mustafaozbag.org

178. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:02:02

Kocanızın isteğini yerine getirip Hacı Şerif var. Bunun ortada engelleyici, yasaklayıcı, kısıtlayıcı herhangi bir şey yok. Ama eğer anne veya çocukta bir rahatsızlık söz konusuysa, doktor herhangi bir yasak koyduysa, bu noktada doktora tabi olun ama öbür türlü bunun yasaklayın herhangi bir şey yok. Ve bu noktadan da herhangi bir problem olmaz. Hatta bir berkeselde mi ne izledim hatırladığım kadarıyla, o hamilelik döneminde cinsel ilişkinin, çocuğun doğmasının kolaylaştırıcı bir etken olduğuna dair bir berkeselde izlemiştim. Hatta dedim ki ya Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem adresleri 1400 yılı öncesinden söylemiş dedim, böyle bir hadisiyen var tam isabet olmuş dedim.
Yani berkeseldeki konununla alakalı. Kişinin ibzat etmesi kendi kafasından mı yoksa Allah'ın takdürü mi? Her ikisinin birleşmesi, normalde Allah bir kimseye bir şey verecekse onun aklını da verir. Eğer Allah birisinden bir şey alacaksa onun aklını da alır. Onun alacaksa aklını alır, verecekse onun aklını da verir. Adam ondan sonra kendi kendine ben yaptım ben ettim der Allah muhafaza eylesin. İnsanlar sebepler dairesinde çalışacak, gayret edecek, sebepler dairesinde koşturacak, sebepler dairesinde belli şeyleri, belli şeyleri yapmaya gayret edecek, çalışacak. Ama geri kalan Allah'a anne emzirme dönemindeyken daha henüz çocuğu iki üç aylıkken Ramazan ayı içerisinde Bebeğin emzirmesi nasıl olur, bebeğini emzirmesi mi yoksa orucunu kazaya bırakması mı gerekir?
Bu noktada annelere müsaade edilmiş, çocuklarınızı emzisirleriz, hamilelerin oruçlarını sonra kaza edebilirler diye müsaade edilmiş. Anne bu noktada çocuğunun sağlığını düşünmeli, kendi sağlığını düşünmeli, çünkü çocuğun bebeğin ve kendi sağlığı önemlidir. Cenab-ı Hak ona cevaz verdiyse, sonradan orucunu güzel, bunda da bir bebeği sormaz. Halk dilince sıkça kullanmam, benden uzak olsun, Allah'a yakın olsun sözün açıklanmasınız. Dua ediyor ne güzel işte, Allah hayatının güzel bir şey değil mi? Benden uzak ol, Allah'a yakın da güzel. İnsanlar zaten normalde ister istemez, bugünkü insanlar ondan uzaklaşırlar. Bir kimse Allah'a yakın ise, Allah'a yakın olmayan insanlar ondan uzaklaşırlar.
Bunu unutmayın, Allah'a yakın, Allah'a yakın olmayanlar ondan ferser ferser kaçarlar. Bir kimse Allah'a yakın değil ise, Allah'a yakın olmayanlarla dost olur. Nefis ve nefsi nasıl terk edebiliriz? Nefis terk edilmez ki bizle beraber ölür. Sizi terk edecek diye hiç beklemeyin. Nefis insanın ölünceye kadar devam eder nefisle olan birlikteliğiniz.
Nefis her anında, her dakikanızda, her makamda sizi rahatsız eder. Her dairede muhakkak sizi iğneler, sizi dürtükler. Muhakkak ki sizi alt etmek ister. O yüzden nefisten kurtuluş yok. Sabah namazını kılmadığın zaman öteki vakit namazlarını içime soğukluk geriyor. Bu şeytanlar, bu nefisler, bir kimse sabah namazını kaçırıp işte bu namazlara karşı soğuk davranır.
Veya bir günah işler, bir kusur işler, bir hata işler başka şeylere karşı soğuk davranır. Adam bir yanlışlık yapar, zikrılığa soğuk davranır, tarikata soğuk davranır, bir sıkıntı yapar, o sıkıntıdan dolayı her şeye soğuk davranır ki bu nefsin oyunudur bu, bu şeytanın oyunudur, Allah namazı eylesin. Sabah namazını kaçırdın, ağlayacaksın, sızdıracaksın, sabah namazını kılacaksın, öbür namazlarını vaktinde kılmaya gayret edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin. Selamun Aleyküm. Ben sizinle sünnete uygun biatleşmedim. Bende bir eksiklik olur mu? Olmaz. Biz bütün biatleşen kardeşlerimizin biatlarını kabul ediyoruz. Allah muvaffak eylesin inşallah. Adap ve erkanda nelere dikkat etmek gerekir ve kişiye neler kazandırır? Bu adap ve erkan meselesi sünnet-i Resulullah. Bizim tarikatımızın adap ve erkanı sünnet-i Resulullah olacak. Sünnet-i Resulullah'ta olmayan bir adap ve erkanı biz kabul etmiyoruz.
Bizim tarikatımızın durduğu yer sünnet-i Resulullah. Biz buna dikkat edeceğiz. Nice tarikatlar vardır ki, nice insanlar vardır ki sünnet-i Resulullah'ı bırakmışlar. Üstadların, şeyhlerinin, edep ve erkanının peşinden koşuyorlar. Sünnet-i Resulullah'ı unutmuşlar. Allah'ı unutmuşlar. Edeb edeceğiz. Erkana uyacağız. Biz adaba uyacağız derken Allah'ı unutuyor insanlar. Allah muvaffat eylesin.
O yüzden biz sünnet-i Resulullah'a tam olalım. Biz küçüklerimizi sevelim, şefkat ve merhametle davranalım, büyüklerimizi sevelim ve saygı beslerim. Allah bize muhafaza eylesin. Allah'a dua ediyoruz ama duamız anımızda kabul olmuyor. Allah dualarımızın bazılarını kabul ediyor, bazılarını da erteler diyebilir miyiz? Cehlet kimlerin duaları kabul olmaz. Kabul olunmayan dua yoktur. Bir kimse kendi kendinden benim duamı Allah kabul etmedi, kabul etmiyor diye düşünmeyeceğiz.
Belki de zamanlama açısından hemen tecelli ettirmeyebilir. Zamanlama açısından tecelli ettirmemesi olur mu? Onun maalesef, onun işi. Ama Allah benim duamı kabul etmedi diye bir şey düşünmeyin. Allah muhafaza eylesin. Ve Allah'tan isteyin, peynir ekmek ister gibi. O sizin Allah'ınız. Verinceye kadar isteyin, oluncaya kadar isteyin. İstemekten bıkmayın, usanmayın. Ve nefis şöyle bir şey de düşünüyor. Ya bununca şeyi mi isteyeceksin? Evet, onunca şeyi ister. İsteyebildiğin yere kadar ister. Götürebildiğin yere kadar götür. Ne istiyorsan onu ister. Ama şunu düşünme. Ya benim duamı kabul etmedi. Hayır, öyle bir şey yok. Allah bizi muhafaza eylesin. İş yerinde, çevremizde arkadaşlarımıza dilimiz döndüğünce burada duyduklarımızı, bildiklerimizi anlatmaya, tebliğ etmeye çalışıyoruz.
Ama başarılı olamıyoruz. Ve birçok kez biz de gafleti düşüyoruz. Hata yapıyoruz. Kendimizi bu konuda nasıl sağlama alabiliriz? Bir de harama bakmayan anında dünyamız eklere dönüyoruz. Bir an için daha sonra pişman olacağız. Ama yine de bundan vazgeçemeliyoruz. İstemecek bir iç savaşı yaşıyoruz. Bundan nasıl kurtulabiliriz? Tebliğici kimse, bir kimse bir şeyi tebliğ ediyorsa önce tebliğ ettiği şeye kendisi uyacak. Bunu unutmayın. Bir iş yerinde, bir çevrede, sülalede, ailede eğer ki tebliğ ettiğiniz şeye uygun davranmazsanız sizi kimse kale almaz. Bir iş yerindesin. Yani hem diyeceksin ki işte örneğin, ya insanlar kadınlarla sarmaş dolaş olmaz, işte yanarken ne yapmış mı?
Bu cahil değil, bu uygun değil. Hem senin bunu yaparsan işlerindeki ağırlığın kalır mı? Kalmaz. Tebliğ ettiğin insanlara, tebliğ ettiğin ölçüde davranır. Allah muhafaza eylesin. Ve öyle davranırsan göreceksin ki senin o tebliğ ettiğinin ağırlığı senin üzerine tencere edecek. Biz önce kendimiz uyacağız. Kendi tebliğ edeceğimiz şey. Biz önce kendimiz yapmaya çalışacağız. Tebliğ ettiğimiz şey. Ha bu demek değildir ki tebliğ etmediğimiz bir şeyi tavsiye etmeyeceğiz. Tavsiye edebiliriz. Yapamıyoruz bir şeyi ama biz onu tavsiye edebiliriz. Doğru olarak konuşabiliriz. İlim olarak konuşabiliriz. Ama velaki kendimiz yaşamaya gayret edeceğiz. Şimdi yaz geldi ya, herkesin vidaları gevşer.
Hele bu kadınlar böyle devam ettiği müddetçe, deccaviyet noktasında Allah bütün erkeklere yardım etsin. Yani bu kadınların kocaları yok mu, ağabeyleri, babaları yok mu başlarından? Yani yok demek ki başlarında hiç kimse. Yani ben belki de ayda yıllı bir böyle şehre çıkıyorum şehri içine. Sanki bu şehirde yaşamamışım bu geliyor bana. Ne yazık ki deccaviyet bu noktaya geldi. Elinden kaçınabildiğiniz yere kadar kaçının. Ha diyeceksiniz ki nereye kaçınacaksınız? Doğru siz de haklısınız. Yani insan nereye kaçınacak ki? Sağı dolu, solu dolu, önü dolu, arkasını dolu. Her taraf dolu. Allah'ı zikredin oğlum. Resmi edin içimizden.
Allah'ı zikredin ki Cenab-ı Hak onu gönlünüzü, onu gönlünüzü düşünmesin. Gerçekten çok kötü. Allah'ı mahafaza eylesin. Ve insanlar böyle çilbirinden kurtulmuş hayvanlar gibi. Çilbirinden kurtulmuş hayvanlar gibi. Yani yapacak bir şeyin kalmadığına inanacak neredeyse insan. Deyecek ki ya bu insanlara hiçbir şey yapamazsınlar. O noktaya gelmiş. Ve kadınların kabahatı yok, başlarındaki adamlar da. Başlarındaki adamlar çilbirini bırakmış kadınlar. Ben hiç kadınlara suç bulmuyorum artık. Yanında kocası var, insan utanır. Kocasından utanır, yok. Adam, adamken utanır.
Yanında öyle bir tane dekorte kadın dolaştırma. Bir de kendi karısıysa, kendi kızıysa. Yok, insanlar mutluluk duyuyor demek ki buna. O noktaya geldik. Yani öldürürler neredeyse, örtünün dolaştıklarından dolayı suçlanacaklar. Ve suçlanıyorlar da, iyice onlar da kendi kendilerinde psikolojik bunalım yaşayacaklar. İnsanlar o kadar çığırdan çıkmışlar ziyette. Dengesi yok. Bunun böyle dağlanacak bir çilgiri yok, bağlanacak bir kazığı yok. Allah muhafaza eylesin. Ve gerçekten de erkeklere Allah sabırlasın. Gerçekten Allah yardımcınız olsun. Allah'ı zikredin baba. Allah'ı yoksa zikredin. Bilhassa bekarlar için Allah'ı çok zikredin. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Allah-u Teala insanları bilerek mi aciz ve eksik yaratmıştır? Bilmeden mi yaratacak Allah? Allah yarattığını bilmeyecek mi? Neyi nasıl yarattığını? Allah muhafaza eylesin. Örneğin Hz. Musa'nın kekeme olması, Firavun'un ve Nemrut'un dişinin dahil ağırmaması gibi. Ya da insan hayatı boyunca Allah'ı zikretse ve savuniyetinden taviz vermeye muhtaç olmadan ve acizliğine unutarak yaşaması. Sonuçta Cenab-ı Hak bir şey veriyorsa onun verdiğinde bir hikmet var. Musa'nın kekemeninde de hikmet var. Nemrut'un, Firavun'un başının daha yarın olmasında da bir hikmet var. Her şeyde bir hikmet var. Allah her bir şeyi yaratırken yerli yerince yaratır. Bir hikmet üzerine yaratır. Bir akıl üzerine yaratır. Cenab-ı Hak yaratırken bunu bilmiyor mu, biliyor mu diye konuşmak Allah muhafaza eylesin.
Yani sıkıntı. Efendi Baba hayatını anlatıyor. CD'de 1960'lı yıllarında gördüğü rüyasında Peygamber Efendimiz'in kucağındaki üç yaşında bir çocuk görür, sorar ve Mehdi Aleyhisselam olduğunu söyler. Peygamber Efendimiz yıl 2000 gidiyor. Bu hesaba göre Mehdi Aleyhisselam 50 yaşlarda. Bu hesaba göre şu an aramızda sözü döndü. Hocam ne kadar kaldı? Sen gördün mü, konuştun mu, ne konuştun? Bizim şu an burada sizinle olmamız Mehdi'ye Mehdi Aleyhisselam'a ulaşmamız için mi tabi olmak için yeterli. Evet Şeyh Efendi Hazretleri böyle anlattığı rüya var, bana da anlattı bunu. Yani o hesaba göre şu anda 50 yaşlarında olması lazım.
Ama Mehdi Aleyhisselam'a görev 40 yaşında görev verecek. O zaman ya görev verildi ki dünyada hiç kimsenin ne var yok, 10 yıl geçti. Bu rüyanın tevhidi ve manası başka. Doğru. Mehdi Aleyhisselam'a 40 yaşlarında, 40 yaşını doldurunca görev verecek. Hadis-i şerifte öyle çünkü.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde de 40 yaşında peygamberlik verildi. Doğuştan peygamber olmasına rağmen. Yaratılıştan peygamber olmasına rağmen. Bütün velilere, mürşid-i kamilere de 40 yaşında görev verildi. Bir kimse veli olabilir, 5 yaşında da veli olabilir, 10 yaşında da veli olabilir. Ama ona vazife yani kamillik, mürşidlik vazifesi 40 yaşında verecek. 40 yaşından önce ona mürşidlik vazifesi verilmez. Aynı şekilde Mehdi Aleyhisselam'a da 40 yaşında görev verilecek. Doğuştan Mehdi olmasına rağmen. Ama o doğuştan Mehdi olsa dahi kendi Mehdi'ini bilmeyecek. O kendi Mehdi'ini bilmeyecek. O zaman bu noktada ya Şeremen Hazreti'nin rüyası muhakkak ki bu noktada onun rüyasını eleştirecek noktada değilim.
Tevili farklı. O da Mehdi'yi ben göreceğim inşallah diyordu. Biz ilk tanıştığımız senelerde bu rüyasını, kendisini ölçü olarak da ben inşallah Mehdi Aleyhisselam'ı göreceğim diyordu. Fakat sonradan ölümüne yakın tehir edildiğini söyledi. Yani arkadaşlara söyledi, bana söylemedi de bizim bazı arkadaşlar bu noktada ona bir iki soru sorunca o da oğlum tehir etti manevat demiş.
Ben bunun üzerinde çok konuşmak istemiyorum. Konuşursam mesele yanlış anlaşılıyor. O ilim noktasında yanlış anlaşılmasından da korktum. Yok da manevatın tehir etmesi diye bir şey olmaz. Yani 40 yaşına gelmiş bir Mehdi Aleyhisselam'ın görevini mi tehir edecek? Yok. Tabii o zaman arkadaşlar da bunu söylendiler. Etrafa da söylendi işte tehir edilmiş diye. Yani bir çocuk doğacağı zaman doğumlu tehir olur mu? Anne karnında doğacak olan çocuğu bekletecek birisi var mı? Veli'nin her evliyanın ya da iştihatta isabetsizlik var ise rüyayın peygilde de isabetsizlik olabilir. Bu boyunca hanını, hamamını satıp Şam'a gidip Şam'a yerleşip Mehdi'yi bekleyen gerçekten Allah dostu evliyalar çok olmuş.
Ve onların gördükleri rüyaların sahil olduğuna da inanıyorum ben. Benim bu noktada bu rüya sahil değil demiyorum. Bizim derviş kardeşler dahi görüyorlar Mehdi'yi rüyalarında. Görenler var. Önceden de çok görüyorlardı. Şimdi de görüyorlardı. Tabii şimdi önceki gibi heyecanla anlatmıyorlar. O rüyaların bayraktarlığını yapmıyorlar. Biraz da benden ternetleniyor herhalde bu. Ama bu tarih boyunca yaşanmış. Mehdi'yi ve Mehdi'yeti herkes kendi zafiyesinden görmüş ve yorumlanmış. İsabet ettirenler olmuş, isabet ettiremeyenler olmuş. Şimdi Şeyh Efendi'nin hayatını anlatan Sildi'de Şeyh Efendi Hazretleri bu rüyasını anlatıyor.
Bir de tarih verince insanlar sonuçta ömrü olanlar o tarihi buluyor. O tarihe geldiklerinde kendilerince bu sefer patinaj ediyorlar haklı olarak. Derviş şöyle düşünüyor çünkü. Yani benim Şeyh'im böyle bir rüya görmüş. Rüyası sahiptir. Böyle de tevil etti. O gün Mehdi çıkacaktır. Fakat o gün geliyor olmuyor. Çıkan yok. Yani vaat edilen Mehdi çıkmıyor. Bakın vaat edilen Mehdi çıkmıyor. Oysa Mehdi'ye ve Mehdi'ye bakış açısı farklı olmuş olsa, haklı isabiyeden bakılmış olsa insanlar böyle bir tereddüde düşmezler. Böyle bir hataya da düşmezler.
O zaman kendi kendilerince böyle noktasal tarihlere bakmazlar. Daha global tarihler aralar. Mehdi'nin ve Mehdiyet'in bir noktasal perspektifi var, bir de global perspektifi var. Eğer biz noktasal perspektiften bakarsak farklı yorumlarız, global perspektiften bakarsak farklı yorumlarız. Yani geniş dairede baktığımızda farklı yorumlarız. E şimdi evet o vaat edilen Mehdi çıkacak. Ama o vaat edilen Mehdi çıkmazdan önce harflerin olması lazım, savaşların olması lazım. Bazı bölgelerde kam alıp götürmesi lazım. İnsanların iyice doğulması lazım. İyice böyle kendinden mitap düşmesi lazım. Yani şurada kaç kişisiniz mesela? Dedim ki bin kişi değil mi bu devra?
Mehdi aleyhisselam çıkacağı zaman yüze inecek, iki yüze inecek. Elenecek. Siz zannediyor musunuz ki Mehdi aleyhisselam çıkacağı zaman herkendermiş olacak. Hayır. İşler gün geçtikçe zorlanacak. Gün geçtikçe sıkıntı olacak. Gün geçtikçe problem olacak. Gün geçtikçe insanlar nefislerine daha fazla uyacaklar. Fitne kol gezecek. İnsanlar durdukları yerde kendilerini muhafaza edemeyecekler. Koruyamayacaklar. Herkes zannediyor ki Mehdi çıkacak. Herkes evini kolunu sallaya sallaya gidecek tabi olacak. Gidecek intisap edecek. Oh ne güzel ya. İnanmayacak insanlar. Tabi olmayacaklar. Rahatlarını, o malını, hülkünü, evini, arabasını, katını, yatını terk edemeyecek.
Hatını terk edemeyecek. Bugün nasıl terk edemiyorsa o gün de terk edemeyecek. Ha bugün adam rahatını terk etmiş. O gün zaten onun rahatını terk etmesi o kadar sıkıntılı değil ki. O günde rahatını terk edecek. Bugün rahatını terk etmeyen o gün nasıl rahatını terk edecek? Bugün derse gelmeyen o gün nasıl derse gelecek? Bugün dersini çekmeyen o gün nasıl dersini çekecek? Bugün Allah yolunda koşmayan o gün nasıl Allah yolunda koşacak? Allah muhafaza eylesin. Bu Mehdi ve Mehdiyet meselesi çoksuz götürün. Tekkedeki sohbetlere devam edin. Tekkede gelecek Mehdi ve Mehdiyet ders. Orada geçen hafta neyi anlattık? Veccabiyet anlattık. Ondan sonra Süfyan'a yeni girdik. Değil mi? İnşallah o sohbetlerin oranın sildilerini de alın.
Ondan devam edin, takip edin onu inşallah. Zikir esnasında Hu demek ne anlamı geliyor? Hu Allah'ın isimlerinden bir isim. O yüzden ehl-i zikrullah da Allah'ı zikrederken Hu esnasına önem vermiş. Veya Cenab-ı Hakk'ı zikretmiş. O demek Allah'ı kasteder. Sarık ve cübbe giymek sünnet midir? Evet sünnettir. Sakal bırakmanın duası olur mu? Olmaz. Bayanların sprey takmanların dinimize sakıncası var mıdır? Yoktur. İnsan dümüründeki kılları kesmesinde sakınca var mıdır? Yoktur. İnsanın ruhlar alemindeki Ömür Suresi ile bu dünyadaki Ömür Suresi aynı mıdır? Hayır! Biz ruh olarak ne zaman yaratıldığımızı bilmiyoruz biliyor muyuz? Oradaki Ömür Suresi nerede buraya getireceğiz? Allah'ın hafaza eylesin.
Burada Ömür ne ki? Göz açıp kapatmak kadar. Kulu severse bunu Cebrail Aleyhisselam'a söyler sen de sev diye. Cebrail Aleyhisselam da gök halkına söyler bu kulu sevin diye. Gök halkı da o kulu yerlerindeki insanlara sevdir. Peki o kulun sevmediği birbirinden Allah da sevmiyor diye düşünebilir miyiz? Ooo! Evet! Allah'ın öyle veli kullarının sevmediklerini Allah da sevmez. Allah'ın öyle veli kulları birisini severse Allah bunu sever. Vakit namazlarında neden tespit çekilmiyor? Yani cenazeyi bir an önce yerine götürelim diye. Cenazeyi bir an önce defnedelim diye. Şimdi onun o sünneti, o sünneti uygulamanın bir anlamı kalmadı.
Millet iki gün bekletiyor, üç gün bekletiyor. Bir gün bekletiyor cenazeyi. Minnet cenazeyi bir gün bekletmiş, orada on dakika beklemiyor artık cemaat. Zaten bir gün iki gün beklemiş evde o. Orada burada beklemiş, ha on dakikadan beklesen olacak. Zaten bekletmiş. Zaten bekletmiş evde. O ölürlüğünüz, cikanız defned edilmeye gidilir de o zaman kalkar onu söyler ona. On altı ve dört yüz yetmiş üç, on altı U1364. Bu ikisi çeksin mi yerlerinden? Anahtarlarını istiyorlar. Anahtarları on altı ve dört yüz yetmiş üç de on altı U1364 anahtarlarınızı verin. Yani buradaysa cenazeyi bekletmişler orada bekletecek yere kadar on dakika bekleyecek, on dakika bekletmek istemiyorlar artık.
Hemen paldır kudur gidecekler de gömecekler de ondan sonra işte kalmasınmış, zaman geçmesinmiş. O sünneti işleyecek insan. Cenazelerinizi bekletmeyin. Hadi şimdi büyükşehirde paldır kudur gömemiyor insanları işte yetiştiremiyorlar. E tamam eyvallah. Hadi canım ki sabahtan öldüyse yetişir ikimdiden sonrasına. Ama gece öldüyse ödenden sonra öğlen namazına yetişir. Yok Almanya'dan oğlu gelecekmiş yok bilmem nereden kızı gelecekmiş de görmeden gömülmezmiş. Görse ne yapacak ki? Gördü ha gördü ne oldu? Bir şey mi oldu? Sağlığında hizmet etme. Sağlığında elinden tutma.
Ölünce artık kıymete biniyorlar. Zaten yanlış olurmuş. Sağlığında ailesine bakmamış, babasına bakmamış. Hürmet etmemiş, hizmet etmemiş. İlgilenmemiş onlarla. Bakmış hayatına göre yaşamış. Bir hatun almış. Hatunun lafına bakmış. Anasını terk etmiş, babasını terk etmiş. Kardeşlerini terk etmiş. İlgi alakayı kesmiş. Eee ölünce kıymetlenecek. Bekle galiba. Hiç daha sağlığında hatunun dahi sormadığı oğlu gelecek. Geliyor mu bayanları? Yok. Geliyor mu seyranları? Yok. Geliyor mu tatil günleri? Yok. Ne yapıyor?
Tatil gününde gidiyor. Karısının sülalesine. Git 10 gün orada kal. 10 gün orada kal. Yok gidecek. 20 gün hatunun sülalesine gelecek. Bir ay orada gelecek. Annesi babası önemli değil ya. Onlar kırılmaz hızlılar nasıl olursa. Ölünce kıymetlenecek. Allah muhabbet eder. Kıymetine rağmen anne baba evlendirmiyorsa İslam'daki cezası nedir? Ceza demeyelim de günah-i kebahir. Ama İslam devleti olmuş olsa, toplum olmuş olsa ve bir kız çocuğu dengi birisi istiyorsa, annesi babasına vermiyorsa günah-i kebahir diyor. O kız çocuğu gider, mahkemeye başvurur. Benim talifim var ama annem babam beni bununla beni evlendirmekten kaçınıyorlar diye mahkeme onu evlendirir.
Devlet onun velisi hükmüne girer, velisi hükmüne geçer ve velisidir zaten. Kız çocuğunu da oğlan çocuğunu da evlendirir. Bir kız çocuğu akıl bali olduysa bunu hep böyle söyleye söyleye söyleye dilimde tüyü bitti. Bir kız çocuğu akıl bali mı akıl bali, taliflisi var mı var, kız çocuğu da evlenmek istiyor mu istiyor. Eğer dengiyse, kızın dengiyse çocuklarınızı evlendireceksiniz. Bir kadına bakabilecek noktada mı bakabilecek? Çocuklarınızı evlendireceksiniz. Kim bunun önüne engel oluyorsa çok büyük günah-i kebahir istiyor. Beyinleri duruyor. Çocukların şu anda evlenemeyen insanların beyinleri durmuş. Soldur. Yürümüyor beyinleri. Kafaları çalışıyor.
Şu anda gençlere yapılan en büyük, en büyük darbelerden birisi. Allah muhafaza eylesin. Geliyor otuz yaşına, otuz iki yaşına, otuz üç yaşına, daha yaşı erkendir. Kız çocukları geliyor yirmi üç, yirmi dört, yirmi beş, daha yaşı erkendir. Ben diyorum ya bir kız, bir kadın otuz yaşına gelince ihtiyar diyor. Gözümün içine bakıyorlar. Otuz yaşına geldim, başlar hasta olma. Bir gün hasta olur. Hafta içerisinde bir gün, iki gün hasta olur. Aha karısı otuz oğlanlar baksınlar kendisine. Gelmiş kız gelmiş yirmi beş yaşına daha yaşarken. Bir daha mesaj babası diyor ki, bir de bana diyorlar bunu. Benim daha yirmi beş yaşında.
Niye dedim ben yirmi beş yaşında? Evlerde kalmış yok. Görmüyor daha. Kız çocuk bir evi geçindirebilecek, çevirebilecek. İki yumurta kırmasın bizi. Öğrensiz. Hizmet ediyorlar daha. Kız da dur ya, anne bir var ya, su öyle misli bana diyor evlerinde. Çocukların ders çalışıyor. Anneleri hizmet ediyor çocuklara. Çocuklar lisede okuyor veya üniversiteye hazırlanacak. Anneleri hizmet ediyor çocuklara. Çocuklara babalar hizmet ediyor. Neredeyse çocuk atacak bacak bacak üstüne. İş yerinde at. Bacağının baba bana bir çay söylemiş. Ebeveynler kendi efendilerini doğurmadıkça kıyamet doğurduğu zaman kıyameti bekleyin.
Ebeveynler kendi efendilerini doğuruyor şimdi. Kız çocukları ve erkek çocukları evlerin efendileri şimdi. Kul kadroç olumla çocuğuna bakıyor. Çocukların hizmetçisi herkes. Allah muhafaza verirse. Üç kızı var ben ise en küçük kızını istiyorum. Büyükleri gitmeden en küçük işlememizde bir kusur var mı? Yok. Ama işin zor senin. Duva karımın var. Gitmiş kayaya vurmuş. İşini kolaylaşırsın. Muratına erdersin. Ya duran büyükleri duruyor. Büyükleri bir bakayım otuzdur.
Kimin nasibi çıktığı sefer gitsin. En büyükten başlayacak. Baş olursa yandık. Anam var önce. Olacak iş mi ya? Nasibi çıkarın. Evlenmek ister. Evlendi gitsin. Kaç numara gelirse geldi. Geldi mi bir dönerci geldi. Kimin? Aa bu iki numara istemiş. Üç numara istemiş. Tamam. Kızım taahhütüm var. Kabul ediyor musun? Evlenmek isterim. Evlenmek isterim. Allah yoluna çıkırsın. Allah muhafaza. Genelde böyle düneydoğu ve doğunun, Anadolu'nun böyle bir takıntısı var. Boş her yerde var bu takıntı.
Batında da var. Bunlar da daha fazla. Allah muhafaza verirse. Arabi için kaza ve beladan muhafaza olması için kurban hangi niyetle kesilmesi lazım? Bu bir şeyler çık. Kurban kesilebilir mi? Gel kes de et yüzü görelim ya. Kes de dermişleri de çarpınla bir et yüzü görsün. Hiç alakası yok. Ama böyle insanların bir takıntısı var ya. Onun için Allahu Ekber kurbanı keser. Ondan sonra gelir birisi arabaya bir çakar. Tamam mı? Kendi kendini düşünür. Lan kurban kestiydim ama. Kurban kesince arabaya hiç kaza olmayacak. Veya kesmedi geldi çaktı ya. Tamam kurban kesmedim o yüzden kaza oldu.
Allah muhafaza eylesin. Evet sadaka bella ve musibetleri engeller. Çık sıkırlarlar engeller. Eyvallah. Kurban kesin Allah razı olsun. Dağıltın etini. Ama bizde şöyle bir şey var. Ya adam ev alacak. Ya arsa alacak. Arsa alırsa gidip arsada kurbanı kesecek. Orada kanı kütcek. Arsan Allah'a ayrı çünkü. Ona orada ayrı kurban etmek lazım. Ev alırsa evin Allah'a ayrı. Orada salonda kurban kesmiyor ya. Garip erişan eder adam. Onu başka yerde kesip etimi getirecek eğer. Araba alırsa o da arabanın önünde kesecek. Arabanın da ortasında bir tane kan işareti. Olmadı bir de armına.
Kendi armına. Kendi armına. E böyle lazım ya. Bir de oraya hoca lazım. Bir dua edecek. Bir kutu da ona verecek. Fes. Daha enteresanları var. Adam inşaata başlayacak. Bir kaç kurban kesecek. Getirin gelin dervişleri diyor. Bir de bana. Bir kaç kurban keseceğiz ya dedi. Ne için kesiyorsunuz bunlar? Ev yaptırıyoruz ya dedi. Heee. Değil. Bizim dervişlerin de et gördüğümü var. Biz de diyeceğiz ki hüya gidiyoruz arkadaşlar. Ne filanca kardeşimiz ev yaptırılmış. Orada kurban kesiyor. Orangutanlar gibi, eteburlar gibi gidip yiyeceğiz oradan. Gösterişten, şatahatta, büyüklenmekten, kibirlenmekten, hava atmaktan Allah cümlemizi muhafaza eylesin.
Allah bir nimet verdiyse o nimeti insanlarla paylaşsın. Cenab-ı Hak bir ev vermiş. Sohbeti aç evini. Cenab-ı Hak bir ev verdiyse sana çağır derviş kardeşlerine zikullah yap, sohbet et. Orada yemek gidip eyvallah. Cenab-ı Hak sana bir şey lütfettiyse o lütfu kardeşlerinle paylaşsın. Ama büyüklenmek, kibirlenmekten Allah muhafaza eylesin. Namazı okulan surelerde unutkanlık ve takınmalarım oluyor. Ne yapmam lazım, seyir seyircisi yeterli. Namazda kimse Fatiha'yı okuduysa vacibi yerine getirmiştir. Öbür surelerde takılırsa, yanılırsa bir şey gerekmez. Namazdayken dünyalık işler aklınıza çok geliyor. Gelmeyin var mı ki? Allah'ı çok zikrederseniz o zaman aklınıza az gelir.
Dervişlerin bazıları, derviş kardeşlerinin hata ve kusurlarını size anlatmaları caiz mi? Gelen de anlatır olmaz ona. Ben derviş kardeşlerin hata ve kusurlarını dinlemek istemem, öğrenmek istemem. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. İnsanlar muhakkak ki etrafındaki kardeşlerin, arkadaşların hataları olacak, kusurları olacak, eksiklikleri ve yanlışlıkları olacak. Bunları normalde bir kimse üstadına anlatması çok uygun bir şey değildir. Yani birisi bizim gözümüzden düşse başka bir kardeşin hoşuna mı gidecek o zaman? Allah affetsin. Ben kendimi hiçbir zaman öyle bir noktada görmek istemem de, siz bir üstadın gözünden düşmenin ne olduğunu bilmezsiniz. Bilmeyimi öğrenmeyin.
Ve hiçbir kardeşinizin hatasını ve kusurunu, burada söz konusu olan hata ve kusurunu, onu gidip de üstadınızla paylaşmayın. Bir derviş kardeşinizle probleminiz varsa, bak bu hata ve kusuru açtı şimdi, dergahı ilgilendiren. Bir şey var ise bu noktada, o zaman alın onun yanınıza gidin üstadımızın yanında problemini hallet. Eyvah. Diyelim ki örnek veriyorum şimdi. Birisinin Mehmet'le problemi var değil mi? Dergah'ın içinde dergah ile alakalı. Mehmet'le problemi halledemiyorsa Mehmet'e desin ki Mehmet bir beraber gidelim üstadımızın yanına, orada konuşalım bu meseleyi alır. Gelsin o zaman halletsin. Ama Mehmet'in ufak tefek hatalarını gelip de adam bana anlatmaya çalışıyorsa, o yapan insan da kendisi yanlış atar.
Allah muhafaza etmesin. Bunu unutmayın. Ben üstadına, şeyhine çok şikayet edilen bir zakirdim. Hayatım boyunca benim hep şikayet edildim ben. Bir tek bayındır da ilk zamanlar şikayet edilmedim. Bayındır da benimle arkadaşlar derviş olduktan sonra orada da şikayet edilmeye başladım. Ödemişte devam ettim. Bursa'da da ilk zamanlar, ilk birkaç sene işte 2-3 yıl şikayet edilmedim. Ondan sonra Bursa'da da başladım şikayet edilmeye. Hayatım benim şikayet edilmekle geçti. Evet. Ve o kadar çok hüzünleniyordum ki kendi kendime. O kadar çok hüzünleniyordum ki. Hüznümü anlatamam ben. Mesela birkaç tane arkadaş şu anda derslere gelmiyorlar. Bana telefon açtılar.
Başlarındaki çavuş arkadaşlarla alakalı şikayet etmek için. Ben de sizi böyle dinlemek istemiyorum. Alın gelin o arkadaşı. Çavuşumuzu başınıza kadar al gel. İkimizi beraber dinleyin dedim. Sustular bir. Gelmiyorlar şimdi. Hiç önemdeyip gelin. Ben kendimce bir şey tavir ettim cemaata. Dedim ki ben de sizin arkanızdan bir şey konuşmayacağım dedim. Söyleyeceksem sizin yüzünüze söylerim. Ben Hüseyin'e bir şey söyleyeceksem Hüseyin'in yüzüne söylerim. Bak söylerim. Veya Mehmet'e söyleyeceksem. Veyahut da bizim Momba'ya söyleyeceksem. Mahalledeki bir çavuşa Demirtaş'ta İsmail'e söyleyeceksem. Veya Demirtaş'ta söyleyeceksem. Ben arkadaşların yüzüne söylerim.
Sizin burada yüzünüze söylemeyeceğim hiçbir kimse yok. Adamın yüzüne ne söyleyeceksem söylerim. Hepinizin hataları olur, hepinizin kusurları olur. Hepiniz benim de olur, sizin de olur. Birbirlerinizin hatalarını, kusurlarını araştırmayın. Bu cemaatı, topluluğu dönen, parçalayan şeyler. Komple, bakın soru, bakın var mıydı burada 30-40 tane soru mu? O abi. Hiç burada cevaplanmamış bir soru var mı? Yok. Hepsini cevaplanır mı? Hepsi cevaplanır. Bildiğim kadarıyla. Doğru, yanlış. Yaz kardeşim. Adamın direk hatasını buraya şahsı belirtme. De ki, bir mağazede bir çavuş, dervişlere şöyle yapabilir mi? Eyvallah. Ölçü yap, binirsin. Sor.
Sor. Allah muhafaza yapar. Ve gerçekten insanların en fazla yargılan şey olur. En fazla yargılan şey olur. Adam bir yerde oturmuştur kendi kendine. Ve şunu da söyleyeyim. Çalışan derviş hata yapar. Sorursa kaza yapar mı? Yapmaz. Çıkarsa lastiği eskicek, devriyası eskicek, işte koltukları eskicek, boyası eskicek. Biri gelecek öpecek, biri gelecek kıracak, biri gelecek susacak, biri gelecek çizecek. Arma trafikte çünkü. Evde o hatası olmaz.
Çalışmayan çavuşun hiç hatası olmaz. Çavuş otursun evde hiç hata yapmaz olur. Hata yapar mı olmaz? Dervişlerle de beraber değil. Onlarla bir şey de paylaşmıyor. Onlarla bir şey gitmiyor. Cemaati büyütmek için bir problem yok. Arttırmak için bir problem yok. Hiç bir problem yok. E adam evde oturuyor. Onun hatası olur mu? Olmaz ki. Çalışıyorsa çavuş onun hatası olur. Nasıl hatası olur? Birisinin yüzüne bakmamıştır, unutmuştur. Gaflete dalmıştır. O esnada müsait değildir. Canı sıkılmıştır. Aktif adam, aktif adam hata yapmaya açıktır. Müşterisi gelmiştir dükkanına. Telefona bakmamıştır. Sonra ara beni demiştir. Dervişin önünü kırılır.
Ulan gördün mü biz çavuşla telefon açtık bana sonra ara dedik. Çalışan derviş, çalışan çavuş, çalışan ekip hata yapar. Onun hatasından insanlar rahatsız olur. Ve onları dolayı şikayet eder insanlar, ederler. Kendi kendilerini şikayetçi olurlar. Ve çalışan ekibi de, çalışan topluluğu da başka topluluklarla böyle yarışacağına onu böyle al aşağı etmek isterler.
Hep bunu olur bunu. İslam'ın İslamiyet'in içerisinde hep olmuş. Kim çalışıyorsa, kim didiniyorsa onun muhakkak arkasından laf söyleme olur. Olur. Güzelin dedikodusu çok olur çünkü. Güzel dervişin de, güzel ekimin de dedikodusu çok olur. Böyle bir ekip oluşmuş olsa, bir maalesef alır güldür her yere gitse, işte insanlar anlatmaya çalışmış olsa, kaybet etmeye çalışmış olsa, o ekip herkes der bunlar ne yapıyor canım, biz de yapalım diye düşünmezler.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden arkadaşlarınızı, kardeşlerinizle asla arkasından dolanarak da üstadınıza şikayet etmeyin. Asla şikayet etmeyin. Burada bir tane çok rahatım. Benim şeyhime, benim şeyhime bizim arkadaşları şikayet ettiklerinde bence o üsümü siper ettiydim hep. Ben şeyh efendiye derdim ki, şikayet etmişler şeyhime, oğlum filanca böyle böyle yapıyormuş. Efendim öyle arkadaş değil de, o filanca öyle diyor ama onun çok haklı olduğuna inanmıyorum. Olmazsa yüzleştirelim derdim ben. Şimdi Oktay nasıl olsa bu salı değil, dışarıdan örnek vereyim. Oktay'ı dahi şikayet etmişler, efendim sizin hakkınızda langır lungur konuşuyor demişler. Şeyh efendi tabiri aynen öyleydi. Oğlum senin şu arkadaşın var ya dedi, kim efendim dedi ben.
Oktay'ın da var ya dedi ama uzun boylu salışın olan dedi. Oktay'ım dedim ben evet dedi. Ne olmuş efendim dedim ben. Oğlum bizim hakkımızda orada burada langır lungur konuşuyormuş dedi. Oktay konuşmaz efendim dedim ben telefonda şimdi. Konuşuyormuş oğlum dedi. Efendim ben konuşurum o konuşmaz efendim. Ben şimdi o sefer. Sen onu seviyordun ondan öyle diyorum dedi. Efendim seviyorum ama dedim. Ben konuşurum o konuşmaz dedim ben. Tekrar. Neyse görüşürüz oğlum. Selamünaleyküm dedi. Hemen Oktay'ı alıyorum. Oktay dedim. Birisi işlediğiniz için şeyh efendi işgal etmiş. Şeyh efendi böyle böyle diyordum ben. Nerede sen dedim ben şeyh efendi o zaman Tere'deyim.
Ben de o zaman Bursa'dayım. Oktay git şeyh efendi yanına dedim. Senin hakkında dedim ileri geri konuşuyorlarmış. Oktay'ın o zaman yani Tukaş'a girdiği şeyde Tukaş var. İzmir'de Torvalı'da ondan sonra Tukaş'ın fabrikası var. Oktay o zaman oraya girdim. Mal alımında çalışıyor orada. İşte bahçelerden, tarlalardan mal alımına bakıyor orada o. Yani çocuk o esnada çalıştığından iş yeriyle ilgisi fazla. İşte derslere bazen noksan geliyor öyle değil. Neyse tabi gitmiş görüşmüş. Ya abi dedi ya bana telefonu açtı. Allah razı olsun dedi. Kim dediyse demişti. Demişti Münettar Oktay. Allah Selam'ın tersinde. Telefon açmasam söylemesem Şeyh efendi onunla muhabbeti kesecek mi?
Kesecek. Kim kazanacak bunda ya? Muhafıza evlesi. Şikayet etmeyin. Hastalıktır bu. Bu hastalıktır. Bu hastalıktır. Şu cemaat şuraya toplanıyor. Var mı birbirinden bizim maddi olarak geçimimiz? Yok. Burada biz para servisini kuruyoruz. Burada birbirimize para mı topluyoruz? Yok. Ne için geldik buraya? Allah razı olsun geldim. Evet. Var mı birbirimizden maddi menfaatımız? Yok kardeşim. O zaman Allah için birbirimizi severim. Gittik. Şikayeti birbirinize şikayet etmeyin. Birbirinizin eksiğini, kusurunu, hatasını görmeyi üzerinizden atın. Birbirinizi bu noktada eleştirmeyin. Birbirinize yardım yorun.
Birbirinizi destekleyin. Birbirinizin kolundan tutun. Birbirinizin koluna girin. Eğer ki bir derviş kardeşinizi, başka bir derviş kardeşi veya dışarıdan birisi eleştiriyorsa onu susturun. O şeytanın sesi. Hangi derviş kardeşiniz olursa olsun dışarıdan bir kimse o derviş kardeşinizi eleştiriyorsa, ona laf söylüyorsa, onun altını uyuyorsa, onun arkasından konuşuyorsa o şeytanın sesi. O şeytanın sesi. Onu susturmazsan sen de şeytanın sesine kulak verdin. Şeytan sana, seni de ihval etti. Şeytan sana da tekavüz etti. Ve sen de o tekavüzden zevk aldın. Onun karşılığı ateş. Onun karşılığı ateş. Filistin'de Hamas'la Filistin Kurtuluş Öğütü birbirinden geldi.
Günde yüz kişi öldürüyorlar. Hatta Caferiler bir tarafta, Sünniler bir tarafta, Kürtler bir tarafta. Kürtler kendilerini dışarı aldılar, barzanı kendisini dışarı çekti. Ayırdı topraklarını. Caferilerle şeyler, Sünniler birbirlerini kat ediyorlar, öldürüyorlar böyle. O onun camisine roket atarlar, o onun camisine roket atarlar gidiyor. O onu öldürüyor elli kişi, ondan onu öldürüyor elli kişi. Bu neden? Aynı senaryo Türkiye için uygulanacak. Burası için uygulanmayacak mı zannediyorsunuz? Burada da Türklerle Türkleri savaştırmak istiyorlar. Ardından ırkçılığı dökecekler, ondan sonra mezhebe. Ondan sonra bir de mezhep, mezhep yetmeyecek tarikatlar, tarikatlar yetmeyecek cemaatlar.
Her cümerç olacak herkes, kim kim öldürecek belli olacak. Bu deccanın oyunu bu, deccariyetin, şeytaniyetin oyunu bu. Bu deccan ve şeytanın oyunu bu. Aynı cemaatın içinde mi nedir birleştiriyor? Şeytanın sesi, buradaki bir derviş kardeşinizi veya bir derviş kardeşinin, bir müslümanı, bir başka birisi sizin yanınızda gelip eleştiriyorsak, sizin yanınızda onun gıybetini dedikodusunu ediyorsak, sizin yanınızda ona iftira ediyorsak, sizin yanınızda onunla alakalı bir şeyler konuşuyorsak, vallahi de şeytanın sesi, billahi şeytanın sesi.
Deccalı sesi o. Sen dinliyorsan ama sen de deccal ve şeytama uydun. Ne işin var ki senin? Bir de Mehdi bekliyor o. Deccal bekliyor bir de o. Deccal gelecek de. Deccal görevini yapıyor kardeşim. Sana yapmış. Senin kulağına işemiş. Senin kalbine işemiş. Senin başından aşağıya çoğalık ederseniz işemiş. Sen de ne bekliyoruz deccala? Deccal senin içinde. Deccal senin etrafında. Seni kim? Zikrullah'tan, cemaatten, Allah yolunda koşuşturmaktan alıkoyuyorsa o deccal, o şeytan kim senin demiş kardeşlerinin aranı açıyorsa, onlarla senin arına muz koyuyorsa, onlarla senin arına soğukluğu koyuyorsa o deccal kardeşim.
Allah muhafaza eylesin. Kendinizi muhafaza edin. Kendinizi koruyun. Müslüman hakkında laf konuştu kendinize. Yazınızda. O adam işte filancanın cemaatini. Kardeşim içinde misin sen? Değilsin. Biliyor musun o cemaatinin nasıl çalıştığını bilmiyorsun. Biliyor musun ilkelerini, kurallarını, ne yaptıklarını bilmiyorsun. İçinde mi sen? Konuşma ya. Bu adamı cemaatten kurtarınca bir şey mi olacak? Sokağa mı gidecek bu adam? Sokağa gidecek. Sokağa gidecek. Sokağa gidecek adam. Mandalyamı tekrar kahveye gönderdin diye. Gittin konuştun burada bu tek şey var, bu kusur var, bu yanlışı var.
Şu şöyle oluyor, bu böyle oluyor. Adam üç gün sonra kahvede payans düşüyor. Bu adam zikirlere geliyordu, sohbetlere geliyordu. Kim verecek bunun hesabını? İlk konuşayım, dik kavgarından, telefonikten, eski arkadaşlardan, reyhamdan. Yollarda böyle denk geliyorum ben, adam cigareyi fütüre fütüre gidiyor, cigare içmeyen adam. Dağıtmış kendini. Allah affetsin, daha ilerisini söylemek istemiyor. Adamları kahvelerde kumar oynarlarken görüyor rüyamda. İçerlerken görüyor rüyamda. Utanıyorlar, hem içiyorlar. Yoldan soğuttuğumuz dedikoduyla, fitneyle, iftirayla onları eski yerine gönderdiğimiz insanların hesabını kim verecek?
Deccal'ın ağzından çıkarmak için birileri uğraşacak. Öbür gün de tekrar deccal'ın ağzına verecek. Kim deccal'lık yaptı hocama? Ağzına veren deccal'lık yapmadı mı? Yaptı. Birbirisi de, onlar da nefsine uymasak, bize dinlemeseydi. Sen varsın ya, şeytansın ya. Allah bizi affetsin. İnsanlara hayırı, güzeli, doğruyu, iyiyi emredin. İnsanlara Kur'an'ın sünneti, zikrullahı, Allah'ı sevmeyi, Resulullah'ı sevmeyi, müminleri sevmeyi, Allah yoluna mücadele etmeyi, cihat etmeyi anlatın. İnsanlara namuslarını, ailelerini, çocuklarına, işlerine sahip olmayı anlatın.
İnsanları sırat-ı müstakimde gitmeyi anlatın. Biz eksik anlatabiliriz. Sen doğruyu anlat. Biz bu kadar anlatabilmişiz. Sen daha iyi deli götür. Ama sen adamı yoldan çevirme. Sen adamı iğneleme. Sen adamı çelme takma. Sen adamın eksiğini, kusurunu araştırıp da adamı üşütme. Adamı soğutma. Sen adamın eksiğini, kusurunu benim önüme de getirme. Birisinin eksiğini, kusurunu o açığa çıkarırsa, Allah da onun eksiğini, kusurunu çıkarır. Evinin içerisinde otursan daha iyi. Sen dert duvarının arasında bir eksik, kusur işlersin. Allah senin eksiğini, kusurunu çıkarır meydana. Arasının eksiğinin kusurundan başvur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hiçbir derviş kardeşinizi şikayet etmeyin.
Hiçbir kardeş, derviş kardeşinizden de şikayetçi olmayın. Tren gelip çarpacak değil ya seni. Bursa'da tren yok zaten. Kimden imtihan olacaksın? Yanındaki arkadaşından, yanındaki kardeşinden olacak. Sev sen onu. Muhabbet et. Bağrına bas. Bağrına bas. Sen onu sarmala. Neyi diyorum da? O sana acı versin, sen sarmala. O sana sıkıntı versin, sen sarmala. Allah için sevmek bu. Dur. Dervasını batırsın. Sen ona gül ver. Laftan dur. Allah için teşekkür ederim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi