Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Ocak 2012 · 1:17:35
Maaşla Allah anlamına açıklar mısınız? Yani bazı şeyler vardır, anlamları farklı değildir. Genelde bir şeye nazar değmesin diye onu yaratanı methetmektir. Yani Allah güzel yaratmış, Allah iyi yaratmış, güzel olmuş, tatlı olmuş, rezzetli olmuş manasında maaş almak.
Kadının itikâfı nasıl olur, itikâfta hangi nedir çekmesi ve nasıl hareket etmesi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri peygamberliğinden önce ve peygamberliğinin ilk zamanlarında diller dağına çekilir, onlar da günlerce mağarada bir dilde itikâf ederdi veyahut da ibadet ederdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o diller dağındaki günlerini bazıları temizlenme günleri veya aydınlanma günleri olarak bir tehlike ettirdiler, ben bunu kabul etmem.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yaratılıştan peygamberdir. Yaratılışın, yaratılıştaki İmam-ı Azam'ın deyiniyle şeyin ilkidir. O yaratılıştan peygamber olduğu için, yaratılıştan peygamber olduğu için o hatadan, kusurdan, yanlış yapmakta, nefsine uymakta münezzeh idi. Ve bütün yaratılanlar, bütün yaratılanlar onun yüzü suyurbetine yaratılmıştır. Bütün her şeyin aslında özünde, bütün her şeyin yaratılış noktasında, cevherinde Muhammed-i Mustafa vardı. Öyle bir Muhammed-i Mustafa ki, Allah onu ilk yarattığında sevmiş, o da Allah'ı ilk yaratıldığında sevmiş. İlk yaratıldığında Allah'ı zikretmiş, tesbih etmiş, tesbih etmiş, ona muhabbet beslemiş.
Ve Cenab-ı Hak bütün yeryüzünde, kıyamete kadar gelecek olan, kıyamete kadar gelecek olan ve insanoğlunun ulaşabileceğinin üzerinde, bütün ilimlerini ona terbiye etmiş, ona vermiş. Bütün ilimlerini vermiş. Ve Adem'den bahsederken, biz onu bütün ilimleri öğrettik, hıfzettirdik, onu terbiye ettik diyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinde de Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de, onun münebbesi, onun terbiyecisi biziz diyor. Onun sahibi Allah, onun aydınlanmaya, onun makamının yükselmeye, onun bugünkü halinden bir ay sonra, bir hal sonra, bir hal sonra maneviyat olarak yükselmeye ihtiyacı yok.
O bütün kainatta var olan ve kendisinden sonra da var olacak olan, ebediyete kadar var olacak olan ilme vakıf. Bakın, ebediyet noktasındaki ilme vakıf. O öyle bir peygamber. Öyle bir peygamberin aydınlanmaya ihtiyacı yok. Öyle bir peygamberin temizlenmeye ihtiyacı yok.
Öyle bir peygamberi siz eksikli ve kusurlu görmeyin. Zaten eksikli ve kusurlu görenler küfür ehlidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin burada hata yaptığıydı. O da bir insandır diyenler, Allah muhafaza eylesin müşriktir. Onlar Rusisi olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine, Peygamber efendimizin üzerine böylece geliyorlar. Kafalarımızda, beyinlerimizde, gönüllerimizde, kalplerimizde, onun da eksik olabileceğine dair bir kapı aralamaya çalışıyorlar ki, ondan sonra diyecekler bize, ya o da bir insandı. Evet, onun bir veçesi insandı. Bizim gibi yedi içti, yattı, uyudu, gezdi. Bizim algılamamız için, bizim anlamamız için, bizim idrakimiz için bizim içimizde yaşadı.
Daha doğrusu bizim içimize gönderildi, bizim içimize gönderildi. Tekrar ona göre uyarlandı, modu değiştirildi. Cenab-ı Hak onun bir yönünü bizim anlamamız, bizim algılamamız için mod değişikliği yaptı. Yoksa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dünyaya yüzü döndürmeden evvel gözünün Allah'tan başka bir şeyi, Allah'ı zikretmekten başka bir şeyi, Allah'ın haricinde herhangi bir şeyi görmesi, duyması, anlaması, gözünü, kalbini, yüreğini başka bir yere çevirmesi mümkün değildi.
Böyle bir şey mümkün değildi. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'a dünyada üç şeyi sevdirdi de ben sevdim demez. Ben dünyada üç şeyi sevdim demez. Ben dünyadan şunu aldım demez. Dünyanın şu noktası beni sevdim. Dünyanın şu noktası beni cezbetti. Ben şunu şöyle, şunu şöyle yaptım demez. Enteresan bir şey vardır. Artık onun iradesi Allah'ın iradesindedir. Onun sevgisinin tecelliyatı Allah'ın iradesindedir. Onun muhabbetinin tecelliyatı, muhabbetinin yönü Allah'ın iradesindedir. O birisini sevdiyse onu Allah sevdirmiştir. Kendisinin iradesi yoktur. Ve der ki örnek olsun diye söylüyorum.
Bana dünyadan üç şey sevdirildi. Bir kadın, iki gözümün nuru namaz, üç güzel koku sevdirildi. Yani ensesinden tabiri caizse tuttu, dedi ki bunları sev. Eğer dünyadan, dünyaya karşı bunları sevmezsen senin dünyayla ilişkin hiç kalmayacak, korkacak. Ve insanlar senin gerçek yüzünü anlamaktan uzak duracaklar. Onlar öyle insanları ben seni yarattığım gibi yaratmadım.
Sen akıl üstlüsün, kalp üstlüsün, ruh üstlüsün, sır üstlüsün, marifetullah üstlüsün. Sen idrakten, sen anlaşılmaktan, sen anlaşılmaktan uzaksın. İnsanlar ne kadar seni tanısalar dahi tanımadıklarını görürler. O yüzden sen onlara ben merhamet ediyorum. İnsanlara rahmet ediyorum. İnsanlara muhabbet besliyorum. İnsanlara lütfediyorum, ikram ediyorlar. Onların anlamaları için seni onların anlayacakları moda getiriyorum. Ve diyorum ki sana kadınları sevdiriyorum. Sana güzel kokuyu sevdiriyorum. Senin yoksa başka hiçbir şeye yönün dönmeyecek. Allah'ın döndürmesiydi.
Konuşması Allah'ın konuşmasıydı. Konuşması Allah'ın düşünmesiydi. Beni uzatması Allah'ın elini uzatmasıydı. O yüzden dediği Kur'an-ı Kerim'de sen atmadın ben attım. Sen tutmadın ben tuttum. Ne yapmıştı? Bir avuç toprak atmıştı düşmanın üzerine. Bir avuç toprak şarapnel parçası gibi oldu. Bomba oldu, infilak etti. Bir avuç toprak düşmanın üzerine kasır yoldu. Düşmanın üzerine onu helak edecek bir rüzgar oldu. Toz toprak yerle eksak oldu. Birbirine karıştı. İnsanlar anlayamadılar. İtirak edemediler. Bir anda bu tabiat nasıl değişti? Bir anda yerle gök nasıl birbiriyle karıştı? Bir anda içimize nasıl bir ürperti girdi?
Nasıl bir korku girdi? Anlayamadılar. Allah diyor ki ey Habib yok. Bu senat dedi. Çünkü Peygamber insanlara atacak. İnsanları bu noktada toprak atmaya, insanları öldürmeye, insanları katletmeye, insanları kastetmeye dahi, onu dahi düşünme noktasında değildi. Bir kısmı der ki o da savaşta öldürdü. Onun öldürmesi rahmet ettir. O diriltmek için öldürmüştür. O diriltmek için eline kılıcı almıştır. Katletmek, insanları yok etmek, katliam yapmak için değil. diriltmek için. Ve hiç kimseye, hiç kimsenin üzerine, haksız yere yürümemiştir. Bedir'de üzerine gelmişlerdir. Hennek'te üzerine gelmişlerdir. Ulurt'ta üzerine gelmişlerdir.
Hayber'te üzerine gelmişlerdir. Aşk çıkarıcı değildir. Savaşı şeytanın tarafı çıkarmıştır. İşte böyle bir peygamberin, kısaca teyit geçeyi, yıllarca, günlerce, ebediyete kadar peygamber anlatsak, anlatıp bitiremeyiz. İşte öyle bir peygamberin, temizlenmeye, arınmaya ihtiyacı yoktur. Ama temizlenecek olan, arınacak olan ümmete bir kapı arılamaktır bu. Dostla husisi görüşme, dostla husisi buluşma, dostla husisi antlaşma, dostla husisi tabiri caizse cilveleşme zamanlarıdır. İtikap. Ve böyle Medine Münevvere'de de itikap farklı halini aldı. Ramazanlarda son 10 günde girerdi. İşte bir Ramazan'ın son 10 gününde, kendisi Medine Münevvere'nin içerisinde çadırını kurduğunda, birkaç gün geçti.
Bir rivayete 3 gün geçti. 4. gün. Bir baktı ki, bir çadır daha var içeride. Sordu, bu çadır kimin? Dediler ki, Zeynep'in çadırı. Onun oraya çadır kurup itikafa girmesini çok uygun görmeyen, görmediğini belirten bir hal ile itikabı terk etti. Hazreti Zeynep'in itikabını da borzulmadı. Ona neden böyle yaptın demedi. O ahlakta en ileriydi. Ama asla anladı ki, Hazreti Zeynep'in oraya itikafa girmesinden Hazreti Resulullah çok hoşnut değil. Ve imamlar dediler ki, kadınların itikabı örneğinde olur. Yani camide olmaz. Özel mekanlarda olur. O yüzden kadınlar camilerde çadır kurup itikafa giremezler. Camilerde tek başlarına, tek başına oraya çadır kurup veya oda hazırlayıp, orada bir hücre hazırlayıp itikafa giremezler.
Onlar evlerinde itikafa girecekler. Kadınların itikabı da öyle olur. Çekilen birilerle alakalı erkekten ne bir çekiyorsa veya işte bir birdi varsa o birdi çeker. İtikabın özü ehli tasavvuf tarafından zikirdir. Namaz ve zikirdir. Kur'an-ı Kerim okumaktır. Ama ehli tasavvuf itikafta namazı ve zikri önde tutar. Hatta zikri önde tutar. Beş vakit namazını kılar ve devamlı Allah'ı zikreder. Bir an için olsun Allah bir zikirden uzak kalmaz. Ve her tarikatın bu noktada, her öğreticinin bu noktada kendine has bir öğretisi vardır. Bir birdi bir zikri vardır.
Veya özel dervişe bir bir bir zikir verilecekse özel bir şekilde bir bir bir zikir verilecek. Aklınıza şuraya gelin. Aşure ayında neler yapmalıyız demiş ya. İnşallah aşure ile alakalı ders yapacağız şimdi. Zikardaki dersle alakalı bir şey sormuşsunuz.
Zikarda devamlı gelecek onun inşallah. Şuna inanıyorum ki sizin gayeniz insanları kötü elementlerden ayırıp, tertemiz son altın haline getirmiş. Böyle bir konuda Allah yardımcınız olsun. Efendim sorun şunu. Şüphesiz gıybet hara. Bazı tarikatlarda bazı insanlar tarikatlara son altın olmak için değil. Altın bulmak için, menfaat için diyorlar. Bu tarikatlarda söylenki varsa, gıybet bize anlatılmadığı zaman dilsi şeytan mıdır? Şimdi bakın gıybet, bir kimsenin hoşuna gitmeyecek bir şeyi arkasından konuşmaktır. Birisinin hoşuna gitmeyecek bir sözü onun arkasından konuşmak gıybettir. Yüzüne konuşmakta, o kimsenin yüzüne konuşmak da günah kebairdir. Bir kimsenin hoşuna gitmeyecek bir şey bizim toplumumuzda şöyle bir şey var.
Ben onu görsem onun yüzüne de konuşurum. Yüzüne de konuşursan yine günah kebair istersin. Birisinin hoşuna gitmeyecek bir şeyi yüzüne konuşmak, onu dille çekiştirmek, onu dille dövmek, onu dille perişan etmek günah kebairdir. Bir kimsenin hoşuna gitmeyecek bir şeyi yüzüne söylemek. Bu aranızdaki dostluğunuzu muhabbetlerinizi kırar. Dervişler insanların eksikleriyle ve kusurlarıyla uğraşmazlar. Dervişin adab-ı erkanı, dervişliğin adab-ı erkanı insanların eksiklikleriyle uğraşmak değildir. Kim birisinin kusuruyla uğraşırsa kendi kusurunu görmemiş olur. Kendi nefsini görmemiş olur. Kendi şeytanının vesvesesine düşmüş olur ki onun günahı daha büyüktür.
Allah'lık yapmaz dervişler, ilahlık yapmazlar. Birinin kusurunu görüyorsan ve onun kusurunu araştırıyorsan ve onun kusurunu takip ediyorsan, onun kusurunu dillendiriyorsan, vallahi cehennemde yerin hazır, o haline giderler. İnsanların takip edicisi, bakıcısı, insanların bu noktada yargılayıcı olan Allah'tır. Ve bir kimse, bir kimsenin eksiğini, kusurunu, hatasını, yanlışını araştırıyorsa, vallahi çok tövbe etsin.
O şeytanın vesvesesine düşmüş, şeytanın kucağına düşmüş. O şeytana hizmet ediyor o esnada. O esnada o şeytana hizmet ediyor. O zaman biz insanların eksikleriyle, toplulmanın eksikleriyle, hatalarıyla uğraşmayacağız. Bize bu yol kapalı, bizim kardeşlerimize bu yol kapalı. Bize kardeş olacak olan kardeşler etrafındaki hem derviş kardeşlerinin kusurlarını araştırmayacaklar, hem topluluktaki insanların, arkadaşlarının, ailelerinin, çevrelerinin, etraftaki tanıdık, tanımadık hiç kimsenin hatasını, kusurunu araştırmayacaklar.
Birinin hatasıyla, kusuruyla araştırıyorsanız, onu irdeliyorsanız, onu inceliyorsanız, onu tiftikliyorsanız, onun dibini karıştırıyorsanız, siz şeytana hizmet ediyorsunuz. Bu noktada uzak duracağız. Bu demek değildir ki ölçüyü konuşacağız. Ölçü her yerde konuşulur. Ölçü nedir? Kur'an ve sünnettir. Ölçü dindir. Dinin haramını haram kabul eder. Haram demediğini haram demeye yetkili görmeyiz kendimizden. Din bize neyi emretmişse o statünde, o dairede yaşamaya çalışırız. Kendi kafamıza göre din oluşturmayız. Tarikatımıza göre din oluşturmayız. Şeyhimize göre din oluşturmayız. Dinimiz Kur'an ve sünnettir.
Kur'an'da bulamazsak sünnete bakarız. Sünnet-i Resulullah'ta bulamazsak ashabın sünnetine bakarız. Ashabın sünnetinde bulamazsak, evet, imamların iştahatlarına bakarız. Dinin birinci derecede uyulması gereken yeri Kur'an ve sünnettir. Ben ikisini bir bütün olarak alıyorum genelde sohbetlerde. Kur'an ve sünnet olarak diyorum, onu bir maddeye indiriyorum. Kitaplarda okursunuz, Kur'an, sünnet, ashabın sünneti diye madde madde, ben o ikisini bir madde olarak algılıyorum. O zaman biz bir şeyin ölçüsünü koyarız. İsim zikretmeden, tarikat ismi, şeyh ismi, cemaat ismi zikretmeden, şahısların ismini zikretmeden, işte şuncular şöyle yapıyorlar, bunlar yanlış ümmetin içerisindeki kardeşliği, ümmetin içerisindeki dostluğu, ümmetin içerisindeki birlik ve beraberliği baltalayan şeyler.
O tarikat, o tarikata laf söylüyor. O şeyh, o şeyhe laf söylüyor. O cemaat, o cemaata laf söylüyor. O meşrep, o meşrebe. O mezhep, o mezhebe. Din bu değil, dinin emri bu değil bize. Kıymetli kardeşlerim, bunları biz yapmayacağız. Bize laf söyleyecekler, biz laf söylemeyeceğiz. Bizi eleştirecekler, biz kimseyi eleştirmeyeceğiz. Bize taş atacaklar, biz taş atıcılardan olmayacağız. Bize laf atacaklar, biz laf atıcılardan olmayacağız. Evet zor bir şey, evet zor. Nefisle mücadele lazım. Hiç benim ağzımdan filanca şeyh böyle diyormuş, filanca şeyh böyle dememesi lazım diye bir laf duyuyor musunuz? Beni ilgilendirmez. Ben ölçüyü konuşurum. Yıllardan beri tarikat İslam hayatım boyunca, 20 yıllık İslam hayatımda muhakkak hatalarım, kusurlarım, yanlışlıklarım olmuştur.
Ama bir cemaate savaş açmak, bir şeyhin arkasından konuşmak veyahut da bir toplulukla mücadele etmek veya Allah diye bir kimseyle didişmek kadar ağır bir şey yoktur. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimse, ben kendimce öyle düşünürüm. Hiç bir kimse derim kendi kendine, kendini zora sokacak yola girer mi? Benim ilk zamanlarda bana da derlerdi. Sen işte şöyle olmak için uğraşıyorsun, böyle olmak için uğraşıyorsun. Ben de derdim ki gelin siz uğraşın. Ya kardeşim sen yap. Hatırlarsınız, eskiler hatırlar. Bir cumartesi sohbetinde hepiniz de çavuşsunuz demiştim. Gidin kardeşim koşun. Allah deyin, Allah dedi. Açın evinizi, gönlünüzü, cebinizi, aşkınızı, muhabbetinizi fedakallık edin.
Eşinizden, çocuğunuzdan, işinizden, her şeyinizden fedakallık edin. Allah kendi yolunda gidenlerin, kendi yolunu mücahade edenlerin yollarını açarız diyor. Sizin de yolunuzu açar. Koşun. Size kim diyor evde oturun diye. Gidin ev ev dolaşın, sokak sokak dolaşın. Görün işin zorluğunu. Alın çoluğunuzu, çocuğunuzu gidin, Allah yolunda koşturun. Hizmet edin. Evinizi açın, zikrubah yapın evinizde, sohbetler edin evinizde. Toplayın arkadaşlarınızı. Eğer akşama bu arkadaşı ben sohbete götüreceğim, zikruluğa götüreceğim diyerekten düşünüyorsanız, onun eksiğini, kusurunu konuşamazsınız onun yüzünüze.
O adam sizi sevmez çünkü o zaman. Sizi gece gündüz eleştiren biri, kimseyi siz sevebilir misiniz? Sevemezsiniz. İşte o arkadaşınızı da eleştiremezsiniz. Sen neden sigara içiyorsun? Sen neden kadınlara bakıyorsun? Sen neden namaz kılmıyorsun? Sen neden bunu böyle yapıyorsun? Diyemezsiniz ona. Neden? Bir davanız var. Diyorsunuz ki ben bu adamı akşama sohbete götürmem lazım. Ümit ediyorsunuz. Ben bu akşam bunu zikruluğa götürmem lazım. Ben bu akşam bunu eve çağırmam lazım. Ben bu akşam bunu eve çağırmam lazım. Eğer siz Allah için dertlendiyseniz vallahi söyleyemezsiniz kimseyin işe. Hatta kendi içinizden düşünürsünüz. Ben düşündüm bunları hep.
Kendi içinizden dersiniz ki bu adamın ciğeri beş par etme zaman ah dersin ah. Bunu sohbete götüreceğim ben. Bunu zikruluğa götüreceğim. Ben öyle düşündüm ilk zamanlarda. Derdim ki ya bu adam meyhaneti benim masama bile oturamaz. Bu adam kim ya selam dahi vermez. Yola düşmüşüm. Çileye düşmüşüm. Aşka düşmüşüm. Derde düşmüşüm. Divaneyim. Yoldan taşı bulsam taşa Allah dedirttirmeye çalışıyorum. Taşı taşı. Bildiğiniz taşı alıyorum. Hadi diyorum bu gece benim dostum sen ol. Zikrullah edecek hiç kimse yok bayınca da diyorum. Taşa zikrediyorum. Taşa. Taşla. Taşla dostluk olur mu? Psikolojimi bozacağım neredeyse. Bakıyorum taşla benden beraber Allah diyor.
Ulan diyorum Mustafa Özba. Resmen kafayı kırdın artık diyor. Taş Allah der mi diyorum ya. Genişlik, çocukluk. Sonradan öğrenmiş. Taşla Allah derviş. Hatta insanlardan daha iyi derviş. Hatta benim diyen evliyadan daha iyi derviş. Bilememişiz. O zaman taşın da ruhu varmış. Görememişiz o zaman gençlik ya. Taşın ruhu olduğunu, taşın dahi Allah'ın zikrettiğini ve kendi lisanıyla, elmeti indeni, kendi lisanıyla Allah, Allah diyerekten taş gibi durduğunu bilememişiz. Eğer derdiniz varsa, derdiniz varsa kimsenin eksiğini, kusurunu göremezsiniz. Dersiniz ki bu kimse Allah dese, Allah bunu affedecek. Onun affolması için uğraşırsınız.
Çünkü bakarsınız, sokaktan bulup kıymet vermediğiniz bir adamın zikrullah halakasına getirdiğinizde, evet onun orada son altın haline geldiğini görürsünüz. insanların değer vermediği, kenarda, kıyıda, köşede gezen insanların, peşburda gezen insanların Allah'ın zikriyle tanıştığında sultan olduğunu, ruhlarının yükseldiğini, zikrullah halakasında meleklerin onu alıp götürdüğünü, onu semalara uçurduğunu, ruhunu yükseklerde dolaştırdığını, ruhunu piranlarla tanıştırdığını, peygamberlerle tanıştığını görünce Vallahi, billahi, hiç kimsenin kusurunu göremezsiniz.
Yüzümü kapatayım. Bu hafta sonu zikrullah'a gelir, onu gene melekler uçurur dersiniz. Kusur göremezsiniz kimseler. Bizim yolumuz kusur görme yolu değil. Hata görme yolu değil. Bizim yolumuz insanların eksikliklerini görme yolu değil. Ben hep söylerim. Nerededin geçen hafta? Düştün ha, perişan olun. Derslere gelemiyorum. Deme. Bir gün sen gelmezsin görürsün o zaman. Deme. O gelmiş. Ya sen gider de gelemezsen ne olacak? O gitmiş ama gelmiş. Ya sen gidersen de gelemezsen ne olacak? Kimse edemeyin. Kimsenin hatasını kusurunu görmeyin.
Hep örtün. Hep örtün. Ve hep sarmaya çalışın. Gel kardeşim sen Allah ver. Gel. Sen zikrullah halakasına gir. Cenab-ı Hak seni orada hem affeder. Hem temizler. Hem mahuret eder. Hem kendine dost eder. Kullara ne? Kullara ne? İstediğini belli eder. İstediğini deli eder. İstediğini vezir eder. İstediğini halife eder. İstediğini zelil eder. Kime ne? Aziz olmak için uğraş. Başkasını bırak. Onun eksiğiyle kusuruyla uğraşırsan yol yürüyemezsin. Onun eksiğiyle kusuruyla uğraşırsan adım atamazsın. Kalbin incelmez, kalbin incelmez, yüreğin derinleşmez, gönlün yükselmez. Aman insanların kusurlarıyla uğraşmayın.
kusuruyla uğraşırsan adım atamazsın. Kalbin incelmez. Kalbin incelmez. Yüreğin derinleşmez. Gönlün yükselmez. Aman insanların kusurlarıyla uğraşmayın. Aman tarikatların da eksikleriyle kusurlarıyla uğraşmayın. Siz ölçüyü konuşun. Eyvallah. Ölçüyü konuşun. Kur'an ve sünnetin emrini, imamların iştahatlarını konuşun. Tasavvufun olmazsa olmaz olanın. Kaidelerini ve tüm hükümlerini anlatın. Eyvallah. Buna sönülecek bilat yok. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor. Benim bildiğimi siz bilseydiniz azgılar çok ağlardınız buyuruyor. Peygamberimizin bildiği şey neydi söyleyin. Belki taş kartlarını yumuşadı. Belki ağlarız.
Az önce biraz Peygamber'in neler bildiğinden bahsettim herhalde. Öyle değil mi? O soruya cevap olmuş. Kılday yapılmış bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. hadisin devamında Müslümanlar yüzleri kılıplı kalkanları gibi olup kıl elbise giyeme, kıl ayakkabı içinde yürüyen bir kavim olan Türklerle savaşmadıkça kıyameti kopmayacaktır buyuruyor. Şimdi bu normalde Türklerle denilen şey yorum sonradan. Eğer bu savaşı kart ediliyorsa savaşta oldu zaten. Meşhur Moğol istilası oldu. Moğallar da geldiler. O günkü İslam topraklarına girdiler, ortalık talan ettiler, yaktılar, yıktılar.
Tamam, bir şey oldu. Bunun ardından da İslam oldular, Müslüman oldular. Ardından da Müslüman oldular, İslam oldular. Ve Türklerin Müslümanlığı da orayla bağlantılı, ilintili oldu. Bazı şeyler dışarıdan kötü gibi görünür ama içinde başka bir rahmet gizlidir. Nafile oruçların yerine kaza orucu ile niyetlensek olur mu? Nur ala nur olur. Birkaç kişi daha telefon açtı sorunu. Şimdi bu önümüzde aşube orucu veya muharab orucu tutacak ki arkadaşlar. Bu oruca kaza orucu olarak, kazası olanlar kaza orucu olarak niyet etsinler. Şimdi o oruçlarla alakalı sohbet edeceğim. O zaman daha rahat anlatırım bunu.
Benim eşim çok konuşuyor, çok yargılıyor. Ona Allah aşkı için sus desen de konuşuyor. Tavsiyeniz ne olabilir? Onun ağzına bir tane ağız taşı vereceğim. Ehli tasavvufun ölçüsüdür. Ehli tasavvufun dervişlerin ziynetlerinden birisidir. Ağız taşı. Keşke herkesin elinde bir ağız taşı olsa veya yakasına koyarlardı onu bir ipe veya bir gümüşe asarlar. Gümüş zincire burada yakalarında durulmuş eski dervişlerin. Ben çok bir birkaç tane eski derviş de gördüm. Haydar'ların uçlarına veya da yeleklerin uçlarına asar. Onun ağızlarını da bekletirler. O ya akik taşından olur. Akikten de olabilir. Bir de o taşın ismi var. Ondan sonra şeydeki Hz. Ebu Bekir Efendimiz de Hz. Resulullah'ın bir mağaraya saklandıklarında mağarada Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adreslerine yılanın zehri Hz. Ebu Bekir Efendimiz'i perişan etmesin onu etkilemesin onu zehirlemesin diye ağzına
bir taş koyar. Ağza taş koymak sünnettir. Bu noktadan. Ve Hz. Ebu Bekir Efendimiz o taşı ondan sonra Ömer'e verir. Ondan sonra Ömer'den Osman'a geçer. Osman'dan Ali'ye geçer. bir rivayette bir rivayette Hz. Ebu Bekir'den direkt Ali'ye geçer. Ali'den Hz. Hüseyin'e geçer. Hasan'dan sonra ve Hz. Hüseyin o taşla şehit olur. O taş susuzluğu giderir. Açlığı giderir. Öyle bir peygamber mucizesi vardır onda. Taş ağzına alındığında devamlı Allah zikri gelir. Allah akla gelir gönle. O yüzden o taş hatta Hz. Ali Efendimiz'e çok susuzluğunda çok böyle açlıklarında taş bu noktada mucizevi bir şekilde işlerini yerine getirmiş.
Hz. Hüseyin Efendimiz de Kerbela'da o kadar susuz kalmasına rağmen o taş ağzındaymış. Susuzluğunu bir şekilde o taşla izale etmiş. Ama Hz. Hüseyin'den sonra o taş kaybolmuş. Bir rivayette biraz böyle bu rivayet tabii başka şeyler kokabilir önemli değil. Taşın Mehdi Allah Resul'ün ağzında çıkacağı öyle rivayet edilir. Öyle düşünülür. O yüzden o bacımıza da biz ağzına bir taş verin inşallah. Kadınlarını da böyle çok konuşan olarak görmeyin. Siz onların lafına laf verirseniz onlar sizin lafınıza daha fazla laf verirler. O yüzden fazla laflaşmayın kadınlarla. Laflaşmayacaksınız. O iki söylüyorsa sen susacaksın.
Zannetme ki ben üç söylersem o susacaksın. Sen üç söylersen o da dört söyleyecek. Öylesine denk gelince öyle. Ama yok öylesine denk gelmezsen bir laf falan fazla gelir ona ağır gelir. Bir de öylesi vardır. Bir laf söylersin yerle yeksen olur. Erir biter. O kadının edeplisi, adaklısı, ahlaklısı, inceltilmişi, ince ruhlusu, ince ahlaklısı. Allah herkese nasip etsin. Öylesini bulsan başına tacet dolaştır. Zor. Resul de emretmiş. Kadınlarınızla iyi geçinin. Eşlerinizle iyi geçineceksiniz. Siz ahlakınızı yükseltsiniz. Siz ahlakınızı yükseltsiniz. Allah bizi onlardan eylesin.
Fesadüf kelimesi mana etibarine şirk midir? Eğer şirk ise Müslümanlar gerçekten zor durumda. Tabi bir kısım ehli tasavvufta. Rabbim bu hayırlı topluluktan ve zikrinden bizler ölen nasip lendirsin. Amin. Tabi. Yani bu noktada tesadüf diyenler ya zikrini bilmediklerinden ya ince aldılamadıklarından çahinatçakin fiil ya yaratılışın fiilin hiçbir tarafı tesadüf değildir. Hiçbir şey. Tesadüf bir idrakin, bir aklın, bir emrin, bir bilginin olmadan oluşan bir şeydir. Bu mümkün değildir. Allah her şeyi hesaplı kitaplı yaratır. İbn-i Ömer Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden işittim. Şöyle buyuruyor. Resulullah pahalı satıp peşin daha ucuz geri almak suretiyle alıştırış yaptığınız öküzlerin kuyruğunu tutarak resmerlikle yetinip cihadı terk ettiğiniz zaman tekrar dininize dönünceye kadar Allah size perişanlığını musallat kılar ve sizi o halden kurtarmaz.
Bir kimse bunu önceden tekstilciler çok yaparlardı bizim ilk zamanlarda adam ipliği satar vadeli kaç para ipliğin vadeli fiyatı 10 lira daha çekleri bile almamıştır iplikçi ipliği alan kimse der ki ben bunu satacağım ya ipliği ben peşin paraya satacağım tamam alırız kaç para işte 6 lira peşin para ipliği alırız geri hey ver o zaman 6 lira ben işte 2 ton iplik 12 lira bu alışveriş faiz ne satıyor adam herhangi bir şey satıyor adama diyor ki bu vadeli 10 lira adam diyor ki aldım iyi ben bunu satacağım yalnız iyi peşin
para 6 liraya ben alırım satan adam tekrar geri alırım onu iyi ben peşin para 6 liradan alayım bitti faiz bu alışveriş direk faiz bunu genelde bursa'daki polyester büyük kumaşçılar yapar bilhassa çeyiz piyasasındaki kumaşçılar yapar önceden bizim o zamanda burayı setenciler yapardı bunu ve hepsi de zannediyorum hala da devam ediyor devam ediyorlar mı aynı şekilde bura ne yapıyor ediyorlar değil mi aynı şekilde devam ediyor valla o değişmez ve onlardan mal alan adamların hiçbirisi de ihya olmaz neden döndü çek adamın üstüne
faizi bindirir yüzde 3 yüzde 4 öde ödeme hiç önemli değil ödenmesin diye bakar hatta işte gider gider ona ya işte dönükler vardı ne kadar 5 milyar e ben onların para alamadım çek getirdim iyi kaç para o hesaplar senin getirdiğin çeklere göre yüzde 3 ten yüzde 4 ten faizi alıp bize şunu der mecburuz piyasa böyle olmazsak olmaz zaten bu faiz değiller bir de sana küfre demişer öğlen namazında beraber camide namaz kılarsınız ha faiz değil diyen adamla beraber namaz kılarsınız veya faiz değil diyen adamla adamdan evliya
menkıbı dinlersiniz hatta kendisinin ne kadar hayır hasenet sahibi olduğunu kaç tane fakire baktığını yanında kaç tane eleman çalıştırdığını ne kadar iyi bir insan olduğunu ne kadar mübarek bir insan olduğunu kaç sefer hacca gittiğini kaç sefer ömreye gittiğini her sene kaç kişiyi hacca ve ömreye götürdüğünü anlatabilir size ve siz onun o hayırından o hasenasından o muhabbetinden öyle etkilenirsiniz ki ya ne yapayım direkt ki faiz değilmiş alsın dersiniz siz de küfe düşer sizin de ayağınız kayar evet bu alışveriş şimdi var
var var hazreti ömer efendimizin oğlu abdullah bunu diyor resulullah'tan bunu duymuş bir de ne diyor ineklerin kuyruğuna yapıştığımızda başka bir rivayette de saban var ya saban toprağı kif sürmey onu da ilave ediyor yani birisi hayvancılık yapmak birisi ziraatla uğraşmak yani diyor siz ticaret yaparken faizciliğin meşru faizi rivayı müslümanın müslümandan faiz alıklarına seni meşru gördüğünüz zaman sınırın kuyruğundan tutup da hayvancılık yapmaya başladığınız zaman sabanın ucundan tutup çiftçilik yapmaya başladığınız
cihadı da terk ettiğiniz zaman işte diyor siz olduğunuzu olacağınız kurtulamazsınız yani senin ticaretin dininden önde senin hayvancılığın dininden önde senin ziraatın dininden önde senin dünyadaki yaşantın dininden önde sen birinci derecede dinini önde tutmuyorsun dininin haram ve helallarını dininin yasaklarını emirlerini dininin gereklerini önde tutmuyorsun senin önde tuttun işin aşın eşin fabrikan malın mülkün e müslümanlar herkes şimdi bir yerden biterenlerini çalıyor bu çalıyor bir gecesini bırakmıyor müslümanlar
bir gece haftanın bir gecesini ders yapacak derse gelemiyor kim bu derviş kim bu Allah'ı çok sever bir kimse sevmeye aday haftanın iki günü derse gidemiyor beş vakit namazını kılmıyor müslüman bıraktık beş vakit namazını kılmıyor müslüman Allah bir şeyi haram etmiş haramdan kaçmıyor müslüman kıl namazını kıl kardeşim kıl ben bangır bangır bağırıyorum farzını bağır kılın diyorum hamsoflar iş bilmezler yol bilmezler yorda bilmezler namazlarını kısalttın bu canım diyor oturmuş oraya bir köşeye insanların düştüğü
noktadan insanların uyunduğu noktadan haberi yok ve kardeşim insanlar namaz kılmaktan uzak adam hacca gitmiş ömreye gitmiş namaz kılmıyor kadın örtülü tarikat ehli namaz kılmıyor muhabbet ediyorsun uçuyor adam namaz vakti geliyor namaz kılmıyor uçuyor ama adam sohbet esnasında sohbet esnasında uçuyor Türkiye'nin yüzde yetmiş beşi muhafazakarmış yüzde yetmiş beşi beş vakit namaz kılanın yüzde on beş televizyonda istatistik açıkladılar kanal devlet ne o otuz ikinci günde seyrettim böyle gece yarısından sonra Türkiye
yüzde yetmiş beşi muhafazakarlaşmış çok güzel bir şey çok önemli gerçekten yüzde kırklardan yüzde otuz beşlerden geldi çünkü muhafazakarlı yüzde yetmiş beşlere çıkmış muhafazakarlı çok güzel ama ibadetsiz muhafazakar ibadeti yok yani beş vakit namaz kılmıyor otuz ramazan oruç tutmuyor yüzde on beşin çıkınca yüzde altmış yani Türkiye'deki Müslümanların Müslümanların yüzde altmışı beş vakit namaz kılmıyor yüzde altmışı otuz gün oruç tutmuyor yüzde altmışı tesettürün farz olduğunu bildiği halde uygulamıyor Türkiye'deki
muhafazakarlarının yüzde altmışı ara sıra içki içiyor ara sıra kumar oynuyor ama muhafazakar yani böyle bir toplulukta ben farzları daha yakınım deyince insanlar beni anlamaktan uzak oluyor ya nasıl oldu sünnetleri kılmayacak adam ve kardeşim önce bir farzını kılsın ya hale gelmiş ve o yüzden diyor Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri Allah size diyor perişanlığı musallat kılar perişan ümmet şu anda Filistin'i bir kimseden dinledim ya dedim işte Türkçe'de biliyormuş kendisi ömreder işte şöyle perişan oluyorsunuz
böyle perişan oluyorsunuz Müslüman dedi üzülme dedi bana neden dedim ben ya dedi savaş durunca dedi Müslümanlar ne yapıyor orada biliyor musun ne yapıyorlar dedim ben herkes dedi sıfırdan koltuk almaya başlıyorlar talı mobilya almaya başlıyorlar perdelerini değiştiriyorlar ardından adam bir friza atıyor gene yıkıyor dedi ben düşündüm doğru perişanlıktan kurtulamıyor Müslümanlar bizim dolaplarımız eşyalarımız işimiz aşımız eşimiz çocuklarımız önümüzde dağ gibi büyüyor biz perişanlıktan kurtulamıyoruz ne erkekler ne kadınlar
bu noktada böyle işte ya hocam işte ya işte efendim biz böyle düşünmeyeceğiz ama evdeki kadınlar ya yok ya öyle bir şey yok kadınlar da erkekler de sen neysen kadınlar da o kadınlar neyse erkekler de o buna ben de dairim ben kendimi soyutlamıyorum bu noktada biz ne dolabımızdaki yiyeceklerden vazgeçiyoruz ne lüks yaşantımızdan vazgeçiyoruz ne lüks hayatımızdan vazgeçiyoruz ne marka kıyafetlerimizden vazgeçiyoruz ne marka yaşantımızdan vazgeçiyoruz yani bizim yaşantımız marka olacak kıyafetlerimiz marka olacak yaşam düzeyimiz
marka olacak ya bizim Hüseyin Ağa'ya ait bir bayana ev tutun dedik biz onu görevlendirdim dedim Hüseyin Ağa bir ev tutun fiyatı şu kadar olsun bayan demiş ki yani tutulacak olan evi beğenmiyor daha güç bir ev istiyor yani gideceksin ona ata evler ben lüks bir daire tutacaksın Hüseyin diyor ki bana efendim diyor gitti diyor 700 milyonluk daireye gözünü dikti diyor düşündüm dedim ki ya ben oturmuyorum orada oturmayı düşünüyor dedim kendi içimden yani insanlara bak bana 350 milyon lira tira zor geliyor ona kolay geliyor
o 700 liralık dairede oturacak Müslümanlar lüks hayatlarını Müslümanlar kendi dairelerindeki kendi dairelerindeki böyle yüksek seviyedeki yaşantılarını terk edemiyorlar arabasını katını yatını tatilini keyfini terk edemiyor terk edemiyor bir arkadaş gelmişti böyle işini kaybediyor işte istişare geldi ben de dedim ne kadar ev kirası veriyorsun işte böyle yüksek bir yerde oturuyor işte 600-700 milyon lira bugünün parası o gün de zaten 455 milyon lira kira veriyor dedim hızla o evi boşaltacaksın ben şimdi adamın kendince
diyorum ki bak bu evi boşalt git diyorum telefonikten veya yukarı mahalleden bir ev tut işte orada bir ev kirası 250 lira yani sen oraya gidersen otomatikman bütün masrafların aşağı indi çünkü senin burada yok kapıcı giderin yok var yok apartman gideri var yok işte büyük şey olduğundan ısıtması daha pahalı yaşam standartı daha yüksek sen orada bir yere gideceğin zaman ayağının altında minibüs yok dolmuş yok taksi çağırıyorsun şöyle bir hayat yaşıyorsun senin bu masrafın aşağı inmesi var böyle baktı baktı baktı bana
yani sen bana öl yaşamam mı diyorsun dedi Allah baktım ben böyle e dedim o zaman öyle algıladıysan öyle o zaman dedim ben dedi yaşamıyorum o zaman ben öldüm o zaman öyle baktı şimdi bu bana dedim kardeşim sen bunları terk etmeden borcunu nasıl öleceksin bu hayatı terk etmeden bu borcun altından nasıl kalkacaksın bu borcu düşmenin sebebi mu hayat zaten adamın 500 milyon kredi maaşı var kredi kartına 5 milyar borcu var telefon açıyor selamun aleyküm aleyküm selam efendim işte ben sizin telefonunuzu bir yerden aldım ben
intihar edeceğim şimdi önceden heyecanlanıyordum şimdi heyecanlanamıyorum artık aa neredesin ben de geliyorum beni de bağlat taş niyetine ayağına duruyor şimdi bu ben heyecanlanacağım şimdi aman yapma kardeşim etme ne seni istedin ben biliyorum kredi kartına borcu var diyor kredi kartına borcum var işte evime haciz gelecek icra gelecek benim evim bozulacak işim bozulacak aşım bozulacak o anlatıyor böyle evet kardeşim işte duydum siz yardım ediyormuşsunuz bana şu kadar işte bugün bir de bugün bu paranın yatırılması lazım
bir müslümanı kurtarın eyvah diyorum ya bir müslüman bir şey desen elimizden diyorum ben biz nasıl Allah'a diyorum ben adet vereceğiz şimdi diyorum sanki adetli teslim ettiler ya bana bütün müslümanları neden aldın kardeşim kredi kartı terbişlerde de bak içinizde de var ben burada bangır bangır bağırıyorum almayın kredi kartı alma kardeşim alma cebinde varsa ye cebinde yok haline bak cebinde iki kadar harca alma yok diyorum inanmıyor kimse yalan söylüyorum sanki ben diyorum ki benim yok yok hocam ya sizin olmaz mı
yok kardeşim kredi kartı daha da inanmıyor adam lüks yaşantıdan perişan oluyorsunuz lüks hayattan perişan oluyorsunuz lüks yaşam tarzından perişan oluyor bütün herkes oluyor ümmet oluyor bunları konuşmak istemiyorum Allah sizi inandırsın karnını karnını doyurmayı düşünmüyor insanlar önce bunları konuşmak istemiyorum sırf ibret olsun diye Allah affetsiz beni sizde yanlış anlamayın ama ölçü olsun şuraya akıvıra götürüyorum şimdi herhangi birisini gir diyorum markete ne ihtiyacın varsa al diyorum ben şimdi gir al kardeşim
diyorum ya git markette ne ihtiyacın varsa al bunları konuşmak istemiyorum ama ölçü olsun Allah size inanılmasın çikolata alıyor kreker alıyor bunu alan kadın evde çocuklarım aç diyen kadın yani çocuklarım aç diyorsa bulgur alacak makarna alacak nohut alacak kuru fasulye alacak tencereye konacak bir şey alacak çocuğu aç olan insan erkekken çocuk açsa kendi kendime düşünürüm Allah affetsin daha almadım ben öyle paket paket çikolata veya kreker veya gofret yok almam ben benim için onlar lüks tüketim maddesi kendi kendime derim ki
Allah bundan hesap sorar Mustafa Özbağ sana derim insanlar aç açık dururken sen çocuklarını çikolatayla besleyeceksin Allah bunun hesabını al Allah bunun hesabını veremezsin derim ben nefis kör etmek için alsınlar bir tane iki tane eyvallah kimsenin eline bakmaması için o kadar düşmüşsiz ki lüksün içine biz üzülüyorum içim parçalanıyor şimdi bir şey desem yanlış algılacak yanlış anlayacak yanlış algılacak yanlış anlayacak diyorum ben nerede böyle lüks tüketim maddeleri var insanların gözü orada ya karın doyunmak değil mi
bulgurla da doyan pirinçle de doyan biz babamız Allah rahmet eylesin vema dedikten sonra beş gün altı gün biz annem koca bir tencerede ben tencere bulgur çorbası pişirdi beş gün altı gün üst üste sabah akşam bulgur çorbası yerdik biz anneme derdim ya anne hiç olmasa bunu bir avul cevap derdim ben ses yok insanlar lükse düşmüşler e tabi perişan olacaklar perişan ümmet şimdi Allah mantığına gelecek adam illa ki diyor ki lüks dairede yaşayacağım lüks dairede yaşam standartına ulaşması için adamın çalışması lazım kadının çalışması lazım
çocukların çalışması lazım herkesin çalışması lazım para getirmesi lazım eğer yetiştiremiyorlarsa çalmasıyla alın bir şekilde insanları avdatmasıyla alın çeki ödemeyecek senede ödemeyecek getirir diyecek getirmeyecek öderir diyecek ödemeyecek hiç önemli değil onun için kimin parasını yediği de önemli değil ki yiyecek sonuçta o kimse yiyecek e perişanlıktan da kurtulamayacak hep borcu var hep borçlu hep sıkıntılı gidip iki yüz milyonluk evde oturamayacak gidecek altı yüz milyonluk evde oturacak gidip üç yüz milyonluk
evde oturamayacak zümrüt evlerde evin kirası üç yüz milyon lira atı evlerde evin kirası bir buçuk milyar lira adam ütecek atı evlerde oturacak atı evlerde oturupca standartı yükselecek ona diyecekler ki madalya takacaklar sen diyecekler atı evlerde oturuyorsun lüks hayatınızdan vazgeçin üç yüz milyon ayakkabı adam dört yüz milyon ayakkabı bunu alan insanın işi mişi çok üzgün olsa diyeceğim alıyor adam yani ne olacak hani gelmiş ya birisi demiş ya Resulallah ben iyi giyinmeyi seviyorum Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde
görmek ister eyvallah Allah ona bir nimet vermiş o geyiyor geysin kardeşim ya senin maaşın yedi yüz milyon ne işin var senin üç yüz milyonun kayak yolda adamın maaşı beş dört yüz elli milyon lira biliyorum lan evine mamulye almış yüz milyon yüz milyon taksitle bir buçuk milyar lira baktın mamulye mamulye olsa iyi böyle baktın baktın baktın marka almış dedim ki ya bizim arkadaşlar var kardeşler var dedim gidip onlar ben dedim böyle şey yani daha böyle ben saflıklarda de var dedim daha hesaplı alır mı filan dedim ben
kadın dedi ki efendim dedi o arkadaşlarım mallarında çok kötü oluyor dedi aa iyi sustum biz de o arkadaşlarım alıyoruz bizimkiler çok kötü demek var olan mevcudu değerlendirmeye çalışmıyor insanlar biz katıl üstüne katıl üstüne gel şunlar bir boya diyorum elini ayağını yüzünü topla hayır hayır yüz milyon yüz milyon iki yüz milyon iki yüz milyon oraya borç para ödeyecek yaşantıdan vazgeçemiyor almaya ver kardeşim otur minderin üzerine otur halının üzerine otur tahtanın üzerine edebiyatı edebiyatı güzel ya hani önceden
oturmuşlar ya tahtanın üzerine hasırın üzerine hani senin peygamberin hasırın üzerinde öldü ya hani senin peygamberin yattığı zaman sırtında hasır izi çıkardı ya hani senin peygamberin yanağında hasır izi olurdu ya hani senin peygamberinin gün gelirdi üç gün midesine bir şey girmezdi ya hani senin peygamberin sabahleyin kalktığında hanımlarının evlerine teker teker sorardı bugün peygamberin evinde yiyecek bir şey var mı yok ya resulallah bugün yiyecek bir şey var mı yok ya resulallah bugün yiyecek bir şey var mı yok ya
resulallah var mı yok bugünden Muhammed'e oruç düştü deseniz de deyip de peygamberken eğer dağa baksaydı dağ altın teveccüh etseydi hurma ağacına dönüp yan gözüyle baksaydı hurma ağacı heybeler arkasından giden
onu verin onun halifelerine gelmemişler dönüp bakmamışlar bile demiş ki benim zikrim senin altın orman için değildi yarabbim ben altım olsun diye zikretmemiş benim ihtiyacım yok demiş ben altın aramıyorum ben mütevharat aramıyorum ben süspüs aramıyorum benim süsüm de sensin mücevharatım da sensin değil ki peygambere gelmeyecek olsun hazreti hadi efendimiz bir avuç toprağı alıvermiş de 3 ila sifatı okumuş demiş ki yarabbim muhammedinin yüzüsü ümmetine yedi tane altın olsun laf yedi tane altın olmuş bir avuç toprak almış götürmüş
mahkemeye demiş ki aha yedi tane altın borç madem sen böyle hükmettin yahudinin birisi şikayet etmiş hazreti yedi altın borcu var ödemiyor hazreti mahkemeye çıkarmış kendi kadısı kendi kadısı hazreti alı efendimiz o zaman için ümmet-i muhammedin başında halife kendi atadığı kadın demiş yemin et bu kimseye borcun olmadığını ehli bey yemin etmez ehli bey yemin etmez ehli altın buna borç olsun demiş hiç seslenmemiş dışarı çıkmış mahkeme salonuna bir avuç toprak almış ey hazreti hazreti mahkemedin başında ümmet-i muhammedin
en geniş topraklara sahip olduğu zaman malının mülkünün zenginliğinin secaatının durun düzeyinde olduğu zaman hazreti hale efendimizin cebinde yedi altın yok beş altın yok dört altın yok üç altın yok iki altın yok bir altın yok çünkü o muhammed-i mustafa'dan öyle öğren muhammed-i mustafa'dan öğrendiği şey ertesi gün sabaha mallarlı para pul olarak cebinde bir şey ve evinde bir şey kalmış ondan öğrendiği ilmi o üç ihlal hizfatı okuyor yedi altın yedi tane altın oluyor götürüyor mahkemeye yatırıyor bunu gören herkes
geliyorlar tam onun toprak aldığı yerden herkes bir avuç toprak alıyor herkes üç ihlal hizfatı okuyor yarabbim muhammed'in yüksüsü ümmetine yedi altın diyor herkesin toprak olarak kalıyor diyorlar ki ya Ali sen okudun olmadı biz okuduk sen okudun oldu biz okuduk olmadı sizin ağzınız Ali'nin ağzı değil ki diyor işte o muhammed'in mustafa aç yapmış aç ölmüş arkadaşlar aç ölebileceğinizi düşünüyor musunuz öyle bir hayaliniz var mı ben de muhammed'in mustafa'ya uymak istiyorum aa neden ölüm gelirse ben aç öleyim ya aç ölmek için
oruçta olmak lazım ben ölme hazır olayım aç ölürüz hiç olmaz ölüm gelirse diye kendinizi hayal ediyorsunuz top karnına mı çıkacaksınız Allah'ın huzuruna muhammed mustafa'nın huzurunda top karnına mı çıkacaksınız Allah bizi affetsin perişanlıktan kurtulamıyorum bu yüzden kurtulamıyorum Allah bizi affetsin adamın adamın ya düşünüyorum kendi kendime telefon açıyor adamını yani hakkınızı helal edin bunları söylüyor mu bana telefonu açmayın bunlardan rahatsız oluyorum diye değil herkes arayacak beni herkes de arasın bu noktada
hiçbir rahatsızım yok araba taksini istiyor adamlar ben araba almış da o ay arabanın taksini ödeyemeyecekmişler faiz ödeyecekmişler faiz öderse günahı kebale girecekmişler bir de söz ne bütün müslümanlar günahı kebale sorumlu olacak yani sen de sorumlusun arabanın taksini vermezsen sen de üstadsın ya sen de versen arabanın taksini aman kardeşim ee gel arabanın taksitini ödeyelim seni sen faize girme mantıkla zihniyetle müslümanlar perişanıştan kurtulur mu Allah bize affetsin sol elle yemek içmenin haram olmasının sebebini
açıklar mısın haram değil sol elle yiyip içmek bir kimse sol elle yer içerse haram işlemez sünneti terk etmiş olur bir kimse sol elle bütün işleri görüyordur hani halk arasında solak derler ya yani öyle alışmıştır kimisini öyledir müsterben ne yapacağız biz onu şimdi hayatı boyunca haram mı işlemiş olacak Allah muhafaza eylesin sağ elle yeme sünnet güzel bir şey övülecek net ettirecek bir şey sağ elle yiyemezse bir kimse ona söylenecek bir laf yok veyahut da denk geldi sol eliyle ağzına attı sağ elinde bir şey vardı
bir şey oldu bir şey oldu o haram işledi diyemeyiz onu sünneti terk etti Allah muhafaza eylesin çalıştığımız yerde arkadaşlarımız çalışırken ve kendi aralarında konuşurken bizim kendimiz duyacak kadar sesle Kur'an okusak bir sakıncası var mıdır yani normalde Kur'an'ı dinlemek var siz bulunduğunuz yerde Kur'an'ı okursanız yanınızdaki insanlar da bunu duyarlarsa sizi dinlemeleri gerekir o yüzden böyle kimsenin duymayacağı şekilde okursanız ala olun itikaf olacak yani aslında Perşembe Cuma Cumartesi üç gün itikaf edeyim
diye düşünüyordum burada mı yapayım pekede mi yapayım diye düşündüm ama Perşembe günü hatme var önümüzdeki hafta Cumartesi de bayrınlara hatme var biraz benim için zor olacak bir de hatme olduğundan dolayı gelen giden de çok olacak bir karar vermem Muharrem Muharrem ayında oruç tutmanın fasileti Ramazan orucundan sonra oruçların en fasiletlisi Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur bazı namazlardan sonra bulunan en fasiletli namaz da gece namazıdır Muharrem ayında oruç tutmak sünnet sünnet peygamber Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Muharrem ayında oruç tutardı hatta çokça tutardı bilhassa aşure günü yani bu cumartesi değil bir dahaki cumartesi en eftar onu önümüzdeki Perşembe okuyacağım inşallah adısını bazı namazlardan sonra namazın en faziletlisi gecenin son üçte birinden kılınan namazdır Ramazan'dan sonra oruçların en faziletlisi ise Muharrem dediğimiz Allah'ın ayında tutulan oruçtur Hz. Ali'den şöyle rivayet etmiştir bir adam bana Ramazan ayında sonra hangi ayda oruç tutmamı emredersin dedi şöyle cevap
verdim hiçbir kimsenin bunu sorduğunu işitmedim ancak ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında otururken bir adamın ona ya Resulullah Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı bana emredersiniz dediğini işittim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan Muharrem ayında tut çünkü o Allah'ın ayıdır o ayda bir gün vardı ki Allah bir kavmin tevbesini o günde kabul ve diğer bir kavmin tevbesini de o günde kabul edecektir buyurdu demek ki bir kavmin
tevbesini bir aşure gününde veya o Muharrem'in içerisinde bir günde Allah kabul etmiş başka bir kavmin tevbesini de yine o Muharrem ayın içerisinde bir günde kabul edecek ve bu bir gün bahsediyor ya onun içerisinde öyle bir gün vardır diye o gün aşure günü yani Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen aşure günü çünkü Cenab-ı Hak o aşure gününe özel bir hususiyet vermiş özel bir mana vermiş kim arife gün oruç tutarsa iki senelik günahına kefaret olur ve kimde Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa her bir günü için otuz gün
sevap yazılır bugün Muharrem'in birinci günü Muharrem'in birinci günü hesaplayın otuzuncu gününe kadar tutabildiğiniz yere kadar oruç tutmaya gayret edin yapabildiğiniz yere kadar hizmet ve hürmet etmeye gayret edin Muharrem ayı ehli tasavvuf için çok önemli bir aydır affın mağfiretin yükselmenin aydınlanmanın kalbin sürruna ermesi gönlün ruhun yücelmesi bu ayda daha hızlı ve daha güzel olur bol bol oruç tutun hele bu on gün kendinizi sıkı tutun aşureye kadar bu cumartesi değil bir dahaki cumartesi aşure bu önümüzdeki
perşembede hatme var Muharrem'in içerisine denk geldiğinden Huzisi Muharrem ayının içerisinde olsun diye düşündüm bu önümüzdeki perşemde hatme var önümüzdeki cumartesi bayanlara gündüz hatme var akşamına da yukarıda tek yede aşuremiz var bu on gün arkadaşlar bol bol oruç tutacaklar Allah'ı zikredecekler tesbihde tesbihde tevhitte ileri derecede ileri derecede haris olup yapmaya çalışacaklar bu on günü iyi değerlendireceğiz bu on gün bizim için iyi değerlendireceğiz Muharrem ayı hatta komple iyi değerlendirecek inşallah
hakkımıza helal edelim bir soru soran varsa sorsun yine tutabildiğiniz yere kadar bir ay başlayıp tutulabilir tutulabilir çünkü bir güne otuz günlük sevap verilecek otuz gün oruç tutmuş gibi yani bir güne bir ay oruç tutmuş gibi Cenab-ı Hak sevap veriyor üç şiddat sufatiha şeref sevap verilendireceğiz geçmiş
bütün peygamberin inşa etkilerimizin ruhlarına ayrı ayrı edildik basit ve sevap verilendireceğiz evlatlarına himmetlerine şeffaf ben üzerlerimizden eksik eyleme yarabbim yarabbim iman-i yargiden mübeyt ımer-i farik osman zunur-i en aley-el-murteza radiyaların evlatı resulullah ve resulullah resulullah ashab resulullah ruhlarına ayrı edildik basit ve selam haberdar eyle yarabbim imam-ı azam ve bahan-ı cemal-ı şaf-i imam-ı malik imam-ı ham-ı hazret denuklarına ayrı ayrı edildik basit ve selam haberdar eyle yarabbim imdatlarını himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme yarabbim amin amin birimiz ve cemal-ı kadir geylan birimiz seydan ve rufay birimiz seyyid ibrahim tülsik birimiz şah vüleseli şah dili şah nab şibendi muhammedi vahaddini şah mevlana celil ettir ruh muhat bek daş bilazi bayram veli mehmed muhid ilift adı hazret ruflarına ayra rehledik vasır ve sedar haberdar yale yarabbim amin imdatların himmetlerin şefaattın üzerlerimizden eksik eyleme yarabbim üç ihlas bir fatih amin geçmiş
mühsüli kamillerin velilerin evliyaların dervişlerin ruhlarına ayra rehledik vasır ve sedar haberdar yale yarabbim ünümüz üstadımız müşslimiz canımız canlarımız kusus bayın razi mutfafa efendi hazretlerin ruhani tükselerine hedelik vasır ve sedar haberdar yale yarabbim ünvatların himmetlerin şefaattın üzerlerimizden eksik eyleme yarabbim ünümüz ruhani tükselerine hedelik vasır ve sedar haberdar yale yarabbim işe mücdü kamillerin velilerin evliyaların dervişlerin müminlerin ruhani tükselerine hedelik vasır ve sedar haberdar yale yarabbim bu iş halimize gelmiş geçmiş usman aleyhden gelmiş geçmiş akrabayı salikatımızdan gelmiş geçmiş ruhlarına ruhani etlerine hayran rehide vasır ve sedar haberdar yale yarabbim estağfurullah el azim el kerime nezile el hayyir el fatihah
amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.