Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Ağustos 2021 · 1:15:53
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'i korusun. Memleketimizi her türlü afattan, her türlü sıkıntıdan korusun inşâAllah. Memleketimize zarar verecek olan insanlara fırsat vermesin. Zarar verecek olanların hem zararlarını hem de kendilerini bertaraf eylesin.
Cenâb-ı Hak dertlerimize derman eylesin. Hastalıklarımıza şifa nasip eylesin. Vermurat olanların muratlarını hal eylesin. Sıkıntılarımızı def eylesin. Müşkilatlarımızı hal eylesin inşâAllah. Rabbim tüm kardeşlerimizin maddi manevi sıkıntılarına def eylesin. Her türlü şerlilerin şerrinden korusun, muhafaza eylesin. Yerdekinlerin şerrinden, göktekinlerin şerrinden, karanlığın şerrinden, karanlık fikirlerin, gönüllerin şerrinden, cümle kardeşlerimizi ve Ümmet-i Muhammed'i korusun inşâAllah.
Cenâb-ı Hak bütün Ümmet-i Muhammed'i ve kardeşlerimizi açlıktan kendilerini sapkınlığa götürecek, inkara götürecek, küfre götürecek, açlıktan kendilerini küfre götürecek, sapkınlığa götürecek, zenginlikten ve küfre götürecek fakirlikten korusun, muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemize gönül genişliği versin, gönül derinliği versin, akıl feraseti versin, Rabbim doğruyu görenlerden eylesin, doğruyu yaşayanlardan eylesin.
Cenâb-ı Hak gönüllerimize hakikat penceresini açsın, hakikatini gönüllerimize indirsin inşâAllah. Cümle kardeşlerimizi ilm-i ledün nasip eylesin, ilm-i ledünle hayatlarını devam ettiren kullarından eylesin, Rabbim inşâAllah kendisinin razı olacağı bir kul olarak huzuruna aldığı kullarından eylesin, amin inşâAllah Allah razı olsun. Bu sesten imtihan mı oluyoruz gene? Ha Salim de şimdi oradan dinlesin artık şimdi. Telefon açsın hiç olmazsa oradan dinlerken şurasını şu yapsın desin bari. Ya bitti mi? Deneme yapayım mı?
Tamam mı? Bu kadar mı? İyi. Salim böyle iki tane genç taze evliye bırakmasaydı bu işi daha iyi olurdu ama. Bunlar taze evliler çünkü daha akılları yerli yerine oturmadı. Evet, 1130. beytten devam ediyoruz inşâAllah. Bir önceki hafta neydi? Geceleyin nur yoktu, renkleri göremedin. Nurun zıddıyla, tereddütsüzsüz olarak bilirsin. Yani bir şey zıddıyla, bir şeyin yokluğunu, varlığını bilirsin. Bir şey zıddıyla ayakta durur, zıddıyla tanınır. Bu manadaydı. Allah bu zıddiyet, zıddiyetle gönül hoşluğu meydana gelsin. Her şey iyice anlaşılsın diye hastalığı ve kederi yarattı.
Yani bir şey zıddıyla bilinecek ya, zıddıyla bilinsin diye hastalıkla kederi yarattı. Eğer hastalık ve keder olmamış olsaydı, insanlar o gönül hoşluğunu tam olarak idrak edemeyecekler. Gönül hoşluğunu bir lütuf olarak, bir ikram olarak göremeyeceklerdi. Sebep? Çünkü o kimsede bir keder yok, o kimsede bir hastalık yok. O kimsede bir keder ve hastalık olmayınca, o zaman gönül hoşluğunun kıymetini bilmeyecek. Yani sağlığın kıymetini gidip hastaya sor derler ya, yani hasta kimse sağlığın kıymetini bilir. Hani bizim Nasrettin Hoca minareden düşmüş, demiş ki bana bir tane minareden düşeni getirin.
Sebep? Minareden düşmeyen, minareden düşenin halini bilmez. O yüzden bu alem, komple varlık alemi zıddıklarla doludur. Her şeyin bir zıddı vardır. Yani hastalık var, onun şifası da var. Şifa var, hastalık da var. Keder var, onun karşılığında hoşluk da var. Dert var, onun karşılığında derman da var. İşte güzel var, onun karşılığında çirkin de var. Güzel ahlaklı da var, kötü ahlaklı da var. Eğer kötü ahlaklı olmamış olsaydı, güzel ahlaklının güzel ahlaklı olduğunu biz bilemeyecektik. Çünkü kötü olursa iyinin kıymetini bileceğiz. Kötü olmazsa iyinin kıymetini bilebilir miyiz? Bilemeyiz. Tabi bu zıddıkları da Cenab-ı Hak ayet-i kerimede belirtiyor.
Ne diyor? Kör ile gören bir değildir. Ve karanlıklarla, aydınlıkta, gölgelik ile sıcaklıkta, diriler ile ölüler de bir değildir. O zaman normalde demek ki neymiş? Ayet-i kerimede kör ile kör olmayan, görenler bir mi? Değil. Kafir ile mümin bir olur mu? Olmaz. O zaman diri ile ölü bir olur mu? Olmaz. Karanlıkla, aydınlık bir olur mu? Olmaz. Cenab-ı Hak zıddıkları Kur'an'ında beyan ediyor. Bir şey zıddıyla muhakim. Onun zıddı olmazsa bizim onu anlamamız mümkün değil çünkü. Yani günah işleyen de olacak, işlemeyen de olacak. Neden? Günah işlemeyenin ne olduğunu anlayacağız biz. Veya günah işleyen de olacak, günah işleyenin ne olduğunu anlayacağız. Ve bu tabi ayet-i kerime devam ediyor.
Muhakkak ki Allah dilediğini işittirirsen kabirlerde olanlara işittirecek değilsin diyor. Fatır suresi 19'dan 22'ye kadar. Yani normalde bakın kabirlerde olanlara işittirecek değilsin. Yani kabirlerde olanlara işittirecek değilsin dediğinde o kimse dünyada yaşıyor. Dünyada yaşarken ölü hükmünde. Neden? O çünkü iman etmedi. Neden? Onun kalbi çalışmadı. Neden? O iyi amellerde bulunmadı. O yüzden o dünyada yaşarken kabre girmiş gibi o kimse. Kabre girmiş gibi. Çünkü o imanı yakalayamadı. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bütün her şey zıttıyla muhkim. Beyaz varsa siyah var. Siyahın siyahlığı beyazla anlaşılacak. Renklerin zıttlığı, insanların zıttlığı, varlığın içerisindeki bütün her şey zıttlıkla hakim.
Allah'ın sıfatları da aynı. Allah'ın daraltan sıfatı da var, genişleyen sıfatı da var. Allah'ın öldüren sıfatı da var, delilten sıfatı da var. Bakın sıfatlarında dahi zıttlık var. Eğer sıfatlarında zıttlık olmamış olsaydı, biz Allah'ı tanımlamakta da güçlük çekcektik. Allah'ı tanımlamakta güçlük çekmediğimiz nokta, çünkü sıfatların da zıttlıklarla tecelli etmesi. O yüzden bu varlığın tamamında zıttlıklar hakim. Bakın zıttlıklar hakim. Ve nasıl karanlıkla, aydınlık, gölgelikle, sıcaklık bir olmazsa, aynı şekilde canlılar da, ölüler de bir olmaz. Yani bu tabi Allah Kur'an'ında bunları örneklemiş bize. Birkaç tane örnek vermiş, anlayana birkaç kelime yeter zaten. Arif olana lafın fazlasına gerek yoktur.
Hani Arif ise ona lafın fazlasına gerek yoktur. Ona iki kelime yeterlidir ona. Fazlaya gerek yoktur. Cenab-ı Hak Kur'an'ın da öz nitelikte tutmuş. Öz. Öyle olunca işte aydınlıkla, karanlık, ölüyle diri, geceyle gündüz mesele bitti. Demek ki her şey zıttığı da biliniyor. O yüzden zıttığı olmazsa bir şeyi bilmek bu noktada mümkün değil. Ve bu zıttıkları varlık aleminde arttırmamız mümkün. Arttır boyuna. Kuraklık, ıslaklık. Sıcaklık, soğukluk. Yağmur, yağmursuzluk. Rahmet, rahmetsizlik. Bunu normalde çoğalt, istediğiniz kadar bütün her şey, varlığın içerisinde her şey zıttıkla kaimdir, vardır. Ve bir şey var ise onun muhakkak zıttı da vardır.
Muhakkak onun ters tarafı da vardır. Allah'ım üyesin inşallah. Ali İmran, göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için elbette ayetler vardır. Demek ki gece ile gündüz. Gündüz olmazsa gecenin kıymeti, gece olmazsa gündüzün kıymeti bilinmeyecek. Gecenin gece olduğu gündüz de sabit. Gece gündüze muhtaç, gündüz geceye muhtaç. Gündüz geceye gebe, gece gündüze gebe. Ve gece ile gündüz birbirini kovalıyor. Biz eğer gece olmazsa gündüzün kıymetini bilmeyeceğiz. Biz gece olmazsa gece varmış diye, gecenin varlığından da bilmeyeceğiz. Bir şeyin zıttı yok ise, bir şeyin zıttı yok ise bu Allah'ın zatı hariç onun varlığı bilinmez.
Bakın onun varlığı bilinmez. O yüzden alemler dahi kendi zıttıklarını yerine getirir. Alem, Cenab-ı Hakk'ın yaratmış olduğu alemler zıttıklarla doludur. Cennet, cehennem örneğin zıttıklarla doludur. Alemi ervah, alemi berzah zıttıklarla doludur. Görünen alem, görünmeyen alem zıttıklarla doludur. Bakın zıttıklarla dolu. Bir şey görünüyorsa görünmeyeni de vardır. Biz görünmeyenden görüneni tanır, görünenden görünmeyeni tanırız. Bakın bunların hepsi de zıttıklarla mümkündür. O zıttık olmaz ise o zaman normalde bir şeyin olması mümkün değil. Şu halde gizli olan şeyler zıttıyla meydana çıkar. O zaman gizli olan her şey zıttıyla meydana çıktı.
Normalde örnekliyorum bu alem manada gizliydi. Manada gizliydi. O zaman zahire çıkınca zıttıyla bilindi. Eğer manada kalmış olsaydı biz hiçbir şey bilmeyecektik. Veyahut da bütün varlık manada kalsaydı hiçbir şey bilinmeyecekti. Hani Cenab-ı Hak diyor ya ben ruhları yarattım oradan cennetlik cehennemlik ayırmış olsaydım siz itiraz edecektiniz, şehadet etmeyecektiniz. Biz dünya hayatına geldik zıttıyla. Yani o mana aleminden zahir aleme geçtik. Alemi şehadete geçtik. Alemi şehadete geçince alemin zıttıyla muhkim olduk. Alemin zıttıyla anlaşılır olduk. Hakkın zıttı olmadığından gizlidir. Bir şey var onun zıttı yoktur. O da Allah'ın zıttıdır. Allah'ın zıttının zıttı olmadığından dolayı Cenab-ı Hakk'ın zıttı gizlidir.
Tefekkürden düşünmekten de uzaktır. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın zıttı düşünülmez. Sebep çünkü zıttı yok. Kıyaslanacağı bir şey yok. Zıttı yok. Kıyaslanacağı bir şey yok. O yüzden Cenab-ı Hakk zat noktasında batındır, saklıdır, gizlidir, bilinmezdir. Zat noktasında. Sıfatlarıyla bilinir, zat noktasında bilinmezliktedir. Allah bilinmez idi. Daha öncesine Cenab-ı Hakk hiçbir şey yok iken o vardı ve bilinmez idi. Ve Allah bilinmekliği istedi. Ve bir şey yarattı. Bilinmekliği istedi ve bir şey yarattı. Ondan öncesi yok. Çünkü bilinmiyor. Zat olarak da bilinmiyor. Cenab-ı Hakk'ı zat olarak bilmemiz mümkün değil. Zaten birisi zat olarak bildiğini söylüyorsa, o ya kafayı üşütmüştür ya küfür ehlidir.
Zat olarak bilinmezliktedir Allah. Allah sıfatlarıyla bilinir. Allah sıfatsız da bilinmez. Allah sıfatlarıyla bilinir. Ve Allah'ı sıfatlarıyla bilecek olan da insandır. Ve cinni taifesidir. Allah'ı bilecek başka hiçbir varlık yoktur. Allah insanları ve cinnileri kendisini tanısın ve bilsinler diye yarattı. O zaman Hakk'ın zatı bütün her şeyden saklı ve gizlidir. Hakk'ın zatı bu manada batındır. Bu manada batındır. Ve batın ism-i şerîfi hakikatte Allah'ı saklar tabiri caizse. Zat-ı uluhiyetini saklar.
Batın sıfatının asıl tecellisi odur. Cenab-ı Hakk'ın zat-ı uluhiyetini saklar. Cenab-ı Hakk'ın zatı uluhiyetini bir şeye benzetmemiz de mümkün değil. Hiçbir şeye benzetemeyiz. Bakın hiçbir şeye benzetemeyiz. Allah'ın zatı uluhiyetini. Cenab-ı Hakk'ın zatını. O yüzden normalde Allah'ın zatı da bu manada karşılığı olmadığından dolayı. Hem hayalen, hem aklen, hem manen, hem sır noktasında bize batındır. Hayalen de batındır. Neden? Allah'ın zatını hayal dahi edemeyiz. Aklen de batındır. Akıl olarak da biz onu idrak etmeye çalışmayız. Aklen de. Sır noktasında da Allah'ın zatı nedir? Batındır.
Hiç kimse Allah'ın zatını şuna benziyor, şöyledir diyemez. Diyen kimse şizofrenik bir vakadır. Muhakkak kesinlikle akli tedaviye ihtiyacı vardır. Ya da küfür ehlidir. İkisinden biri. Allah muhafaza eylesin inşallah. Evvela nura bakılır. Sonra renge. Çünkü beyaz ve zenci birbirine zıt olduğu için meydana çıkar. Uyanık kimse, kalbi çalışan kimse önce nura bakar.
Renge değil. Önce renge bakan gaflet ehlidir. Önce nura bakan nedir? O hakikat ehlidir. Bir şeyin nuruna bakılır. Varlığın tamamiyetle her tarafı nurla çepeçevre çevrelenmiştir. Herkesin nur tecelliyatı, her şeyin nur tecelliyatı farklı farklıdır. Bakın farklı farklıdır. Bu tecelliyat o kimsenin varlık derecesine göre ve manevi derecesine göre değişir. Nurun tecelliyatı. Hani o bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri önüme nur ver, ardıma nur ver, sağıma nur ver, soluma nur ver, altıma nur ver, üstüme nur ver. Veyahut da bazı rivayetlerde sağımı nur eyle, solumu nur eyle diye aslında.
Oradaki rivayetlerde şu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize bir kapı aralıyor. Diyor ki sağında önce Allah'ın nurunu gör, solunda önce Allah'ın nurunu gör, önünde önce Allah'ın nurunu gör, ardında önce Allah'ın nurunu gör. Allah'ın nuru seni çepeçevre çevrelemiş, sarmış. Sen o seni çepeçevre sarmalamış olan, sarmış olan nuru görmüyorsan gaflettesin. O zaman o nuru görmek gerek. O nuru görmüyorsan gaflettesin, perdelisin, örtülüsün. O nur sende görünmüyor. Sen görmüyorsun onu. Sen görmediğinden dolayı sen nursuz hükmündesin kendince. Ama Cenab-ı Hakk'ın nuru bütün alemi kapsadı mı? Evet. Ve bütün alemi tuttu mu? Evet. Normalde yerin altı da, üstü de, sağı da, solu da Allah'ın nuru mu? Evet.
Ve Allah'ın nuru her şeyi kapsadı mı? Evet. Ama sen bunu görmekten uzaksın. Görmekten uzak olduğun için önce rengi gördün. Önce eşyayı gördün. Önce insanı gördün. Allah'ın nurunu görmedin. Bu ihsan mertebesi. Allah'ı görüyormuşçasına, ibadet etmen, görüyormuşçasına yaşaman ihsan mertebesi. Allah, zat olarak burada görünmüyor. Ama sen her an sıfatlarının tecelliyatından haberdar isen, gaflette değil isen, sen görüyormuşçasına yaşıyorsun. Ya da bir çıt altı, o seni her daim gördüğünü idrak etmendir. O seni her daim gördüğünü idrak etmen. O zaman ya görüyormuşçasına Allah'ın tamamıyla nurunun etrafı kapsadığını, esma-i sıfatlarının her an çalıştığını ve esma-i sıfatlarının tecelli ettiğini, hangi esma-i sıfatının hangi noktada, hangi dairede nasıl tecelli ettiğini idrak ediyorsan, muhteşem feraset ehlisin, kalbin nur ile dolmuş, Allah'ın zikriyle hemhal olmuşsun, yürü yolun açık olsun.
Ama böyle değil ise sıkıntı var. O yüzden bir kimsenin, bir sufinin bakışı önce nura olmalı, nuru görmeli. Bakın nuru görmeli. Hani meşhur ya, bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. Veyahut da bir rivayeti daha var onun, açı doyursaydın beni yanında görecektin. Bir çıplağı giydirseydin beni giydirmiş olacaktın. Aynı rivayette beni yanında görecektin. Yani o açın yanında görecektin. Veyahut da bir hastayı ziyaret etmiş olsaydın beni yanında görecektin. Öbür türlü beni ziyaret etmiş olacaktın. Şimdi beni yanında görecektin diye tevil edenler, vahdedi şuhut ehlidir. Vahdedi vücut ehli bunu yorumlarken bir açı doyursaydın beni doyuracaktın der.
Veyahut da bir çıplağı giydirseydin beni giydirmiş olacaktın der. Veyahut da işte bir hastayı ziyaret etseydin beni etmiş olacaktın der. Bu vahdedi vücut bunu böyle yorumlar. Vahdedi şuhut ise yanında beni görecektin der. Hani meşhur ya kısa Cenab-ı Hak Tur-i Sina'da Musa Aleyhisselam'a yalvarıyor. Diyor ki yani halkım seni çok merak ediyor kavmim. Diyor konuşuyor ya konuşunca bir normal bir varlıkmış gibi algılıyor. Diyor ki gelir miydin yemeğe bize davetimize icabet eder miydin? Gelirim ya Musa diyor. Gelirim ya Musa deyince koyunlar kesiliyor, inekler kesiliyor, davarlar kesiliyor, yemekler yapılıyor, temizlikler yapılıyor. Allah gelecek misafir olarak.
Bütün herkes bekliyor, öğlen oluyor, öğlenden sonra oluyor. Bir yaşlı pirifane bir zat geliyor. Musa Aleyhisselam'a diyor ki uzun yoldan geldim. Benim karnımı doyurur musun diyor, açım. Musa Aleyhisselam diyor ki doyururum ama çok önemli bir misafir bekliyoruz. O gelmeden ben yemek veremem sana diyor. O gelsin öylesi vereyim. Ondan sonra diyor ki hiç olmazsa bana bir su verseydin. Yine diyor ki ben sofranın düzenini bozamam. O misafirimiz gelsin öylesi su vereyim. Akşam karanlık basıyor, gelen giden yok. Tabi Musa'nın kavmi nankör bir kavim. Kimler? Yahudiler. Azgın, sapkın, nankör.
Peygamberleri katletmiş bir kavim. Lanetlenmiş bir kavim. Bunu yumuşatmaya çalışıyorlar. İleriki zamanlarda bu ayetleri Kur'an-ı Kerim'den kaldırmaya çalışacaklar. Bunların çalışmalarını yapıyorlar. Bu hadisleri yok edecekler. Bunların çalışmalarını yapıyorlar. Lanetlenmiş bir kavim olarak nitelendirilen ayeti kerimeleri kaldırmaya çalışıyorlar. Hatta bunu değiştirmeye çalışıyorlar. Bir kısım Ümmet-i Muhammed'in içindeki kendince tefsirci, fıkıhçı, şucu bucu adına ne derseniz deyin. Onlar sohbet aralarında, vaaz aralarında şöyle bir kayıt geçiyorlar. Bu işlemleri yapanlar lanetlenmişlerdir. Kavim değil yani.
Anlatabildim mi? Buradaki yumuşatıyorlar. Hani ne? Peygamberleri öldürenler lanetlenmiş. O günkü peygamberi kim öldürdüyse onlar lanetlendi. Yani bugünkü Yahudiler değil. Bu çalışmalar yapılıyor. Ve bu çalışmalar gizli mahvilerde yapılıyor. Ve bunları bize alıştırıyorlar. Siz böyle dinliyorsunuz sohbeti. Hoca ne güzel anlatıyor. Ne büyük alim. Ve anlatırken diyor ki, Peygamberleri öldüren Yahudiler lanetlenmiş vaziyette. Filistinlileri öldüren değil. Her gün Filistinlilerin başında tonlarca bomba atan, her gün milyonlarca mermi sıkan değil. Mescid-i Aksa'ya basan, Mescid-i Aksa'nın içerisinde bomba patlatan, kurşun çeken, Müslümanları zulmeden, bu pis Yahudiler değil.
Lanetlik olanlar. Kimlermiş? Peygamberleri katledenler. Bizim aklımıza böyle bunu sokmaya çalışıyorlar. Yavaş yavaş işliyorlar. Hani enflasyon kadar faiz alınabilir diyenler gibi. Yani enflasyon miktarınca faiz alınabilir fetvasını, Türkiye'deki ilahiyat çevreleri veriyor mu? Evet. Diyanet de bu fetvayı veriyor mu? Evet. Bu fetvanın altına imza atıyorlar mı? Evet. Böylece İslam dininin faize karşı olan tavrını yumuşatmaya çalışıyorlar mı? Evet. Ve İslam dininin ekonomik, ekonomik dairesini ve hukukunu kapitalist sisteme teslim ediyorlar mı? Evet. Bakın kapitalist sisteme teslim ediyorlar.
Dikkat edin bu tip oyunlara. Yani böylece sen deccal bir sistemin içerisinde enflasyon miktarı kadar faiz birisine ödersen, fetvası var ya. Sıkıntı yok. Hani bir arada, bir arada dediler ya, Toki'nin faizi faiz değildir diye. Bu fetvayı verdiler mi? Verdiler. Bakın, Toki faiz alırsa faiz hükmünde değil. Haa o zaman ne yapacağız? Toki'nin faizi mübarek oldu. Öyle mi? Bunlar gizli oyunlar hep. Şeytanın sakladığı yerler bunlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden işte o Musa aleyhisselam gelmeyince misafir Tur-i Sina'ya gitti. E kavmi ona zulmetti.
Bir sürü laf söyledi. Hakaret etti. Böyledir zaten bu işler. Gerçekten. Yani siz bir toplumun istediğini önüne koymazsanız, çok kıymetliyken bir anda kıymetsiz olursunuz. Bir insanın nefsinin hoşuna gitmeyecek bir şey yapar söylerseniz, bir anda kıymetsiz olursunuz. Bir anda Musa aleyhisselamı kıymetsizleştirdiler. Dediler ki, hani senin Rabbin, hani gelecekti yemek yiyecektik, hani bizi ziyarete gelecekti. Musa aleyhisselam koştu Tur-i Sina'ya. Dedi ki, ya Rabbi sen vaadinde haksın, gelecektin, kavmim seni bekliyordu. Cenab-ı Hak dedi ki, ya Musa geldim ben. O dedi, hani senden ben açım, yemek verir misin diyen yaşlı vardı ya dedi. Evet, o bendim dedi. Bakın, o bendim.
Şimdi vah dedi, vücut düşüncesi bunu kendince ölçe edinir. Ve ölçe edinerekten ne der? O hani çalışan, işleyen hepsi de odur der. Vah dedi, şuudçu, beni yanında göreceksin der. Allah'ım olsun. Şimdi, tabii bunun konusu değil bugün. Şimdi böyle olunca, bütün her şey zıddıyla bilindi. Ama Hakk'ın zatı, Hakk'ın zatı, batın, bilinmekten uzak. Hakk'ın zatı, tefekkürden uzak. Hakk'ın zatı, hayalden uzak. Bakın, hayalden uzak, akıldan uzak, tefekkürden uzak, sırdan uzak, ruhtan uzak. Her şeyden uzak. Hakk'ın zatını düşünmek. Hakk'ın zatını tefekkür etmek. Onun üzerine yorum yapmak yok. Yasak. Yorumlayan, söyleyen ne? Söyleyen bir ya küfür ehli. Bakın, ya küfür ehli ya deli.
Deli sorumlu mu? Değil. Bak, deli sorumlu mu? Değil. O bahsetse bir şey gerekir mi ona? Gerekmez. Sorumlu değil. O yüzden bütün her şey, bütün her şey zıddıyla bilinir. Siyah nur, beyaz nur zıddıyla bilinir. Kırmızı nur, sarı nur zıddıyla bilinir. Nurun dahi kendine ait tecelli ettiği, perdeye tecelli ettiği eşyaya göre rengi vardır.
O yüzden biz Allah'ın nurunun içerisinde, suyun içindeki balık gibi yüzeriz. Bütün varlık Allah'ın nurunun içerisinde yüzer, balık gibi. Senin bütün kainat olarak gördünmüş olduğun, alemler olarak görmüş olduğun her şey Allah'ın nurunun içerisinde yüzer. Suret olarak yüzer. Suretten ibarettir. Bir kağıdı alsan, denizin içerisine atsan, dalganın içerisine, karşıdan baksan kağıt oynar denizin dalgasının içerisinde.
O kağıdı bir kimse gözü yanılsa, onu canlı olarak görür mü? Görür. Onu canlı bir şey görür onu. Yaklaşınca kağıtmış bu der. Ama denizin içerisinde uzaklaşınca, o kağıt hükmünde görünmez. O hareket eden bir varlıktır. Bakın hareket eden bir varlıktır. Bütün bu alemi, bütün bu alemi su gibi görsen, derya gibi görsen, deniz gibi görsen, bu alemin içerisindeki bütün varlık, bütün eşya, sureten, bakın sureten, denizin içerisinde dolaşan bir gemi gibi, denizin içerisindeki bir balık gibi, denizin içerisindeki bir eşya gibidir.
Sen de, ben de. Hepimiz bir varlık denizinin içindeyiz. Aslında hepimiz de birer suretten ibaretiz. Hani Mesnevi'nin bir bazı beytleri vardı. Hani bayrak beyti. Diyor ki, bir kumaşın üzerine aslan resmi çizsen ve rüzgara karşı onu tutsan, o hareket ettikçe diyor, aslan hareket etmiş gibi sana gelir. Suret olarak. İşte bizler de birer suretiz. Suret olarak denizin içerisinde hareket eden varlıklarız. Dışarıdan bakmış olsak, örneğin, hani çıkıyorsunuz, uçakla gidenler bilirler, uçak yükseliyor, işte 9 bin fitte. Denizi görüyor musun? Evet. E peki denizin içindeki varlıkları görüyor musun? Hayır. Ve denizin içerisindeki varlıklar sence canlı mı, cansız mı, farkında mısın? Hayır.
Akıl olarak düşünüyorsun, canlı diyorsun. Gözünle gördün mü? Hayır. Gözle görmedin, akıl ve bilgi olarak onların canlı olduğunu hükmettin. Bizler de aynı şekilde varlık denizinin içerisinde yüzen balıklar gibiyiz işte. Başka bir şeyimiz yok. Allah muhafaza eylesin işte Allah. Varlık aleminde hak nurunun zıttı yoktur ki açıkça görünebilsin. Hülasa, gözlerimiz onu idrak edemez. O bizi görür, idrak eder. Sen bunu Musa ile Tur kıssasında gör. Yani varlık aleminde hakkın nurunun zıttı yok. Hakkın nurunun dediği Cenab-ı Hakk'ın zat-ı uluhuyeti. Bunun zıttı yok. Bu zıttı olmadığından dolayı açıkça görünmüyor. Hülasa, bunu gözlerimiz idrak eder mi?
Hayır. Ama o bizi idrak eder mi? Evet. Sen bunu Musa ile Tur kıssasında gör. E peki Musa ile Tur-i Sina kıssası neydi? Cenab-ı Hakk Musa ile Musa aleyhisselam'ı emretti. Dedi ki gel Tur-i Sina'ya. Orada sufilerin tabiriyle erbayin çıkarmaya gitti.
Erbayin ne? Kırk günlük halvet. Ayet-i Kerime'de Cenab-ı Hakk Musa hakkında diyor ki, o 30 günlük diyor, niyet ettiydi. 10 günde biz ilave ettik. Etti 40 gün. Tur-i Sina'da 40 gün Musa aleyhisselam orada halvet etti. Tur-i Sina'da. Tur-i Sina'da halvet ederken, zikir halindeyken, sohbet halindeyken, müşahade halindeyken, sıfatların tecelliyatında kendisini yok ederken, öyle bir an geldi ki, Musa aleyhisselam şevke geldi, aşka geldi ve dedi ki, ben seni göremez miyim?
Meşhur ya, gönül her daim sevgilisini görmek ister. Seven sevdiğini görmek ister. Seviyorsa görmek ister. Aşık, maaşu için yakar canını gece gündüz her an. Musa aleyhisselam da sohbet ediyor her daim. Yakıyor kendini, tellerini yakıyor tabiri caizse. Ondan sonra bir an diyor ki, Rabbim bana kendini göster, sana bakayım. Allah diyor ki, sen beni göremezsin. Şu dağa bak. Şu dağa bak deyince, dağ yerle yeksan oluyor. Çöl oluyor. Ufalanıyor.
Parçalanıyor. Ayet-i Kerime'nin bu kısmında, herkes kendi manevi haline göre, dağın ne hale geldiğini görür. Ey sufi kardeş, o dağ senin vücudundur. Senin varlığındır. Musa, dağa bakmış. Un ufak olmuş. Sen, Musa gibi dağı bekleme. Musa gibi Tur-i Sina da bekleme. O dağ senin varlığındır. Kendinde gördüğün enayetindir. Kendinde gördüğün nefsindir. Kendine verdiğin kıymettir. Kendini gördüğün dev aynasıdır. Kendine gördüğün ben olmazsam olmaz havasıdır. Sen, sana tecelli ettiğinde, o varlığından bir şey kalmaz.
Eğer o sen varlıkla onu görmeyi düşünürsen, sen boş hayal peşindesin. Sen, Musa aleyhisselam gibi, sen amacına ulaşamazsın. O varlıktan geçmedikçe, sen o varlığını hiçe saymadıkça, sen bütün her neyin var ise, dünden kalma atmadıkça, sen o hal ile hallenemezsin. O yüzden Musa'nın kıssasını, bir de bu cepheden bak.
Yoksa Musa'nın kıssasını, bir peygamberin başına gelmiş bir olay olarak, tarihsel süreç olarak değerlendirirsen, o Musa aleyhisselamın zamanında kaldı. Ama Allah'ın ayetleri, Allah'ın ayetleri, ebediyen diridir. Bakın, ebediyen. Allah'ın ayetleri diridir. Ve ebediyen diri kalacaktır. O yüzden, sen bu ayeti kerimeyi, bu fakirin tefsirinden dinle. De ki, o da benim varlığımdır, enaniyetimdir. O da benim kibrimdir. O da, ben bir zerreyi bilmezken, kendimi bilgili görmemdir. O da, benim gözümü açmaya, kapatmaya kudretim yokken, kendimi kuvvetli görmemdir. O da, kendini güzel görmen, kendini yakışıklı görmen, kendini zengin görmen, kendini bilgili görmen, kendini bir işe yarar görmen, Allah'ın önünde hepiniz fakirsiniz derken, kendinde bir şey olduğunu görmendir.
Ve, sen öyle oldun müddetçe, sen Allah'a yaklaşma modunda olmayacaksın. Sen, kendinde bir şey gördüğün anda, nefsinde kendini bir şey zannettiğin anda, sen bir şey olmadığını göreceksin. Yok, bana ayağa kalkmadılar, yok, beni dinlemediler, yok, bana bakmadılar, yok, bana etmediler, yok, benim kıymetimi bilmediler, yok, ben şöyle derviştim, yok, ben şöyle şeyhtim, yok, ben böyle zakirdim, yok, ben böyle çavuştum, yok, ben şöyle hal dervişiydim, ben böyle yal dervişiydim, böyle rüya dervişiydim, ben şuydu, ben buydu dediğim müddetçe, senden hiçbir şey olmayacak.
Gel, Hakk'ın önünde eğil ve eri, eri, eri, gel, Hakk'a kul ol ve varlığını üç paraya sat. Üç paraya bile etmeyen varlığını, üç paraya sat. Yoksa, sen Musa Aleyhisselam'ın Tur-i Sina kıssasını okuyacaksın, okuyacaksın, okuyacaksın, sende bir şey değişmeyecek.
Sen o varlıktan bir sıyrıl, sen o kendinde bir şey görmekten bir sıyrıl sen, sen bir nefsini bir yere vur, sen bir kibrini yere vur bir, sen çok bilgiçliğini bir vur yere, Sen çok hizmet ehli olduğunu bir vur yere, sen çok eski dervişini bir yere vursan, sen makamını, mevkini, paranı, pulunu, her şeyini bir vur yere ya, bir vur yere. Eğer vurmazsan, o Tur-i Sina kıssasını hep dinleyeceksin, hep dinleyeceksin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Hakk'ın, nurunun tecelliyatlarını görmeye bak. Bunun için farzları yerine getir. Bunun için haramlardan uzak dur. Bunun için, la ilaylon bir hayat yaşama. Allah'ı zikret.
Nankörlerden olma. Allah'ı unutup topuklarının üzerinde geri dönenlerden olma. Namazını dosdoğru kıl, dersini dosdoğru çek, dilini tut, gözünü tut, kulağını tut, elini tut. Gördüğün bütün her şey, bir hayalden ibaret. Ve sen bu hayal uğruna, ebedi hayatını mahvetme. Bu gelip geçici dünya için, gelip geçici dünya için, ebedi hayatını yok etme. Manevi hayatını berbat etme. Sufilik hayatını berbat etme. Berbat etme. Yoksa, 1400 yıldan beri değil, 2500 yıldan beri Musa'nın kıssası anlatılır. Eski ahitte, Tevrat'ta da anlatılır.
Yeni ahit, İncil'de de anlatılır. Musa'nın kıssası, Sümerler'de de anlatılır. Musa'nın kıssası, Akatlar'da da anlatılır. Musa'nın kıssası, Oğuzhan'da da anlatılır. Orta Asya'da da anlatılır. Musa'dan önce de anlatılır Musa'nın kıssası. Bütün peygamberlerin kıssası, peygamberlerden önce yaşayan kavimlerde anlatılır. Musa'nın kıssası, Musa'nın zamanından değildir insanlık alemine.
Siz giderseniz, Tao'yu incelerseniz, uzak doğuda, Tao'da görürsünüz onu. 5000 yıllık felsefedir. Sümerlere giderseniz, Sümerler'de de anlatırsınız. Sümerler 5000 yıldan da fazladır. Dinlersiniz. Siz Ferhat ile Şirini, ne zamanın Ferhat'ı Şirini zannedersiniz? Siz Ferhat ile Şirini Sümerler'den dinleyin.
Sümerler'den. Siz Ferhat ile Şirini Fuzuli'den dinlersiniz değil mi? Ferhat ile Şirini git Sümerler'den dinle. O yüzden Musa'nın kıssası, insanlık tarihi boyunca anlatılır. Ha bana dersen ki Sümerler zamanında Musa yaşadı mı? Onu da sen düşün. Onu da sen tefekkür et. Onu da sen biraz kafaya yar. Sen İsa'nın kıssasını git Sümerler'den dinle. Ha demek ki nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Nasıl bir alemde yaşıyoruz?
Dünya gördüğünüz bu dünyadan ibaret değil. İnsanlık tarihi de bundan ibaret değil. O yüzden dön Arabi'nin naklettiği hadise. Kaçıncı Adem. Dön oraya. Kaçıncı Adem. Allah muhafaza eylesin. Ve bu tabi İsrail oğullarına ait bir şeydir.
Yani Musa aleyhisselam ve kavmini bağlayan bir hükümdür. Muhammed'i hüküm farklıdır. O hüküm daha farklı bir şeydir. O ayrı bir meseledir. Devam ediyoruz. Suretle manayı aslanla orman yahut ses ve sözle düşünce gibi bil. Bu söz, bu ses düşünceden meydana geldi. Fakat düşünce denizi nerede? Onu bilemezsin. E şimdi ormanın içerisinde bir aslan var. Aslını görebiliyor musun? Hayır. Ama ormanın içerisinden yeleleri süslenmiş bir aslan çıkınca diyorsun ki ormanda aslan varmış. Denizde balık yaşadığını bilmiyorsan denize baktın deniz su birikintisi. Ama bir balık oradan yukarı doğru çıktığı zaman anladın içinde ne varmış?
Balık varmış. İşte düşünce de aynı. Düşünce söze, sedaya, sese, fiiliyata zuhur etmedikçe düşünceyi bilemezsin. Gizlidir. O yüzden niyet önemlidir ya iç. Sen ne yaptın değil niyetindir birinci derecede önemli olan. Biz dışarıdan bakarız abdest alıyor deriz. Biz adam kollarını yıkıyordur. Belki de adam abdest almıyordur. Yani kendince kollarını temizliyordur. Niyetini onun kolunu temizlemek. Abdest mi aldı? Hayır. Niyetine rejim yapıyor. Diyet yapıyor. Yemiyor. Niyeti o. E oruç tuttu. Yok ya diyet yaptı o. Niyeti diyet çünkü.
Ay Ramazan gelsin ben bir oruç tutayım da kilo vereyim. Bu nasıl oruç? Kilo vermek için oruç mu tutulur? Bakın niyet o söze gelmeyince biz onu bilemeyeceğiz. Söze gelince. İşte bütün düşünceler, bütün düşünceler söze, sedaya gelince anlaşılır. Ama düşünce batın mıdır o esnada? Evet. Bilinir midir? Bilinmezdir. Bilinmezdir. Düşünceyi normal insanlar bilir mi? Hayır. Allah bahşederse bir kimse bilir mi? El cevap bilir. Bu neye benzer? Cenab-ı Hak'ın ilmi ilahisinden kopuk gelen bilgi, ilim, lehv-i mahfuza iner. Lehv-i mahfuzdan öbür alemlere sırasıyla inmeye başlar.
İlmi ilahiden Allah bir kimseye bir kapı aralar, bir perde gösterirse o Allah'ın lütfu, ikramıdır, ihsanıdır. O kimseye özeldir. Herkese midir? Değildir. Dost, dostuyla sır paylaşmış. O iki dost arasındadır. O dostun o sırrı söylemeye yetkisi var mıdır? Dost onu söyle emri vermedikçe yetkisi yoktur.
Lehv-i mahfuza indiğinde, lehv-i mahfuzun meleklerinin haberi oldu. Lehv-i mahfuza inince kalemin haberi oldu. Ama lehv-i mahfuza gelinceye kadar hiçbir şeyin hiçbir şeyden haberi yok. Ben gelinceye kadar deyince bu kadardan mesafe ölçmeyin. Bunu anlayasınız diye öyle söylüyorum. Burada mesafe yoktur. Burada ışık hızı bile yoktur. Buraya kelam yetişmez. Buranın kelamı yoktur. Lehv-i mahfuza inince haberdar oldu. Lehv-i mahfuz ehli de ayrıdır. Lehv-i mahfuz ehliyle, lehv-i mahfuzdan kopup gelenleri görenlerin ehleri ayrı ayrıdır.
O yüzden o emir alemini geldiğinde emir alemini görenlerle, emir alemine gelmezden önceki hali görenler aynı değildir. Emir aleminden rüya alemine, rüya aleminden hal alemine gelenler ayrı ayrıdır. Senin hal aleminde varmış gibi gördüğün şey rüya aleminde yoktur. Rüya aleminde varmış gibi gördüğün şey emir aleminde yoktur. Emir aleminde varmış gibi gördüğün şey arada hayal alemin vardır, orada yoktur. Hayal aleminde var gördüğün şey lef-i mahfuzda farklı bir şeydir. Dervişlerin, sufilerin, hatta evliyaların, hatta tam kamil olmayan şeyhlerin yanıldığı yerler buralardır. Kitaptan yanılmaz kimse, kitap bellidir. Kitabı okursun, o bellidir.
Ama buraları belli değildir. Buraları ehline malumdur. O derviş bir şey rüyasında görür, onu hakikat zanneder. Onun bir üstü vardır, onun bir üstü vardır, onun bir üstü vardır. O yüzden bunlar lef-i mahfuzdan, lef-i mahfuzdan, levha levha, satır satır iner. Onun mutlak kaderi lef-i mahfuzdadır. Mutlak mutlak, mutlakın mutlakı, hakikatin, hakikati ilmi ilahidedir. O yüzden lef-i mahfuzda kalemin cızırtısı bitmez. O yüzden Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Miraç'ta der ki, lef-i mahfuzda kalem hala da yazıyordu, bozuyordu. Ey sufi kardeş, ey mümin kardeş, rüyanda bir şeyi görsen dahi, sen duaya, zikre, mücadeleye, koşuşturmaya devam et.
Neden? Çünkü hakikatin, hakikatin, hakikatinde farklı bir perde yaşanır. Bundan kimsenin haberi olmaz. Bu ancak ehline malumdur. O yüzden bazı mürşid efendiler, bazı şeyh efendiler, öleceklerinin gününü söylerler, o gün ölmezler. Mehdi'nin çıkacağını söylerler, o gün çıkmaz. Bir işin olacağını söylerler, o gün olmaz. Bir işin şöyle olacağını söylerler, o gün olmaz. Müritleri der ki, aha şeyh efendi böyle dediydi, olmadı. Oysa o şeyhin perdesinde o şeyh efendi, onu öyle gördü, o samimi. O samimi. O gördüğünü söyledi. Hani bu 28 Şubat döneminde bir şey vardı, bir şeyh efendi vardı. Kabrini yaptırdı, her şeyini yaptırdıydı. Bütün dervişlere söyledi, şu gün öleceğim ben dedi.
Dervişler beklediler, o şeyh efendiye yıkadılar, kefenlediler. Gitti, şeyin içine, taputun içine yattı. Bütün herkes de bekliyor, ölecek diye. E bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti, ölmedi. Herkes alay etmeye başladı. Eski arkadaşlar sohbetleri hatırlasınlar şimdi. Ben dedim ki, evet o adamın gördüğü, kendi gördüğü, kendince gördü onu. Doğru. Kendince doğru. Kendince. Kendi perdesinde kendi ölümünü gördü. Ama ne ölüm olduğunu bilemedi. Birinci ölüm, ikinci ölüm, üçüncü ölüm, dördüncü ölüm, beş, altı, yedi. Onu bilemedi. Hangi ölüm? Nefsi emare mi?
Nefs-i levvâme mi? Müllüme mi? Mutmainne mi? Radiye, mardiye mi? Safiye mi? Hepsinde, yedişer ölüm olmuş olsa, kırk dokuz ölüm yaşayacak. Hangisini yaşadı? Onu bilemedi. O yüzden bu böyle mana, mana farklı rumuzları olan, farklı hakikatleri olan şeydir. Burası ehlinedir. Ehline. Ehli. O yüzden düşünceden çıkmadıktan sonra sen onu bilemezsin. Biz bilemeyiz karşımızdaki kimsenin, düşüncesinin ne olduğunu. İslam hukuku o yüzden fiiliyata göre ceza verir veya ödüllendirir. Ağzından çıkması lazım. Sabahtan akşama kadar günahı düşünse, o kimseye günah işledi diye ceza kesemez İslam. Sufiler der ki düşünceni temiz tut.
Sen düşündüklerinden de sorumlusun. Bu sufi hukukudur. Sufi düşüncesini temiz tutar. Haram düşünmez. Sebep? Fiiliyat düşünceden çıkacak çünkü. Bak fiiliyat düşünceden çıkacak. Fiiliyat düşünceden çıkacağı için düşünceyi temiz tut. Samimi ol. İhlaslı dur. Fitne, ficir düşünme. Yalan düşünme. Gıybet düşünme. Dedikodu düşünme. Suizan düşünme. Haram istemeyi düşünme. Yanlış bir şey düşünme. Düşünceyi temiz tut. Düşünceyi temiz tutamazsan her an kirlenebilirsin. Düşünceyi diri tut. Düşünceyi berrak tut. Neyle berraklaşacak?
Zikir ile. Neyle berraklaşacak? Aşk ile. Aşk ile berraklaşacak. Yoksa düşünce dondu. Kirlendi. Aktif değil. Aktif değil. Sev canım kardeşim. Allah'ı sev. Resulunu sev. Aktif ol. Seni aktifleştirecek olan ilahi sevgidir. Seni aktifleştirecek olan Allah sevgisi. Resulullah sevgisi. Sünnet-i seniyedir. Kur'an'dır. Namazdır. Oruçtur. Zikirdir. Yardımlaşmadır. Cömertliktir. Seni aktifleştirecek olan kardeşliktir. Sımsıkı tutunmaktır. Yolundur. Sen bir adım uzaklaştığında yüz bin, yüz bin perden kapanır.
Bu öyle değil. Aktifleştireceksin. O yüzden düşüncede, düşüncende tilkiler dolaşmasın. Düşüncede, düşüncede Allah ve Resulü tecelli. Sen düşünceni temiz tut. Sen sırtlanları dolaştırma kafanda. Sen tilkileri dolaştırma kafanda. Sen çok affedersin köpekleri dolaştırma kafanda. Sen itleri dolaştırma kafanda. Düşünceni temiz tut. Kalbini temiz tut. Gönlünü temiz tut. Hiçbir yere sığmayan senin gönlüne tecelli edecek. Oraya sığarım dedi. Gönlünü temiz tut. Gönlünü berrak eyle.
Gönlünü berrak eyle. Gönlünü berrak eyleersen o zaman senin her şeyin temiz olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden her şey insan üzerinde. Düşünceden çıktı. Eğer söze gelmemiş olsaydı biz düşünceyi bilemeyecektik. Eğer sedaya gelmemiş olsaydı düşünceyi bilemeyecektik. Hz. Pir diyor ki o düşüncenin denizi nerede onu bilemezsin.
Bu bir kendi düşünce denizin var değil mi? Bir de ne var? Kendi düşüncen kendin. Kendi iraden. Asıl düşünce denizi ne? Külli irade. Yürü oraya doğru yürü. Oraya doğru yürü. Oradan sen içmeye çalış. Oraya kendini atmaya çalış. Allah bizi onlardan eylesin. Ama latih bir söz dalgası görünce onun denizinin de kadri yüce bir deniz olacağını anlarsın. Yani sen o kadri yücenin denizine daldıysan senin ağzından latif sözler çıkacak. O kadri yücenin denizine daldıysan senden hikmet sudur edecek. Senin sözün bilgi olacak.
Senin sözün hikmet olacak. Senin sözün hakikat olacak. Eğer senin düşünce denizin o düşünce denizinin içerisinde yok olduysa eğer sen düşünce denizini oraya rabıta ettin oraya bağladıysan o zaman oradan gelenlerle konuşacaksın. O zaman o düşünce deryasına doğru yürü. ve o kadri yüce olan Allah'ın ilim deryasına girdiğinde o zaman onun ilminden konuşacaksın.
O zaman onun söyleyen dili olacaksın. O zaman onun gören gözü olacaksın. O zaman o o zaman tecelli edecek. Sözden bir şekil doğdu yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti. Suret suretsizlikten çıktı. Yine suretsizliğe döndü. Zira biz yine Allah'a döneceğiz. Ya bu mesnevi insanı kendinden geçirir ya. Kağıdı kalemi attırır. Alemi dürer koyarken. Sözden bir şekil doğdu. Ben de bitten beri söz konuşuyorum. Konuştuğum şeyi bazı kardeşler geniş çerçevede az değildi. Konuştuklarımı az önce kendilerince kendi kafalarında şekillendirdiler. Sözden şekil doğdu.
O şeklin bir sureti oldu mu? Hayır. Bir suret oldu mu? Evet. Nasıl suret oldu? O kimsenin düşüncesinde oldu. O kimsenin gönlünde bir suret oldu. Bir suret oluştu. Sözden doğdu o suret. Çünkü söz eğer ki o ilahi hikmet deryasından geldiyse o kimsede bir suret oluşturdu. Siz hemen bir kocaman bir derya deniz oluşturdunuz. Öyle değil mi? Dediniz ki kocaman bir derya. Ne? İlim deryası. Bakın sözden kocaman bir ilim deryası oldu. Bakın sizin oradaki düşünceniz onu büyüttükçe büyütür mü? Büyüttükçe büyütür mü? Evet. Hadi gelin o deryayı sınırsızlaştıralım. Kenarı olmasın. Hadi gelin o deryayı biz alt olarak tabansızlaştıralım. Tabanı olmasın.
Hadi gelin biz o deryayı tabansızlaştıralım. Yıkalım tavanı, yıkalım tabanı, kıralım kıyıları ve tabansız ve tavansız ve kıyısız bir derya olsun. Haydi. Tabansız, tavansız, kıyısız, lafsız, küfsüz, kelimesiz, cümlesiz bir derya olsun. Ve kelimesiz herkes herkesi ve her şeyi anlasın. Çünkü suret suretsizlikten çıkacak. Madem ki suret suretsizlikten çıkacak ve suretten tekrar suretsizliğe dönecek bir anlamı kalmadı hiçbir şeyin. Bir anlamı kalmadı. Ve her şey ona dönecek yine. Ve her şey bohçalanacak ona dönecek.
Çünkü gerçekte var olmadı ki, her biri bir suretten ibaretti. Ve her biri de bir düşüncenin hayal ürünüydü. Hayalden ibaretti. Ben size az önce levh-i muhafızdan bahsederken, levh-i muhafıza şuradan gelir, buradan buraya iner derken, hepiniz surete büründürdünüz levh-i muhafuzu. Kalemi surete büründürdünüz, yazıyı surete büründürdünüz, defteri surete büründürdünüz, levh-i muhafızı surete büründürdünüz. Emir alemini, şehadet alemini, hayal alemini, rüya alemini, hal alemini, hepsini de surete döndürdünüz. Ve hepsini de surete döndürdüğünüzü bu fakir burada biliyor. Ve sizin surete döndürdüklerinizin hepsini de bu fakir şimdi diyor ki, yıkın bu suretlerin hepsini.
Çünkü bunların hepsi de suretsizlikten geldi. Ondan geldi, ondan. Bunların hepsi de suret. Sözler suret, kelimeler suret, cümleler suret, insanlar suret, varlık suret, eşya suret, yediğin suret, içtin suret. Aslında nurun içerisinde yaşıyorsun. Bu suretleri yıkmadıkça ona ulaşamayacaksın. Herkes diyor Rabia aldı, eline kazmayı ve bir kova suyu yürüyordu yolda. Hasan'ın bahsi dedi, nereye gidiyorsun? O senin çok korktuğun dedi, cehennemi bununla söndürmeye. Döndü Cüneyt'e dedi ki, o senin çok sevdin dedi.
Cenneti yıkmaya gidiyorum bununla. Çünkü suretti. Suret. Bütün suretler suretsizlikten. Yani ilmi ilahiden geldi. Ondan geldi. Ve tekrar ona dönecek. Yani kalmayacak bir şey. İlmi ilahiden bir fikir dalgası. İlmi ilahiden bir tecelliyat dalgası. İlmi ilahiden. Sözün başına geldim. Neydi? Zatı, zatının ilmi. Oradan gelen bir dalga. Oradan gelen bir fikir. Oradan gelen bir düşünce. Oradan gelen bir hakikat. İlmi ilahiden kopup gelmiş bir dalga. İlmi ilahiden. O yüzden Hazreti Pir dedi ki, Adem henüz su ile çamur arasında, biz sevgili ile sohbet ederdik.
İlmi ilahiden kopup dalga gelen. Ve o ilmi ilahiden şehadet alemine doğru geliyor. Perdeden perdeye geçiyor. Şimdi ben perdeden perdeye geçiyor derken, siz yine bir sinema perdesi kuruyorsunuz. Öyle anlatabiliyorum ben. Ne yapayım? Perde olarak anlatmışlar. Ben de perde olarak anlatıyorum. Ve şehadet alemine gelince, bütün sözler, bütün ayetler surete döndü. Ayet yazıya döndü. Suret. Ayet şekle büründü. Suret. Bütün her şey surete döndü. Ve o suret öldü. Kayboldu. Hadi benim bir dakika öncemi getirin. Hadi siz kendinizin bir dakika öncesini getirin.
Öldü. Sen daha göz açıp kapatıncaya kadar döndü ilmi ilahiye. Sen daha göz açıp kapatıncaya kadar ilmi ilahiye döndü gitti. Yürüdü. Çünkü suretten ibaretti. Çünkü suretten ibaretti. Ve her şey ona dönecek. Ayet-i kerime kasas 88. Allah ile birlikte bir başka tanrılara, ilahlara yalvarma. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Onun zatından başka, ayet-i kerimeyi dinleyin. Onun zatından başka her şey helak olacaktır. Ayet meydanda.
Saklı gizli değil. Onun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm onundur. Ve sadece ona döndürüleceksiniz. Çünkü suretsiniz, suretim. Her şey suret. Nereden geldi? Suretsizlikten. Yani onun ilmi ilahisinden. Nereye döndü? Tekrar onun ilmi ilahiyesine. Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbiniz'in zatı baktır. Rahman suresi 26-27. O zaman Allah'ın zatı dışındaki bütün varlıklar, bütün şeyler. Ben şey diyorum ya, İmam-ı Azam'ın o şeyi çok hoşuma gidiyor şey demesi.
Bütün şeyler. Her şey ne olacak? Fani, yok olucu. Fani ortadan kaybolacak. Kayıp olacak. Fani, geçici, bitti. Tünne. Ne yapacağız? Kürdi tünne yok demek değil mi? He? Tünne. Tünne. Hoş senin Kürtçen de çok sağlam değil. Ceketi artık arkasına bir i ekliyor. Kürtçe ceket ne diyorum ben? Ceketi diyor bana. Oğlum palto diyorum ya. O'ya i ekleyemedi ya. Durdu öyle bir. O'ya i eklese palto diyecek. Paltoya ne diyorsunuz?
Paltoya pardüsü diyorsunuz. Ha palto, pardüs olunca Kürtçe mi oldu şimdi? Allah iyiliğini versin senin. Sonradan aklıma geldi. Kaput dedim ben. Ha kaput iyi dedi. Ona i ekleniyor. İyi eklenince Kürtçe oluyor değil mi kurbanın? He? Evet tamam. Evet her şey ona dönecek. Yani Kürtçe tünne. Yok biz görmeyeceğiz çünkü. Biz görmediğimize var diyebilir miyiz? Oysa kayb. Biz görmediğimizden yok diyoruz. Ama var mı? Var. Nasıl var? Suret olarak değil. Mana olarak var. Suret olarak yok.
Mana olarak var. Allah ruhları yarattı? Yarattı. Ruhlar suret olarak var mı? Yok. Biz anlayalım diye suret görünüyor bize. Orasını bilmiyoruz. Kendi ruhundan ve nurundan üfledi. Ne olduğunu bilmiyoruz. Ne olduğunu bilmiyoruz. Neden? Mana çünkü. Mana. Biz anlayalım bilelim diye rüya gibi. Rüyada şimdi Hacerkan'ın protipi belli. Hacerkan'ı tanıyorsun. Aa bu Hacerkan diyorsun. Aa bu İdris. Burayla oranın arasında bir fark yok. İdris'i akıl olarak bildin. Rüyanda da görsen rüya akla tecelleti İdris'i İdris olarak bildin.
Rüyada İdris var mı? Var. Ama nasıl var? Suret olarak var. Suret olarak var. E cismi ağırlığı var mı? Fizik olarak yok. Suret olarak var mı? Var. Sen onu tanıdığın için suret olarak var. Rüya gördün, suret gördün. Kendini gördün mü? Hayır. Suret olarak var bakalım. İşte bütün varlık bu suretten ibaret. Bütün varlık. Ve hepsi toplanacak. Nereye? Ona döndürülecek. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Daha hazırlamışım ama bu kadarlık yetsin bu gece. Hakkınızı helal edin.
Ben yazıyorum yazıyorum buraya yazdığımı da okusam içim rahat etse. Suret-i lisan ettiysek affola. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Herhalde 1142'den devam edeceğiz inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse.
İnşallah. Düzdeki hafta 1142'den. Geceniz hayır olsun inşallah. Allah hepinizden de razı olsun. Hakkınızı helal edin inşallah. Allah'a saz için. El Fatiha. Amin. Ejmi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.