mustafaozbag.org

170. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Ocak 2012 · 45:53

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü mübarek eylesin, iyi eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Şu güzelmiş ya, dervişlerinizden hoşnut musunuz? Eğer bizden hoşnutsan, Allah ve Resul de bizden hoşnut olur, dualınızı eksik etmenebilir.
Bizim hoşnutsuzluğumuz olmaz, Allah bizi affetsin inşâAllah. İsteriz ki herkes daha iyi olsun, daha hoş olsun, daha güzel olsun. Bizim sufi hayatımızda derviş kardeşlerden şikayet söz konusu değil. O yüzden hiçbir zaman kardeşlerden şikayetim olmamıştır.
Hep şöyle bakarım meseleye, lazımmış, bu da böyle olacakmış. İnsan hayatı yaşayacak. Hasan yeter, milleti öldürdün. İnsanlar sonuçta hayatı yaşayacaklar, hayatı yaşarlarken de başlarına her türlü problem, olay gelecek. Her türlü insanla da hemhal olacak.
Düz bir hayat yaşamadım bugüne kadar hiç ben. Dervişliğimden önce de, dervişliğimden sonra da. Cenab-ı Hak bana öyle bir hayat nasip etmemiş. Hayat kurgusunun içerisinde öyle düz, böyle ne bileyim işte girintisi çıkıntısı olmayan, inişi yokuşu olmayan, böyle problemsiz, sıkıntısız, böyle ne bileyim hani böyle kenarda, kıyıda, köşede etliye sütliye karışmayan, hiçbir böyle sıkıntısı olmayan, hiçbir problemi, derdi olmayan böyle bir hayat hiç Cenab-ı Hak bize bahşetmemiş.
Elhamdülillah. Buna da hamd ediyorum öyle yani bu noktadan şikayetçi değilim. O yüzden arkadaşlardan, kardeşlerden de öyle bir şikayetim yok, şikayetçiliğim yok. Kendine yapıyor herkes. Benim hiçbir kardeşten özel bir isteğim olmaz. Kendime ait. Hiçbir kimseden. Arkadaşlar, eski arkadaşlar bunu bilirler, yeniler de görüyorlar şimdi. Eski yeni diye ayırt etmek istemiyorum. Artık eskisi yenisi kalmadı. Bu noktada herkes eskiyor da. Benim hiçbir özel bir işim olmaz hiç kimseyle. Özel bir isteğim olmaz, özel bir hizmet isteğim olmaz, özel bir şey mi olmaz? Herkes Allah yolunda koşacak.
Koşarken de kendince koşacak. Herkes kendine koşacak sonuçta. Başka bir şey değil. Dervişlerin, üstadın yanındaki hal, hareket, tavır ve davranışları nasıl olmalıdır? Özellikle üstadın umama hitap ettiği, toplumla içli dışlı olduğu ortamlarda dervişler nelere dikkat etmelidirler? Şimdi bu geniş bir sohbet.
Bunlar tabii zaman zaman hep konuşulması lazım ve cevap lazım. Bunlar konuşularaktan öğrenilecek, eyvallah. Bilmeyen arkadaşlar olacak, o yüzden onlar da böylece bilmiş olacak, öğrenmiş olacak. Bir kısmı da normalde biliyormuş gibi olsa da bir şekilde tekrar edilmiş olacak. Hiç kimse bu sohbetlerden üzerine bir şey alınmasın, alınganlık yapmasın, dersini alsın herkes.
Şimdi bir şeyin illeti meydana çıkınca o şeyle alakalı hüküm verilir. Bir şeyin illeti yoksa onun hükmü de yoktur. Ne zaman sıkıntı oldu, illet oldu, onun hükmü o zaman meydana çıkar. Ben bunu sigaraya da ona bağlarım. Yani sigara, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında yoktu. Dört halife zamanında yoktu. Sigaranın tarihçesi 600-700 yıllık en fazla yoktur bile. Osmanlı'da 300-400 yıllık tarihçesi. Öyle olunca sigaranın illeti sonradan çıktı meydana. Şimdi teknoloji daha da ilerledi, tıp daha da ilerledi. Sigaranın illeti iyice belli oldu. Sigaranın illeti iyice belli olunca hükmü tam olarak oturacak. Şimdi sigaraya haram diyoruz, örnek.
Ama bundan 200 yıl önce verilmiş bir fetvayı alıp getiriyor herhangi birisi. Ya sigarayı filanca mekruh demiş diyor. İşte daha önce bir fetva çıkarmış adam veya birisi söylemiş. Sufilerin cigarasına dokunmayın demiş. Ya filancanın filancanın filancanın üstadı demiş ki diyor. Sufilerin cigarasına dokunmayın. Şimdi normalde o gün için illeti bilinmiyor daha. O zat da sigaranın illetini o gün için görebilmiş olsaydı o günden derdi ki sigara haram. Bugün için illeti belli. Boğazla alakalı, akciğerle alakalı, kalple alakalı, damar sertliğiyle alakalı, solunum yollarıyla alakalı. Kanserin sebebi %80. Sebebi sigara.
Böyle olunca hiç kimse sigaraya helal diyemez. Böyle olunca hiç kimse sigara mekruhtu, menduptu, yok işte israftı, yan geldiydi, çamura battıydı demez. Diyemez. Bir tanesi az yemiş, çok uyumuş, geldi dükkana işte bununla alakalı benimle tartışacak dedim. Hiç burası tartışacak yer değil. Gel sohbete orada dedim bana bilgini aktar. Önemli değil. Burası benim iş yerim. Ama bana bir tek bir şey söyle dedim. Helal mı dedim durdum. Dedim sen sufisin öyle değil mi? Evet. Ne diyor dedim sufilerin fetvasında? Şüphelileri dahi terk ettemiyor mu dedim ben? Evet dedi. Sufi dünyasında şüpheli haram mı dedim ben?
Evet dedi. Bunu dedim sigarayı şüphelilere dahi koysan haram mı dedim ben bu fetvaya göre? Evet dedi. Ne yapmaya geldin şimdi benim yanıma buraya dedim ben? Kaldı. Seni nefsin getirdi buraya dedim. Sen tövbe et. İlleti çıktı meydana. Şimdi sufi adab erkanı açısından da zamanına göre, zeminine göre, illetine göre edep erkan değişir.
Ya değişir mi? Evet değişir. Bu sufiliğin yaşandığı şehre göre, şehrin adabına, erkanına göre, kültürüne göre, o beldenin adabına, erkanına göre, kültür, bakış, adet, oradaki anlayışa göre adap değişir. Şimdi diyeceksiniz ki ya, ya böyle adap değişir mi? Evet değişir. Bundan 20 yıl önceki adabla 20 yıl sonraki adap da değişir. Örneklerim ya, önceden mesela Şeyh Efendi'nin yemekte olduğu bir yere davet gerekmezdi. Herkes oraya elini kolunu sallaya sallaya gider, yemeğini yerdi. Şeyhin bulunduğu yer, ders yaptığı yer, zikir yaptığı yer, sohbet ettiği yer, asla o şahsa ait değildir. Orası üstada aittir.
Üstada ait olduğu için, adap böyle olduğu için, her derviş oraya elini kolunu sallaya sallaya gelir. Önceden böyledi ama bu değişti. Bu önce Bursa'da değişti. Ben bunu ödemişle değiştirmeye kendi kendime düşünüyordum. Fakat orası kaldırıyordu. Bir müddet sonra orası da kaldırmadı ama ben çıktım oradan. İlk zamanlarda bu böyle devam ediyordu. 10 kişi, 20 kişi, 30 kişi, bir yemekte 40 kişi oluyordu, 50 kişi oluyordu. Hadi 60-70 kişi oluyordu. Bunu kaldırıyordu ilk derviş kardeşler. Büyüdü. 100 kişi olmaya başladı. Bir yerde yemek var, selamünaleyküm diyen geliyor. Tamam gayet normal, gayet doğal. Yemek bitiyor, ekmek bitiyor, çatal dayanmıyor, kaşık dayanmıyor.
Yok nereye yetecek? Bir evde olsa olsa, en fazla bir evde, hadi iki takım olsa 24 kişilik vardır. Hadi o biraz daha hali vakti yerinde olsun, 30 kişilik kaşık çatal olsun. Bitti. Şimdi sıralasam burada 40 tane kaşık çatalı olan bir ev var mı diye çok az çıkar. Gerek de yok, israf zaten. Bakın gerek de yok, israf zaten. Bu adabı biz Bursa'da kaldırdık. Kaldırış sebebimiz ne? Ya kardeş, bir eve 50 kişi, 60 kişi bir apartmana giriyor, mümkün değil. Bir de Bursa'nın konjüktürünü, halini, ahvalini bilmeyen herhangi bir zakir kardeş geliyor dışarıdan. Apartmanın ortasında çok mühim bir iş yapıyormuş gibi. Bir de zikrullah yaptırıyor, polis kapıdan.
O yaptıran kardeş, kendi evinde yaptıramıyor öyle. Ha, o dersi öyle yaptıran kendi evinde yaptıramıyor. Dersi öyle yaptıran kendi evini de açamıyor. Biz bunları biliyoruz. Böyle olunca dedim ki yok, davetliler gidecek sadece yemeğe. Ortalık ırgalandı, nasıl olur böyle bir şey diye. Şeyh Efendi'ye şikayet ettiler, işte kafalarına göre insan davet ediyorlar, herkes dostunu davet ediyor dedi. Şeyh Efendi'ye dedim ki efendim bir geliyor 100 kişi, kimin kaşığı çatalı yetecek dedim. Doğru söylüyorsun Mustafa Efendi dedi. Doğru söylüyorsun oğlum dedi. Kimsenin yetmiyor, tepsi yetmiyor, sinin yetmiyor, tabak yetmiyor, kaşık yetmiyor. İlleti çıktı ortaya. Şimdi örnek, şimdi de arkadaşlar, kardeşler bu tip meselelere bakarken biraz böyle sınırı pek dikkat edemiyorlar.
Ben hiç kimseden özel bir servis beklemiyorum. Bu sohbeti şimdi bütün herkes dinlediğinden o yüzden çok rahat konuşacağım. Benim ayakkabımın tutulmaya ihtiyacı yok, paltomun tutulmaya ihtiyacı yok, elimdeki malzemelerin alınmaya ihtiyacı yok, kitabımın alınmaya ihtiyacı yok. Benim peşimden koşmanın, benim ihtiyacım yok. Bunları istemiyorum. Benim yanımda dikilmeyi istemiyorum. Bana özel hizmet istemiyorum. Asla. Rahatsızım bunlardan. Utanıyorum kendi kendime. Birisi benim elimden bir şey alsa, yani vermesem onun gönlü incinecek diye düşünüyorum. Verince de kendi kendime canım sıkılıyor. Veyahut da işte örneğin giriyorum, paltomu alacak bir arkadaş.
Rahatsızım ondan. Veya yanaşıyorum bir yere, arabaya koşturuyorlar. Nereye gidersem gideyim. Rahatsızım bundan. İstemiyorum. Bu hani Adaf ve Erkan, üstadın kendi durduğu noktaya göre değişir. Bazı üstadlar vardır, dervişlerin peşinden koşmasını ister. İstemiyorum. Bazı üstadlar vardır, işte uçurulmak ister. İstemiyorum. Bunu herkes istemiyorum der belki de de. Ben gerçekten istemiyorum. Bundan rahatsızlık duyuyorum. Veya birisiyle bir şey konuşuyorum, herkes oraya üşüşüyor. İstemiyorum. Her dervişin özel bir şeysi olabilir. Bir derviş benimle bir şey konuşurken bir başkasının onun dinlemesini istemiyorum.
Bir kadın veya erkek birisi gelmiş benim yanı başıma kadar yaklaşmış, benimle bir şey konuşuyor. Bir başkası da onun yanına geliyor. İstemiyorum. Onun özel bir soracağı vardır, özel bir konuşacağı vardır. Hani kadının birisi geldi ya, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni çağırdı, yakasından tuttu. Ona fısırsız bir şeyler söyledi. Hazreti Ayşe Validemiz bunu konuya aktarırken o kadar diyor dinlemek istedim ki. Ama diyor o kadar sessiz konuştular ki ne konuştuklarını anlayamadım. Kadın çünkü özel bir meselesini aktarıyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne. Onun bir başkası tarafından dinlenilmesini istemiyor.
Bu bütün dervişanın hakkıdır. Bu üstadı korumak için etrafına çevret yapmak gerekmez. Üstad kendisini korutmak istiyorsa çıksın dağın başında otursun. Bizim yolumuz celvetiye yolu. Celvetiye ne demek? İnsanların içerisinde yaşayacak o kimse. Bizim halvetimiz insanların içerisinde. İnsanların eziyetine katlanaraktan yaşamak. İnsanların iftiralarına, insanların dedikodularına, insanların zararlarına, insanların iğnelemelerine, hançerlemelerine, laflarına, laflarıyla beraber yaşamak bizim yolumuz. Celvetiyelik bu. Celvetiyenin halveti bu. Halvet var sufilikte. Bizim halvetimiz insanların içerisinde.
İnsanların her türlü sıkıntısını, derdini, problemini, her türlü meşakkatini of demeden yürümek. Onlar yapacaklar sana. Sen of demeden yürüyeceksin. Ve bu noktadaki halvet, asıl halvet, kalbini dünya sevgisinden arındırıp, kalbini makam sevgisinden arındırıp, kendini mevki sevgisinden arındırıp, kendini böyle baş olma sevgisinden arındırıp, o kalbi Allah'ın misafirhanesi haline getirmek.
Yolumuz bu bizim. Öyle olunca, ben etrafıma koruma çemberi istemiyorum. Ben etrafıma bir hizmet çemberi istemiyorum. Ben etrafımda hiç kimseyi istemiyorum. Hiçbir kimseyi. Bakın, hiçbir kimseyi. Bunda hiç bir kimse kendi kendisine, ya beni de istemedi, seni de istemedim. Böyle düşünen birisi varsa. Ben kendi işimi kendim yaparım. Kendi yolumu kendim giderim. Kendi çarabımı kendim giyerim. Kendi ayakkabımı kendim kaldırırım. Kendi elbisemi kendim toplarım. Kendi çantamı kendim toplarım ki yapıyorum. Yapmak isteyenlere, böyle kırılmayacağını anladıklarıma yaptırmıyorum. Bu noktada çok rahatım. Bir şey yaptıracaksam, bunu hiç kimse üzerine alınmasın.
Kendime ait hususi, dostlarım da var. Dostlarım da var. Açarım telefon, şuraya şu lazım, bunu getirin bana diyebileceğim dostlarım, arkadaşlarım, kardeşlerim var. Bu noktada, ya ben dostu değil miyim diye düşünebilir mi kimse? Düşünebilir. Düşünebilir onu da. Bu önemli değil benim için. Hakkınızı helal edin. Ama ben bir şey istemiyorum. Etrafımda arkadaşların çember olmasını istemiyorum. Veya ben yolda giderken, bir sohbet yerinde, bir yerde, arkadaşların tek sıra izah edilip, iki taraftan şey yapıp, bana boyun kesmelerini istemiyorum. Dışarıda, herhangi bir salonda, herhangi bir yerde, herhangi bir yerde, arkadaşlarım böyle koridor olup da bana boyun kesmelerini istemiyorum.
Hayır. Dışarıda boyun kesmelerini istemiyorum. Hiçbir yerde. Burada dahil. Ben istemiyorum. Bu, bakın gün geçtikçe, gün geçtikçe bu adapların, bu edeplerin gerekli olmadığını hepimiz göreceğiz. Sevmek, o değil çünkü. Sevmek, şekil olarak burada boynunu büküp de içinden isyan etmek değil. Sevmek, şekil olarak boynunu büküp lafı dinlememek değil. Sevmek, paltomu almak için koşturup da asıl koşması gereken yere koşmamak demek değil. Değil bunlar. Yol koşun. Edeb koşun. Koşun. Hizmete koşun. Bırakın siz beni. Ben yolumu bulurum. Ben yapacağımı yaparım.
Ben gideceğim yere giderim. Ben gideceğim yere giderim. Yolda uyurum giderim ben. Yolda kalırım giderim ben. Benim bu noktada herhangi bir şeyim yok. Bir sıkıntım yok. Veya taşınacak bir şey varmış. Taşırım ben. Hiçbir sıkıntım yok. Benim yanımda birisinin olmasına gerek yok. Önceki üstadlar böyle şeyleri çok severlerdi. Mesela bazı yerlere gidiyorum yola çıkıyorlar. İşte yollarda karşılıyorlar. İstemiyorum. Onlar da dinliyorlardır şimdi bunu. Utanıyorum ben bundan. Mümkün olsa biliyorum onların orada durduklarını. Yolu değiştirme mümkün olsun. Yolu değiştireceğim. Bakın yolu değiştireceğim mümkün olsa. Üzülüyorum ben buna. Utanıyorum.
Bu değil benim istediğim şey. Bu dergaha hizmet etmek isteyenler bu dergahta muhakkak ki kendilerine bir yol bulurlar hizmet için. Muhakkak bu dergahta koşturmak isteyenler kendilerine muhakkak koşturacak bir alan bulurlar. Bu dergahta üstadı sevecekse bir kimse muhakkak üstadı sevebilir. Üstadı sevmek, üstadın patosunu tutmak demek değildir. Bunu Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin onun zamanında da söylüyordum. Şeyhi sevmek, onun işte ne bileyim etrafında koşmak demek değil. Onun dediğini yerine getirmek. Onun adabını yerine getirmek. Tekkeye hizmet etmek, dergaha hizmet etmek. Muhakkak ki etrafımızdaki kardeşlerimize hizmet edeceğiz. Muhakkak ki etrafımızdaki insanlara nefes olmaya çalışacağız, soluk olmaya çalışacağız.
Arkadaşlar, kardeşler, asıl önemli olan birbirinizi götürmeniz sizin. Birbirinize hizmet etmeniz, birbirinize muhabbet beslemeniz. Birbirinize şefkatli ve merhametli davranmanız. Birbirinizin eksiğini, kusurunu örtmeniz. Birbirinizin yanlışlıklarını bir şekilde doğrultup yol gitmeniz. Muhakkak ki bazı dergahlar vardır, bazı tekkeler vardır. Her şeyi Şeyh'e bağlamışlardır. Birisi Şeyh'e bir bardak su götürdü, cenneti kazandı sanki. Veya birisi Şeyh'in meslini götürdü, cenneti kazandı sanki. Veya birisi Şeyh'in ayakkabısını aldı, cenneti kazandı sanki. Bizim yolumuzda bunlar yok. Ben kendimi istemiyorum. Bu noktada özellikle istirham ediyorum.
Özellikle. Bu adaptır. Üstadın yanına çok yaklaşılmaz. Birisi lazımsa onu çağırır o. Şeyh Efendi Hazretleri de öyleydi. Yanına birisi gel... Birisiyle konuşurken, birisi gelince tak muhabbeti keserdi. Anla onunla özel konuşuyor. Bir adım geri dur. İki kişi konuşurken müsaadesiz üçüncünün gelip dinlemesi caiz değil. Burada da aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Yani birisi geliyor bana bir şey söyleyecek. Burada konuşacak. Ben bir şey... Onun özel bir meselesini biliyorum ben. O burada onu aşacak diye içimdeki yağ eriyor. Neden? Sağım solum her tarafım dolu. Rüya anlatacak.
Adamın burada gelip benim kulağıma rüya anlatmasına gerek yok. Buranın adabı açısından söylüyorum. Rüya anlatacaksa adam oturduğu yerden elini kaldıracak. Rüyayı orada anlatacak. Yeni bir şey çıktı burada. Herkes geliyor burada kulağıma anlatmak istiyor rüyayı. Yok hayır rüya anlatacaksan burada herkesin içinde anlatacaksın. Utanıyorum. Utanmayacaksın. Sufilikte utanmak yok bu manada. Rüya dinlemeyişimin sebebi o. Kulağıma anlatacak illaki. Yok kardeşim oturduğun yerde anlat. Arkadasın arkadan anlat. Veya Hüseyin'e anlatacaksınız. Veya Adnan'a anlatacaksınız. Veya Mehmet'e anlatacaksınız. Veya işte X kimseye anlatacaksınız. Kime anlatacaksanız.
Herkesin içinden kaldır elini. Rüyan vardı da anlat. Oradan anlat. Neyse rüyan. Yorumlanır yorumlanmaz. Rüyanı anlat oradan. Rüya madem ki salih insanların gördüğü salih rüyalar. Ahir zamanda ümmete hüccet olacak. Delil olacak. Müjde kapısı olacak. Ondan herkes faydalansın. Ondan herkes nasibini alsın. Ondan herkes maneviyatlansın. Bayanlarla konuşurken erkeklerin yanıma gelmesinden rahatsızlık diyorum. Bir bayan. Bayan zakir, çavuş veya oranın bir şeysi. Ya onun özel bir şeysi olacak. Bir sürü adam yanımda duruyor daha. Ya neden yanımda duruyorsunuz mübarek insanlar?
Veya eşim yanımda. Bir sürü insan var. Ya neden duruyorsunuz yanımda? Durmayın. Ben normal bir hayat yaşamıyorum arkadaşlar. Bunu anlatmak istemiyorum. Ben haftanın beş gecesi dersteyim. Benim de çoluğum çocuğum bire kadar beni bekliyor. İkiye kadar beni bekliyor. Onların hafta içerisinde benimle görüşme en fazla üç dört saat. Bu yirmi beş yıldır böyle. Kadıncağız benden bir yere gidiyor çoluk çocuk. Etrafımda bir sürü adam var.
Şakalaşman daim mümkün değil. Bu sizleri sevmediğim manasında değil. Sakın al. Bu yolu hep beraber koşuyoruz. Başkasının hukukunu korumaya çalışıyorum. Kendi hukukumu da değil. Benim hukukum yok kendi idarende. Hiçbir hukukum yok benim kendi dairende. Ben sadece bir başkasının hukukunu koruyorum. Onun özel bir meselesi var. Konuşacak etrafımdakilerden dolayı konuşamıyorum. Veya ben o kimsenin özel meselesine bir şey konuşacağım. Etrafımdakilerden dolayı konuşamıyorum. Hüseyin'den gidiyorum. Bırak ya Hüseyin'den gideyim ben. Bir üçüncüsü gelmesin benim yanıma.
Bir üçüncüsü lazımsa ben çağırırım onu. Adnan gel buraya derim gelir Adnan. Söylerim onun söyleyeceğimi. Bitmiştir onun işi. O tekrar geri dönecek. O kalmayacak orada. Bayanlar için de aynı. Birisine bir şey lazım. Çağırıyorum. İkincisi lazım. Onu da çağırıyorum. Üçüncüsü, dördüncüsü gelmeyecek. Neden geldin? Onlarla alakalı mesela. Her şey konuşulabilir. Herkesin bir özeli olabilir. Dervişlerin de özel olacak. Özel rüyası olacak. Olacak. O diyecek ki benim özel anlatacağım bir şey var. Eyvallah gel anlat. Ama normal rüya anlatacak. Anlat kardeşim. Özelliğin yok. Kendine özellik biçme.
Soru soracak. Sor herkesin içerisinde. Kendine özellik biçme. Ama özel bir sorusu var. Eyvallah. Özel bir sorun var. Telefon aç. Eyvallah. Gel burada kulağımıza söyle. Eyvallah. Söyleyecek laf. Bu dervişlerin hakkı. Bu herkesin hakkı. Ama benim problemimi bir başkasının duyması kimsenin hakkı değil. Ben bir daha konuşmam. Öyle bir şey olmuş olsa. Benim sırrımı birisi bir başkasını anlatacak. Ben hep onu sararım. Ben sararım onu. Hiç olmaz olsun. Olmaz olsun. Böyle küçük bir şey olsun. Sararım ben onu. Adnan'ın sırrını bir başkası neden bilsin? Hüseyin'in bir sırrını neden bir başkası bilsin?
Birisinin ailevi meselesini bir başkası neden bilsin? Birisinin borcunu, birisinin alacağını, birisinin iflasını, birisinin kızının problemini, birisinin oğlunun problemini, birisinin eşinin problemini neden bir başkası bilsin? Neden üstadına o kimse rahat bir şekilde anlatamasın? Etrafında bir sürü insan var. İlk yere gitmişim. Ayda bir sefer görüyor orada kimse beni. Neden oradaki kimseler benimle rahat bir şekilde ilişkiye giremesin? Orada anlatacağını anlatamazsın, söyleyeceğini söyleyemezsin. Etrafta bir sürü insan var. Yok, hayır. Bu sufi adabı değil. Bu sevmek değil. Allah bizi affetsin. Ben rahatsızlıklarımı söyledim. Rahatsızlıklarımı anlattım.
Soruyu yazana da teşekkür ediyorum. Tercüman olmuş. Bu daha da ilerleyecek sonra. Yani örnek, birisi benim bir şeyimi yapıyor. Ertesi gün o da yapmak isteyecek. Onun kimi engelleyecek? Kim, onun ne mesela? Örnek, paltomu tutuyor birisi. Allah razı olsun. Ertesi gün ben ne olacağım? Haftaya derim ki ben tutacağım paltosunu. Neden? E ben tutacağım. E sen neden tutacaksın? E sen neden tutuyorsun? E ben dervişim. E ben ne devrilmişim kardeşim? E ben yanda duracağım.
Ben ne yanda duracağım? Ben dervişliği yaşadığım şekilde söylüyorum size. Ben zakire dedim. Senin ne özelliğin var dedim ben. Ben zakirim dedi. İyi ben de zakir değilim dedim. Ama benim de hakkım kaldı. Zakir. Benim hakkım mı? Hakkım. Benim şeyhim mi? Evet. Senin kadar benim de hakkım. Senin kadar benim de hakkım. Kim çıkacak işin içinden? Ben yapacağım kardeş.
Sen yapmayacaksın. Diyebilir mi? Sen neden yapacaksın? Ben de ona derim ki sen neden yapıyorsan ben de ondan yapacağım. Çıksa dese ne olacak? Kaldı hayat. Bakın hayat kaldı. Ben burada dikeliyorum. Ben de dikeliyorum. Sen neden dikeliyorsun? Şeyhimi bekliyorum. E ben de onu bekliyorum. Sen burada bekleme. Neden beklemeyeceğim? Sen de bekleme o zaman. Sen buradan çık. Sen de çık. Senin ne özelliğin var? Diyor ya. Kendinize yapılmasını istemediğinizi bir başkasına yapmayınız.
Yapmayalım. Sakın ha şunu düşünmeyin. Kendimi koruduğumu düşünmeyin. Yok. Bunu böyle söylerseniz bana haksızlık yapmış olursunuz. Bana haksızlık yapmış olursunuz. Veyahut da bana böyle hizmet etmek için koşturuyorsanız bana haksızlık yapmış olursunuz. Benim şahsi olarak hiçbir işim yok. Hiçbir işim yok. Hiçbir işim yok. Bakın hiçbir işim yok diyorum. Ben kendi kendime yetebilen bir insanım. O yüzden Allah rızası için söylüyorum ki benden uzak durun. Bana yakın durmayın. Dergaha yakın durun.
Kardeşlerimize yakın durun. Hizmet edin. Koşturun. Birbirinize hizmet edin. Koşturun. Kenetlenin. Nerede yapılacak bir iş var. Orayı yapın. Halledin. Bana kalınca yok. Ben bir şey istemiyorum. Bunu özellikle ve özellikle söylüyorum. Allah rızası için. Etrafımda insanların boyun bükmesini istemiyorum. Yok. Yok. Hayır. Programdan çıkmışım. Ben de herkes gibiyim. Benim bir farkım yok hiç kimseden. Herkes sıralanıyor beni uğurlamak için. Gerçekten üzülüyor. Evet belki de işte sevdiklerini gösteriyorlar. Veyahut da işte hürmetlerini, saygılarını gösteriyorlar. Eyvallah. Ama gerçekten üzülüyorum.
Bir de yani bazen öyle bir şey oluyor ki. Kadınlar bir tarafa sıralanıyor. Erkekler bir tarafa sıralanıyor. İyice saçlarım diken diken oluyor içimden. Hiç olmazsa kadınlar sıralandığında erkekler serfinaz etsin, yürüsün gitsin. Yok erkekler de duruyorlar orada. Bu daha da bu sefer iyi olmuyor. Yok. Erkeklerle kadınlar hizmet noktasında biraz ayrışsınlar. İç içe girişmesinler. Bunlar rahatsızlık duyuyor. O yüzden hiçbir erkek kardeş hiçbir bayan kardeşe müdahale etmesin. Her ne sebeple olursa olsun. Hiçbir erkek kardeş hiçbir bayan kardeşe müdahale etmesin. Sebep her ne olursa olsun. Onların kendi içerilerinde hiyerarşileri var. Kendi içerisindeki hiyerarşileri kurulmuş vaziyette.
Onlar hiyerarşisiz değil. O yüzden bir başkasının böyle oraya müdahale etmesine gerek yok. Nerede olursa olsun bu. Hangi ilde, hangi ilçede, hangi merkezde olursa olsun. Bundan rahatsızlık duyuyorum açıkça. Eğer bayanlar erkek kardeşlerden hizmetle alakalı bir destek, bir yardım isterlerse buna söylenecek bir laf yok. Desinler ki bu duvarı yıkıverin bize, siz gidin yıkın o duvarı. Ama duvarı yıkın, bırakın gidin oradan. Böyle bayan kardeşlerle labali olma, onlara laf söyleme, onlara çemkirme, onları ikaz etme, onları düzeltme, onların herhangi bir şeyini hizaya katma. Ama bu dergahta bir tek üstadın işidir. Bir başkasının işi değildir.
Herkes ana kuzusu. Herkes, herkes ana kuzusu. Herkes. Belki de o çok iyi niyeti yapan. Hayır kardeşim. Seni nefsin müdahale ettiriyor. İyi niyet değil o. Neden? Ya senden önce bir sürü adam var ya. Ya senden önce Hüseyin var, Adnan var. Hadi bana ulaşamadılar, onlara ulaşırlar. Veyahut da sen aktar onlara. Her müdahale nefistendir. Her müdahale. Müdahale etmek yok.
Yok. Benim çocuğuma birisi bir şey söylese, senin şeyhin yok mu kızım derim ben var. Sen şeyhine bak. Sen ne başkasının lafına bakıyorsun derim. Çıkarım işin içinden. Veya senin başında zakire bir bayan var mı? Var. Sen ona bak derim. Ne adamlarla sen böyle adamlar sana laf söylüyor derim. Hanginiz kızınıza laf söyletirsiniz başka bir erkeğe? Hanginiz hanımınıza laf söyletirsiniz başka bir erkeğe? Edebli olun. Bunlar benim tüylerimi diken diken eder. Dergah adabıysa onun başında bir çavuş bayan var. Onun başında yetkili sorumlu bir bayan var. Sana ne?
Allah muhafaza eylesin. Yok böyle bir şey. O yüzden adab, Kur'an ve sünnet dairesinde. Adab ölçü dairesinde. Ölçü dairesinde. Herkesin işi var. Baksın herkes işine. Bak herkesin işi var. Baksın herkes işine. Herkes işine bakarsa, işler Allah'ın izinle daha düzgün, daha hoş olacak gibi geliyor bana. Allah muhafaza eylesin inşallah. Üç ihlas bir fatiha şerife. Amin.
Amin. Hasul olan sebapları, evvelen bizzat, farika, inatüle, say, mevcudat. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş. Bütün Peygamber-i Zişan Efendimizin ruhlarına ayrı ayrı hiedeledik. Vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarının, himmetlerin, şefaatlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İhari-i Yârik-i Züneyb-i Bekir, Sıddık, Ömer-i Fârik, Osman-ı Zünnuriyen, Ali Ali Murtazı radıyallahu anh Efendimizin, evlad-ı Resulullah, zevcat-ı Resulullah, şöhed-i Resulullah, ashab-ı Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Azam-ı Ebu Hanifi, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambele Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hiedeledik.
Vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarının, himmetlerin, şefaatlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlas bir Fatiha. Primiz Seyyidat-ül Kavir-i Geylani, Primiz Seyyidah Meder-i Rufai, Primiz Seyyidah Meder-i Bedevi, Primiz Seyyid-i İbrahim-i Duzuki, Primiz Şerbülesen-i Şahazeli Şah-ı Nakşübend-i Muhammed-i Bahad-i Dini, Şah-ı Mevlana Celaleddin Ruhme, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Mehmed-i Muhiddin İftada Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hiedeledik.
Vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarının, himmetlerin, şefaatlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlas bir Fatiha. Amin. Geçmiş Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Bayındır Racı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaniyeti küsellerine, Ced ve Cedazaların ruhlarına, Mehde-i Resul'ün ruhaniyeti küsellerine, Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhaniyeti küsellerine, Tur-i Kaliye'mizde gelmiş geçmiş, Osman-ı Aliye'den gelmiş geçmiş, Akraba-i talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerinin ruhlarına, ruhaniyetlerine,
Ayrı ayrı hiedeledik. Vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarının, himmetlerinin, şefaatlerinin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah. Lazîme Kerimelezi. La ilahe illa hu. El hayyul gayyumu. Ve tuğbile göncü billahi minne şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikr fâlemennahu. Neyy. Resulullah cemen enbiyayı vel mursalim.
Elhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha. Ma'a salamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi