mustafaozbag.org

172. Mesnevi Şerhi (1150-1175 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 5 Eylül 2021 · 1:09:29

Sağ olun hüküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. 25 dakikalık gecikmeden dolayı hepinizden özür dilerim. Cenâb-ı Hak beni ve cümlemizi affeylesin inşâAllah. Rabbim sözlerimizi yerine getirmeyi nasip eylesin. Her şeyi vaktinde, yerli yerinde yaşayanlardan eylesin inşâAllah.
1150. beyitten devam ediyoruz inşâAllah mesnevi okumalarına. Konu başlığı tavşanın aslan huzuruna gelmesi, aslanın ona kızması. Malum bir aslan vardı, bütün av hayvanlarıyla bir anlaşma yapmışlardı. Av hayvanları sırasıyla kendi türlerinden bir tanesini ona kurban olarak veriyorlardı. Ve o böyle devam ediyordu. Ta nereye kadar? Tavşana gelinceye kadar. Tavşana sıra gelince, tavşan dedi ki bu anlaşmayı tanımıyorum. Ve anlaşmayla alakalı aslanla farklı bir davalaşmanın içerisine girdi. Ve kendisini kurban etmek için sırası geldiği halde gitmedi. Konu bu. Aslanın kızgınlığı arttı, titizlendi.
Yani normalde o gelmeyince tavşan aslanın önüne yem olmak için aslan kızdı, titizlendi. Baktı ki tavşan uzaktan geliyor. Korkusuz ve çalımlı bir tavırla, hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta. Çünkü müteessir ve zebun bir halde gelişten suçluluk anlaşılır. Ama cesurluk her türlü şüpheyi giderir.
Yani tavşan bir suçluluk psikolojisiyle aslanın yanına gelmiyor. Öyle bir psikolojiye kendini koymuş, cesur, hiddetli, kızgın ve aynı zamanda suratı asık bir şekilde geliyor. Yani bir kimse suçlu dahi olsa, eğer bir ekabirin huzuruna giderken böyle süktüm püklüm giderse otomatikman kendini zayıflıya vermiş. Otomatikman eğer suçlu değilse bile kendisini suçluluğa satmış olur.
Ve bir kimse özgüveni olur, başı dik olur, göğsü ileride olur. O özgüvenle ekabir bir kimsenin yanına gitmiş olsa, o süklüm püklümlükten kurtulur. Eğer normalde hatalıysa bile o kimse onun hatasını ona söyleyemez. O cesur insanlar, o böyle yalnız cahil cesuru değil bu. Haklılığının verdiği cesaretle, haklılığının verdiği özgüvenle, eğer bir ekabir takımının önüne giderse bir kimse, karşıya verdiği mesaj şudur.
Yani ben haklıyım, ben suçlu değilim, ben bu konuda bilgiliyim veya ben bu konuda daha elverişliyim, bu konuda daha iyiyim diye bir mesaj vermiş olur. Tavşanın da vermiş olduğu mesaj buydu. Yani korkusuz ve çalımlı bir tavırla geliyordu, hiddetliydi. Yani biraz bu işin içerisinde tabii heva heves var. Biraz heva hevese düşen insanlar, kimlere hiddetli davranıp, kimlere böyle düzgün davranacaklarını bilemezler.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince, aslan bağırdı. Bire adam evladı olmayan piç. Ben ki filleri parça parça etmişim. Ben ki erkek aslanların kulağını vurmuşum. Bir yarım tavşan parçası kim oluyor ki böyle benim emrimi ayak altına atsın. Aslanın tavşan uykusunu bırak ve gafleti bırak. Ey eşek! Bu aslanın kükre işini dinle. Aslan tavşana öyle dedi. Şimdi tavşan uykusunu ve gafletini bırak deyince, bu yeni nesil gençler tavşanın nasıl uyuduğunu bilmez. Şimdi neden bilmez?
Çünkü etraflarında tavşan besleyen yoktur hiç. Tavşan böyle toprağı falan oyduğundan tavşanı çok beslemek istemezler. Çünkü tavşan toprağı oyar, duvarı oyar, ne bileyim işte bir kerpiç bir duvar varsa orayı deler. Tavşanın böyle bir özelliği var. Aynı zamanda tavşan gözü açık uyuyan hayvanlardan birisidir. Tavşan uykusu diye ona derler. Gözü açıktır, sen onu uyuyor zannetmezsin. Yani normal uyumuyor diye düşünürsün. Ama tavşan gözü açık uyuyor. Hazreti Pir burada tavşanla, aslanı tavşana konuştururken diyor ki, tavşan uykusunu bırak. Yani sen gözü açık uyuyorsun, gaflettesin. Dışarıdan bakanlar seni normalde uyuyor zanneder.
Ama sen gaflettesin, gaflet içindesin. Hani böyle dünyalık işlere, gözü açık olanlara da hakikatte gafildirler onlar ama, hani hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar hadis-i şerifine de. Burada bir sanki değinme gibi geldi bana, ben burayı okuyunca. Yani insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. İnsanlar 24 saat uykuda değil. O zaman hadi gece uykusunu kabul ettik, gündüzde de uykudalar. Bu ne demek? Gaflettesin, heva hevesine uyuyorsun. O gaflet uykusuna yatmışsın, gaflet uykusuna yattığın için, senin ha gece uyumuş vücudun, ha gündüz uyumamış çok bir fark yok.
Hatta gaflet uykusundaysan, gece senin uyuman daha hayırlı bir ibadet. Sebep, gaflette olan günah işler. Gaflette olan hata kusur çok işler. Gaflette günü geçiyorsa bir kimsenin uyuması onun hayırlıdır. Neden? Bütün gününü gaflette geçiriyor. 24 saatini gaflette geçiren bir kimse, 12 saat uyusa 12 saat kazandı. Orada çünkü neden? Gaflette olduğundan dolayı 12 saat uykuda günaha girmedi. Yani bir kimsenin günahsız zamanı ne zaman? Uyuduğunda, öbür türlü dünyevi olarak uyanık durduğunda, o kimse günah işliyor. Günah işleyince, o uyanıklıktan değil. O gafletten dolayı. Asıl uyanıklık ne? Hakkı görmek. Asıl uyanıklık ne?
Hakkı bilmek. Eğer o kimse hakkı tanır, hakkı bilir, hakka uyar ve hakkı görürse, uyanık olan o. Ben bütün insanları ve cinnileri, bana ibadet etsinler, beni tanısınlar diye yarattım. Allah'ı zikreden uyanık. Allah'ı zikretmeyen uyanık değil. Uykuda. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan uyanık. Kur'an ve sünnete yapışmadıysa, o uykuda. O zaman beş vakit namazı kılan, kurtuluşta kılmıyorsa, o uykuda, gaflete düştü o. Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayan kimse, gaflet uykusundan uyandı. Öbür türlü gaflet uykusunda. Onun normalde gündüzü de önemli değil, gecesi de önemli değil.
İşte insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar, sufiler bu hali kabullenmek istemezler. O yüzden sufiler, bir diğer hadis-i şerif olan, ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifini yaşamak isterler. Ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifini yaşıyorsan, o zaman uykudan uyandın, gafletten uyandın. Ölmeden önce ölme tecelliyatı sende oluşmadıysa, senin yürüyecek yolun çok daha.
Dervişlik taslama, şeyhlik taslama. Ölmeden önce ölünüz hadis-i şerif senin üzerinde tecelli etmediyse, kendine bir makam addetme. Kendine bir mevki addetme. Kendini olmuş, bitmiş olarak görme. Bu seni aldatır, bu seni kandırır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu ve izini takip et. İnsanlar gaflettedir, öldüklerinde uyanırlar, uykudadır. O zaman bu uykudan ölmeden önce uyan. Yani ölmeden önce ölünüz. Hani ölünce uyanacak ya, o zaman sen burada kendi iradenle öl. Kendi iradenle öl ki, sen ötede dirilesin. Öte perdede dirilesin. Yoksa heva ve heves olarak devam edecek gidecek.
Allah muhafaza eylesin. Tabi burada Hazreti Pir, tavşanın üzerinden bize ders veriyor. Diyor ki, gaflet uykusundan uyanın. Hazreti Pir bize diyor ki, tavşan uykusunu da terk edin. Yani aslında uyurken uyumuyormuş gibi görünmeyin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Tabi aslan burada aynı zamanda da ilahi bir ses olmuş oluyor. Yani hakkın sesi olmuş oluyor. Tavşan da, bu benim kendimce, kendi çıkarımım. Tavşan da kul olmuş oluyor. Aslan ilahi bir ses, ilahi bir nefes. Siz bunu ister veli, ister mürşidi kamil, ister peygamber, isterseniz hakkın sesi olarak görün. Ama tavşanı da bir kul, bir Müslüman'ın gaflete düşmüş, bir Müslüman olarak görün.
Tavşan mazeretini söyledi. Dedi ki, eğer Efendimiz affederlerse, aman dileyeceğim, mazeretim var. Yani, eğer aslan, veyahut da bu manada, büyük kimse, veyahut da Allah Celle Celaluhu, veya özür dileyeceğimiz bir kimse, diyor, affederse, aman dileyeceğim, mazeretim var. Özür dilemek, bir erdemliliktir. Özür dilemeyenler, kibirlidir. Hatasını kabul etmeyen, kibirli insandır. Eşinden, çocuklarından, arkadaşlarından, etrafından, herhangi bir hatadan, kusurdan, eksiklikten dolayı, özür diliyorsa bir kimse, o kimse erdemli insandır.
Ama, eşini, önemsiz görüp, çocuklarını önemsiz görüp, arkadaşlarını önemsiz görüp, yanında çalışan, iş arkadaşlarını önemsiz görüp, hata yaptığı halde, kusur işlediği halde, bir kimse özür dilemiyorsa, o kibirlilerdendir. O, hakka karşı kibirlidir. O, peygambere karşı kibirlidir. O, müminlere karşı kibirlidir. O, eşine karşı kibirlidir. O, çocuklarına karşı kibirlidir. O, arkadaşlarına karşı kibirlidir. O, üstadına karşı kibirlidir. O, zâkirine, nakibine, nükabbasına karşı kibirlidir. O, abisine karşı kibirlidir. Ablasına, teyzesine, halasına kibirlidir. Kibirlidir. Hata yaptığı halde, hatasından geri dönmeyen, geri dönse dahi özür dilemeyen bir kimse, kibirli insandır.
Kibirliler de asla cennete giremezler. Hadis-i Kudsi, gönlünde zerrece kibir bulunan asla cennetime giremez. Başka hadis-i şerif, gönlünde zerrece kibir bulunan cennetin kokusunu 70 bin yıllık yoldan alamaz. Yani cennet ona çok uzak, kokusunu dahi alamaz. O zaman özür dilemek erdemliliktir. Özür dilemek, güzel ahlak sahibi olmaktır. Hatasını kabul etmek, Adem'in çocuğu olduğunu gösterir. Adem'in yoludur. Hatasını kabul etmeyen, şeytanın yolundadır. Kibir vardır o. O şeytanın mürididir. O şeytanın dostudur. Hatasını kabul etmek, erdemlilik, ve bu erdemliliğe karşı, bir kimse özür dilediğinde, özrünü kabul etmek de erdemliliktir.
Ben senin özrünü kabul etmiyorum demek, sizden özür dileyen bir kimseyi reddetmek erdemlilik değildir. O da kibirliliktir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, hakim, bunu nakletmiş, hadis-i şerifi, özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz, niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin. Böyle yapmayan, kevser havuzu başında, yanıma gelemez. Bu, bizim, halk tabiriyle, dilinin ucuyla, özür diledi. Aslında, o, gerçek inancı değildi. Ama, işte, öylesine özür diledi. Hadis-i şerifte, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki, niyetinde samimi olmasa dahi, onun özrünü kabul edin.
Özrünü kabul etmezseniz, kevser havuzundan su içemezsiniz. Cenab-ı Hak, kendisine yapılan tövbeleri kabul eder. Allah, tövbeleri kabul edendir. Ayet-i kerime, Allah, tövbe edenleri sever. Ayet-i kerime, Allah, tövbe edenlerin tövbesini kabul edip, onları affeder. Ayet-i kerime, Allah, tövbe edenlerin tövbesini kabul eder, onların günahlarını hayra çevirir. Ayet-i kerime, Allah, bir kimsenin tövbesini kabul ederken, ve ona affederken, ve onun yapmış olduğu günahları hayra çevirirken, bir kardeşiniz, bir arkadaşınız, eşiniz, dostunuz, çocuğunuz, evladınız, bu kim olursa olsun, sizden birisi özür diliyor da, siz onu kabul etmiyorsanız, yandı keten elva.
Kevser havuzundan uzaksınız. Kevser havuzundan uzak olan bir kimse demek, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, şefaatinden uzak kimse demek, Kevser havuzundan uzak bir kimse demek, cehennemlikler zümresinden olan demek, kimler Kevser havuzundan geri çevrilir? Bakın, Buhari, Bab-ül Fitan'deki hadis-i şerifler, bir topluluk Kevser havuzuna, bana Kevser havuzuna yaklaşır, bir arşın kalır, ve benden hızla uzaklaştırılır.
Ben derim ki, bunlar benim ümmetimden değil miydi? Bunlar niçin benden uzaklaştırıldı? Bir münadi melek cevap verir, der ki, Ya Resulallah, bunlar, sen öldükten sonra, dinlerinden geri dönenler, yine bir kısım kavim gelir, bir arşın kalır, onlar da benden uzaklaştırılır. Ben derim ki, bunlar benim ümmetim değil miydi? Niçin uzaklaştırıldı? Bir münadi melek cevap verir, Ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem, bunlar, senden sonra, dikkat edin, senden sonra, dinde tebdil ettiler, değiştirdiler. Ne yaptılar? Farzı ortadan kaldırdılar, haramı ortadan kaldırdılar, haramı helal ettiler, helalı haram ettiler.
Tebdil ettiler, değiştirdiler bunlar. Dinin hükümlerini değiştirdiler. Faizin azı da, çoğu da haram. Kim faizle iştigal ederse, mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkacaklar. Toki'nin faizi caizdir veyahut da enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Ayet-i Kerim'i eğip bükme. Faizin azı da, çoğu da haram. Müminin müminden faiz alması haram. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Annesiyle Kabe duvarının dibinde cima etmiş gibi günaha kebair'e girerler. Bunun değiştirilecek, eğilecek, bükülecek bir tarafı yok.
Bunun eğilecek, bükülecek bir tarafı yok. Bir kısım ne yaptı? Dinden geri döndü. Bir kısım ne yaptı? Dini tebdil etti. Değiştiriyor. Dinin hükümlerini değiştiriyorlar. Ayet-i Kerimelerin bir kısmını yok etmeye çalışıyorlar. Karanlık dehlizlerde yeni Kur'an-ı Kerimler basılıyor. Karanlık dehlizlerde yeni hadis-i şerifler tanzim ediliyor. Karanlık dehlizlerde yeni fıkıhlar üretiliyor. Bunlar hazır. Kur'an ve sünneti savunucuların sonlarıyız belki de. Kur'an ve sünneti savunmak, kelle koltukta dolaşmak şu anda. Kelle koltukta dolaşmak. Müslümanız diyenler dahi Kur'an ve sünnetten nefret ediyorlar.
Müslümanız diyenler dahi Kur'an'ın hükümlerinden nefret ediyorlar. Müslümanız diyenler dahi hadis-i şeriflerden nefret ediyorlar. Müslümanız diyenler dahi eski fıkıhı, yani Kur'an ve sünnet tarihsindeki fıkıhı kabul etmek istemiyorlar. Tebdil ediyorlar, değiştiriyorlar. Bunları bizdenmiş gibi görünerekten yapıyorlar. Bunlar bizim dilimizden konuşuyorlar. Hadis-i şeriften hadis-i şerife atlıyorum ama hani bir hadis-i şerif var ya, onlar sizin gibi namaz kılarlar. Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Ama onlar toplulukları dinden uzaklaştırırlar. Hadis-i şerifin metni bu.
Sizin dilinizden konuşurlar. Sizle beraber namaz kılarlar. Sizle beraber Kur'an-ı Kerim okurlar. Ama onlar dinin hukukundan, dinin fıkhından, dinin haramlarından, dinin farzlarından uzaklaşırlar ve insanlar uzaklaştırırlar. Tebdil ediyorlar, değiştiriyorlar. Bir şey haram, haram bu kardeşim. Haramı bile bile işlersin, günah kebar işlerin. Haramı helallaştırırsan dinden çıktın. Dinden çıktın. Kendine yeni bir din ara. Yine bir zümre daha. Ne yaptılar?
Onlar da uzaklaştırıldılar. Kevserin başından. Onlar ne? Dinde var olan, farz olan bir şeyi yok gördüler. Bakın birisi değiştiriyor. Bu ne yapıyor? Farz olanı yok görüyor. Haramı yok görüyor. Var olanı yok gördüler. Onlar da uzaklaştırıldılar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler, biz Kur'an ve sünnete tabi olacağız. Bir kardeşimiz bizden özür dilemiş, özrünü kabul edeceğiz. Yine başka bir ad-i şerif. Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen Kevser havuzundan içemez. Feyzul Kadir'de geçiyor bu ad-i şerif. Yine başka bir ad-i şerif. Ebu Davud ve Normadi İbn-i Mace bunu nakletmiş. Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günahtır. Yine İbn-i Mace'den başka bir ad-i şerif.
Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur. Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur. İbn-i Mace nakletmiş bunu. O zaman kıymetli dostlar, özür dileyenin özrünü kabul etmek erdemliliktir. Özür dilemek de erdemliliktir. Bizden bir kimse özür dilerse, özrünü kabul ederiz. Ve özrünü kabul ettikten sonra da ona dua ederiz. Ama normalde bir kimse de özür dilemiyorsa, evet o da kibirlidir, o da küstahtır, Allah muhafaza eylesin. Ve özür dilemek, bütün insanlığın içerisinde erdemli bir harekettir. Hangi dini inanışa giderseniz gidin, hangi topluluğa giderseniz gidin, özür dilemek erdemliliktir.
Erdemlilik. O yüzden arkadaşlar, kardeşler, hata yaptığımız insanlardan özür dileyelim, helallık alalım. Ve özür dilenen insanlar, siz de erdemliliğe, erdemlilikle cevap verin. Erdemliliğe, cahilce cevap, cahilce cevap cehaletin tadibidir. Cehaletin en karanlık noktasıdır. Bir kimse sizden özür diliyor da, o kimse özrü kabul etmiyorsa, o kara cahildir. O kara cahildir. O da kibirlidir, Allah muhafaza eylesin. Aslan devam etti. Ey ahmaklardan arta kalan, bu ne biçim özür? Padişahlar huzuruna bu zaman mı gelinir?
Sen vakitsiz öten horozsun, başını kesmeli. Ahman mazereti dinlenmez. Hani bizim Anadolu'da bir tabir vardır ya, vakitsiz öten horozun, çok özür dilerim, kafasını koparırlar derler. Vakitsiz ötmek ne demektir? Horoz, yine hadis-i şerif mucibince, insanları sabah namazına uyandıran bir hayvandır. Hadis-i şerifte der ki, horoz, melekleri gördüğünde başlar ötmeye ve sabah namazında öter horoz. Ası horoz, güzel horoz, sabah namazında öten horozdur. Horozun ötüşü meleklerden, çok özür dilerim, eşeğin anırışı şeytandandır.
O yüzden ama erken öten horoz nedir? Sabah namazından önce ötüyorsa, o gereksiz öttü. Hani erken öten horozun, başını kestiler. Edep lazım. O zaman sorarlarsa cevap ver, sus. Edep lazım. Büyüklerin yanında konuşma. Edep lazım. Sen bir sohbet esnasında konuşma. Edep lazım. Birisini dinlerken onun sözünü kesme. Edep lazım. Edep. Her şeyde edep. Edebe riayet etmiyorsa bir kimse, o zaman o kesilmeyi, kafasının koparılmasını hak ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden büyük büyüklüğünü bilecek, küçük küçüklüğünü bilecek, çocuk çocukluğunu bilecek, anne baba anne babalığını bilecek. Mürid.
Mürid müritliğini bilecek, şeyh şeyhliğini bilecek. Mürid müritliğini bilecek, zakir zakirliğini bilecek. Herkes edep dairesinde hayatına devam edecek. Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehridir. Ey tavşan senin özründe bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma sokasın dedi. Demek ki hani özrü kabahatinden beter olur. Hani özrü kabahatinden büyük derler ya bizde. Hani özrün senin kabahatinden büyük.
Yani sen dük düzgün bir özür dilemedin. Sen özür dilerken dahi kinayesine diledin. Veya sen özür dilerken dahi samimi değildin. Veya sen özür dilerken dahi hakikati lekeledin. Bakın hakikati lekeledin. Sen özür dilerken dahi günay kebari işledin. Sen özür dilerken dahi yanlış özür diledin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar heva hevesten, kibirlilikten kaynaklanır. Yani cahilin özrü nasıl ilmin zehri olur? İlim maluma tabidir. Yani ilim doğruya, ilim güzele, ilim hakikate tabidir. İlim 4 göre 4, 16 buna tabidir. İlmin maluma tabi olması budur. İlim çünkü bilinene tabi olur. Malum bilinmek demek. İlim bilinene tabi olunur. Kur'an biliniyor. İlim ona tabi olur. Bilinen bir şeydir. Malum demek bilinen, anlaşılan, idrak edilen şey.
O zaman ilim maluma tabi ise, yani bilinene tabi ise, o zaman uygunsuz özür, uygunsuz, yakışıksız, yerli yerinde olmayan bir özür, o ilmi lekeler. O zaman bizim özrümüz de düzgün olacak, yakışır halde olacak özrümüz de. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Tavşan, padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy. Zulüm görenin mazeretine kulak ver. Hele mevkinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme. Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır. Deniz bu kereminden dolayı eksilmez. İhsanı yüzünden aşağılaşmaz dedi.
Yani zulüm görmüş bir kimseyi, zulüm görmüş adi bir kimse, zorluklara katlanmış, meşakkatlara katlanmış, hatalar yapmış, kusurlar yapmış, muteber bir insan değil. Ama yine de sen onun özrünü dinle, sen onun meramını dinle. Sen yine de onu bir kale al. Kale alaraktan onu dinle. Yani denizden örnek vermiş Hazreti Pir. Denizin suyu buharlaşır, bulut olur, yağmur olur, akar, yağar ve yağmurlar birleşir. Tekrar nehir olur ve nehir önüne gelen bütün çer çöpü ne varsa toplar, tekrar denize götürür. Ve deniz kendi üzerindeki çerden, çöpten şikayet etmez. Ve deniz böylece ne yapar?
Bütün suyun menbaı hükmündedir. Ve deniz buna rağmen temizdir. Bu çer çöp, bu kadar insanların, dünyanın pisliği, denizi temiz olmaktan öteye götüremez. Çer çöpü görsen dahi deniz temizdir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, denizin suyu temiz, meytesi, yani ölüsü de helaldir cevabını verdi.
Bu da kime söyledi? Bu balıkçı, Allah-u Alem, hadis-i şerifin geldisine gittisine bakınca, biraz inceleyince, hani bu arada da diyanet bir fetva patlattı ya, denizden çıkan işte balığın haricindeki her şey haramdır diye, yani normalde gündemi de biraz belirledi ya bu mesele. Şimdi balıkçılık yapan sahabelerden bir kısmı geldiler, Allah Resulüne dediler ki, Ya Resulallah, biz balıkçılık yapıyoruz. Bir saatliğine dair çıkıyoruz, üç saat, beş saat, on saat denizde kalıyoruz. Bu zaman içerisinde yanımıza aldığımız suyla abdest almaya kalkar, gusletmeye kalkarsak, bu su bize yetmez, bizim sadece içmemize yeter. Biz diyor, deniz suyuyla abdest alıyoruz, buna ne hükmedersin deyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, denizin suyu temiz, meytesi de helaldir dedi.
Bunu böyle sakın hafife almayın. Bu hadis-i şerifi İmam Malik, muvattasında almış, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İmam-ı Ahmet, Hakim, Beyhaki, bunlar normalde bu hadis-i şerifi değişik kanallardan rivayet etmişler. O zaman bu sadece balıkçılara verilmiş bir hükümmüş gibi görünse de, umuma aittir. Yani deniz suyu temizdir. Ölüsü de nedir? Helaldir. Ölüsü de temizdir. Bu konudan hareket ederekten, şafilerin büyük bir kısmı derler ki, denizden hani meşhur bir sözdür ya, denizden babam çıksa yeriz diye. Hanefiler ne demişler? Hanefiler balık türüne müsaade etmişler. Bir de hanefiler demişler ki, böcek gibi olmayacak.
Ama hanefiler balığın ölüsüne dahi müsaade etmemişler. Yani suyun içerisinde balık kendiliğinden ölürse, onu da yememiş hanefiler. Bakın onu dahi yememişler. Ya o balık avlanaraktan tutulacak. Ölü bir şekilde değil. Ama sahabeler ölü balık yemişler mi? Evet, yine bir grup sahabe Bahreyn tarafına sefere çıkmışlardı. Onlar Bahreyn tarafına, Allah'u alem benim aklımda kalan o, o tarafa sefere çıktığında, denizin kenarında açlar, hiçbir şey bulamadılar yiyecek.
Bir baktılar, kocaman büyük bir balık var. Allah'u alem bu balinaydı. Karaya vurmuş. Çünkü sahabe diyor ki, biz onun kemiklerinin arasında yürüyorduk. Yani onun kemiklerinin arasında yürüyorduk deyince, benim aklıma balina geldi. O zamanlar o hadis-i şerifi okurken, bundan 30 yıl önce. Ve onun, o balığın etlerinden yediler sahabeler her gün. Hatta sahabe diyor ki, biz külü aldık. Kuvvetlendik, bildiğimiz külü aldık. Hani tabiri caizse semirdik diyor. Ve Medine-i Münevvere'ye geri dönünce, bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyorlar. Ben aklımda kaldığını söylüyorum. Rabbim beni çarpıtmaktan muhafaza eylesin inşallah. Hatta bu mevzuyu duyan başka bir sahabe gelip soruyor.
Bunlar böyle böyle yapmışlar deyince, o zaman da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o balığın, o balığın etinin caiz olduğunu, yemenin caiz olduğunu söylüyor. Karaya vurmuş bir balina. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, işte Hz. Pir, burada ayrı bir inceliğe de dem vuruyor. Diyor ki, deniz o kadar çer çöpü üzerinde taşır, ama onun temizliğine, onun kemalatına, onun büyüklüğüne, onun okyanusluğuna bir zarar gelmez.
O çer çöpü üzerinde taşır, üzerinde barındırır, onun kemalatına bir zarar gelmez. Peygamberlerin etrafında günah işleyen sahabeler vardı. Onların peygamberliğine zarar değildir. Onların peygamberlik kemalatına herhangi bir zararı olmaz onun. Veya mürşidi kamillerin, velilerin de etrafında, günah kebari işleyen, küçük veya büyük günahlar işleyen, tembeli, aymazı, gafleti, hepsi de bulunur.
O velinin, o mürşidi kamilin kemalatına zarar vermez bu. Çünkü mürşidi kamiller mana denizi gibidir. Kirlenenler orada temizlenecek. Kirlenenler orada temizlenecek. O mürşidi kamilin maneviyatına, o mürşidi kamilin kemalatına zarar değildir. Peygamberlerin ve Hz. Muhammed Mustafa'nın etrafındaki sahabelerin günah işlemeleri, peygamberin peygamberliğine leke değildir.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Bize kan, bize domuz, eti ve Allah'tan başkası için kesilen hayvanların eti ne yaptı? Bize haram kılındı. Bu da ayeti kerime ile sabit. Bakara ayet 173 Bize domuz eti haramdır. Bize ayı eti haramdır. Biz aslan eti yemeyiz. Biz sufilerin yiyeceği et, birinci derecede koyundur, kuzudur. İkinci de inektir. Biz kurban keserken de birinci derecede koyun tercih ederiz. Çünkü İsmail aleyhisselam kurban edileceği zaman, Allah isteseydi gökten boğa indirirdi.
Ama Cenab-ı Hak ona kuzu indirdi, koyun indirdi. Biz sufiler genel olarak koyun kesmeye gayret ederiz. Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri büyükbaş kurban etti mi? Etti. Deve kurban etti mi? Etti. Ama bize tavsiye etti, küçükbaştı. Allah onun sünnetini bizleri işleyenlerden eylesin. Amin. Şunu da söyleyeyim. Biz bütün bunda ittifak vardır. Biz denizin dışından çıkan kurbağaları yemeyiz. Biz timsah yemeyiz. Şimdi böyle bu uzak doğudan insanlar bir şey zannediyorlar. Kurbağa bacağı yemeye başladılar. Kurbağa yemeye başladılar. Yok çok lezzetli oluyormuş.
Yakında Çinliler gibi yarasa yiyecekler. Yakında insanlar kedi köpek yemeye başlayacaklar. Yakında insanlar ne bulurlarsa yiyecekler. Zaten amaç bu. Dinlerin haramlarını ortadan kaldırmak. Ve insanları fakirleştirerek her türlü hayvanı yedirmek insanlara. Her türlü necaseti yedirmek kıymetli dostlar paketlenmiş gıdalardan uzak durun.
Tekrar tekrar söylüyorum bunu. Bunu 30 yıldır söylüyorum. 30 yıldır sohbetlere başladığım 1987'den beri söylüyorum. 87'den beri paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Paketlenmiş her şeyden uzak durun. İşte yok hazır kavurmamış. Canım kardeşim kasapların köküne kıran mı girdi? Git kasaptan yarım kilo et al kavur evde. Git kasaptan al bir de. Evet yediğinizi içtiğinizde dikkat edin. Şüphelilerden uzak durun. Paketli gıdaların büyük bir çoğunluğu şüpheli. Onların içerisinde kimyasal olmamış olsa dayanmaz o kadar.
Marketten bir yoğurt alıyorsun koyuyorsun dolaba bir ay sonra dahi duruyor o bozulmuyor. Ekşimiyor bile. O yoğurt dolapta küfleniyor yine ekşimiyor. Küfleniyor küfleniyor. Ekşimiyor yine. Ne yiyorsa bu insanlar. Küfleniyor tutmuş üstü ama ekşi değil. Ama ekşi değil.
O yüzden hazır gıdalar, hazır pişirilmiş gıdalar, konserve yapılmış gıdalar almayın. Allah muhafaza eylesin. Biz Hanefiler genelde börtü böcek kısmından olan şeyleri yemeyiz. Yese Şafi'de caiz midir? Evet. Hanbeli'de caiz midir? Evet. Allah bizi affetsin. Hanbeliler mesela Hanbelilerde fetvadır. Kurbağa ve timsah dışında Hanbeliler denizden çıkan her şeyi yerler. Kurbağayı yemezler, timsah yemezler. Hanefiler de yemez bunu. Hanefiler de ne yapar? Bunları yemezler. Evet. İşte deniz birçok çer çöpü üzerinde barındırdığı halde temizdir, tahurdur. Tavşan diyor ki sen yücesin.
O yüzden benim gibi hatalı, kusurlu bir kimseyi dinlemelisin. Bak denizin üzerinde o kadar çer çöp olmasına rağmen deniz onlara bir şey demiyor dedi. Ve aslan dedi ki ben yerinde ve layık olana kerem ve ihsanda bulunurum. Herkesin elbisesini boyuna göre biçerim. Sohbetin başında ne dedik? Aslan burada ilahi nefes. Aslan burada hakkı temsil ediyor. Hak adına konuşuyor. Ve diyor ki ben yerli yerinde layık olana kerem ve ihsanda bulunurum. Demek ki kerem ve ihsanda bulunurken yerli yerinde bulunmak gerekirmiş. Yerli yerinde. Yani şirk ehlini affetmek, affetmek. Yerli yerinde lütufta ve ikramda bulundurmak değil.
Allah şirke düşenleri ve orada vefat edenleri ebediyen cehenneme kor. Allah'ın affı, mağfireti geniştir. Ama tövbe edenleri Cenab-ı Hak affeder. Allah'ın affı, mağfireti geniştir. İman edip salih amel işleyenleri Allah affeder. Evet, Cenab-ı Hak hiçbir şeyde adaletsizlik yapmaz. Hiçbir şeyde. Casiye, ayet 22. Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Ta ki her nefis zulme uğratılmaksızın kazancına göre karşılık görsün. Allah hiçbir varlığın hiçbir perdesine. Allah, varlık perdesindeki hiçbir surete bürünmüş ruha zulmetmez. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır.
Yani siz kötülük yaparken Allah'tan iyilik beklemeyin. Zerrece kötülük işleyen cezasız kalmaz. Kötülükten dön. Kötülükten tövbe edip geri dön. Kötülük işlerken Allah'tan lütuf bekleme. Haramın içerisinde yüzerken Allah'tan kerem bekleme.
Hainlik yaparken dostluk bekleme. Geri dönüp kaçarken Allah'ın senin yüzüne lütfedeceğini bekleme. Savaştan geri, savaşa gitmeyen, savaştan geri dönen sahabelere Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara selam bile vermeyeceksiniz dedi. Bir kimse dinine hainlik ediyorsa, yoluna hainlik ediyorsa, sen ona lütfedip ikram edemezsin.
Eğer sen dinine hakaret eden, senin dininle alay eden, senin dininle seni kandıran bir kimseye sen yumuşak ve tavizkar davranıyorsan, sen ya cahilsin, ya ahmaksın, ya da münafıksın, ya da münafıksın. Sen yanlışa yanlış olduğu için Allah için karşı çıkacaksın. Yanlışlık kimden gelirse gelsin. Sen hakikate rağm olacaksın. Hakikat ve hakikat sözü kimden tecelli ederse etsin, alacaksın, kabul edeceksin, boyun bükeceksin. Eğer sen hakkı hak bilip, hakkı savunmazsan, sen akıl sahibi değilsin. Hakkı hak bilip, sen o hakkı savunmazsan, sen müminliğini sorgula. Müminliğini sorgula.
Çünkü Cenab-ı Hakk kudret ve kuvvet sahibidir. O lütuf ve keremini layık olmayanlara vermez. Sen kendince haramın içerisinde yüzerken, Allah'tan merhamet bekleme. Allah'tan yardım bekleme. Bu ahmaklık olur. Bu ahmaklık olur. Cenab-ı Hak kafirleri sevmez. Cenab-ı Hak münafıkları sevmez. Cenab-ı Hak cimrileri sevmez. Cenab-ı Hak namaz kılmayanları sevmez. Cenab-ı Hak farzlarını yerine getirmeyenleri sevmez. Cenab-ı Hak kendisini unutanları sevmez. Cenab-ı Hak zikrine sırtını dönenleri sevmez. Cenab-ı Hak haramları açıktan işleyenleri sevmez.
Haramı açıktan işleyip de Allah'ın sevgisini konuşma. Ahmaklık bu. Kendi kendisini aldatıyor. Kim farzları yerine getirirse, Allah'a sevgili, sevimli bir iş yapmış olur. Kim farzları yerine getirirse, farzları yerine getirirsen, Allah'a sevimli ve sevgili bir iş yapmış olursun. Bunun tersi ne? Farzları yerine getirmezsen, sen Allah'a sevgili ve sevimli bir şey yapmadın. Yani nefretine layık oldun onun. Cezasına layık oldun. İnsanlar şimdi kendi kendilerine anlatıyorlar. Din oyuncak değil. Din heva ve hevesine göre dizayn edilmez. Kim farzları yerine getirirse, Allah'a en sevimli işi yapar.
Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Farzları yerine getirmektir temeli. Farzları yerine getirmek sadece namaz kılmak, oruç tutmak değil. Örtüne riayet et. Haramlara dikkat et. Diline dikkat et. Gözüne dikkat et. Eline dikkat et. Haramla iştigal etme. Haram söz söyleme. Harama bakma. Bugün harama bakmamak en büyük cihat, kıymetli dostlar. Harama bakmamak en büyük cihat. Sokaklar yürünmez halde. Çarşılar yürünmez halde.
İnsanlar ne yazık ki gaflet uykusunda. Gaflet uykusunda. Ben erkek olarak erkekliğimden utanıyorum. Diyorum ne hale geldik. Artık erkekler bile daracık kotlar, daracık streç pantolonlar, pantolon değil taç giyiyorlar. Tesettür sadece kadınlara farz değil, erkeklere de farz. Erkekler daracık streç pantolon giyemez. Haram. Uzuvları belli eden bir pantolon erkeklere de haram. Biz nereye gittiğimiz belli değil bizim. Bizim ne tarafa yöneldiğimiz belli değil. Eğer kast edilen, kast edilen dindar gençlik buysa battık.
Kast edilen dindar gençlik buysa battık. Kast edilen dindar gençlik örtülü bayanların barlarda içki içmesi, eğlenmesi ise battık. Kast edilen dindar gençlik örtülü bayanların, rapçilerin, popçuların, ondan sonra bilmem necilerin konserlerine gidip eller havada yapıyorlarsa battık. Kast edilen dindar gençlik, o imam hatipli gençlerin hadis inkarcılığı ise battık.
Kast edilen dindar gençlik, ilahiyatlarda, ilahiyatlarda fıkıh ve fakih inkarı ise, ilahiyatlarda hadis inkarı ise, ilahiyatlarda ayet inkarı ise, battık. Battık. Ve bunları dile getiremeyen, hakkı ve hakikati bilen alim, ulema, müftü, her ne var ise, kimden korkuyorlarsa, korktukları, korktukları ilahlar olmuş.
Korktukları ilahlar olmuş. Korktuğu neyse ilahı o olmuş. Battık. Bunu dile getiremiyor hiç kimse. İslam sadece namaz kılmak değil, İslam sadece namaz kılmak olarak algılanıyor, değil. İslam sadece Kur'an-ı Kerim okumak değil, Kur'an-ı Kerim'i yüzünden oku binlerce sefer yaşamadıktan sonra.
Yaşama oku. Sabahtan akşama kadar oku. Yaşamadıktan sonra bir anlamı yok. Sen Kur'an ve sünnetin mücadelesini vermiyorsan, kurtulamazsın. Sen hak ve hakikatin, adaletin, doğruluğun, dürüstlüğün, mücadelesini veremiyorsan, kurtulamazsın. Sadece senin kendi yaşaman yetmez. Ümmet-i Muhammed'i sıkboğaz ediyorlar. Müslümanları sıkboğaz ediyorlar. Müslümanlar gaflet uykusunda. Kur'an'dan ayetler inkar ediliyor, gaflet uykusunda. Hadisler inkar ediliyor, gaflet uykusunda. Meslepler inkar ediliyor, gaflet uykusunda. Müslümanlar dinlerini yaşayamıyorlar, yaşatamıyorlar, anlatamıyorlar, gaflet uykusunda.
Nerede İslam'ı anlatan, Müslüman'ı anlatan, Kur'an ve sünneti anlatan insanlar varsa, bir sürü alevele, dalevele başlarına, bir sürü çorap örülmeye çalışılıyor, gaflet uykusunda herkes. Gaflet uykusunda. Eşcinseler ortalığı sarmış, gaflet uykusunda İslam. Müslümanlar gaflet uykusunda. Rüşvet, adam kayırmacılık, adaletsizlik, namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, her tarafımızı sarmış, gaflet uykusundayız.
Gaflet uykusundayız. Herkes hayatından memnun. Bir düdük evde herkes, bir düdük sustu herkes. Harama haram diyemeyen bir İslam toplumu olduk. Harama karşı çıkamayan bir İslam topluluğu olduk. Bu haram deyip isyan edemeyen bir İslam topluluğu olduk. Bu haram deyip biz buna karşı çıkamıyoruz. Bizim önümüze dayatmışlar. Sahte bir demokrasi, sahte bir demokrasi. Demokrasileri sahte, adaletleri sahte, namusları sahte, şerefleri sahte, haysiyetleri sahte, insanlıkları sahte, her şeyleri sahte. Biz o sahteliğin önünde susanlardanız. Yalan hepsi de.
Demokrasisi de yalan, anayasası da yalan, hukuku da yalan, her şey yalan. Ama biz susuyoruz. Evet, biz sessiz koyunlar topluluğu gibiyiz. Evet, zaten konuşana da sahip çıkamıyoruz ki. Böyle konuşmaması lazımdı ya. bu zamanda böyle konuşulmaz zaten. Abi ya hakkını helal et aman. Çoluğun çocuğunu düşün sen ya. Abi ya hakkını helal et ya. Böyle demesen ya. Biraz fazla konuşuyorum. Ben seni sevdimden söylüyorum. Söylemeyin bana ya. Kim söyletiyor bunu size?
Şeytan. Bırakın benim çoluğum, çocuğum Allah'a ait. Bırakın bizim hayatımız Allah'a ait. Bırakın bizim işimiz, aşımız, eşimiz, her şeyimiz Allah'a ait. Siz susun. Siz susun. Siz konuşmayın. Sizin işiniz, aşınız, eşiniz bozulmasın. Susun. Sizlere söylemiyorum bunu. Bütün ümmete söylüyorum. Burada durmak dahi cihat. Ben bunun farkındayım. Burada durmak dahi cihat. Ben bunun farkındayım. Merak etmeyin size değil sözüm. Ama ümmet bu halde. Ümmet bu halde düşünebiliyor musunuz?
Arkadaşlar, imanınız içindeyse, kafanızı kaldırıp sokakta yürüyebiliriz. Ben yürüyemiyorum. Ben yürüyemiyorum. Kafanızı kaldırıp çarşıda dolaşabiliyor musunuz? Ben dolaşamıyorum. Siz dolaşabiliyorsanız söyleyecek bir sözüm yok. Din, namaz kılmak değil sadece. Her şeyi yerli yerine verir. Allah, hak ve hakikatten yanadır. Sen harama göz yumup da, Allah'tan lütuf bekleme. Sen haramın içerisinde yüzerekten Allah'tan kerem bekleme. Yok.
Cenab-ı Hak her şeyi hak üzerinde yaratır. Ve her şeyi de zulme uğratmaksızın verir herkesin hakkını, hukukunu. Kimse kimsenin hakkını, hukukunu yiyip içemez bu manada. Allah adalet sahibidir. Ve aslan ona dedi ki, Allah her şeyi, aslan ona dedi ki, ben insanların konumuna, boyuna göre elbise biçerim. Onun tartısında noksanlık yoktur. Onun ölçüsünde noksanlık yoktur. Allah muhafaza eylesin. Tavşan dinle dedi. Eğer lütfa layık değilsem, kahır ejderhasının önüne baş koydum. Ne yaparsan yap. Ben kuşluk vakti yola düştüm. Arkadaşımla padişahıma geliyordum.
Arkadaşlarımla senin için başka bir tavşanı da bana yoldaş etmiştiler. Bir erkek aslan kulunuzun kanına kastetti. Yolda bu iki yoldaşa da sataştı. Ben ona, biz padişahlar padişahının kuluyuz. O kapının iki küçük kapı yoldaşıyız dedim. Dedi ki, utan be! Padişahlar padişahı. Dediğin kim oluyor? Benim huzurumda öyle bir adam olmayanın adını anma. Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan, seni de padişahını da paramparça ederim. Beni bırak! Bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp, seni haber vereyim dedim. Dedi ki, yoldaşını huzurumda rehin bırak. Yoksa sen benim kanunumca kurbansın.
Ona çok yalvardık. Hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp, beni yalnız bıraktı. Arkadaşım hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzellik ve irlik bakımından, benim üç müslimdi. Bundan böyle, o aslan tarafından bu yol kapanmıştır. Böyle bir düşman yüzünden, padişahım yol bağlıdır. Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben doğru söylüyorum. Doğru söz acıdır. Sana tahsisat lazımsa, yolu temizle. Haydi gel, o pervarsızı ortadan kaldır dedi. Aslan tavşana cevap veriyor. Aslan dedi ki, Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o doğru söylüyorsan, düş önüme. Onun da cezasını vereyim. Onun gibi, yüz tanesini de, fakat bu sözün yalansa, seni cezalandırırım.
Tavşan, onu kurdu dolaba düşürmek için, kılavuz gibi öne düştü. Nişan koyduğu, bir kuyuya doğru, yola çıktılar. Aslana, derin bir kuyuyu, tuzak yapmıştı. İnşallah, önümüzdeki hafta, hafta Allah izin verir, Cenab-ı Hak nefes, bahşederse, buradan devam edeceğiz.
Şuraya bir bellilik koyayım. Ben yaşlı, ihtiyar adamım artık, hıfzedemem de. Selamun aleyküm.
Tağut nedir? Günümüzün tağutları nelerdir? Kur'an ve sünnette tağut kelimesi geçiyorum. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey tağuttur. Sistem olarak, fikir olarak, düşünce olarak her şey. Eskiden Allah dostlarına ve tarikatlara karşı, insanlarda bir anlayış, bir yakınlık, bir saygı vardı. Ama günümüzde, bir Allah dostuna bağlı olduğumuzu duyduklarında, bir tepkiyle ve soğuklukla karşılaşıyoruz. Bu durumda bizim tutumumuz nasıl olmalı? Gelecek zürriyetimize bunu nasıl açıklarız? Bu gerçekten sıkıntılı bir durum. Bu daha da artıyor. Artık insanlar algılarla yönetiliyor. Devletler algılarla yönetiliyor. Bütün dünya insanlığı algılarla yönetiliyor. Gerçekte, hakikatle değil. O yüzden dünya insanlığı bir algı yönetiminde.
Bunu da farkında değiliz biz. Aslında yediğimiz, içtiğimiz, seçtiğimiz her şey algı operasyonu. Bir anda bizim bütün hayatımızı algıyla değiştirebilirler. Bu algıyı oluşturan modası, şarkısı, türküsü, popu, topu, kültürel faaliyetleri, hepsi de bu algının içinde. Biz kendimiz olmadığımız müddetçe bu algıya kurban gideceğiz. E tabi bu aynı zamanda cemaatleri, tarikatları da ilgilendiriyor. Buna bir kısım hak vermemek elde değil. Çünkü gün geçmiyor, haberlerde bir cemaat kurban etlerini iç etmiş. Gün geçmiyor ki bir topluluk, milletten para toplamış, paraları iç etmiş gibi. Ne yazık ki bunlar da var. Son zamanlarda insanla biraz bireysel mi oldu?
İnsanların bazıları ben varlıklıyım diye fakirleri önemsemiyor mu sizce? Son olarak sen namaz kılıyorsun, böyle yapılır mı? Sen hacısın, böyle yapılır mı? Filanca hoca bile yaptı gibi konuşuluyor. Müslüman hatasız mıdır? Konuşulur, normal. Biz de hata yapmamaya gayret edelim. Günah işlememeye gayret edelim. Perşembe akşamı sohbette gereksiz takva dediniz. Gereksiz takvaya örnekler verir misiniz? Kur'an ve sünnetin helal ettiği bir şeyi kendine yasaklaman gereksiz takva. Helal etmiş. Bunun nesini yasaklıyorsun kendine? Gereksiz takva.
Veyahut da arkanda cemaat var, namaz kıldıracaksın onlara. Eee, bir sayfa Kur'an-ı Kerim okuyorsun. Gereksiz takva. Sünnet o değil. Sünnet kısa ayetler seçip namazı hızla bitirmen. Neden? Hadis-i şerifte diyor, arkanızda emzikli kadınlar vardır, yaşlılar vardır, belli büküntüler vardır, rahatsız olanlar vardır. Sen hızla namazı kıldır çık. Gereksiz takva. Bir başkasının içerisinde kendinizce böyle mutat olmayan bir şeyi yapıyorsanız gereksiz takva. Allah muhafaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz mübarek olsun inşallah. Sürç-i lisan ettiysek affola.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi