Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Ağustos 2020 · 17:28
Aşk'ın hastalığı, hastalıklardan apayrıdır. Allah sırrının usturlamıdır. Aşk ister bu yandan olsun, ister o yandan, sonunda o yana kılavuzdur bize. Aşk'ı anlatmak, bildirmek için ne dersen diyeyim, asıl aşka geldi mi, o sözlerden utanır kalır, dilin anlatışı aydınlatır ama, dile düşmeyen söze gelmeyen aşk, bakın az önceki soruya cevap bunlar. Bir hastalık var, hastalık normal hastalıklardan değil, bu hastalık bilinen hastalıklardan değil, bu bambaşka bir hastalık.
Ve bu hastalık usturlamıdır. Usturlam, geçmiş insanlarda gök izleyebilmek için bir alet, gök ilimleri, astronomiyle alakalı. Astronomiyle alakalı alet olmayınca, yıldızları, güneşi, dünyayı, gezegenleri izlemek, onları hesaplamak, onları takip etmek mümkün değil.
Aleti olan kimseler, o fizikle, astronomi ilmiyle uğraşabiliyorlar. Eğer bu aleti hiç kimsede yok isen, bu kimsenin gök bilimleriyle uğraşması mümkün değil. İşte diyor, aşk, Allah sırlarının usturlamıdır. Aleti gibidir. O alet, Allah'ın sırrına ulaşırsın. Aşıklık olmazsa, aşk olmazsa Allah'ın sırlarına ulaşman mümkün değil.
İşte diyor ki, aşıklık da aşk hastalığından, normal hastalıklardan değildir. Sen onu normal bir hastalık gibi görme. Sen onu normal bir şeymiş gibi görme. Hani cariye hastaydı ya, cariyenin hastalığı için söylüyor bunu. Diyor ki, aşk, normal hastalıklar gibi değildir. Aşk ister bu anlam olsun, ister o anlam olsun, sonuçta o yana kılavuzluktur bize, kılavuzdur bize. Aşk ister mecazi olsun, ister hakiki olsun. Mecaza duyulan aşk, aşıklık da, aşk da, hakikate doğru insanı götürür. İster o kimse direkt hakikat yolculuğundan başlasın. Yani bizim dediğimiz gibi, siz Hazreti Peygamber'in aşıklığını kendinize örnek alın ve oradan yürüyün. Direkt hakikat aşıklığının başlangıcı, hakikate doğru yol gidecek olan kimse, önce şeyhini sever, üstadını sever, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini sever ve Allah'ını sever.
Allah'ın bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbet gibi sevgili eyle. Üç tane sevgi var bugün. İlmel yakın, aymel yakın, hakkel yakın. Bir, seni sevdirecek olan sevgi. Birisi seni sevdirecek, onu bana sevdir. İkincisi, birisi seni seviyor, onu da bana sevdir. Üçüncüsü, sen kendini bana sevdir. Bu üç sevgi cahildir ve fıtridir. Cahildir ve fıtridir. Fıtr edecek olan bir kimse sevilir, fıtridir. İlahidir, ilahidir bu.
Allah'ı seven sevilir, fıtridir. İlahidir. Allah'ı seveni sevmek imandır. Allah'ı sevdireni sevmek imandır. Allah'ı sevmek imandır. İmansızlar Allah'ı sevenleri sevmez. İmansızlar Allah'ı sevdirenleri sevmez. İman-ı kamil olanlar, Allah'ı sevdirenleri de, Allah'ı sevenleri de, Allah'ı da severler. Bir kimse Allah'ı seven bir kimseye sevme noktasında kalbinde arıza varsa, teşhid-i iman eylesin. Ve o arıza küfür ehli olarak göçer.
Hz. Mevlân'ı ise, birisi Hz. Peygamber'i sevmiyorsa, küfür ehli olarak göçer. Birisi bir veliyi sevmiyorsa, küfür ehli olarak göçer. Onun kalbindeki o karartı, onun küfürüne sebep olur. Hadis-i Kudsi, kim Allah'ın veli kullarına düşmanlık ederse, yırtıcı aslanın avundan intikamını aldığı gibi, Allah da ondan intikamını alır.
Ya filanca şey var ya, bırak ya şu adamı, bir bilgi var mı? Allah sallallahu aleyhi ve sellem azze dedi mi bu adamı bırak diye? İlham geldi mi bu adamı diye? Hiç şey şüküyor.
Biz kimseyi vurmayız. Ahmaklar gelir kendileri diyor, kendilerini kılıca vurduğunda. Kılıcımız bizim durur diyor. Ahmak gelir, bizim kılıcımıza kendisi vurur. Bu ne? Veli'ye sataşmak. Aşıklık, hakikat noktasında tasavvuf ehlinden başlar. Yolu kısa durur. O şeyhini sever, o Hz. Resulullah'ı sever, Hz. Allah'ı sever, yolu kısa. Hakikattir onu. Hak nedir? Mecaz. Mecaz'ın yolu kadını sever, adamı sever, çocuğu sever, malını sever. Herkes de hoşuna gider onu. Ben de seslenmem.
Derin ki sen de çok ona aşık olursan hakikati bulursun. O da şunu düşünür. Bir kadına aşık olacak, oradan hakikata gidecek. Aslında o kadına aşık olmayı istemesi nefsidir o kimse. Veya bir adama aşık olacak, oradan hakikata gidecek. Züleyha Yusuf'a aşık oldu ya, hakikati buldu. Aslında farkında değil. Kendisini Züleyha'ya, sevdiği adamı da Yusuf'a benzetiyor.
Kendisi Züleyha. Muhteşem. Sevdiği adam da Yusuf. Halep bile muhteşem. Ben şimdi öyle bir haydi bilmiyorum onunla. Sevdiği adamı, hakikata erişik. Yusuf'tur. Yusuf, yaratılmış olan insanoğlunun içerisinde erkeklerin ikinci güzeli. İkincisi, birincisi ki Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Aslında o kimse ben mecazdan yola gideceğim derken ya da kendini mecbur görüyor.
Leyla, Leyla derken buldun Mevla'yı, Mevla'nın aşkına yana gidiyor. Senin bir tek çölün eksik. Bakalım sen öylesine sev, ceylanlarla konuş. Leyla'nın gözüne benziyor bunların gözleri diye. Hadi sen öylesine sev, ceylanlarla arkadaşlık et, dostluk et. Evini bırak, işini bırak, damını bırak, katını bırak, yatını bırak.
Mecnun öylesine sevdi, sarayı bıraktı. Mecnun'un babası, padişah, padişah Mecnun'un babası. Mecnun bıraktı, tacı tahtı. Sarayı terk etti, hizmetçileri terk etti, rahat yatağı terk etti. Bir eli yağda, bir elde balı terk etti. Mecnun dünya ve dünya ile alakalı her ne var ise reddetti. Leyla deyip gitti, çöllere düştü. Çöllerdeki hayvanlarla arkadaşlık etti. Onlarla yoldaşlık etti. Her gördüğü şeyi Leyla'ya benzetti. Az önce vardı ya, kendisini Mevlana'da göre. Önü Leyla'ya benzetti.
Tarif ederler. Eşeği dahi gördüğünde Leyla'ya benzetti. Dedi ki, gözleri Leyla'ya benziyor. Ceylan'ı gördü, ceylan'ın da gözünü Leyla'ya benzetti. Bir hayvan gördü, hayvanın bir şeyini Leyla'ya benzetti. Gördüğü, gördüğü her şeyi Leyla'ya benzetti. Suyu içemedi, suyun içerisinde Leyla vardı. Eşeği su getirdi ona, su bıraktı çöle. Bunları okumazlar hiç. Eşeği su bıraktı çölde içsin diye. Bir hafta sonra geldiğinde baktı ki suya hiç dokunulmamış. Dedi ki, Fuat, sudan içmemişsin. Dedi ki, baktıkça Leyla'yı gördüm. Her kabı elime aldığımda Leyla'yı gördüm. Her suya baktığımda Leyla'yı gördüm. Yapamadım dedi.
Suyu kaba dökemedim. Su Leyla, kap Leyla, testisi Leyla, güneş Leyla, ay Leyla, dünya Leyla, çöller Leyla. Arkadaşı ona böyle bir çölde dallardan bir çadır gibi bir şey kurmuştu. Bir hafta sonra geldi, yok kendisi orada. Aradı, çöllere düştü. Ayak izlerini takip etti. Bir baktı ki bir çölünün içinde bir ağacın dibinde duruyor. Dedi ki, nasıl geldin buraya? Bana Leyla gel dedi. Onu tuttu elimden. Dedi ki, Leyla bu tarafta. O dedi ki, bırak elini. Neden? Leyla'yı utanıyorum dedi elini sen. Beni verim ondan başka kimse.
Mecnunum diye, başka bir kadın ona gel dediğinde hemen gidiverir. Mecnunum diye, Leyla'sı evlerine teklifini kabul etmezse bir hafta olsan başkasına. Mecaz aşk bu. Aşk-ı mecazi. Kadımsan Züleyha gibi ol. Namus belasını vur taşa. Hakikaten sev. Aşık ol. Ve yutundan sonra Allah'ı bul. Yataya yatar, hazır beklerdi. Züleyha gelsin diye. Bir gün Züleyha pencereden uzaklara doğru bakıyordu. Gelmiyor yatağa. Yusuf dedi ki, ya Züleyha gelmeyecek misin? Dedi ki, ya Yusuf sen öyle birisini bana tanıştırdın ki.
Sen öyle bir şeyi tanıttın ki. Senden daha güzeldir. Yusuf ne zaman dedi ki ona, Allah'ın muradı var. Senden çocuğum olacak. Sevdiğimin muradı varsa, boynun büküktür o zaman dedi. Öylesi gel yatağa. Öyle sevecekse. Mecaz sevmiş seni hakikate götürse. Mecaz'ı sevebilmeye gücümüz yetecek mi? Bana sorulan sorulardan hareket ediyorum.
Efendim, mecazla sevsek bizi hakikate ulaştırır mı? Ben de ulaştırırım diyorum. Yeter ki sevinsiz diyorum. Sevmeyi tadın diyorum. Bu mecaz. Hakikat ne? Madem ki sen mecazdan tekrar oraya üstada geleceksin. E git üstadın dizini de şimdiden hakikati bul. Aşkı anlatma, bildirmek için ne dersen diyeyim.
Asıl aşka geldim mi, o sözlerden utanır kalırım. Aşkı anlatma, dünya kelamının işi değildir. Aşkı anlatamazsınız. Sözden, o noktadan, o anlatma noktasında ayrı sözden söylüyorsanız, size aşık değilsiniz zaten. Siz ancak mütefikir, mütefekkirsiniz. Mütecelli değilsiniz zaten. Siz aşık değilsiniz. Sadece aşıklığı okuyorsunuz. Allah bizi onlardan eylemesin için. Dilin anlatışı aydınlatır. Aydınlatır ama dile düşmeyen, söze gelmeyen, aşk. Dil aşkı tarif etmeye çalışır. Dil aşıklığı tarif etmeye çalışır.
Dile gelmeyen onca mana ve sırlar vardır ki, o aşkı ve aşıklığı daha iyi anlatır. Allah bir erenlerden eylesin. El-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.