibi mektup yazın ya da mektuplarınıza cevap vereyim. Allah bizi affetsin inşallah. Allah velilerinden birini halka gösterince ondan fitneyi düşürür.
Bu veli ne kendisi fitneye düşer ne de başkalarını fitneye düşürür. Allah bunlardan kimini de halkın gözlerinden kalplerinden ve sırlarından gizler. O halk arasında onlardan biri gibidir. Onlarla yer içer konuşur. Allah gayreti dolayısıyla bunların sadece zahirini halka gösterir. İçini göstermez. Çünkü Allah bunun hakikatinin görülmesini kıskanır. Böylece bu velinin tevazu artar. Allah için tevazu gösterini Allah yükseltir. O kul tevazusuyla Rabbinden daha çok yükselme talep eder. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 3 ihlas şifatı şerife. Amin. Hasul olan sebaplar evvelen mizah halı kainatü lezai mevcudat.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelinmiş geçmiş bütün Peygamber Zişan Efendimiz'in ruhlarına ayrı ayrı hedilirdik. Vasıl ve isedare eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi Cihari yarı yüzüne Ebu Bekir Sıddık Ömer Faruk Osman Üzün Nüriyen Ali Murtazı radiyallahu Efendimiz'in Evlad Resulullah Zevcat Resulullah Şehed Resulullah Ashab Resulullah Ruhlarına İmam Azam Ebuh Hanif İmam Şafi İmam Malik İmam Muhammeli Hazretlerinin ruhlarına ayrı ayrı hedilirdik. Vasıl ve isedare eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi Üç İhlas bir Fatiha Amin Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylan'i Pirimiz Seyyid Ahmet El-Rufay Pirimiz Seyyid Ahmet El-Bedevi Pirimiz Seyyid İbrahim Dursu Ki Pirimiz Şeh Biles Şaz Şah Akşı Muhammed Bahaddini Şah Mevlana Celalettin Ruh Hacı Bektaş Veli Hacı Bayram Veli Mehmet Muhyiddin İftada Hazretlerinin ruhlarına ayrı ayrı hedilirdik.
Vasıl ve isedare eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi Üç İhlas bir Fatiha Amin Geçmiş Mürşid-i Kamilleri Velilerin Evliyaların Dervişleri Müminlerin Ruhlarına Şeyhimiz Üstadımız Mürşidimiz Canımız Cananımız Sultanımız Bayındırlacı Mustafa Efendi Hazretlerinin Ruhaneti Küseylerine Ced ve Cedadan Ruhlarına Mehdi Ale Resulun Ruhaneti Küseylerine Yaşayan Mürşid-i Kamillerin Velilerin Evliyaların Dervişleri Müminlerin Ruhaneti Küseylerine Tur-i Kâliyemiz
de gelmiş Geçmiş Osman-ı Aliye'den gelmiş Geçmiş Akraba-i Talikatlarımız Dan Gelmiş Geçmiş Ruhlarına Ruhaniyetlerine Ayra Ayra Hedir Vâsıl Vesedâre Eyle Ya Rabbi Haberzâre Eyle Ya Rabbi Feyzatlarını Himmetlerini Şefaatlerini Üzerlerimizden Eksik Eyleme Ya Rabbi Estağfurullah El-Ezim El-Kerim El-Nez-i La İlahe İlahe İlahu El-Hayyul Ghayyum Ve Tûbile Genci Villah Müneş Şeytan Vecim Bismillahirrahmanirrahim Esseletikil Fâle Mennâ Hû İlah Muhammeden Resulullah