mustafaozbag.org

181. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:26:26

İmam-ı Azam Hazretleri de bu hadici baz almıştık kendisine, öğleni, sünneti ve son sünneti, ilk ve son sünneti ve ondan sonra der ki biz beraber Peygamber, Zişen Efendi'ye gittik mescitte dört rekat farzını kıldıklar, farzını kıldıktan sonra Peygamber kalktı, yeniden eve geldik ve evde ikişer rekat daha namaz kıldıklar, öğlen namazını bize tarif ederdik. İmam-ı Azam Hazretleri ve öğlen namazının tarifinde bu hadici şerifi kendisine ölçü almıştır ve bu hadici şerifte altı tane hadis imamının ortak rivayet ettiği hatta daha fazlası da işte bütün bisiklete var örneğin, bütün bisiklete altı hadis imamının rivayet ettiği hadisler var ve bu böyle çok geniş kitleler tarafından dilimlenmedi tarif.
İşte orada örneğin, öğlenin sünnetinden değil niyet etmiyor mesela. Öğlenin farzından önce dört rekat namaz kıldıklar. Yani bir kimse, bunun tabi yine parantez içerisinde belirtiyorum, Hanefilerin büyük bir çoğunluğu bu tip sünnet namazlarını terk edip kaza kılmalarına karşıdır. Dün gücü olmuş. İşlerinden yani işte yüzde yetmişi, karşısında yüzde oturtu vardır buna bedva verir ama yani ben o yüzde oturt doğrusu ağzımın içerisinde durma noktasında değilim onu da belirteyim.
Fakat işe olan, güce olan bu noktada güç yetiştiren ve zaman yetiştirmek için bu noktada bir kolaylık var. Doğru. Yoksa kazaya ne edecek? Öğlenin kazası. En son zamanı da öğlenin kazası. Ama burada bir hani Allah Resulü sanallahu veselam hazretleri kolaylaştırınız, zorlaştırmeniz, sevdirmeniz, nefret ettirmeniz habis-i şerifine uygun. Yani sonuçta buna dair imamların da tetrası var. Mesela Şah-ı Malik, Ahmet ve Ulamas bir noktada birleşmişlerdi. Büyük bir problem yok. Hanefilerin içerisinden bir kısmı da birleşmiş. Ehlita soğuk mu birleşmiş bu? Atul Kadir Keynan Hazretleri, Ahmet ve Ufaiz Hazretleri, İmam-ı Rabban Hazretleri, Haset-i Mevla'dan... Yani bütün o fil efendiler, bunun ortadan birleşmişler bunun hakkında. Yani kazanımız da önemli bir şey.
O yüzden bir kimsenin kazası var ise, İmam-ı Rabban Hazretleri nafilelerle ulaşması ahmaklısı. Allah muhafaza etmesin. Yani bu noktada her iki tarafında sağlam veriliyor. Var. Ama bugün için insanlar normalde işte Favrum'da da çalışıyorlar. Özel şirketlerde çalışıyorlar. Zamanla alakalı problemleri var. Yani biz bunu sadece kıssal bir kesimdir. Közde yaşayan, yaşantıya göre bununla uyarlamamın da mümkün değil. İşte büyükşehir yaşantısını bilmeyen bir kimse ve büyükşehirdeki hengameyi bilmeyen bir kimse bunun içinden çıkılması mümkün değil. Yani işte adamın fikriyle kullanması değişiyor İstanbul'da. Anlatabiliyor muyum? Yani yetişemiyor orada insanlar bir kimse. Normal namazı yetişmekten zorlanıyorlar.
Kimse bir de dedi, sen isten ne yapabilirsin? Dokuzda, onunda evvel ediyorsun. Ahmet senin yanında çalışan elemanları kaç diye mi gidiyorsun? 39.30. Burada kutlam 10.30. Ya normalde bu bir şey değil. Yani bu adam salih, yanındaki elemanları geziyor diye bu bütün her yerden yok. Değişen bir şey yok yani. Normalde İstanbul'da çalışan bir eleman 9.30. Yani o adamın ne sosyal hayatı var, ne dini hayatı var. Derse gelin yok. Ders alıyor, derse gelin yok diyor. Telefon açıyor. Saat 10 oluyor, gelmekten vazgeçer adam. Yani yolda 10 oluyor saat, gelmekten vazgeçer adam. Yani öyle bir durum var. Şimdi o adamın dedi, sen bir şey değil ki. Artık kaza güncan evvel. Normalde zaten geniş bir şey yok. Makale gibi o.
Bu geniş, yani oradan herkes istediğini alabilir. Yani der ki ben bunu böyle yapmak istiyorum. Öyle yapabilir, geniş yok. Yani yer fazlası da geniş o. Dileyle dilediği yerden alsın. Ulan. Ulan, başka bir şey yapmaz mı? Cenaze namazları arkada kılınırmış, daha çok sıra. Doğru mu acaba?
Nasıl? Cenaze namazı. Arkada kılınırsa daha çok sıra buluyormuş. Doğru mu acaba? Ya birkaç kişi oluşturuyor oğlum ya. Ya birkaç kişi oluşturuyor oğlum ya. Yok efendim. Ben birkaç yaşlardan doğdum lan. Şu, bir şeyin üstünde var. Babanın arkası neymiş? Böyle bir şey neymiş? Cenaze namazlarında, en altta da kılınır. Yaşlılar kılınırlarında, vurmadılar herhalde.
Önce, vurduğunca sevap var. Yani cemaat ayar kendilerine. Ben görüyorsun değil mi? En şükür. Var sevap. Anladım. Hiç kimse, en son saf alınca hiç kimse durmayacak. Kenarda koyacak. En son saf alınca. Kıvmayanlar var mı? Bazen köyücük. Onun peksinde razı olsun. Onlar en fazla sevap, onlar ne zaten? Ama onlar öyle olması için bir daha siyah aynalı gözlerin olması lazım. Sıvap azalıyor. Çok kendini görürdü onlar. O yüzden daha sevap oluyor.
Yani içindekini tanıyamıyorsun. Böyle daha sevap oluyor. Bunda ne kaldı o da? Boşta mı koltuk? Boştaysa İbrahim abi. Şeyin, söylemez şimdi. Babasını şurada bir koltuk alıyor. Amca hoş geldin.
Hoş bulduk. Nasılsın? İyi misin? Teşekkür ederim. Hamd olsun. Sağlığın yerindeyim. Sağlığına daha iyisin. Rahmet etmişsiniz. Allah razı olsun. Amin inşallah. Teşkil etsin.
directementleyadolu Tayyip'i ayeti. Allah razı olsun. Allah razı olsun. İçağ bulşu. Allah razı olsun. Ben Xiich Dost'un ilk bulundan sonra. Bir takım insanlar genelde esnaf olanlar müşterileri için veli nimet de yapmalıdır. Fakat bir ayet ne halinde görülüyor ki veli nimet Allah'ın kendisidir.
Normalde burda ki biz şimdi bardağı tutuyoruz öyle değil mi? Şimdi bardağı tuttuğumuzda bardağı tutan kim? Hiç elimiz bardağı tuttu demiyoruz öyle değil mi? Bardağı tuttun diyoruz. Veya ağzımız çayı içti demiyoruz öyle değil mi? Bir şeyde orta yerdeki aleti, sebebi görmemek değil. Yani orta yerdeki sebebi reddetmek de değil. Ama meselenin özüne, meselenin aslına vermiyor. Mesela elimize ocağı karıştıracak maşalar vardı önceden bilirsiniz değil mi?
Bir kimsenin maşayla közü, ateşi tutsa ne deriz biz? Adam ateşi tuttu, adam közü tuttu. Öyle değil mi? Maşa közü tuttu denir mi hiç? Hiç duydunuz mu maşa közü tuttu diye? Yok. Adam arabaya biner. Araba o adamı taşır. Öyle değil mi? Hiç kimse demez. Araba beni Mursa'ya getirdi diye siz diyebilir misiniz? Yok. Dersiniz ki biz Mursa'ya geldik. Öyle değil mi? Bakın orta yerde normalde bir pi var. Pi işlenirken sebepler var. Biz sebeplerin hepsini atlayıp işin özüne gidiyoruz. Diyoruz ki işte maşa ateşi tuttu deniyoruz. Adam ateşi tuttu. Veya bana oradan köz getir diyor adam. Adam ona közü getiriyor. Ama közü neyle getiriyor?
Mangalda getiriyor. Veya közün içerisinde bir kap var. Kapın içerisinde közü getiriyor. Yani bu noktada közü getiren ne olmuş oluyor? Adam olmuş oluyor. Veli nimet noktasında da Cenab-ı Hak bu noktada Veli nimettir. Ama sebepler dairesinde biz o sebebi, o sebebi sebebi bağladık zorunda. Diyoruz ki müşteri el-i nimet yani müşterinin üzerinde Allah'ın tecelliyatını görüyor. Anladınız mı buradaki mesele? Müşterinin üzerinde Allah'ın tecelliyatını görüyoruz. Diyoruz ki bu müşteriyi bize sevk eden Allah Celle Celaluhu var. O yüzden o noktada müşteriyle Allah'ın tabiri caizse özdeşleştirmiş oluyoruz. Müşteride Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını görüyoruz. Yoksa insanlar Veli nimet değildir insanlar.
Allah muhafaza edin seni. Biz o insanın arkasında Allah'ı görüyoruz. Anlaşıldı. O yüzden deriz ki biz müşteri Veli nimettir. Yani onu oraya gönderen Allah'tır. Onun gönlüne, kalbine ilham eder. Onun ayağını o tarafta çeviren, gönlünü o tarafta çeviren, oraya gelmesine kudret, kuvvet, oraya gelmesine akıl, idrak verdiren Allah'tır. O yüzden müşteri Allah'ın sıfatlarının tecelliyatıdır ki ona olan hürmet, saygı Allah'a olan hürmete saygıdır. Selamun aleyküm ve aleyküm selam. Cemillik ve cömertlik ölçüsü sınırı nasıl? Müslüman olanın tamamını mı verir? Yoksa ihtiyacını saklamalı mı? İhtiyacı nasıl tespit edebilir? Bir ay mı? Bir gün veya bir gün mu?
Zünnet ve sahabe kurulması nasıl? Allah Allah olsun. Şimdi sahabenin içerisinde zekat ve sadaka vermekle alakalı, yani zekat da aslında din nitelatöründe sadaka olarak geçer. Hepsinde sadakanın içerisindedir. Bir kimsenin sadaka vermesi, sadakayı vermesi, sadakayı infak etmesi, sahabenin içerisinde en azından en çoğuna kadar örneği vardır. Ve şimdi bu en azından en çoğun sahabeden örnek verirsek, sizin normal bir düzenli duramazsınız. Hz. Ebu Bekir Efendimiz Radıallahu Han Hazretleri, malının tamamını getirdi, Allah Resulü ona sen neden malın tamamını getirdin diye sorgulamadı. Dedi ki ehline ne bıraktın ya Ebu Bekir? Allah ve Resulü bıraktın ya Resulullah.
Hz. Ömer Efendimiz yarısını getirdi. Hz. Osman Efendimiz müşteri yerine getirdi. Ve onların hepsi de, Hz. Ebu Bekir Efendimiz de yarış halindeydiler. Ama başka bir sahabe, hasta yatayızarken malının tamamını hibe etmek istedi. Allah Resulü'na haber verdiler, Allah Resulü'nün yanında dedi ki, Ya Resulullah, malımın tamamını hibe etmek istiyorlar. Allah Resulü dedi ki ona çok, sen arkandan dua et, evlatlarının dua etmesini istemez misin? Evlatlarına da bir şeyler var. O zaman malımın dörtte üçünü vereyim. Çok, dörtte ikisini vereyim. Çok, en son dörtte birine bu daim fazla dedi. Bir kimse, malını sadaka ederken, veya kazancını sadaka ederken, çocuklarını arkadan rezil etmeyecek.
Çocuklarını arkadan muhtaç etmeyecek. Ehlini ve çocuklarını, başkalarının eline muhtaç etmeyecek şekilde sadaka verecek. Sadakanın, sadakanın cömertliğin hem faziletlisi, bir kimsenin ehline ve çocuklarına yaptığı cömertliktir. Yani, şu cömertlik değildir. Bir kimsenin çocukları evde ihtiyaç halindeyken, o kimsenin gidip bir başkasına cömertlik etmesi cömertlik değildir. Neden? Onun çocukları başkasına el açıktırıyor. Onun çocukları işte başkasının, yiyeceğinde, içeceğinde, geyeceğinde gözü kalıyor. Bu cömertlik değildir. Bir kimsenin evine bir file ile, çocuklar sessiz olacaksınız. Evine file ile, file ile, evine bir kilo şeker götürürken, veya bir ekmek götürürken, attığı her adıma Cenab-ı Hak sevap verir.
Eski insanlar, namile ibadet hükmünde olduğundan, ve her adıma sevap verildiğinden, ve her adıma Cenab-ı Hakk'ın günahını affettiğinden, her gün eve bir şey götürülermiş. Ve aslında bunun arkasında, bir de ekonomik bir gerekçe yazıyor. Ya düşünebiliyor musunuz? Siz her gün, para harcayacaksınız, az da olsa. Bu ekonomiyi canlı hale getiriyor. Ve siz her gün para harcarken, küçük küçük şeyler alacaksınız, ve değişik yerlerden alacaksınız. Ve böylece ekonomide, dağılımı getiriyor. Aslında, insanlar, İslam modelini terk ettiği müddetçe, hep tekelleşiyor. Şimdi ne oluyor mesela? İnsanlar her gün, o sevaptan kaçınıyorlar. O sevabı alamıyorlar. Ne yapıyorlar? Gidiyorlar aydan ay, bir sefer, işte herhangi bir biber markette, ne oduruyorlar arabanın arkasını, götürüyorlar.
Bir ay boyunca eve bir şey almıyorlar. Bir ay boyunca, eve bir şey almak yok. Bu hem stokçuluğe giriyor, hem sünnet-e Resulullah'a uygun değil. Bakın, hem stokçuluğe giriyor, hem sünnet-e Resulullah'a uygun değil. İnsanlar yapabilirlerse, günlük yiyeceklerini götürecekler. Yapamıyorlarsa, işte haftalık yiyeceklerini götürsünler. Ama hasta on beş günlük, bir aylık yiyecek, bir aylık içecek, evinize depo etmeyin, bu sünnet değil. Yani biz öyle bir peygamberin ümmetiyiz ki, ertesi gün evinde yiyecek kalmamış, ertesi gün harcayacak parası kalmamış bir peygamberin ümmetiyiz. Ve onlar dağıtılmadan, uyumayan bir peygamberin ümmetiyiz. Yani böyle bir peygamber var, karşımızda örnek olarak.
Ve peygamber sallallahu ve selam hazretlerine, aferin, Allah diyor ki Celle Celaluhu, o peygamberde zikredenler için, güzel örnekler vardır. O zaman zikredenler, yani Allah'ı zikreden, ehli tasavvuk için güzel bir örnek vardır. Gelin kardeşlerim, siz aylık yıllık masraf görmeyin. Yani gidip markete, marketten bir aylık masrafı doldur arabanın arkasına, götür eve koy, öyle yapmayın. Siz işte haftalık ihtiyaç görmen, hadi haftalarla çalışıyorsunuz, bir hafta bir yere gidiyorsunuz, sadece bir yere gideceğiniz zaman, on günlük alın, on beş günlük alın. Ama aylık almayın, bunu mutaat haline getirmeyin. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinde, sünnetinde böyle bir şey yok. Ama insanlar sünneti işlemediklerinden dolayı, yani evlerimizde bizim kullanmadığımız, kurtlanan, böceklenen, insanların belki de ayda bir sefer kullanacağı bir şeyi, biz gidip alıyoruz bir yıllık bunu.
Koyuyoruz evet. Hepimizde var bu. Allah muhafaza eylesin. Sünneti Resulullah da bu yok. İşte cömertlik, birinci derecede insanların, kendi evlerine yaptığı harcamalardır. Siz evinize önce, önce evinize makul bir şekilde geçindirmeye çalışın. Cömertliğin en güzeli bu. Ondan sonra etrafınızdaki insanların, bu noktada ihtiyaçlarını karşılamaya çalışın. Çok güzel bir şey, bir kimsenin malının tamamını doldurması, büyük bir mesele ve büyük bir iş. Fakat arkası çok önemli. Onun arkası çok önemli. Bugün insanların maddi sıkıntı yaşaması, imanlarına Allah muhafaza eylesin problem getiriyor. İmanına, çok takva gibi duran bir kimsenin, ufacık bir sıkıntıda, bozuluk perişan olduğunu görüyoruz.
Çok iyi bir derviş bir kardeşinizi, bir problemle karşı karşıya kaldığında, bozuluk dağıldığını görüyoruz. Takva, zorluklarla başa, zorluklara karşı katlanmak, sabretmek, zorluklar geldiğinde, onu sevmektir, baş göz yüzünde tutmaktır. Ama bir kimsenin kendi kendine zorluğu seçmesi de, uygun değil. Biz kendi kendimize zorluğu seçmeyiz. Biz şeriatın emrettiği gibi yaşayalım, Cenab-ı Hak bir zorluk görürse, başımız gözümüz üstüne. Ona sabreder, ona katlanmaya çalışırız. O yüzden, malımızı tasavvuk ederken, zekat miktarı belidir. Bir kimse, malının kırkta birini zekatını verirse, kırkta birini zekat, o kimseye hiçbir sorumluluk ve zorunluluk yoktur. Bakın, hiçbir sorumluluk ve zorunluluk yoktur.
Kırkta birini verirse, adam işini görmüştür. Üstü, o kimsenin takvasıdır. O kimsenin kendi ihtiyarını, Allah muhafaza verirseniz. Bazı kardeşler namaz kılmıyorlar, ama vaaz veriyorlar. Kardeşleri dinlemek caiz midir? Şimdi normalde, Peygamber Cenab-ı Hak diyor ki, Ey Habib, sakın ha! Sen işlemediklerini söyleme, yapmadıklarını söyleme. Bir kardeş namaz kılmıyorsa, o kardeşin namazı öğütlemesi biraz çok uygun değil. Ama namaz kılmayan bir kimse de, dini bir şey konuşmayacak deyip, ağzını mühürlememiz de mümkün değil. Ama muhakkak ki, biz, insanları bu noktada kırmamak, üzmemek için dinleriz. Doğru olan şeylerini alırız, doğru olmayan şeylerini bırakırız.
Allah bize affeylesin. Namazın sünnetlerini cemaatle kılmak daha sağlık diyorlar. Peygamber, Sadullah ve Selem Hazretleri, teravih namazının haricinde, namile hiçbir namazı cemaatle kılmamıştır. Hatta teravih namazını da bir müddet sonra terk etmişler. farz kılınacak diye. Farz olacak, onun insanlar farz haline getirecek diye terk etmiştir. Her kim ki, bir nafile namazı, bir sünnet namazı, öğlenin ilk sünnetini, yaslının ilk sünnetini, sol sünnetini, sabahın ilk sünnetini, cemaatle kılmak daha faziletlidir derse, bunun Kur'an ve sünnetten ve imanların iştahından bir ölçüsü yok, bunu kat'i olarak söyleyin, ve böyle bir şey demezse Allah muhafaza eylesin, kat'i bir şey söylerse, din noktasında tehlikeye düşürdü.
Bir rivayete göre sahabelerden biri Peygamber Efendimiz'in hasırda yargılığını dökçe dayanamamış ve ona döşek hediye etmiş. Ve Efendimiz kabul etmemiş. Efendim, sorum şu, şimdiki insanlardan bazıları Efendimiz şimdi yaşasaydı yemeği en iyisini, en iyi şekilde giyinmeyi, ya da en iyi şekilde yaşamayı iddia et, yaşardır. Yaşamayı iddia ediyorlar. Sizce bu düşünceler bir aksit bir düşüncelidir. Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bakın, iyi bir yemekle israfı birbirinden ayırt eder. Sizin iyi bir yemekten kastınız lüks bir lokantada yemek yemekse benim kastım o değil.
Mesela iyi bir yemek benim nazarımda insan vücuduna zarar vermeyen, insan vücuduna faydalı olan insanın ahlakına, dinine, imanına, hayatına, yaşantısına, gücüne, kudretine, kuvvetine faydalı olan yemektir. Bu manada, bu ölçüne bakılırsa, evet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada iyi yemek yerdi. Mesela, çok soğuk yemek yemezdi, çok sıcak yemek yemezdi, çok acılı yemezdi. Ondan sonra, turfanda bir şey yemezdi. Yani daha hiçbir yerde çıkmamış, onu yemezdi mesela. yazın yazlık geldi, kışın piştik geldi, sonlarda sonlarlık geldi, ilk vardı ilk bağırlık geldi, nefsinlik yerdi. Bu noktadan hareket edersek, evet, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada, bu manada iyi yemek yerdi.
Abur cubur yemezdi, kendisini razı edecek şeyler yemezdi. Yanmış, kokmuş, bozulmuş, iyi pişmemiş yemekleri yemezdi. Bu noktada, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kaliteli yerdi. Kaliteli yerdi demek, bilmem hangi Rus lokantasında, bilmem hangi Çin mutfanında, bilmem hangi Fransız mutfanında, yemek yemek demek değil. Kaliteli yemek demek, ne kur fasulye yanmayacak, kur fasulye çok sıcak olmayacak, çok soğuk olmayacak, çok acılı olmayacak, kur fasulye böyle olacak. Yani kur fasulye eğer yandıysa, yanıp, yemeği Allah Resulü yemezdi. Çok kaynamızsa onu da yemezdi. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yemek ayırmazdı.
Ben şunu yerim, bunu yemem demezdi demiş. Helal olan yemeklerden yerdi, bu noktada kaliteli yerdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kaliteli giyinirdi. Kaliteli giyinmekten kasıp, ördürmektir ve temizliktir. Ve giyinmek de, insanların içerisinde edeb yerlerini korumak, muhafaza etmek, edeb yerlerini korumak, muhafaza etmek ve düşkün durmaktan kurtulmaktır. Bakın, düşkün durmaktan kurtulmaktır. Mümin bir kimsenin, düşkün bir kıyafetle dolaşması da uygun değildir. Ehli tasavvuf için hiç uygun değildir. Mümin, yani ehli tasavvuf, kıyafetine dikkat eder ki, insandan onu düşkün görmesinler. İnsanlar ona sadaka vermeye kalkmasınlar. Kendisini dilenci yerinde görmesinler. Ve kendisini dilenci yerine koymasınlar.
Hatta ehli tasavvuf, kendi bu noktada vakarını korumak için, kendisini hiçbir zaman fukara göstermez. Bu kibirlilik değildir. Bu kendisini korumak, vakarını korumaktır. İnsanlar ona ihtiyaç sahibi görmemesi gerekir. Gerçek zerviş, gerçek ehli tasavvuf, ihtiyacını kimseye belli etmeyen, belirtmeyendir. Bu manada o kimseye ihtiyacını belirtmez kimseye. veya belirteceği zaman, o ölçüye, yani bir ölçü vardır ya, siz bir şey isteyeceğiniz de, temiz yüzlülerden isteyin. İsteyeceğinizi temiz yüzlülerden isteyin. Ehli tasavvuf çok darda kalırsa, gider o temiz yüzlülerden ister. Ne isteyecekse, öbür türlü istemez. O zaman buradaki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetinin ölçüsü, iyi geyimli ölçüsü, temiz bir ördürmek ve insanların arasında aşağı düşmemektir.
O zaman buradaki giyinmede ölçümüz, derviş kardeşlerimiz şuna dikkat edecekler. Vakarlığını muhafaza edecekler, düşkün giyinecekler, dağınık giyinecekler. Vakarlığını muhafaza edecekler, işte böyle lecmurda olmayacaklar. Vakarlığını muhafaza edecekler, temiz giyinecekler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetinin sağ olsaydı herhalde Vakko'dan giyinmezdi. Veya sağ olsaydı bilmem hangi Fransız firmasından, bilmem hangi İngiliz markasından giyinmezdi. Buna katılıyorum. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi insanların arasında ne onlardan üstün giyindi, ne de onlardan aşağı giyindi. Bakın ne onlardan üstün giyindi, ne de onlardan aşağı giyindi. Hiç kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini işte fukara noktasından görmedi.
Burası çok önemli. Ama hiç kimse onu kendinden çok üstün bir kıyafetle de görmedi. Allah muhafaza eyleseydi. O yüzden yani işte Peygamber sağ olsaydı her şeyin en iyisini yerdi. Yani doğruluğu yerdi. Ama nerede yerdi? Fakir arkadaşlarıyla beraber yerdi. Kendi ashabıyla beraber yerdi. En iyisini giyerdi. Evet giyerdi. Giydiği şeyden ashabına da giydirildi. İşte çok güzel bir kaftan dikmişlerdi ona. Ölümüne yakındı. Bir sefer giymişti onu. Sahabeden birisinin çok hoşuna gitti. Ne kadar güzel ya Resulallah. Bunu bana verir misin dedi. Bütün sahabeden canları sıkıldı. Bunu Peygamberden ister. Nasıl bunu Peygamber'e söyler?
O böyle birşey söylerse çıkarıp vereceği belliydi onun. Neden onu istedi diye ona kızdılar. Allah Resulü hemen çıkardı. O kaftanı bir sefer giymişti. Verdi. Hemen gittiler. Aynısından tekrar gittiler. Ama giymeyi nasip olmadı bir rivayette. O normalde aşağı birşey giyinmediydi. Rivayet edilip işte Haset-i Aişe validemizi nikahladığında ona öyle bir altın takmıştık ki Arap yarımadasında hiç kimsede öyle bir altın yoktu. Ama aynı o altın sonra tasavvuk edildi. Yani bazı ölçüleri koyarken Allah muhafaza eylesin. Haram helal ölçüsünde durmaya çalışan. Yani bir kimseyi biz bir kimsenin helalını sorgulayamayız. Yani bir kimsenin helalını sorgulayamayız. Yani bir kimse geldi sahabeden dedi. Ya Resulallah ben iyi giyinmeyi seviyorum dedi. Resulallah dedi ki Allah verdiği nimeti kurulun üzerinde görmek ister.
Bunu da kenara atmayın. Yani verilen nimeti üzerinizde tutun. Paranızı depo etmeyin kenara. Kıyafeti alacaksanız alın düzgün kıyafet giyin. Ayakkabı alacaksanız düzgün ayakkabı alın giyin. Ama israf etmeyin. Yani adam kendi haline, ahvaline, konumuna göre kıyafetini giysin. Kendisini göstersin. Yani adam işte meşhurtur ya benim sözüm. Adam sermayesinin yüzde onluk arabasına binsin. 100 milyar sermayesi var, 10 milyarlık arabaya gitsin binsin ama. 200 milyarlık sermayesi var, gitsin 20 milyarlık arabaya binsin. 50 milyar sermayesi var, gitsin 20 milyarlık arabaya binme kardeşim sen. Ticaretin zevkliği uğra. Sen haccinden fazla kendini gösterişe kapsamış olma.
Bu yanlış. Sen 50 milyar sermaye varsa git 5 milyarlık bir arabayla bin, gez. Bak içine. 50 milyar sermaye var, 20 milyarlık arabaya bineceğim bir uğraşma. Allah muhafaza edesin. Veya yok sermaye, sen arabaya binme kardeşim. Yaya yürü. Allah da değil. Ama normalde adamın işte 100 milyarlık sermayesi var, 10 milyarlık arabaya bineceğine hala da benim gibi 2 milyarlık gülüstürlere bineceğim diye uğraşıyor. Yollarda kalıyor. Bu da yanlış. Sana Allah bir şey vermiş, rezil olasın diye değil. Nimet vermiş sana. Veya adamın diyelim ki işte düzgün bir evde oturmaya muhtedir. adam gidiyor. Evime misafir gelmesin. Yeni can olmasın. Kimse gelmesin, kimse benim yanıma yanaşmasın diye. O da cimrilik. Bizi cimrilikten şey yapmaz.
Almaz. Allah muhafaza eylesin. Gösteriş değil. Adamın neyse halin, halini göstersin adam. Kimisi kendisini de saklar. Aman benim param belli olursa minnet gelir benden borç para ister. Minnet gelir bana kaykılı. Minnet gelir bana yalanır. Ama şu işimi halletme. Bundan kaçmak için adam yamalı pantolonla mı geziyor? Cimrilik. Cimrilikle de cennet yan yana gelmez. Bunu da herkes bilsin. Allah muhafaza eylesin. İnsan kıldığı namazın kabul olduğunu anlar mı? Nasıl anlar kabul olmamasından korkuyor. O korkuyla devam etler. Namazın kabul oldu dediğin an namazın kabul olmadığına işaret. Namazın kabul olmadı dediğin an olduğuna işaret. Korkuyla ümid arası.
Bu noktada bir kimse eğer ki benim namazlarım kabul olmuyor derse o zamanda o çok yardım. Allah muhafaza eylesin. Şu güzel bir duygu. İnşallah namazlarımızı Cenab-ı Hak kabul eder bizim. Biz ümitarız. Namaz kılıyorsak kabul olmuyor diye namaz kılacak değiliz ya. Veya kabul olunmadığının bileriyle namaz mı kılınır? Salak biz aptal mıyız? Bu noktada ümit varız. Namaz kılıyorsak kabul olma ihtimali çok büyüktür. İnşallah kabul eder Cenab-ı Hak. Muhakkak eksiğimiz, kusurumuz, yanlışımız vardır. Cenab-ı Hak inşallah Rahman fazla rahmeti, lütfi inayeti geniştir. O eksiğimizi, o kusurlarımızı kapatacaktır, affedecektir, lütfedecektir. Biz onun lütfuna, ikramına, aklına sığınırız.
Kıldığımız namaza sığınmayız. Neden? Ya namazımız, eksiğimiz, kusurumuz olabilir. Allah'ın rahmeti, Allah'ın lütfu, ikramı olmadıkça hiç kimse cennete giremez. Hiç kimse ibadetiyle de cennete giremez. O yüzden biz o belçeden bakarız. İnşallah Rahman namazlarımızın kabul olacağına inanırız. Öyle inanalım inşallah. Şifa niyetine üzeri kesip gevşen nazar duası, sihre ve büyüye karşı dua taşımamız, şifasını Allah'tan kumarak taşımamız uygun olur mu?
Rabbim sizi sevsin, seni de sevsin inşallah, hepiniz de sevsin. Ashab, Ashab'ta şu görülmüştür. Şifa ayetlerini yazıp veya nazar ayetlerini yazıp veya muhafaza koruma ayetlerini yazıp üzerlerinde taşıdıkları görülmüştür. Bu noktada işte Ayat-ı Kürsi'nin, Telak-Nas Suresinin, İhlas Suresinin veya Fatiha Suresinin veya nazar dualarıyla alakalı şeylerin üzerlerinde taşıdıkları, musika gibi veyahut da bir kaba yazıp kabın içerisinde suyunu içtikleri veyahut da kabın üzerine yazıp, yani bir kağıda yazmışlar, kabın içine atmışlar, onun suyunu içmişler.
Veyahut da işte bir kabın kenarına demire veya toprağa yazılarak oradan su içtikleri şifa niyetine görülmüştür. Şifa niyetini bunlar okumuşlar ve o suya da okumuşlar, bu noktada yiyecekleri, yemekleri okumuşlar, üzerlerini okumuşlar ve bunları da üzerlerinde taşımışlar. Bunların kendi içerisinde, kendilerine göre bir hukuku var. Yani o sarılan şeyler, tuvalete girerken, işte olmaması gereken yerlerde, ona göre sarılıp sarmalanması veya girildirken üzerinde bulundurulmaması, çıkarılması gibi, kendilerine ait o hukuku uyularaktan insanlar kendi üzerlerinde, kendi üzerlerinde şifa ayeti, şifa duası, nazar duası, işte cevşen, işte Allah'ın 99 ismi, Fatiha-i Şerife gibi Kur'an-ı Kerim'den bazı ayetler veya işte bazı sureler üzerinde taşımalarında bir beis yok.
Bakın üzerlerinde taşımalarında bir beis yok. Onları yazdırmalarında bir beis yok. Yazdırdıkları kimseye para vermelerinde de bir beis yok, alan kimsede de bir beis yok. Bunu anladınız mı? Bir kimse oturdu, bir kimseye Fatiha-i Şerife yazdı, Arapça. O Fatiha-i Şerife'yi yazdı, dedi ki ben bu Fatiha-i Şerife'yi sana bir sayfaya al, bir milyon lira yazar. Onun o parayı almasında bir beis yok. Asla bunları yazdı, yazdığı için ücret aldı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu mene etmedi.
Bu bütün hadis kitaplarını hemen hemen bulabilirsiniz, kütüb isimleri de muarede de bulabilirsiniz. Ve Hanefiler buradan çıkaraktan feda verirler. Derler ki, bir kimsenin Mustafa yazmasından dolayı ücret almasında bir beis yoktur. Veya nazar duasını yazmasında veya işte Ayet-i Kürsü veya işte Felaknaz Surilerini yazma parası almasında bir beis yoktur derler. Bu noktada bu parayı caiz ve helal görürler. O yüzden bunun altını çiziyorum bakın, bu duaları yazmak için ücret istemek farklı bir şey. Ama bugünkü bazı işte uydur, kaydır, üfürütçü, üfürütçü insanların yaptıkları şeyler vardır bir şey. Yani yazmışlar, çantatını bulabiliriz ben size. Devamlı çünkü yolda berde arkadaşlar Allah razı olsun getirin dedikçe abi buraya evlerinde ne varsa getiriyorlar. Yine getirin Allah razı olsun. Onları Allah'ın izniyle okuyup imha ediyoruz.
Yani normalde açıyorum ben onları. Bir kısmını açıyorum. Allah sizi inandırsın, oturur gülersiniz. Veya oturur da ağlarsınız insanların haline. Yani normalde işte kargacık burkacık öyle bir çizgiler çizmiş, bir sürü çizgi çizmiş yan yan. Altına yıldız yapmış. Onun üstüne yan yan bir daha çizgi çizmiş. Çocuğun elini ver çizsin. Çocuğun elini ver çizsin. Yani onun altını üstünü çizmiş, öyle bir sürü şeyler yapmış. Bakayım bir tanem var burada da. Doğru. Gülersiniz. Durur gülersiniz. Yazmış buraya. Türkçe yazmış bir de. Benim sevgimle filancayı ne o? Yak. Yarab yak kulunu. O şahsın ismini de yazmış. Demiş ki benim sevgimle bu kulunu yak.
Bunların neler tarifler üzerinde işaretlerdir. Ne ararsanız var ya. Yani böyle bir şey insanın aklının ucuna gelir mi ya? Bunları aşmalı yılda. İçinde ne olduğu belli değil ya. Bakacağız şimdi. İnşallah bunun böyle kavga edebiliriz. Bir tane var burada.
Bu da ona benzer bir şey. Tabii. Bunu anlattın sen. Üzerinde hiçbir yazı yok bunun. Bunun altını Türkçe yapmış. Benim sevgimle ismi zikretmiş. Yak yarab. Bitti. Yak yarab. Yak bunu. Normalde yaptıkları şey bu. Bunları da götürür insanlar onunla para veriyorlar.
Ya desem ki ben şimdi bunları bozuyorum size. Bana da para getirin. Herkes güdür güdür para da getirir bana. Çünkü bunları bozdurmak için de para veriyorlar. Yani dervişler bir de soyulmasınlar diye evlerinizde bulursanız alın getirin dedim ben. Yani yanlış anlaşılmasın bir ücret falan talep ettiğimizden değil mi? Ya ben okuyor öğretirim ya onları ben imha ederim. Ya insanlar bu noktada. Bunlar benim dediğimin harcında. Oturun bir gidin. Deyin ki hocam hadi. Bana bir Fatiha Şerife yaz. Hat yazısı ile alsın evine. E o. Yazan kimsesin ki ben 5 liraya yazıyorum yazsın. Bunda bir beis yok. Otur sen gören sen de yaz. Bunda bir beis yok. Allah muhafaza eylesin. Bizim şu aiden ziyade duaya ihtiyacımız var. Eşim iki buçuk aydır.
Hamile dualarımız da kısmetse amen ki duasından ayırılmamayı nasiben hayırlı bir evlat için dua etmek bu toplulukta istiyorum. Siz daha iyi bilirsiniz. Başkasının ettiği dua daha makbulmuş. Allah bu meclisimizi kabul adabına korusun. Amin. Allah sana da hayırlı evlatlaşsın. Allah sana da hayırlı evlatlaşsın. Sena maktümle hayırlı evlatlaşsın. Büyük hatmenin özelliği ve bereketi nedir? Yapacağımız hat müşerifin bereketlerini faydalarına ve zikrilerin faydalarından çıkarmışsın demiş. Bunları sona bırakmıştık. Öyleyse. Canım kardeşlerim normalde Diyarefendilerin hemen hemen büyük bir çoğunluğu hepsi de her perşembe hat müşerif ederlermiş. Bu zamanla sonra bu 15 günde bile çıkmış zamanla bu kaldırılmış.
Bu hat müşerifler uzun zamandan beri kaldırılmıştır. Yani yapmıyorlar. Şu anda normalde Türkiye'deki dergahların büyük bir çoğunluğunda da böyle bir şey yapmıyorlar. Cenab-ı Hakk'ın da olsun biz bu noktada böyle bir şeyi başarmak için değil veya bir şeyin havasını atmak için de değil. Kendimizce böyle ayda bir 45 günde bir inşallah böyle bir hem cemaat derlensin toparlansın birbirlerini tanısın yorsun. Ondan sonra hem birbirleriyle kucaklaşsın. Bu noktada bir de böyle güzel bir şey yaşansın. Tatlı bir şey yaşansın. Herkes birbiriyle hemhal olsun diye böyle bir şey başlattık. Cenab-ı Hakk'ın da olsa. Öyle gidiyor. Şimdi zikrullah Cenab-ı Hakk'ın emri ehl-i tasavvumunla yol gitmesi için zaruri olarak yapması gereken bir şey.
Zikrullah nur. Hem ruh hem kalbe hem vücuda hem madden hem manen kiva. Ve maddi manemi bir bereket, bir afiyet, bir ihsan. Gönül arzu eder ki bunu herkes tatsın, herkes anlasın, herkes yaşasın. Ve gönül arzu eder ki bu bütün insanların evinde otursun, kendisinde yerleşsin. Bu tip şeylerin oturması, yerleşmesi zaman meselesi. Alışılmış bir şey değil, öğrenilmiş bir şey değil, öğretilmiş bir şey de değil. Tuhaf geliyor tabii insanlara. Normalde işte kimisi diyor ki biz şu kadar yıllık dergahtayız, işte biz daha önce böyle bir şey görmedik. Daha önce böyle bir şey olmadı. Yaşanmadı. Şuydu budur. Ya bir şeyin on beş, yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl yaşanmaması demek.
Onun olmaması demek değil. Yani eğer bir gün gelir namazlar terk edilirse biz şimdi ya namazlar terk edildi. Sen bu namazı nerede çıkarıyorsun mu diyeceğiz bir kimseye. Sonuçta Abdülkadir Geylan Hazretleri kendisi hatme yapmış büyük hatme. Ve hatmesini de bugüne kadar dilden dile, gönülden gönüle, dergahdan dergaha gelmiş. Hamid-el Rıfa Hazretleri hatme yapmış. Şah-ı Nakşimendi hatme yapmış. Şah-ı Mevlana yapmış. Hacı Bektaş yapmış. Hacı Bayram yapmış. Ondan sonra aklınıza gelebilecek bütün İmam-ı Rabbani yapmış. İmam-ı Mansur yapmış. Aklınıza gelebilecek bütün pirler bu noktada hatme yapmışlar. Yani büyük ders yapmışlar. Ve o büyük dersi cemaat toplanan bir yere kadar toplanmış.
Ve ayda bir sefer, işte haftada bir sefer, on beşte bir sefer, sıkıntılı, bela, musibet, derdin. Ondan sonra her şeyin coğaldığı zamanlarda bazen öyle olmuş. Her gün hatme yapmışlar. Her gece. Her gece hatme yapmışlar. Kurtuluş Savaşı'nda bazı tarikatlarda her gece hatme yapılmış. Vatanın, memleketin düşmandan kurtulması için. Osmanlı zamanında bazı savaşlarda ehli tasarup gitmiş, savaş meydanlarının cephenin gerisinde her gün hatme yapmışlar. Her gün hatme okumuşlar. O mürşitler, o veliler, o büyük zatlar dervişleriyle beraber savaşa iştiraf edip askerin arkasında her gece hatme yapmışlar. Sabahlara kadar hiç uyumamışlar, itikaf yapmışlar.
Savaş meydanlarından. İtikafa, itikaf çadırları kurdurmuşlar kendilerine. Oturmuşlar. Orada asker savaştırken onlar da itikaf edip Allah'a yalvarmışlar, münacat etmişler. Bize fethi müesser eyle diye. Bize galibiyeti müesser eyle diye. O yüzden hatmeler, itikaflar, özel dersler çok ehemmiyet arz eder. O esnada açılmayan kapılar açılır. Yırdılmayan perdeler yırdılır. Kilipte olan her şey açılır. Kilipten çok olan bir şey varsa da kilitlenir. Bir kimsenin bu noktada sıkıntısı, derdi, manen, madden herhangi bir problemi var ise hatmede biiznillah Allah'ın izniyle şifa bulur. Biiznillah Allah'ın izniyle o yorgan bulur. Bu fakir çok defa denemiştir. Kendi üzerinde değil.
Başka kardeşlerin üzerinde çok defa denemişimdir ben. Elhamdulillah o kardeşlerin üzerinde çok tesirli olmuştur. Genelde de kadiri hatmesi yapmışımdır. Eski arkadaşlar bilirler. Kadiri hatmesiyle Allah'ın izniyle biiznillah onların dertlerine derman olmuştur. Onların hastalıklarına şifa olmuştur. Onların açılmayan kapıları açılmıştır. Onların olmayacak olan bir işleri olmuştur. İşte birisinin tayini için yapmıştır. Adam o gece gitmiştir. İşte kimisinin okul kazansın diye yaptık. Cenab-ı Hak okul kazanladı. İhtisas yapsın diye yaptık. Cenab-ı Hak ona ihtisas kapısı açtı. Bu noktada çok kardeş ihlasla, samimiyetle, muhabbetle, inanarak da o hatmayı yaptığında biiznillah Cenab-ı Hak ona bi kapı açmıştır.
Biiznillah açmıştır. Ha bu adam inanmazsa, kendi kendine ya olmaz böyle bişey ama gidiyormuş da filan diyorsa o da onun kendi bir cahiyiz, beni ilgilendiren bişey değil. Zikrullah büyük bir kapıdır. Zikrullah büyük bir afiyet ve lütuf kapısıdır. Zikrullah büyük bir münacat kapısıdır. Zikrullah sabır ve namaz insanı göğe uçurur. Zikrullah sabır ve namaz delilmeyecek yerleri deler, açılmayacak yerleri açar, yıkılmayacak yerleri yıkar, yapılmayacak yerleri yapar. Sizin aklınızdan şöyle geçebilir, ya bu iş olmaz, o iş olur. O iş olur. Ya bu olmaz, olur kardeşim o olmaz diye bişey yok. Cenab-ı Hak onu verir ve olur. Allah affetsin ben kendi nefsim için daha hiç itikama girmedim.
Ben ödemişe, Şeyh Efendi'nin göç oğlum ödemişe, göçtüm ben ödemişe. İki ay, bir buçuk iki ay hiç kimseye ders veremedim orada. Allah Allah, tıkandı kaldı ortalık. Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi ederim diye ben müsaade edin. Ben burada bir itikama gireceğim. Ne oldu oğlum dedim efendim hiç kimseye ders veremiyorum, tıkandı ortalık dedim. Ben bir yedi günlük itikaf yapacağım inşallah. Oğlum daha yeni göçtün oraya dedi, sıkıntı olacak sana. Dedim olsun efendim ben girmek istiyorum. Neyse girdim orada, ilk ödemişte camide orada yedi günlük itikaf yaptım. Yedi gün sonra Allah'ın izniyle şakır şakır şakır herkes dersini aldı, güldür güldür gitti. Ödemişi bıraktığımda yüz otuz yüz kırk kişiyle ders yapılıyordu.
Dokuz ay sonra. Yüz otuz yüz saydım, saydırdım musrisi. Dedim sayın benim meşhurttur ayakkabı saydırmam. Önceden ayakkabı saydırdım. Eski mahalledeki arkadaşlar bilirler. Hastalık kalmış. Şimdi bir yere derse giderken yine ayakkabıları sayarım ben. Saymam dersen yalan söylerim. Bir sırayı hemen sayarım yedi tane var kaç beş lira beş yedi otuz beş kişi var içeride elli kişi var içeride dedim girelim. Sayarım hastalık benden. Ve ayakkabıları sayaraktan oradaki mahalle çavuşunun o belgenin çalışıp çalışmadığına hükmedi. Bitti. Bursa'ya göçtüm ben Bursa'da da aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Burada da hiç ders veremiyorum.
Burada dedim ki Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Dedim efendim kapatayım burada. Alışkanlık oldu ya bizden. Tamam oldu. Cenab-ı Hak an da olsun burada da bir itikaf yaptık ondan sonra arkadaşlar an da olsun. Demek kapalı bir kilit işte. Biz de öyle inanmışız kendi kendimize. Açıldı gitti. İtikafın ayrı bir fasileti ayrı bir nimeti vardır. İtikafın ayrı bir teyzi ayrı bir terbiyesi ayrı bir derinliği vardır. İtikafın ayrı bir hali ve ahvali vardır. Bunu ham kapalılar, taş gönüllüler bilmez. Adamın gönlü taşlaştıysa bunu anlamaz. Anlasa sürüne sürüne gelir adam. Bunu anlasa sürüne sürüne gelir.
Yerini adam tutar 100 milyon seneyi yormayan günlük ben bugün derse geçerler. Yerini adam tutar 300 milyon seneyi yormayan kardeşimler derse gelir adam. Bilmezsiniz o tersin kıymetini. Allah bizi bilenlerden eylesin. Bu hatmelerin kıymetini de bilmez insanları. Hatme yapıyoruz tabi yorluyoruz insanları. Tersliyorlar ya uzun sürüyor. Nefes yetiremiyorlar. Diyorlar ki ya işte nereden geldik ya. İşte gelmeseydik biler. Ama onun kıymetini bilemiyor. Cenab-ı Hak bilenlerden eylesin. Cenab-ı Hak kümle bizi haf-ı muhafaret eylesin. Bir arkadaş olmuş büyü diye bir şey var mı diye var. Büyüye inanmak haktır. Kim büyüye inanmazsa küfre düşmüş olur. Allah muhafaza eylesin.
Ama büyücüye inanmak hak değildir. Bir kimse büyücüye inanarak büyü yaptırsa o küfür ehli olur. Ve bir kimse de büyü yaparsa o küfür ehli olur. İnanarak yaparsa. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ama bir kimse büyücüye gider de inanmazsa derdi dese ki ben büyücüye inanmıyorum. Ama gitmiş arkadaşlarımdan karşı. O günah-ı kebal işlemiş olur. Allah muhafaza eylesin. Büyücünün dediklerine inanırsa, büyücünün dediklerine inanırsa o zaman ona tehdit iman, tehdit-i nikah gerektir. Allah razı olsun. Hacı abimiz, malum tanıyorsunuz, tanımayanlar inşallah tanısınlar bizi. Allah rahmet eylesin. Üstadımız Hacı Abdullah Efendi'nin kendisi Nâk'i günün gavvasıydı.
Sivar'ın bir sorusu vardı. Ey iman ederler. Tövbe Suresi ayet 119. Siz salihlerle beraber olun. Biz günde beş vakit Allah'a dua ederiz. Fatiha-i şerifede. Ya Rabbi, namansın hem rahimsin. Kul, Rabbil alemin demekle San-u lillahi Rabbil alemin demekle hamd edilecek bir Allah'ı tanımıştır.
Bu imandır. Bu imandır. Fakat bitmez işi. Rahmanul Rahim-i Maliki'ye emetti. İman edenlere, binlere fazlı kerem edersin. Bu İslam'dır. Ve sen o din gününde merhamet edici, affedici, kapsayıcı, kucaklayıcısın. Bu İslam'dır. O kimse imandan sonra İslam'ın da tadını almaya başlamıştır. İyyâ kenab üzüve İyyâ kenastâ ihîn.
Ancak sana ibadet ederim. Ancak senden isterim. Her şeyim seninledir. İman etmiştir. İslam'ı yaşamıştır. Artık ihlas'ı yaşar. İhlas'la her şeyini Allah'tan bekler. her şeyini Allah'a yapar. Onun imanı artık kemale ermek üzeridir. Olgunlaşmak üzeridir. Her şeyini Allah'la, Allah'la halletmeye başlar. Onun artık gönlünde, kalbinde, ruhunda, sırrında şey şüphe kalmamıştır. Artık o isteyişini, yönelişini, ibadetini, tapınışını Allah'a yapar.
Bitmez kulun işi. Kulun işi burada da bitmez. Ve devam eder. Ehd-i nasrâ ben mustahiyim. Beni mustahiyimde eyler. Beni doğru yolda eyler. Ben her ne kadar seni tanıdıysam da, İslam'ı yaşadıysam da, ben her ne kadar ihsanı, ihlası yaşamaya başladıysam da, ben seni tanıdıkça, ben seni gördükçe, ben seninle oldukça, buna gücümün yetmediğini, buna kuvvetimin yetmediğini, buna aklımın yetmediğini, kendi kendime, seyfi iddâreye yetkili olmadığımı gördüm.
Ya Rabbi, aslında benim hiçbir şeye gücüm yetmezmiş. Aslında ben bir hiçmişim. Aslında benim kudret ve kuvvetim yokmuş. Ama ben bunu, bir rüddet yürüdükten sonra anladım. Önceden iman edeni kendim görürdüm. İslam'ın emirlerini, yerini getireni kendi aklımı görürdüm. İhlas noktasında durmayı, kendi kalbimden bilirdim. Kendi ruhumdan bilirdim. İhsanı kendimden bilirdim. İslam'ı kendimden bilirdim. İmanı kendimden bilirdim. Ama heyha! Bunların arkasında Ya Rabbi sen varmışsın. Sen doğru yola iletmezsen, biz doğru yolu bulamazmışız. Sen bizi istikamete koymazsan, biz istikameti bulamazmışız. Ben bunu ne zaman anladık, bu hale çıkınca anladım. Ve dedim ki, Sırat-ı Müstakim'de götüren sensin.
Sırat-ı Müstakim'de götüren sensin. Gördüm ki, Kudret senin. Gördüm ki, Kuvvet senin. Gördüm ki, İman senin. İslam senin. Hidayet senin. Yol senin. Yordam senin. Ya Rabbi! Beni Sırat-ı Müstakim'de eyle! Yetmedi Ya Rabbi! Yetmedi! Ben o Sırat-ı Müstakim'de dükdüzgün yürüyemem. Ben o Sırat-ı Müstakim'de yapayalnız yaşayamam. Ben o Sırat-ı Müstakim'de vahşedid içerisinde kalamam. O Sırat-ı Müstakim'de dahi olsam, Ben tek başıma yaşayamam. O zaman Ya Rabbi! O hani senin peygamberlerin var ya, Senin o hani peygamberlerden sonra gönderdiği salihler, veliler, O alimler, arizler, O kalbimi, bedenimi, O kalak, gönül görürler, Göz göz eyle!
Yolunda, izinde, Onların gölgesinde, Onların sahesinde eyle! Onlar nasıl görünüyse beni de öyle görür. Onlar benim elimi bırakmasınlar. Ben onların elini bırakmayayım. İnham etsin! Hani benden önce ihsan etmişin! Benden önce inham etsin! Benden önce umur etmişin! Pir etmişin! Sahabe etmişin! Peygamber etmişin! Benden önce kendine, ona vuskat ettirmişin! Benden önce sen ondan ecelle etmişin! Hem yaşarken, hem ördüğünde, Hem bu dünyada, hem öbür dünyada! Eyle! Eyle! Musadiklerle beraber eyle! Fatih-i Şerife ümmül kitaptır! Şerife kitapların anasıdır!
Fatih-i Şerife kitapların anasıdır derken, Dört kitabı kastetmiyorum! Dört kitabın dışındaki, alemdeki bütün kitapların anasıdır! Ruhumuzun anasıdır! Sırrımızın anasıdır! Kalbimizin, gönlümüzün anasıdır! Fatih-i Şerife, yaratılışın anasıdır! Yaratılışın! Fatih-i Şerife, var olmanın kitabıdır! Anasıdır! Var oluşu, Fatih-i Şerife'de bulabilirsiniz! Yolunuzu, Fatih-i Şerife'de bulursunuz! İhsanı, İslamı, tasavvufu, tarikatı, Fatih-i Şerife'de bulursunuz! Ehli tasavvufu, o rahıta dedi! Ve bir disiplin olarak tasavvufun içerisine koydu, O rahıtayı da, işte burada bulursunuz! Yâri! Yâ Rabbi bizi, o sırat-ı müstakimde eyledi!
O peygamberlerin, velilerin, evliyaların, nasfiyaların var ya! Evet! Biz onlarla beraber eyle! Başka bir! Övbe Suresi ayet 119 İman edenler, biz o salih kullarınla beraber olsun! Salihliğin birinci vasfı iman etmektir! Ondan sonrası İslam'ın hallerini yaşamaktır! Ondan sonra ihsanı yaşamaktır! İhsanı! Salih olabilmek için ihsan halinde olması gereken bir kimsenin! Eğer ihsan halinde bulamadıysa, o salih kullardan değildir daha! Olacaktır! Cezayi sorar! Ya Muhammed ihsan! Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmendir! Ben Allah'ı göremezsen dahi onun seni devamlı görüp gözettiğini hissedip öyle yaşamandır der! İhsan ehli olmak!
Devamlı Allah'ın kendisini gördüğünü, duyduğunu, işittiğini hissedip öyle yaşamaktır! İhsan ehli olmak! Yani günah-ı kebaidlerden uzak koymaktır! Yani Allah'ın emrettiği gibi dosdoğru olmaktır! Allah'ı sevmek, zikrullah'ı sevmek, Resulullah'ı sevmek, O'nun sünnetine uymaktır! İhsan ehli olmak! Kur'an'ı Kur'an gibi bilip, İslam'ı İslam gibi bilip O'nun peşine düşüp Ram olmaktır! İhsan ehli olmak! Allah'ı, Allah'ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmektir! İhsan ehli olmak! Sizin gözünüzün gördüklerinden daha fazla beni sevmedikçe muhakkak imanımız Kemal'e ermek! Muhammed Mustafa'yı öyle sevmektir! İhsan ehli olmak! Kendi canından geçmektir! İhsan ehli olmak! Hanımından, çolundan, çocuğundan, parandan, pulundan, makamdan, mevkinden, saçından, sakalından, ihtiyarından, yaşlığından!
Geçip! Allah'a teslim olmaktır! İhsan ehli olmak! Cemindekini düşünmemek! Arkandakini düşünmemek! Sağlığını düşünmemek! Önünü düşünmemek! Arkanı düşünmemek! Ve İlahi aşka rağ olup yürümektir! İhsan ehli olmak! Nedenin, niçinin, nasılın olmadan hesapsız ve kitapsız beni yaşamaktır! İhsan ehli, ertesi gününe mektup yazmaz! İhsan ehli, bir yıl sonrasına mektup yazmaz! İhsan ehli, bir saat sonrasına mektup yazmaz! Eğer bir saat sonrasına mektup yazıyorsanız, bir ay sonrasına mektup yazıyorsanız, bir yıl sonrasına mektup yazıyorsanız, vallahi ihsan ehli değilsiniz! İhsan ehli, o Muhammed-i Mustafa, ertesi güne mektup yazmadı! O Muhammed-i Mustafa, ertesi güne hesap yazmadı!
İnadına, tasavvuf adına! Siz, bir yıl sonrasına, siz üç gün sonrasına, beş gün sonrasına mektup yazıyorsanız, İhsan ehli Allah'a hesap vereceğini düşünerekten yaşar. İhsan ehli o gece musallat taşında kendisini görür. İhsan ehlinin gözünde musallat taşı bir an kalkmış olsa imanından şüphe eder. İhsan ehli bir an ölümün nefesini ensesinden kaldırdığını hissetse imanından şüphe eder. İhsan ehli. Asla ve asla. Asla ve asla. Asla ve asla. Hesabın ensesinde hiçbir zaman kaldır. Allah bizi onlardan ensedir. İşte Allah bize ihsan ehli olmamızı emreder. Ve ihsan ehli olamazsak da ihsan ehli olmuşlarla beraber olmamızı emreder.
Salihlerle beraber olmamızı emreder ki kendimizi sıratı müstakimde tutalım. Salihlerle beraber olmamızı emreder ki dinini ayakta tutalım. Salihlerle beraber olmamızı emreder. Ve o yol burada koşturmamızı emreder ki dinin ayakta hazilet değildir. Dinin ayakta bir şey değildir. İkramdır, ihsandır.
Ayakta kalması tabiri caizse bir hazinenin bir hazinenin sonraki nesle teslim edilmesidir. O yüzden ihsan ehliyle beraber olmak bazı imamlar açısından farzayındır. Salihlerle beraber olmak, onların yolunda olmak, onların bereketinde, ihlasında, samimiyetinde, izinde olmak farzayındır. Ahiyetle sabittir. Ahiyetle sabit olan zaten farzıdır. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden yalnız bu sadece bedenen, ceseden beraberlik değildir. Bu meseleyi sadece bedenen ve ceseden beraberlik olarak algılarsak yine ayağımız tam yere basmaz. Bu beraberlik hem madden hem manendir. Bu beraber olma, bu beraber yol gitme hem zahirendir hem batınendir. O yüzden bir zahiri vardır, bir batını vardır. Rabıtanın zahiri nedir? İşte buradadır.
Herkes burada şu anda. Aynı yolda, aynı noktada, aynı nefeste buluşmuşsuz birleşmişiz. Bu Rabıtanın zahiri olanıdır. Cehri olanıdır, tecelli edenidir. Batını olanı vardır. O kimdir? O naçardır şu anda. Buraya gelmeye muhtedir değildir. Gücü yetmemiştir, parası yetmemiştir, zamanı yetmemiştir. Gönlü buradadır. Gönlünü buradadır, aşkı buradadır. Gönlünü dayar şimdi o. Yağret bir orada, haklı yapacaklar. Keşke ben de orada olsaydım. Rabıtanın manevisi de buradır. O kimdir burada olur. Bezgeşi sevdiğindedir. Buhari hadisi Şerif. Ağabeden birisi ağlar, perya, figan. Resulü der ki seni ağlatan nedir? Ya Resulallah ben cennetlik olacağımı ümit ediyorum. Ama cennette seninle beraber olabilir miyiz? Olamaz mıyız?
diye içimde bir korku var. O korkuyla alıyorum ya Resulallah. Acaba biz seninle oranda beraber olabilecek miyiz? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunun karşısında bütün vücudu ile beraber kızma o sahabeye döner. Der ki kişi sevdiğiyle der, kişi sevdiğiyle der, kişi sevdiğiyle der. İşte rabıta budur kardeşlerim. Siz sevdikleriniz dersiniz. Neyi seviyorsanız hani Hazreti Mevlana buyurmuş ya neyi seviyorsan olsun demiş. Çok delin ve çok ağır bir lahtır. Kenarsız bir lahtır bu. Bu böyle herkesin söyleyeceği bir laht değildir. Bunun dibi yoktur. Bunun kenarı yoktur. Bunun yüksekliği yoktur. Neyi seviyorsan olsun. O yüzden bunun ne derinliği vardır ne kenarı. Bunun içinden çıkmak herkesin harfi değildir.
Tamam güzel bir sözdür ve doğru bir sözdür. Neyi seviyorsanız olsun. Siz Muhammed-i Mustafa'yı seviyorsanız evet onun yolundan gidin onun sünnetini uygulayın. Onu sevin her şeyinizden fazla. Ve göreceksiniz ki bütün sıfatlarınız Muhammed-i Mustafa'ya benziyor. İşte siz sevdiğinizdir. Sevdiği gibi olmak onun sıfatlarını üzerinde taşımaktır. Ona benzemek demek değildir. Hiç kimse hiçbir şey Allah'a benzeyemez. Hiçbir şey Allah'a benzemez. Hiçbir şey. Ama Allah'ı insan çok severse Allah'ı sıfatlarıyla sıfatlanır. Allah cömerttir. O sıfatıyla sıfatlanır. O da cömert olur. Allah kerimdir. Onun sıfatıyla sıfatlanır. O da kerim bir insan olur. Allah merhamet sahibidir. O da onun sıfatıyla sıfatlanır. O da merhamet eder.
Kime? Allah'ın kullarına, Allah'ın yarattıklarına. Ama sivral kıllar burayı anlayamamışlar. Allah'ı sevmekle Allah olacaklarını zannetmişler. Onu kastettiğini zannetmişler. Kayakları kayır. Allah muhafata eylesin. Kişi sevdiğinin sıfatlarıyla sıfatlanır. Yani özelliklerini taşır. Bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sever. Onun sıfatıyla sıfatlanır. Onun özelliklerini üzerinde taşır. Demedi mi Allah Celle Celaluhu? Allah'ı zihredenler için peygamberde çok güzel örnekler vardır. O zaman biz onun örneklerine bakarak da, onun hal ve hareketlerine, yaşantısına bakarak da ondan güzel örnekler olur ve onunla beraber olmaya çalışırız sıfatlar dairesinde. İşte salihlerle beraber olmanın bu noktada, zahiri noktadaki hali hep beraber buradayız şu anda.
Ama bunun asıl hali, haliyle hallenmektir. Onun özellikleriyle özellenmektir. Bunun o zaman sırdaki hali de o kimsenin, o kimsenin o dairesinin o noktasına çıkmaya çalışmaktır. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Maddi manevi salihlerle beraber olanlardan eylesin. Bu manada yalnız ibadet etmez derviş. Zikrularını yapacağı zaman eğer derviş ise, iki dizinin üzerine oturur der ki yarati, ben şimdi Fatiha okudum. Beni salihlerle beraber eyle dedim. Beni o sırat-ı müstakimde peygamberlerle, o nebilerle, o emliyalarla, velilerle beraber eyle dedim. Onlar şimdi benim etrafımda, onlar benim yanımda, onlar benim içimde der. Dersini öyle çeker ki dersi ders olur. Namazı namaz olur. Eğer öyle ibadet işlerse, eğer yolda öyle yürürse onun yolculuğu yolculuk olur.
Yoksa yolda avara var, birbirinde ne varmış, yok fugarının eteği nasılmış, yok bu adamın saçı neymiş dedi. O da onlarla beraber olur. Bak, sen onunla beraber oluyorsun. Öbürki yolda giderken Allah, Allah, Allah, Allah kimle beraber? Öbürkü de bakıyor, vay la bu kazak ne kadar güzelmiş ya, kaç paramış ya, rengi nasılmış? Kazakla berabersin. O da vay la, arabaya bak, arabayla berabersin. Allah'la beraber ol, Allah'ı zikret. Resulullah'la beraber ol, onu aklına getir. Onunla aranda bir bağ kur, bir rabıta kur. Allahümme sallallâh seyyidine ya Muhammedler. Sanki önünde o yürüyormuş gibi gör. Kalabalıklığın içerisinde rabıtanı kur. Sanki çölde yapayalnızsın. Karanlığın içerisinde kalmışsın.
Bir ışık, Muhammed-i Mustafa. Gelmiş önünde yürüyor senin, gözünü açıyorsun. Çölde yapayalnızken bir bakmışsın ki önünde yürüyor senin. Önde o serbeli kâinat, o Muhammed-i Mustafa. Adıma sen de adımına. Bak o zaman yolculuğum nasıl olacak? O kalabalıklığın içerisinde kalabalığı mı göreceksin, Muhammed-i Mustafa'yı mı göreceksin? Bak o zaman Muhammed-i Mustafa'nın nefesini mi alacaksın, yoksa kendin emesini mi alacaksın? Bırak insanlar senin hakkında ne diyorlarsa desinler. Desinler ki ya ne musallâh pati gidiyor, ne bu kafasını kaldırmıyor. Ne ya sanki içerisinde birisiyle konuşuyormuş gibi gidiyor. Ne diyorlarsa diyecekler bu dünya geldi geçti.
Sen onunla beraber olmaya çalış. Bir an versiyonu. Sen üstadınla beraber olmaya çalış. Sendeki o bak bize böyle bir zikrullah talim ettirmişti. Çarşıda giderken Allah demeyi öğretmişti. Çarşıda giderken sanki önünde Resulullah sallallahu aleyhi vesellemiş gibi yürü demişti. Yürüyün çarşıda giderken önünüzde Muhammed-i Mustafa'nın öteğine bakabilirdiniz. Göğüslerine bakabilirdiniz. Hangi kadının kalçasına, kıyafetine bakabilirdiniz. Kisikliğiyle uğraşabilirdiniz. Kimin neyiyle uğraşabilirdiniz. Hem dahi de hem billahi de yerin dibine girerdiniz. Bakamazdınız hiçbir yere. Sakalları şöyle ki ya Resulullah seni sakalın bir sakal bırakmadın. Sen gibi sarıklı dolaşamıyorum. Ben senin gibi önüme bakamıyorum.
Ya Resulullah şu karanlığın içerisinde, şu yalnızlık vahretinin içerisinde. Beni yalnız bırakma. Ölüme düş mihmanlarım ol. Ölüme düş ışığım ol. Ölüme düş doğru ol. Ölüme düş yoldaşım ol. Ölüme düş benim müreddim ol. Ölüme düş ya Resulullah. Eteğinden tutayım, evinden tutayım, asandan tutayım, sarından tutayım. Senin tozundan tutayım, senin ışığından gelen gölgene tutunayım ama sana tutunayım. Önümüzde yürüsün biz onun arkasından. O yeter ki önümüzden yürüsün. Arkasına bir asasını veya sarının ucunu veya cübbesinin ucunu bize uzarsın. Razıyız. Ona tutunamazsak yolumuz harap, içimiz harap. Ona tutunamazsak sonumuz harap. Ona tutunamazsak vallahi bir karanlığa gideriz. Billahi karanlığa gideriz. Bütün güneşler sönmeye mahkum. Bütün yollar dağılmaya mahkum. Bütün herkesin yolu var.
Bir tek Muhammed-i Mustafa Hanım değil vaki. Bir tek onun yolu ebedi. Bir tek onun yolu pırıl pırıl pırıl. Bir tek onun ışıklandırılmış, bir kasış yok. Hiçbir virajı yok. Dümdümdümdüm. Kedi gidebildiğiniz yere kadar hiç bir şey yapamıyorsanız, onu görmeye çalışın. Onu sevin ama onu sevmek demek onun sıfatıyla sıfatlanmak demek.
Onu sevmek demek onun elinden tutmak demek, onu sevmek demek onu her şeyinden fazla sevmek demek. Gelin Muhammed-i Mustafa'yı seveyim. Gelin onu seveyim. Gelin o zaman onunla beraber olacaksınız zaten. Ve işte o saliflerle, o peygamberlerle beraber olmayı yaşayacaksınız. O salihlerle beraber olmayı yaşayacaksınız. Nasıl yaşayacaksınız? Gelin Abdülkadir Kehli Halim'den, bu ailesinin hayatına bakın. Gelin onların o Sırat-ı Mustakim'den Muhammed-i Mustafa'nın şemciyesi ve gölgesi vesayesi altında açtıkları umurlu yorda yürüyün. Ahmet'in, Mehmet'in, Hüseyin'in insanların heva, insanların iki rüya görüp, üç rüya görüp, dinini bozdukları yolda değil. İnsanların kayıptan, hapten, dinlerini ifsat ettikleri yolda değil.
Gelin o Muhammed-i Mustafa'nın takip. İşte o zaman o Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu alacaksınız. Ama seher vatbinde alacaksınız. Ama zikrullahın en anılmaz bir yerini de alacaksınız. Ama hakmenin içerisinde, hasminallahu mevvecil derken, gelip başınızı okuşacak. O zaman anlayacaksınız kokusunu. Ama gerçeklerinizi haydar içine düzeltecek. Ama gerçeklerinizin başını okuşacak. Ama önünüzün gerçek gözlerini mesletecek. Ama gerçeklerinizin başını mesletecek. Hiçbir şeyin yokken geleceksiniz. Hissedeceksiniz. Eğer görmeye gözünüzü, hissetmeye kalbiniz, dinlemeye kulağınız var, görecek, duyacak ve hissedeceksiniz. Ama gelin o Muhammed-i Mustafa'yı seveyim. Hayatım boyunca şunu hiçbir zaman demedim.
Gelin Mustafa'nın bakımını demedim. Bir günden bir güne bireyim. Gelsin benim ağız kasım lafıma. Hayır söyledim. Gelin Allah'ı seveyim, Resulullah'ı seveyim. Sizden başka hiçbir şey istemiyorum. Resulullah'ı seveyim. Seveyecek başka hiçbir şey yok. Gelin Resulullah'ı seveyim. Gelin Allah'ı seveyim. Gelin o yol dersiniz engellemeyin. Allah'la savaşıyorsunuz. Benim velilerim mahsum olmaz da, mahsum olmaz da, iki dünyada da Allah'a müjdeler vardır. Müjde var. İnsanların müjdesine ihtiyacı yok.
İnsanların alkısına ihtiyacı yok. İnsanların köp vermesine ihtiyacı yok. İnsanların bir şeysine ihtiyacı varsa o da veli değil. Bilal ki de veli değil. Alkın çivici bunun veli olmadığına dair. Veli ancak Allah'a ihtiyacı yok. Veli. İnsanlar hele sanılan veli olmaz. İnsanların bir tavak yemeğine, bir tavasına, yüz lirasına bir masum olmazlar, mahcup olmazlar.
Onlar adam toplamaya çıkmazlar. Onlar insan toplamaya çıkmazlar. Onlar kendilerine üye kaydetmeye çıkmazlar. Onlar Allah ve Resul'ün anlatırlar. Onlar Kur'an'la anlatırlar, sünneti anlatırlar. Onlar o yılda gitmişlerdir. İşte Cenab-ı Hak onlara o yüzden der ki, onlar mahcun olmazlar. Onlara mahcum da olmazlar. Onlar iki alemde de müjdeler vardır. Ve Allah Resul'ün nasıl alırlar bunu? Ya Resulallah bu nesil haldir? Allah Resul'ü der ki, eğer ki siz Allah'ın belirlerine laf söyler, savaş açarsanız. Vallahi aslanın avını vurur da sizden intikamın alırlar. Adam köşeyi döner, ya Rabbi der. Uludağı yerinden kalır, bilemezsin.
Adam köşeyi döner, ya Rabbi der. Uludağı gölü kalkar başka bir yere. Siz buna inanmayabilirsiniz. Evet, dediklerinde geri çevirmez. O yüzden onlarla beraber yol gitmeye çalışın. O Allah'ın sevdikleriyle beraber olmaya çalışın. O Allah'ın sevdikleriyle beraber Allah'a doğru yol gidin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinden doğru yol gidin. Eğer gidebiliyorsanız, ne kadar gücünüz yetiyorsa, ne kadar nefesiniz yetiyorsa, ne kadar ne kadar kudret ve kuvvetiniz varsa, size tavsiyem yok. Allah cümlemizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak hepimizi korusun. Cenab-ı Hak hepimizi kendi yolunda istihdam eylesin. Cenab-ı Hak hepimizi İslam, iman, Kur'an yolunda istihdam eylesin.
Cenab-ı Hak hepimizi Muhammed-i Mustafa'sına dost kılsın. Recepullah'ına dost kılsın. Cemalullah'ına dost kılsın. Cebrail'ine dost kılsın. Gök halkına dost kılsın. Üç ilah kifat. Evela bizzat hatika inat sebebi nefesat. Seyinde Peygamber Efendimiz sallahu aleyhi ve sellem.
Mübarek. Bu şerterle. İr'â riyâli müzene mürekest. Sazıdık oora. Fârî Resûl-i bünye aliyyâ. Bâhân nefesat. Hâd-ı Resûlullah. Zevcehatu resulullah. Haslârı resulullah. Şehidâr resulullah. İmam-ı İmam-ı Adın. Hânefe. İmam-ı Şe'abd. İmam-ı Mâlik. İmam-ı Hanbel. İmam-ı Eşher. İmam Muhammed, İmam İmamoğlu, İmam İmamoğlu, İmam İmamoğlu'nun hediyesi duası ve sadar eyle, Ya Rabbi. Sadar eyle, Ya Rabbi. Sadar eyle, Ya Rabbi. İdadını, hükümetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme, Ya Rabbi. Kur'an'ı, İslam'ı, peşedikleri bizlere davranmayı peşemek nasip ve müessel eyle, Ya Rabbi. Bütün ilaç müfaatleri yaşayalım. ... Geçmiş şerefendilerimizin, üşüd canımızların, velilerin, salihlerinin, salihlerinin, ulemanın, ruhlarına elde edilirsen, vasıfıysa daha helal olsun.
Amin. Muha'l-i Hazret'e sağ olan bütün üşüd canımızların, velilerin, salihlerinin, ulemanın, ruhlarına elde edilirsen, vasıfıysa daha helal olsun. Amin. Yazımız Banyal-ı Mustafa Özban ve Ahmet-i Gürselen'in, elde edilirsen, vasıfıysa daha helal olsun. Amin. Banyal-ı Mustafa Özban ve Ahmet-i Gürselen'e gelmiş geçmiş aşkan, sadikan, muhibban, la ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah diyen, mümin, müminat, müslim, müslüman, kalp ve ehl-i İlmanın da ruhlarına elde edilirsen, vasıfıysa daha helal olsun. Amin. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah el-azîmen kerim, el-azîlâh-i İlahe-i İlahe-i İlahe-i …

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi