Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 53:42
Aleykümselam. Allah gecenize eylesin. Aleykümselam. Cenab-ı Hakk'ın gününüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Aleykümselam. Allah-u Teâlâ sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdın buyuruyor Hadis-i Kudsi'de. O zaman kâinatın yaratılış gayesi aşk ve sevgi üzerine. Burada o bakış da alakalı. Eğer ki bakışınız yaratılışa sevgi üzerindese ki Hadis-i Kudsi'de o ilk yaratılanı sevdi Cenab-ı Hak. Bakın yaratılanı sevdi.
Muhakkak ki onun da bir payı var ama yaratılışın bu noktada insanın yaratılışının gayesi iltihan. Üstadın dervişi üzerinde hakkı nelerdir? Üstadın dervişin üzerinde hakkı olmaz. Dervişlerin üstadların üzerinde hakkı olur. Üstad eğer dervişin üzerinde kendince bir hak tahsis ediyorsa için sakıncalı bir noktadır.
Ehl-i Tason tarih boyunca hep üstadı öğrencisinin üzerinde hakkı olduğunu söylemiş, iddia etmiş. Ben o iddianın içerisinde olanlardan değil, bu noktada sizin üzerinizde hiçbir hakkım yok. Hiç kimsenin üzerinde hiçbir hakkım yok. Sadece sizle alakalı değil. özel hayatımda da işte cemaatın içerisinde de hiçbir zaman hiçbir kimsenin üzerinde hiçbir hakkım yok. Var ise helalı hoş olsun. Üstad tervişin üzerinde hiyerarşik olarak bir yere oturttururuz.
Ruh nedir demiş bir kardeşimiz. Ey Habibim sana ruhdan sorarlar. De ki onu ancak Rabbim bilir. Ruhlar birbirine benzer mi? Allah'ın bildiği bir şeyin üzerinde kulların hüküm yürütmesi çok uygun değil. Rüyanın teceviyatı yorumlatmaya mı bağlıdır? Evet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin meşhurdur. Siz rüyaları hayra yorunuz. Eğer hayra yormazsanız susunuz diye. Veya dua ediniz diye. Veya kötü bir rüya gördüğünüzü kendi kendinize düşündüyseniz sol tarafınıza üç sefer töküyoruz, evzü besmele çekiniz diye. Bu manada bir hadis-i şerif daha var. Rüya semada durur, tevil edildiği gibi tecelli ederler. Hadis-i şerif vardır. Kadının birisi vardır.
Devamlı aynı rüyayı görür. Gelir Allah Resulü'ne der ki hamiledir. Hamile olduğu anda kocası da seyahate çıkmıştır. Der ki ya Resulallah işte çocuğumun sakat doğduğunun kocasıyla da alakalı onun ölüm haberi geldiğini görüyordur. Hep Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde her seferinde onun rüyasını hayra çevirir. Çocuğun iyi doğacak, kocan da sağ selamet evine dönecekler. Hep böyle tecelli eder. Üçüncüsünde mi, dördüncüsünde mi tekrar gelir. Hz. Aişe Validemiz'e, Aişe Validemiz olmadığını söyler, sorar ne oldu? İşte bir rüyam vardı anlatacaktım. Anlat der, ben Allah'ın Resulünü anlatacağım der. Hz. Aişe Validemiz bir daha ısrar edince ona anlatır.
O da der ki, çocuğun sakat doğacak, kocan da ölecek. O esnada Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelir. Ne yaptın ya Aişe, hayra yorsaydın der. Ve gerçekten de kadının çocuğu sakat doğar, kocasının da ölüm haberi gelir. O yüzden Allah Resulü der ki, rüya sevada durur. Nasıl tabir edilirse öyle tecelli ederler. Rüyalarınızı termizine geçer bu hadis-i şerif. Salih insanlara anlatınız der. Salih insanlar. O zaman siz rüyalı ehli tasavvuf bu hadis-i şeriften yola çıkarak da rüyalarını üstadlarından başka, bir de üstadın tayin ettiği, belirlediği kimselerden başka bir kimseye rüya anlatılmasını yasaklamıştır. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin.
Ahmaklık, helameti nedir? Bir insan dinini bilmezse ahmaktır o. Neden üç günden fazla küstürülmez? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle buyurmuş. Şükretmenin şekli olur mu? Olmaz. Yani şükür ifadesinin şekli şemali olmaz. Kâh namazdır, kâh oruçtur, kâh duadır, kâh birisine teşekkürdür, kâh hamd etmektir. Bunların hepsi de şükrün içine girer. Hamd etmek şükrün içine girmez de şükür hamd etmenin içine girer. Ama bunların hepsi de şükürdür. O yüzden elhamdülillah demek de şükürdür. Bunun şekli şemali veya bunun belli bir muhakkak kitaplarda bir şeyler okursunuz. Ama bu noktada şükür Allah'ın nimetlerini görüp gözetmektir.
Bu noktada Allah'ın o kimseye bahşettiğini, lütfettiğini, ikram ettiğini o insanın idrak etmesidir. Hocam okuduğum kitapta bu konuyu çözemedim. Bu zaten okumakta çözülecek bir nokta değil. Bu kalbin halleri ile alakalı. kalbin halleri her ne kadar okunaraktan çözüleceği anlaşılmış, anlaşılıyormuş gibi olsa dahi kalbin halleri hiçbir zaman okunaraktan çözümlenmez. Bu ancak hal ilmidir. Bu kal ilmi değildir. Kalp ilmi hal ilmindir. İç bir ilimdir. Ehline malumdur. Ne kadar okursanız okuyun, onun tecelliyatını bilemezsiniz. Onun tecelliyatı ancak tecelli edince anlaşılır.
Ve her tecelliyat bir önceki tecelliyat gibi değildir. Kalp ilminde Allah hiçbir şeyi, hiçbir şeyi aynısıyla yaratmaz. Allah'ın hiçbir sıfatının tecelliyatı aynı değildir. Hiçbir sıfatının hükmü aynı değildir. Her tecelliyat, ayrı bir hükümde gerçekleştirilir. Her hal, ayrı bir tecelliyat noktasında olur. İnsanlar bunu ehli tasavuk, bilhassa üstadına olan tecelliyatın aynı olduğunu ve aynı tecelliyatın üzerinde olacağını veya da bin yıl önce herhangi bir kalbi halin bin yıl sonra da aynı olacağını düşünürler. Değil. Denizdeki dalga dahi aynı vurmaz. Allah'ın şanına yakışmaz o. Her tecelliyat frekansıyla, vuruşuyla, darbesiyle kendine münhasır bir şeydir.
O yüzden mürşidi kamiller, üstadlar her daim için şart ve gereklidir. Eğer şart ve gerekli olmamış olsaydı bundan bin yıl önce, bundan iki bin yıl önce, üç bin yıl önce herhangi bir kalp ilmine vakıf olan bir kimsenin bilgisini biz alarak da bugün de aynı şekilde tecelli ettiğini düşünebilirdik. Öyle değil. Bin yüz yıl önceki, bin yıl önceki dini anlayış, kavrayış, yaşayış, anlayış, yaşayış ve kavrayış, tecelliyatı anlayış ve kavrayış farklıdır.
İnsanoğlu tabii muhakkak ki geçmişteki insanlar kendi zamanlarında yaşamadıklarından dolayı onları gözlerinde büyütürler. Bu doğaldır. Bu normaldir. İlminin verdiği, ilminin yaşattığı, inin direkleri her daim mevcuttur. Ve onlar kendi zamanlarında, kendi bölgelerinde, kendi etraflarında bu kalp ilmini etrafındaki insanlara öğretirler.
Bu noktada Allah'tır. Muhakkak etmiş sözler, yabanlatılacak sözler değil ama bu kelimelerle anlatılması güç, anlaşılması güç şeylerdir. Kalbe ilham gelmesi gerekir. Kalbe ilham gelmesi gerekir. Kalpte halin tezahür etmesi gerekir. Kalpte zikrullahın tezahür etmesi gerekir. Kalpte muhabbetullahın tezahür etmesi gerekir.
Olacak olan kimseler bu halde olmaları gerekir. Kalbe ilham gelmedi müddetçe bunu anlamanız ve algılamanız zordur. Ne zaman ki kalbinize ilham gelmeye başladı. Ama üstadınızın sesinden başla. Ama herhangi bir peygamberin sesinden başla. Ama meleğin sesinden başla. Ama herhangi bir peygamberin sesinden başla. O kalp ilham almaya başlamıştır. Ama kalbinizde zikrullah tecelli eder. Siz artık yolda yürürken de, konuşurken de, sohbet ederken de, kalbiniz Allah, Allah, Allah diye devam eder. Devam etmeye başladığında o zaman kalbinizde haller cereyan edecek. O zaman kalbinizde tecelliyat başlayacaktır. O zaman tasavvuf başlayacaktır. Başlamaz. Getirmek, kardeşlerinizi sevmekle, Resulullah'ı sevmekle başla. Bu en baştan kendinizi sevmekle başla.
Kendini beğenmek ayrıdır. Kendini sevmek ayrıdır. Sünnet gözlüğüyle bakarınızda sevmediğiniz, beğenmediğiniz şeyler varsa onları atarsınız. Ve kendinizi, kendi kendinizi sevecek hale getirmirsiniz. Kendinizi sevecek hale getiremiyorsunuz. Siz daha tasavvufun başlarına dair başlamadınız. Gelin kardeşler, Allah'ı çokça zikredin.
Aslında çok büyük bir, aslında çok büyük bir keramet var, ihsan var, lütuf var. Gelin hey insanlar, onu zikredin. Ağabeyini seyredeştirin, onu zikredecek. O zaman kayb, Allah'ı zikret.
Tövbe edin, iki gün oruç tutun ve sevin. Üstadım Hacı Abdullah Efendi Hazretleri'ne dedim ki efendim, Mergahta pişmancı abi var. Rüyamda görüyorum çünkü halimde görüyorum.
Zikretleri dedi, bir, üstadını sevdiğin gibi sevemiyorlar dedi. Burada kendimi öne çıkarmak için söylemiyorum, ölçü olsun diye söylüyorum. Üstadımın ölçüsü, üstadını seni sevdiğin gibi sevemiyorlar.
Kendimi atfetmek için söylemiyorum arkadaşlar, yanlış anlaşılmasın. Üstadı, abisi gibi görüyor beni dedi. İkincisi, hizmet etmiyor oğlum dedi, hizmet. Bana söyle dedi, ben iki kişi söyle dedim. Ona da söyle, ona da söyle, filancayı da söyle dedi, üç kişi. Üzülüyor oğlum dedi, bir adım atamıyorlar dedi. Ne lazımmış? Hizmet edecek, sevecek. Allah'ı zikredecek. Hizmet edin. Bir dergahın dervişlerinin. Biz yapıyorduk.
Çaycısı. Nevşehir'e giderdim ben. Üç gün, dört gün orada kalırdım. Dergâhta çaycılık yapardım. Gelene gidene çay verirdim. Sofraya indirir, sofra kaldırırdım. Alay ederdi herkes benden. Çayı çıkırdatırlardı. Kaşıklar çıt çıt çıt çıt hani çayımız boşaldı gibisinden. Şeyhleri yani üstadımız sohbette anlatırdı. Derviş çayı karıştırırken çıkırdatmazlar diye. Sohbet bittikten sonra aynı sohbeti dinleyenler, çayı bardağımız boşaldı diye çayın kenarına vururlardı. Dervişlik edeptir. Dervişlik aşktır, aşk. Aşığın gururu kibir olmaz.
Sevedin kibirliği olmaz. Desem ki burada utanırsınız. Kaç kişi bu tuvaleti temizlede elini kaldır desem hiç kimse kaldırmaz. Üç beş kişidir. Ve herkes şöyle düşünür. Buraya temizleyen birisi çıkar ya. O sen ol. Nefsini yer, nefsini kır. Çayı götüren sen ol. Nefsini kır, yer. Ortalığı temizleyen sen ol. Nefsini kır, yer. İstiyorsan, olmak istiyorsan tevazu ehli ol. Hikmetçi ol. Buradan içeri giren... ...babine bir şey gelecek senin.
O zaman müezzet alacaksın, tat alacaksın. O zaman değişeceksin. Kapıdan içeri girip ben nereye oturacağım diye böyle bakıyorsan... ...asla senden bir şey olmaz. Gelin. Gelin. Günler geçiyor. Geçen gençlik günleri beş gecesi sohbete giyordum. Gözümde büyütüyordum.
Gitmek gerekiyormuş. Geçen sohbetinizde herkese dini anlatın demiştiniz.
Biz başladık ve çoğalıyoruz Allah'ın izniyle ama... ...şeytanın... ...şeytanın oyunlarından soğutmak için... ...Rabbim çok yardım ediyoruz. Siz bizi biraz bilgilendirirseniz. Bilgi sizin içinizde var. Bilgi kalbinizde var. Siz Allah'ın zikredin. Kalbinize yaslanın. Zikredin. Allah'a yaslanın. Yardımcınız merak etmeyin. Duydu gitti tebliğ etti. Koca Arap yaramadı sını. Siz de onlardan olun inşallah. Bende ilim var. Kalp var.
Akıl var. İman ve inanç var. Ama faaliyet ve ölçüsü yok. Hiçbir şey yok da o yüzden. Sen var görüyorsun. Sende ilim de yok. Kalp de yok. Akıl da yok. İman da yok. Hiçbir şey yok. Tecdid-i iman, tecdid-i nikah gerekti bu soruyu sorana. Allah muhafaza eylesin. Allah kibirlenenleri sevmez. Allah kendini beğenenleri sevmez. Sakın kendinizde bir şey var olduğunu görmeyin. Bir kardeşimizin dövmesi varmış. Allah'tan korkum arttı.
Namazı bırakmam. Bu dövme konusunda diyecek bir şeyiniz var mı? Namazını kıl kardeşim. Namazını kıl. Bir yakınımız mahrem tuttuğu halde mi diyor. Doğru anlaşılmadı.
Bir yakınımız mahrem tuttuğu halde Almanya'ya hasta ziyaretine gitmiş. Kefaret gerekir mi dedik. Anlayamadık onu. Hastaya bir daha sorsun. Seyri sülükü sormuşlar. Rabıtayı sormuşlar. Oh oh oh oh. İki günü namazları kaza kılıyormuş bir kardeş. Kardeşler namazlarınızı kılın. Vaktinde kılamadınız. O gün kaza edin. Namazınızı kılın. Ertesi güne namaz bırakmayın. Nasıl yapıyorsanız yapın namazınızı kılın. Cuma günü. Cuma'ya izin vermiyorlar. Ne yapalım? Ne yapacaklar valla?
Allah. Bir kimse cumayı kılmaya mücadele edecek kılamıyorsa ondan sorumlu olmaz. Ama insanlar sorumlu değil deyip cumayı terk edenlerden olmasınlar. Orayı islamlaştırma adına mücadele edecekler. Ama kılamıyorlarsa dar larfçe sorumlu olmazlar. Ramazan ayındaki orucun birini bozduk bile bile 61'i tutamıyoruz. Ne yapalım? Kebale döneceksiniz. Soruları geçtim. Şey düşünmeyin ha. Yok işte es geçti bizim soruları diye.
Uzun çünkü cevapları. Günah-i kebailerden birisi Allah ve Resulüne yalan isnat etmek. Bu son dönemlerde fazla moda oldu. Bu modalardan birisi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine yalan konuşmak. Olmayan hadisi varmış gibi göstermek. Var olan hadisi inkar etmek. Veya onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çözü olduğu kesin kat'i bir ilimle sabit olmasına rağmen onu yalanlamak. Allah muhafaza eylesin inşallah. Amin. Cenab-ı Hak ayeti kerimede Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin çimkia olduğu görülür buyurmuştur.
Allah'ın üzerinde yalan uydurmak. Onu isnat etmek. Geçmeyen bir ayeti kerimeye Allah böyle bir ayeti kerime varmış gibi insanlara bildirmek. Hristiyanların yaptıkları hep Allah'a iftiradır. Allah'a insan isnat etmektir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde buyurur ki benim üzerime kasten yalan uyduran kimse cehennemdeki o tırağını hazırlasın. Çok ince düşünürdü. Bir şeyi kendi aralarına istişare ederler, ilan ederlerdi. Bu konuyla akıllı peygamberden bir şey duyan var mı diye. Kesinleştirler ve onu namel ederlerdi.
İlginiz yoksa konuşmayın. Hazretlerin üzerine bilerek veya bilmeyerekten yalan istat etmiş olursunuz. Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden rivayet ederse o da yalancılardan biridir. Konuşun. Olduğu noktasında şüpheniz var ise, hadis olduğunu bilmiyorsanız onu hadisli insanlara aktarmayın.
Şunu da yapmayın. Hadis-i şeriflerin hadis-i şerif olduğunu bile bile kendi sözünüz gibi de aktarmayın. Kendinizi kerem sahibi, ihsan sahibi, ilim sahibi göstermek için hadis-i şerifleri saklamayın, örtmeyin. Televizyonlarda koca koca insanlar çıkıyorlar, söylediklerinin hadis olduğunu beyan etmeye korkuyorlar. Bunu gösterecekler.
Kendilerince kendilerinin ne kadar üstün insan olduklarını söyleyecekler. Konuştuklarını herif demeye. Utanıyorlar bu peri zişan efendilerimizin sözü demeye. Sanki kendi sözleriymiş gibi konuşuyorlar. Ve sanki kendi fikirleriymiş gibi konuşuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Biz Peygamber sallallahu ve şeretlerini seviyoruz. Hadis-i şeriflerine hadis-i şünneti seviyesini sünnet olarak algılamaktan mutluluk duyuyoruz. Çalışıyoruz. Ustamaya uyan insanlar kendilerini yerme noktasında duracaklar. Hayden bir cemaat olacağız.
Bir sünnetin varsa adı insan konağı. İçerisine yayıyorlar.
Satılır. Hadis-i şerifler aykırım yapıp katliam yapacaklar. Biz bir tane hadis-i şerif söyleyeceğiz.
O hadis-i şeriflerinde yok sayacaklar. Çıkarıp televizyona sahte kabul edecekler. Dilleri ne işemiş? Dilleri ne işemiş? Gözleri ne işemiş? Görmüyorlar. Beyinlerimiz alışmış.
Düşünmüyoruz. İhval edilmiş düşüncesiyle gerçekse gelsin.
Aynısız inşallah. Ne thế? D fourteen ceux-i şerifleri seyidirem.
ourina案'ı Nefiyatlar ve B'ia b. evlilerin evlilerin evlilerin dervişlerin mümkünlerine uflarına, şeyhimiz, üstadımız, müflimiz, canımız, canazımız, sultanımız, bayındırılardır, mutfafeyefendi alınan ruhani sütçelerine, mehdi alınan ruhani sütçelerine, yaşayan müştü, kambilerin, evlilerin, evlilerin, evlilerin,
dervişlerin mümkünlerine ruhani sütçelerine, duruki halimize gelmiş geçmiş, Osman alevde gelmiş, geçmiş, arkafayı salıklar kumundan gelmiş, demselin uflarına, ruhani sütçelerine, hayra ile hidirdik vaat-ı ve sadar eyle yahut. Amin. Mürnü hizmetlerine, şezatınızı, elbilerin, evlilerin, evlilerin, evlilerin, evlilik eyleme yarabbim. Amin. Estağfurullah, estağfurullah. Estağfurullah el-azime kerimenemez. La ilahe illahû. El haydi dukâlim ve şiddir levin ulayî bir şeytanın rejîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Estağfurullah el-azim! Estağfurullah el-azim...
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.