mustafaozbag.org

176. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:05:34

Şu an yiyem benimki. Av hayvanları, Müslümanların ihtiyaçlı olanlarına cahittir.
Avlanmak spor değildir insanlar. İnsanlar şimdi spor yapmak için avlanıyor, öyle değil mi? Adam hoş vaktini değerlendirilecek, çeşitli bir soru var. Eğer şu anlayış sahip olmuş olsa her şeyden, bütün av hayvanlarına ihtiyacı var, fakir fukaralar ya tahsis etmemiş olsa, ya o ücret karşılığında satılmamış olsa, ücret karşılığında satılmamış olsa, ve sadece fakir fukaralar av hayvanlarına faydalanacak da olsa, av hayvanlarına çoğalanmaz mı?
Fakir fukaralarla bununla eti ihtiyaç, işte normal, doğal eti derse, karşılamaz mı? Karşılayalım, adam şimdi balı tutmaya gidecek, balın şurası kaç para? 10 lira var değil, adamın zaten yol parası, 10 liradan fazla gidiyor, doğru mu? Doğru, git oradan al bir kilo de et değil, annekiler demişler ki, bir kimsenin avla hazırdığı para aldığı etten fazlasa, o caiz değil, anlaşılır mı?
Yani adam işte bir yere avlanmaya ilecek, harcadığı parayla, işte karşılığında eti alabilir miyim, atıp alalım diyor, o caiz değil. Mehdi, A'la Resul'la önce gelecek, Teccan'la önce gelecek. Çelişkide kaldınız, tam bilmem ne var, aybınlatınız. Tespih tanesi iyi bu, Arda adına gelecek. Kişi hayatında hiç zaman sıkılmamış olsa da, hasta olduğu zaman ziyaret etmemiz gerekiyor. Ziyaret edilebilir, bunu da bir değişiyor. Kötülük gördüğünüzde elinizle, zaten bursanız, dirininizle, bunu da yapamıyorsanız, kar yok, bunu da ilerliyoruz. Onun en büyük noktası var. Bazen de böyle oluyor ki, insan oğulları, mesela bir şeylere karşı mücadele etmiş, ama biz bunu bunlara karşı bir şeyler anlatıyoruz. Yani bunun ortada biz, kötülüklerle mücadele etmek farklı bir şeydir.
Biz, şahıstanla mücadele etmek farklı bir şeydir. Biz, kendi etrafımızda şahıstanla mücadele ediyoruz. Kötülüklerle mücadele etmiyoruz. Biz, kötülüklere karşı mücadele edeceğiz. Sıkıntı bu. Yani karşımızda bizim bir kötülük var, biz kötülükle mücadele edeceğiz. Şahıstanla değil. Bir de Müslümanların, müminlerin birbirlerine, birbirlerine karşı konuşurlarken, birbirlerine karşı bir şeyi tavsiye ederlerken, birbirlerine bir şeyi tebliğ ederlerken dikkatli olmaları gerekir. Azem'in dikkat gösterecek insanı. Onu kırmamak, üzmemek, incitmemek, onu böyle ürkütmemek, onu böyle nefrete sokmamak için mücadele edeceğiz. Yani biz müminlere karşı şefkatli ve merhametli olmalarız. Bizde o yok. Biz müminlere karşı aşırı dereceli bıybetçi, aşırı dereceli delik olucu, aşırı dereceli yüzüne inlenen, aşırı dereceli, arkasından konuşan ve aşırı dereceli de kırıcı konuşan insanlarız.
Allah bize affetsin. Allah bize affetsin. O yüzden önemli olan, müminlerin kendi aralarında, birbirlerine şefkatli, merhametli, birbirlerine muhabbetli yaklaşmaları ve namaz kılmayan kimse, etrafımızda dini duyarlılığı, eksik olan insanlar da biz müşrik görürüz. kafir görürüz, bu da sıkıntıdır. Öyle bir sıkıntı da görmeyeceğiz. Allah'ıma bazaylası. Orhanlar Efendimizin şöyle diyor, kalbinde kibir olan cennetin korkusunu alamaz. Bu hadise göre insanın kibirli olmaması için, tavsiye edemezlerden nelerdir? Fazla görür kibirinde olmasın, fazla gurur kibirinde olmasın. Gurur da kibirde her insanın. Sebeb olur mu?
Bir kimsenin kibirin yetmesinin en güzel yolu, karşısındaki insanın kendisinden faziletli görmesi. Eğer bunu beşlere girirseniz, gönlünüzün cezelleri çekilir kalmaz. Sen kim olursa olsun, bu kim olursa olsun, karşındaki bir kimse, yanındaki bir kimse, sen kendinden faziletli görüyorsan, mesele bitmiştir. Konu kökten çözümlenmiştir. Eğer derviş kardeşlerinden birini beğenmiyorsan, eğer derviş kardeşlerinden birisinden kendini daha faziletli görüyorsan, eğer etrafındaki, yanındaki, karşındaki insanla kendini daha faziletli görüyorsan, sende kibir var. Allah'ın zilafatı eylesin. Deden ve amcamla ayrılmasına rağmen, madden ve manen on dört senedir destek vermektir.
Babam, deden ve amcamla ayrılmasına anı dört senedir destek vermektir. Yenik gelir, yani gelir bizde olmasın, borç bulurur. Ama her defasında, ilk arkafı polis uçlar, onun bundan sonra destek vermemiştir. Çünkü ben uğraşmamıştır. Kimse babasına, erkek evlat babasına bakmak zorunda. Babasına bakmak zorunda. O yüzden, babasına borç vermek zorunda değil, bakmak zorunda. Gücünün yettiğince bakacak. Babası için borç bulmak zorunda değil. Ama bir erkek evlat, örneğin, benim babam sağ olmuş olsa, ben ona bakmak zorunda. Benim annem sağlar, ben ona bakmak zorunda. Erkek evlat, anne babasına bakmak zorunda.
Makul daire eder. Makul daire eder. Onun borç para bulmak zorunda değil. Onun etrafıyla olan ilişkilerini, işte, babanın amcasına borç para istiyor. Amcasına da bilmem, bir şey yapmak istiyor. Onun mecbur değil o. Ama bir erkek evlat, anne babasına bakmak zorunda. Makul daire eder. Ben evliyim, iki kardeşime, babaannem evli olan kız kardeşime, benim kız, babamla kazanabilir, büyük olma kaidi gider.
Babanız, çocuğun parasını, kendi babasına vermesi uygun değil. Kendini alabilir, kendi babasından. Yani baba, evladın parasından alabilir. Baba der ki, evladın yiyeceğinden, içeceğinden, evladından yiyip içebilir, evladından sorumlusuz su arsız. Evladının parasına tasavvuf edebilir, sorumlusuz su arsız. Ama normalde, evladının parasını, bir başkasına göremez. İslam değil de, İslam yolunda, keramet var. Başka bir bilim yok, kerameti de yok. İslam'ın yaşkenti yok. Bir kimse, bir yana yaşıyorsa, yaşatma mücadresi de varsa, onun için keramettiz. Tekrar da balık avlama, ve avlamaz odayı, yemin etkiliyorum.
Ne yapar balık, çok hoş veren bir. Ben de balıktan, avlamaktan bir, geçir. Namazdan, ekrudan, secdeyi giderken, bandavanları birazcık, karit çekmek, namazı bozar mı? Hanefi'ye göre mikrur. İmstadın dervişi, imtihan etmesi diye, bir şey var mı? Varsa nasıl imtihan eder? Yani bu imtihan etmesi, de bir şey yok. Yani bir kimse, bir üstad, Allah'ın mı ya, dervişini, imtihan etsin, bir mesele olur, bir görev verilir, bir hizmet verilir, bir orta yere bir problem çıkar, bir herhangi bir hadise çıkar, bir şey olur, derviş yolunda imtihan olur.
Geçenlerde başka bir yerden de sordular. Neymiş de, işte üç tane bir şey demiş de, ondan sonra öyle olmuş da, böyle olmuş da, ondan sonra demiş ki, ben seni imtihan ettim. Tasavvumda böyle şey olmaz. Şimdi ben kalkacağım, bir şey diyeceğim ki, namazın dışındaki parçaları say, sayamadı, ben seni imtihan ettim, sınıfta kaldım. Yok böyle bir şey. Veyahut da birbirimize diyeceğim ki, bir şeyden, Uludağ'dan bakacaksın, at kendini, eğer atamadın, ee imtihan et dedim, sen sınıfı geçemedin. Böyle tasavvuk yok. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Bir meselede, evet derviş imtihan olur. Zorlanır mesela.
Bir vazife verin üstadı, o vazifede zorlanır adam. Veyahut o vazifede nefsini uyer, yapmaz. O vazifeyi yerine getirmez. Bu dervişi imtihan etmek için değildir. Normal günlük hayattır. Örneğin ben Mehmet'e dedim ki, Mehmet sanki işte Kestel, Gürsü, o bölgede sorumlusun. Kestel'e de git dedim. Mehmet şimdi Kestel'e gidiyor. Mehmet şimdi kalkar da, kendi kendine derse ki, ya ben Kestel'e gidemem arkadaş, nerede bana Kestel'e gittin derse, bak, burada imtihanı kaybeder. Örnekleme olarak söylüyorum. Ben onu imtihan etmek için de söylemedim onu. Bu bir vazife. Bir derviş vazifeyi yerine getirir. Vazifeyi yerine getirir zaman, kendiyle alakalı Allah yolunda yol alır.
Her vazifeyi yerine getirdiğinde yol alır derviş. Her dersinizi çektiğinizde dahi yol alırsınız. Her derse geldiğinizde yol alırsınız. İmtihan mıdır? Yoksa, üstad kalkıp da, şeyh kalkıp da, ona olmayacak bir şey söyleyip de, ben seni imtihan ettim de, ben altısını demiyorum, bir şey yok. Üstad imtihan olsun diye de bir şey söylemezsin. Örnekleler var, onlar Kur'an üretinin içerisinde değil o hareketler. Peygamber savunularda, meseleminde, sünnetinde yok. O ashabı böyle şeylerle imtihan etmeli. İmtihan eden Allah'a kaçırmış. Düşman geldi, kapıya dayandı, bütün hepsi de birden imtihan oldu. Çıktılar, savaştılar. Yokluk geldi, kapıya dayandı, hepsi birden imtihan oldular.
Çıktılar, yoklukla mücadele ettiler. Yani başlarına gelen, belalarla, müsümmetlerle, sıkıntılarla, problemlerle imtihan oldular. Demiş de imtihan olur. Annesinden olur, babasından olur, ailesinden olur, işinden olur, bergahtan olur, yanı başındaki adamdan olur. Olur, sıkıntılar yaşanır. Bunları aşacak, imtihan olur. Yoksa şey, kaçacak da, ondan sonra, üst tarzını, dervişler, üst tarzını imkan edecek. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza edersin inşallah. Seferi olan birisi, cemaatle namaz kılabilir mi? Şayet kılabilir mi? Yani cemaatle namaz kılabilir mi? Kılabilir. Şayet kılabilirse, tarz namazlarda imama uyku, dört dakika, tamamlanabilir, yoksa ikinci. Yok, dördü tamamlayacak. Seferi olan, bir kimsenin, muhkim olan bir imama tarzı olursa, normal muhkim, bir dört rekatli namazları, dört, iki, iki, üçü, üçü olarak kılak.
Yani ben Seferi'nin, imam daha ikinci rekatında, üçüncü rekatında, aklında selam verip, namazdan çıkarsa, namazı vasit olmuş olur, yeniden namazı iade etmesi gerekir. Böyle ibadetlerini yerine getiren, ama daha sonra çalıştığı ortam, çevresindeki arkadaşlarından, arkadaşlarından dolayı, gaflete düşür, ibadetlerini bırakma, ne gibi tedavi önerirsiniz? Neyden bahsediyor? Ne mevzi yüz kanına gider, iç koka. ıtırcı kokur, dikkat etsen, ıtır kokar. Hadis-i Şerif, bir kimsenin etrafında, namaz kılmayan insanlar var ise, orada namaz adamın, aklına gelmez. Etrafında ibadetle, Allah'la, Peygamber'le, İslam'la, din ile, irtibatı olmayan, insanların, onlarla, kendilerini irtibata tutmaları, çok zor.
Hz. Ebu Bekir, bana arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyin. Başka bir rivayetinde, senin dinini söyleyin diyor. Başka bir rivayetini söyle, senin dinini söyleyin. O zaman biz, etrafımızdaki arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, etrafımızdaki insanları, iyi seçmeliyiz. İyi analiz etmeliyiz. Bir kimse, eğer ki, dini noktadan, kendisini sağlam görmüyor, sağlam tutmuyorsa, ibadet noktasından, kendisini sağlam tutmuyorsa, o kimse böyle namazdan, abdestten, oruçtan, işte ibadetten, zikirden, haberi olmayan, ve bunlara karşı olan insanlar da oturup kalmayacak,
zamanla yoğuzlaşır. Yoğuzlaşma der, bizim orada yoğuzlanmış bu derler. Mesela işte, deve çok güreşkendir, yanına bir tanecik deve koyarsın, deve yoğuzlaşır, güreşmemaya başlar. Veyahut da işte böyle, yanına bir kimsenin, o hayvanın yanına bir yoğuz bir hayvan gelir, o şeyler var, horozlar var, şeyler, güreşen oruz, dövüşen oruzlar. O dövüşen oruzlarının yanına, dövüşen oruzlar, değersen, sabahtan akşam onun yanına bir tane yoğuz, horoz, dövüşmeyen, o iki de bir de kaçıyor ya önümde, onun önünden kaçtıkça, o horozla yoğuzlaşır. Yoğuzlaşma denir. Bu hayvanlar, insanlarda da görür. İnsanın yanına gidin, sizin de Allah'a olan aşkınız artar. Resulullah'a aşık etkile edersiniz, Resulullah'a aşık olur.
Üstadına aşık olan bir dervişin yanına git, üstadınıza aşık olursunuz. Hatta bir de ona bakarsınız, onun için ya bu sevgi yok canım, İslam'da dersiniz. Yani kendinizce onun sevgisini eleştirirsiniz. Yani eleştiren insan, yolluğundan eleştirir. Yol bir dervişin yanına gidin, adam derviş de yoğuzlaşır. Nasıl yoğuzlaşır? Derviş yoğuz ya, ondan sonra bak ya, şurasında bu hata var, burasında bu hata var, burasında bu kusur var, burasında bu yanlış var, bu böyle sevilmez der. Yok canım Allah'ım ya, peygamber miyader, yollaşır derviş. Derviş de yollaşır. Ve her şey yollaşır. O yüzden normalde, siz de günlük hayatınızda, yoğuz bir insanın yanına gidin, siz de yollaşırsınız.
Ticarette de böyledir, evlilikte de böyledir, işte de böyledir, evde de böyledir, dergahlı da böyledir, her yerde böyledir. Mesela böyle, hiç hanımını dinlemeyen, astı astı kestik kestik bir adamla arkadaşım, evliliğiniz yıkılır, siz de öyle yapmaya kalkarsınız, derece doğursunuz. O evdeki sizin alıştığınız değil, bazen dedemi alırmış, ee, benim dedem gibi yapmak istiyormuş, hayır yapamazsınız, o bütbe mi istiyormuş o?
Dedem eline sabun almadan, bayramı, lip almadan, tas sabun almadan, hiç eline sabun almıyor, anneannem yıkıyor, anneannem parça, annenler gidip yıkıyordu, anneme sordum ne yapıyor dedim, ben bacak bacak üstündüm, bir sandalyesi var dedi, öyle oturuyor dedi, ne sabun ne ediyor, ne tasa ediyor dedi. Bugün mümkün değil, ne oldu, insanlar gün geçtikçe, gün geçtikçe, gün geçtikçe, yozlaştı adamla, şimdi kadınlar, mesela gitsin bir adamın arkadaşı olsun, onun halını hiç, kocasından izin almıyor olsun, kadın onunla arkadaş olsun, kadın başlar evden, lan gülancıya bak ya, ne kocasından izin alıyor, ne bir şey oluyor, anasın, istediği zaman çarşıya gidiyor, sen nasıl herifsizler, sen neden böyle bizi sıkıyorsun da, bir şey mi olacak da, o kadından etkilenmiş o kadın, yozluk bulaşıyor ona, o bıdı bıdı diye dayanamazsan,
sen de dersin, iyi ya tamam git sen zorundan böyle, tamam bitti, hatun al artık evden, nereye gittiği belli değil, insanlar birbirlerinden etkilenirler, o yüzden, insanlar etraflarından da etkilenirler, namaz kılmıyor, bir insanla arkadaşlık etersen, namazdan soğumaya başlarsın, yavaş yavaş, derdahtan soğumuş, eşlikten soğumuş, tasavvuftan soğumuş, bir kimseyle arkadaşlık yapın, siz de soğursunuz, siz de uzaklaşırsanız, gidin, bir abiniz, anneniz, borunuzla iyi geçilmesin, siz abinizle samim olun, sen de anneler olunuz,
uçlamaya başlarsın, sen de düşündüğüm, siz de kilirsin, yok canım doğru ya, abim doğru söylüyor, veya kardeşim doğru söylüyor, babam böyle davranıyor, annem böyle davranıyor, demem başlarsın, insanlar sonuçta etkilenirler, aşksızlık, hastalıktır, aşksız insanın yanına giden de etkilenir, eşekleşir, Allah'a affetsin, çocuklarda blue çağına ermesi, yaş sınırıyla mı, yoksa menik ermesi, ve adet görmen başlaması, iyile mi başlar, sonuçta bu blue çağın, normalde illa ki, meni, rea'i haliyle, bağlantılı değildir, aklı ermesi önemlidir,
akıl ermesi, yani, çocuğun oğlunlaşması, kendine gelmesi, bir şeyi bilmesi, yani, sekiz yaşındadır bir kız çocuk, ay hali görür, ama blue değildir, yani, çocuk suysa, hala blue değildir, veya, bir çocuk on yaşında, menisi gelebilir, yani, on yaşında menisi geldi, evlenmeliydi, bir kadını idare edebilir mi, blue değildir bu da, bu da bu önemli, akistahaten, deccab ve yecid-mecid ile ilgili, bilgiler ilgili olarak yaşandı, konu deccab, cami ve dergah yaptırınca, bir kız diye dere tepe hazine almak, boş iş değilmiştir,
hem de nasıl boştur ya, ne alakası var, millet kendi kendine aldatıyor, insanlar daha farklı mısın, farklı vakit geçirmeleri, onlar için daha iyi olmaz mısın, evet, hele bir bizim dergahlarız, hasta olmaz öyle bir şey, aman abi, ne cami istiyor, ne dergah, ne eksil mu yaptırır, adam kendi kendine, hazine çıksın, bir dergah yapacak, çıkar, dergahın değilsini bile mi unutur, şimdi o der ki, yok ben unutmayacağım, ben çok gördüm unutamlara, ne cami, ne dergah böyle biliyorsa, gerekli olan malzemeyi de verir,
yok çengel verdi mi, yok kukrağa verdi mi diye, bir şey verirse, mekanını da verir, merak etmeyin, yok sakın, aklımızın köşesini daha geçirme, birbirinden bir güne gelip de, sizden, şuraya cami yaptınız, para verir diye, hiçbir şey istemeyecek, hep sakinler, küçük dergahta,
Allah'ı zikredecek, hep üstadların evlerine, ev, hanlarına, han, evleri var, otelleri var, yatları var, katları var, ne dergah, hiçbir şey istemiyorum, aman, Allah'ın mavazı, sizi yapacaksanız, kendinize yapın, birbirinden bir güne gelip de, dilimi daya açmak istiyor, Allah'ın mavazı, imahine bir şey yapacağım, yeter, Siz bir şey söylüyorsunuz, biz onu yapamıyoruz.
Ben bunu yapmam diyor. İnsan biraz etmiş. Bir kimsenin üstadın sözünü yerine getirememesi, yapamaması, ona güç yedirememesi farklı bir şeydir. Bir şeyin yazmaması farklı bir şeydir. Ben bunu yapmam demesi farklı bir şeydir. Hiçbir şey yokken, onun gücü yeterken ben bunu yapmam diyorsam onun müritliği kalmamıştır. Kur'an ve sünnet dairesinde, eğer ki üstadın söylediği, üstadın söylediği, üstadın dediği bir şeydir. Kur'an ve sünnet dairesindeyse, dergahla alakalıysa, hizmetle alakalıysa, birisi ben onu yapmıyorum dediyse, onun dergahla, hizmetle hiç alakası yok. Biz hiç öyle bir şey düşünmedik üstadımıza hizmet ederken, ben bunu yapmam.
Biz duydunuz ki benim o. Hizmetlik değil o, bu serbişlik değil. Burada zikrullah gelir, gider zikrullah'tan, ibadetler, feyzini alır. Allah'ın 90, biliyorsunuz, zikirde hennan, mennan, deyyan, burhan diye Allah'ı zikredir. Bu isimler 99 isim içindeyim. 99 isim içinde yok. Vama, gerçekten ya. İyi baksın bu arkadaş ya. Sıfatlarıyla alakalı bu, ya hanem, ya mennan, ya deyyan, ya burhan. Burhan mesela, delilendiren demek.
Yani ya burhan deyince Allah'ın, Allah her şeyin delillerini görür demek. Bunlarla alakalı. O yüzden bu isimler öbür isimlerinin açılımlarında var. Öyle söyleyeyim. İslam toplumunda kapkaşçıların cezası ne? Bakmamız lazım kitaba. İş yerlerinde patronla konuşmak mümkün değil. Hakları geçir, amin zaten, helali kalmak yeterliyindir, yeterliyiz. 12 imam kimlerdir, bu inanç bize şia adamlık yapmıştır. Yani bu 12 imam inancına şia sahip çıkmış, şianın inancıymıştır, buyurmuyor. Bütün İslam'da 12 imam inancı vardır. Abdestliyken insanın kendi elini, kendi cilti organlarını, delilmesi abdestini bozalım, bozulmaz. Bir kimsenin eli nereye değerse değsin, abdestini bozulmaz.
Deccal, kimse benim sorduğum kadar Peygamber s.a.v. adetlerine Deccal'den sormamıştır. Peygamber s.a.v. adetler bana, Deccal sana zarar vermeyecektir buyurdu.
Muğren İbni Şubi'ye sormuş buna sabırlar mesele. Resulullah, ben ya Resulullah, ondan korku vardır. Çünkü insanlar onun beraberinde ekmek dağı ve su nehri vardır diye söylüyorlar dedim. Yanında ekmek dağı ile su nehri varmış. Müminlerin sapıtmasına sebep olacak bu neviden bir şey yapmak Allah'ın üzerine pen kolaydır buyurdu. Demek ki Deccal'ın yanında su nehri ve ekmek olacak. Demek ki insanların karnını doyur, suzunu getirir. Bu noktada suzunu giderme noktasında bunu genişletmek, karnını doyurma noktasında ekmeği genişletmek mümkündür. O zaman bir kimse Deccal onun önüne gayet muntazam bir şekilde, muntazam bir şekilde hayat şartını koyabilir.
Karşılığında dinam, muntazam bir şekilde hayat var. Karşılığında imanına var. Şimdi oturacaksınız, kendi kendinize düşüneceksiniz. Zayıf mı?
Zayıf. Yıllardan beri söylediğim bir şey var. Deccal şamuz olarak, birey olarak, yaratık olarak işin sonunda çıkacak. Ama Deccal'dan önce Deccal'ler çıkacak. Burada bu Deccal var. Peynomer sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devrinde bile var. Hazret-i Resulullah kendi devrinde bir kimsenin Deccal olduğunu söylemiş. Bu Deccal yalnız vaat edilen ahir zaman, ahir zamanında gerçek olan Deccal değil. Ve bu Deccal'lar bitmeyecek. Kim? Hangi sistem? Hangi kurum? Hangi kuruluş? Hangi devlet olursa olsun. İnsanları Kur'an ve Sünnet'ten uzaklaştırıyorsa, insanları zinden uzaklaştırıyorsa, bu uzaklaştırma argümanları, uzaklaştırma sebepleri, uzaklaştırma dayanatları ne olursa olsun o Deccal ve Deccal'e hizmet eder.
Deccal insanları bir canın korkusundan alır. Bir de ekmek korkusundan, rahat korkusundan. Bugün ekmek su için, yani günlük hayatımızda rahatımızı kaybetmemek, dinimizden fedakat, imanımızdan fedacat ediyoruz. Ediyoruz, hep beraber ediyoruz. Bugün Deccal'iye. O zaman Deccal'ın yanında bir daha ekmek vardı, bir de su nehri vardı. İnsanlar kendilerini tarih boyunca ekmeğe ve suya ihtiyaçlı görmüşlardır. Herkes kendince ekmek ve suya ihtiyaçlı görür kendisini. Ve kendisini bozan şey ekmek ve su ihtiyacıdır. İnsanlar bir midelerinden bozulurlar, iki ferslerinden bozulurlar. Yani cinsel organlarından. Tarih boyunca insanlar bu iki şeyden bozulmuşlardır.
Karnını doyurmak için dinlerinden fedakallık ederler. Ahlaklarından, namuslarından, dünya görüşlerinden, hayatlarından, felsefelerinden fedakallık ederler. Perşlerinin yerine cinsel organlarının emirlerini yerine getirmek için de feda ederler. İşte Deccal, Allah bizi muhafaza eylesin. İnsanların imanlarını yok eder. İmanını ince ince, tatlı tatlı ama kimisini bir anda kimisini ince ince alıp götürür. Deccal'ın en büyük vazifesi bu. İmanlarını yok etme. İnsanların imanını kaldırmak, insanların imanını bozmak, ifsad ettir. Oyunca bütün peygamberler, bütün ümmetlerini deccal'a korkutmuşlardır ve deccal'a anlatmışlardır. Ama en açık bir şekilde özelliklerini Resulü sallallahu aleyhi ve sellem anlatırlar. Bize bir gün sabah namazından itibaren bir başlattı anlatmaya devam etti.
İkindiye kadar ikindi namazını kıldık, anlatmaya devam etti akşama kadar. Akşam namazını kıldık, anlatmaya devam etti. Geç vakte kadar, yastının sonuna kadar bize anlatmaya devam etti. Bununla alakalı olan ve deccal'la alakalı meselenin altı bize derler. Allah'ın ve sellem hazretlerinin deccal'la alakalı söylediği meselenin büyük bir çoğunluğu o gün anlatılan meselelerdir. Ve deccal'ın işte şimdi belki de az işaretlerle gelecek devam edecek. İşte deccal'ın sol gözü şaşırır. Sanki onun gözü en saniyden dışarı doğru kurmamış üzüm tanesi gibidir. Ha demek ki sol gözü şaşırır, bir gözü şaşırır. Burada zahiren deccal çıktığında evet bir gözü şaşırır olacak. Ve dışarıda çatlak, patlak bir şekilde çıkmış olacak.
Siz bunu şimdi aramayın. Bunu bugüne yorumlayacak olursak evet dine şaşırır bakacak. İnsanlara şaşırır bakacak. Olaylara şaşırır bakacak. Fıtratı korumaya çalışacak. Fıtrata şaşırır bakacak. Deccal'ın askerleri. Ve fıtratıyla onu oynayan askerleri, deccal'ın komutanları. Onlar günümüzün deccalı. Bir gün bakmak nasıl? Biz Kur'an ve Sünnet'e ima ettik öyle. İşte üç tane hadis yeter. Zaten üç tane doğru hadis vardır. Geri kalan hadisler boştur, yalandır dediğinde. O zaman şaşır bakmış oldu mu?
Şaşır bakmış oldu. Gözü patlak, çatlak, gözü kör. Bir insanı şaşır olarak görmeye başlıyor. Kardeşim gözümüz dışarı çatlak da olsa yanı buluştan. Veya şu gözü aman o deccal değil. Sen imanın rükümlerini göremediysen, Kur'an ve Sünnet'in rükümlerini göremediysen ve öyle iman etmediysen sen deccal'ın askerisi. Kim seni imandan uzaklaştırmaya çalışıyorsa, o deccal, başka deccal'ın dininizle kim savaşıyorsa, sizin dininizi kim gerici diyorsa, kim yobaz diyorsa, sizin dininizi kim alaşağı etmiyor, dini inanışlarını da alay ediyorsa
ve dini inanışlarınızın üstünde eksik inanış koyuyorsa, o deccal, başka deccal aramam. Deccal arıyorsa, bir deccal aramam. Deccal'ın asker için namuslarını satıyor ve bu satılan namuslardan insanlar para kazanıyor ve bu satılan vergi almıyor ve bu satılan namuslardan insanlar içindeyse deccal'ı orada buluyor. Bir bardak su hırsızlık yapıyorsa, insanların emeklerini çalıyorsa, insanların emeklerini kandırıyorsa,
insanların namuslarını, dinlerini, imanlarını, hayatlarını, eşlerini çalıyorsa, nadine deccal'ı diyorsun ki deccal'ın yapacağı, o zaten 40 ülke dolaşır, bir anda 40 tane ülke dolaşır, 40 tane bölge dolaşır. Bu haberleştirme düşüncesi değil mi bu? İnsanlar aman dışarıda,
alışveriş ettiniz yerde, devlette, hukukta, ekonomide, siyasette, her şeyde, bu makmum gün. İçimizdeki deccal'ı katledin. İçinizdeki deccal'ı katletecek olan kim? Deccal'ı katletecek olan İsa. Deccal. Deccal'ın askeri olmuşu,
deccal senin içine yerleşmiş, deccal sana hakimiyetini kurmuş, kimisine ekmek verecek, kimisine su verecek, su insanı uyudur.
Doktoru dinleyeceksen, içen doktoru dinleyeceğim. İçine gaflet çökmüş, çökmüş. Deccal'ı dışarıda aram, deccal içimizde. Deccal her yanımız, nihayetli, sonra Medine, kimler?
Medine'nin içerisinde bulunan, Medine'nin içerisinde bulunan, şu anki Medine'ye yakın. Müslükler, eksikler, noksanlar, yanlışlar, o cemaatleri terk edecekler, o toplulukları terk edecekler.
Eksikliklerini, kendi haksızlıklarını görmeyecekler. Bu aynı zamanda, gün değişikçe daha çok olan. Ümmetinden, ümmetin içerisinden çıkanlar ve ümmetin içerisindeki cemaatlerden, kurumlardan, kuruluşlardan çıkanlar dinlerini muhafaza edemeyecekler.
Oktanda yanlış olanlar yıkılıp gidecekler. Ve evet o deccal çıktığında, gerçek deccal çıktığında, gerçekten Medine'nin yanına kadar gelecek. Medine'nin yanına kadar gelecek ve Medine'nin içerisinde boşalacak. Ne yazık ki boşalacak. Ne yazık ki bu cemaatlerle boşalacak. Sizin bağlısınız, devam ettiğiniz, takip ettiğiniz, size şimdi tuhaf gibi bazıları ne kadar verirse, yirmi sekiz Şubat'ta boşalmaz mısınız?
Değil kendisi, Medine'nin içerisinde aşerik, Muhammed-i Mustafa,
Muhammed-i Mustafa değilse, Deccal ona bulaşır. Mustafa'ya diliyle, tabiriyle, ölümüne bir bağlı, ölümüne bir aşk var. Deccal lan korkmayın. Sizin etkisi olmuş. Adisi Şeritallah Resulullah, bir kimsenin bir şeytan kalbinin üzerinde durur. Ne zaman ki zikrullahı bıraktı, şeytan buraya teceredecek. Hemen başlar orada, şeytan teceredecek. Kalbin içine girer. O zaman ne zaman ki zikrullah başladı, şeytan çıkılıyorsa oradan, siz de Muhammed-i Mustafa'ya öylesine sevgalanacaksınız ki, Muhammed-i Mustafa'nın sünnetine öyle sımsık bir yapışsanız ki, Muhammed-i Mustafa'nın izine öyle düşseniz ki, Deccal sizin yanınızda içinize giremeyecekler.
İnşallah. Resulullah sallallahu ve sellem insanlar için de kutlak attı, layık olduğu sıfatlarla ağızlık verip imza edip, ben sizlere onun bir peygamberin bilsinler diye kendi kalbine söylemediği bir Deccal şaşırır.
Deccal şaşı olduğu için gideceği yolu karıştırır. Deccal şaşı olduğu için peşine giden insanların da yollarını karıştırır. Deccal şaşı olduğu için insanların kalbini, Deccal şaşı olduğu için biri iki görür, ikiyi üç görür, beş görür. Deccal şaşı olduğu için Allah'ı tekleyemez, birleyemez. Deccal şaşı olduğu için tevhide uğraşamaz. Deccal şaşı olduğu için Kur'an ve sürgisinde yürüyemez. İnsanların yollarını, yollarını sakın, dinlerini, imanları yerle yaşan, insanların doğru iddiklerini eğri, sakın o size su ve ateşini gösterirse ve suyuna davet et, ateşini atın kendinizi diyorum.
Hadis-i Şerif'le bağlı. İşte Deccal, iman etmek, gece namazı, geceleratı, İbrahim'i... Almış ki, hayanın kıymetini, bir kimseyi yetiştirmemiş ki, bir kimsenin elinden tutmamış ki,
bir kimseyi terse götürmemiş ki, koluna girip bir tarafa, hikmet etmemiş ki, diş çökmemiş ki, bir mücadele etmemiş ki, ama sünnet adına yetiştiğini devirmişler. Tokaklarından numaiş yaparlar, şeriat isteriz diye.
Şeriat isteriz diye, içlerinde dönmeler vardır. Ne yazık ki, içlerinde onun bunun çocukları vardır. Ondan sonra da, verdiği zaman Said-i Nursi der, Allah affetsin o eski Said-i diye, yıllarca ağlar. Aynı şekilde Mehmet Akif de ağlar. Allah bizi affetsinler. Neden? Çünkü onlar şeriat isteriz deyip şeriatı yıkan insanlar. Deccal, onu meyzesinden tutar. Seni, doğru yaptığını sannettirir. Ve ne yazık ki, kıybetle, dedikoduyla, iktirayla, yalanla, dolanla, çökerttir. Senin çökerttiğinden kalmaz.
Bahru bulundu, cemaatı, cemiyeti, topluluğu da çökerttir. Doğru yapıyorum diye. Ve gidip ona sordun, kim hayırlı ve kırrı yeri yoksa, kim Allah'ınız için yapılan bir mücadeleye... Örmüyor musunuz? Örmüyor musunuz?
Kulağınızın dibine, kulağınızın içine yazın, kalbinizin içine yazın. Ve birisi çizer, onlar ki sokakta işte orada burada, Kur'an-ı Sünnet'in dışında bir şey söylüyorsan bilin ki o Deccal'ın sesi. Diyor, Deccal'la alakalı bir başka bir adi geç. Yani bu harita geçmiyor bunlar var. Başka bir adi şerifte diyor ki, o bir seslendiğinde bilmem kaç tane belgeye seslendiğinde... İnsanlar batırmışlar, Deccal seslenecek diye bakıyor. Ya seslemeyeyim mi? Harika, Resulullah sallallahu aleyhi ve selam şöyle buyurmuştur. Ayırmıyor ama bakın, hadisler baştan sona doğru hemen atladığımı zannetmeyin.
İçinde yorumlarım var bir insanlara, belki bu yorum doğru değil, eyvallah. O da bir soracak bir söz. Bir defasında uyumuşum, düz saçlı bir kişi gördüm, başı su döküyordu, yahu su akıtıyordu. Ben aradakilerim kimdir diye sordum, onlar Meryem oğlu. Sonra ben ona yönelmek üzere ilerledim. Bu sırada bir de kırmızı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ yüzü sakat, börtlek... Sanki salgınındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi bir adam gördüm. Onun kim olduğunu sordum, üff bu Deccaldır dediler. Ona benzerlikçe insanların en yakını İbn-i Katan'dır ki bu zar, bu zar kabilesinde bir adamdır.
Demek ki başı kıvırcık saçlı, kırmızı yüzlü, kırmızı yüzlü, uzun boylu, kıvırcık saçlı, sağ gözlü sakat, börtlek yani dışarı doğru çıkmış. Üzüm tanesi gibi bir adam, yani gözü üzüm tanesi gibi, börtlek dışarı çıkmış bir adam. Deccal'ın zahiri, zahiri olarak temsil-i resmi. Mehdi âlâ resmi, birisi bir sorar, hadis-i şeriflere göre değişiyor.
Çırçak olan, Deccal'ın tarifi. Allah'ım muhafaza eylesin. Deccal'ın beraber bir su ve bir de ateş bulunu ise yakıncı bir ateştir. Son anı şerif, bitti. Ümmetini sakat gözlü ve pek yalancı olan Deccal'dan sakındırmadık. Hiçbir peygamber gönderilmez. Haberiniz olsun ki o sakat gözlüdür. Rabbiniz ise sakat gözlü değildir. Şüphesiz Deccal'ın iki gözünün arasında kafir yazılacak. Evet, Deccal'ın en önemli özelliklerinden birisi, iki kaşının ortasında. İki kaşının ortasında bakın, alnında değil. Alnında kefere yazıyor. Bunu bütün herkes alnında. İki kaşının ortasında bir kimsenin manevi nur yatardır. Kefere de müminler okuyacak, müminler.
Yani gönül gözü biraz açır. İlham alan. Allah bize affetsin. Hakkınızı helal edin. Biraz müfatiha şerisler.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi