mustafaozbag.org

182. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:27:46

Selamünaleyküm, Selamünaleyküm, Selamünaleyküm, … Bazı görüşlerce müşrikler, Hz. Hüseyin'in kafasını gölgesinden ayırdığında kafasıyla top gibi oynamışlar, diyorlar. Onun için bazı görüşler kurtuluş, şiddete kınıyor ve topu bir vida. Veya Hz. Hüseyin'in kafasına benzetiyor, bunun gerçeklik ve evlanlıktır, ya da kurtulmuşluğunu uyutmak için bir araç. Yani Hz. Hüseyin Efendi'ninle alakalı kıssalar ve mevzular anlatılırken, bu kadar ağır bir şekilde anlatılmıyor. Ama Hz. Hüseyin Efendi'nin mübarek başının işte Şam'a getirildiği, Şam'da işte dudaklarından dişleri gösterildiği, olan bu noktada işte alayvari davranıldığına dair eserlerde geçiyor.
Fakat böyle bu futbolla alakalı anlatılan meseleler var. Futbolun doğuş yeri Kerbela olsa, gideceğiz ki ya hadi bunun üzerinden böyle bir şey olur. Ama futbolun doğuş yeri olarak İngiltere gösteriliyor. Bu böyle birbirine zıt bir düşünce. Futbol, melayani, bidat işte Müslümanları uyutmak için olan bir şey olsa, hadi Müslümanların içinden çıkmış olsun. Bu sonuçta Müslümanların içerisinden çıkmış olan bir şey değil. Bu noktadan bakılırsa, dünya üzerindeki ne kadar oyun eğlence var ise, oyun eğlence var ise, hepsi de dünya insanlığını uyutmak içindir. Bunu sadece Müslümanlar için görmeyin. Futbol, po, top, işte değişik oyun, eğlence hepsi de dünya insanlığını uyutmak içindir.
Dünya insanlığının sömürü aracıdır bunlar. Bunlar dünya insanlığının sonuçta kafasını, beynini, kalbini işgal ederler. İşgal ettikten sonra da onlarla istedikleri gibi oynarlar, insanlarla oynarlar. İnsanların yönetim aracıdır bunların hepsi de. Hepsi de yönetim aracıdır. Ve insanlar bunlarla mutlu olurlar, bunlarla övünürler. Bunlarla kendi kendilerinde işte kendilerinin müskün olduğunu zannederler gibi. Ama bunların arkasında aslında insanlığı yönetmek vardır. İnsanlığı yönetmek. Mesela uyuşturucunun arkasında insanlığı yönetmek vardır. Kumarın arkasında insanlığı yönetmek vardır. Bunu sadece bir günah-ı kebale gibi görürseniz, sadece günah-ı kebale gibi görürseniz, alınırsınız.
Fuhuşun arkasında insanlığı yönetmek vardır. Diyeceksiniz ki, fuhuşla insanlık yönetilir mi? Evet. Fuhuşla insanlığı yönetirler. Fuhuşla yönetirler. Kumarla yönetirler insanlığı. İçkiyle yönetirler. Bu normalde insanlar kafalarında bir tek mesela. İşte kimisi içkiyi düşünür, kimisi kumarı düşünür, kimisi fuhuşu düşünür, kimisi topu düşünür, kimisi popu düşünür. Veyahut da insan beyninin parçalarında şu kadar saat içkiyi düşünür, şu kadar saat kumarı düşünür, şu kadar saat kumarı düşünür, şu kadar saat kumarı düşünür, şu kadar saat topu düşünür. düşünce, şu günler pop günü, bugünler pop günü, bugünler poğuş günü, bugünler kumar günü, bugünler işte şu günü, bütün günler dolu. Bütün günler dolu.
Bu süfiyanist, deccanist gücü dünya üzerindeki hakimiyet kurma planlardır. Yani süfiyanla alakalı dersleri yaparken veya deccanla alakalı dersleri yaparken arkadaşlara ben her ne kadar bunu anlatmaya çalıştığı isemler tam olarak kavrayamadılar aslında. Kavrayamayışlarının sebebi dünyadaki dönen olayları, dünya üzerinde dönen olayları tam tespit edip onları bilmediklerinden kaynaklanıyor. Tespit edip bilmediklerinden. Yani aslında komple dünya üzerinde, dünya üzerinde bir dünya sistemi var. Bu sistem, bütün dünya insanlığını ve bütün dünya enerjisini sömürüyor, insanları köleleştiriyor. Bütün dünya. Yani bu sadece Hristiyan, Musevi, İsevi, işte Ateşperest, Kutperest, Budizm, Müslüman ayırt etmiyor.
Çünkü onun dini yok. Onun milliyeti de yok. Onun vatanı da yok. Yani Hristiyan'ın vatanı, dini, milliyeti yok. Hristiyan iş gücü böyle bir derdi de yok zaten. Yani o istediği yerde istediğini yapmak gücüne sahip. Onun amacı komple dünya insanlarını köleleştirmek ve amacının büyük bir çoğunluğuna ulaştı. Şu anda bir tek Müslümanların, Müslümanların içerisindeki, içerisindeki gerçek takva ehli ve alimlere kaldı. İslam dünyasının içerisinde yönetemedi, yönetemedi, zapturapt altına alamadığı takva sahibi ve gerçek alimler kaldı. Onların mücadelesi onunla.
Ben hep böyle karanlıkla aydınlığın mücadelesi olarak diyorum. Ve şu anda aydınlık belli bir bölgeye ve belli bir alana hapsedilmiş o ziyette. Hapsedilmiş o ziyette. Bu savaş, bu mücadele ademlerden beri devam ediyor. Mücadele cennette başlıyor. Bu mücadele cennetten dünyaya inmiş dünyada devam ediyor. Ve bu sonuna kadar devam edecek. bu mücadele bitecek değil. O yüzden futbola veyahut da işte heva heves eğlence bu tip ondan sonra bütün kitleleri peşine sürükleyen herhangi bir oluşuma dikkatli bakın. Ona dikkatli bakın. Veyahut da dünya üzerindeki terör olaylarına, dünya üzerindeki savaşlara, dünya üzerindeki kitlesel olaylara iyi dikkat edin.
yani bunların arkasında dünyayı yönetmeye çalışan, yöneten ve dünya hatimiyet kurmaya çalışan ve kuran güçlerin oyunlarını göreceksiniz. o sübiyanist güç sıraya katmış. Herkesi hizaya alıyor. Herkes de hizaya giriyor. Girmezse onu hizaya katıyorlar bir şekilde. O hizaya girecek. Yani Pakistan normal bir şekilde giderken karışıyor. Öyle değil mi? Ortalık allak allak oluyor. İç savaş çıkıyor Pakistan'da. ya bundan 5 yıl önce hiçbir şey yoktu. 10 yıl önce hiçbir şey yoktu. Ama uçakta katlettiler ya, şehit ettiler ya, Ziya Ülhak'ın katlinden beri Pakistan sükun bulmuyor.
Katlettiler Ziya Bakın. Yani düşünebiliyor musunuz? Afganistan'a önce Ruslar saldırdı. Öyle değil mi? Rusların saldırılmasına müsaade ettiler. Rusların saldırılmasına müsaade ettiler. Dünyayı yöneten güçler müsaade ediyor. Nasıl Irak Saddam on gücün piyano doğru kuvvete saldırdı ya, önce onlar da şeye saldırdılar Afganistan'a ondan sonra Afganistan'da ne mücahidler çıktı öyle değil mi?
Sürdüler Rusları ondan sonra o mücahidler birbirlerine vurdular. Şimdi o dünyayı idare eden güç geldi Afganistan'a oturdu. Geldi Afganistan'a oturdu. O mücahidler yok şimdi. Var mı? Yok. Çeçenistan'da da aynı mücahidler vardı öyle değil mi? Rusya'yı durduruyorlardı. Öyle değil mi? Neredeler şimdi? Bosna'da da öyleydi öyle değil mi? Neredeler şimdi? Sadece ben İslam dünyasının üzerine bakıyorum. Neredeler bunlar şimdi?
Başka bir gücü eritmek için başka bir gücün karşısına başka bir gücün karşısına başka bir şey çıkarıyorlar. Yani duyurlar ki ona bak biz seni istersen eritiriz. Senin başına bir bela sararız. Senin başına bu belayı sardıktan sonra sen gelirsin bize yalvarırsın bu belayı senden biz tekrar kurtarırız sayılır. Ama bize rüşvetini verirsin. Aynı şekilde Türkiye'nin başında bir bela var mı şimdi? Var. Türkiye'nin başında bela var. Yani o belayı kurtarmış şunu unutmayın. Derdin sahibi kimse derman da ondadır. Oradaki dert kim ait kim kurduysa PKK'yı şu anda kim yönetiyorsa dermanı ondadır.
Yani Amerikan'ın kendisinde de değil. Amerika'yı da yöneten güçler. Siz Amerikan'ın da kendi kendini yönettiğini zannetmeyin. İsrail'in kendi kendini yönettiğini zannetmeyin. O zaman yine küçük düşüyoruz. Benim söylediğim onları da yöneten mükün. Ona din süfyan gücü demiş. Süfyan istemiş. Veyahut da arkasındaki beyne deccal demiş onun. Bu süfyan yani siz Birleşmiş Milletler'ini çok böyle masum görürsünüz. Öyle değil mi? Yani Bosna'daki katliamlar Birleşmiş Milletler'in gözetiminde olur. Oradaki Müslüman mücahitleri katlederlerken Birleşmiş Milletler'in gözetiminde katledildi.
Yani katledilerler. Bir şey olmasın diye onlar nöbet tuttular başlarında. Veyahut da siz işte İNP'yi Dünya Bankası'nın NATO'yu siz gayet mazum görürsünüz. Öyle değil mi? Şu anda Afganistan'da katliam NATO eliyle oluyor. Ya barış gücünün elinde silah olur mu arkadaş ya?
Adam diyor ki ben sana barış getireceğim. Neyle geliyor? Silahla geliyor. Tamto topto tüfekle uçakla geliyor. Yani bu olayları bütün olarak algılayın. Yani sadece top tüfek olarak değil sadece popçular topçular olarak algılamayın. Bir bütün algılayın. Dışarı çıkın dünyadan dışarı çıkın. Ve dünya üzerindeki kitlesel hareketlere dünya üzerindeki küçük gibi görünen savaşlara iyi dikkat edin.
Onun arkasında başka güçler var. Onun arkasında başka güçler var. Türkiye'de bir ara Hizmullah'ın olduğu gibi. Veya Türkiye'de işte değiliz sol örgütlerin olduğu gibi. Nerede bu sol örgütler şimdi kam kusturuyorlardı ortalığı artık. Öldü mü buna? Yok mu ödüldü? Hayır lazımdır. 12 Eylül'de bir gün önce terörün olup ertesi gün terörün olmaması gibi. Allah bizi affetsin. AKK kurbanı kesmenin hikmeti ve fazileti nedir? Erkek çocuğuna kaç kız çocuğuna kaç kurban kesilir? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri erkek çocuklarına iki kız çocuklarına da bir tane açık kurban kesmiş.
Sünnet olması hikmet olarak yeter. Ehli tasvufu bazı şeylerde çok şey aramaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bunu yapmış biz de yaparız. Bayramlarda özellikle kadınlar ellerini öptürmek isterler. Caizm'dir ne yapmalılar? Bir kimsenin Hanefi'ye göre Hanbeli'ye göre Maniki'ye göre annesi yaşındaki bir kadının elini öpmesinde bir sakınca yoktur. Fetva vermişler buna. Annesi yaşındaki bir kadının elini öpmesinde bir beis yoktur. Eğer illa ki kadın elini öptürecekse işte teyzenizdir, yengenizdir, komşunuzdur, akrabanızdır. Bunda bir beis yok. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selamun. Üstadım aranıza yeni katılan bir kardeşinizin elinizi tutmak nasip olmadığı bilginize muhtacım, yol gösterir misiniz, tarikataki hizmetleriniz ne lazım?
yani inşallah bu sohbetlere devam edecek arkadaşlar, kardeşler. Ben böyle bir günde ders alınması veya bir günde böyle hemen şey olması tarafları değilim. Arkadaşlar, kardeşler gelsinler, görsünler, yaşasınlar, hissetsinler, baksınlar öyle ya neyiz, ne diyeyimiz, ne yapıyoruz, ne yapmıyoruz, nasıl yaşıyoruz, nasıl yaşıyoruz? İnşallah ondan sonra gönülleri mutmain olursa, rüyalarında gönülleri, inşallah ders veririz Allah'a izleyiciler. Dua ederken vesile ederek daha uygun olur, bir de takdim yaparken inha etmemiz nasıl olmalı? Yani pes yani, bunu soruyoruz ya. Dua ederken vesile yapabilir insan, vesileden bir problem çıkmaz. Ama vesile yapmı olsa da bir problem çıkmaz.
Ama Hazreti Ömer Efendimiz işte camur duasında çıktığında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Abdullah'ı vesile etmiş. Her ne kadar vesileye karşı böyle mücadele eden İslam'ın içerisinde kasıtlı bazı gruplar olmuş olsa dahi vesile sünnettir. O yüzden bir kimse vesileyle dua etmiş olsa oğlum işte gerekmez. Ama vesile de etmemiş olsa ona yine bir şey gerekmez. Ama Cenab-ı bana vesilelerle yaklaşın demiş. Vesilede bir problem yok. Ama insanlar kendi amellerini vesile etmişler. Ama büyük zatları vesile etmişler. meşhur meşhurdur ya işte bir taş gelir üç arkadaş yolda giderken mağaranı kapatır üçü de dua etmeye başlar. Birisi der ki işte yarabbi bir kadın gelmişti amcamın kızıydı.
Hep böyle ben onunla evlenmek onunla nikahlamak onunla yatmak istemiştim. Ama beni kabul etmemişti. Kırtlık senesinde geldi dedi ki bana ekmek ver. Ben de işte bana yardım et. İyi aşe ver. Ben de dedim ki benimle yatarsan olur. Ondan sonra o da dedi ki nikahsız olmaz. Ondan sonra ben de onun bu halinden dolayı ona dokunmadım. İşte ona da yardım ettim. Bu halinden memnun olduysan kaya kapıyı biraz mağaranın önüne açsın da kaya birazcık hıcırtak işte açılır. Öbür kez elinden açar. Yarabbi benim ihtiyar annem babam vardı. Bu ihtiyar annem o babam her gün ben keçiden süt sağardım. Onları yapmazdan önce içerenim. Bir gün yine sağdım geldim baktım ikisi güya kalmışlar.
Süt elimde sabaha kadar bekledim. Süt elimde sabaha kadar bekledim. Başlarımda. Ne zaman uyandılar ben onların sütlerini içerdim. Ondan sonra kendi ehlimin yanına gittim. Bu halinden razı olduysan işte kaya biraz daha oynasın. Kapı açılsın da kaya biraz daha dıcırtak açın da yarabbi ben işte çiftliğim vardı. Birisi geldi benim yanımda birkaç gün çalıştı. Ondan sonra çekti gitti. Ben onun parasından aldım. Parasından koyun aldım. İşte o koyun bir daha doğdu. İşte büyüdü. Büyük sürü oldu. Bir gün geldi o adam geldi benim yanıma. Dedi ki benim senden iki günlük yövmi alacağım vardı. Dedim ki işte bu sürüler senindir. Komple. O şaşırdı. Hatta çok şaşırdı. Çok sevindi. Sürülerini aldı gitti.
İşte bundan razı olduysan bizim müşkilatımız haleyle önündeki dar açılsın da kacırtak da açılır. Bu geçmiş ümmetlerde olmuştur. Ama Peygamber sallallahu ve sellem adlıktır. Bunu bize nakleder. Demek ki vesile var orta yerde. Yani ya bir kimsenin kendi yaptığı ameli vesile etmişler veyahut da ihtiyarları vesile etmişler. Aralarında mübarek zatları vesile etmişler. İslam dünyası vesileyi devamlı elinde tutmuş, yağmur dağısına çıkarken işte oradaki üstadları, şeyhleri, pirifanileri, dervişleri biliyorlarsa ne yapın kim kapalı, nüceba kim varsa orada almışlar götürmüşler. Onlarla beraber dua etmişler. Onları vesile etmişler. Vesile etmek sürmen.
Bu noktada bir kardeş duvarında vesile ediyorsa buna söylenecek bir laf yok. Vesile etmiyorsa da ona söylenecek bir laf yok. Ama vesileden bir şey istenmez. Bu caiz değil. Yani gidip de ya Emir Sultan Hazretleri rızkın daraldı bana rızık denmez. Ya Rabb Emir Sultan Hazretleri'ne vesile ediyordu. Rızkın beni kurtar. Şu mübarek zatı vesile ettim. Ya Rabb şu halden beni kurtar. Eyvallah buna söyleyecek bir laf yok. Ben dükkan çalışıyordum. İşim gereği alışveriş ettiğim yerde açık hesap çalışıyordum. Alışveriş ettiğim yer kapandı. Fakat benim bir miktar borcum vardı. İş yeri sahiplerini bulamadım. Bu parayı niye yapmam lazım? Ya normalde bununla alakalı bir müddet bekleyecek o kimse.
Arayacak, soruşturacak, aradı, soruşturdu. Ya bu parayı alacak bir şeye bağlayacak, kenarda bekleyecek, bir gün bunlar gelirlerse öderim diyecek ya da onların adına hayır kazanat edecek. Dinimizde imam nikahı var mı aydınlatır mısın? Yani dinimizde imam nikahı olmayacak da neler olacak? imam nikahı değil. Dinimizde nikah vardır. Onun adı imam nikahı değildir. Veya hoca nikahı değildir. Nikah'tır. Bildiğiniz nikah. Cenab-ı Hak ayeti kelime'den siz işte nikahlarınız diye emretmiş. Nikahlarınız, nikah kıyması. Bunun adı imam nikahı değil. Bunun adı normalde işte hoca nikahı değil. Bunun adı nikah, dinin emri. İbadet. Bu nikahın olması için birisinin talep etmesi, birisinin de kabul etmesi lazım.
Birisi diyecek ki filanca ben seni nikahıma aldım. O da kabul ettim dedi mi nikah nikahtır. Bakın tekrar söylüyorum. Bir erkeğin birisi dedi ki kadının birisine ben seni nikahıma aldım o da kabul ettim dediği zaman nikah bitmiştir. Bir tek şahitlendirilmesi ve mehiri kalmıştır. İki tane Müslüman şahit olursa o esnada o esnada olmasa da nikah nikahtır. Anephi'ye göre. Ama işte bir saat sonra üç saat sonra bir gün sonra iki gün sonra beş gün sonra da nikah şahitlendirilebilir. Bir kimse cep telefonuyla nikahlanır mı nikahlanır. Kaldırır cep telefonunu kadına ben seni nikahımı aldım der kadın da kabul ettim der nikah nikahtır. Bir araya geldi terimler.
konuşmuş olduğu kadının o olduğunu görülüyorsa erkek de kadın da konuşmuş olduğu erkeğin o olduğunu biliyorsa o esnada birbirlerini ikiraz etmez dersen nikahlan nikahdır. İki tane şahit gerekir. Şahit duydun mu insan üç kişi filanca nikahlanmış dedi mi bitmiştir. Dini nikah bu emri bu mehirin en azından bir koyundur. Bir koyun parasıdır. Şeriatın biçti ama hadis şerifte der ki duada mehirdir. Kadın diyebilir ki sen işte bana dua yeter dediği zaman onun da mehiri bitmiştir. Çünkü gelir kadının birisi der ki Resulullah sallallahu ve sellem nefsimi ben sana verdim. Beni kendine nikahlı der Allah resulü sallallahu ve sellem adı baka susar seslenmez.
Kadın ikinci gün tekrar gelir yine seslenmez Allah resul üçüncü gün tekrar gelir yine seslenmez. ve oradan birisi der ki Ya Resulallah sen nikah alamayacaksan bana mı kadını nikahlar? O da döner ona der ki mehir olarak bir şey verecek bir şey var mı? Yok Ya Resulallah. O zaman akrabalarına sülalelerine söyle sana mehir olarak yardım etsinler. Ertesi gün olur kadın yine gelir o adam sorar etrafa akrabalarına hiç kimse ona bir şey vermez. Yiyecek yemeği ekmeği dahi yok. Ertesi gün olur bir daha ertesi gün olur yine verecek bir şey yok. Allah resul der ki borç al borç alamaz uzun muhabbet ondan sonra der ki şeye sen der kaç tane ayet biliyorsun hıfzında işte kadın da der ki erkek de der ki bir veya iki ayet biliyorum.
İyi der mehir olarak sen ona ayetleri öğret seninle mehlin bozun. Hadi bu kadını nikahla der. Şimdi dua veya bir ayet öğretmek veya dua etmek de mehlin karşılığıdır. O yüzden bu lafı kaldırın. İmam nikahı hoca nikahı hayır. Bu Allah'ın emrettiği nikah. Kimisi diyor ki işte belediyenin kıydı nikah dini nikah yerine geçer mi? Geçmez. Geçmez. Çünkü normalde resmi evlenme akti mümin mi? Kafir mi? Münafık mı? Farsık mı? Hristiyan mı? Yahudi mi? Ateist mi? Putperest mi? Ateikperest mi? Hudist mi? Ayırt etmiyor ki. Mümin erkek ez-i kitap kadını nikahlayabilir.
Müminin haricinde. Ama mümin bir kadın mümin olmayan erkekten başka kimseyle evlenen belediye evlenme hakkı bunu ayırıyor mısın? Hayır. İki tane Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı geliyor uzatıyor evlilikçinden nikah alıyor. Yani yarın öbür gün homosölyeçler içinde çıkacak. Avrupa yasaları çıkıyor ya Avrupa yasaları çıkınca homosölyeçlerden nikahlar da çıkacak. O zaman belediyenin sen nesin yumuşak mısın sert misin diye sormayacak ki sormayacak gerçek iki tane nüfus cüzdanı ikisi de erkek. Diyecekler ki biz nikahlanmak istiyoruz onları nikahlayacak.
O yüzden belediyenin resmi evlenme akdi dini nikah değildir. Çünkü dini nikah bir ibadettir. Eüz-ü Besmele'yle başlar Fatiha'yla biter. Allah'ın emridir. Dini nikah. Nikah Allah'ın emridir. İbadettir. İbadet ibadet. Bizim devletimizin bir şeye ibadet gözüyle mantığıyla bakma hakkı da yoktur. Gayetliğe aykırılır çünkü. Devletin nikah lafzını dahi kullanmaya hakkı yok. Nikah lafzı çünkü dini bir terministir. Bu ayrı mesela. Sakal bırakmak için eşimizin izni olması lazım aydınlatır mısınız?
Bir de böyle bir şey var. Hala da bunların cevap vermesi zorunda kalıyoruz. İşin en enteresan noktası da bu. Yani sakala müsaade isterseniz bıyığında isteyeceksiniz. Ona müsaade isterseniz namaza da müsaade isteyeceksiniz. Ona müsaade isterseniz pantolon giyip giymemeye de müsaade isteyeceksiniz. Örtünüp örtünmemeye de müsaade isteyeceksiniz. Aslında sakalı kesenlerin gidip hanımlarından helal kalmaları lazım. Hatun ben fıtrata aykırı hareket ediyorum. Belki de sen Fıtrat olan, fıtrat olan, sünnet olan bir şey terk ettiğinden dolayı canın sıkılabilir, için burkulabilir. O yüzden hakkını helal et ya.
Öyle ya kadın mesela işte bıyıklı sakallı bir adam hayal ediyordur. Bunu yapamayınca adamın gidip helallık alması lazım kadınlar. Neden? Eksik olan adam çünkü kadın değil. Fıtrat fıtrat. Fıtrat olan bir şey için birisinden müsaade alınmaz. Fıtraktır çünkü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin hadisiyle sabit. Osmanlı'da sakalı çıkmayanlar çavuş dahi yapmıyorlardı. Ben tarikaten yeni girdiğimde sakalsızlığını nakip etmiyorlardı. Birinin sakalı yoksa onu nakip etmiyorlardı. Ya nasıl sakalsız nakip edersiniz, nakip olur diye bunun tartışması vardı derdakın içerisinde.
Benim sakalım yoktur. Benim sakalım olmadığı için Allah rahmet eylesin, şeyh efendi benim nakipliğimi ilan edemediydi. Oğlum verdiler sana, vermişler. İşte rüyamı anlattı, bazı şeyler anlattı. Oğlum vermişler sana, verdiler de. İşte söyleyemiyor ki oğlum. Allah Allah. Ben neden söyleyelim acaba? Sonradan dedi bana, sakalın yok diye söyleyemedik oğlum dedi. Ben de öyle durduydum bana, sakalım yok diye söyleyememiş ona kendi kendime. Enteresan bir şey. O eski tasavvuf terbiyesinde, eski tarikat terbiyesinde sakalı olmayan bir kimseye nakiplik verilmezdi. Çavuşuk veriler mi? Nakiplik vermezlerdi.
Nakip demezdi hiç kimse ona. Nakiplik görevi yapsa dair. İnan edilmezdi nakip diye. Nakibin sakal olmasını gerekirdi. Nükabah zaten o, zaten olacak. Nükabah değil de nükabah olursa zaten olacak. Ona söyleyecek bir şey yok. Yani nükabahın üstü, bizde nakibin nükabah olarak söylenir. Aslında mücevhadır onun. Deli mücevha zaten olması lazım. Yani nakiplerin üstü olu. Nakiplerin daha üstünde olu. Yani onun tartışılmaz da. E şimdi şeyhler var sakalsız. Onlar diyorlar ki bize Peygamber Efendimiz müsaade etti. Sen de sakalsız şeyh ol. Demi diyorlar. Oysa üstad demek, şeyh demek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden geldiğince, sünnet-i seniyyesini yerine getiren kimse demek.
Üstad demek, Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden faydalanan kimse demek. Üstad demek, hem zahire hem batına, Muhammed-i Mustafa'ya uyan kimse demek. Allah bizi affetsin. O yüzden sakal bırakmak için hatundan müsaade almamıza gerek yok. Yani sünnet, bir de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç terk etmediği sünnetlerden birisi.
Ben bu hafta arkadaşlara diyorum ki, resmi yerlerde çalışanlar, işte sakala karşı problem olan yerlerde çalışanlar, sakal bırakacak diye uğraşmasınlar. Ama resmi bir yerde değilseniz. Kendi işiniz deseniz, siz normalde hiç bırak, jilet dahi vurmayın. Hiç olmasın jilet vurmayın. İşte makineyle, bir numara, iki numara, üç numara, nasıl yapıyorsanız, ama jilet vurmamaya gayret edin. Bu ancak, bunu tekrar söylüyorum, resmi yerlerde, işte büyük şirketlerde, ortafuzda işi müsait olanlar için geçerli. Adam işin mü sahip. Kendi işi var. Veya kendi işinde çalışıyor. Veya işte fabrikada bir yerde çalışıyor. Onun öyle kirli sakal bırakmasında bir deist yok. Patron bir şey demiyor. O kimse, hani bugün moda tabirli kirli sakal diyorlar ya, işte kardeşin sakalın, kardeşin sakalın yer.
Bunlar da, bu dünyanın normalde hiç olmasa, kazıtmaktan iyidir. Kazıtmaktan iyidir. Onu yapamıyorsa, büyü bıraksın hiç olmazsa, işte büyü bıraksın, veya hepsini kirli bıraksın, saçının, sakalın da, büyünün da, mümkündür. Çünkü, sünnet. Adem'den beri sünnet. Adem'den beri sünnet. Allah bizi affetsin aşağıya. Bir arkadaş rüya yazmış, rüyaları dersten sonrasında oturuyoruz, burada dinlerim inşallah. Allah sizden razı olsun. Allah ehli ne demektir? Allah ehli ne?
Bilmek insana ne kaybeteriz? Ahirete dönüyor. Oğuz, yansam bir şey. Allah ehli geniş bir dairidir. Bir kimse, la ilahe illallah Muhammed'e, Resulullah dediyse, Allah ehli olmuştur. Yani Müslüm olmuştur, Müslüman olmuştur. Her Müslüman, bu noktada Allah ehlidir. Fakat ehli tasavvuf bunu, daha derinlemesine kullanmıştır. Daha derinlemesine dediğim, böyle Allah'a hakiki manada, kul olma yoluna gider. işte tarikatta belli bir noktaya gelmeye çalışan, gelmiş olan insanlar, hatta Allah ehlinin karşılığı, öz karşılığı, bu manada veli insanlar.
Veli insan. Allah'a dost olmuş insanlar, ancak Allah ehli olarak nitelendirilir. tasavvuflar. Ama biz bunu şimdi, eğer sadece bu noktada, sınıflandırırsak, yani bir kimse, hulisi kalp ile iman etmiş, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah demiş, Allah'ın emirlerini yerine getirmeye, yasakladığı şeylerden kaçınmaya gayret ediyor, onun da hakkını yememiş olalım. Onun da hakkını yememiş olalım. O zaman Allah ehli, Allah'ın gücü yettiğince, Allah'ın emirlerini yerine getiren, haramlarından uzak duran kimseler, Allah ehlidir. Onlar namazlarını dost doğru kılarlar, zekatlarını dost doğru verirler, onlar iyilik yapmaya gayret ederler, onlar zikrullaha aşinadır, zikrullah ile hemhal olurlar, Allah'ı zikrederler.
Onlar Allah'ın haram kıldığı şeylerden uzak durmaya çalışırlar ve uzak dururlar. Onlar harama düşmeyi, yırtıcı bir hayvanın eline düşmek gibi görürler kendilerini. Allah ehli olanlar, öz manada sebepleri orta yerden kaldırmışlardır. Allah ehli olanlar, bir şey isteyeceklerini Allah'tan isterler. Allah'a dayanırlar, Allah'a güvenirler, Allah'la hemhal olurlar. Allah ehlinin gözünde Allah'tan başka bir şey görünmez. Allah ehlinin kalbinde Allah'tan başka bir şey olmaz. Onun yüreğinde Allah vardır. Onun gönlünde Allah vardır. Onun dilinde Allah vardır. Onun gözünde, kulağında, manevi olarak Allah vardır. Allah ehli olan kimse, dünya ahiret muvazanesini kaybetmiştir.
Dışarıdan görüntü de dünyayla alakalıymış, ilişkiliymiş gibi görünür. Ama gerçek manada, gerçek manada, dünya ile işini bitirmiştir. Allah ehli olan, insanların o maddi çerçevenin içerisinde duruşlarına hayretle bakar. Allah ehli olan, yönünü dünyaya çevirmez. Allah ehli olan insan, yönünü ahirete de çevirmez. Yani cennete de çevirmez. Allah ehli olan insan, bunun ortada cehenneme de çevirmez. Cehenneme çevirmek demek, cehennemden korkmak demek, ahirete çevirmek demek, cenneti istemek demek, dünyayı yönelmek demek, dünyayı tamah etmek, dünyayı istemek demek.
Allah ehli olduysa, dünyadan da, cennetten de, cehennemden de, makamdan da, makamdan da, mevciden de bitmiştir onun işi. O sadece, o sadece, Allah'ta fena olmaya, ve Allah'ta, Allah'ta vücut bulmaya çalışır. Onun başka bir derdi yoktur. Allah ehli olmak, özel bir haldez, hususi bir haldez. Allah ehli olmak, öyle herkese nasip olacak bir halde değildir. Bu manada, tasavvufi manada, hakikat manasında değildir. Yoksa, bütün müminler Allah ehlidir. Daire içerisinde. Bir kimse, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah, dediyse, o kimse Allah ehlidir.
Ona hiç kimsenin bir itirazı yoktur. Ama, bunun, hakikat manasında, anlattığım bir şey, son kısımdır. Her şeyin, çünkü normalde bir şer'i ahkam noktasında vardır. Bir tarikat ahkamı noktasında vardır. Bir de hakikat ahkamı noktasında vardır. Onların ahkamları, kendi içerisindeki hukukların farkıdır. Yani bir kimse, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah dedi, iman ettiyse, o kimse Allah ehlidir. Ve dinini hasbelkader yaşamaya çalışıyorsa, o kimse Allah ehlidir. Ve biz ona, sen Allah ehli değilsin demeyiz. Şeriat manasında. Tarikat manasında, o kimse gitmiştir. Allah'ın dostunun elini tutmuştur. Ondan ders almıştır. Onunla hemhal olmuştur. Onunla yol yürüyordu. Ve o kimse, haramlardan alabildiğince kaçmaya, helalları da olabildiğince yaşamaya, ve takva dairesinde kendini tutmaya gayret eder ki, bu tarikat ehlinin halidir.
O kimse kah ayağı sürçer, kah dili sürçer, kah gönlü sürçer, toparlar kendini. Günah-ı kebayirlere düşmemeye çalışır. Allah yolunda mücadele etmeye, o noktada mücahade etmeye çalışır. Gücünü yettiğince, ayakta durmaya çalışır. Gücünü yettiğince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, haliyle hallenmeye çalışır. Bu tarikat ehlinin halidir. Bu tarikat ehlinin halidir. Hakikat ehlinin hali farklıdır. O bunların üzerindedir. O bunun üstündedir. Onun hali, ahvali, yaşantısı, durduğu nokta, baktığı nokta, yaşadığı nokta, farklı bir noktadır. Allah muhafaza el-i ziyafi. Her şeyin, yani ehli tasavvur, her şeyde üç daire, üç mana çıkarır.
Üç tane değişik mana çıkarır. Her şeyde. Mesela örneğin, şimdi bir gün bir gece olacak, itikap olacak böyle değil mi? İtikabın da üç hali vardır. Bir şeriata göre itikaftır ki, camide olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Ramazan'ın son 10 gününde, Medine'de, camide itikafa girmiştir. Kendisine camide özel bir yer yaptırmış. Hasırdan, veyahut da işte bir şeyden, hücrem öldürmüş. Ve orada Ramazan'ın, her Ramazan'ın genelde, bir Ramazan girememiş, Hazreti Zeynep'te girince, her Ramazan 10 gün, orada itikaf etmiş. Bu şeriata göre itikaftır. İşte şeriat, fıkıhı kitaplarında, o kimsenin, caminin bahçesinde, mescidin bahçesinde, alışveriş etmesinde dahi bir beis yoktur.
Konuşmasında bir beis yoktur. İşte girip çıkmasında bir beis yoktur. Orada ibadet eder, Kur'an'ı kendi okudur, zikreder, aman camide geçirir günlerini. Bu şeriata göre itikaptır. Tarikata göre olan itikap farklıdır. Aslında tarikat itikapı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, Hira Dağı'nın çekilmesi gibidir. 15 gün, 16 gün, 17 gün filan sürmüştür. Her Hira Dağı'na çekilişi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin. Bazı günler 10 gün olmuştur, bazı günler 15 gün, bazı günler 17 gün, 18 gün, bazı rivayetlerde 20 gün filan gelmediği zaman olmuştur. Al bir şey yiyecek, içecek yanına alıp, Hira'ya kapanır, Hira Dağı'ndan hiçbir yere gitmezdi.
Oradan da Beytullah'a teveccüh eder, dua eder, zikreder. Orada bu noktada, Peygamberlik daha zurur etmezden önce, kendi kendini geliştirme noktasındadır. Bu tarikada göre itikaptır. Sonradan ehli tarikat, bunu işte 17 gün olarak tutmamış, bunu 40 gün olarak tutmuştur. Çünkü bazı peygamberler de, 40 günlük sus emirleri, 40 günlük özel ibadetler, işte Tur-i Sina'da 40 gün durmak gibi, 40 gün işte bir peygamberin susması gibi, 40 gün işte Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnında durması gibi, ehli tasavvuf, bunlardan da kendine bir ölçü çıkarıp,
sonuç çıkarıp, tasavvufi bir itikafın 40 gün olabileceğini hükmetmiş. Ama bu itikaf her yerde olabilir. Tekkelerde olabilir, işte evde olabilir, ondan sonra her yerde olur. Bu da nedir? Bu da tarikata göre itikaptır. Dünya kelamı konuşulmaz, yenilmez, fazla yiyip içmek caiz değildir, fazla uyumak caiz değildir, üstadın verdiği bir dert çekilir, üstadın verdiği terbiye, devam ettirilir. Bu nedir? Bu da tarikata göre itikaptır. Bir de hakikata göre itikaf vardır. Hakikata göre itikabı, size tarif etsem, hepiniz de şimdi dersiniz ki, yarın ertesi gün, işte biz de buna girmek istiyoruz. Hakikata göre itikaf, bizim yolumuzda, bir yere kapanmak da olmaz. Hakikata göre itikaf, o kimse her gün oruç tutar.
Günde bir öğün iftar eder, bir öğün. Düz işlerini devam ettirir, bütün işler bittikten sonra, gece evinin bir köşesine çekilir, orada zikre, fikre, tefeküre devam eder. Gündüzsünü de itikaptaymış gibi geçirir. Yalana, gülbete, dedikoduya, boş şeylere, melayani şeylere bakmaz. Gündüzünü öyle geçirir ve oruçlu geçirir. Bu muhakkak manevi icazetli olması gerekir. O üstad ona müsaade eder. O başlar artık, her gün oruç tutmaya. Oruç tutaraktan, günde bir sefer iftar etmeye başlar. Yani bir tek akşam yemeği yer. Kaç da yiyorsa yesin. Dokuz da yiyorsa, dokuz da, on da yiyorsa, on da. İftar ediyorsa saat beşte, saat beşte iftar eder.
Onun için iftar bitmiştir. O bir daha yemek yemez. O bir daha yemek yemez. Ve ertesi günü yine aynı akşamda yemek yer. Ne, saat kaçta yemek yediyse, ertesi gün de o saatte yemek yer. Yirmi dört saatte bir sefer iftar eder. İftar etmenin sünnet olduğu için, sünneti terk etmemek için iftar eder. Bu üstadın terbiyesine girer o kimse. Üstadın terbiyesine girerekten, üstadın verdiği biritleri, verdiği rabitayı, verdiği tecelliyata devam eder. Mesela Mevlevilerin bin bir günlük çile çekmeleri vardır. Bin bir gün çile çekilir, bin bir gün çilede de, mühürü, tekkede yaşar devamlı. Evine gitmez. Günlük tekkede işlerine devam eder, gece olunca tekkenin mutfağında yatar Mevlevilikler.
Bin bir gün devam eder. Tekkeden dışarı çıkmaz. Ne zaman tekkeden dışarı çıktı, o itikabı kırmıştır, çileyi kırmıştır o. Hani itikaptan dışarı çıkan da itikabı kırmış o. Ona itikap vacip olur bu sefer. Bir kimse, nafile bir itikaba giren, itikaptan çıkarsa, itikap kırmak denir ona tasavvufta. Veya çile kırmak denir ona tasavvufta. Aslında, üstadın söylediği bir şeyi yapmamaktır, çile kırmaktır. Üstad bir şey söyler, o söylediği şey, karşıdaki kimse yapmazsa, çileyi kırmıştır o. Onun üstadla helallaşıp, ya ben bu sizin söylediğiniz bir şeyi yerine getiremedim, bu emri yerine getiremedim, hakkınızı helal edin deyin, yeniden, üstad ona derse ki, devam et tamamla, yeniden, o kimse yeniden tamamlar.
Mesela bin bir günlük çileyi adam, altı yüzüncü günde kırdı, gitti çıktı değil mi tekkeden? Tekkeden çıktığı anda çileyi kırmıştır. Üstad ya bir de alana çile verirse, tekrar girer, vermezse onun çile hakkı bitmiştir. Bu aynı şey, normalde bizde de geçerlidir. Üstad, bir kimseye bir esma verdiğinde, manevi olarak ona bir şey söylediğinde, bunu yap dediğinde, şuraya derse git, bu dersi çek, bu esmayı çek, şunu yap, o kimse yapmazsa, çile kırmıştır o kimse.
Çile kırdıysa, onun üstadla helallaşması gerekir. İşte normalde, itikabın hakikat manası da, hakikat manası, o kimse bir yere kapanmaz. o kimse günlük hayatını itikafa çevirir. Günlük hayatını itikafa çevirir. Her gün oruç tutar, günde bir sefer bir öğün yemek yer, virgine, zikrine, tefekkürüne, rahmatasına devam eder. Ve günlük hayatına da devam eder. O kimse günlük hayatında işte, bir vazifesi varsa vazifesini, hem dünya ve hem uhrevi olarak devam eder. Bu da hakikatta itikaftır. O kimse Allah'ın sıfatlarında, Allah'ın esmalarında, ve Allah'ın en son işte, belli bir noktaya geldiğinde, Allah affetsin, o belli bir noktaya geldiğinde, o hale, o zevki yaşamaya başlar.
Bu da nedir? Bu da hakikatın itikabıdır. Hakikatın itikabıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yıllık on günlük itikap yapıyordu zannediyorsunuz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir işi varsa, çıkardı, çarşıda işini görür, hızla geri dönerdi. Geri döndüğü yer, ya eviydi, ya tekkeydi, şeydi, mesciddi. Gider evine ibadet ederdi. Gider değil, işini halleder, hemen dönerdi evde, evine, evinde itikabına, ibadetine devam ederdi. Ve hanımlarına derdi, müsaade ederseniz, ben biraz namaz kılayım. Müsaade ederseniz, ben Allah'a biraz tövbe ederim. Hanımlarına müsaade alıp, yan tarafta ibadete, zikrılaha, namaza, tövbeye devam ederdi.
Bu hakikattaki itikaptır. Siz yapabiliyorsanız, günlük hayatınızı buna çevirebilirsiniz. Derviş, günde üç öğün yemek yemez. Derviş, üç öğün yemeği almaz, dervişin. Derviş bütün ayı, bütün haftaya oruçunu geçirmez. Dervişse, en az haftada iki gün oruç tutacak, pazartesi, perşembe.
Dervişse iki gün oruç tutacak. Ağır iş yapanlar, namluş tesna. Onlar hiç olmazsa, haftada bir gün tutsunlar. Adam, işte inşaatçıdır, ağır kaldırıp indiririr, çok yorucudur işi, çok efor sarf edirir, ona söyleyecek bir sözümü. Ama normal şartlarda, derviş haftasını oruçsuz geçirmez. Derviş ayını oruçsuz geçirmez. Derviş gününü zikirsiz geçirmez. Derviş gecesini zikirsiz geçirmez. Geçirmez. Dervişsen, her gece zikrin olacak senin. Dervişsin, gece zikir yapacaksın. Tasavvufa girmişsin, bir tarikata girmişsin, bir üstadın elini tutmuşsun. Bu kim olursa olsun, hangi tarikattan olursa olsun, hangi meşhepten, hangi mezhepten olursa olsun.
Kardeşim, dervişsen gece diz çök. Git, odanın bir kenarına bir seyza de yaz. Odanın kenarına kendine bir yer yap. Otur orada. On dakikada olsa zikrullah yap orada. Beş dakikada olsa orada zikrullah yap. On dakikada olsa orada tövbe et. Orada namaz kıl. Orada ağla. Orada sızlan. Orada seyze de yalvar. Orada dua et. Ne yapıyorsan yap. Beş dakika, on dakika, yirmi dakika, oturt dakika, bir saat. Muhakkak orada otur, zikir yap. Muhakkak orada otur, Allah'a yalvar. Ama bu bir gecelik olmayacak. İki gecelik olmayacak. Üç gecelik olmayacak. Beş gecelik, on gecelik olmayacak. Az ama devamlı olan ibadet mahburdur dedi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adı.
Ve kendi yaptığı bu nafileleri hiç terk etmezdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı. Terk etme, sen de devam et. Ve muhakkak, sana ilahi ilham gelecektir. Sana ilahi nur tozlayacaktır sana. Muhakkak senin kalbine, kalbine bir işi dokunacaktır. Muhakkak senin gönlüne bir işi dokunacaktır. Bir şey dokunacaktır sana. Muhakkak. Allah kendi yolunda gidenlerin yollarını açar. Kendi yolunda mücadele edenlerin yollarını açar. muhakkak sana bulaşacaktır bak. Muhakkak diyorum ha. Sen de devam et. Bir gecelik derviş olma. İki gecelik derviş olma. Üç gecelik, beş gecelik derviş olma. Bir yıllık, iki yıllık, üç yıllık derviş olma. Kendine gel.
Gaflete düşme. Gaflete düşme. Ne yaşarsan yaşar. Tuttuğun eli sıkı tut. On yedi yıl yürümüşürüz. On yedi yıl. Sadece Bursa'da on yedi yılın geçmiş. Şeyh Efendi ile beraber yaklaşık on yedi, on sekiz yıl yürümüşürüz. On yedi yıl yürümüş Şeyh Efendi ile beraber. Tutsan dur. Meşrulsüz ürgü benim. İstersen git taş tut, taş. İstersen git ağaç tut. İstersen git çiçek tut. İstersen git hiç olmayacak bir adamı şeyh olarak tut. Sen derviş ol da. Sen derviş ol. Seni yolda bırakmazlar. Merak etme. Sen derviş ol.
Zannetme meydanda kalmazsın. Allah diyenin dediğini sayan çıkar. Merak etmeyin. Sen Allah de. Sayan çıkacak ya. Yok mu sayan? Allah Allah. Sen oturdun la ilahe illallah dedim de. Allah saymadı mı? Sen oturdun dizinin üstünde iki davranı gözdesi döktüm de. Allah görmedi mi? Gafil. Kendi rezilliğine bakmıyor da. Kendi gevşekliğine bakmıyor da. Geliyorlar bana da. İşte üstadlarından şikayet edecekler. Elf beni şikayet ediyor mu? Böyle bakıyorlar. Kardeşim sen Allah dedin de Allah kapısını mı açmadı sana? Sen gittin kapıdan tuttun da kapıyı ırgaladın da. Kapının önündekine sen kimsin mi dedin? Git bu kapıda at mı dedin? Demez. Demez kardeşim.
Benim inandım Allah demez. Benim bildiğim Allah demez. Benim gördüm Allah demez. Sen sağlam tut. Bak gök nasıl ırgalanacak? Sen yarabbi de nasıl aşağıda sallanacak? Sen yarabbi de göz yaşıdır. Senin daha o gözünün yaşı daha sakalında dokunmadan senin duanı kabul eden. Kursisi olarak sen Allah'tan iste bak neler verecek o sana.
Kime bağlanırsa bağlansın adam. Sağlam tutsun bağlandığı yere. Sağlam tutsun sağlam. Yol yürüsün ki. Aa baksın ki bağlandı adamı geçiyor bu. Ooo ne güzel ya. Manumiyat boş mu? Allah boş mu? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem az defter boş mu? Ümmetiyle ilgilenmiyor mu zannediyorsunuz? Başı boş mu bırakılmış ümmet? Hani nerede? Hani nerede? Yok mu? Var. Olmazlar mahcup. Dünyada dahil. Cenab-ı Hak dinlerinin dinini onlarla yaktır. Ama sen Allah'tır. Senin elinden birisi gelip tutar gece merak etme. Birisi gelir senin yüreğine dokun.
Birisi gelir şu esmayı şöyle çek der sana gece yarısı. Gelir merak etme. Ama peygamberlerden birisi gelir. Ama velilerden birisi gelir. Ama evriyalardan birisi gelir. Ama ricaballardan birisi gelir. Gelir birisi. Hatırım ya. Çobanın birisi dağda kendi kendine demiş ki ya herkesin şeyi var. Demiş dağda çobanım benim şeyim yok. Ya demiş bu çiçek ne kadar güzel demiş ya. Benim şeyim de bu çiçek olsun. Çoban başlamış çiçeğin önünde. Her gün Allah Allah Allah zikrediyor. Tabii bahar geçmiş. Yaz geçmiş. Sonbahar olmuş. Kurumuş çiçek. Çoban sağlam vefalı. Çoban şimdiki dervişler gibi vefasız değil. Bir günlük derviş değil.
On günlük derviş değil. Bir fırçalık derviş değil. Şimdi dervişe böyle yan bakıyorsun. Bana yan baktı canım diyor. Düz bakıyorsun. Bana düz baktı diyor. Gidiyor. Bakmıyorsun. Bakmadı diye gidiyor. Nasıl bakacağını şaşırıyor insan. Veya bir daha söylüyor. Neden sert konuştun. Hep gömüşecek. Hep gömüşecek. Oksijen hep. El bebek gül bebek. Hayat çok lazım ya. Kendinizi de o noktada görüyor. Olmazsa dergah yürümez. Olmazsa batar dergah. Şeyh de batar. Allah şeyhe velilik verirken ona sormayı unutmuş. Yani sen bu dergahta durmayacaksın mı? Durmayacaksın mı?
Ona göre bu velili bunu şeyh yapalım. Veli yapalım. Sormayı unutmuş Allah. Haşa. Şimdi dervişler öyle. Ama o çoban öyle değil. Çoban bakmış ki bir rüzgar gidiyor. Çiçek. Kurumuş çiçek. Gidiyor o da arkasından koşturmuş. Şeyh'in tam gidiyor. Muhyettin Arabaz defterinin dergahının önünde duruyor çiçek. Kuru çiçek. Mübarek içeriden seslenmiş. Gel çoban efendi gel demiş evladım. Sen demiş çiçeğe mi bağlandın Zahmet'in? Sen çiçeğe mi bağlandın? Gel demiş gel. Allah hiçbir şey boş bırakmaz. Hiçbir şey. Hiçbir şey boş bırakmaz. Ulu camide namaz kılıyorum. Ulu camide namaz kılıyorum.
Yaşadığım bir şey söyleyeyim. On dört yaşındaki kız söylüyor. On dört yaşında kız söylüyor. Demişler ki senin ders alacağın kimse Ulu camide namaz kılıyor. Şu arna namaz kılıyor Ulu camide. Böyle geldi böyle bir baktı bana dedim ki bu kız ders alacak içimden. Bana böyle yaptı. Mustafa abi siz misiniz dedi. Benim dedim ben. Böyle baktı. Hemen yanımdan ders gelmiş. Bir kardeş. Başladı ağlama. Bana dediler ki Ulu camide şimdi namaz kılıyor senin ders alacak olduğun adam. Yeni kendime doğru inanıyorum. İnanıyorum dedim. Böyle ona inandın diye ayrıca bir başladı ağlama. İnandım diyor ona.
Dedim inanıyorum neden inanmayacağım dedim. Allah bu alemi boş bırakmaz ki de. Kim Allah diyorsa Cenab-ı Hak kendisine ulaştıracak ona bir yol gösterir. Allah onu kendisine musraht edecek bir üstad gösterir. Allah ona bir şeye birisini görevlendirir. Görevlendirir. Ya ne işi var Şemsi Tebrizi'nin kapsın Konya'ya gelsin. Ta Şam'dan. Şemsi Tebrizi Tebrizi'dir ama geliş yeri Şam'dır. Şam'a uğrar Şam'dan sonra görevli gelir Konya'ya. Ne işi var ki? Demek ki öyle değil. Manevi bir işaret lazım. Ona manevi bir öğretici gelecek. Neden?
Alem boş değil. Sen otur Allah de. Sen sağlam Allah de. Sen sağlam yürü sen hak ehli ol inşallah. Allah muhafaza eylesin. Allah eline gülmek insana ne kaybettir? Ahirette durur nedir? Hadis şeriften cevap verelim. Hadisi kutsili. Kim Allah'ın velileriyle alay ederse, onlara düşman olursa, yırtıcı hayvanın avundan intikam aldığı gibi Allah da onlardan intikam alırlar. Yırtıcı bir hayvan avundan intikam alır ya, hiç ona acıma gösterir mi, merhamet gösterir mi? Siz aslanın ceylana merhamet gösterdiğini gördünüz mü? Veyahut da işte sırtlanın yiyebileceği hayvanın merhamet gösterdiğini gördünüz mü? Akbabanın bir leşe merhamet gösterdiğini gördünüz mü?
Aynen Allah da merhametsiz bir şekilde onların intikamını alır. Neden? Çünkü veliler onun özel kullarıdır. Sakın Allah diyenle sataşma. Allah diyenle sen sataşma. Bırak kim sataşırsa sataçsın. O gazaba uğuracak. O yüzden gidiyor o dervişe sataşıyor. Allah diyenle sataşıyorsa birisi Allah muhafaza eylesin. Sen onu tatlı bir şekilde onu azaptan, gazaptan kurtarmak için kardeşim Allah diyenle uğraşma der. Neden? Çarkı döndürüyor o. Hani eceli gelenkiler cami duvarına yaparmış ya. Çarkı döndürüyor o. Hani Geynana Hazretleri'nin meşhur çözü var ya, bizim diyor kılıcımız öyle durur.
Salaklar ve aptallar gelir bizim kılıca çarpanlar diyor. O vurmaz yani. Gelip onlar çarpıyorlar. O kılıca doğru çarpıyor, gidiyor. Olursa olsun, bilmediğine konuşma. Filanca Hacı Efendi böyleymiş, filanca Hacı şöyleymiş, filanca Şeyh böyleymiş, filanca derviş böyleymiş. Sakın konuşma. Benim yıllardan beri tezimdir o. Konuşma kardeşim. Hadi çık 20 kişiyi topla. Hadi sen 50 kişiyi bir yere topla götür hadi. Yönet. Allah'ın gazabını vuracak olanlar, Allah'ın dostlarına sataşırlar. Allah'ın velirlerine sataşırlar.
Allah diyenlere sataşırlar. Derviş, gelmiş burada. Allah diyor, onu sataşır. Onun gelir tırmalar. Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi. Oğlum hakkında laf söyler. Nereye sen de söyler? Neden efendim? Oğlum perişan olacaklar, sen de söyle onlara. Allah Allah. Oğlum sen de onların arkalarından söyler. Gıybet et sen de onların. Efendim gıybet aram. Oğlum helal koyacak. Onlar kardeşin değil mi? Onlar kardeşin değil mi oğlum? Helal koyacak onlar diyordur. Sen de onlara bir laf söyle. Şeyh Efendi biliyor ki uğraşanın sonunu biliyor. Kim Allah diyorsa ondan uğraşmaz.
Ağzının manevi yamulduğunu görürsün. Tokadı yibini görürsün. Tokadı yibini görürsün. Manevi. Tokadı yaradır. Şurada Allah diye bir kimseyle uğraşsa tokadı yaradır. Haksız yere uğraşsa tokadı yaradır. Yer tokadı yaradır. Farkına varmaz tokadı yediğiniz. Bir şey söyler. Ben de susarım. Bana da çok söylerler ya. Ben de susarım. Derim ki Mustafa Efendi. Hangi birbirine laf yetiştireceksin? Koyver ya kızını. Sen Allah'ta yürü. Sen Allah'ta yürü. Buraya gelenler size kötülür mü emrediyor? Allah deyin diyor.
Ne söyleyecek bir şey? Bir şey diyecek. Herkes bir şey söyleyecek. Herkes bir şey der. Neden der biliyor musunuz? Bizim sevabımızı artırmak için. Sizin sevabınızı artırmak için der. Neden der? Salaklığından der. Kılıcın altında can verecek ya. Allah bizi affetsin. Siz demeyin. Hangi dergattan, hangi cemaattan, hangi topluluktan, hangi kurum ve kuruluştan olursa olsun. Allah yolunu açık etsin, Allah kalbini açık etsin, Allah kendine mustat etsin, herkes etsin. Ölçü farklı bir şeydir. Ölçüyü konuşursun. Tarikatın doğrusu budur, sünnetin doğrusu budur, İslam'ın doğrusu budur, işte Hanefi'ye göre böyledir, Şafi'ye göre böyledir, işte tarikatın böyle olması lazım. Bunlar farklı şeylerdir.
Ama ne? Ya bırak şunları ya. Çevir bilence ya. Bıraksın ya işte gidiyorlar orada bir şey yapıyorlar sende. Ben gittim bir sefer de kafalarını sallarlarken sanki kafalandı torba falan düşürecekler. Ben de duyuyordum bunu. Ondan sonra da gelip nasılsınız yeğen misin? Kafamızdaki torbayı düşürmemeye çalışıyoruz. İlk bir yol şimdi. Ve ahmak sana söylüyor mu yanasın diye. Mesaf kapalı. Sana söylüyorum bir yanasın. Dervişlerle uğraşma. Sen kendi kafandaki torbayı görmüyor da bizim kafamında torba varmış. Kim zikir edenle alay ederse hayvandan daha aşağı mahvüktür. Kim evliyayla alay ederse velilerle alay ederse hayvandan daha aşağı mahvüktür.
Gider mi kırkçeyse alay ederse hayvandan daha aşağı mahvüktür. Allah'ı zikrederken kafamızı sallarım ya.
Derler ki gittik biz orada. Kafalarını sallıyorlardı. Kafalarını torbayı düşüreceklerdi. Nerede seferlerdi. Ahmak. Bilmez ki Allah'ın merhamet halakasından atılmıştır o esnada. Bilmez ki Allah'ın özel husisi yolundan dışarı çıkmıştır o kimse. Allah muhafaz eylesin. Bu yüzden hiçbir dermişi, hiçbir üstadı, hiçbir cemaati, hiçbir cemiyeti uğraşma. Ama kardeşim sen nefsine bak. Sen kendini temizlemeye çalış. Sen kendini düzeltmeye çalış. Sen iyi derviş olmaya çalış. Sen semada uçmaya çalış. Sen uç semada. Ne yapacaksın başkasının uçu bu iş makine. Sen bir adım da Kabe'ye git. Ne yapacaksın başkasının gidip kitlediğini. Sen gidiyor musun? Çünkü başkasının görüşüp görüşmediğiyle ilgilenecek.
İmhan mıydı? Başkasının görüşüp görüşmediğiyle seni ilgilendirecek. Allah'ın sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsanız, sizin Allah'ı ne kadar sevdiğinize bakın. Sen Allah'ı ne kadar seviyorsun. Seni kurtaracak olan o. Seni düzlüğe çıkaracak olan o. Senin yolunu asan edecek olan o. Bugün kaç sefer Allah dedi. Bugün kaç rekat namaz kıldın. Bugün onu tuttun mu tutmadın mı? Bugün ne kadar iyilik yaptın. Bugün kimin kalbini kırdın, kırmadın. Kime kötülük yaptın, kime iyilik yaptın. Bugün kime tebessümlü davrandın, kime güler yüzlü davrandın.
Kime sert konuştun veya sert davrandın. Bugün ne kadar Allah'ın ahlakını yerine getirdin. Ne kadar Allah'ın elini yerine getirdin. Canım kardeşim buna bak. Bu kasalık bu, tarikat bu. Bak yanı başındaki kendi kardeşinin dahi halini merak etme. Hayatım boyunca, dervişliğim boyunca hiçbir dervişin, hiçbir dervişin halini ve maneviyasını merak etmemişimdir. Hiç. Şeyh Efendi Hazretleri Allah rahmet eylesin. Oğlum rahmet eylesin. Nasıl derdi olsa. Efendim böyle böyle dediler, şunu dediler. Bitti bu kadar. Şunu verelim mi? Ula kar. Muharek yaptırırdı ona. Yaptırırdı o. Arkadaşlara söylerdi.
Bakın durumuna, bakın şuna. Bakın buna derdi. Allah rahmet eylesin. Ancak o zaman. Öğretim hiç beni ilgilendirmez. Derdim ki Mustafa Özbağ kendine bak ya. Ve bazı arkadaşlar, başka arkadaşların bu tip hallerine baktıktan sonra devrediler hep. Onu bir imtihan olarak görür. Ne biliyorsun belki de sen imtihandasın. Ben kendi kendime derdim ki Mustafa Özbağ. Belki de sen imtihandasın. Sakın ha bunu sürü olarak sakla. Kimseye söylemezdim. Ben kimseye söylemezdim. O kimseyi de aitemezdim ben. Şeyh Efendi'ye derdim. Efendim bana filanca bunun hakkında bunu olur mu der. Şeyh Efendi der. Seviyorsun sen onu da o yüzden verin. Peki efendim. Beni ilgilendirmezsin. Oğlum herkes iyi görüyor sen de.
Doğru. Haklısın zaten. Susalım. Oğlum sen kötü mündü şu an. Kötülükle alakalı bir şey. Ben demedim efendim. Kim? İşte filanca efendim. Sen seviyorsun onu da o yüzden sana veriyorlar. Tamam. Şeyh Efendi. Ama İsmail orada gözüme gözüldü şimdi. İsmail'e de sordurdu. Bir de İsmail'e derdim. Mustafa abine söyleme ha bunları. Debi İsmail. İsmail'e demezdi bana ha. Bu sordurdu mu bari. Ve dervişler zikrullahtak. Aha daha ilk dermişliğimizin ilk yıllarında bazı dervişler böyle bazılarının hallerini merak ederlerdi zikrullahtak. Ve kardeşim Allah desen ya.
Başkasının halinden sana ne? Başkasının ne görüp görmediğinden sana ne? Başkasının ne duyup duymadığından sana ne? Başkası hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetleri ne diyormuş ne demiyormuş sana ne? Senin hakkında ne diyor? Sana ne bak? Hafazayı kesin diyor. O yüzden aman an. Yalnızdaki bir kimse gelip birisi der ki bu adam bugün yalan söyledi. Ulan ne yalancıymış bu adam ya dersin zikrullarının ortasında biter için. Bu yalancıdır. Ya Rabb'i affeyle onu de. Sana ne? Onu söylediyse Veliyullah'tan birisi ona tövbe etmen için söylemiştir. Suizan mesleesindeye değil. Sen onu kendi kafandan suizan mesleesinde yargılamışsındır. Ona suizan beslersin kaybedersin.
Sen ona dua et. Ya Rabb'i şu zikrin feyzinden, şu zikrin nurundan, şu zikrin haziresinden bunu affeyle. Denmiş zikrullah halakasına imtihanda olduğunu unutma. Zikrullah halakasındaki bir kimsenin günahı mı kalır? Ne diyorsun? Yolun vartalarıdır bunlar. İyi dinleyin buraları. İçliğin vartalarıdır. Hay gören dervişlerin, rüya gören dervişlerin yıkıldığı yerlerdir bunlar. Adam rüyasında halinde şeyhini kötü bile imtihandır o. Yıkılırsın. Bir gün önce peynir görürsün. Ne dersin ki ya düşmüş mü? Sen düşürsen farkında değilsin.
Farkında değilsin. Sen ki ya Rabb'i ben yıkıldım da belki. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim ne olursa olsun Allah diyenine uğraşmayın. Ve Allah diyenine kim uğraşırsa yolu perişandır onun. Tövbe de pelallaşmadığı müştetçe hali perişandır onun. Bakın tövbe de pelallaşmadığı müştetçe. Tövbe de geri dönüp onunla işini bitirmediği müştetçe. Hali perişandır onun. Sonunu seyre. Sonunu seyre. Şimdi sultanlı. Sonunu seyre. Şimdi bıçağı kesiyorduk. Sonunu seyret kardeşim. Sen sus. Sen aman kimseye dil uzatma. Boş ver. Sana dil uzatsınlar.
Sen dil uzatma. Seni eleştirsinler. Sen eleştirme. Sana laf söylesinler. Sen söyleme. Sana dedikodu atsınlar. Sen atma. Sen söyleme. İmlete de yapıyor. Zikrullah'ta da yapıyor. Toplamı var. Zikrullah'ta da yapıyorlar. Niye toplandın? Zikrullah için. Zikrullah'tan sonra bütün hepsi bitiyor. Zikrullah'tan önce. Afoldu zikrullah'ta. Zikrullah bitti. Başlıyorlar. Mustafa Özbağ böyle. Onların dervişleri böyle. Onlar şöyle. Bitir. Veya başka birisi. Hiç önemli değil. Yapma sen. Sen yapma. Zannederler ki.
Duyurmuyor hiçbir şey. Ne oluyor şimdi? Yani aslında beyin olarak veliliğe inanmıyor. Beyin olarak evliyalıya inanmıyor. Bakın dikkat edin. Beyin olarak veliliğe veya evliyalıya inanmış olsa bir üstadın bir velinin arkasından konuşurken dikkat eder. Ne der? Ya Allah buna duyurursa diye düşünür. Veliliğe inansak veliliğe inanmaması münafıklıktır aslında küfürdür. Bir kimsenin velilik kavramına veliliğe inanmaması küfürdür. Aslında beyin kendisinde veliliğe inanmıyor. Veliliğe inanmıyor. Allah muhafaza etsin.
O kimse bir üstada derviş olabilir. Bir üstada dermiştir. Hiç önemli değil. Müntesip iken dahi. Eğer tarikat adabını, erkanını öğrendiyse, velilik adabını, erkanını, kerametini öğrendiyse, o kimsenin veliliğinin arkasından atıp tutmaması gerekir. Adam ister velili olsun ister olmasın. Ya veliyse diye düşünür. Adam da veliyse diye düşünür. Anlaması lazım. Atıyorsa, bu kimsenin aslında velilik kavramına ve velilik tecerdiyatına inanmadığı var. Allah muhafaza etsin. Tecrid-i iman lazım. Görüyor musunuz nereye götürüyor insanın? Allah muhafaza etsin. O yüzden hiç kimsenin dervişine laf söylemeyin. Hiç kimsenin derdama laf söylemeyin.
Hiç kimsenin şeyhine laf söylemeyin. Hiç kimsenin cemaatına laf söylemeyin. Ölçüyü konuşun anasın. Ölçüyü konuşun. O ayrı mesela. Din ölçüdür. O konuşulur. Allah şahısların arkasından, şahısların arkasından konuşulmaz. Dervişliğe komple konuşulmaz. Şeyhlere komple konuşulmaz. Velilere komple konuşulmaz. Bir cemaat komple karalanmaz. Bir tarikat komple karalanmaz. Nurcular böyle, Fethullahçılar böyle, Süleymancılar böyle, filancalar böyle. Peki bir tek o doğru. Var mı böyle bir şey? Mahfaza etsin. Herkes bildiğince, bildiğin gücünü yettiğince Allah demeye çalışıyor. Bir turla koymaya çalışıyor. Bırak kardeşim.
Konuşma. Bırak konuşma. İçinde hiç mi ihlaslı adam yok? Hiç mi inananlı adam yok? Hiç mi muhabbetli adam yok ya? Neden böyle diyorsun? Bırak konuşma. Sen bak, önündeki işine bak sen. Bu neye benziyor biliyor musun? Vay la, şu adam şu işi yaptı, çok zengin oldu ya. Biz de onu yapalım diyor. Ya sen bak, önündeki işine. Başkasının elindekine, başkasının önündekine, başkasının elindekine gözünü dikmen. Bu zürk değil, bu takva değil. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bitiriverim. Ledünli ilmi peygamberlere has bir ilim midir? Ledünli ilmi peygamber varislerinde de görünmekte midir? Açıklar mısınız? Ledünli ilimiz sadece peygamberlere has bir ilim değildir. Allah'ın velilerinde, dostlarında, müminlerinde de görünür. Tevencül ve rabıta nedir demiştiniz?
Bunu da önünüze kahta derse kalın. Hakkınızı helal edelim. Rüyada bir yabancı memleketteyiz. Bir genç verikanlı. Ben de yanlarındayız. Hacı Mustafa'yı arıyoruz. Mustafa Özbağ'ı arıyoruz. Biz nasıl bulacağız rüyada böyle? Tabii ben de o zaman öyle zulüm, maklumduruz diyemiyorum ki. İşte biz her gün böyle beniz. Diyemiyorum. Ondan sonra uyanıyorum. Başka da rüyada var sonra. İnşallah. Hayırlısı inşallah. Üç innaz şüphati aşağısın. Aleyhissalatu vesselam. Aziz, latif, minavver, fakir, şereflerine hediye dedik ya Rabbi.
Sen vasıl ve hissedar eyle. Amin. Peygamber aleyhissalatu vesselam. Azizler ile Adem aleyhissalam arasında gelmiş. Geçmiş bütün Peygamber Zişan Efendimizin ruhlarına ayrı ayrı hediye dedik ya Rabbi. Sen vasıl ve hissedar eyle. Amin. Üç ihlas bir fatiha şeref. İmam-ı İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Muhamberi, İmam ve İmam-ı Efendilerimiz ruhlarına ya Rabbi.
Ayrı ayıda hediye dedik sen vasıl ve hissedar eyle. Amin. İsmail Abdülkadir, Geylaniyesi, Ahmet el-Rufayyesi, Ahmet el-Bedeviyesi, İbrahim, Dutu ki Şah, Ebur Hasan Ali Şadeli. Şahı Nakşibendi, Muhammed-i Bahad-i, Mevlana, Celalet-i Nuruni, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram veri. Muhiddin Üftad Hazretleri Cemil, İr-i Piran Efendilerimiz'in ruhlarına ya Rabbi. Ayrı ayı hediye dedik sen vasıl ve hissedar eyle. Amin. Fatiha şerifler. Rabbi, büyükşeh Efendilerimiz'in ruhlarına ya Rabbi.
İhtadınız bayındırır usta. Efendi Hazretlerinin ruhaniyet, kutsiyetlerine, necet ve cetattan ruhlarına. Taruk Aliye bizden ve akrabayı tarikatımızdan gelmiş geçmişlerin ruhlarına. Ya Rabbi, ezemizde mektum bulunan bütün velilerin, evliyaların, salihlerin, sıddıkların, şehitlerin, şuhedaların. La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah diyen ehli imanın ruhlarına. Ve Muhammedun Seyfi'ne ayra'yı ehgeledik ya Rabbi. Sen ve asıllahi sadaa uleyleyin. Amin. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah. Kimme ve tür bile dönüzü müdahaleşime şeytanın raci. Bismillahirrahmanirrahim. Etkare zikir gâlemennehum. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi