Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ocak 2012 · 1:13:31
Teşekkürler. Teşekkürler.
İkide başlayacak, birde başlayacak. Birde başlayacak. Selamünaleyküm. Hristiyan veya Yahudi ile arkadaş olmanın bir sakıncası var mı?
Eğer dini bilgin, imanın oturdu ise bir sakıncası yok. Burada o kimsenin eğer ki dini görüşlerinden, hayatından, onun yaşamasından etkilenecek gibi ise o zaman onunla dostluk yapılmasında sıkıntı var, sakınca var. Allah muhafaza eylesin. Mevlânâ Hazretleri bir beyninde der ki siz ey hacca gidenler neredesin? Neredesin? Neredesin?
Maşukunuz buradadır, gelin. Hep gelin. Haç fazdır. O farziyeti yerine getirebilmesi için bir kimsenin ihrama girip Arafat'a çıkması gerekir. Bu amelin bir göründüğü vardır, bir de içi vardır. Kimse Allah'ı aramaya gittiyse oraya meyhude gitmiştir. Allah Beytullah'ın içerisinde değildir, Kabe'de de değildir. Medine-i Münevvere'de de değildir. Allah her yerde. Allah hiçbir yere sığmadı, mümin kulumun kalbine sığındır der, hafisi kutsi der. O zaman bir kimse Allah'ı görmeyi illiyorsa, onu kendi gönlünde görecek, kendine baksın.
Buradaki Ehl-i Tasuvuh'un kendine baksından kastı, kendisinin Allah olduğumu değil. Allah sıfat olarak o kimsenin üzerinde gönlüne tecelli eder. Gönlüne tecelli ettiği için Mevla-ı Celal-i Rum Hazretleri o tecelliyatın neticesinde aşk iler, sen neredesin, gel Allah ben nedir, Allah buradadır diyor. Şimdi, siz öyle bir sarhoşluğu bilmediğinizden dolayı, o sözün ne manaya geldiğini idrak etmeniz zor.
İnsanın ilahi aşk da öyle anı olur ki, Cenab-ı Hak onun gönlünde şimşek gibi bir çaktırıverir kendisini. Veyahut da gönlüne bir işaret koyuverir. Veyahut da gönlüne ilham verir. Veyahut da gönlüne onun bir murşlu koyar. Öyle olduğunda o kimse o zevkle, o hal ile, o aşk ile kendince kendisine, kendisi için söylediği doğru olur. Neden? Allah'ın gönlüne tecelli etti. O esnada. Onun doğruluğu o esnadadır. Yoksa bu sözden hareket ederek der. Bu sözden hareket ederek der. İşte sen Beytullah'ı tavaf etme, gel üstadını tavaf et. Sen Beytullah'ı tavaf etmene gerek yok, gel mürşidinin etrafında tavaf et. Veyahut da Beytullah'a gitmene gerek yok, gel mürşidinin gönlüne gir.
Bunlar normalde bu sözlerden çıkarılan sapık sözler. Aşk halinde söylenmiş bir sözdür. Aşk halinde söylenmiş bir sözdür. O söz, o halde geçerlidir. Ondan sonra geçerli değildir. Bu noktada meşhur tarifim şudur benim. Demiri ateşin içine alsan, kızdırsan, kızdırsan, kızdırsan, demir ateş gibi olur, kıpkırmızı olur. Dışarı çıkınca hem yakıcı hem yanıcıdır. Ve demir o esnada ben ateşim dese yalan söylememiş olur. Özlü demirdir ama ateşin hususiyetini, ateşin özelliğinin üzerine almıştır. Şimdi bir kimse birisinin rızkını temin etmiş olsa, bir torun pirinç kotirse bir yere, Allah Rezzak ismi şerifini onun elinden tecelli ettirmiştir. Onun eli Rezzak olmuştur.
Rezzak ismi şerifinin, şerifinin mahsur olduğu yer olmuştur. Bir kim bir alime gitseniz, ondan bir ilim öğrenseniz, Allah'ın ilim ism-i şerîfi o alimin üzerinden tecelli etmedi mi? Tecelli etti. Biz o alime bir şey sorduk ve ilmimizi öğrendik, ilmimizi ondan öğrendik. Bu ne oldu? Allah'ın ilim sıfatı onun üzerinden tecelli etmiş oldu. Ama Allah'ın sıfatı tecelli etmiş oldu bakın. Allah'ın sıfatı olmadı. Burada hayır dedi. Rezzak ism-i şerîfi tecelli etti. Allah'ın Rezzak ism-i şerîfi olmadı. Yani Allah'ın sıfatı oradan tecelli etti. Allah'ın sıfatıyla bir anda sıfatlandı, hallendi. Bir kimsenin görmesiyle Allah'ın görmesi aynı değildir. Ama görme Allah'ın sıfatının bir tecelliyatıdır.
Bir kimse görebilir. Sıfat tecelli etti onun üzerine. Yoksa sıfatıyla aynısı değil. Burada kimisi aynısı demiş Allah muhafaza eylesin. Bunun ortada hataya düşmüş olarak kabul ediyorum ben onları. Aşkla muhabbetle söylenilenin nereye gittiğini bilememek olarak adlıyorum. Mevlana Cenab-ı Ruh Hazretleri o beytini biliyor musun? O gününde geçer. Daha uzun o beytin önü de arkası da var. Ama velakin oradan şu çıkarılmasın. İşte gelin beni tavaf edin o çıkarılmasın. Allah muhafaza eylesin. Cuma günü Allah katında bugün yevmül mesiddir.
Yevmül gün demek. Mesid ne manaya geliyor? Arttırılmış gün evet. Yani o gün sevapların arttırıldığı gün. O gün rahmetin, bereketin, lütfun, ikramın arttırıldığı gün. O gün öyle bir, cuma günü öyle bir saat vardır ki Allah o saatte, o dakikada, o esnada yapılan bütün dualı getirmez ve kabul eder. Siz o zamanı arayınız. Hadis-i Şerif. Erkek kişinin bayanlara sohbet etmesi dinen ve fıkı açısından caiz midir? Caizdir. Eğer ki o kimse alim hükmündeyse caizdir. Bunu haram edecek hiçbir şey yok, fetva yok. Bir kadının, bir erkeğin hanımını böyle bir sohbete göndermeme hakkı vardır. Bu göndermeme hakkı o kimsenin, hanımının eğer ki bütün sorularını, bütün dini yaşantısını bu noktada ilmi olarak cevaplandırabiliyorsa, bir erkek hanımını bu tür sohbetlere götürmeme, göndermeme veyahut da bir erkeğin kızını bunlara göndermeme hakkı vardır.
Ama bu bir kadının ilim öğrenmesine engel teşkil etmeyecek şekilde olması gerekir. Eğer ki bir erkek bu noktada karısının veya kızının bütün dini olarak sorularına cevap veriyorsa, bunda bir beis yoktur. Cemaat ve mezheplerdeki tahassüf hataları nelerdir? Buradaki tahassüf, tarif ederken körü körüne bağlanmak olarak, yani cemaata körü körü bağlanmak.
Yani bir kimsenin kuran bir cemaatin, bir şahsın, kuran ve sünnet dışında bir şey var ise ona bağlanılmaz, o kabul edilmez. Bir kimse bir meselesini herhangi bir mezhebin içerisinde bulamıyorsa, kendi bulunduğu mezhebin içerisinde bulamıyorsa, kendisine yakın öbür mezhebin fetvasıyla o meselesini halledebilir. Yani işte ben bu mezheptenip öbür mezhepten bu meseleyi halledemem düşüncesi mezhep tahassüfudur.
Din yaşanmak için ve o âlimler de dini yaşatmada birer ışık olmak için meydana çıkmışlar. Ve onlar bir meseleye açıklık getirmişler, kuran ve sünnet noktasından hareket ederekler. Bir meselede eğer ki bir kimse bir meselede kendi mezhebinin içerisinde onu halledemiyorsa, başka mezhepten onu halledebilir. Mesela hani doktor ameliyata girecek, on beş saat ameliyat yapacak. Naması cem etmesi uygun mu değil mi? Hanefiyedir uygun değil. Doktor adam, hemşire, personel on beş saat ameliyata girecekler. Ne yapacak şimdi o? O gündüz de öğlenle ikindiği cem edecek. Ameliyattan çıktığında da akşamla da yastıyı cem edecek. Hanefi'de buna fetva yok.
Buna fetva bir tek Arafat'ta var. Arafat'ın haricinde hiçbir yerde yok buna fetva. Ama Şafi'de fetva var, Maliki'de var, Hanbeli'de var. Bir kimse yola çıkıyor. Yola çıkacağı zaman abdest problemi var. Yolda bir daha abdest alamayacağını düşünmüş olsa Hanefi'ye göre seferi bir kimsenin cem etmesi uygun değil. Ama Maliki Şafi Hanbeli ulemasına göre bir kimse seferi iken de cem edebilir. O zaman o kimse yola çıktığında namaz kılmamaktansa bu bayan olabilir, bu erkek olabilir, bu yaşlı olabilir, bu hamile olabilir, bu çocuklu olabilir. Biz sadece sağlıklı insanlar için düşünmeyin hiçbir şey. Din sadece sağlıklı insanları değil, sakat olabilir, gözü görmüyor olabilir, kulağı duymuyor olabilir. Herhangi bir şeyden arızası olabilir.
Din zorluk için indirilmedi insanlara. Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte diyor ki bugün Allah size din olarak İslam'ı seçti ve size onu kolaylaştırdı ve sizi ona genişletti. O zaman zorlaştırmayınız, o zaman daraltmayınız. Bir kimsenin dinini yaşamasına yardımcı olunuz. Yardımcı olunuz. Mezhep taassubu içerisinde adamın namazını katletmeyin. Mezhep taassubu içerisinde adamın orucunu veya ibadetini katletmeyin. Var mı Şafi Maliki Hanbeli ulemasında? Var. Adam büyükşehirde, İstanbul'da yaşıyor. İstanbul'dan adamın bir taraftan bir tarafa gitmesi üç saat, bir de trafik sıkışırsa dört saat. Beş saat. Hadi o adama seferi halde bineğin üzerine namaz kılınırsın.
Seferi olmazsa bineğin üzerine namaz kılamazsın de, otobanda namaz kıldırttır hadi. Kıldırttırabilir misin? Kıldırttıramazsın. Bir gülüyorsun otobana, yarım metre yarım metre ilerliyor. Sen daha gecikirken arkamda kıldırttı ooo, kornayı basıyor. Evet, sen orada namazını kılabilirsin. Bineğin üzerindeki. Diyeceksiniz ki bunlar böyle, işte bunlar inşallah önümüzdeki yıllarda bunların hepsi de anlaşılacak.
Bunların hepsi de anlaşılacak. askere giden arkadaşlara ben sabahtan abdestinizi alın, potrinlerinizi giyin, potrinlerin üzerine mesle ederekten günün içerisinde namazınızı kılarsınız dediğinde herkes bana gülmüştür. Namazları cem etme ile alakalı geçen gün bir hadis daha buldum. Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri Medine'de seferi değilken dahil namazın cem ettiğine dahil hadis var. Yeni buldum, onu da yeni tespit ettim. Hayret ettim. Ha çok, bu kuvvetli bir şey, kuvvetli derken yani rivayet eden çok değil. Ama var mı hadis-i şerif? Var. Kolaylaştıracağız inşallah. O yüzden cemaat ve mezhep taassubuna girmeyeceğiz. Yani benim mezhebim senin mezhebini döver, benim cemaatim senin cemaatini döver. Benim cemaatim senin cemaatinden fazladır, benim cemaatim senin cemaatinden yüksektir.
Bunlar yanlış şeyler. Herkesin kendi cemaatini sevmesi fıtridir. Herkesin kendi mezhebini sevmesi fıtridir. Herkesin kendi şeyhini sevmesi fıtridir. Hiç kimsenin şeyhine laf söylemeyin. Hiç kimsenin cemaatine laf söylemeyin. Hiç kimsenin mezhebine laf söylemeyin. Hiç kimsenin başındaki hocasına, hacısına, alimine laf söylemeyin. Ama ölçüyün, yani Kur'an ve sünneti, bangır bangır her yerde haykırın. Kur'an ve sünnetin mesajını herkese iletin. Herkese söyleyin. Kesinlikle mesajlarınızı iletirken, mesajlarınızı iletirken, cemaat ismi konuşmadan, mezheb ismi konuşmadan iletin. İleteceğiniz mesajlar Kur'an ve sünnete uygun olsun. Bol bol hadis-i şerif okuyun.
Bol bol ayet-i kerim, kerimelerin meallerini okuyun. Ve meallerini ezberleyin. Hadis-i şerifleri ezberleyin. İnsanlara hadis-i şerif diliyle konuşun. İnsanlara Kur'an diliyle konuşun. Bizim tarikatımız konuşacağı zaman, Kur'an ve sünnet diliyle konuşsun. Bizim tarikatımız konuşacağı zaman olmazsa olmaz tasavvuf ilkeleriyle konuşsun. Olmazsa olmaz mezheb veya fıkıh ilkeleriyle konuşsun. Konuşurken onları konuşun. Yok bizim şeyhimiz uçardı. Yok bizim şeyhimiz kaçardı. Yok bizimki denizin üstünde yürüyordu. Bunları bırakın. Bunlarına benzemeyin. Bizim övünecek bir tek bir şeyimiz olsun. O bize yeter. Biz sımsıkı Kur'an ve sünnete bağlanalım. Bu sizin üzerinizi küçük görebilirler.
Cahilliklerinden veya münafıklarındandır. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak kadar büyük keramet yoktur. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak kadar büyük bir hareket yoktur. Kur'an ve sünnete yapışmak kadar zor bir şey de yoktur. Nefis almaz. Almaz. İnsan evinde yalnız kalır. Sokakta yalnız kalır. İşinde yalnız kalır. Akrabaların arasında yalnız kalır. Bu yalnızlığı göze alamayanlar bu yolda yürümeyecekler. Kur'an ve sünnet bu zamanda garip. Bu tercih için içerisinde birileri Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılıp o uğurda yürüme gayreti içindeseler keramet olarak o yeter insanlara.
Eftazip ibadet mi? Kimsenin Müslümanların bir başkasına aktarması, öğretmesi nafile ibadetten evladır. İbadetten kasıttan farzlar ise bir kimse namazın farklı olduğunu ilimle öğrenir.
Kendikten sonra sınıkı var. Namazın nasıl kılıncağını da ilimle öğrenir. Ucun nasıl tutulacağını da ilimle öğrenir. O zaman önce ne gelir? İlim. Kur'an'daki duası Rabbim ilmimi arttır demektir. Biz ilmi talep ederiz. Niçin? İbadet etmek için. Niçin? İnsanlara ışık tutmak için. Bir de bu tip şeyler çok keskin çizgidir. Yani birisi şimdi ilim öndedir ben adam ibadeti terk etmesin. Namaz gözümün nuru demiş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Namaz dinin direği demiş. Namaz dinin direği demiş. Kafirlerle bizim aramızda namaz vardır demiş.
O zaman bir kimse ilim öndedir deyip ibadetleri terk edemez. İbadet ilimden fazla deyip ilmi de terk edemez. Bir kimsenin günlük hayatını, günlük ibadetlerini yerine getirecek kadar ilim öğrenmesi fazladır. Bunun gerisi yine nafile ibadettir. İlim öğrenmek adına ibadetleri terk eder. Yanlıştır. Bir kimse de vardır ki hiç ilimle iştigal etmez. O da yanlıştır. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur ki, bir kimse ilim meclisindeyken yani şu anda ben anlatıyorum siz dinliyorsunuz. Ya dinliyor olacak ya da zikir yapıyor olacak. Bu üç halden Allah asla hesap sormazlar hadis-i şerifte.
Sizin zikirle geçirdiğiniz zamandan, ilimle geçirdiğiniz zamandan hesaba çekilmezsiniz. Namaz zaten namazdan hesaba çekilmez. O zaman kendinize bir distür çıkarın. Ya öğrenen olacaksınız ya öğreten olacaksınız. İki, geçirdiğiniz zamandan Allah sizi hesaba soracak. Muhafaza eylesin.
İbadetinizi arttırmak için ilminizi arttırın. Sizi okuyup insanlara hava atmak için değil. İlim cakası atmak için değil. İlim insana kibir de verir, benlik de verir. İlim insana bönlük verir. İlim insana hamagatlık verir. Bu halede düşmeyin. Ehli zikir olmak da bunu verir. Ehli zikir olursa insan öbür günleri beğenmemaya kalkar. Ehli zikir olunca ehli zikir olmayanları kötülemeye başlar. Ehli zikir olunca ehli zikir olmayanları sanki onlar küfür ehliymiş gibi görmeye başlar ki bu da çok büyük yanlıştır. Bunlara asla düşmeyin. İlmi kendi hayatımızı yaşamak için öğrenin. İlmi kendi etrafınızdaki insanlara faydalı olmak için öğrenin. Ama ilmi insanlara hava atmak için öğrenmeyin.
Allah muhafaza eylesin. Bu sizi şeytanlaştırırdı. Şeytan da ilim eyleydi zahiri olarak. Onun kibri, onun şatahatı, onun şatafatı, onun inadı, bilgiçliği cennetten kovulmasına ve ebedi cehennemlik olmasına sebep oldu. İlim sizi o noktaya getirmesin. Allah muhafaza eylesin. Kalkın da ben bunu biliyorum. Senin anlatmana gerek yok. O ilimsizliğini gösterir. Bir kimse Kur'an'dan, sünnetten, hadisten, fetvadan bahsederken siz ona heva ve hevesten bahsetmeyin. Siz de onun tezine karşı Kur'an, sünnet ve imamların iştadını koyun önüne. Yobazlık, yobazlık, gericiliği karşısına, onun karşısında kibrillilik göstermeyin.
İnsana zahirle konuşursun. Dinle konuşursun. Sıvacıya sıvacı dilinden konuşursun. Şoföre şoför dilinden konuşursun. Bir kimse hadisi şerif naklediyorsa, senin de bir bilgin varsa sen de bir hadisi şerif koyarsın sofraya. Bilgin yoksa dinlersin, Allah razı olsun dersin, evde biz de bakalım eserlere.
Soracaklarımızı da soralım dersin, ayrılırsın. İlimde iddialaşmak, bencillik, inatçılık yoktur. Allah muhafaza eylesin inşallah. İslam itikadına göre dinin menşe-i vahiy ve nübüvvettir. Dini ve şeriatı nasıl anlamalıyız? Kur'an-ı Kerim nübüvvet belli bir ikisinin üzerine oturtulmuştur. Üçüncü bir şeyi yoktur.
Eleman detayları buyurur ki size iki şey bıraktım. Birisi Kur'an, birisi sünnet. Kim buna sımsıkı yapışırsa kurtuluşa yarar. Ümmetim aynı zamanda yetmiş üç fırkaya bölünecek. Yetmiş ikisi fırkaydı halde de olacak. Birisi fırkayı nacide olacak. Kim ya Resulallah? Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırsa o fırkayı nacidir. O zaman ilim de Kur'an ve sünnettir. Fıkıh da Kur'an ve sünnettir. Hadis de Kur'an ve sünnettir. Fetva da Kur'an ve sünnettir. Tarikat da Kur'an ve sünnettir. Hakikat da marifet de Kur'an ve sünnettir. Bir düşünce, bir yol, bir hareket, bir davranış. Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe doğruların en doğrusudur. Onun üzerine bir sünnetten geçtiği müddetçe.
Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe. Eğer ki bu ikisine uymuyorsa, bu kimden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin, yanlıştır, şeytanindir, heva ve hevestir. Bütün din olarak, din olarak kaba sünnet ve imamların iştahına uyacak. Alışveriş hükmü nedir? Faiz midir? Vadeli alışverişler faiz değildir. Kim vadeli alışverişlere faiz der ise tehdit, iman, tehdit, nikah gereklidir. Alışverişlere bu faiz gibidir derse, bu faiz derse ona tehdit, iman gerekir. Nikahlıysa tehdit, nikah gereklidir.
İslam vadeli alışverişleri haram kılmamıştır. Kılınmayan bir şeyi haram kılarsa kendine din arasın. Bu İslam değildir. Alışverişlerde, işin ile vadeli arasında fiyat farkı vardır. İslam da onu kabul etmiştir. Fiyat farkını da, kim faiz derse o da yenediğin arası. Bir malda, yirmi tane fiyat, iki fiyat olmaz. Ya peşin olarak alınacaksın, ikisinden biri. İki fiyat olmaz.
İki fiyat olursa, o kimse az olan fiyatı alan adam, az olan fiyatı seçme özgürlüğü var. Satanın gıkını dahi çıkaramaz. Bu farklı bir şeydir bakın. İbadet yap, abdest gerekir mi? Hayır. Gusül büyük abdesttir. Bir kimsenin gusül aldıktan sonra namaz kılmak için ailekten abdest almasına gerek yoktur. Bir kimsenin guslettikten sonra, gusül abdest aldıktan sonra, yok namaz kılmak için, yok oruç tutmak için, yok cumaya gitmek için, yok başka bir şey için yeniden abdest almasına gerek yoktur. Bu insanların kendi içlerinde bir şeydir.
Ateş, ateş üstüne, nur üstüne nur olur. Nur ala nur olur. Eyvallah. Ona söyleyecek bir sözüm yok. Zerdüştük, ateşe tapanların dini. Ve Kürtlerin dini zerdüş değil. Bunlar Yahudilerin, Siyanüslerin, Masonların işi. Bunlar gavurların kafirlerin işi.
Bunlar İngiltere'de Müslümanların içine konan elbomu gibi bu düşünceler. İnsanların dillerinden dolayı, renklerinden dolayı, ırklarından dolayı, gümlerinden dolayı. İnsanlarının üzerinde bir soru işareti belirirse, vallahi kendi imanına baksın. Biz şu an İstanbulçu değildir.
Sizime müsaade etmiyorum. Bu noktasında tedavi edebildiğim yere kadar tedavi için uğraşırım.
Kesinlikle ne çocuklarımın, ne bir başkasının, hiçbirisinin bir organını almam. Hakkini kaderi böyleymiş derim. Bütün çabayı, gayreti sarf ederim. Ya bu sohbet yapıyorsunuz, bu konuda arkadaşların bir kısmı çelişkiler.
Caiz mi değil mi? Caizse bunun delili nedir? Caiz olmadığına dair delil getireceksiniz. Bu soru geliyor bana, merak etmeyin. Birisi bir fetva getireceksiniz. Bir fetva. Ya helallarla.
Bizim dinimiz helallarla değil. Şimdi bu helal mı diye sorulmaz. Bu haram mı? Arasında fark vardır. Bir şey helal mı diye sorulursa, o kadar çok soru çoğalar ki. Sorarımlar, gömleğin helal mı? Bize din olarak haram uzaklaşmamız emredildi. Bize din olarak haramların haricindeki şeylerin, bunlar haram mı diye veya helal mı diye din olarak bize bildirilmedi.
Hız mı buradaki inceliği? Bir kimse vardır. Hanımını çarşıya göndermiyordur. Otobüse bittirmiyordur. Şu yukarıdaki karnı yazdıysa çıkabilir. Buradan çıkabilirsin. Burada sohbeti bozmak noktasında değil hiç kimse.
Burada bin kişinin adını, bin kişi için bin kişiyi mi feda edeceğiz? Evet. Sohbeti dinlemeyeceksiniz, gülfen dışarı çıkın. Sohbeti dinlesin, Cafer. Ya da buyursun çıksın dinlemeyeceksen.
Bundan kesinlikle uzaklaşırız. Bir şeyi haram eden şey, Kur'an ve sünnetle sabittir. İmamların iştahatlarıyla sabittir. Eğer ki bir kimse hanımını otobüse, taksiye, çarşıya, pazara göndermiyorsa tek başına öper başıma koyun. Der ki o, sohbete de gitmeyeceksin. Adamın hakkıdır bu. O zaman kadın ona rüya anlatacak, rüyasını tevil edecek. Orosuna cevap verecek. Dün akşam kulutların üzerinde dolaşıyordum.
Bey bunun tarifi nedir, meali nedir? O da ona cevap verecek. Bu noktada ise söyleyecek mi sözüm? Yok. Müslüman bir Mürşid-i Kamil'i bulması için ne gibi yol takip etmesi lazım? Mürşid-i Kamil'in şartları nelerdir? Elleri iyi çalışacak o arkadaşım. Bu işler el yorundan bulunuyor. Adamın yanaklarını filan dolgun mu? Eti butu yerinde mi? Gözü kaşı yerinde mi? Ondan sonra bakıyorsunuz, aa tamam bu sevirmiş. Bu tam kemale ermiştir diyorsunuz. Tabi insanın sevirmesi de, sevirme noktasında kemaldir. E de bu işin bir de tam bakıyorsun, adam yakışıklı güzel saçı sakalı yerinde, kılık kıyafeti yerinde.
O da güzel bir şey. Bu da gözle bakmak. Gözle bakmak. Bir de adamı dinliyorsun, sesi mikrofonik mi, hitabeti yerinde mi? Bu da kulağın o kimsenin üzerinde hükmü olmuş oluyor. Bunlar şaka değil. Bir kimsenin sevmesi duygularıyla, duyu organlarıyla gerçekleşir. Bir kimse görecek, sevecek onu. Bir kimse duyacak, onun konuşmasını sevecek. Bir kimse elliyecek onu, tokalaşacak, o sıcaklığı hissedecek. Siz bunları şaka olarak algılıyorsunuz. Hayır. Bunların gerçek payları var. E bir de işin Kur'an ve sünnet noktası var. Orayı kimse aramıyor zaten. Asıl burası lazım ama orayı hiç kimse aramıyor. Kur'an ve sünnet noktasından. Onun bir daha özü var. Bu işin kalbi olarak, manevi olarak kurulması lazım.
Orası da bize çok güzel. Allah muhafadaylası. İlim meclisinde ilim sohbeti olurken o esnada aynı mekanda namaz kılınır mı? Yukarıda kahali soruyorsunuz herhalde. Okuma, yazma, bilmeyen annen var. Dualarını tam bilmiyor, namazını kılar. Bindiği kadar kılacak. Namazı tamam. Namazı tamam. Fatiha'yı bildirmeyi tamam namazı. Zammu sure. Bir an onun kutsun. O bilmiyorsa Fatiha yeter. Onu da bilmiyorsa tevhidle yatsın, tevhidle kalksın. O da yeter. Yatsın. Allahu Ekber desin kalksın.
Öğreninceye kadar. O da yeter. Sen bahseder misiniz? Kitap soruyorum ben mübarek anamadım. Mesajlarına çıkarmadım. Devletten böyle nübüvvet anlatıyorsun zaten. Özel ayrı bir esas değil ki. Nübüvvetin esası kural, sünnet ve imanların iştahıdır.
Onun haricinde başka yeni bir şey değil ki. Yol olarak bir kimse tarikat noktasında giderken, sizin esaslarına mı gidecek? Nübüvetin esaslarına göre mi? Bu sorgulansın. Biz de bunu zaten her ders Allah'ın izniyle, evimizden geldiğince anlatıyoruz. Evet. İşlediği bütün günahlardan geri dönmesidir. Bir kimsenin günahlarını helak edin, sevdiğini beyan ettiyse, biz tövbe etmeliyiz.
Allah'ın usullarından, kaidelerinden birisi, bir kimse yarabbim ya bu günahları işlemeyeceğim, beni affetler. Bir kimse Allah'ın mevveri der, bana merhamet eyle, bana affetler. Dua eder. Ben daha bu günahları işlemeyeceğim. İçinde o günahlara karşı muhabbet var ise, sevgi var ise, ve onu söyledikten sonra gidip yine aynı günahı işlediyse, o kimse hakiki manada, öz manada tövbe etmemiştir.
Yani, Kalimenin söylediğiyle, nasuhi bir tövbe olması gerekir ki, bu tövbenin özü, bu tövbenin ası, geri dönülmeyen bir tövbedir. Tövbe edecek, geri dönmemek üzere tövbe edeceksiniz. Yani bir daha o günahlara dönmeyeceksiniz. Bir daha o kusurlara, yan kıymete, dedikoduya dönmeyeceksiniz. Yüz kez Allah'a, kendimizi günahkar katta yeri yok.
O kimse, o kimsenin, kimseyi kibir, hakim olmuştur. Uzak ise, Allah'tan da uzaktır. Tövbeden, tövbeden uzaktır. Dilinizde tövbeyi, gece gündüz Allah'a tövbe, günahlarınız için, yanınızı sevaba çekin.
O yüzden muhakkak, tövbe, muhakkak, dibine sımsıkı sarılın. Tövbeyi, namazı, dersinize asla tersini çeker. Bir müddet sonra evinde de dersini terk eder.
İki saat sonra çekerim, yatacağım zaman çekerim, der yatağı. Kususuzluk onun üzerine, harekata gideyim de ne yapayım ki?
Dersimi çekerekten yapabilirim. Ondan sonra bir dersimi çeksem, derslere gelmesem olur mu? Nasıl olsa da gider, söyler. Ama bizim rahmetli şey efendi olur diyordu. Dedim canı sıkıldı.
Olmaz. Çek burada. Burada bir teri, buranın kokusu üstüne sincek. Diyecekler ki, birini teyzem ver.
İki eviniz, iki gücü bırakır.
Kendi kendinize dersiniz, dersiniz ki, ya bu akşam nerede ders var? İki gücü bırakır, dersleri aramaya başlarsınız. Eserinizi, arkadaşlarınızın, kalasından, şeytana, nemfikliğini kaybeder,
umetini kaybeder, farklı noktada durur. Temizlenmenizi istiyorum.
Günahlarınızın dökülmesini istiyorum. Sizin her gün bir anlattır, on altı yıldan beri. Bayındırızlar arkada on dokuz yıldan beri. Beni sevin, bana tabi olun, bana bağlanın, bana biat edin. Bunlar ucuz şeyler benim için. Bom bom. Bom bom. Dünya geçici. Ülkümüz de vardı, paramız da vardı.
Şanımız, şöhretimiz de vardı. Geçti gitti bitti. Anneniz geçici, babanız geçici, eşleriniz geçici, çocuklarınız geçici, arkadaşlarınız geçici. Bugün dost gördünüz, yarın düşman olur. Düşman gördünüz, yarın dost olur. Allah'ı seveyim. Bunların hepsini muhakkır... Ondan sonra en kötü lafları o söyledi. Hepsini geçiyor. Saktırmayın. Her gecenizi tövbeyle geçirin.
Ve her gününüzü zikrullahla geçirin. Muhakkak derslerinizi çekin. Dersleri çekerim. Hakkırın. Helal olsun kardeşim. Allah mübarek etsin. Allah senin yolunu hayal etsin. Titce, titizlikle namazınızı kılın.
Namazınızı kılın. Hepsini götürme.
Eğlerimizi oraya getirmiyor. Çünkü... İstedikleri gibi eğim büküyorlar evler. Siz eve gidin, eşlerinizle helallaşın bu gece. Gidin dedim, eşlerinizle helallaşın bu gece. Duymuşlar bunu. Gidip yapanlar var ya, yapmayanlar telefon açtılar. Bunlar sizin dervişiniz mi? Değil mi şimdi? Bunlar size bağlı mı? Değil mi? Neden? Ne oldu? E siz demişsiniz ki, eşlerinizle helallaşın. Bunlar bize söylemediler. Hatırlattık dediler. Birisi dedi ki, hatırlattık ertesi gün. O benim abim, üstadım değil. Yapmak zorunda değilim demiş. Bunlar helallaşmak zorunda geliyor. Sık sıkın.
Birisi hakkında bize laf söyleyemesin. Aynı dergahımızın adı. Konuşma kardeşim, bizim kardeşimiz o. Bitti. Hatırlattık değil. Bu cemaat değil, Allah bizi affetsin. O yüzden birbirlerinizi sevin. Birbirlerinize selam verin. Birbirlerinizle muhabbet edin. Birbirlerinizin eksiğini, kendini kapatın. Bir kardeşinizin eksiğini gördünüz mü? Onun eksiğini tamamlayın, kapatın. Onun eksiğini, kusurlu meydana çıkarmayın. Allah da sizin eksiğini, kusurlu meydana çıkarır. Bir kardeşinizin yanlışlığını, bir başkasına aktarmayın. Nasıl olur? Tövbe, zihir, ibadet, namak kaçmaktır.
Sünnete, sımsıkı yapışmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak bizi salihlerden eylesin. Salihlerle beraber eylesin. Arkınızda helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bu akşam biz, hatmini yapacağız diye söylemiştik. Değiştirdik. Arkınızı bundan da helal edin inşallah. Bu noktadaki zikrini, büyük bir çoğunluğumuz ezberleyemiyor diye düşündük.
O yüzden, Yunus aleyhisselamın, hatmesini yapacağız bu gece inşallah. Hakkınızı tekrar helal edin. Destur ya Allah bismillah. Destur, otur. Otur bir bağışlamaları yapalım. Otur. Bağışlamaları yapamıyorsun. Otur. Hakkınızı helal edin. Dışarıda var mı insan? Burda kapalı spor salonunda, kutlu doğum haklısı etkinlikleri var. Şimdiden söyleyeyim. Bin kişi var mıdır? Sekiz yüz, dokuz yüz kesin mi? İşi getirecek herkes. Beş bin kişi yapar zaten. Programı inşallah. Ayın on dokuzunda, Cuma gecesi, inşallah.
Perşembe akşamıymış. Pardon. Ne? Olmuyoruz. On dokuzu perşembe akşamıymış. Hacıcı haberler ver. Her gün cumayen geliyor. On dokuzu perşembe akşamıymış. O zaman burada ders olmayacak. O zaman önümüzde kafta var ders. Bir daha kaftaya yok. Kaftayken burada ders aktarız ama şimdi bütün herkes burada. O yüzden şimdiden söyleyelim. Ayın on dokuzunda aşağıdasınız inşallah. Cumartesi günde bayanların hatvesi var burada. İnşallah onu da hanımdanınıza söyleyin. Hakkınızı helal edin. Üç ihlas fıkartı edelim. Fahri kâina, selübüm ve müza.
Sevgili Peygamber Efendimiz'in ruh şerplerine. Adem aleyhisselamın aleykisinin arasında gelmiş, geçmiş bütün Peygamber inşallah. Mübarek ruh şerplerine. Osman'ın üzüm yürüdüğün aleykisinin tezâratı Allah'ın efendilerine. Evlâd-ı Resulullah. Sevdihat-ı Resulullah. Ashab-ı Resulullah. Şühedâ-ı Resulullah. İmamız İmam-ı Azam'ın ve Hanife. İmam-ı Şafi. İmam-ı Malik. İmam-ı Muhamber-ı İmam-ı Eşar. İmam-ı Matur. İmam-ı Muhammed. İmam-ı Yusuf. İmam-ı İmam-ı'nın Azatır. Lâsı ve salâre île Ya Rabbi. Lâreyle Yâ Rabbi. Buzadanların ifimden, şefiattan üzerinden eksik eyleme Ya Rabbi. Kuran-ı Sünneti anlayıp yaşadıkları gibi sizlere anlayıp yaşamak nasib ve mü eser eyle Ya Rabbi.
Üç ihlas bir Fatiha işe de ama. Seyyid Akbeder Ifahi, Seyyid Akmed Albedevin, Seyyid Ibrahim Ünali Şehreni Şehf.
Şah-ı Nakşibendi Muhammed-i Bahad-din, Şah-ı Mevlân-ı Celâlet-i Rûmî, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Vesel karını Mahmud-i Halvet-i Cevvet-i Müşâfî-i Sûmûr. Muhiddîn-i Arâbî. Muhiddîn-i Üftâdî Hazretleri Mûhdan'la, bütün bir plan Hazretleri Mûhdan'ı hediyeledik. Vâsım ve sadâr eyle, Ya Rabbi. Biz onlarının himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme, Ya Rabbi. Bunların tarikat-ı Muhammed'i anlayıp yaşadıkları gibi bizler de anlayıp yaşamak nasip ve müyesser eyle, Ya Rabbi. Bunların yolları ile, halleri ile hallenmeyi, yollanmayı nasip eyle, Ya Rabbi. Üç İddias bir Fâtiha-i Şerif. Geçmiş bütün velilerin, nürşid-i kâmillerin, evliyaların aşika, sadika, mütbaan, ehliman, la ilâhe, ehlinallâhu, Muhammed'in Resûlullah diye bütün mümhüm-i münatırlıklarına, yaşayan nürşid-i kâmillerin, evlilerin aşika, sadika, mütbaan, ehliman, la ilâhe, ehlinallâhu.
Muhammed'in Resûlullah diye bütün mümhüm-i münatır ruhaniyetlerine, bütün kardeşlerimizin ruhaniyetlerine, cedde cedden ruhaniyetlerine, akraba tarikatlarımızın, komşularımızın ruhaniyetlerine, arkadaşlarımızın ruhaniyetlerine, bize selam eden, vermeyen, seven, sevmeyen, bütün kardeşlerimizin ruhaniyetlerine, vası ve istadar eyle ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah. Estağfurullah el-azîm el-kerîm el-ezîle ilâhi. El-kayyuhu ve türbile görece. Bismillahirrahmanirrahim. Eftari zikir fâlemennehum.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.