Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:19:44
Bunu illâki engelleyeceğiz diye, Allah bize affetsin. Banka kredisiyle otomobil almak, fiinibince uygun. Yani bu defalarca konuşuldu, tekrar söyleyeyim. Alevi'ye göre, Darül Harp'te, müminle kafirin arasında faiz yoktur. Darül Harp'te, müminle kafirin arasında faiz yoktur. Bir, ikincisi bile, bankalar şu anda arabayı adama satıyorlar.
Kredi vermiyorlar, arabayı satıyor. Otuz altı ay vadeli, elli kusur milyonlar adıyor. Yaptığı işlem o. Ve parayı da, satıcısı kimse, sahibi onun eline veriyor. Yani diyelim ki arabayı ben satıyorum. Kime? Mehmet'e. Mehmet gidiyor, bank ediyor ki, ben bu arabayı buldum. Bu arabayı bana satar mısınız? O adam da diyor ki, bu arabayı sana satalım, şu bak. Hem neyse, orası doğru, yanlıştır, onu tartışmayacağım. Ama, Hanefiler, Darül Harp'te, müminle kafirin arasında faiz yoktur diye fetvayı vermişler. Cenab-ı Allah, kul hakkına gelme diyormuş. Kul hakkı olanın ibadeti yok olur mu? Kul hakkı olanın ibadeti yok olmaz. Cenab-ı Allah, zerrece hayır yapının hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işlerinin şerriyle cenazsız kalmaz demiş.
O yüzden bir kimse, zerrece bir ibadet etse, Allah onun ibadetini yok etmez. Kul hakkı vardır, ibadetinden kul hakkına verir. Borç alacak gibi. Amelsiz iman, anlayamadım onu. Bu soru kimin? Amelsiz iman kişinin sonu. Evet, kimse iman ehlidir, onun ameli eksiktir. İman, çok özür dilerim ama yanlış anlaşılmasın, böyle bu çıplak bir şekilde kalır. Kurumuş ağaç gibi olur, Allah muhafaza etsin. İmanı küçük görmek demek değildir. Ama imanı bunun ortada güzelleştiren, sağlamlaştıran, olgunlaştıran ameldir. Ama biz, Hanefiler iman etmiş bir kimseyi, imansız görme noktasında değiliz.
İsterse hiç amel işlemez. Şafii, Maliki, Hanbeli uleması öyle düşünmemiş. Ama Hanefiler öyle düşünmemişler. İman, imandır. Bu noktada bir kimsenin ameli eksikse, amelini noksansa, biz onu yine imansız noktada görebiliyoruz. Sesi markeye geliyor mu? İbrahim Ah, duyuyor musun? Tamam. O yüzden bir kimseyi imansız diyemeyiz, ameli eksik diye. Allah muhafaza edersin. Bazı kişiler, tuvaletten çıktıktan sonra, kır kadın, tıplıca, eğilip kaçta şeyler söylüyorlar. Duvardan atmayacaklar. Diyor musun bunu? Kimisi pamuk tıkıyormuş, erkekler, zekene, kadınlar da.
Kimisi kürden tıkıyormuş veya kibrit çökü. Olmazsa bizim onlarda söğüt ağaçları var. Islattığı görünce şişer de, söğüt ağacından yapacaklar. Arkadaşlar, bir kimsenin, bir kimsenin tuvalete girdikten sonra aharetlenmesi şart. Ama büyük tuvaletini yapsın, ama küçük abdestini yapsın, ama büyük abdestini yapsın. O kimsenin temiz bir şekilde taharetlenecek. Temiz bir şekilde. Kalbi mutmayın, oluncaya kadar taharetlensin ve sesliğe düşmeden. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, işte böyle elinden su silkelermiş ön tarafına. Eğer bir şüphe söz konusu olmasın diye. Ama bunlar hepsinde de vesvesiye sebep olur.
Adam kırk adım atar, hiçbir şey olmaz. Gelir eve, abdestini alır, namaz da aklına gelir. Ya acaba düştü mü, sonlanma düşmedi mi? Bu vesvese adamı götürür de götürür, götürür de götürür. Allah muhafaza eylesin. Bir kimse tuvalete girer, taharetlenir, meselesi biter. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle yapar. Ben abdest bahsinde, Buhari'de, Tergip'te, elimdeki mevcut, işte kütübüsinde de, abdest bahsinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle yaptığına dair bir hadis okumak. Ben okumadım. Hanebilerde de böyle bir şey yok. Ben okumadım. Var mı?
Zannediyorum eserde okumuştum. Sahabeden birisi böyle işte şeymiş. Kuvvetli zayıf, bana bir şey diyemeyecek. Ama bu insanı götürür, meselesi edilir. Allah muhafaza eylesin. Arkadaşlarla futbol boş bir iş olduğunu ve bizi oyalamak mucizeyle yakındığını söyledim. Acaba yanlıştır. Doğru söylemişim. Futbol meleyanidir, boştur. Said-i Nur-Sübelir zamanın bir sözü beni etkiledi. İman nurdur, iman kuvvettir. Gerçek iman eden kainata meydan okur. Nerede öyle meydan okuyacak kimse? Nefsine meydan okursun da kainat duruyorsun oradan. Diploman olmadığı hale yalan iş beyanında bulundun ve bu iş yerinden işe çağrılın.
Konuşmanda herhangi bir haksızlık yapmış oluyormuş. Oluyorsun. Yarın öbür gün senin diplomanı getir dediklerine ne diyeceksin? Konuşmama orucu diye bir oruç var mı? Var. Diline sahip çıkma. Boş konuşma ona orucu boş konuşmamak. Her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kafirlerin tak kendileridir.
Her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar bahsettiklerinin tak kendileridir. Her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükürtmezse işte onlar zalimlerin tak kendileridir. Yukarıda muayene 44, 45, 47 ayetler hakkında sizden aydınlanınca açıklama yapmanızı rica ederim. Ya bu çok aydınlık değil mi bu ayetler? Bugünümüzde Allah'ın hükümleri değil de insanların koyduğu hükümlere yönetiliyoruz. Zira Allah'ın haram ve helalları ölçü olarak ne devlet ne de sosyal yaşantımızda uygulanamıyor. Rabbimiz bizi hesaba çekecek mi? Çünkü bir ayette de başınıza gelenler kendi ellerinizle çeliklerinizden dolayı da buyuruyoruz. Doğru. Şimdi bir kimse birinci derecede her mümin kendi nefsinden sorumludur.
Eğer ki sen kendi nefsine Allah'ın hükmüyle hükmetmezsen kendi nefsine zulmedenlerden olursun ki kendi nefsine zalimsin. Bir kimse devlet başkanıdır. Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsa o da zalimdir. Bir kimse bir başkasına bir başkasına hükmedecekse ona da Allah'ın hükmüyle hükmetmesi lazım. Yanında işçisidir, hanımıdır, çocuğudur, komşusudur, arkadaşıdır. O da o hükmetmenin konumuna, durumuna göre ya zalim, ya fasık, ya kafir olur çıkar. Bu noktada bir kimse birinci derecede kendi nefsinden sorumludur. Kendi nefsine Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler, kendi ailesine, kendi işçisine, kendi patronuna, kendi kocasına, kendi çocuğuna, kendi annesine, babasına Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler başka bir yerde Allah'ın hükmünü aramasınlar.
Bugünkü Müslümanların en büyük problemlerinden birisi bu. Biz kendi nefsimize önce Allah'ın hükmüyle hükmedelim, gıybet etmeyelim. Allah'ın hükmüyle hükmedelim, suizan beslemeyelim. Allah'ın hükmüyle hükmedelim, biz kendi nefsimize günah-i kebahere dalmayalım. E biz bunları ne yaparsak ne olmuş oluyor? O zaman biz Allah'ın fasıklarını tak kendisi oluyoruz. Canım kardeşlerim, Müslümanların en büyük handikaplarından birisi kendi hatalarını görmemesidir. Kendi yanlışlıklarını, kendi eksikliklerini, kendi bile bile yaptığı suçları görmemesidir. O yüzden biz birinci derecede kendi yaptığımız suçları görelim ve bunlardan geri çekilelim. İkinci derecede ailemize yaptırdığımız, müsaade ettiğimiz veya ailem kendi elimizin altında işlenen suçlara, hatalara, günahlara, kusurlara bakılır.
Müslümanlar, bütün Müslümanlar bu yolu takip ederlerse merak etmeyin. O zaman her şey değişir. Siz kendinizi değiştirmedikçe yöneticilerinizin değiştiğini mi zannediyorsunuz? Çünkü bu yöneticiler bizim içimizden çıkıyor. Her şey bizim içimizden çıkıyor. İşimize geldiğince yalancılığı, dolandırıcılığı, üçkaçılığı seçip, kendimiz seçiyoruz. Ondan şikayet etme noktasında değiliz sonra. O yüzden biz birinci derecede Allah'ın hükmünü nefsimize hükmeder. Birinci derecede eşlerimize, çocuklarımıza, anne ve babalarımıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza Allah'ın hükmüyle hükmederim. Bize Allah'ın hükmü gelince, Allah'ın hükmü denince hemen bizim aklımıza işte ceza hukuku geliyor.
Hırsızlık yapanın elini kesmek doğru, o da Allah'ın hükmü. Neden güler yüzlülük Allah'ın hükmü olmuyor? Neden tatlı dililik Allah'ın hükmü olmuyor? Neden tevazu Allah'ın hükmü olmuyor? Neden güzel ahlaklı undeleri Allah'ın hükmü olmuyor? Neden evlerimizi biz cennet bahçesine çevirmiyoruz? Bu Allah'ın hükmü olmuyor. Zina eden evliyse taşlayalım, rezmedelim. Doğru, Allah'ın hükmü. Peki gözünü çevirelim, ne yapalım oraya? Allah'ın hükmü değil, kadınla halvet etmek haram değil mi? Neden biz ona dikkat etmiyoruz?
Bir kadınla halvet etmeyelim, bir odada yalnız kalmayalım. Elimizin afatları Allah'ın hükmü değil mi? Elimizin afatları Allah'ın hükmü değil mi? Kardeşler, Allah'ın hükmünü önce ahlakımıza, ahlakımıza tecelli ettirelim. Ahlakımıza, alışverişimize, işimize tecelli ettirelim. Önce ibadetimize tecelli ettirelim.
Kızımızı dost doğru kılalım, zikrimizi dost doğru yapalım, dersimizi dost doğru çekelim. Allah yoluna mücadele edelim, aşk iler. Kardeşlerimizin arasını bozmayalım, kardeşlerimizin arasını düzeltelim, birbirimizi sevelim. Medine'de olgunlaşmış, olgunlaşmıyor ki olgunlaşacak.
Karşımızdaki kimseyi hemen Allah'ın hükmüyle hükmetmediniz diye suçlamayın. Aynı şey sizin için de geçerli. Devleti döndürmeyin, donkişosluk. Kimseye namaz kılmıyor diye kötülebilir miyiz? Hiç kimseyi kötülemeyin. Namaz kılmaması eksikliktir onun ama kötülemeyin. Dua edin ona. Onu onara edin. Onun namaz kılması için onun koluna girin. Namaz kılması için namazı tatlı tatlı ona alıştırın. Tatlı tatlı tebliğ edin. Tatlı tatlı güzellikle, borçlukla bu toplum İslam toplumu değil. Bu toplum iki yüz yıldan beri dininden uzaklaştırılmış bir toplum.
Bu toplum iki yüz yıldan beri din cahili yapılmış bir toplum. Okullarda din yok, mekteplarda din yok, sokakta din yok, televizyonda din yok, internet kafelerde din yok, sinemalarda din yok, evlerimizde yok, sokaklarımızda yok, işyerlerimizde yok, okullarımızda yok. Bir kimsenin namaz kılmaması acı bir şey ama onu kötülemeyin, içki içen insanı kötülemeyin, kumar oynayan insanı kötülemeyin, İslam dışı ahlaka sahip olanları kötülemeyin yüzlerine karşı.
Bilmiyor adam, öğretilmemiş, öğrenmemiş, koluna girilmemiş, elinden tutulmamış, anlatılmamış. Reset okuyan elini kaldırsın içine. Reset ahsını gören elini kaldırsın. Kaldırsın. Bir, iki, üç, dört, beş, beş kişi yok. Reset ahsını görmüş bu cemaatinin içerisinde beş kişi var.
Kimse, hiç kimse, siz dinden kötülemeyin. Siz dinden dolayı kötülemeyin. Siz eğer ona bir şey tebrik edecekseniz, ona bir şey anlatacaksanız kötülemeyin. Bu kim olursa olsun, ona tatlılıkla, güzellikle, yumuşaklıkla, iyi huylulukla tebliğ edin. Din bu.
Ya Musa, git Firavun'a, benim Allah oğlumu yumuşak yumuşak anlat. Yumuşak yumuşak, tatlı bir diller. Siz ne zaman iman edeceğiniz demiyordu ki. Ey müşrikler, siz ne zaman iman edeceğiniz demiyordu ki. Ebu Cehil'e bir sefer demedi, ey kafir, ey müşrik diye. Benim peygamber olduğumu, Allah'ın tek, bir olduğumu ne zaman kabul edeceksin? Allah bizi onun yolunda eyle. Tevbe Suresi 30-31. Yüzelliler, güzel Allah'ın oğlundur dediler. Hristiyanlar, İsa Allah'ın oğlundur dediler. Zahiren şirk, görünmeseler dahi gerçekten şirke düşmüşlerdi.
Zahiren de şirk. Bunlar olanlar yine de kitap bekleyip sayılırlar mı? Not arka sayfada, inançlı Hristiyanlar var. Etiyopya'da isyanları her gün ve gündelik seyirciler, bazı ayinleri, sabaha kadar devam edermiş, ibadetlerinde kıyam, rükû ve secde halleri varmış, zina ve domuz haram, tesettür kadınlar, İslâm ve Fars.
Bundan da olur, Avrupa'lar tarafından, gerektiği şekilde yarın görebiliyor, Müslümanlar gibi, şefalik içerisinde aralık yapar, ne derviş? Bu soru, bir kimsenin üzeri Allah'ın oğlu, İsa Allah'ın oğlu derse, bazenende, zahirinde şirk ehli olmuş olur. Kümür ehli olmuş olur. Olmuş olur. Eğer bir kimse ne kadar iyi Hristiyan olursa olsun, Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden haberdar olduysa, onun Muhammed-i Mustafa'ya iman etmesi şarttır. Eğer iman etmezse, o da küfür üzerine ölür. Ne kadar Hristiyan olursa olsun, mahalle derse ne katılmak veya katılmamak hususunda, mesafenin ne kadar olması gerekir?
Kaç kilometre mesafeden? Kaç kilometre mesafeden yok. Biz bunu daha önce ayırmıştık. Bu Ankara yolundan, pardon yok, Yıldırım, şu ne bu, doğru giden, şeyden, bazara giden yol ne o? Yeşilyaylar Caddesi'nin yukarısı, derebileye gidecek şu şey dahi, sert başından itibaren, aşağı doğru. Ana, merkez, altı parmaktan, burası böyle, korku aşağı kadar, işte Reyhan'a gelecek. Çekilgeden ileriside ilk kaldırma gidecek. Üç tane merkez var. Arkadaşlar oraları, nereye yakınsa, nerelere yakınsa evleri, nerelere kendilerine müsaitse, veya da işi bir arkadaşı, bir arkadaş getirmiştir, o maalesef Reyhan'dadır, o da Reyhan'a getirmiştir.
Bu da uygundur, mümkündür, bunda da bir şey yok. Arkadaşlar böylece, kendilerini oralara, dağıtacaklar inşallah. Kilometre değil, bir şey yok. Meslep farklıları neden olmuştur, niye dört meslep var? Dört meslep yok, ayakta kalan dört meslep var. On bin, on iki tane meslep olmuş, bunların içerisinden dört tanesi, ayakta kalmış. Kendine müntesipları çok olmuş. Hatta şimdi en fazla ayakta kalan, işte Hanebilerle Şafiler, Manikilerle, Ambeliler daha da azaldı. Ama gün geçtikçe, belki de çoğalmışlardır. Şu an ayakta kalan dört meslep var. Farklılıklarına sebep gelince, bir zenginlik o. Farklılık değil. Farklılık var, zenginlik ayrılık noktasında değil.
Tadil-i Erkan nasıl yapılır? Tadil-i Erkan namazı hakkıyla kılmaktır. Tadil-i Erkan, gereksiz kıyamda durmak değildir. Gereksiz rükuda durmak değildir. Gereksiz secdede durmak değildir. Tadil-i Erkan, sünnet-i Resulullah'a uymaktır. Sünnet-i Resulullah'a uyarak da namaz kılmaktır. Kimisi tadil-i Erkan edecek derken, iyi işte çok yavaş bir namaz kılıyor. Bir de başkasının yanında öyle kılıyor. Sizin evinizdeki namaz da, cemaatın içerisindeki namazınız aynı olacak. Cemaatın içerisinde yatsının farzını beş dakikada kıl, evde iki dakikada kıl. Normal bir şey değil.
Bu normal bir şey değil. İçiniz dışınız aynı olsun. Evinizdeki hareketiniz de, dergahınızdaki hareket aynı olsun. Dergahdaki hareketiniz de, sokaktaki hareketiniz aynı olsun. Dergahdaki davranışınız da, evinizde aynı olsun. Bu an zaten ahlakınız kemale erdiği andır. İbadetinizin kemale erdiği andır. Burada zikrullah da ağla, evde tek başına zikrullah yaparken ağlama. Burada beraber namaz kılarken ağla, titre, evde hiçbir şey yok. Biz o bazı tarikatlardan olmayalım. Eğer pisavirhaneye gelince, cezbe geçir, titre, bizde yok öyle bir şey de, aynı şekilde yalnız kalınca hiçbir şey yok. Evde zikrullah yaparken de bir şey yok.
Gecesi zikrullah yaparken de titremiyor. İki tane soğukyu görünce, tırm tırm titriyor. Ne oldu? Cezbe getiriyor oğlan. Allah bizi affetti. Tadil-i Erkan da aynı. Tadil-i Erkan, sünnet-i Resulullah'a uymak. Sünnet-i Resulullah'a uymaz da, tadil-i Erkan edeceğim derken, bu rükkuda işte dakikalarca duruyorsa, secdede dakikalarca duruyorsa, evde de alakılıyorsa, söz tekdülahım yok. Hiçbir şey yok. Allah bizi affetsin. Cemaat olarak menşeimiz nedir? Kur'an ve sünnettir. İlla ki tasavun bir noktada menşeyi arıyorsanız, bizim tasavunumuz da Kur'an ve sünnete bağlıdır. Bizim tasavunumuz da Kur'an ve sünnete bağlıdır. Başka bir menşeyi aramayın.
Ama millet illa ki sorarlar değil mi? Alışmışlar kadir misiniz, rufayi misiniz diye. Soruyorlar, sizin ne diyorlar? Ben başlıyorum şimdi. Hem Kadriyem, hem rufayi, hem Bedeviyem, hem Duziki, hem Şazireyim, hem Nakşibendi, hem Bayramıyem, hem Vaktaşi, hem Mevleviyim, hem Halveti, hem Cevretiyim, hem Kuşaki diyorum, bakıyor şimdi. Zaten diyor ki, ben onunla dalga geçiyorum. Ben onunla dalga geçiyorum. Ne yapmış bunların hepsi de? Kur'an ve sünnetin dışında mı bir şey? Meşret, Meşret, Kur'an ve sünnettir. Bir kimse şimdi Mevleviyim der, doğru.
Alır getir senin önüne birisi, daha önce Mevleviyim diyen sapıkça bir düşünceye getirir. Nedir can adama? Tekli sema ettiğini. Kadirin diyenlerin kadınlar tekli zikir yaptığını. Canlı, dinleyen, gören söyledi.
Şeyh Efendi diyormuş ki, söyledi dur Hacca, sen bir ilahi bakayım buradan. Bizim Meşret'imiz Kur'an ve sünnet. Bu da tarikat pirlerini reddetmek değil. Bir sorunu da sorsanız, bizim derim ki, Kazir-i Rufayet biz. Yani ikisi tezahatından değil, bir şeyi vurgulamak için bunu söylüyor. Biraz kenayisine söylüyorum. Biraz kenayisine söylüyorum. Biz, tarikat meşrebi olarak, tasavvuf meşrebi olarak, veya kendimize meşrebi olarak, Kur'an ve sünneti seçtik. Tasavvufu Kur'an ve sünnet disturlarıyla yaşayacağız. Sünnet disturlarıyla yaşayacağız. Bunu bir kafanıza, beyninize oturturun önce inşallah.
Çocuğumuza isim verirken, niye dikkat edin, niye dikkat edin, isimleri verebiliriz. Örnek, yiğit ismi uygun. Yani, Allah Resulü diyor ki, hayırlı isim koyun. Allah'ın isimlerinden, peygamberlerin isimlerinden, at ismi, ot ismi, ondan sonra, kuş ismi, coğrafi isimler koymayın da, yok taştı, yok kayaydı bunlarla. İşte, Şahindi, Kartaldı, Sertçeydi. Siz buraya yeni gelmiş olsanız, burasının neresi olduğu ile ilgili, nasıl sorar sorardınız? Anlayamadım arkadaş, belki de kendisi sorsun da, anlayamadım.
Ya bunda bir şey yok. Bazen ben de, düşündüklerimi kaleme dökemeyen insanım. Herkese olabilir böyle bir şey. Bu sorunun sahibi, sormak isterse, açık bir şekilde sorsun, buraya yeni gelmiş olsanız, burasının neresi olduğu ile ilgili, nasıl soru sorardınız demiş. Yani burasının ne olduğunu, neresi olduğu mu? Burası, Galçılar Caddesi'nin, üst tarafında duran, bin, pardon, Diyasa oldu şimdi. Diyasa'nın arkası. Burası bir, vakıf merkezi. Burası böyle. Ama yok ne olduğunu söylüyorsanız, o vay. Kasır kasır geçiyorum, bugün müşteriler iyi o yüzden. Gayet mealinde, biz dilemeden, siz bir şey dileyemezsiniz, durmak ya da kötü bir yerde durmak, nasıl olur?
Allah'ın dilemesini, yaratma olarak anlayın. Bir fiili yaratma, bir fiili yaratma. Yoksa, o manada alırsanız, o zaman bir kimse de gider, içki içer, Allah diledi, içtimler. Bunu, hayır noktada, düşünürseniz, bu nur ala nurdur. Ama bunu herkese, mütalip düşünürseniz, bu uygun değildir. Hayırlar, Allah'tandır. Bir kimse o yüzden, Allah'ın kimse hayır diler, hayır dilediği için de, o kimse hayra doğru koşar. Bu Allah'ın lütfu, ikramıdır, ikramıdır. Eğer siz buraya gelirken, Allah sizin üzerinde hayır dilerir. Kendini kendinize böbürlenmeyin, ben derse gittim diye.
Allah'ın lütfu olarak görün. Tevazu noktasında. Hanımımız da cima ederken, niye dikkat etmeliyiz? İkinci kez, yanına yaklaşırken, gusül oğlanımız gerekir mi? Şehvetle gelmeyen, kaygan sıvı, abdesti bozak mı? Necis midir? Şehvetle gelmeyen, kaygan sıvı, abdesti bozak, guskü bozmaz. Necis midir? Evet, necistir. Yıkanması gerekir. Ama bir kimsenin, şehvetle gelmedikten sonra, ister mesi gelsin, ister medi gelsin, bir kimsenin abdest alması şarttır. Yani normal abdest. Bir kimse hanımıyla cima ederken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazreti şerifte diyor ki, siz horoz gibi olmayınız. Horozların nasıl yaptığı malumdur. Hemen horozlar tavuklarının üzerine çıktıklarıyla, indikleri bir olur.
Bu noktada horoz gibi olmayacak. Bir kimsenin hanımını öpmesi, okşaması, onu sevmesi, sevişmesi, açık bir şey söyleyeyim. Sünnettir, nafile ibadet hükmündedir. O yüzden hanımlarınızla oynaşınız, hazreti şerif, nafile ibadettir. Bir kimse hanımıyla oynaşması, nafile ibadettir. Bir kimsenin hanımıyla cinsel ilişkiye girmesi, veya kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara girmesi, nafile ibadet hükmündedir. Bir erkek, eğer yeniden ikinci bir sefer daha, cinsel ilişkiye girecekse, aynı anda, o zaman o kimsenin gusletmesi uygundur. Gusletmiyorsa, hiç olmasa, erkeklik ve kadınlık organlarının, yıkanması eftaldir. Öyle olması gerekir. En alt birimi olur. Bu noktada, Müslümanlar cinsel ilişki noktasında, biraz daha, orta yolu takip etmeliler.
Günümüz Müslümanlara, kimisi, hiç, kadınlara yanaşmıyor, kimisi de kadınların, üstünden inmiyor. Normalde, bunun orta yolu olması gerekir. Bir kadının, Hz. Ali Efendimizin fetvasıdır. Bir kadının, en az dört günde bir ilişkiye girmesi hakkıdır. Biri bir kadının, dört günde bir ilişkiye en az girmesi hakkıdır. Bu noktada, erkekler buna riayet etmek zorundadırlar. Gelmiş, Ya Resulallah, bu adam benimle fazla yatmıyor demiş. Ne kadar yatıyor, ayda bir sefer yatıyor demiş. Bu sana yeter demiş. Başka bir kadın gelmiş, demiş ki, Ya Resulallah, bu benim üstümden inmiyor.
Çağırmış genci, demiş böyle, ben gencim ya Resulallah demiş. Kadına demiş ki, git kocana tabi ol. Erkeklerin, gözlerini, kendilerini, haramdan, sakındırmaları farzdır. Evli erkekler, kendilerini haramdan sakındırsınlar. Bu noktada, helal daire onlara yeter, evlerine koştunlar. Soyunup, erkeklerin yataklarına, çıplak olarak yatmaları sünnettir.
Bu cidiler dağıtılıyor ya, herkes duysun diye söylüyor. Kadınlar, erkeklerin yanına, böyle yatmadığından dolayı, erkekler cinsel sapık haline geliyor var. Vazifelerini yerine getirmiyor var. Temiz olduğu müddetçe, soyuncak erkeğin yanına yatacak. Ne yaparsa yapsın. Yaşına göre, durumuna göre, kolumuna göre. Dört gündedir kadınla yatacak. Bilhassa, verilip yaşın altında olamam. Adamın ibadeti, zikrullahı, tefekleri, işi, aşığı, adam sabahleyin kalktığında kadın mı düşünecek, sokağa çıktığında kadın mı düşünecek?
Ondan sonra kadınlar telefon atıyorlar. işte adamlar aldatıyor. Aldatacak tabi. Yani aldatmasını mazum gördüğünden değil. Orayı iten ne? Sensin. Kadının biri telefon atıyor. Kocam beni aldatıyor. Büyüğü mü var, ne var? O keskin. Dedim ben şimdi sana tanrım edeyim, sen oğul evet veya hayırdır. Peki dedi. Bakın ben sizi tanıyorum, siz de beni tanımıyorsunuz, evet. Dedim ki, kocan kaçta gidiyor işe dedim ben? Sekizde gidiyor. Sen onda kalkıyorsun dur dedim. Kocan kaçta gidiyor işe? Sekizde. Sen onda kalkıyorsundur dedi. Doğru mu yanlış? Doğru dedi. İşe gidiyor dedim. Sen kalkıyorsun, kahvaltını yapıyorsun.
Veya dedim, geçiyorsun televizyonun karşısına, sabah programlarını izliyorsun. Daha dedim, akşama kadar laklaş ediyorum. Adam kaçta işe geliyor dedim ben? Yedi buçuk sekizde dedi. Sen yemeği dokuzda yediriyorsun dur ona dedim. Doğru dedi. Ben söylüyorum, doğru diyor. Ondan sonra dedim, gidiyorsundur sen dedim, mutfağa. Ya bulaşık yıkıyorsundur, ya da takip ettiğim bir dizi vardır. dedim ben. Oturuyorsundur televizyonun karşısında, siz yiyeyim filmi bitiriyorsundur dedim ben. Doğru dedi. Şimdi her söyledi mi doğru diyor. Ve adam saat onda, on buçukta, erken yatacak, yanız hava işe gidecek. Adam yatıyordur dedim ben, sen saat birde yatıyorsundur dedim.
Yemeği, şeyde, mutfağa toparlıyorsundur, yıkıyorsundur dedim ben. Gece saat birde yatıyorsundur. Doğru dedi. Ve bir de sen dedim, o mutfak, yağından, kokusundan yatıyorsundur dedim ben. Duş almadan yatıyorsundur dedim ben. Hocam sen bizim evimizde misin dedim. Beni zannediyor ki ben, cinni tayfesinden, irtibatım var, öyle duyduğum zaten diyor. Sağ ol. Bir değildir, iki tane aldatması hakkı adamıdır. Şimdi, konuşturacağınız, sizin hayatınız çok mu farklı? Kahvaltı yapanlar, evde kaç kişi kahvaltı yapıyor desem, dökülür hepinizde.
Mutfak kokusuyla gelir, akşam yemeğini, sizle beraber öyle yap. Birisi de duş almam. Adam eve gelecek, ben sofraya hazırlayayım, yemeği hazırlayayım, oraya koyayım her şeyi, gideyim duşu alayım, kokulanayım, süslemeyim, giyineyim, adamı karşılayayım diye düşünen hanımınız var mı? Kulağıma geliyor, içinizden söyledikleriniz, nerede? Ne diyorsunuz ki? Dokunsa yeniyorsa evde, ona bir şey çıkarmıyorsunuz, kural koymuyorsunuz ona. Bacak kitabı. Ondan sonra da, ertesi gün, hangi kadının bacağı kaç santim açılmış, ona bakacağız diye uğraşıyorsunuz.
Siz de gülüyorsunuz, ben burada dile getiriyor musunuz, siz de gülüyorsunuz. Ben şaka bir şey söylüyorum zannediyorsunuz. Anlattıklarım, sünnet, sünnet. Güldüğünüz şeyler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şerifleri, güldüğünüz şeyler, bu hazretin üstünde, temizinde geçen hadisler, gevşiyorsunuz.
Bir kadın her gün soyunup yatsak, adamın yatağında dediğinde gevşiyorsunuz. Hazreti Ayşe validemiz takip ediyor onu. Nereye gevşiyorsunuz? Hiçbir şey söylemiyorum. Saatında, yemeni yerim, hazırla yemeni.
İkiz buçukta dükkan açıyorum. Saat sekizde benim kahvaltımı hazırla, yarım saatte yok. Sıkanıp kokulanıp yatağım yapmanı istiyorum. Sünnet bu. Bunu hiç çileksin kardeşim. Bak şimdi başka adamlara. Suzluk yapıyorum.
Süt yok. Hiç süt yok. İnsanların, naylon derdi.
Bugün adamlarım da naylon, yarımlarım da naylon. Seyit Taş. Gevşiyorsunuz. Hazreti Ayşe'nin olduğunu söylemedim. Gevşeceğinizi biliyordum. Dedim şimdi, o büyük zata şey olmasın. Ama gevşediğinizi görünce, içim daraldı. Allah bizi affetsin. Tövbe istiğfarın yeri nedir? Tövbede istiğfarın yeri nedir? Evet kardeşim tövbe. Bütün günahlarına, bütün hayatına tövbe. Yazmışlar. Ben hoca değilim arkadaşlar. Bana hocam diye de hitap etmeyin. Allah rızası için. Sakal veya uyak kızmanın dinen hükmü nedir? Dar ve ateş bir şey değildir. İkinci sorum.
Sigara alışkanlığını bırakmayan, sofi, tarikat ve tasavvuf ehli olabilir mi? Bir sigarayı bırakmayın. Neyi bırakabilir ki? Bırakamamak demek, sigarayı seynek demektir. Yani sigara sevgisinden kurtulamayan, nereye gidecek ki? Allah bizi affetsin. İlk olarak banyoda yıkanılmalı mı? Yoksa girer demez gusül almalı mı? Yani bir kimse cünüp ise, önce üzerinde necaset varsa, necasetlerden temiz edilir, ondan sonra gusülünü alır. Sıvarsa hemen gusüse niyet eder, kongre yıkanır, o gusülde gusüldür.
Cünüpken temizlik yapılır mı? Yapmamışlar. Bunu bir şey yapmışlar. Edeb teşkil etmişler. Cünüpdüyüken işte üzerimizden bir şey düşmesin. İşte o noktada düşünmüşler. Cünüpdüyüken işte etek ve kasık tıraşı yapmamışlar. Ama bunu yasaklayan bir emir yok. Bu bir edep uygulanırsa güzel olur. Edeb nedir demiş? Edeb sünnettir. Bu yoldaki edebe aykırı hareketlerin zararlığı nelerdir? Ne kadar bir kimse sünnete Resulullah'a aykırı davranırsa, o kadar Allah Resulü'nden uzaklaşır. Münafık'ın öbür alemde yeri neresidir? Yeri mi olur da münafığın? Cehennem başka neresi olacak? Bir Müslüman gencinin tesettürü bir bayan arkadaşının olmasını tanımlar mısınız?
Nasıl olacak ki kadın erkek arkadaş mı olur mu? İster kapalı olsun, ister atip olsun. Ya bir de o var şimdi. Ya nasıl arkadaşlık ki bu? O bizim arkadaşımız. Allah Allah. Yok onun üniversiteden arkadaşıymış, yok onun başka yerden arkadaşıymış. Muhafaza edersin. Yastı namazı burada cemaat elinden kılınmıyor, vakit kalmıyor. Haftanın bir günü sohbet var burada. Aslında namaz kılınsa olur. Ama bu yaz bölümünde bu arkadaş yeni geliyor herhalde. Zamanla alakalı problem oluyor. O yüzden kılınabilir ama vakitler biraz daha oturduğunda kılınmıyor zaten. Ölmüş babam adına vasiyeti olmadığı halde hacca gidebilir miyim gidebilirsin.
Kendi adıma ki babam için orada bir kişiye haç yaptırabilir miyim? Ooo bedel hacı yapan kişi kendi adımındaki bazetler yapabilir. Yapabilir. Hacı orada bir bedel hacı yapan kimse sadece hacı yaptığı kimseye haktır. Eğer sen hacca gitmediysen önce kendi adına git. Eğer haç sana farz oluyorsa. Bu noktada bir kimse babası hacca gitmemiş iken, parası varsa gitmediyse onun arkasından babasının yerine hacca gitmesi onun haccını sakit etmez.
Babası haçtan sorumlu yine. Zannetmesin ki ben babam yerine hacca gittim o haçtan sorumlulamayacak. Kim yol bulabilirdi hacca gitmezse Hristiyan ve Yahudi olarak ölmesinde bir beyiş yoktur. Adışları, parası kulu olanlar, sağlığı yerinde olanlar. Yok önce oğlana ev vereyim, yok önce kızı ev vereyim, yok önce ev alayım, han alayım, hamam alayım. Buna bakmayın. Hazreti Peygamberimiz sallallahu ve sellem Hazretleri buyuruyor. Yola ancak üç mescidi ziyaret için çekildi. Doğru mescid ara, mescid-i nevi, mescid aksa. Buna göre Şam, Ebevi, Camii, İstanbul veya Bursa camileri ziyaret için gidenlerin durumu ve niyeti ne olması? Bu üç mescid niyet, ibadet niyetiyle ziyaret edilir.
İbadet için ziyaret edildiğinde o mescitlere giden kimselerin her attığı adıma sevap verilir. Ve oradaki kıldızları, namazlar misli misli nedir? Ama bir kimse buradan veya Sofya'yı veyahut da işte Sultanahmet'i veya işte Edirne'de Selimiye miydi, Süleyman'ıydı? Selimiye'den işte ziyarete gideceğim desek kimseniz, turistik seyahattı. Turistik, Selimiye'ye gittik de işte şöyle duamız kabul oldu, böyle ibadet ettik, bunu düşünmeyecek kimse. Tarihi turistik ziyaret, ha gitmiş Topkapı sarayını ziyaret etmiş, ha gitmiş Selimiye'yi ziyaret etmiş. Bu noktada bundan bir ibadet beklemeyecek. Mürid mürşidine nasıl teslim olmalıdır? Kur'an ve sünnet noktasında.
Mürid mürşidine bizim yolumuzda stratejik olarak uyar. Buradaki bizim teslimiyetimiz o kitaplarda yazılan işte gasimin ölüye şeye pardon meftanın ölüye cihindesine teslim olduğu gibi teslimiyet değil. Öyle bir teslimiyet yok zaten. O kitaplara yazmışlar öyle de. Öyle bir teslimiyet eğili olan birisini görmedim daha ben. 20 yıldan beri. Ona benim bir de şeyim var, sözüm var arkasından söylüyorum da söylemeyeyim şimdi. Hiç kimse öyle ölü kimden teslim olmuyor. Laf o. Bütün dergahlarda söyleniyor. Bütün üsatlar da dermişlerine böyle söylüyorlar.
De işte üsatımızda böyle teslim olun. Hayır kardeşim yok böyle bir teslimiyet. Yok yok. Üsat noktasında teslimiyet. Dergahlın adabı en strateji noktasında teslimiyet. Teslimiyet. Nereye teslim olacak? Yap dediğimizi yapmıyorsunuz. Teslimiyeti. Teslimiyeti.
Bir parçamda dersini kaçırdığına, terk ettiğimi hatırlamıyorum. 20 yıldan beri dersimi çekmediğim günü hatırlamıyorum. Ben bugün dersimi çekmediğim gün hatırlamıyorum. Ben terk ettiğim bir an hatırlamıyorum.
Şey olmuş olabilir, zamanı geçmiş olabilir. Bir insan bir parçamda dersinde hastalık yapmaz mı evde? Hiçbir iş olmaz, hiçbir sıkıntı olmaz. Olmadı elhamdülillah. Eve bir saldırı geldi. Oturdu evde ben geldim derse. Bir oturdu. Bu gece dersim var derse gidiyorum. Benim de teyzem var, zayımlar var, akrabalarım var. Bizim de altın akrabaları var. Yok hayır bir parçamda dersimin gelmediğimi hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum siz bir parçamda derse gelmediniz bile bile benim. Sizden malınızı isteyen yok, paramızı isteyen yok, canınızı isteyen yok, evinizi isteyen yok, farkınızı isteyen yok.
Ne oku kardeşler dersinizi çekin, küret dersinize gelin, mahallelerdeki derse gelin, kardeşlerinize sahip çıkın, tarikatınıza sahip çıkın, kendinize sahip çıkın. Bırakın ölü gibi teslim olmanızı istemiyor. Bunları yapın yeter. Melamilik ne demektir? Melamilik hiçbir makamı gözetmemektir. Melamilik hiçbir hali gözetmemektir. Melamilik kendi üzerinde, kendi üzerinde hiçbir şey istememektir. Melamilik hiçliktir, hiçlik. Şimdikiler gibi zındıklık değil. Şimdiki melamiler melami değil. Kimisi namazı terk etmiş, bizim namazımız kılındı diyor. Kimisi uçuk sapık konuşmaya çalışıyor, kendince melami imzanı diyor. Melami insanın kendisini, kendisini halktan gizlemesidir.
Kendi halini, iyi yüzlerini gizli, kötülüklerini meydana çıkarmasıdır. Kötülüğünü söylemesidir. Yaptığı günahı, yaptığı kusuru, yaptığı yanlışlığı, yaptığı eksikliği insanların önünde sergilemektir. Yani söylemektir. İnsanlar bunu iyi bilmesin diye. Gizli, şerini meydana çıkarmaktır melamilik. Şerini meydana çıkaracak. Diyecek ki ben yalan söylerim ara sıra. Ben de diyorum öyle şimdi. Diyor ki, ya neresi adam böyle diyor, adamın peşinden gidiyorsunuz ki diyor. Adam kendi ağzından söylüyor. Ara sıra ben yalan söylerim diyor diyor. Siz de onun peşinden gidiyorsunuz diyor. O kendince beni eksiksiz, kusursuz, noksansız bir yere oturtmaya çalışıyor.
Arkadaşlar ben peygamber değilim. Ben melek de değilim. Ben Allah da değilim. Mesela Allah ve Selam Hazretleri demiş ki, ben de sizin gibi bir kulum. Ben de kulum, kul, kul. Hata işlerim, kusur işlerim. Yanlışlık yaparım. Eksiklik yaparım. Günah işlerim. Olur. İnsanın elinden dilinden çıkar. Yanlışlık çıkar. Biz kutsalmış bir insan değiliz. Hristiyanlar gibi. Kutsallar ya papazları. Papazlar kutsanınca bir daha hiç günah işlemezlermiş. Ben onlardan değilim. Allah bizi affetsin. Melami'lik bir kimsenin hayrını gizleyip şerini meydana çıkarmasıdır. Adam için teveccüh namazı kuruyor. Bütün herkes biliyor.
Adam birisine bir hayali hasanet yapıyor. Bursa duyuyor. Üç kuruşluk bir şey vermiş. İçinde söylüyor. Efendim ben bir torbaya erzak yaptıracaktım. Kime vereyim? Var ya benim. Allah razı olsun. Lazım değilim ben. O da zannediyor ki ben onun hayrını geri çeviriyorum. Ya sen öyle hayır yaparsan onun bir kerameti olmaz. Onun bir getirisi olmaz. Onun bir şeysi olmaz. Yapma. Yapma kardeşim. Hava atmana gerek yok. Hayrını herkese anlatmana gerek yok. Bir torba erzak yaptırmaksan seni herkes kömerk mi bitecek zannediyorsun? Yanında birisi daha işte efendim şu kadar para yardım edeyim ben. Nereye vereyim?
Kime vereyim? Bize paralar bulunayım kardeşim. Sen git dedim devlet hastanesinin önüne. Orada dedim fakir fukara ilaç alamayanlar var. Otur orada dedim ben bir eczanenin önüne. Hayır yapacaksın ya. İçine girmiş bir kadın bu ilaç kaç para? Bu ilaç kaç para? Parası yok. İlaçların parasını soruyor. Eczarcı Mehmet öyle değil mi? Eczarcı. Gelen fukara kadınlar öyle yapmıyor mu? Değil mi? Alamıyor. Bu ilaç kaç para? Bu ilaç kaç para? Bunu alamasam olur mu? Bunu alamasam olur mu? Demiyorlar mı? Ya. Kimsenin haberi yok bunlar. Dedim ki da öyle devlet hastanesinin önüne bir eczanenin önüne oturup kim hesaplıyor dedim ben gel bile aç parasına der. Yok.
Batsın senin para. Ortası ne bu ortası? Emeliklik caiz mi? Bir şey caiz midir diye sorduğumuzda kendi nefsinizi olan şeye sorun. Devleti ilgilendiren, sistemi ilgilendiren şeyler caiz mi diye sorulmaz. Sistemi ilgilendiriyor. Sizden İslami mi ki caiz olsun? Caiz mi? Tarık hapçı caiz. Kaç kodu yaptırın, sigortada yaptırın. Lazımsa bu noktada kendinizi garantiye almak istiyorsanız yaptırın. Caiz. Bunun bir şey yok. Allah'ın bize bilmediğimiz yönleriyle anlatır mısınız? Allah canlıların için yaratmıştır. Keyfi için yaratmıştır. Allah tanınmasını sevdi.
Allah kendisi tanılsın ve bilinsin diye yarattır. Bilinmeyen yönleri yok. Bilinmeyenin bir tek batın ilidir. Allah'ın batın sıfatı bilinmez. Geri tarafında hepsi de bilinmez. İstibra ve istincanın tanımı yapar mısınız? Cevabımız için Allah razı olsun. İstibra ve istinca bir kimsenin, tekrar söylüyorum, Kur'an ve sünnet dairesinde üzerindeki hem bedenindeki hem de üzerindeki necisleri temizlemesidir. İlla ki işte yok bilmem kaç sefer övüşürecek, bilmem kaç adım atacak, bilmem işte yukarıda toplayacak, toplayacak, kalkacak. Temizlenin, temizlenin yeter, temizlenin. İlim ikidir diyorsunuz. Biri de bilmemektir. Bilmemekten kasıt Allah'ın gizli kalmasını istediği bir ilim midir? Hayır. Bir kimsenin bilmemekten kastımız, bir kimse devamlı kendini talebe hükmünde görecek.
Bir kimse kendini devamlı talebe hükmünde görürse o ilme ulaşır. Tekedeki kadın erkek karışık sohbeti nasıl açıklıyorsunuz? Biz bunca senedir oturup cemaat ve tarikatları kınarken neden aynı duruma düştük? Eğer ki şuraya kadın girerse soruyu sormaya hakkım var. Kadınların sohbetine ben erkekleri de getiriyorsam bunu bana söylemeye hakkınız var. Eğer ki Kur'an ve sünnet dairesinde, Kur'an ve sünnet dairesinde tekkede bir hizmet yapıldığını görmüyorsan, Allah sana izan versin, gözüne açıklık versin. Kadınları, erkekleri bir yere oturtturuyorsan, o zaman sana da Allah yardım etsin, bana da Allah yardım etsin. Kadınların orada yüz katta mı? Kadınlar orada yüz ayken böyle bir şeyi sorma veya böyle düşünmeniz ahniyetli değildir inşallah.
Oturttuğumu gören var mı? Şahit olan var mı? Erkekleri kadınların arasına oturttuğuma şahit olan var mı? Allah selamet versin, kalbine ferahlık versin. Hidaret eylesin inşallah. Arkadaşlar, kendi kendinizi hançerlemeyin. Kadınları getirirsem buraya içinize, dersiniz doğru.
Ama bu yüz katın kapısını ayrı bir yerden koysam, Kadınlar da oraya gelmiş olsa, bu da caizdir. Burada sohbet ettirin de bana dersin, ya bu ne yapıyorsun sen? İnsanlar hizmeti görecekler.
Ben oradaki hizmetin taşlanacağını biliyorum, merak etmeyin. Bunun da taşlanacağını biliyorsun. İçimizden olunca üzülür. Hani herkes taş atmış da, Allah'cım ansura birisi gül atmış, bu ciğerini yaktı demiş. Haklı eleştirilerinize açıkın. Haklı eleştirilerinize açıkın. Böyle bir şey yaparım. Dersiniz ki ya, dur kardeşim ya. Gelin buraya, erkeklerle beraber oturun dedim, tamam dedim. Kadınların içine erkekleri, erkeklerin içine kadınları koyalım, tamam dersiniz. Veya tekke de kadınlar da aşağısı olabilir, yukarıda da erkekler olabilir dedim, tamam dersiniz. Tekkenin bahçesi, tekkenin bahçesi herkes açık.
Adamlar gidip orada kadınların göbeğine mi oturuyorlar, adamlar gidip orada kadınların masasına mı oturuyorlar, kadınlar gidip adamların masasına mı oturuyor muhafaza eylesin. İçki içenin öldüğü zaman cenazesi yıkamıyor mu, yıkıyorlar. İçki içenin hasta olduğu zaman ziyarete gidiliyor mu, bunu anlatıp gidilebilir, ziyaretine de gidebilir.
Ama bir kimse içkili halde ölürse, Hanifi'ye göre cenaze namazı kılmaz. Nikah konusunu açar mısınız, şahitsiz nikah olur mu, şahitsiz nikah olmaz. Nikah aldım verdim demektir. Şahit şarttır, sihir şarttır. Kulunu sevmesi nasıl olur? Allah kulunu sevdi mi onu salihlerden eyle, Allah kulunu sevdi mi onu peygamberlerin yolundan, salihlerin yolundan eyle, gidiş istikamet olarak. Kur'an ve sünnetin içerisinde eyle. Gel kim olursan yine gel, tekrarlanan sözün Mevlana'nın hiçbir eserinde yer almadığını söyleniyor, doğru mu? Öyle bir şey var, yani normalde Mevlana Celaletin Rum Hazretleri'nin sözü değil diyenler de var.
Mevlana Celaletin Rum Hazretleri'nin sözü diyenler de var. Bunda tartışma var. O yüzden bu noktada direkt hiç kimse Mevlana'nın sözü diyenler de var, direkt demeyenler de var. Onlar onların işi tartışıyorlar, tartışsınlar. Bir lokma, bir hırka tasavvufu yok deniyor, doğru mu? Hiç olmamış ki zaten. Bir lokma, bir hırka tasavvufun kendi içerisinde hiçbir zaman kaidesi olmamıştır. Onlar öyle algılayanlar olmuş, öyle zannedenler olmuş, o insanların kendi dairelerindeki zanlarıdır. İnsanın kendi dairesindeki zanlı o şeyin doğru olduğunu göstermez. Allah bizi affetsin. Benim kadınlara sohbet etmek diye bir haram olduğuna dair soranlar vardı, ayet getireceklerdi, hadis getireceklerdi, haram olduğuna dair fetva getireceklerdi, bekliyorum.
Unutmuş değilim. Getirdilerse bendeki eserler de yok, belki de onlardaki eserler de vardır, ona göre bilmiş olayım. Hakkınızı da helal edin. Arkadaşlar kardeşler, on dokuzunda kapalı spor salonunda. Allah izin verirse, inşallah. Orada o yüzden, o yüzden iyi bir çalışma, iyi bir performans istiyorum herkesten. Diceksiniz ki bunlar ne için lazım? Biz herkesin durduğu noktada tipik bir tarikat değiliz. Biz nasıl bir lokma, bir hırka felsefesini reddediyorsak, kendi içine kapanmış, kapalı kapılar ardından tarikatı sadece Allah'ı zikretmek olarak görüp, insanları dini mübini İslam'a anlatmaktan, sevdirmekten, tasavvufu anlatmaktan ve sevdirmekten uzak bir tarikat değiliz.
Bizim bu noktadaki stratejimiz, maksadımız, amacımız, Kur'an'dan, sünnetten haberi olmayan, tarikattan, tasavvuftan haberi olmayan kitlelere ulaşıp, onlara Peygamber-i Zişan Efendimiz'i sevdirmek, Allah'ı sevdirmek, sünnet-i Resulullah'ı tanıtmak, Kur'an'ı tanıtmak, tasavvufu tanıtmak, doğru tarikatı tanıtmak. Bizim stratejimiz bu. Biz şahısların bir tek şahsın yetişmesini değil, komple yetişmesini hedefliyoruz. Biz bir kişiye değil, binlerce insana ulaşmayı hedefliyoruz. Binlerce insan, Kur'an ve sünneti tanımalı, binlerce insan, tarikatın o güzelliklerini, o güzel veçesini, o güler yüzünü, o temiz ahlakını tanımalı. Tanımalı, tanımalı.
Bu insanlar tarikatı o zannettiler. Müslüm gündüzleri gördüler, o bir tane daha vardı, neydi? Kalkancıyı gördüler, tarikat bu zannettiler. Onlar öyle bir lanse ettiler ki insanların önüne. Belki de onlar bu temiz insanlardı, bilmiyoruz içlerini. Belki de adamlar bu noktada samimiydiler, muhabbetliydir, bilemiyoruz. Onlara da suizan başlamak istemiyorum. Ama medyada olan görüntüleri hoş görüntüler değildi. Bir oyun olabilir, bir tezgah olabilir. Bizi ilgilendirmez insanların içini dışını araştıracak değiliz. İnsanların önüne tarikatın güzel yüzünü, Kur'an ve sünnete bağlılığını, Kur'an ve sünnetin anlatımını, insanların dini birbirini sevdirmek, anlatmak maksadımız bu.
Köşesine gelen gelsin derdim. Gelen gelirdi, beş kişi, on kişi tamam biterdi. Maksadım bu değil. Maksadım kendimi meşhur etmek de değil. Şöyle şeyhim, ben böyle üstadım, ben böyle uçuyorum, ben böyle kaçıyorum, ben böyle yürüyorum, ben böyle yüzüyorum derdim biterdi mesela.
Böyle bir derdim diyor. Derdim Kur'an ve sünnet. Derdim Allah'ın sevilmesi, Resulullah'ın sevilmesi. Derdim insanların İslam'ı tanımaları, Kur'an ve sünneti tanımaları. Derdim sünneti Resulullah'ın insanların içerisinde hakim olması, yaşanabilmesi. Derdim İslam'ın yaşanabilir bir din olduğunu insanlara göstermek. Sünneti Resulullah'ın var olduğunu göstermek. Başka bir derdim yok. Benim şöhret derdim yok. Ben zaten yeteri kadar şöhretliydim. Öyle bir derdim yok. Ateşim bu, hizmet üstürüm bu.
Bu noktada benimle beraber hareket ediyorsunuz. Allah hepinizden daha razı olsun. Benim de zevredece hiçbirinizde herhangi bir derdim yok. Bu yıllar yol gidenler muhakkak ki yoruldular. Yoruluyor var. Kolay değil. Ben gidecek olanlar daha da yorulacaklar. Ben hep derim ya, tarikat bir günlük iş değil. Tarikat, mangal yüreklerinin işidir. Tarikat, civan nert adamların işidir. Efe ruhlu, zehbek ruhlu insanların işidir. Gün gelir yalnız kalırsın zamanın başında. O zaman yalnızca mücadele etmesini de bileceksin. Tarikat, zehbek ruhludur. Neden? Gün gelir yanında beş tane, on tane kızan olur.
Bunların asla ve asla kıllarına zarar getirtmeyeceksin. Zehbek ruhlu olmak. Günleri zehbek ederler biliyor musunuz? Efe'nin bir altı zehbektir. Etrafına o kızanlarına yitiren, içiren, kollayan, ondan önce, kızandan önce canını tehlikeye atar. Kuruşuna kendisini süper eder. Yanındaki kızanı aç bırakmayın, kendisi aç yatar. Yanındaki kızanı uyutup, kendisi düşman nöbeti bekleyen kimsedir zehbek. Zehbekler kendi içilerinden Efe'yi seçerler. Kızanlar Efe seçmez. Zehbekler seçer Efe'yi. Kendi içilerinden birisine Efe seçerler ve derler ki sana biat ettik, Efe'mi istersin. Efe kendiliğinden ben Efe'yim diye çıkmaz.
Zehbeklerin seçimiyle Efe olur. Birisi kendiliğinden Efe çıkarsa, o yalancı Efe'dir. Veyahut da birisi vurur dağı kendisini, yanında hiç kimse yoktur. O dağın hakim olmuştur. Gücüyle, kuvvetiyle, kudretiyle, aklıyla, cesaretiyle, fakire fukara yardımıyla, bakımıyla, kimsesizin kimsesi olmakla, açı doyurmakla, yetimi okşamakla, bakmakla, kullar sahip olmakla, haksızlığa karşı durmakla tek başına durmuştur o kimse.
Ve o stratejiye uymak isteyen gider onun yanına, gider onun yanına kendiliğinden tek tek, onun etrafında doğmaya başlarlar. Toparlanmaya başlarlar. O zaman o kimse bir tane içlerinden 10 kişi, 10 4 kişi, oğlunun içlerinden en dediğim vasıflara sahip olan tüm bir kimseyi zehbet eder. Gün gelir bütün dağlar bunun olur. Bütün ağaçlarının evi olur. Gün gelir onlar onun yiyeceği olur. Gün gelir yanındaki adam kızlarını satar mı? Bunlara da alışacak. O yüzden bu uzun yolda, bu uzun yolda çalışma bitmez. Gayret bitmez, telaş bitmez, iş bitmez, mücadele bitmez. Kim derse ki biter, yalan söylüyor.
Kim biter, yalan söylüyor. O yüzden hep ben sizin önünüze gelip çalışacağız kardeşler diyeceğim. Hep önünüze geleceğim, şurada şu iş var, şurada bu iş var. Burada bunun ayağa kalkması lazım. Burada bunun toplanması lazım. Burada bunu yapmamız lazım diyeceğim. Çünkü benim tarikat anlayışım, geldim, ay efendim ben seni çok sevdim, dersimi de aldım, selamun aleyküm, aleyküm selamun. Benim öyle bir tarikat anlayışım yok. Öyle bir tarikat anlayışım yok. Anlayışım yok. Buna da duralım, hiçbir şeye karışmayalım. Kılalım namazımızı, tamam bitti işimiz yok. Biz Kur'an ve Sünnet'i sevdirmek için herkesin kapısını çağıracağız. Ve bu tek işlemleri, bu tek işlevleri de yerine getireceğiz. Bu da ne?
Ayın on dokuzunda. Kendi dergamızın programı. Mutlu doğum haftası münasebetiyle inşallah orada olacağız. Bir de resim sergisi olacak ön tarafta. O İzmir programına gelen bir profesör bir kardeşimiz vardı. Geldi, resimler çekti. Cenab-ı Hak bir kimseye hizmet etmeyecek mi? Hizmet etmeyecek. Adam Ege bölgesinde komple tarikat anlatıyor. İzmir'in içerisinde on, on beş yerde resim sergisi yapıldı. Adam on, on beş yerde merak etmeyin ha. Sizin tarikatınızı, sizin yolunuzu çok özür diliyorum. Hakkınızı helal edin. Sizden iyi anlatıyor. Gerçek şimdi inşallah kendisi de gelebilirse gerçek ayın on dokuzunda orada resim sergisinde inşallah ön tarafta saygı vereceğiz.
Hakkınızı helal edin. Bu noktada gayretinizin bir çalışmamızı istiyor. Bu noktada mahalledeki görevli arkadaşlara yardım etmenizi istiyor. Bu noktada üstün gayret istiyorum. İnşallah o salon, o salonda boş yer kalmayacak. Herkes bu noktada elinden gelen gayreti gösterecek. Akrabalarınıza, etrafınıza, komşularınıza, her tarafa el ilanları alın, basın, tavırsın, davet edin, söyleyin. Bu önümüzdeki hafta on dokuzuna kadar herkes bu noktada çalışacak. Söz mü? İnşallah. Perşembe ders yok. Çünkü aşağıda şey değil. Kapalı spor salonunda program var. Burada ders yok. O yüzden önümüzdeki perşembeye kadar tekrar söylüyorum bunu. On kişi, on beş kişi, beş kişi, üç kişi işçilerinize, etrafınıza, arkadaşlarınıza, patronlarınıza, herkese ilan edeceksiniz.
Herkese lazım sizin ücretsiz, ücreti yok, giriş ücreti yok. Kesinlikle bir tek kendi otobüs parasınıza, paranızı cebimize koyup kalacaksınız. O da olmayanlar söylesinler. Aziz için üstün gayreti üstün çalışma istiyorum. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Destur ya Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.