Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Kasım 2021 · 1:10:56
Efdâ-ı zikr fâle mennehû, lâlâhalîs, yâhûs, celîn velhamdillillâhi rabbil alim, unzu billâhi meneş- independent. Bismillâhirrahmanirrahîm.
Geceniz hayır olsun inşâAllah. Amin. Cenab-ı Hak ömrünüze hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Amin. Cenab-ı Hak cümlemizi hak-i hak batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, Hakkın peşinde koşanlardan eylesin. Batılı batıl bilip, batılla mücadele edenlerden eylesin inşallah. 1325'ten inşallah devam ediyoruz. Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Ahlakının künhüne erişir. Bir hakikatini anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu bilirsin. İnsanoğlu en büyük sıkıntı insanın kendi kendine yaptığı, kendi kendine verdiği zarardır.
İnsan aslında bir başkasına zarar veriyormuş gibi görünürken aslında kendine zarar verir. Tabi en büyük zulüm de birinci derecede insanın kendisine yapmış olduğu zulüm. O yüzden ayeti kerimede talak suresi ayet 1. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin olur ki Allah sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. Demek ki burada zulmün en önemli kısmı bir kimsenin Allah'ın sınırlarını aşmasıyla alakalı. Yani kim Allah'ın sınırlarını, Allah'ın hududunu, Allah'ın hukukunu aştı, en büyük zulmü kendisine o yaptı. O yüzden bir kimse haramları terk etmiyorsa, haramların içerisinde yaşıyorsa, Cenab-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirmiyorsa, nefsiyle mücadele etmiyorsa, o önce kendi kendisine zulmetmiş oldu.
Kendine zulmetti yani. E tabi ayeti kerimelerde Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de çok yerde böyle insanın kendisine zulmettiğinden bahseder. Kendi kendisine zulmedip, kendi kendisine kötülük etmekten bahseder. Bunun en önemli örneklerinden birisi de, malum atamız Adem'le alakalıdır. Adem Aleyhisselam da yaklaşma, yemeyin dediği meyveyi yiyince, onlar da dua ederlerken, kendi kendilerine zulmettiklerini itiraf ettiler.
Araf Suresi, ayet 23'te, Adem'le eşi Havva, onların dilinden Cenab-ı Hak söylüyor. Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bizi acımazsa mutlaka ziyan edenlerden oluruz diye. Demek ki zulmün başlangıcı, insanın kendi kendine zulmün başlangıcı, Adem'den başlıyor. Adem Aleyhisselam cennette yaklaşılmayan denilen meyveye yaklaşınca, veya yaklaşılmayan denilen bölgeye yaklaşınca, değişik bu konuda rivayetler var ya, o zaman hani böyle hem menkıbelerde geçer, hem tefsirlerde geçer, hem bir kısmı hadis-i şevklerde geçer,
o yaklaşma denilen meyveyi yenince, Adem Aleyhisselam'la Havva annemiz, birbirlerinin cinsel organlarını görmeye başladılar. Bu sefer cinsel organlar görülmeye başlayınca utandılar. Yani cennette de bu sefer, cennet halkı da onlara bakmaktan utandı. Hatta ağaçlar onlardan utandı. Bütün her şey utandı. Bir rivayette incir yaprağı alıp, işte edep yerlerini örtmeyi düşündüler. O büyük bir utanç yaşadılar. Hatta bazı rivayetler var, yani Adem Aleyhisselam'ın cennette üzgün bir şekilde koşuşturduğu, hani ne dair rivayetler var. E tabi bunlar değişik rivayetler, ama ve lakin Kur'an-ı Kerim bize, Adem'in de eşiyle beraber, kendi kendilerine zulmettiklerinden bahsediyor.
O zaman demek ki biz Kur'an ve sünnete kendimiz sımsıkı yapışmazsak, en büyük zulüm bizim için birinci derecede o. Aynı şekilde hani, Musa'nın kavmiyle de alakalı var ya, ben böyle hemen birkaç tane ayet-i kerime çıkarayım, ölçü olsun istedim bu beyitlere. O normalde hani Musa Aleyhisselam Turi Sina'ya halvete çekilince, kırk gün, malum o halvetten geri döndüğünde, işte halvete çıkmazdan önce de, Harun'u, kardeşi Harun'un kendisine halife tayin edilmesini istiyor.
O da Harun'u halife tayin ediliyor. Harun da aynı zamanda bir peygamber, ona peygamberlik de tebliğ ediliyor. Ama döndüklerinde, malum Samiri bir tane şeyden, altından bir buzağı yapıyor. Şeytan onun içine girip ses çıkarıyor. Ses çıkarınca, hemen Yahudiler dinlerini bırakıp, o altından buzağı tapınmaya başlıyorlar. Burada tabii, işin başka bir boyutunu da hemen bir parantez açıp, oraya söyleyelim, çıkalım oradan. Altından buzağı, altın, meta, insanoğlunun hep, kendi iç dünyasında tapındığı bir şey olmuştur. Dünya tapınılır, makama tapınılır, şana şöhrete tapınılır. İşte o günkü Yahudiler de, altından buzağı görünce, onu bir ilah addedip, ona tapınmaya başladılar. Bugün de, inanıyoruz diyenlerin, dünya metanı, dünyaya tapındıkları gibi.
Onlar böyle tapınınca, Musa Aleyhisselam çok kızdı. Musa Aleyhisselam çok böyle, tabiri caizse, rivayet edilir ki, Allah'tan gelen o, Tevrat'ı yazdığı levhaları, kızgınlıkla yere attığı söylenir. ve bu sefer de o da, dedi ki kavmine, ey kavmim, sizler bu zayi ilah edinmekle, kendinize zulmettiniz. Yani bir kimse o zaman, dünyaya tapınmakla ne yapmış oldu? Kendine zulmetmiş oldu. Bir başkasına değil. Birinci derecede kendine zulmetti. Demek ki, ayeti kerimelerde, Rabbim, bu tip meselelerde, insanın kendi kendisine zulmettiğini, yani, dinin, dairesinin dışına çıkanların, kendi kendilerine zulmettiği, nefsine uyanların, kendi kendilerine zulmettiğine dair, ayeti kerimeler var.
O yüzden normalde, birisine biz sövüyor olmuş olsak, aslında biz kendimizi sövmüş olduk. Çünkü, birisine bir kötülük yapmış olsak, yine biz kendimize kötülük yapmış olduk. O zaman, insanın kendi kendisine zulmetmesini düşündüğümüzde, Kur'an ve sünnetin dışında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, öğretisinin dışına çıkan, bütün herkes, birinci derecede kendi kendine zulmetti. Namaz kılmayan kendi kendine zulmetti. Oruç tutmayan kendi kendine zulmetti. İşte, örtülmeyen kendi kendine zulmetti. Ne bileyim işte, dersi bırakan kendi kendine zulmetti. Bir nefis mücadelesi vermeyen kendi kendine zulmetti. Yoldan sapan kendi kendine zulmetti. Eşini dövdü, kendi kendine zulmetti. Çocuğunu dövdü, kendi kendine zulmetti.
Birisine bir kötülük yaptı, aslında gerçekte kendine kötülük yaptı. Bir başkasına değil. Ve, sufilerde bu öğreti meşhurdur. Yani, birisine sen bir kötülük yaptın, bir yanlışlık yaptıysan, sen kendine yaptın. İyilik yaptıysan da kendine yaptın. Bakın, bir başkasına iyilik yaptın, bunu da kendine yaptın. Her şey dönüp dolaşacak, seni bulacak. Senin önüne gelecek. O yüzden ayet-i kerimede de, sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Başka bir şey değildir. Siz iyilik tohumu ektiyseniz, iyilik ağacından iyilik meyvesi yiyeceksiniz. Siz kötülük tohumu ektiyseniz, kötülük ağacından kötülük meyvesi yiyeceksiniz. Başka bir şey yapmayacaksınız. Yani, buğday ekip de, buğday ekip de, arpa almak yok.
Buğday ektiysen, buğday alacaksın. Arpa ektiysen, arpa alacaksın. Allah bizi, iyilerden eylesin. Bir zayıfın dişini söken, ot, özür dilerim. Arslan, başka bir aslan gibi görünen şeklin, kendi aksinden ibaret olduğu, kuyu dibinde zahir olduğu. Yani arslan, normalde kuyunun içerisinde, kendi suretini gördü. Kendi suretini avlamak için aşağı indi, ama kendi suretini gördüğünde, kuyunun içerisinde anladı. Kuyu ne? Heva ve heves çukuru. Kuyu ne? İnsanın nefsine düştüğünde, tabiri caizse, cehennemdeki kuyulardan bir kuyu, öyle düşünelim. Cehennem kuyusu gibi. Nefsine uyanlar, heva heveslerine uyanlar, Kur'an ve sünnetin dışında olanlar, bir gün gelip o kuyunun içerisine girecek.
Hani, bizim toplumumuzda meşhurdur ya, Gayya kuyusu. Gayya kuyusu, aslında diğer cehennem kuyularının, tövbe ettiği kuyudur. Gayya kuyusu. Buraya kimler atılır? Bunlar, buraya, ümmetin içinden zina edenler atılır. Hadis-i şerifte, diğer kuyular, diğer vadiler, Gayya kuyusunun azabından, günde yetmiş kez Allah'a sınırlarmış. Cehennemin diğer kuyuları. Şimdi, hani, Gayya'ya kadar yolun var derler ya, yani, cehennemin en, ümmetin gireceği, en kötü yer. Ümmetin gireceği, en kötü yer. İşte, normalde bir kimse, nefsine uydu, şeytana uydu, heva hevesine uydu, kendince, Kur'an ve sünnetten saptıysa, bu, avlamak için, kuyuya kendisini atan aslan gibi, sen de Gayya kuyusuna, kendini atacaksın.
Kendi ellerini atacaksın. Birisi seni Gayya kuyusuna itmeyecek. Senin yaptıkların neticesinde, sen Gayya kuyusuna, kendi ellerinle, kendin atacaksın. Enteresan bir şey. Aslında, cezalandıran Allah, ama o cezayı koşan, insanın kendisi. Cezalandıran Allah. Ben bunu, tarif ederken, burada bir ateş var, o ateş yanıyor. Orada da bir cennet bahçesi var. Sen o, ateşe gitmekle, cennet bahçesine gitme ihtiyarı sana ait. İyi ameller işlersen, cennet bahçesine gideceksin. Kötü ameller işlersen, cehenneme gideceksin. Yani sen kötü ameller işlerken, cennete gitme hayali kurma.
Sen iyi ameller işlerken de, cehenneme gitme korkusu yaşama. Bu ameline güvenmek değil. Hiçbir kimse iyi ameline güvenmesin. Eyvallah. Ama Allah da zalim değil. Sen iyi amel işlerken, senin kulağından tutup da, cehenneme atacak, bir zalim Allah yok. Bunu böyle de idrak etmeyin. Zaman zaman, hani bu tip mevzular olduğunda, yani işte, son nefesimizden emin değiliz. Biz son nefesimizden emin değiliz. Ama bugünkü yaşadığımızdan eminiz. Biz şimdi az önce, üç elif miktarı uzataraktan zikrullah yaptık. Üç tevhid vurduk. Dört bin günahı affolur diyor, bir kimse böyle zikrederse.
Cemaat halinde kim zikrederse, affolunmuş olarak kalksın diyor. Bizim de ümidimiz buradan. O zaman iyi amel işleyip, ümid etmek, müminin kendince hakkı. Kötü amel işleyip de, cennet ümid etmek, bu saflık, ahmaklık. Allah muhafaza eylesin. İşte herkes, o mahşer yerine çıktığında, kendi resmiyle karşılaştığında, gayya kuyusuna düştüğünü, o zaman anlayacak.
Gel, o zamana kalmadan, şimdi gayya kuyusuna düştüğünü, kendine bir ayna bul, öğren. Bir zayıfın dişini söken, o ters gören aslanın, işini işlemektedir. Yani sen bir zayıfa zulmettiysen, bir zayıfı ezmeye kalktıysan, sen de aslan gibi o gayya kuyusuna düşeceksin. İşçinin, emeğinin hakkını vermezsen, onu kovarsan, ona güç gösterisinde bulunur. Seni döverim, söverim deyip de, işçinin hakkını vermeden, kapının önüne koyduysan, sen gayya kuyusunu bekle. Sen birisine zalimlik yaptıysan, aldattıysan, kandırdıysan, gayya kuyusunu bekle. Sen kadın, erkek hiç önemli değil. Eşler birbirine zulmettiyse, gayya kuyusunu bekle. Sen çocuklarına zulmettiysen, gayya kuyusunu bekle.
Sen hanımına küfrettiysen, kocana hakaret ettiysen, sen çocuklarına küfrettiysen, kötü davrandıysan, çocuklar da anne babasına kötü davrandılarsa, herkes gayya kuyusunu beklesin. Hatta, gayya kuyusunu görsün şimdiden daha. Yani o zaman, sen bir acize, gücün yetti diye zulmediyorsan, veyahut da sen bir sufiye, bunlar nasıl olsa bir şey yapamaz deyip, zulmediyorsan, veya sufiler topluluğuna zulmediyorsan, gayya kuyusunu bekle.
Sen uzağa gitme. Sen zayıfı, kimsesizi, arkasında güç kuvvet olmayanı, arkasında siyasi bir güç yok, devlet gücü yok, herhangi bir güç yok, sen onun üzerinden muldozer gibi geçiyorsan, adaletsiz davranıyorsan, gayya kuyusunu bekle. Kendine yapıyorsun. Bir gün bununla yüzleşeceksin. Ben hatta bunların dünyada olduğuna inanırım. Dünyada olur da o farkına varmaz. O çünkü kibir deryasına dalmıştır, dünyada başına gelenleri ayıkmaz o. Sarhoş olur o. Nasıl sarhoş hiçbir şeyden haber olmaz? İnsanların bir kısmı zulüm sarhoşudur. Zulmettikçe zulmeder. Zulmettikçe zulmeder, sarhoştur o. O zulüm sarhoşudur. Haram sarhoşudur.
Haramdan harama geçer. Haramdan harama geçer. Nefse uymak böyle bir sıkıntılı bir şeydir. Ona birisi dese ki sen nefsine uyuyorsun, o ona da ters yapar. Ona birisi nasihat etmeye kalksa, nasihat edene de ters yapar. Ona git bak, dinin alimi odur. En fazla din alimi odur. En fazla dini bilen odur. En fazla sufili bilen odur. En fazla dervişli bilen odur. Ondan başka daha fazla bilen yoktur. Ondan başka ahkam kesen yoktur. Bir de İslam toplumunda bu çok fazla vardır. Yani İslam toplumunda bu çok fazla vardır. Kim anlattıydı bilmiyorum. Bir Alman'ın birisi, Türkiye'de dolaşırken, tarlada çiftçilik yapıyor.
Bir adam arabasını durdurmuş, çağırmış onu. Memleketin halinden sormuş. Bu bir bağışlamış, siyasete girmiş, ondan sonra devlet yönetiyor yani. Ona sormuş. Bu buğday demiş, kaç günde çimlenir, ben bilmem beyim demiş. İşte şu ne olur, ben bilmem beyim. Bu ne olur, ben bilmem beyim. Önündeki çiftçiliği bilmeyen adam, devlet yönetmeye kalkıyor. Demiş ki, bu ülke kalkınmaz, bu ülke olmaz. Sebep, yani bu hepimizde var bakın. Bu hepimizde var. yani biz oturuyoruz, evini yönetemeyen bir kimse, devlet yönetmeye kalkıyor. Evini yönetemiyor, eşini, çoluğunu, çocuğunu sevk edemiyor.
Ama devlet yönetiyor o. Veyahut da, mesela, doktorların çıldırdığı şey, yani gidiyor hasta doktora, internetten baktım diyor, bu böyle olmalı diyor. ben bekliyordum şimdi orada, şeye gittim, Doruk'ta bir, Özhan Hoca vardı. Gitti mi orada mı bilmiyorum şimdi. Bir gün onu ziyarete git dedim. Sonra o Doruk'a geçti. Önceden o şeydeydi, SSK'daydı. Böyle yanına gittim, bir şey konuşuyor, hasta diyor ki, ben onu internet okuttum, böyle böyle diyor. Şimdi bir bana bakıyor, aslında ona kaynayacak o, benden dolayı kaynayamıyor. En sonunda dayanamadı.
Ya be kadın dedi, madem internetten her şeyi öğreniyorsun, ne yapma buraya geldin dedi. Neyse tabi çıktı. Dedim, hocam bizim en büyük problemimiz bu dedim. En büyük problemimiz bu. Herkes, her şeyde ahkam kesiyor dedim. Ya bu, bütün insanlığın derdi bu zaten. Sıkıntısı, heva hevesine uyunca, her şeyi o biliyor. Ondan başka bilen yok. O sağlık problemiyse, doktor kesiliyor. Söz konusu olan, vergi ise, maliyeci kesiliyor. Söz konusu olan, devlet idaresi ise, ne var gündemde? Dışişleri var. Dışişleri bakan oluyor. Ne var gündemde? İçişleri. İçişleri bakan oluyor. Ne var gündemde? Başkanlık. Cumhurbaşkanı oluyor. Sıkıntı değil.
Aynı anda, bir bakmışsın, adam ekonomist kesiliyor. Veya televizyonda, şeyciler var ya, televizyona çıkıp da, tartışma programına girenler, böyle maaşlı, memur maaşlı gibi, her programda onlar var. Bakıyorsun, işte bilmem kim, güvenlik, uzmanlığı ne? Güvenlik. Ne konuşuluyor? ekonomi. Ya ekonomiyle güvenliği, nasıl bir yere sıkıştırdınız? Ne konuşuluyor? Adalet. Adalet de konuşulacaksa, beş tane hukukçu getir oraya. Beş tane hukukçu konuşsun, maddeler üzerinde tartışsınlar. Ama yok. Bir bakıyorsun, o tırnak içerisinde, o güvenlikten bilir kişi, orada adalet konuşuyor. Veya ne konuşulacak? Din. Bir bakıyorsun, hiç alakası olmayan, ekonomistin birini çıkarmış.
din konuşuyorlar. Ya ekonomiyle dinle, hiçbir şey bilmiyorsan, diyanet denilen, diyanetsizlerden iki tane adam getir, onlar bari konuşsun. Yani adam, en azından yirmi tane konuşursa, on beşi sağlam olur. Onların içlerinde de sıkıntılar var da, böyle ayet inkar eden, hadis inkar eden. E o araştır onları da, bir bak hangisi hadis inkar ediyor, şu onu çıkarma. hangisi ayet inkarı gidiyor, şu onu da çıkarma. Hoş televizyonlar, onları daha fazla revaçta tutuyorlar. Sansasyonel haber oluyor ya, yani televizyona çıkman için zaten, bu hadislere at kenara diyeceksin, tamam, seni zaten, baş tac ediyorlar. Problem yok.
ama herkes, herkes her şeyi bilmesi, işte bu nefsi, gaye kuyusuna götürüyor. O kitap da tanımıyor, o peygamber de tanımıyor, o bir meselenin uzmanı da tanımıyor, Allah muhafaza eylesin. Ve o kimse, zayıfları eziyor. Bunlar siyasette var, bunlar devlette var, bunlar partilerin içerisinde var, bunlar dergahlarda var, tekkelerde var, dini toplulukların içerisinde var, var. Yani zayıfı eziyor. Bir dini topluluk düşün, aynı hatayı zengin de yapıyor, fukarası da yapıyor, zengine seslenmiyor, fukarayı gömüyor. Veya bir topluluk düşün, zenginlerin oturduğu alan ayrı. Veya bir topluluk düşün, zenginler ayrı sohbet ediyor. Zulmediyorlar. Veya bir topluluk düşün, yani orada sadece zenginlerin, parası olanların sözü geçiyor.
Örneğin, veya bir topluluk düşün, geliyor zengin, bakıyor, o lan ben bu fukaraların içerisinde, ne işim var benim diyor. Çekip gidiyor, zulmediyor. Kime? Önce kendine zulmediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, ama, o hani, bir fakiri, fukarayı zulmeden, birisine haksızlık yapanla alakalı da, ayeti kerime, hadis-i şerif, ümmetimden gerçek müflis şudur, kıyamet gününde, namazını, orucunu ve zekatını getirir. Bu arada, başkasına sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi, ve başkasını dövmesi ile ilgili, kötü amelleri gelir. Bunlara karşılık, iyi amelleri, hasenatı, verilir. Borçları, yani kul hakları bitmeden, iyi amelleri tükenir, alacaklıların hataları, kendisine yükletilir, ve ateşe atılır. Kime yaptı?
Kendine yaptı. O kendince, burada zayıfın dişini söktüğünü düşündü. Kendince zulmetti. Kendince zalimlik yaptı. Benden başka kimse yok dedi. Ama ne yaptı? Kendine yaptı. O mahşer yerinde ne olacak? Onun iyilikleri alınacak, varsa, o zulmettiği kimseye verilecek, kendisi de ateşe boylayacak. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin inşallah. Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi beninin aksidir. Ondan nefret etme! Müminler birbirinin aynasıdır. Bu haberi peygamberden rivayet etmediler mi? Sufiler bu hadis-i şerifi çok kendilerini ölçe edinirler ya, hani hadis-i şerif nedir? Ebu Davud'da geçer hadis-i şerif.
Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin aynasıdır. Eyvallah! Ama mümin, müminin de kardeşidir. Hadis-i şerif devam eder. Mümin, müminin kardeşidir. İhtiyaç duyduğunda, onun geçimini temin eder. Zarardan, ziyandan korur ve arkasından da, gıyabından da, elinden geldikçe onu savunur. O zaman normalde biz şimdi birinci derecede, bir de burada da bazı hatalar var. Bunları da anlatacağım inşallah. Birinci derecede birisinin hatasını, kusurunu gördüğümüzde ne yapacağız biz? Diyeceğiz ki, bu bizde muhakkak vardır. Tövbe edelim ki, Cenab-ı Hak o yüzden bunu bize gösterdi. Bu kimin işi? Bu bütün Müslümanların işi. Bir Müslüman, bir Sufi, bir kardeşinde görmüş olduğu hatayı, birinci derecede kendisine bakacak.
Kendini analiz edecek. Diyecek ki, ben bunu işliyor muyum? Ben bunu yapıyor muyum? Bunu işleyip yapıyorsa, diyecek ki, bu bana dersti, tövbe edeyim. Yok, kendisinde yok, kardeşinde var. Bunu böyle örnekliyorum şimdi. İşte, ne yapıyor? Birisi böyle galis küfürler yapıyor. Orta yere küfürlü konuşuyor. Veya bir başkasına küfürlü konuşuyor. O kimse önce kendisine bakacak. Ben küfürlü konuşuyor muyum? Küfürlü konuşuyorsan, yanındaki kardeşine küfür etme, deme hakkına sahip değilsin. Ey iman edenler, yapmadıklarınızı, başkalarına tavsiye edicilerden olmayınız. Ya olduğunuz gibi görünün, ya da göründüğünüz gibi olunuz. Ayet-i Kerime, o zaman bir hata, bir kusur, bir yanlışlık, bir günah, bizim kendi nefsimizde var ise, bizim kardeşimize nasihat etme.
Kardeşimize bunu tebliğ etme. Hakkımız yok. Hanım eşiyor ya, bir kadın, çocuğunun kucağından tutmuş gelmiş, İmam-ı Azam'a, ya koca imam demiş, senin sözün geçerli olur. Bu çocuk demiş, bal yemiyor, zayıfladı gitti, kurudu demiş. Buna demiş, nasihatta bulunsan da demiş, bunu bal yese, olur demiş. Bir ara sen yine bana uğra, kırk gün geçmiş. Kırk gün geçtikten sonra, o kadın tabii bir haber bekliyor, böyle bakıyor, ediyor, çatıyor, kırkıncı gün geliyor. Diyor ki, hani bir çocuğuma nasihat edecektin. Çocuğa dönmüş, evladım bundan sonra bal ye iyi mi demiş. Kadın demiş, İmam'a bu kadar mı? Bazen bana da böyle diyorlar, ben İmam-ı Azam değilim ama, mesela birisi bir şey söylüyor, tevhide devam et diyorum ben.
Bu kadar mı diyor. Hani o devasa bir şey bekliyor senden. Yani ben sanki peygamberim, haşa, yani ona böyle devasa bir şey söyleyeceğim. Yani diyor, Musa da böyle demişti. Musa'ya dedi ki, tevhidime devam et, bunu herkes söylüyor dedi, Musa Aleyhisselam. Musa'ya dedi ki, ya Musa, sen tevhidime hafife mı anlıyorsun, küçümsüyor musun? Bütün varlığı, yarattıkları bir kefeye koysan, tevhidimi bir kefeye koysan, tevhidim ağır gelirdi. Veyahut da birine diyorum, böyle böyle, işte, tevhide devam et, ben onu çekiyorum ki diyor. hani bu şuna benziyor. Sahabe geldi, hastalığından bahsetti. Ona dedi ki, bal şerbeti iç, bal şifadır.
Ertesi gün geldi, bal şerbeti içiyorum ama geçmedi dedi. Bal şerbeti iç dedi. E bir daha geldi, yine geçmedi dedi. Allah Resulü dedi ki, bunun karnı yalancı. Bal şifadır dedi. Kur'an şifadır dedi. Bal şerbetine devam et dedi. Üçüncü gün gitti, yine bal şerbeti içti, iyileşti. Karnı yalancı dedi. Yani, sen bal şerbetini, Hz. Peygamber şifa demiş, sallallahu aleyhi ve sellem. Sen inanaraktan o bal şerbetini iç, senin karnına şifa. Kur'an şifa. Sen inanaraktan istersen, ihlas oku. Şifa. Sen inanaraktan besmele oku. Sadece besmele. Küçümseme yalnız.
Küçümseme. Senin kolun ağrısa, Bismillahirrahmanirrahim desen, kolun iyileşir. Küçümseme ama. İnanaraktan yap bunu. Hani var ya sahabeden, normalde üç kişi, böyle dağda bayırda dolaşıyorlardı, müşriklerden birisi mecnun oldu, birden kafeyi kırdı, aklı gelip gitmeye başladı. Dedi ki, içinden bir tanesi, ben dedi sana okurum, sana şifa da olur. Ama dedi koyun alırım, altı tane koyun. Tamam dedi. Hoş geldin. Nasılsın, iyi misin? Senin yerin özel, bizde bak ha. Allah razı olsun. Cafer'i buralarda, Bosna mihmanlarımız şimdi.
Sen öyle bir sandalye bulsunlar sana, senin ayaklarını arar ya da içeri geç, Cafer içeride. Sahabe oturdu, o mecnun kafası gitmiş olan müşriye, Fatiha'yı okudu. Adamın kafası yerine geldi. Altı tane koyunu aldı. Öbür yandakiler dedi ki, bize de vereceksin. Mal girince, kavga çıkıyor. Mal var orta yerde, ganimet var orta yerde. Kavga çıkıyor. Müslümanların en büyük handikapı bu. Malın, paranın olduğu yerde kavga çıkıyor. Mal, para yoksa kavga gırıltı yok. Ama mal varsa, kesin kavga çıkıyor. Bunlar bir atıştılar, altı tane koyun, üç tane sahabe, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önündeler.
Anlattılar durumu, Allah Resulü ona dedi ki, ne okudun? Fatiha'yı okudum ya Resulallah dedi. O zaman dedi ki, Fatiha şifadır. Her derde. Bakın Fatiha şerife, her derde şifadır. Otur, oku. Çocuğunu oku, hanımını oku, kendine oku, etrafını oku. Oku Fatiha'yı oku ya. Oku şifadır. Ama inanarak oku. İnanarak oku. Ama oku. Dost doğru oku. İnanarak oku. Şifadır. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretler dedi ki, Fatiha şifadır. Bakın, müşriye okuyor, müşriye. Fatiha'nın sırrına bakın.
Bildiğiniz müşrik. Ya biz müminiz. Müslümanız. Yani, bizim kendimizde okumamız, düşünün artık, ne kadar etkili ve tesirli olacak. Ama etkili mi bizde? Yok. Neden? Biz çok affedersiniz ama, bayındır diliyle, yalan yapşak okuyoruz biz. Suretten okuyoruz biz. Siretten okumuyoruz. Siretten, içeriden hakiki bir şekilde okusak, şifa olacak her şeyimize bizim. Bereket olacak, lütuf olacak, ikram olacak. Hani Hz. Ali Efendimiz mahkemenin önünde bir avuç toprağı aldı, üç ihlas bir fatih okudu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetini vesile etti, yedi altın olsun dedi, toprak altın oldu.
Sahabeler geldiler, şuradan aldı, buradan aldı, herkes bir avuç toprak, yedi altın, olmuyor kimse de. Dediler, ya Emre'l müminin olmuyor, ağız alinin ağzı değil dedi. Ağız alinin ağzı olsa olacak zaten. E o zaman, Fatiha'da şifa. En sonunda zaten geldi koyunlar, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birer tane koyunu onlara verdi, üçü de Beytülman'ın oldu. Neden? O adam Fatiha izni billahi indirmedi kendine. Fatiha ümmetin. Böylece ne yaptı? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Fatiha'nın da şifa olduğunu teyit etti. İşte mümin, müminin aynasıdır. O zaman müminde bir kusur gördün, önce kendi nefsine vur. Kendi nefsinde yok ise, o kardeşine nasihat et.
Sebep, o kardeşinin hakkı bu. Müminin mümin üzerindeki hakkı kendisine nasihat edilmesi. Mümin, müminin aynasıdır. O zaman normalde mümin nefisle mücadele edecek, eğitilecek, terbiye edilecek. ve mümin noksanlıklarını tamamlayacak. E bunun için de ne lazım? Onun eksik ve kusurlarını, noksanlıklarını tebliğ edecek bir mürşid lazım.
O hayvan nefis kime itaat edecek? Hele şimdi bu ara, hani ne o liberalizm kültürü, dini, hayatımızı sarmışken, hiç kimse kendisine bir şey tebliğ edilmesini istemiyor. Birine doğru git diyemiyorsun. Onun bireysel özgürlükleri var. Allah muhafaza eylesin. Onu söylüyor ya, bana karışma. Siz bana karışamazsınız. Çocuklar anne babalarına söylüyorlar bunu. Ben özgür bir bireyim, istediğimi yapabilirim. Sen bana karışamazsın. Evet. Anne baba çocuğuna karışamaz. Eşler birbirlerine karışamaz. Mürşid müridine karışamaz. Zakir derviş kardeşine karışamaz.
Çavuş derviş kardeşine karışamaz. O arkadaşı, o ona karışamaz. Sen bana karışamazsın. O karışamaz, bu karışamaz. Şu karışamaz. Devlet karışamaz. Okul karışamaz. Eğitim sistemi karışamaz. Kimse karışamaz. Kim karışacak sana? Kimse karışmayacak. Ne yapacaksın? Şeytanın peşinden gideceksin. Şeytanın karışmasına açık. Heva, hevesin karışmasına açık. Şeytanlaşmış beyinlerin karışmasına açık. Şeytanlaşmış insanların karışmasına açık. Ama müminin karışmasına açık değil. Kadın erkeğe erkek kadına karışmayacak. Nasihat etmeyecekler birbirlerine iyiyi, doğruyu, güzeli, hayrı, hasenatı. Anne baba çocuğuna karışmayacak. Çocuk kafasına göre bir hayat yaşayacak. Bütün herkes bangır bangır bağırıyor.
Sen bana karışamazsın. İnternette o şaklaban birkaç tane işte ne diyorlarsa onlara. Sizin özgür hakkınız kimse size karışamaz. Karışamazsın. Eşcinsel mi olacak? Lezbiyen mi olacak? Kadın sevici mi olacak? Erkek sevici mi olacak? Erkek erkeğe ilişkiye mi girecek? Kimse karışamaz. İstediğinden bir çocuk mu peydah edecek? Edecek. Kimse karışamaz. Evli karı koca adam istediği gibi bir hayat yaşayacak. Kimse karışamaz. Kimse karışamaz. Kadın istediği gibi bir hayat yaşayacak. Kimse karışamaz. Adam evde yan odaya başka bir adam daha alacak. Kimse karışamaz. Birey özgürlüğü var. Hadi bir karışın. Hadi bir karışın. Kaldırsın telefonu evden uzaklaştırmayı verdirsin sana.
Hadi bir karışın. Evet. Hadi anne baba çocuğunuza karışın hadi. Hadi 18 yaşını doldurmuş bir çocuğunuza karışın. Doldurmamış olana da bir karışın. Kaldırsın telefonu şikayet etsin. Haydi çocuk esirgeme kurumuna gitsin. Çocuğun gittiğini gör. Devletin senden alıp çocuk esirgeme kurumuna verdiğini gör sen. Hadi bir karışın. Karışamazsınız. Evet. Biz nenli bebek nenli. Uyu yavrum uyu. Uyuyoruz biz hep beraber.
Bu kanunu nasıl çıkarırsın demiyoruz hiçbirimizde. Ondan sonra sövüyoruz boyuna. Memleketi sövüyoruz. Bir memleketi sövüyoruz. Şikayet ediyoruz. Kardeşim bu kanun çıkarılırken gittin mi millet meclisine? Ben dahilim buna. Yok. Herkes bu bizden iyi kanun çıkarıyor diyor. Alkışlıyor. Karışamazsınız. Çocuklarınıza karışamazsınız. Ailelerinize karışamazsınız. Erkekler eşlerinize karışamazsınız. Kadınlar kocalarınıza karışamazsınız. Özgür. Herkes özgür. Herkes özgür birey oldu. Evet.
Ya din bu hakkı bize veriyor. Din veriyor. Hangi din? İslam dini. Bu memleket İslam diniyle mi idare ediliyor da sen İslam dini bu hakkı bana veriyor diyorsun. Nereden çıkardın sen bunu? Sakın bunu orada burada da konuşmayın. Cumhuriyet savcısının önüne çıkarsınız. Toplumun düzenini layık demokratik sistemden teokratik sisteme çevirmeye meyletmek. Anayasal düzeni bozmaktan, anayasal düzeni yıkmaktan bir girdi mi mahkeme imitmez cezaevlerinde sürünürsün. Öleceğin zaman dışarı çıkarırlar seni. Dışarıda ölsün diye.
İçeride ölürse daha da sıkıntılı olur diye. Vardı ya bir tane ibdacı. Neydi adı? Mirza Beyoğlu. Salih Mirza Beyoğlu. Cezası kesinleşti mi? Hayır. Eline silah mı aldı? Hayır. Tank top tüfek mi aldı? Hayır. Hayır. Ne? Dergi çıkardı. O yüzden karışamazsınız. Bir şey de diyemezsiniz. Sakın ha şunu demeyin. İslam'a göre bu benim hakkım. Değil. Değil.
E şimdi böyle olunca böyle bir şey var ortalıkta, gündemde. Bireyin temel hak ve özgürlükleri diyorlar ya. Birey tamamiyetle hür. Evet. Kimse karışamaz. Hani bazen zaman zaman diyorum ya, şuraya karşı boşluk bir yerde, burada erkek erkeğe cinsel ilişkiye girse karışamazsınız. Tabii.
Apartmanınızda böyle bir adam taşınsa, yani bildiğiniz apartmanda fuhuş yapsa karışamazsınız. Karışamazsınız. Asla. Evliyseniz boşanma hakkınız var. Onda ne diyeceksiniz? Yani adam eve kadın getiriyor, arkadaşımı getirdim desek yine bir şey yapamazsınız. Bireye karışılmıyor. Şimdi öyle olunca, şimdi sufiler de nazlı oldu tabii bunca karışamazsın içerisinde. Sufilere de bir şey diyemiyorsun. Yani sen bir arka halakaya geç, adam küsüyor. Namah karıştın ona ya.
Veya ilahi söyleyemiyor, benim gibi sesi sıkıntılı. Yani sen ilahi söyleme diyorsun, küsüyor. Namah karıştı bana diyor. Namah susturdu. Namah öte git dedi. Namah yok bu sohbeti sen bana söyledin, küstüm tiyansın. Yazıyor efendim dün akşamki sohbeti beni kastettiniz herhalde. Ben dersimi bırakayım mı? E bırak bırakacaksan diyorum ben. Öyle demek istemiyorum dedim. Ya yazdığın önümde. Yazdığın önümde. Ben tamam, hazret bundan sonra nereden alınacaksa söylesin, sohbetlerimi ona göre ayarlayayım diyorum. Önüme gelen katı sırrı, sırrı lazzetler oldu. Yani sohbet edeceğimiz zaman düşüneceğiz.
O mu alınacak, bu mu alınacak, şu mu satılacak, bu mu küsecek, bu mu darılacak. Yani düşünebiliyor musunuz? Bu hale geldi. Yani çok rahat bir şekilde dün akşamki sohbeti beni kastettiniz. Ben işte şöyle miyim, ben böyle miyim? Allah Allah. Diyorum bu topluluğun en alınganı benim. Benden daha fazla alıngan olan bir kimse olmayacak diyorum ben. Benden daha fazla herkes alıngan. Evet, hepinizi kastediyorum. Hepimizi kastediyorum. Tüm nefsine uyanları kastediyorum. Nefsine uymayan varsa, içimizde bir tane buyursun çıksın derse de ihtiyacı yok onun. Sohbete de ihtiyacı yok. Yok, o nefsine uymuyormuş çünkü.
Yani nefsinize uymayın da diyemeyeceğiz. İşte ben 35 yıldır sigara içmeyin derim. Bir sohbette sigara içmeyin. Ben üzerime alındım, bana mı dedin? İçme o zaman öyle. Madem alın, üzerine içme. Alın, üzerine alın, içme. Ben üzerime alındım, içmedim. Üzerine alındıysan, üzerine alınmak şu. Ben sohbetteyim. Sohbette Şeyh Efendi Hazretleri sohbet ediyor. Bu ağız Allah dedi mi? Bu ağız dedi, Allah dedi mi? Yalan söylemez, yemin etmez, gıybet etmez, dedikodu etmez, haram yemez, şunu yapmaz, bunu yapmaz. Sanki herkesin içerisine bana bakar gibi sigara da içmez dedi. İçimden dedim ki bıraktım efendim size.
Söz veriyorum. İçimden dedim ki bıraktım efendim dedim. Söz veriyorum. Bu dediğin Mustafa Özbağ sözü. Bende bir şey vardır, replik vardır bende. Ben Mustafa Özbağ sözü dedim mi, kafeyi kelle gitse ben oradan geri dönmem. Dedim bu Mustafa Özbağ sözü. Söz veriyorum. Tamam bitti, ben bir daha elime, dudağıma sigara almalı. Öyle ben sigara, tiryakisiyim demesin kimse. Günde iki buçuk paket içiyordum ben. Hay ya işte hocam, sen hiç tiryaki oldun mu? Bakıyorum ben şimdi buna. Bir de insanlar kendi kendilerine böyle çok önemli, tiryaki, çok önemli, gayrimeşru yaşıyor. Ay o böyle çok yaşamış o. Bakıyorum, yapıyorum ben şimdi. Ne oldu hocam diyor tamam mı?
Bakıyorum da diyorum ben, şimdi böyle çok hızlı yaşıyorum diyenler diyorum ben. Benim arkamdan diyorum ben, bırak nalı çivisini bile toplayamazlar diyorum. Yalan, nefsi öyle istediğinden bırakamıyormuş laf. Bıraktım dedim, bıraktım. Alındın mı? Bırak hadi. Evet bırak, çok basit. Bıraktım de at. Ha hocam ne çektiğimi biliyor musun? Sen ne çektin ki? Günlerce parasız mı dolaştın? Ne çektin ki? Aylarca cebinde bir lira olmadığı zaman mı oldu? Ne çektin? Ne çektin?
Günlerce bankta mı yattın? Ne çektin? Günlerce pazar yerlerinde mi yattın? Ne çektin? Gittin bir yerde çalıştın, yatacak kalkacak yerin yoktu da kahvedeki sandalyeleri birbirine yapıştırıp onun üstünde mi yattın? Yaşın 16'yken ne çektin? Yaşın 16, kahvenin üzerinde iki tane masayı üst üste birleştirip masanın üstünde mi yattın? Sabah namazından önce sonra gidip karpuz toplamaya mı gittin? Geldin sonra tekrar kahvede çalıştın, akşamüstüye kadar akşamüstü gittin bir daha karpuz toplamaya gittin, akşamına geldin bir daha kahvede çalıştın. Gece saat bir buçuk, ikide olunca kahvede herkes gidince kahvede masanın üstüne yatıp sabah saat dört buçukta bir daha ayağa kalkıp yine çalışmaya mı gittin?
Böyle 20 gün bir ay mı çalıştın? Ne çektin? Çok çekmiş. Var mı aranızda bir ay sandalenin üzerinde uyuyacak olan günde 20 saat çalışıp bir de çalıştığı parayı cebine koymayacak? Gidecek, annesinin eline verecek bir de. Diyecek ki al haftalı karşılık yap babasının bayrağını aşağıya indirmemek için. Ne? Çok çekmiş insanlar da. Oy acısınlar, sevsinler seni. Bir dakikada bırakır insan. Mümin, müminin aynasıdır. Birisi sizin hatanızı söylüyorsa o sizin dostunuzdur. Bunu yapma kardeşim diyorsa o senin dostun.
Bu günaha girme diyorsa o senin dostun. Senin zor zamanında yardımcı oluyorsa o senin dostun. Onu terk etme, onun sırtını dönme. Ona vefasızlık etme. Ona yanlış davranma. O senin dostun, gerçek dostun o senin. Senin hatanı söyleyen senin gerçek dostun. Kamil mümin odur ki etrafına ışık saçar.
Yani onun yanı, o insanları böyle kinayesine kibirlenerekten, itekleyerekten değil, nasihat eder. Yapma canım kardeşim. Uyma şeytana. Nefsine uyma. Yapma. Ne olursun. İsteme günah kebari. İşte o hadis-i şerif tecelleti mümin, müminin aynasıdır. Aç kalmış, doyuruyorsa o senin dostun. Senin arkandan birisi aleyhine konuşacağı zaman susturuyorsa o senin dostun. Onun arkasından bir eksini gediğini birisi konuşmak istediğinde. Sus kardeşim benim yanımda konuşma. Biz onun iyiliğini gördük. İyiliğini anlatacaksan anlat. Bize hatasını anlatma diyorsa o senin dostun. Yok ya ne yapmış ya? Tahmin etmiştim zaten ya böyle bir şey yapabilir o.
O sen vefasızsın. Sen hainsin. Sen zalimsin. Neden? Sen arkadaşın hakkında konuştun. Veya konuşulmasına müsaade ettin. Beraber yemek yediniz, aynı sofraya oturduğunuz kimsenin arkasından gıybet edildi. Sen sustun. Veya bu dervişler böyle canım sorma ya bu dervişlere ya. Ben de çok canım sıkkın benim ya. Ben de bu dervişlere hiç iş yaptırmak istemiyorum. Şunu yapmak istemiyorum, bunu yapmak istemiyorum. Ne arıyorsun burada kardeşim o zaman? Dervişlerin hepsini attı çöpe kendisinden iyi yok. On yıl önce söylüyor birisi bunu bana. Senin ne işin var burada dedim ya. Bizim hepsi de hepimiz aynayız dedim ben. Böyle baktı.
Dervişleri üçkağıtçı görüyorsan baş üçkağıtçı benim o zaman. Yürü git dedim. Benim yanımda ne işin var senin? Kimden alacağım var dedim. E yok dedi. Nereden üçkağıtçı olduklarına karar verdin? Aldım seni dersin. İşin gücünü nasıl gelsin? Hadi bak işin herhalde. Ben öyle demek istemedim. Ya ne demek istedin? Sen dervişler dediğin zaman sadece bu topluluğu konuşmuyorsun ki. Dervişler dediğin zaman Hz. Ebu Bekir Efendimiz de derviş, Hz. Ali Efendimiz de derviş, peygamberler de derviş, Adem'e kadar hepsi de derviş. Bu böyle baktı. Senin haberin var mı dedim. Biz zikrullah alakasında Adem Aleyhisselam'dan Hz. Muhammed Mustafa'ya kadar ne kadar ehli zikir varsa, ne kadar mümin varsa hepsinin de zikrullah'a geldiğini, zikrullah'a katıldığını, orada zikrullah alakasında durduğunu, oradaki suvileri, oradaki dervişlerin başlarını okşadıklarını, başlarında dua ettiklerini, meleklerin olduğu, meleklerden özel sufiler olduğunu, derviş olduğunu, Allah onların zikirlerinden derviş melekler yarattığını ve meleklerin, dervişlerin zikrullah'ına geldiğini, orada zikrullah yaptığını, orada dervişlere dua ettiğini, haberin var mı senin dedim.
Yok. Sen dedim dervişler dediğinde derviş meleklere de laf söyledin. Günah işlemediler, hata yapmadılar, kusur etmediler, hiçbir şey yapmadılar. Cenab-ı Hakk o dervişlerin, o dervişlerin zikrullahına husisi manada melek yaratmış. O gelin gelin aradığımız burada denilen melekler onlar. Derviş melek onlar. Hadis-i Kudsi'de var ya gelin gelin aradığımız burada. Nerede? Zikrullah alakasında. Topluluğu zikrullah topluluğunda. Derviş onlar, derviş. Onlar her gece gök semasına inip zikrullah alakası arıyorlar. Her gece. Sen gece kalkıp secdada da zikrullah yaparken yalnız mı yaptığını zannediyorsun? Ey orada burada bir kişi iki kişi ders yapanlar yalnız mı zikrullah yaptığınızı zannediyorsunuz?
Bu fakir çok öyle ders yapmıştır. Kimse yok, herkes var. Kimse yok, herkes var. Sen dedim meleklere bile laf söyle dedim. Farkında mısın? Ses yok. E dedim sen bu dergaha layık değilmişsin zaten. Körün körülsün sen işin gücünü askersin. Hadi git dedim. Senin dersini aldım. Gelme bir daha içimize. Neden? O nefsin çukuruna düşmüş. Sen bir el tutmuşsun. Onun kıymetini bil. O nefis çukurundan çık. Gaya kuyusundan. Çünkü orada o seni eğitecek. Mümin müminin aynasıdır. Anlatacak sana. Nefsinin hilelerini anlatacak. Nefsinin durumunu anlatacak sana.
Diyecek ki şunu yapma, bunu yapma. Buradan yürüme. Bu işi yapma. Haram işleme. Söyleyecek. Onun işi o. E sen de diyeceksin ki bunu bana söyledi. Ben gidiyorum. E git. Git kardeşim. Ne diyeyim sana? Söyleyeceğim değil mi? Vazgeçeyim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden müminler müminlerin aynası. Hem de kardeşi. Kardeş olun. Kardeş. Kardeş olun. Birbirinize sahip çıkın. Bu deccal-ı sisteme bakmayın. Bu dünya deccal sistemi insanların kardeşliklerinin hukukunu bozuyor. Aile hukukunu bozuyor. Anne baba çocuk hukukunu bozuyor. İş hukukunu bozuyor. Arkadaş hukukunu bozuyor.
Dostluk hukukunu bozuyor. Bozuyor da bozuyor. Önüne gelen ne kadar hukuk varsa hepsini de bozuyor. Çünkü şeytani. Şeytani hiçbir hukuk tanımıyor. Hiçbir düzen tanımıyor. Haram, helal tanımıyor. Din tanımıyor. Ahlak tanımıyor. Bu tam bir şeytani düzen. Tam bir şeytani düzen. Kur'an'ı ifsad etmeye çalışıyorlar. Ayetleri inkar ediyorlar. Koca koca profesörler çıkıyor. Ayet olsa dahi biz ona tabi olmayız deme cüretine sahip oldular. Bu Allah'ın ayeti olamaz diyor adamlar. Daha ne bekliyor Müslümanlar? 1400 yıl önceki dinin hukukuyla hukuklanması mümkün değil. Eee dini bizim düzeltmemiz lazım.
Allah'ın dinini düzelteceksen kimsin? Kimse sormuyor bunu. Siyasetçisi söylüyor. Profesörü söylüyor. Alimi söylüyor. Şeyhi söylüyor. Herkes söylüyor. Sosyoloğu söylüyor. Doçenti söylüyor. Doktoru söylüyor. Tıpçısı söylüyor. Ekonomisti söylüyor. Hadisleri inkar ediyorlar. İşte ayetleri inkar ediyorlar. Herkes söylüyor bunu ülkede. Herkes söylüyor. Köpeksiz köy bulmuşlar. Değneksiz dolaşıyorlar. Kimse dur demiyor ki. Herkesin de hoşuna gidiyor. Evet. Haydi gelin İslam dinini komple değiştirelim. Ne yapalım? Bu ayet tarihsel atalım. Bu ayet bu anda yaşanmaz. Atalım. Bu ayet şimdi olmaz. Atalım.
Bu ayet gelecekte yaşanacak. Bu ayet geçmişte yaşanacak. Düdük kalacak bir tane orta yerde din. Düdük gibi bir din kalacak orta yerde. Kimse bir şey demeyecek ki. Bizim konuşacağımız asıl meseleler var. Dolar kaç para oldu? Euro kaç para oldu? Bunu kim yükseltti? Bunu kim indirdi? Bizim konuşacağımız meseleler var. Asgari ücret ne kadar oldu? Ben böyle söylüyorum. Haydi başka bir tartışma çıkıyor. Canım kardeşim senin maaşın 10 trilyon olsa ne olacak? Ahlakın elden gittikten sonra. Senin trilyonlarca paran olsa ne olacak? Gözünün önünde eşin başka bir adamla fuhuş yapsa.
10 trilyon ne olsa ne olacak senin? Senin kızın gece saat 2'de 3'te zizurna sarhoş gelse yanında bir tane de adamla. Senin 20 trilyonun olsa ne olacak ya? Ne olacak? Evet asgari ücret de lazım. Evet ekonomi de lazım. Lazım. Biz onlara bakarken dinimizi terk ettik ya. Evet. Allah bizi affetsin. O yüzden mümin müminin aynasıdır. O zaman nasihate açık olacağız. Eleştiri değil nasihate açık olacağız. Birbirlerimize nasihat edeceğiz.
Birbirlerimizin üzerindeki hakkı. Doğruyu birbirimize tebliğ edeceğiz. Yaşadığımızı birbirimizin hakkı. Allah muhafaza eylesin. Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun. O sebepten alem sana gök görünüyor. Yani normalde saat 22.11 olmuş. Buradan devam edelim. Olmaz mı? Sizin daha fazla vaktinizi almayayım. İnşallah. Çünkü vakit geçince sıkıntı olmasın. Sorularınıza da bakayım. Bugün çok fazla ilerlemediği istediğimiz şekilde diyelim artık. Demek ki böyle olacakmış.
Yanımda bir kardeşle ilgili konuşuldu. Hakkını savunamayıp bunu dinledim. Buradan nasıl geri dönebilirim? Kardeşe dönüp helallık istesem onu yüzecek bir konu nasıl düzeltebilirim? Konuşanlara diyeceksiniz. Böyle böyle konuştunuz. Ben de dinledim. Gıybet ettiniz. Gidin o kardeşle helallaşın diye. Konuşanlara diyeceksin. Ne zor imtihan değil mi? Evet. Ama bunu başarırsanız, mesela bir arkadaş bir arkadaş hakkında gıybet ediyor. Bunu başarırsanız, arkadaş benim yanımdaki kardeşlerin gıybetini etme. Bu kadar söylenecek olan laf. Bakın söylenecek laf bu kadar. Bu oturur insanların arasında. En fazla olsa evden kovulursunuz benim gibi.
Ben böyle hani annemin kusurunu söylemek için söylemiyorum. Bakın bu kim olursa olsun bir şey söyleyeceğim. Anne gıybet etmeyelim. Boşlar. Allah haram etmiş dedim ben. Bir daha bir şey söyleyecek oldu. Anne Allah rızası için gıybet etmeyelim. Günaha girmeyelim dedim ben. Böyle bir bakış fırlattı bana. Üçüncüsünde bir daha söylenince aman senden de bir şey söylenmiyor dedi. Ne yapmaya geldin? Yürü git o zaman buradan dedi. Tam da ne gün İzmir'de ilk bir kutlu doğum yapıyoruz ya program o gün. Allah'ım dedim ya şu yaşadığıma bak benim. Aldım takım elbise böyle askıda çantamı aldım. Yani çıktım evden.
Gittim arabaya oturdum yürüdüm. Allah Allah dedim ya. Dedim kendi şehrimden, kendi evimden, kendi şehrimden de kovuldum dedim. Nereye gideyim? Gittim vakıf zeytinliği var orada. Vakıf zeytinliğinin içine girdim. Dedim şurada namaz kılayım bari. Gittim orada namaz kılayım. Biraz ibadet edeyim hani kendime geleyim diye. Çobanın birisi geldi. 15-20 koyunu var burada. Selamünaleyküm yabancı. Aleyküm selam dedim ben. Baktı şimdi plaka 16. Bursa'dan mı geliyorsun dedi. Evet dedim ben. Ya dedi bizim orada bir hemşerimiz varmış dedi. Bayındırlı Mustafa Efendi dedi. İyi dedim ben. Ya dedi çok tanışmak istiyordum onunla dedi. Sen tanıyor musun onu dedi.
Tanıyorum dedim ben. 16 dedi. Sen dedi hani var mı bir bağın mı onu getirdim ben buraya dedim. Vay ya dedi onu mu getirdin dedi. Ha onu getirdim dedim. Ben onun özel şoförüyüm dedi. İşte oradan da buradan da filan konuştuk böyle. Ondan sonra. E dedim öğlen namazı kılınacak dedim ben. E dedi benim koyunlar var ama dedi. Nasıl kılayım ben şimdi dedi. Ben döndüm koyunlara. Goyunlar dedim biz namaz kılacağız. Suha ağacın dibinden ayrılmayın dedim. Hadi dedim kalk namazı kılalım. Sen dedim bir imamlık yap. Namazı kıldır bize dedim ben. Bu şimdi tabi abdestin var mı var dedi. Bu hemen hemen geçti. Bir öğle dörte kat farzını kıldık. Duasını devşirdik.
Bir koyunlara baktı bir bana baktı. Sen nesi oluyorsun onun dedi. Şoförüyüm ben dedim. Yaptı böyle. Ondan sonra. Selam söyle benden dedi. Sen dedi adını söylemedin. Ben filanca dedi. Ha iyi dedim. Sorarsa dedim ben. Kimin nesi kimin fesiymiş diye. Sen kimlerdensin dedim ben. İşte sülalesini söyledi. Ondan sonra. Aa iyi filan dedim ben. E sen tanıyor musun dedi. Eşi dedim. Sorar şimdi o dedim. Bir şeyin ineni cibini dedim. Hepsini de sorar dedim. Senin adını soyadını sorar. Her şeyi sorar. Düzgün bilgi vereyim ben ona dedim. Öyle ayrıldık. En fazla olsa kovulursunuz. Evden veya meclisten. Gıybet etme deyince. Bu olur. Gıybet etmeyin de yanınızda da ettirmeyin.
Kardeş etmeyelim gıybet. Bu kadar. Allah muhafaza eylesin. Birkaç hafta önce alemlerden bahsetmiştiniz. Bu alemler için ayrı bir cennet cehennem var mıdır? Yoksa herkes aynı tek bir cennet cehenneme mi girecek? Ayrı mı istiyorsan? Ayrı istiyorsan senin için ayrı bir cennet. Cenab-ı Hak cennet yaratır. Onun yaratma noktasında sıkıntısı yok. Ama bu kadar da bencil düşünmeyin. Neden ayrı alemlerde ayrı cennet istiyorsunuz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle beraber olmak istemez misiniz? İsteriz. Değil mi? O zaman ben onun olmadığı bir cennet istemiyorum. Allah bizi affetsin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha.
Hemen selam et. Amin. Eşmeyin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.