Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:07:57
Allah gecenize hayır etsiniz. Allah'ın gücün. Cenab-ı Hak gündüzcünüze hayırlı eylesin. Hayırlı gücünüze hayırlı eylesin. Duanın önemli mahiyeti ve müminin hayatındaki yeri nedir? Duamız nasıl olmalı? Kısa dua etmemek, nasipsizlik nedir, edepsizlik midir? Allah razı olsun. Dua müminin silahı, dua zikir, dua kulluk, dua Yaradan'ı tanımak, dua Yaradan'a güvenmek, dua Yaradan'a sığınmak, dua idrak etmesi.
Kulun kendisini dinleyen, dualarını kabul eden bir Allah'ın varlığına delil getirmesi, kendi nefsinde. Dua Allah'a gidilen bir yol, dua Allah'la muhabbet, dua isteklerini karşılayan bir zatın varlığını görmek, bilmek, idrak etmek. Dua bu yüzden ibadet, dua bu yüzden farz, dua bu yüzden sünnet, dua bu yüzden nafile bir ibadet.
Hem farz, hem sinnet, hem nafile. Dua bu manada kulluğunda kemale ermesidir. Duanız olmasaydı ne işe yarabını demiş Cenab-ı Hak. Allah bizi muhafaza eylesin. Duanın makbul olanı, gönülden olanı, istekten olanı. Duanın makbul olanı, kalben irtibat halinde olduğu an.
Duanın makbul olanı, bir insanın gösterisiz, riyasız, kibirsiz Allah'la irtibat etmesi. Duanın makbul olanı, bir kimsenin kulluğunun idrakına vardığıyla alakalıdır. O yüzden muhakkak ki hadislerle sabit olan dua zamanları var. Cuma saatinde yapılan dua, arefe günlerinde yapılan dua, bayram sabahlarında yapılan dua, perşembe geceleri, yani cuma geceleri, bu gece yapılan dua, seher vakitte yapılan dua, gece namazından sonra yapılan dua, mazlumun duası, fakirin duası, misafirin duası, anne babanın duası, salih insanların duası,
peygamberlerin duası, makbul ve makbul saatler ve zamanlar. Beytullah'ta yapılan dua, şu anda zulüm altında, işkence altında, işgal altında inim inim inleyen Mescid-i Aksa'da yapılan dua, Medine-i Münevvere'de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kavr-i şerifinin başında ve Medine'de yapılan dua, peygamberlerin kabirlerinde, salih insanların kabirlerinde salihleri vesile ederekten yapılan dua, Bunlar hep makbul olan dualar. Zikkullah'ta yapılan dua, namazdan sonra yapılan dua, ezandan sonra yapılan dua, ezanla kavmet arasında yapılan dua,
bunlar bu zamanlarda hadislerle sabit olur, dua yapılması en fazla mededilen günler, Arafat'taki yapılan dua, Arafat günü yapılan dua gibi. Bunlar daha unuttuklarımız, hatırımıza gelmeyenler vardır. Muhakkak ki, bu mübarek mekanlarda, yani mübarek mekan dedim, üç tane mekan vardır, mübarek mekan. Beytullah, Medine-i Münevvere ve Mescid-i Aksa.
Müslümanlar için bu üç mekan mübarektir. Üç mekana olan yolculuktan Allah hesap sormaz. Bu üç mekana ziyaretten dolayı Cenab-ı Hak harcanan paraya, harcanan nefese, harcanan gayrete Cenab-ı Hak sevap verir. Bunun haricinde siz bir mescide, bir camiye, işte kabri şerifi ziyaret etmek için giderseniz, bu dinle sevap hükmünde değildir.
Yani biz gidelim bir Süleymaniye'de namaz kılalım gelelim dediğinizde, Süleymaniye gidiş ve geliş yol olarak bu size sevap olarak yazılmaz. Namaz ayrı meseledir. Çünkü mübarek mescit üç tanedir. O mübarek mescitlere seyahat etmek sevaptır. Geri kalan nedir? Bir kimse kültürünü görecek, kimse bu noktada dinine sahip olacak, dini mekanlarına sahip olacak, bu manada o zaman söylenecek bir şey olmaz. Ama meselemiz dua, o yüzden dua edin her şeyinize. Dua istemektir. Der ya Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem bana Allah'tan başka hiçbir şeyden, hiçbir kimseden hiçbir şey istememeyen sözlerin, ben de size cenneti söz vereyim. Der ki bu zerik ifare, ya elbazar bana bir şeye söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim. İyi düşün. Düşündüm ya Resulallah.
Tekrar söyler, iyi düşün. Düşündüm ya Resulallah. Tekrar söyler, üçüncüsünde düşündüm ya Resulallah. Ya Ebuzer, hiç kimseden hiçbir şey istememeyen bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim. Verdim ya Resulallah. Düşen ayakkabının bağı dahil ver. Düşen ayakkabının bağı. Hz. Ebu Bekir Efendimiz bir yere ziyaret ekler, teftişe, Emre'l-i Mümin'ince deveden iner, kırbacını alır.
Derler ki ya Emre'l-i Mümin'in bize söyleseydin, biz senin kırbacını verirdik. O da der ki biz Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söz verdik. Hiç kimseden hiçbir şey istememez. Düşen kırbacımız da buna dahil. Kimden istiyorlar? Allah'tan. Bineğinden düştüğünde, kırbacı düşerse elinde bineğinden, onu Allah'tan istiyor. Onu Allah'tan istiyor.
Eğer gücü yoksa inmeye, zamanı yoksa diyor ki Ya Rabbi benim kırbacımı verdik. Bu size tuhaf gelir. Böyle istemek size tuhaf gelir. Niçin biliyor musunuz? Hepinize tuhaf gelir. Biz Allah'a olan inanımız bu noktada, kemal noktasında değiliz. Hani rivayetle anlatırlar ya, İbrahim Ethem Hazretleri ne yapıyormuş? Sandalda yırtığını söküğünü yamalıyormuş.
Bir rüzgar etsince, dargolunca denize düşmüş iğnesi. Onu rivayet ederler, işte balıklara söyledi diye. Halif dururken balığa söyler mi? İbrahim Ethem Hazretleri. İbrahim Ethem, İnem Ya Rabbi der, İnem. Balıklar ona altından bir iğne getirdiler. Balıklar ona altından bir iğne getirdiler. Sen kimden istediğini bilirsen, kimden istediğini bilirsen merak etme. Düşen bakırın sana altın olarak geri döner.
Senden düşen değersiz, altın olarak geri döner. Sen altın olarak döndürecek olana güver. Altın olarak döndürecek olanla irtibata gir. Sen altın olarak sana iade edecek olan, verecek olanı iyi zikret. Bazen tuhafına gidiyor arkadaşlarım, bana telefon açıyorlar sonra. İşte Efendimiz tuhafınıza gitti. Peynir ekleyin ister ki bir isteyin Allah'tan diyorsunuz diyorlar. Bu size tuhaf geliyor. Eşinizden istemeye utanabilirsiniz. Annenizden, babanızdan istemeye utanabilirsiniz. Kendi malınızı, kendi tasarrufunuzun altında olanı dahi istemekten utanabilirsiniz. Çekinebilirsiniz. Allah'tan istemek için çekinmeyin. Allah'tan dua etmek için çekinmeyin.
Sıralayın, dua edin. Ey Habibim sana sorarlarsa benden de ki onlara. Dua ederlerse dualarını kabul eder. Allah'a dua edin. Her şeyinizi Allah'tan isteyin. Ona arınmış olanlardan başkası el süremez. Dizal-i Kur'an'da Seyyid Kutup tefsirine nihayet Kur'an yeryüzünde temiz ve pis, mümin ve kafir herkes elleyebilir diye tefsir edilmiş bu konuda siz ne buyuruyorsunuz? Birisi de öyle tefsir edebilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında ve azsa ve tabi abdestiz Kur'an'ı elemezlerdi. Kur'an'ın içerisinde durursa böyle bir çantanın içerisinde, bir torbanın içerisinde Kur'an'lık kapı var onun içerisinde olursa, Musab'ı böyle alabilir, elleyebilir, götürebilir, taşıyabilir. Hanefiler bu noktada hemfikirler.
Ama bir kimse abdestsiz olarak Kur'an'ı Kerim'i alıp açıp okuyamaz. Abdestsiz olarak dokunamaz. Kadınlar da buna dair. E şimdi televizyonda bazıları çünkü o Ramazan'da bir programda bir profesörü dinledik, elleyebilir diyor. Bakabilir, okuyabilir diyor. Ben onlara katılmıyorum. O yüzden kardeşler Kur'an'ı Kerim'i okuyacakları zaman temiz abdest alıp okusunlar.
İşte bir şey yapacakları zaman gusursuz olanlar muhakkak okusunlar. Bununla alakalı talebelerle alakalı bir mevzu oldu. Ben kendim okumadım. Bir kardeş belirtti. Maliki mezhebi kız çocuklarının veya kadınların, Kur'an'ı Kerim okurken veya okuturken, öğrenirken veya öğretirken muayyen zamanlarında onların öğrenme kastıyla talebelerin ve onları okutanların okuyabileceğine dair hükmetmiş. Ben kendim okumadım. O yüzden bir şey diyemeyeceğim. Doğruysa ben İmam Maliki'nin bu noktada fetvasına katılmıyorum manasında değil. Doğrusa katılıyorum. Yolda abdestsiz yürürken La ilahe illallah çekmek ve hem dediğinde sevap var mıdır? Evet. Kim La ilahe illallah der ise onun en alt karşılığı cennettir. Kim La ilahe illallah der ise karşılığı cennettir.
Benim kal'amdır, nimetin kaladır. Kim benim kal'ama sığınırsa var mı başka dametin kale? Kalesinden daha sağlam kale mi var? Onların kalesinden daha muhkem bir kale mi var? La ilahe illallah'a devam. Nice salih kulları vardır. Bunlar birinci makam, ikinci makam, üçüncü makamdadırlar. Allah kaçıncı makamdan razı? Makam atladığını nasıl anlarsın? Razı olduğu makama nasıl gelinir? Ooo! Masallukta bir nefsin meratibleri vardır. El mare, levvame, mülhüme, mutmainne, râdiye, mâdiye, sâfiye diye.
Bir de kalbin dört hâli vardır. Kalbin de ayrı dört tane meratibi vardır. Kalp sırrın arkasında sır ve sırrın arkasındaki gizlilik olarak sıralayabiliriz. Hadis-i Kudsi ile sabit. Eğer makamdan kasıt nefis meratibi ise Allah'ın razı olduğu nokta mutmainne makamıdır. Gelme yolu kısaca bir kimsenin farzları yerine getirmesi, nafilelerle Allah'a yaklaşması, Allah'ı sevmesidir.
O zaman bir kimse ilk önce iman eder. İman ettikten sonra farzları yerine getirir bunu haramlardan kaçırmak dahil. Ondan sonra da ne yapar? Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Dördüncüsü ne? Allah'ı sever. Eğer bu hâle geldiyse o kimse mutmainne makamına gelir. Cehri-i zikir erbabı olan rüyalarını da görür.
Ona rüyasında bir esma verirler. Şu esmayı çekeceksin veya o esmayı çektirirler. Genelde üstadı onun eğer ki gerçekten esmasının değiştiğine işaretse, üstad onun esmasını değiştirir. O kimsenin haramlardan uzak durması, farzları yerine getirmesi ile alakalıdır. Bu nefsin meratipleridir. Siz ne kadar nefsinizi bu noktada terbiye ederseniz, haramlardan uzak durup şüphelilerden kaçınırsanız, ne kadar farzları yerine getirip ibadet noktasında nafilelerle Allah'a yaklaşırsanız, güzelleştirirseniz nefis meratibi olarak yol alırsınız. Yol herkese açıktır. Ehli tasavvuf olana da olmayana da açıktır burası.
Yol bütün ümmet-i Muhammed'e mütalik bir şeydir. Ne kadar bazı ehli tarikat bunu işte muhakkak tarikat terbiyesinin altında olması gerektiğini beyan etmiş olsa dahi, ben bunu bütün ümmet-i Muhammed'e açık bir yol olarak görüyorum. İlla ki burada bir tarikat erbabı olması, bir tasavvuf ehli olması şartı yoktur. Kur'an bellidir, sünnet bellidir, hadisler bellidir, haramlar, helallar bellidir. Kim bu noktada din, Kur'an, sünnet ve imanların iştahıysa, bunlara sımsıkı tutunursa, o kimse nefis meratibi olarak yol yürür. Siz bugüne kadar bu meseleyi böyle öğrenmediniz. Bunu geçmiş öğreticileri suçlamak için söylemiyorum. Bakın tekrar söylüyorum, bu yol bütün herkese açıktır. Bu sahabenin, bu tabiinin, tebae tabinin yoludur.
Bu yol bütün iman eden herkese açıktır. Gece namazının belli bir terbiyesi yoktur. Yani belli bir müsaadesi yoktur. Üstad'a sormaya gerek yoktur. La ilahe illallah demek için Üstad'a sormaya gerek yoktur. Allah'ın namazı kılmak için, dua namazı kılmak için. Üstad'a sormaya gerek yoktur. İsra namazını Üstad'a sormaya gerek yoktur. Hadislerle bellidir, sabittir. İmanların iştahlarıyla sabittir, bellidir. Bu kadar yaygın olmasından insanlar gidip bunları tarikatlardan öğreniyorlarmış. Bizim bir kısmımız daha, yani buradaki derslerin veyahut da bizim cemaatimizin çalışmalarının bir kısmı bu noktada zaten.
İnsanlara dinini öğretmek. Dinini yaşamasına vesile olmak. Bu noktada çaba içerisinde olmak. Bu vazifesiz, bu vazifesiz bir cemaatın olması mümkün değil zaten. Bir cemaata, bir tarikata, bir topluluğa gitme şartı yok. Evine ayet, hadis, imanların iştahları evinde okursun. Yapabildiğin yere kadar yaparsın. Genelde insanlar fıkkınlık gösterirler, yürütemezler, yapamazlar. Er cevap doğru. Ama bu yolu kapatamayız. Hümet-i Muhammed'in içine atılmış bir el bombası. Yani bir kimse dinini öğrenmesi için mutlaka bir tarikat erbabına gidip müntesip olması lazım. Veyahut da bir cemaate gidip müntesip olması lazım.
Gerekli şart, onsuz olmaz gibi önümüze konuluyor veya insanların önüne konuluyor. Bu yanlış. İman edenlere, inananlara değil. Farklı. Zor olanı başarabilir, yürüyebilir eyvallah. Asıl sorulması gereken, asıl anlaşılması gereken şey başka. İnsanda bir kalp vardır. Kalbin içerisinde bir sır vardır. Sırrın arkasında bir sır vardır. Sırrın arkasında bir gizlilik vardır. Elini kaldırsın. İşte tasavvuf budur. Buna bir üstad gerekli.
Kardeşlerini, arkadaşlarını yürütecek üstad kalır. Olmak kolay.
Kardeş şeyh. Bir kutsi. İçinde bir sır vardır. Arkasında bir sır daha. Sırrın arkasında gizlilik, gizlilik vardır. Bu yoldan yürümek için üstad lazım. Yürümek için delil lazım. Yürümek için veli lazım. Mürşid-i kamil lazım. Hızır lazım. Hızır. Bu dünyada senden bir hikmete daha sahip birisi var mı? Yok dedi.
En bilgilisi benim dedi. Adam vahyetti ona. Hamusa. Denizin birleştiği yerde benim bir kulun vardır. O senden daha alimdir. Daha hikmet sahibidir. Daha bilgilidir. Beni onunla buluştur yarabbi. Beni onunla tanıştır yarabbi. Cukbatak uçtu. Kulunla görüş. Aleyhisselam hizmetkarıyla beraber gelir. Denizin kenarında balık gider. Hizmetkar ona söyleyemez. Bir müddet sonra söyler. Tekrar geri gelirler. Bakarlar ki orada kayanın dibinde. Hızır Aleyhisselam oturuyor.
Musa selamünaleyküm der. Vuh aleykümselam ya Musa der. Bir rivayete de Musa selam verir. Selamünaleyküm der. Vuh aleykümselam der. Ben Musa der. O Musa mı der? Nasıl oldu? Tanışma faslı. Hızır Aleyhisselam der ki. Sendeki ilim bende yok. Bendeki ilim de sende yok. Sabret burada. Demek ki peygamberde olmayan bir ilim var onda. Musa Aleyhisselam da olmayan bir ilim var. Bunu sakın Musa Aleyhisselam'ın üstün tuttuğumu zannetmeyin Hızır'ı. Öyle bir düşüncem yok.
Beni ilgilendirme zorunda. Oralar benim işim değil. Kısır bir tartışma. Musa müslündü Hızır müslündü. İkisi de Allah'ın kuludu. İkisi de peygamberiydi. Bundan kayacak bir şey değil. Geçmiş zamanlarda bir zamanda iki tane, üç tane peygamber birden yaşatıyordu. Bunda üstünlük arayışı yok. Allah bizi affetsin. Ama bir ilim var. İlim farklı bir ilim. İlim var kalpte. Bu farklı bir ilim. İşte tasavvuf o. Allah bizi affetsin. Bir yıl önce söylenen elametlerin hepsi gerçekleşti. Küçük bir devlet yüzünden büyük savaş çıkacak dediler. Müslümanların artık son umutları Allah'ın kurtar bizi dedikleri anda mehdi zuhur edecektir dendi. Bunu arka harfine yaşıyor.
Galiba Allah'tan başka kimse bilemez. Ama sizin görüşleriniz nelerdir? Mehdi sensin. Görevlerini yapanlar eksik olmaz. Peygamberlerin vazifesini yerine getirecek olan dinin direklerini kıyamete kadar var edecektir. Onlar dinin direkleridir. Bir mahallede birisi insanları derleyip toparlayıp onlara Kur'an ve sünneti tebliğ ediyordur. Dini yaşamalarına sebep oluyordur. Evet o peygamberin vazifesini yapıyor.
O manevi dinin direği. Bunlar kötülükleri engelliyor orada. Birisi dinini yaşıyordur ve ev halkına dinini tebliğ ediyordur. Dini yaşatmaya gayret ediyordur. O evin dini direği odur. Manevi direği odur. Bu kadın olur, erkek olur, çocuk olur, yaşlı olur hiç önemli değil. Bir yerde kötülükleri önlemi ve iyilikleri yaymayı, bir yerde gençleri ihtiyarları kur etmeyi uzak tut.
Ne diyorsa bu noktada çalışıyorsa o kimse orada manevi direktir. Bazı kötülükleri veya kötü insanları veya kötülükleri insanlar ve iyiliklerle def eder. Bu peygamber vazifeyi yaparken Mehdi'nin vazifesini yapıyorsun. Güzeli hayrı tavsiye ediyorsanız Mehdi'nin vazifesini yapıyorsunuz.
1300 yıldan beri Mehdi bekliyor. Ümit var ediyor insanları. İlmiş noktada en sıkıntılan da bir ümit penceresi var. Bir ümit ışığı var. Ne bu?
Mehdi gelecek ve kurtulacağız. Aman gelin kardeşler. Ne zaman Mehdi gördü o zaman kurtulacak. Senden başka kurtarıcı yok. Senden sonra namaz kılacaksın. Zikrullah'ı terk edersen. Senden sonra zikrullah'ın mücadeleyi terk edersen. Senden sonra bir bulan yok. Karadı terk edersen. İnsanları namaza, abdesti, orucu, zikrullah'ı, haram. Siz de çavuzsunuz dedim oradakınlara.
Eğer siz insanlara anlatmak için, koşturmak için mücadele etmek istiyorsanız yeter ki insanlar bu noktada yürüsünler. Böyle bir derdimiz yok.
Geldiğinde hadi deyince sen gidecek misin? Birine gidecek misin? Bırakacaksın mı? Çocuğunu, işini, başını, eşini, yatağını, bir buzdolabı, dolu bir gardırop. O mahallendeki derse gidemeyen insan bunu mu bırakacak?
Vatanın iki günü oruç tutmaya nefsine ağır gelen insan onu mu bırakacak? Cent oydu, sent oydu, oydu, buydu, bir sürü o gazlı içecekleri içmeyin diyor. Onu içiyor adam. Endüstriyel bir şey yemeyin. Ben yıldan beri söylüyorum. Yeni yürü diyorum. On yıldan beri, on beş yıldan beri. Şimdi millet işte İsrail mallarını almayalım. Şimdi diyorlar. Tutur herkes. Gazze ile tuturlar. Onlar tuturlar. Biz gibi görünen devletler var ya.
Hepsi de şimdi diyecekler ki biz yardım ediyoruz. İsrail de diyecek ki onlara. Yardımlarınızı kabul edeceğiz. Ama yardımlarınız benden gerçekleyecek. Ve bütün malı İsrail satacak. Ne lazım? Beton. İsrail satacak. Ne lazım? Demir. İsrail satacak. İsrail geldi. Yıktı. Yıktığının parasını alacak gene. Kimden alacak? Müslüman devletlerden. Müslümanlardan alacak gene. İzdince vicdaneyen rahatlayacak ya. Yardım ediyoruz. Savaşsana kardeşim. Biz oraya asker gönderemiyoruz. Bilmem kaç milyar dolar yardım ediyoruz diyecek.
Öbürki kendini kandıracak. Halkına diyecekler ki etrafındaki Müslümanlara bakın. Biz hükümet olarak, devlet olarak gazeteye yardım ediyoruz. Müslümanlar da kendilerini cese edecekler. Çok iyi yaptınız. Bizde o mangal gibi yürek yok ki. Biz hanımlarımızı, çocuklarımızı, eşlerimizi, mallarımızı, rütlerimizi bırakabilecek imana sahip.
En iyilik yüzeysel yaptığından mutlu olmaya çalışıyoruz. Birisi bizi kandırıyor resmen. Biz biliyoruz, o şekerin yaladığımızda bizden bir şeyler gidecek. Ama biz onunla mücadele edecek noktada değiliz. Aslında tecavüze hazırız biz. Size. Ama sizin üzerinde köpük misali olacaksınız.
Bizi neye döndüreceğiz? Hekimlerin gitmesinden korkuyoruz. Hamus'un bozulmasından korkuyoruz. İki gün üst üste gitmezseniz üçüncü gün dırdırından korkuyorsunuz. İş kaybetmekten korkuyorsunuz. Eş kaybederseniz eş kaybetmekten korkuyorsunuz. Çocuklarınızı sevememekten korkuyorsunuz. Ne diyeceğinizi düşünüyorsunuz. Kayınvalideniz, kayınbederiniz ne der size? Verdiği kızı sizin evinizden alınırsa perişan olursunuz. Evinizi kaybederseniz perişan olursunuz. Evinizi kaybederseniz perişan olursunuz. İşinizi kaybederseniz perişan olursunuz.
Paranızı kaybederseniz perişan olursunuz. Yıkılırsınız. Yıkılırsınız. İzlediğiniz için. Mehdi ol. Mehdi'nin peşinden gitmeye de yok. Merkez içeride. Arasını verdi benim. Kulancı'ya yerde oturuyor diye.
Beraber Beytullah'ı tavaf ettimiz. Beraber Beytullah'a yüksürdüğümüz. Şeyhimizle beraber. Ben sadece. Yalan mı söyleseyim dedi. Namazını filan kılmıyor. Orucunu filan tutmuyor. Ders mersi yok. Hiçbir şey yok. O satıyor. Hususiyetini, Mehdi'nin hassasiyetini üzerimizde taşıyalım. Gelin Allah'ı sevelim. Resul'u sevelim. Yolu sevelim. Gelin Allah'ı zikredelim. Gelin Mehdi ne yapacak? İnsanlığa tevhidle gidecek. Tevhidle. Gelin tevhidi biz çekelim. Yaklaşın. Senin üzerine gel bana da olur.
Gel. Elinize yok daraldı da yok kalabalıklaştı da. Sakın öyle de düşünmeyin. Ya kalabalık oluyor. Ben gitme sen de olur demeyin. Allah uzaklaştırır. Zikrullah alakasıza. Alakası böyle nazlıdır, narindir, alıngandır. Bu hukukiye var.
Yani bir kimse bir şifa ayetlerinin üzerinde taşıyabilir. Birisi onu okuyabilir. Fatiha-i Şerife'yi birisini okuyup şifa bulabilir. Bunlar var. Ama bu türlü o böyle kaygılı kubak, muskacılar falan var ya onlar yok ha Allah muhafaza eylesin. Burada bir kardeş sormuş da böyle şeyler var, sorular var. Onları daha önce cevaplarını verdiğinden dolayı vakitte kalmadı o yüzden ez geçiyorum. Zannetmesinler ki işte sorumuza cevap vermedin diye haklarınızı helal etsinler inşallah. Ya burada da çok enteresan bir şey. İnsana nefis ve şeytan vurur aldatır. Bir soru var burada enteresan. Böyle anladım, herhalde yanlış anlamadım. Televizyon insandaki maneviyatı alır mı? Televizyonu az seyrettiğim halde sanki manevi havanın gittiğini hissediyorum.
Ya normalde televizyonda seyrettiğiniz programlarla alakalı. O televizyonda seyrettiğiniz programların durumu nasıl olduğunu siz biliyorsunuz. Bunlarla alakalı. Bir de ne seyrederseniz seyredin televizyonda haber de aile dinleseniz. Muhakkak ki o haber kanallarının içerisinde cilbet, iftiradeli kodu vardır haberlerde. Yalan vardır, suizan vardır, haram vardır. Neyi izlerseniz izleyin. Muhakkak ki izlerken makul, malum bir şey izlediğinizi düşünseniz dahi Allah'ı zikrederken. O ona kefaret olur. Bir yere gidersiniz, oraya gitmemeniz gerekiyordur. Ama girmişsinizdir oraya veya orada görmüşsünüzdür onu.
Muhakkak ki Allah'ı zikredin orada. O oradaki işlenen veya işlediğiniz günaha kefaret olur. Zikir bu noktada kefaret olur, kurtarır. İşte bankaya giriyorsunuz, alışveriş yerlerine giriyorsunuz, maliyeye giriyorsunuz. Giriliyor buralara. Buralarda haramların açıkça işlendiği yerler. Haramların açıkça işlendiği yerlere, çarşıya çıkıyorsunuz. Alışveriş etseniz mecbursunuz. Mecbursunuz. Haramların açıkça işlendiği yer. Mecbur kalmadıkça gitmemeye çalışın. Ama gidiyorsunuz, mecbursunuz. İşiniz var. Bankaya da gitseniz, maliyeye de gitseniz, çarşıya da çıksanız, yapsanız çareniz yok. Bu tip işlemlerinizle bu tip işleri yaparken muhakkak Allah'ı zikredin içinizde.
O ona kefaret olur. Nereye giderseniz gidin, altını zikredin inşallah. Kişinin derviş kardeşini sevdiği için diğer dervişlerden kıskanması nefsinden midir? Evet. Birbirlerinizi sevin, birbirlerinize muhabbet edin. Birisi birisini seviyorsa bu onu neden seviyor diye kıskanmayın. Bunu şeytan ve nefis yaptırır. Birbirlerinize düşman olmayın. Birbirlerinize yardımcı olun. Birbirlerinizin koluna girin. Birbirlerinizin koltuğuna girin. Sakın birbirlerinize sırt çevirmeyin. Birbirlerinizin aleyhine konuşmayın. Birbirlerinize muhabbet etmedikçe o kalpteki sır yolunu bulamazsınız. Sır yolu sevgiyle alakalı.
Kardeşlerinizi sevmenizdir. Kardeşler birbirlerini sevecekler. Makul dairede, malum dairede. Birbirlerine zarar vermeyecekler. Birbirlerine kelme atmayacaklar. Birbirlerinin arkasından konuşmayacaklar. Birbirlerinin ayıplarını açtırmayacaklar. Birbirlerinin ayıplarını üzerlerine söylemeyecekler. Birbirlerinin yüzlerini eleştirmeyecekler. Bunu da söylüyorsun. Dinen cahil değil. Senin kibirliliğin, senin hukalalı. Kimsenin, hiç kardeşinizin el kusurunu, hatasını, ayıbını yüzüne söylemeyin.
Aranızda kin ve düşmanlık belirtesi. O sizin tebliğcilik değil o. Birinin eksikliğini anlaştığını bir başkasına söylemeyin. Kardeşler birbirlerinin arkalarından kuyu katmazlar. Kardeşler birbirlerini satmazlar. Takın ha! Malını yedirme, paranı yedirme. Kendini kullandırma. Eyvallah. Bu senin hakkın. Kardeşler birbirlerine kelme takmayacaklar. Birbirlerine ayaklarını kırmayacaklar. Yardım edecekler, destek olacaklar. Koltuğunun altına girecekler. Birbirlerini sevenleri kıskanmayın. İki derviş birbirine muhabbet meştiyor.
Öbürki diyor ki, sen o adama fazla takılma. Sana ne? Orada gitme. Sana ne kardeşim? İşi sevdiğiyle beraber. Sakın muhabbeti şeytan bozmasın. Aranızdaki kardeşliği şeytan ve şeytanlaşmış insanlar bozmasın.
Aman şuradaki şu havanızı, şu muhabbetinizi, şu bağlılığınızı, bu kardeşliğinizi şeytan ve şeytanlaşmış insanlar bozmasın. Nasıl görürsünüz? Evde oturursunuz. Zikirden uzak, sohbetten uzak, arkadaşlardan uzak, kardeşlerden uzak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden birbirimize muhabbet beslemek, o kalp kalbin içerisinde kısır, sırrın arkasında kısır ve onun arkasındaki gizemliliğe uğraşmak istiyorsanız.
Önce kardeşler birbirlerini iyi sevecekler. Ondan sonra üstadlarını iyi sevecekler. Ondan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini iyi sevecekler. Ondan sonra Allah'ı çok iyi sevecekler. Allah'ı seviyorsan, Resulullah'ı da seveceksin. Üstad'ı da seveceksin, derviş kardeşini de seveceksin. Allah'ı seviyorum, bunları da sevmiyorum. Sen Allah'ı sevmiyorsun. Şeyh Efendi öyle derdi birisi. Efendim siz çok iyisiniz. Ustad Efendi de çok iyi, Allah razı olsun. Benim yanımda yağ yakıyor aslında, benim için de öyle demiyor. Ama işte bazı derviş kardeşler var da, Berhis teslenmen, sıralar o isim. Daha ne zamana kadar böyle söyleyeceğim?
Ne geçiyor ki eline dedim böyle. O gidiyor şeye verdi, her seferinde de bana soruyor. Mustafa Efendi, bu arkadaşlar nasıl? Çok iyiler efendim. Oğlum bu adam kötü diyor, sen iyi diyorsun. Efendim bu arkadaşlar her derste geliyorlar, Allah'ı zikrediyorlar. Evet. Cemaatle zikliliğe katılan kimse Allah günahını affeder mi? Affeder oğlum. Ama o dedim kimseye şikayet eder. Gelmiyor ki dedim. Hangisi? Kendi kendime soruyor. Ben o yüzden o arkadaşlar çok iyi diyorum efendim dedim. Hiç olmazsa her derse geliyor, Allah'ı da zikrediyor. Kendini günahkar görüyor, kusurlu görüyor, hatalı görüyor. Muhtaç görüyor. Diyor ki ya Rabbi, senin halakana kusurumu gördüm, ben hatamı gördüm, ben yanlışlığımı gördüm.
Benim sensiz bir hayatım tadıyor. Tepeden bakıyor. Onlar şöyle yapıyor, o böyle yapıyor, bu böyle yapıyor. Umadığınız bir adam, hiç umadığınız adam. Ters çevirir. Kimseye tepeden bakmayın, kimseye hasis davranmayın. Kimse, kimse, kimsenin ayıbını araştırmayın. Kimsenin eksiğini, kusurunu araştırmayın. Kimsenin borcunu, alacağını, malını, mümkünü araştırmayın. Kimsenin namusunu, şerefini, haysiyetini araştırmayın. Kimsenin özel hayatını araştırmayın, karışmayın.
Kimsenin hanımına, çoluğuna, çocuğuna karışmayın. Sen hanımı böyle mi gezdiriyorsun? Sen hanımı buna mı giydiriyorsun? Sen evine böyle mi bakıyorsun? Sen evine bunu mu yediriyorsun? Aman ha! Şuradan kapımızdan içeri giren kim olursa olsun, kardeşimiz, arkadaşımız, onu dövmek, sövmek, hakaret etmek, laf söylemek, onu incitmek, onu rencide etmek yok. Karıştırmak yok. Buradan içeri kim girerse girsin, onun zenginliğine, fakirliğine, tarikattaki yerine, zamanına, makamına, mansıbına, herhangi bir şeysine özel hareket ve davranış yok. Tekkede, burada, mahallelerde, kazalarda, illerde, kimseyi bu noktada incitmeyecekler, kırmayacaklar, atışmayacaklar, etmeyecekler.
Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Dinleyene, talep edene, isteyene, din güzel ahlaktır, din güzel ahlaktır, din güzel ahlaktır. Bakın seni Allah mübarek etsin değil. Kıskanma, sen de çalış, sende de olsun diye. Kıskanma, sen de sev, sende de olsun. Din yere kadar, din yere kadar. Din aç, yüreğini aç, bağırını aç, sofranı aç. Kız kitapsız sevmektir. En büyük cömertliktir, hazırlıktır, en büyük cihattır.
Herkes sevmez, herkes sevmez. Toplamış o beş yirmi kişi. Allah mübarek etsin de, alkışla. Sen de aç evini, sen de topla. Bütün kardeşler, toplayın evdeki insanları. Mahallenizdeki insanları toplayın. Ders yapın, kitap okuyun, tevhid okuyun. Dininizi yaşayın, yaşatın. O mahallenin, o çarşının, süsünü kamil olun. Hakkınızı helal edin.
Bir tek bir şey, günah keba ile alakalı okuyacağım, bırakacağım. Olmakla alakalı. İsyana devam ettiği halde, sevdiği her şeyi Allah-u Teala'nın kendisine verdiğini gördüğünüz vakit, bu bir lütuf değil, belki istidraçtır. Sonradan azabının çoğalması içindir. Allah'ın azabından emin olmak yoktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Hazreti Fatıma'ya demiş ki, ne yapıyorsan yap, Allah'ın hesap günü sana yapabileceğim bir şey yoktur. Bir kısım ehli tasavvufun, ayağının kaydığı yerdir. Allah'ın hesapından emin olmak.
Ne düşünürler? Derler ki, gittim dersi aldım, ben ahirette benim bir problemim yok, kabul-i azabı da yok, hiçbir şey yok. Sorgunlusu alimde bir şeyim yok. Allah muhafaza eylesin. Bu kadarı söyleyeyim sonra haftaya inşallah tamamlarız. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Dersten sonra hemen arkadaşlarım böyle, içsinler, dışarı gidenler var. O yüzden yetişsinler diye hemen bırakıyorum. O yüzden yıllanmış, bizi hacca ömreye o noktada, 92'den sonra ilk ömreyi yapmamıza vesile olan, hep defa senelerdir gidip geldik kardeşimiz burada. Şeyh Efendi Hazretleri öğrenmeden önce de, bir sene biz gitmedik. Hatta ben o zaman dediydim, efendim biz Mahir'den vazgeçmeyelim isterseniz diye.
Mübarek dedi ki, oğlum bu sene gitmeyin dedi, sonra gidersiniz dedi. Ben Mahir kardeşim, bu noktada üstadımın, şeyhimin bir bana vasiyeti gibi, bir hediyesi gibi, ben biraz böyle şeyimdir. Benim kolumu bırakmadığı müddetçe, ben onu asla bırakmam, vefasızlık edemem. Allah razı olsun. Mahir kardeş de benim için öyle birisidir. Allah razı olsun, yıllardan beri bizim kahrımızı çekti, çilemizi çekti, sıkıntımızı çekti. Lafımızı çekti. Gün geldi dedik, Mahir neden bunu böyle yaptın? Gün geldi zarar etti. Ben hesapladım, baktım, Mahir sen zarar ediyorsun dedim, ben suhtu. Salma saldık ömrecilere, dedik ki, onlar dolar, yirmişer dolar da versinler.
Kimisi yanlış anladı, laf yaptı arkamızdan. Ama ben birebir, masraflarını, otel masraflarını, geliş gidiş masraflarını hep çıkarırdık. Beraber, ne hesaplıyorlar onu? Maliyet hesabı yapardık. Zarar ettiğini görürdüm. Ben ondan sonra tekrar arkadaşlardan para toplardık bazen. Hakkımızda, öyle böyle söyleyenler de oldu, bir şey diyenler de oldu, mahire diyenler de oldu. Erken bir şey dedi. Ama bizim, Allah affetsin bize inşallah. Mahir'e hiç öyle ticaret gözüyle ben bakmadım. Allah arasın. Ben 92'de hacca gittiğimde, Mahir o zaman oradaydı. Şeyh Efendi Hazretleri de 3 ay yana geldiydi. Bilse bilillah orada ona hizmet ediyordu, getiriyordu, götürüyordu. Biz o zaman tanıştık Mahir'le. 94'te ilk ömreye gittik.
O zaman da o oradaydı. 94'ten sonra, ne zaman gittiysek, bir tek, 2005 miydi haç? Hacı Muhtaza, 2005 miydi haç? 2005 değil mi hacca gitti miydi? 2005'te biz kendimiz hacca gittik. Bir onda, Mahir'in şeyi yoktu. Bir de işte bir firmayla gittik o sene. girip Şeyh Efendi'ye söylemişler, illa ki bizden gittik diye. Geri kalanların hepsinde Mahir'le gittik geldik. Sıkıntıda yaşadık, problemde yaşadık. Ama o yaşadığımız sıkıntılarda, problemlerde Mahir'in bu noktada bir kaskının olmadığına inanıyordum ben. Bir gidecek olsam yine Mahir'le giderim. Bu noktada böyle söyleyerekten sizi yönlendirme açısından kendi hissiyatını söylüyorum. Ben Mahir'e diyordum Mahir, şöyle diyordum, Karayolu'yla Şam'dan, Halep, Hamam, Humus, Şam, ziyaret edilerekten bir ömrü olsa diyordum ben.
Böyle bir ömreye gelirse, böyle bir program yapmış. Allah razı olsun, bana da telefon açtı dedim, Perşembe gün gel. Böyle bir program var. Şimdi onun reklamını yapmak gibi değil, kalbimdekini söylüyorum. Allah'tan bir şey gelmezse, eğer benim bir iki problemim var çözersem ben de gideceğim inşallah. Nisan'da böyle bir programı var. Halep, Haman, Humus, Şam, ondan sonra Mekke, Medine. İki gündüz, bir gece iki gündüzdü Şam'da. Şam'da bir gece iki gündüz, hatta bugün bizim oğlan Mehmet'le beraber geldiler. Dedim ki, ben bir ziyaret ettim onlardaki yerleri. dedim, filanca yerde şu var, bu var, böyle bir neşe verdik. Böyle bir duş, uruş içerisinde olduk.
Böyle bir kalbimiz kaynadık. Doğu İstanbul dedi, içimden geçti. Ulan dedim ya, fırsat olacak. Bin cenara be, şimdiden gideceğim dedi. Böyle bir program var. Kardeş inşallah kendisi açıklarsın şimdi. woodslar. Selamun Aleyküm. Fariş-i Ailgatı'nı. Sayın ve cüz'at, Peygamber'e sallallahu anh ve selam'a kerezi.
Bütün Peygamber'e sallallahu anh ve selam'a kerezi. Bütün Peygamber'e sallallahu anh ve sallallahu anh ve selam'a kerezi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.