Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:11:08
Şüphesiz kıyametin ne zaman koparacağını Allah'tan başka, kimse bilmez. Halk arasında kıyametin ilametleri olduğu gibi bazı düşünceler, güneşin vapudan doğması, doğrudan batması, bir aşırı günü, Cuma, Cuma, Cuma, Akşam Namazı. Onun için Akşam Namazı'nın farzı, önce kıyılın diyorlar, yukarıdan unutulanlar. İstimali diyor, bizi hiç bürüküyor.
Bunların yani sonuçta aşırı günü, bununla alakalı bir şey demeyeyim de, ondan sonra Cuma, Cuma'ya da bir şey demeyeyim. Güneşin batıdan doğması, kıyamet alametlerinden birisi hadiste sabit. Bu noktada Akşam Namazı'ndan hemen sonra, kıyametin kopacağı da hadiste de sabit. Bunlar boş düşünce değil bu. İkisi en azından. Akşam Namazı'nın farzının acele edilmesinin bir sebebi de bu. Ama farzından önce sünnet kılınması, yani önce farzının kılınması Hanefilercidir. Hanbeliler farzından önce sünnet kılarlar. Bununla alakalı da hadis-i şerif var. Böyle bir sünnet de var çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her farz namazın önünden ve arkasından nafile namaz kılmıştır. Bizim kıldığımız namazlar, o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıldığı nafile namazlardır. Onun adına sünnet.
Onun yaptığı bir iş olduğundan dolayı sünnet demişiz biz. Ve ulamalar da sünnet demiş. Ama onun gerçek mahiyeti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her farz namazın önünden ve arkasından nafile olarak namaz kılmasıdır. Hazret-i Aişe radallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisiyle sabittir bu. O yüzden akşam namazının öncesinde de iki rekat namaz kılmak, yani nafile namaz kılmak sünnettir. Sabır etmek, boyun bükmek midir yoksa sonuna kadar mücadele etmek midir? Sabır farklı bir şeydir, mücadele farklı bir şeydir. Kimse kötülüklere karşı, leccaliyete, şeytaniyete karşı sabretmez. Bir mücadele stratejisi konu, bir mücadele şekli, şemali belirlenir. O mücadele şeklinde, şemalinde beklemek varsa beklenilir, sabretmek varsa sabredilir. O bir mücadeledir. O bir stratejidir.
Sabır, insanın başına gelen bella, musibet, sıkıntı, hastalık, bunların cümlesine biz mücadele ederiz. Ama o neden oldu diye isyan etmeyiz. Bunların Allah'tan olduğunu hisseder, görür, sabrederiz. Bu ehli tasavvufun bir kısmının mücadele etmeyip, yan gelip yatmasıyla karıştırılmasın. Bizde böyle bir şey yok, böyle bir şeyde sabır değil. Mesela bir kimse size kötülük yapıyor. Kötülük yapan kimseye bir ortaya bir kötülük var ise, daha uygunu bu. Bir kötülük var ise, kötülükle mücadele etmek, kötülükle mücadele etmek bütün Müslümanlara fazlasın. Hadis-i şeritinde Allah Resulü der ki, siz bir kötülüğü gördüğünüzde, elinizde mümkün değilse, dilinizde mümkün değilse, o da mümkün değilse kalbe muğuz etmeye, kalbe muğuz ederek önlemeye çalışınız.
Bu sünnet-i Resulullah'tır. Demek ki bir kimse, deccaniyeti, şeytaniyeti, dinsizliğe karşı mücadele edecek. Biz buna sabredelim demeyecek. Biz neye sabredeceğiz? Hastalık gelmiş, sabredeceğiz. İflaz gelmiş, sabredeceğiz. Yokluk gelmiş, sabredeceğiz. Darlık gelmiş, sabredeceğiz. Derviş kardeşimizin bize bir eksikliği olacak, sabredeceğiz. Bizi yanlış anlayacak, sabredeceğiz. Bizi doğru anlayacak, sabredeceğiz. Bunlara sabredeceğiz. Ama öbür türlü kavuşta, genel manada deccalete ve şeytaniyete karşı mücadele edeceğiz. İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın. Bu, Hz. Ömer Efendimiz'in sözüdür. Bu söz güzel bir söz müdür, yoksa adet midir demişler. Ben Hz. Ömer Efendimiz'in sözü gibi, sözü olarak algılıyorum. Yanılabilirim.
Buna da yanılma payım da var. Hakkınızı helal. Ümmetimin şehidin çoğu başı yastıkla ölenlerdir. Savaş alanında nice öldürülenler vardır ki, onların niyetini ancak Allah bilir. Bu cihattan, Allah yolunda öldürülmekten insanlara alıkoymasın bu. Bu şehadeti genişletmekle alakalıdır. Kadının birisinin kocası vefat ediyor, onun hakkında ne düşünüyorsun diyor Allah Resulallah.
Kısaca geçeyim buna. O da diyor ki, öl ya Resulallah diyor. Peki şehitler hakkında ne düşünüyorsun? İşte Allah yolunda öldürülenlerdir deyince, daraltmayın diyor. Ümmetimin işte vebadan ölen, karın ağrısından ölen, ateşli ummadan ölen, bunlar da şehittir diyor. Şimdi, bir kimse Kur'an ve sünnet noktasında hayatını idame ettirirse, ve o bir kimse hastalıktan, devasız bir hastalıktan, bir herhangi bir hastalıktan, devasız olması da şart değil.
Bir hastalıktan vefat ederse, o da şehit hükmündedir. Anlaşıl mı? Yani biz ağlaşırız ya, vay kanser oldu, yok verem oldu, yok işte şu hastalıktan öldü, yok bundan öldü. Bu, o kimsenin günahlarına kefarettir ve şehit olduğuna işaretler. İnşallah. Helalı aramak farz yüzüne farzdır, açar mısınız? Bir kimse helalle yetinmek zorundadır. Açması varsa, olmazsa olması varsa, bir arzası helal olacaksa, ne bileyim bir tarafın perişan olacaksa, o onunla beraber başka insanların da helakı, başka canlıların helakı söz konusuysa, o zaman bazı şeyler caiz olabilir. Allah muhafaza edersin.
Dinlemek ve söylemek günah mı? Müzikten kastımız ne bu laf? Yani bugünkü rap müzikse, yok işte bir sürü müzikler var ya, insanların şehvaniyetini, bilmem nesini, ruhunu, zıbırını kaldıran, isyankar eden, şunu bunu edenlerse, bunları söylenecek laf, gerek yok bunu konuşmaya. Buradaki ha, sonuçta uleman bir kısmı demiş ki, muzikiye cevaz verilmiş. Vermiş de, hanebilerin bir kısmı cevaz verilmiş. Bir kısmı cevaz verilmiş. Bir kimse diyebilir ki, ben cevaz vermeyenlerin yanına geçiyorum, onları tutuyorum ve muzikiyle uğraşmıyorum. Bir kimse de diyebilir ki, arkadaş ben cevaz verenlerin yanındayım ama bu muziki, sünneti, Allah'ı, imanı anlatan bir şeyse, söyleyecek bir lafımız yok.
Bir kısmı da asla fetva vermemiş. İbadet ve verayı açıklamasınız. İbadet, bir kimsenin Allah'ın farzlarını yerine getirmesidir. İbadet, haramlardan uzak durmaktır, helalları işlemektir, Allah'ın emirlerini yerine getirmektir. Vera ise sakınmaktır, kaçınmaktır, haramlardan kaçınmaktır, şüphelilerden kaçınmaktır. Nefsin tezkiyesi nelerdir, nefsi hakir kılmaktır, tevazunun sebepleri nelerdir. Nefsin tezkiyesi haramlardan kaçınmaktır. Ehli tasavvufun hataya düştüğün en önemli meselelerden birisi bu. Şimdi diyeceksiniz ki, döndürüyor, dolaştırıyoruz, hep ehli tasavvufa vuruyoruz. Ne yapayım, biz ehli tasavvuf değil miyiz?
Biz öyle olduğumuzu söylemiyoruz mu? Söylüyoruz. Sokaktaki insanlar muhakkak ki onlar da kenara atmış değiliz. Ehli tasavvuf, nefisle mücadele ediyorum derken de nefsini uyuyor. O yüzden nefisle mücadele birinci derecede haram işlememek. Sizden başka bir şey istemiyorum ben.
Fakatın kendi içerisinde bir stratejisi vardır ya Kur'an ve sünnet noktasında. Ben sizden haram işlememenizi diliyorum. Haram işlememenizi istiyorum. Nefsini tezkiye mi etmek istiyorsun? Nefsini terbiye mi etmek istiyorsun? Nefsinle mücadele mi etmek istiyorsun? Haramdan uzaktır. Haramdan uzaktır. Bu sana yeter. Bu sana yeter. Bak çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Ve dilinizi koruyun. Bu size yeter. Bu size yeter. Müslümanın en büyük problemi haram ve tevazunun sebebleri nelerdir? Nefsinizi hakil kılmaya da gerek yok. Net şeyler söylüyorum size.
Ya nefsinizi çok har... Hani bazıları vardır ya. Nefsim köpekte. Yok benim nefsim aşağı uçta. Benim nefsim böyledir. Ya yok bunlar. Bir insan yaratmış kardeşim. Haramlardan size helal de yeter demiş. Başka bir şey lazım değil. Bu size güzel ahlak olarak yeter. Tevazuyu zaten emretmiş Allah. Hiç kimseye tepeden bakmayın. Herkesten kendinizi aşağıda görün. Tevazu bu. Karşınızdaki kimseyi kendinizden hasil etti. Gördünüz mü tevazu bu. Yanınızdaki kardeşinizi, yanınızdaki abinizi, ablanızı, annenizi, babanızı, amcanızı, dayınızı, çocukları sizden hayırlı görün yeter. Küçük dağları ben dedim Allah muhafaza eylesin. Bakın çok basit şeyler söylüyorum size.
Allah Resul'u kolaylaştırmış demiş. Kolaylaştırıyor. Haramlardan uzak durun. Nefisle mücadele bu. Dilini haramdan koru. Bu kadarsın. Gözünü haramdan koru. Eğini haramdan koru. Etmek için git kendini damat kapat demiyorum. Demiyorum bak bunları. Sen git dağda yaşa demiyorum. Bunların hiçbirisi de yok sünnette.
Hiçbir sahabeyi mağaraya kapatmadı. Bir hücreye kapatmadı. İtikaf sünneti. İtikaf da bir şey yok. Ama böyle bir terbiye sistemi koymadı. Uzak tutmaya çalıştı ashabını. Hadis-i Evde dedi ki her padişahın bir koruluğu vardır. Her hükümdanın bir koruluğu vardır. Bunları işlemeyin. Nefisle mücadele. Haramı. Yanındaki birisi senden hayırlı görmek bu kadar basit. Herkesi kendinden hayırlı gördün mü mesele biter. Hiç kimseye tepeden bakmazsın.
İstikamet nedir demişler. İstikamet Kur'an ve sünnettir. Başka bir istikamet aramayın. Bizim dergahımızın istikameti Kur'an ve sünnettir. Bizim topluluğumuzun istikameti Kur'an ve sünnetin dışında bir şey değildir. Kur'an ve sünnet imamlarının iştadı bu kadar. Üstadın sırta tezisi bunlara uygunsa uyulur, uygun değil. İstikamet bu. İşte ruh da istikamet, nefis de istikamet, kalp de istikamet, sır da istikamet. Eyvallah.
Hepsi de Kur'an ve sünnetin içerisinde. Bir şeyde istikamet mi arıyorsunuz? Kur'an ve sünnete uyacaksınız. Resulullah da var. Bitti. İstikamette o kimse. Yok mu istikameti bozuk o kimsenin? Ne derse desin. Allah muhafaza eylesin. İstikameti dilele bağlıdır. Kalbin istikameti bir kimsenin ilmine bağlıdır. Dile bağlı değildir. İlmine bağlıdır. Allah'ı sevmene, Allah'tan korkmanın istikametini o yönlendirir.
Yani imandır kalbe istikamet veren. Kalbe istikamet veren bir kimsenin Allah'ı olan sevgisidir. Bir kimse Allah'ı sevmiyorsa kalben onun kalbinde istikamet yoktur. Allah muhafaza eylesin. İrade ve ürün. İrade bir kimsenin bak bunları böyle şöyle düşünmeyin cevaplandırırken. Ya biz ne söylüyorsak ne soruyorsak işte Kur'an sünnet diye geçiyor işin içerisinde meseleyi açıklamıyorum.
Öyle anlamayın. Ben sizi ilmi daraltmıyorum. İlmi genişletiyorum. Şimdi tasavvuftaki iradeyi size anlatmıyorum. Tasavvuftaki iradeyi anlatmış olsam size burada bunu kaldırmanız mümkün değil. Tasavvuftaki müridi de ben size anlatmam mümkün değil. Sünnete bağlı kalmak. Ne anladım ben onun dersinden? Çok soru o yüzden.
İş yerimize Türkiye Gazetesi alıyorum. Bir daha alma. Menküveler yazısında Allah ve Resulullah yazıları var. Bu nedenle atamıyorum. Ne yapmalıyım? Almazsan hiçbir şey gerek yok. Kadınların mantolarının altında, çarşaflarının altında ne bileyim işte Dış giysilerinin altına pantolon giymelerinde bir sakınca yoktur.
Dış giysilerinin altına pantolon giymelerinde bir sakınca yoktur. Bilhassa çarşıya çıkarken, seyahate çıkarken, yola çıkarken bilhassa. Tesettür açısından daha uygundur. Tesettür açısından daha uygundur. Trafik kazası var, ayılması var, bayılması var, düşmesi var, kalkması var. Nah böyle ayakkabılara. Kendilerinden önce ayakkabılara gidiyor. Topukları incecik. Çarşıda lokantam var benim. Çarşının önünde sohbet ediyoruz biz orada, muhabbet ediyoruz. Kadının birisi bir düşüş düştü ki, ayaklar havada. Ne kadar yardımsever. Bütün çarşı koşturdum. Dedim ayıp ya önce kadını örtün dedim ya. Kadın kendinde değil böyle saf saf duruyor kadıncaz. Önce örtük falan kadını. Kendi kendime dedim ki ya yok ya dedim.
Kadından böyle etekten işte ne bilelim. Altımda etek var, mantı var. Dedim tek başına çıkıyor. Düşse müşse elinden tutacak kimse yok. Her şey meydandan. Doğru mu? Tesettürü. Yüz, eller, bileklerinden aşağısı ayaklar. Geri kalanı, vücut hattı belli olmadan, içi görünmeden nasıl örtünüyorsa örtünecek.
Anlaşıldı mı? İsterse lanet olsun ona, erkek de kadına benzemeye kalkarsa lanet olsun ona. Nasıl erkek evde salata yapmakla kadına benzemiyorsa, erkek evde salata yapmakla kadına benzer mi? Süpürse ortalığı kadına benzer mi? Sesiniz sessiz geliyor. Çocuğa bakmakla kadına benzer mi? Nasıl benzer?
Kalkar kadın şimdi, öyle tişörtümsüz şeyleri sadece kadınlar giyer. Gençliğimizde erkeklerin öyle fazla tişörtümsüz şeyleri yoktur. E şimdi bir tişörtü giyer. Böyle body gibi tişörtler var ya gençler fazla giyer, onu giyer de. Vay ben işte şuna benzedim, şu yumuşağı, bu yumuşağı benzedim derse lanet olsun ona.
Kıyafetlerden uzak durun erkek, genç erkekler bilhassa. Hani böyle tar kanımsı kıyafetler var ya, onlardan uzak durun. Bunlar da pantolonları giyerken erkek gibi oldum demesinler. Yani işte kadınlar şey giyiyor, pantolon giyiyor, erkeklere benziyor. E çizme de giyiyor kadınlar insanın içiyle alakalı. Allah muhafaza eylesin. Dinimizi öğrenmek amacıyla evimizde bulundurmamız gereken fıkıh vadis kitaplarından hangi yayınlarız? Başımızdan eksik etmesin. Amin. Şimdi bu noktada arkadaşlar, adamın çok az bir parası varsa. Şimdi her şey para getirir de insan kitaba para getirmez ya, bizde öyle bir şey varız. Yani gidin bakın şimdi, kendi evlerinize bakın. Evlerinizde o kadar lüks eşyalar vardır ki, mobilyalar vardır ki o lüks eşyaların, mobilyaların arasında bir tane böyle sizin düzgün bir şekilde bir hadis kitabınız yoktur.
Yani gider bir buçuk milyar lira koltuk takımı alırsınız. Gider iki milyar lira yatak odası takımı alırsınız. İşte gidersiniz, renkli televizyonun en iyisini alırsınız. Ama evinizde bir buhari yoktur. Yoktur. Doğru mu? Genelde. Bunlar bizim acı taraflarımız. Yani evinize alacağınız eşyaların en iyisini, en güzelini alırsınız. Bir de övünürsünüz onların en iyisini, en güzelini almakla. Ama evinize böyle düzgün bir kitap almaktan imtina edersiniz, sakınırsınız. Adamın beş yüz milyon maaşı var. Gitmiş karısı dört yüz milyonluk beş yüz milyonluk mantı almış, elli milyon elli milyon taksitle elli milyon lira üç cilt kitap onu almaz. Fıkıh kitabı bir tane ilmal olabilir. Ahmet Fikri Yavuz'un veyahutta Ömer Nasuh'un bilmenin. Veya Kuduri, tek ciltlik.
Tek ciltlik. İki ciltlik emanet ve ehliye. Dört ciltlik el-hidayet. Daha üstü Fetevay-i Hindiye. Veya hatta İbn-i Amin'in. Hadis kitabı üç ciltlik nebeve. Daha üstünü terkip yedi cilt. Daha üstünü Buhari. Kudurunuzu terkip olun. Hadisler birkaç sefer yazılmıştır. Terkipte beş altı tane hadis kitabından çekilmedir. Allah muhafaza eylesin.
Kişinin asabı, sinirli olması nefisten midir? Direkt nefisten ha. Bir de onun benim huyum böyle demesinler ha. Bir de Allah'ı suçlamasınlar. Beni Allah böyle yaratmış. Allah sana sinirler mi dedi kardeşim? Beni sinirli yaratmış. Ne alakası var? O dübedün nefis. Doktor ihmali sonucu ölen kişi için kader diyebilir miyiz? İslamiyet diğer nedir? İhmal ayrıdır. İhmal ayrıdır. Bunda muhakkak doktorun suçu vardır eğer ihmal ise. Doktorun hatası ayrıdır. Ama ihmal ise doktorun suçu vardır. Sonuçta o da kaderdir. Bir derviş Allah ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sevgi, aşkı, muhabbetini kazanmak için nasıl bir yol izlemeli? Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyacak.
Sünnet. Çocukların ramazan orucunda orucunu bozar 61 gün oruç tutması gerekir mi? Bali olduysa evet. Size ismi sürme taşı gerektirir. Ondan vazgeçmeyin. Çünkü o kirpikleri uzatır, göz çapakları giderir ve gözü kuvvetlendir. Doğru. Bugün yapılmasının bir sakınca var mı? Hayır. Bir kimse gözlerini sürmeleyebilir. Bir de gözlerini sürmeleyebilir. Türkiye'de biraz yanlış anlaşılır.
E sünnet olarak siz yaparsanız yanlış anlaşılmaz. Yani onu bir bütünün içerisinde yapılırsa yanlış anlaşılmaz. Çok özür diler. Adamın sakalı yok, bıyığı yok işte genç delikanlı kıyafeti de böyle biraz hani bugün çağdaş diyorlar ya öyleyse gözüne sürme çekerse herkes onun başka türlü bakar. Sakallı birisi gözüne sürme çekmiş veyahut da işte normal İslami kimliğini bildirir bir kıyafeti duruşu hali var gözüne sürme çekmiş.
Hiç kimse onun hakkında öyle bir şey düşünmez. Nebi varis olanların sıfatları ve sorumlulukları nelerdir? Kur'an ve sünnet. Burada bin yıl soru sorsanız bin yıl size Kur'an ve sünnet diyeceğim. Kur'an ve sünnetlerine diyorlar ki ya Resulallah biz senin halifelerini nasıl tanıcaz? O da diyor ki kim benim Kur'an ve sünnetime sımsıkı yapışırsa işte benim yolumdan gelen halifeler onlardır.
Diyorlar ki ya Resulallah bu senin ehli beytini nasıl tanıcaz? Kim Kur'an ve sünnetime sarılırsa o benim ehli beytimdir diyor. Anladınız? Bu uzun bir muhabbet kısa kısa geçiyor. Onları derslerle anlatıyorum inşallah anlatırız yine. Evlerde bulunan böcek, karınca gibi hayvanları öldürmek caiz bir de değse ne yapmamız gerekir? Şeriatın eğer bir kimsenin evine zarar veren börtü böcek varsa çoluk çocuk ondan korkuyorsa, evdeki yiyecek içeceğe zarar veriyorsa onların öldürülmesinde bir beyti yok. Ama takva dairesinde ne diyor sevap istersen öldür yılanı çıyanı, cemalullah istersen sakınla kıyma bir canım. Annem öğleleri iki yıl etti. İki yıldır anneme hiç rüyama gelmiyor. Ben de hakkı mı kaldı yoksa diye düşünüyorum.
Bunun sebebini açıklar mısınız? Yani her rüya görünmeyende rüya görünmezse hak mı düşünecek ama annene dua et inşallah. İş yerine izin verilmediği zaman hal namazı kazaya bırakabilir miyim yoksa işi bırakmam mı gerekir? Ben sana işi bırak diyemem. Eğer böyle bir şey oluyorsa namazını cem edebilirsin evine, iş yerine. Bir erkek mahrimi olmayan hanıma selam verebilir mi? Bir hanım mahrimi olmayan bir erkeğe selam verebilir mi? Bu noktada kadınların ve erkeklerin birbirlerine selam alıp vermeleri bizim toplumumuzda çok hoş karşılanıyor. Selamlaşma, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında da buna dair bir çift görüş var. O yüzden yine de selamlaşılmamasında fayda var. Fitneye duçar kalabilir insan. Allah muhafaza eylesin.
İmam-ı gaza'nın eserinde Peygamber Efendimiz bir hadis şerrinde 200 yılından sonra sizin en iyiniz hafifü'l-haz olandır. Hafifü'l-haz nedir dediklerinde hanımı ve çocuğu olmayandır buyurdu. Siz böyle bir hadis şerr okudunuz mu? Böyle bir şey okudum. Yalnız bu noktada çocukları olanların cennetlik olacağına dair hadislerde daha fazla. Bir kimse Allah ona çocuk verirse çocuklarını cennet nimeti olarak görsün. Çocuklarını bir lütuf, bir ikram olarak görsün. Çocuklarını Kur'an ve Sünnet dairesinde büyütmeye çalışsın. Ama Allah ona çocuk vermediyse bunu da Allah'ın bir lütuf, ikram olarak görsün. Onu da bir kahver olarak görmesin. Bir cemaatte üstad-ı dermişleri ve cemaat-ı eleştirmek ve eksik araştırmak kimlerin işidir?
Ola ki böyle bir görevi olan varsa bunun ölçüsü nedir? Eleştirmek nedir? Eksik araştırmak ayrı bir şeydir. Bir kimsenin eksiğini kusurunu araştırmayız. Eleştiri ise eğer ki yüz yüze ise o kimseye eleştirileni ilme götürür. O yüzden buradaki eleştirmekten kasıt ilmi bir eleştiri olarak algılıyorum. Başka bir şey olarak değil. Bu eleştiriye ilim insanları, üstadlar, alimler açık olmamalar. Bir üstad, bir alim bir konuda hükmedince onun karşısına ilmi olarak da başka bir hüküm konması, ilmi doğruyu meydana çıkaracağından dolayı gerekli bir şeydir. Ama oylakın bu berden aşağı vurmak olarak algılanmaması, algılanmamalı arkadan konuşulup gıybet edilmemek.
Ruhları yarattığın zaman bildiğim kazayla bütün ruhlar Rabbimize secde etmiştir. Fakat öğrendiğim başka görüşte bazı kullar secde etmemiş. Dolayısıyla bu çok acayip bir görüş gibi geliyor bana. Bütün ruhlar yaratıldığında Cenab-ı Hak ruhlara sordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlarla evet sen bizim Rabbimizsin derim. Ruhların hiçbirisi de bu noktada sen bizim Rabbimiz değilsin diyen olmalı. Ve Cenab-ı Hak onlara secde etin bana dediğinde hepsi de secdettiler. Birinci secde oldu. Ve hepsi de kabul ettiler. Ehl-i sünnetin görüşü ve düşüncesi bu. Hakik namaz kılmayan, ibadet etmeyen karısından sorumlu mudur? Uyardığı halde. Sonuçta hepiniz çobansanız, elinizin altında bulundurduklarınızdan sorumlusunuz.
Hadis-i şerif. Bir kimse hanımının, çocuklarının elinin altında bulundurduklarından, namazından, abdestinden, orucundan, dini hayatından, dini yaşamasından sorumlu. Sorumlu. Sorumlu. Biz sonuna kadar tatlı tatlı uyararak, tatlı tatlı uyararak biz o sorumluluğumuzu yerine getirmeye gayret edeceğiz. Yoksa ben söyledim yapmadı, yakasını boşvermiş. Öyle bir şey yok. Biz sonuna kadar, burası İslam topluluğu değil, İslam cemaati de değil, İslam ümmeti de değil. İslami bir eğitimden almış, eğitimden geçmiş insanlar değil. O yüzden bu noktada sonuna kadar mücadele edeceğiz. Şimdi herkes örneğin işte, erkekler gidiyorlar kapalı bayan alıyorlar. Öyle değil mi? Hazır olacak her şey. Adam gidecek, örtülü bir bayan alacak, evlenecek, tamam işi bitecek.
Evde bir daha onunla ehlileştirmeyecek. Görüş. Doğru mu? Doğru. Adam gider, açık bir bayan alır, onu kapatır, onunla yehillileştirir, onunla İslamileştirir, hizmet olur. Doğru mu? Doğru. Niyetinden sorunlu. Namazda sünnetin yerine kaza kılınır mı? Kılınır. Hanefilerin büyük bir kısmı demişler ki, kılınmaz. Şafii Maliki Hanbeli uleması demiş ki, kılınır.
Eğer ki siz, eğer ki siz bir işiniz yoksa, hacı abi emekli. Hani dese ki böyle bir şey, benim bir sağlık sorumunun bildiğim kadarıyla yok. Biraz kilosu var o kadar. Yani normalde adamın belinden rahatsızlığı olsa, ayaklarından rahatsızlığı olsa, kalbinden rahatsızlığı olsa, tansiyon olmuş olsa, ona denilebilir ki, sen nafilelerinin yerine kaza kıl.
Ama öyle bir şey istiyorsa, emeklisin, bir işin de yok. Kazalarını da kıl, nafilelerini de kıl, hepsini de kıl kardeşim. Adam resmi daire de çalışıyor veyahut da işçi, bir yerde çalışıyor. Adamın kaza kılacak zamanı yok. Gençlik de var, hanım çoluk çocukla ilgi alaka ister evden. Yani böyle bir şey var. O zaman hiç olmazsa kazalarını kılsın. Şöyle itiraz edebilir birisi, Hanefi'ye göre bir cahil değil, evet cahil değil. Hanefilerin büyük bir çoğunluğu çünkü bunu uygun görmemişler. Sonradan gelenden olabilir demişler. Ama ilklerin büyük bir çoğunluğu olamaz demiş. Şafi Maliki Hanbeli uleması da olur demiş. Bu noktada böyle, orta yol demiş, insanların şahsına mınhasır bir yol çizmeye çalışıyor.
Kılmamaktansa, kılmak daha evlat. Vakti yok adamın karasını kılsın önce. Vakti var, ikisini bir beraber kılsın. Bakara Suresi, insanların bazıları vardır ki inanmadıkları halde inandık derler. O münafıkların ta kendisidir. Onlar inanmadıkları halde inandık derler ki, onlar münafıktır.
Onların dilleriyle inandık dediklerine bakarak da öyle hükmederiz. Bunlar inanmış insanlar deriz, hükmümüzü o noktada veririz. Asla ve asla onların münafıklıklarını görsek dahi onların üzerinden siz münafıksınız diye hükmetmeyiz. Allah zaaf etsin. Soru cevap oldu çünkü saat 10'a 10 var. Haramlardan bir müddet sohbet edeceğim diye.
Allah izin verirse her perşembe bir haramdan bahsedeceğim. İnşallah dua edin, Cenab-ı Hak gayret versin. Bugün böyle biraz hızlı geçmemin sebebi de bu oldu. Bir şeyden açtım yani bu mevzuyu normalde birkaç sefer anlattım. Fakat yine de ondan sonra nemmamlıktan başladım. Hakkınızı helal edin. Burada benim söylediğim bir de söz vardı da onunla alakalı hem aynı zamanda. Kısır'a bakmayın. Nemmamlık büyük kebairlerin birisi. Bütün ehl-i sünnetler cemaatın komple uleması nemmamlı yani dil ile söz dolaştıran kimseyi kebair günahlardan olarak almışlar. Çünkü nemmamlık ayet ile nehyedilmiş.
Ayet ile kötülürmüş. Ayet ile haram kılınmış. Bunlarımızı muhafaza eylesin. Dil ile iğneleyen, kovuculuk eden buyurduktan sonra bütün bunlar dışında bir de soysuzluk da damgalanmış buyurulmuştur. Kev suresi 94 ve 95. ayetler. Dil ile iğneleyen, kovuculuk eden. Bütün bunların dışında bir de soysuzluk da damgalanmış buyurulmuştur. Soyu belli olmayan, burayı iyi dinleyin, burayı çok iyi dinleyin. Burayı dikkatinizi çekeceğim kimler kovuculuk yapıyormuş. Ve tövbe edin çok. Herkes için geçerli bu. Burası acı tarafımız bizim. Soyu belli olmayan çocukların sır tutmaz olduklarını İbn-i Mübarek bu ayetten çıkarmıştır.
Sır tutamadığından ötürü söz gezdirmek için öteye beriye gider durur. Bunu da yapan gayrimeşri çocuktur. Yine Allah-u Teala şöyle buyurmuştur. Dili ile çekiştirip yüzünden de alay eden kimsenin vay haline. Hümeze suresi. Bazılarına yine Allah-u Teala odun taşıyacaktır buyurmuştur denildiğine göre bu kadın nemmam idi.
İnsanların arasını bozmak için öteye beriye söz taşırdı. Hatet odun etrafa ateş saçtığı gibi nemmam da düşmanlık saçtığı için nemimeye bu isim vermiştir. Yine Allah onlara karşı inkarlığını gizlemişlerdi ki iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. Nemmam bir rivayette katta cennete giremez. Müslim. Nemmam ikisi de bir anlamda söz gezdiren demektir. Fakat anlam yönünde şu fark düşünebilir. Nemmam beraber bulunduğu bir topluluğu dinler sonra gider haber verir. Böyle değil. Onların haberi olmadan gizlice dinler öğrenir ve gider haber verir. Kimlermiş nemmamlar? Öbür tarafa nakleder.
Senin hakkında filanca böyle böyle dedi diye. İyi dikkat edin arkadaşlar. Bir söz alıyor, bir söz alıyor bir başkasına götürüyor. Ümmetin büyük bir acısı yarısı. Büyük bir yaramı. Kır tutmaz olduklarını İbn-i Mubarek bu ayetten çıkarmış. Meşru çocuklarmış. Olması demek değil yalnız. Açılacak sözler birbirlerinize gezdirmeyin.
Olması gerekir. Hakikatın ahlakı bu değildir. Müslümanların ahlakı bu değildir. Ayetle sabit. Bütün ayetlerden. Niçin? Bütün toplumu ifsad eder. Bütün topluluğu ifsad eder. Bütün topluluğu. Özür dilerim. Geçmiş ümmetlerden. Bunu zannediyorum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naklediyor. Gene hata yapmış olabilir mi?
Hakkını zelal edin. Bir köle satın alınır ki satılacağı zaman çok ucuzmuş. Gitmiş. Karı koca duruyormuş. Bir efendi, bir bey, çiftlik sahibi. Gitmiş demiş ki şeye. Köle satıcısına. Bu köle niçin ucuz demiş. Demişler ki bu köle şey. Ne oldu? Söyleyiver şunu. Nemmam. Laf getirir götürür. Çiftlik sahibi demiş ki. Yardımcı bir karı kocayız. Şehrin dışında çiftlikte yaşıyoruz. Ne olacak ki demiş ben bunu. Ucuz evi de. Normal köle. 20 kuruş.
Bu 2 kuruş. Satıcı demiş ki. Bak aklını başına al. Bu 2 kuruş. Ama bu nemmam. Laf kesilip kesilir. Olsun demiş. Kaç para 2 kuruş? Vermecek 2 kuruş. Almış o köleyi götürmüş. Çiftlikte. Tabii nemmamın çok hoşuna gitmiş. O kadar böyle güzel hareketler. Güzel sözler. Geçmiş. Devran geçmiş. Bunların çocukları da yok tabii. Nemlam demiş ki ya. Kendi kendine. Bu çiftlik bana kalması lazım. Emin hanımına demiş ki. Ah ah. Demiş sen ne kadar iyi bir insansın. Mübarek bir insansın. Demiş senin çocuğun olmuyor ya. Bu bey demiş.
Demiş. Olabilir mi? Valla ben demiş. Şüpheleniyorum bu zamanlarda. E ne olacak demiş. Sen demiş. Buyurken. Onun sakalından demiş. Usturayla 2 tane demiş. Kıl kes de demiş. Ben demiş. Okumaktan büyüden anlarım. Ben onu okuyuvereyim demiş. Beyin yanına baktıkça üzülüyorum. Ciğerim yanıyor demiş. Neden demiş oğlum. Tamam mı? Demiş ki. Bu kadın seni öldürür de demiş. Başkasından evlenir.
Bu çiftlik ona kalır. Böyle düşünüyorum demiş. Ona üzülüyorum. Çiftlik sahibi onun emmam olduğunu biliyor ya. Demiş. Git içine ya. Hadi yürü git sen. Valla beyin demiş. Sen bana inanmıyorsun. Sen yine de demiş. Bugün öğle uykusunu yattığında kendine demiş. Benim haklı olduğumu o zaman anlarsın demiş. Neyse. Bey gitmiş. Hurma ağacının dibine yan gelmiş. Öyle kaygüle yatacak. Hemen koşmuş kadına. Demiş ki. Fırsat bu fırsat. Bey demiş kaygüleye yattı. Aldıymış ustarayı. Hemen demiş. Sakalından iki tel bana kes gel. Zavallı kadın almış ustarayı eline koşa koşa gidiyor. Adamın iki tel sakalını kesecek. Adam da uyanık uykusunda ya.
Tilk uykusu ya. Tam ustarayla sakalı keseceğim derken. Kadının elinden tutmuş. Elinde ustara. Vay sen bana ihanet ediyordun demiş. Ceyr tak şeyi kesmiş. Kadını kesmiş adam. Ulaşmışlar orayı gömmüşler. Nemmam durur mu? Dost doğru gitmiş. Kadının akrabalarına. Demiş sormayın. Ne oldu? Bey demiş. Siz kız kardeşinizi katletti. Koşa koşa gelmişler. Bu sefer beyi öldürmüşler. Bu sefer beyin akrabaları kabilesi ayağa katmış.
Siz bizim beyimizi, siz bizim aşiretten, sülaleden birisini nasıl öldürürsünüz? Onlar onu, onlar onu, onlar onu. Onlar onu. İki kabile de yerle eksen olmuş. Tamamlardan uzak durun. Akhir'de ne diyor? Size birisi bir haber getirirse, nakebailerden birisi söz gezdirmek. Birisinin eksiğini, geldiğini araştırıp, eksiğini, geldiğini gidip bir başkasına anlatmak.
Birisinin yanlışlığını, birisinin hatasını. Olabilir, insanlık halidir. Gidip bir başkasına aktarmak. Söz gezdirmek. Uculuk yapmak. İnsanların arasını aşmak. Hacı abi günahın senin hakkında ne dedi biliyor musun? Ne dedi? Pişmanca pişmanca hakkında ne dedi biliyor musun? Ne dedi? Bitti. Nemmanlık başladı. Allah'ıma hafaza eylesin. Ökünü kesecek. Evlerde oluyor böyle. Karı kocalar ayrılıyor. Sülaleler birbirine giriyor. Sülaleler birbirine giriyor. Boşanmalar. Anayı çocuktan ayrılıyorlar. Çocuğu anasından ayrılıyorlar. Karı koca ayrılıyor. Neden?
Nemmanlık'ta. Söz gezdirmekten. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bizi affetsin inşallah. Bitti. İmamların işaretleri. Bunların Kur'an ve sünnet dairesinde böyle bir şeyleri duyuyor. Şimdi bu bana göre bir yanlış dedim ben. Bir başka yerde söylediler mi? Bu nemman mı? Şimdi orada konuşuldu. Vatandaş geldi bunu size söyledi diye. Bu normalde bir kimse, bakın şunu unutmayın. Ölçü, sünnet ölçüsü herkes ölçülür. Şu denilebilir. Şu hareket, ne hareketiyse.
Kur'an ve sünnetin dışında kardeş. Bir hareket, şahıs yok. Bir kimsenin bir tutam sakaldan aşağı sakal bırakması sünneten eksiklidir. Kimi eleştirdim ben şimdi? Bir tutam eksik olan, bir sürü sakalları eksik olanlar var mı? Ben onları mı eleştirdim şahıs olarak yoksa bir ölçümü tespit ettim. Ne olmuş oldu bu? Bir ölçümü tespit etmiş oldum. Anladınız mı meseleyi? Bir şeyde bir şerh düşerken, Kur'an ve sünnet dairesinde şahıs konuşmadan şerh düşürecek. Bu ilimdir. Buna kim itiraz ederse ilme itiraz etmiş olur. Birisi hırsızlık yapıyor diye hırsızlığı eleştirmeyeceğiz mi? Bu yanlış. İşte şahıs koymayacak hemen.
Kur'an'da sünnette olmayan bir şey, o şahıs koyuyorsa. Bir kimse Kur'an ve sünnetin haricinde bir şey yapıyorsa, o yapılanın yanlış olduğunu biz ikaz ederiz. Yapılanın yanlış olduğunu söyleriz. Yanlıştır. Biz şimdi öyle, diyoruz ki kadınların erkeklerle tokalaşmaları cahiz değildir. Doğru mu? Bunu şahıs söylemiyoruz bak. Bunu kim tokalaşırsa ölçünün dışında bir hareket yaptı mı? Yaptı. Bunu söylemek herkesin hakkıdır. Bir kimsenin küfrü sabit ise, bir kimse yaptığı işle, yaptığı işle haramla yani meşhur olduysa, onun isminin söylenmesinde bir meis yoktur. Haramla meşhur olmuş.
Adam meyhane çalıştırıyor. Haramla meşhur olmuş. Meyhaneci is. Meyhaneci bilmem kim. Haramla meşhur olmuş. Onun söylenmesinde bir beis yok. Anlaşıldı mı mesele? Ölçüde bir beis yok. Ölçü konuşulur. Ölçü her yerde, her şekilde stratejik konuma göre konuşulur. Bunda bir şey yok. Ölçü konuşulur. Ölçü Kur'an ve sünnet çünkü. Bir hareket, bir hareket, bir davranış, bir düşünce Kur'an ve sünnet dairesinde değil ise bu eleştirilecek, oradan ilim çıkacak orta yere. O ilim çıkması için Kur'an ve sünnet dışındaki o hareket, o davranış, o düşünce denecek ki bu eksik kardeşim, bu yanlış. Ne?
O düşünce, o davranış yanlış. Şahıs yok bakın burada. Bu ilimdir. Bunu tekrar söylüyorum. İlmin çıkış sebebi de budur. İlmin genişlemesi, ilmin derinleşmesi, ilmin yükselmesi, ilmi eleştirilerinin sonucundadır. Eğer o ilmi eleştiriler olmamış olsaydı, mezhep farklılıkları olmazdı. Bizim dinimiz bu kadar geniş bir yelfazede de durmazdı. Her, böyle örnek verelim ya, az önce örneğin Şafiler böyle demiş, Malikiler böyle demiş, Hanbeliler böyle demiş dedim çıktım. Bunlar birer ilmi eleştirinin neticesinde çıkan ölçülerdi. Yoksa hiç kimse İmam-ı Azam'a eleştiri getirmemiş olsaydı, Şafi-i Maliki Hanbelülamaz, ondan sonradır, hepsi de İmam-ı Azam'a peşine takılıp giderdi.
İmam-ı Azam diş doğrusu caiz değildir dedi, kendi talebisi İmam Muhammed, İmam Yusuf caizdir dedi. Bu bir onun dediğini yok saymak değildir, onun dediğini reddetmek de değildir, ayrı bir görüş koymaktır, bir ilim koymaktır ortaya. Anladınız mı meseleyi? Bizim dergamımızda, bizim tarikatımızda, bizim tarikatımızda, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey var ise, bu Kur'an ve sünnetin dışında olan şey, ilmi olarak ortaya konulabilir, eleştirilebilir.
Hani bir arkadaş, bir kardeş, bir yazı yazdıydı ya, yazıyı dağıttırdıydım ben, herkes konuştu, dedim ki konuşacağınıza, siz de ilmi bir şey yazsaydınızdı. Dille değil, otur, ayrı bir hadisine cevap ver bir şeye. Dille konuşma, anladınız mı meseleyi? Gıybet ederekten değil, söz gezdirerekten değil. Kur'an ve sünnetle, nemmanlığı anlaşılmasına, sebebi yanlış anlaşılmasına, yıllar önce söylediğim bir söz vardı, kendimle alakalı. İşte herkes onu eleştiriyordu, bu sözü nereden söyledi, nasıl söyledi diye. Bu sözü ilk söyleyen, hani gayrimeşri çocuktur lafzı var ya, bunun sözü söyleyenin ilk ben olmadığını göstermek için söyledim.
Allah muhafaza edin, nemmanlık yapmayın. Yani, Ahmet şunu şöyle dedi, Mustafa'ya böyle dedi, Mehmet Mustafa için şunu dedi, bunları dolaştırmayın. Allah'ı sevin, Resulullah'ı sevin. Bunlardan uzak tutalım kendimizi. Birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza edelim. Kendimizi koruyalım, hizmetimize devam edelim. Hizmetimize devam edelim. Önünüze bakın, çalışın. Bu ümmet, bu ümmet kendi içerisinde Kur'an ve sünnet doğrultusunda yürüyecek cengaverler bekliyor. Bu ümmet Kur'an ve sünnet dairesinde yürüyecek, kendisine ışık tutacak. Kendisine ışık tutacak. Kendisiyle beraber menzile doğru yürüyecek yiğitler bekliyor, yiğitler. Yeni ufuklara koşacak, yeni insanlara Kur'an ve sünneti anlatacak, yeniden dirilişi sağlayacak cengaverler bekliyor.
O yüzden küçük hesaplarla, küçük meselelerle, küçük davranış biçimlerle, küçük eksik yediklerle uğraşacak zamanımız yok, halimiz yok. İleriye doğru yürüyeceksiniz. İleriye doğru adım atacaksınız. İleriyi göreceksiniz. Hedefinizi büyük tutacaksınız. Hedefinizi küçük tutmayacaksınız. Hedefinizi büyük tutamıyorsanız, büyüyemezsiniz. Tutamıyorsanız, ileri adım atamazsınız. Hınca iş dolduğumuz 300-400 kişi geri gitti, yargılamadılar koridorlarda bile. Bu bitmiş demek değildir. Gevşeklik yok.
Bütün emeği geçenlerin hepsine de teşekkür ediyorum. Allah hepsinden de razı olsun. Ama seneye, seneye bir o kadar daha kalabalık olması gerekir. İnsanlar orada nümayiş yapmamaları lazım. Biz de içine gireceğiz diye. Seneye kapalı spor, açık hava stadyumda, açık havada yapmamız lazım. Evet, fanatikleri kadar olamıyorsa, futbol fanatikleri kadar olamıyorlarsa, kendi inandıkları Allah'ın fanatiği olamıyorsa, kendi inandıkları Resulullah'ın, Peygamber'in fanatiği olamıyorsa, kendi inandıkları dinin fanatiği olamıyorsa,
nasıl Allah'a ruhsatılacak ki? Çevrenizde küçük şeylerle uğraşmayın. Çevrenizde küçük şeylerle uğraşmayın. Bunlar sizi aldatır. Bunlar hepimizi aldatır. Bu cemaat daha ileri adımlar atmak için, bu cemaat daha ileri adımlar atmak için, göğsünü süper etmiş, gerilmiş bir cemaat.
Gerersiniz ya. İki uç yan yana ne kadar gelirse, o kadar ileri gider. Bizim aramızda uçlar olacak, gerginlikler olacak, okun daha ileri gitmesi için. Meseleyi böyle görür. Bizim aramızda bir meselenin üzerinde, buna da Kur'an ve Sünnet böyle demiş, öbür kütülecek ki, böyle demiş. Bunlar olacak, ok daha ileri gitmesi için, okun daha isabetli olması için. Birbirimize düşmek için değil. Birbirimizi baltalamak için, birbirimizi yaralamak için, birbirimizi tökezlemek için, birbirimizi engellemek için değil.
Okun hedefe daha hızlı, daha çabuk, daha isabetli gitmesi için. Bunların hepsi lazım. Şimdi bizim boyacı Lütfü ustayı gördüm, aklıma arabadan geldi. Bir araba hurda haşat olmuş. Ona boyacısı lazım, kaportacısı lazım, mekanikçisi lazım. Öyle değil mi Lütfü usta? Hepsi lazım öyle değil mi? Hepsi başına geçecek, arabanın hepsi de fikir üretecek. Şurasını şöyle yapalım, burasını böyle yapalım. Neden? O arabanın ayağa kalkıp, yürüyüp hizmet etmesi lazım. Kaza geçirilmiş, devrilmiş, yıkılmış, vurulmuş. Bu ümmet ezilmiş, hırpalanmış, yaralanmış. Giden vurmuş, o bastırmış, o tekme vurmuş. Çizmiş, kenarını o bıçakla çizmiş, o lastiğini yarmış.
Birisi kafasına balyoz durmuş, vurmuş. Biz bunu temizleyip, toparlayıp, ayağa kaldırıp yürüteceğiz. Yürüteceğiz, yürüteceğiz. Hem birey olarak kendimizi toparlayıp yürüteceğiz, hem de cemaat olarak kendimizi toparlayıp yürüteceğiz. Birisi anlamayacak, doğru yapıyorum zannedeceğiz. Bir balyoz vuracak kafamıza, vuracak. Biz ona da diyeceğiz ki, ya vurmasa iyiydi ama. Hadi bunu da tamir edelim, yürüyelim. Biz onu da tamir edeceğiz, yürüyeceğiz. Birisi gelecek, yanlışlıkla doğru yapıyorum zannedeceğiz. Doğru yapıyorum zannedeceğiz. Lastiğimize biçak vuracak, vuracak. Hani gelmiş ya kuyunun başına, birisi bir kasık çakmış. Demiş ki kendi kendine, ya birisi gelse burada abdest alıp namaz kılacağım dese, hayvanla bağlayacak bir şey yok.
Şuraya demiş, adam hayvanla bağlasın. Burada demiş, ihtiyacını görsün, gitsin. Yürümüş gitmiş. Allah diyor, hadisi kutsu'da ona ona sevap yazdı. Onda günahını sildi, onda derece vardı. Başka birisi geldi, baktı, kuyunun başına bir kazık. Dedi ki diyor kendi kendisine, ulan birisinin ayağını dokunsa bu, Cumhurluk kuyuya düşecek. Etrafta da hiç kimse yok. Adam burada ölecek. Yarın edecek kimse yok. Kazı da diyor, söktü. Allah ona da on sevap verdi. Onun da on günahını sildi. Ona da on derece verdi diyor. Neden? Niyetinden dolayı. Anlaşıldı. Günaha girmeden, şahıs konuşmadan biz eleştirimizi koyacağız. İyi niyeti. Bir kimse alim, bir meselede fıkıh etmiş olsa, bir meselede fetva vermiş olsa, görüştürmüş olsa, eğer iyi niyetiyse, isabet ettirirse on sevaptır diyorum.
İsabet ettiremezse bir sevap olur. İsabet ettiremediğimiz yerler olur, bir sevap oluruz. Niyetimiz iyiyse, isabet ettirirse on sevap oluruz. Niyetimiz salih. Buradaki insanların niyetleri de salih. Hepimizin niyetinden, hiçbirimizin niyetinden zerreci bir şüphem yok. Adam ne gelsin buraya yıllardır terlesin? Ne gelsin burada yıllardır çileye çeksin? Ne gelsin burada benim peşime takılsın? Ne gelsin kışı var, kıyameti var, yazı var, çoluğu var, çocuğu var? Kolay mı? Bir kimsenin bir tarikatta on yıl, on beş yıl durması kolay bir mesele değildir arkadaşlar. İnsan nefsi kaldırmaz. Adam oturuyorsa orada, oturuyorsa ooo ağır taş olmuştur o. O yüzden hizmetimiz, gayretimiz, mücadelemiz iyi niyetle devam edecek.
Hakkınızı helal edelim. Ve son geçen haftaki perşembeden dolayı da aklımdaydı hep. Bütün emeği geçen geçmeyen, bütün kardeşlere bizimle beraber kol kola niyet edin. Bizimle kol kola giren bütün kardeşler, bütün arkadaşlar ve bütün oraya gelenlere de ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Herkinizden de Allah razı olsun. Bu, şuna hiç bir zaman inanmış bir insan değilimdir ben. Tek adamlık var ya, tek kişinin yapması, tek kişinin yürümesi, tek kişinin bitirmesi. Ben buna karşıyım. Ben buna karşıyım. Bu komünist bir ideolojidir. Bir kimsenin tek adamlığı. Komünist bir ideoloji. Bir şey yapılıyorsa, bir şey yapılıyorsa ve bunda bir başarı varsa, bunda bir hayır varsa, bunda bir hasilet varsa, bunda bir sevap varsa, onda bütün cemaatin payı ve hakkı vardır.
Nübüvvet budur. Bir başarı varsa, bizim yüz hakkımız varsa, Allah inşallah Rahman kabul etmiştir. Bütün oraya gelenlerin payı vardır. Bütün o hizmetin içerisinde bulunanların payı vardır. Yaptıkları gayret miktarı. Allah bizi affetsin. Nice hizmetlere devam ettirsin. Cenab-ı Hak birlik ve beraberliğimizi muhafaza eyleyin. Nefsimize düşürmesin. Cenab-ı Hak birbirlerimize olan haklarımızı da helal edelim, helal olsun. Allah razı olsun. Üç İhlas ve Fatiha şeriflerdir.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.