mustafaozbag.org

169. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Ocak 2012 · 59:11

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımıza hızlı muhafaza eylesin. Kendi diniyle müşerref eylesin inşallah.
Kredi ile ev almak caiz midir? Darül Harp konusunda bilgi verir misiniz? Bu konularla alakalı çok sohbet ettik. Arkadaşlar, kardeşler bunlarla alakalı sohbetlerden bölümleri çıkarıp oraya sayfaya koyarlarsa, çalışma yaparlarsa iyi bir çalışma olur. Ama yine de tekrar edelim inşallah. Hanefiler bir yerin Darül Harp olması için orada üç tane şartın tahakkuk etmesini şart koşmuşlar.
Bir, o beldede o bölgede İslam hukukuyla hukukla hukukun olmayışına, iki, daha önce eman verilenlerin emanların kaldırılmasına, üç, o beldenin Darül Harp'e bitişik olmasına bağlamış. İmam Muhammed ise bir yerde İslam hukuku yoksa orası Darül Harp'tir demiş. İmam-ı Azam ile İmam-ı Yusuf'tan ayrılmış.
Sonradan gelen ulemanın büyük bir kısmı da bir beldede İslam hukuku yok ise orası Darül Harp'tir hükmüne kani olmuşlar. Buradan hareket ederekten bir yerde İslam hukuku yoksa orası Darül Harp'tir hukuku ve hükmü geçerli olmuştur. Son Şeyhli İslam Sabri Efendi, Türkiye'nin Darül Harp olduğunun fetvasını vererek bir kitap yayınlayarak Türkiye'den hicret etmiş. Tabi o fetvanın üzerine ikinci bir fetva yayınlanmamış Türkiye'de Darül İslam olduğuna dair ve hiç kimse de bu noktada Darül İslam diyemez. Darül İslam diyenler de zaten bugünkü mevcut hukukun karşısında hesabını verirler. Böyle olunca Hanefiler harbiyle Müslümanın arasında faiz olmayacağına hükmetmişler. Yani eğer Darül Harp hukuku olmazsa sizin bu memlekette normal şartlarda yaşama mümkün değil.
Ticaret yapmanız mümkün değil, ev almanız mümkün değil, orada yatırım yapmanız mümkün değil. Darül Harp hukukuna göre bir Müslümanın orada mülk edilmesi dahi caiz değil. Bu ancak Darül Harp imamının fetvasıyla olması gereken bir şey. Ama bu meselenin böyle teknik çok fıkıhi olarak boyutları var. Bu kadarı yeter bu mesele için. Bununla alakalı daha geniş bilgiye sahip olmak isteyenler, Serahsi'nin, özür dilerim, İmam Muhammed'in İslam devlet hukukuna bakabilir dört ciltlik. Serahsi'ye de bakabilir, cuma ile alakalı bahiste. İbn-i Abidin'e bakabilir, cuma ile alakalı bahiste. Bunlar tabi İslam fıkıhçılarının kitaplarında böyle serpiştirilmiş vaziyette var.
Oralardan bakabilirler. O yüzden bir kimse zorunlu kalırsa, zaruret var ise o kimsenin krediyle ev almasına fetva veriyorlar. Darül Harp'te cuma kılmayanlar var, kılınmaz diyenler var. Orada cuma kılınmaz diye bir ibare yok. Kılınmaya bilinir diye ibare var. O da ne ile alakalı, herhangi bir zorunluluk, herhangi bir şart var ise, herhangi bir böyle bir yasak var ise, orada o zaman böyle bir şey olabilir diye bu noktada fetva var.
Cinni tayfası neden insanlara musallat olur? Cinni tayfasının kafirleri insanlara musallat olur. Onlar çünkü insanı kendilerinden daha üstün bir varlık olarak görmek istemediklerinden dolayı insanı fesada uğratmaya çalışırlar. Bir, ikincisi onlar daha önce dünyada burada yeryüzünde yaşıyorlardı. Yeryüzünde insanın yaşaması için onlar Allah tarafından, yeryüzünden sürüldü. O yüzden insandan bilip, insanı bu noktada insandan intikam almak için uğraşıyorlar. Bu noktada cinni tayfası insanlara bulaşır. Bu iki arada bir derede olanlara daha fazla bulaşır. Namazında, abdestinde, zikrinde, fikrinde olanlara çok bulaşmaz.
Böyle etkilemeye çalışır. Ondan kurtulmanın yolu felak nas ayetel kürsü'dir. Allah'ı zikretmektir, tevhiddir. Bununla alakalı problemi olanlar, Allah'ı çokça zikredecekler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zevcelerini imam nikahıyla mı nikahlamıştır? İmam nikahı diye bir nikah yok. İslam literatüründe imam nikahı diye bir nikah yok. Ayetle, hadiste sabit olmuş olan nikah var. Bunun adı imam nikahı değil. İmam olmazsa nikah olmaz. Papaz nikahı gibi bizde nikah yok. Bu Hristiyanlığa ait bir şeydir. Bir Hristiyan kendi başına evlenemez. Bir Yahudi kendi başına evlenemez.
İslam'da böyle bir şey yoktur. İki erkek şahit, iki erkek şahit nikahlanacak olan kimse için yeterlidir. Bir erkek dese ki ben filanca iki şahidin yanında, o nikahlanacak olduğu kimse dahi yanında olmasa, dese ki ben filancayı nikahladım kendime, o haber filancaya gittiğinde, o filanca onu kabul ederse nikahı nikahtır. Bizim dinimiz yaşamak için, yaşatılması için, herhangi bir şeyin oluşması için bir şeye bağlamaz. Bir kimse Allah'ı zikredecek. İlla ki şeyh zikrettirecek, illa ki zakir zikrettirecek, illa ki çavuş zikrettirecek. Yok böyle bir şey. Allah'ı zikredin, emir.
Allah'ı zikir herkes için geçerli. Şeyhinden dervişine, aliminden zalimine, fakirinden zenginine, işçisinden memuruna, devlet başkanından tebasına varıncaya kadar. Allah'ı zikir farz. Allah'ı zikir farz. Ayet-i kerime, beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Bitti. Bir kimse evlenecek. Evlenecek olan kimsenin söyleyeceği söz şu. Allah'ın emri, peygamberin sünnetiyle ben seni nikahladım. Bitti. Hatta şahit olmasa o esnada yanında. Bir erkek bir kadına dese ki, Allah'ın emriyle, peygamberin sünnetiyle ben seni nikahladım. Kadın da kabul etmiş olsa nikah, nikah. Ondan sonra şahitlendirir.
Yolda giderken birisine dese ki, iki kişiye dese ki, ben bu kadını kendime nikahladım, bitti nikah. O yüzden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretten nikahları, İslam dininin üzerine, imam nikahı değil yani. İslam dininin kuralları üzerine, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretten nikahları. Onun hayatı Kur'an'ın insan üzerine yansıması.
Onun hayatı Allah'ın dininin insan üzerine yansıması. Tecelliyatı. O yüzden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazrettenin bütün hayatı, yani bir kısmı onun hani bir tarafı insanı, bir tarafı Rahmani diye ayırt ediyorlar ya, insani olarak ayırt edilen tarafları dahi Rahmani. Ona insani gözlükle o esnada bakan kimse demiş ki, burası insani tarafı.
Yani ne o karnının acıkması örneğin. İşte su içmesi örneğin. Veya uyuması örneğin. Onu insani olarak görmüş ya o kimse. O noktadan bakıyor. Hayır onun uyuması da ibadet Rahmani. Onun yemek yemesi de ibadet Rahmani. Onun su içmesi de ibadet Rahmani. Onun hayatının Rahmani olmayan hiçbir anı yok. Onun bir tarafını insani görenler ondan sonra insan hata yapar noktasından yürüyerekten bizim önümüze peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin güya bir hatası, bir kusuru varmış gibi getirecekler.
Hayır o ne yaptıysa ayet-i kerimeyle sabit Allah'ın emrini yerine getirdi. Yemesi Allah'ın emriyle, içmesi Allah'ın emriyle, nikahlaması Allah'ın emriyle, yolda yürümesi Allah'ın emriyle, uyuması Allah'ın emriyle, o her haliyle Allah'a teslim olmuş Allah'ın elinde. O hevai hevesinden hiç hareket etmeyen, hiç hareket etmesi mümkün olmayan, o kapısı kapalı olan bir zat.
Hani Musa aleyhisselamın peygamberlikten öncesi var hataya açık. İşte ne mesela ayet-i kerimede mealen diyor ki bir kimseyi öldürdü ve insanlardan kaçtı. Bir tokat vurdu, o kimsede öldü, ölünce de Hazreti Musa aleyhisselam insanlardan kaçtı, insanların zulmünden kaçtı, insanların adaletsizden kaçtı. Ayet-i kerimede öyle geçiyor. Ve ondan sonra geri dönüyor. Diyor ki ben sizin zulmünüzden kaçınca Allah bana lütfetti, ikram etti, nimetlendirdi. Bu neyle alakalı? Peygamberlikle alakalı. O cahil, ben diyor o esnada cahildim bilemedim. Ve o cahillimle bilememişle bir kimseyi öldürdüm. Ve sizin zulmünüzden, sizin lafınızdan, küfünüzden, sizin adaletsizliğinizden dolayı kaçtım.
O kaçıştan geri dönüş peygamberlikle oldu. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle bir hal yok. Onun peygamberliğinden öncesi de tertemiz. O peygamberliğinden önce de peygamber. Tebliğ edilmemiş ama ondan önce de peygamber. Ben inanıyorum ki o peygamber olduğunun bilincindeydi.
O peygamberlik ona tebliğ edilmezden önce de o peygamber olduğunun bilincindeydi. Babası Abdullah kendisinden bir peygamber zuhur edeceğinin bilincindeydi. Annesi Amin'e bir peygamber doğuracağının bilincindeydi. Ancak o bilinç ve şuurla bir peygamber doğurulabilir. O bilinç ve şuur olmazsa o peygamber doğmaz.
Ve o bilinç ve şuurla onlar hareket ettiler. Ben o bilinç ve şuur noktasında olduklarına inananlardanım. Hani bir kısmı onların üzerinde de böyle tartışma açmak istiyor ya. Ham kafalılar. Gaflet içerisinde bulunanlar. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetinden, nuraniyetinden, cismaniyetinden, varlığından bir haber olanlar. Onun nasıl bir anlam olduğunu, onun ne getirdiğinin, onun ne olduğunun bilincinde olmayan varlıklar onlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evlilikleri Allah'ın dininin üzerine, Kur'an üzerine, Allah'ın emri üzerine, onun bu noktada nikahı imam nikahı değil.
İmam nikahı diye de bir şey yok. Yok. İslam'ın hükmettiği, emrettiği nikah var. İbadet. Nikah ibadettir. Nikah ibadettir. Nikahı ibadet olarak görün. Bir namaz gibi, bir oruç gibi, bir zikir gibi, bir abdest gibi, bir haç gibi. Bu bizim toplumumuzda, İslam toplumunda önemini kaybetmiş bir ibadet.
Bu ibadete dört elle sarılın. Bu ibadeti bizim içimizde yozlaştırmak istiyorlar. Bu ibadeti bizim içimizde katletmek istiyorlar. Bu ibadeti bizim için içimizde anlamını, kıymetini yok etmeye çalışıyorlar. Bu ibadetin ehemmiyetini yok ederlerse aileyi yok edecekler. Aileyi yok ederlerse çocuklarımız perperişan olacak. Avrupa gibi olacağız. Amerika gibi olacağız. Ahlakımız batacak, kimliğimiz batacak, kişiliğimiz batacak, örfümüz batacak, adetimiz batacak, erkekliğimiz batacak, kadınlığımız batacak. Batacak. O yüzden bu ibadete sımsıkı sarılın. Kadınlar, erkekler, anneler, babalar, bekarlar, evlenin. Çocuklarınızı evlendirin.
Çocuklarınızı evlendirmek için evliliklerini kolaylaştırın. Muhakkak bu ibadetin ehemmiyeti öne çıkmalı. Kadınlar, feminist düşüncelere dalmayın. Erkeklere karşı gelmeyin. Erkeklerin erkeklik onurlarıyla oynamayın. Erkeklerin erkeklikleriyle oynamayın. Karşınızda sonra kadınlaşmış erkekler göreceksiniz. Adamlara çemkirmeyin. Adamlara laf söylemeyin. Adamların adamlıklarıyla oynamayın. Yumuşamış adamlar görüyoruz evlerde. Adamlar ahlaklarından dolayı kadınlara bir şey söylemiyor. Kadınlar da feminist duygu ve düşünceyle adamların adamlıklarıyla oynuyorlar. Ve evlerde ne yazık ki ve ne yazık ki kardeş kardeş yaşıyorlar. Adam adamlık yapamıyor, kadın kadınlık yapamıyor.
Evlilik müessesesi batıyor. Batıyor. Evlilik müessesesi batınca aile batıyor. Çocuklar batıyor, gelecek batıyor. Gelecek batıyor, gelecek. Adam 30 yaşında bekar, kız 30 yaşında bekar, 25 yaşında bekar. Kariyer yapacak, yok okucak, yok öğretmen olacak, yok müdür olacak, yok amir olacak, yok bilmem ne olacak, evlenecek kız.
Kaç yaşında, 30 yaşında? 35 yaşında pert zaten bir kadın. 5 yılın içerisine bir tane çocuk sığdıracak, bitecek. Zaten çocuk bakmaya derdi yok. Adamla uğraşacak derdi de yok. Adamlar sıkıntı gibi öğreniyor. Feminist düşünce. Bozuk düşünce. Adam sıkıntılı evde. Adam fazlalık. Adam gereksiz. Adamın çilesi çekilmez, adamın derdi çekilmez. Adamla ne uğraşsın? Uğraşmasına gerek yok. Feminist düşünce. Farkında değil İslam toplumu. İslam toplumu farkında değil. Erkekler de farkında değil. Kadınlar şimdi sakalsız, bıyıksız, kendisine benzeyen bir erkek tipi istiyor evde. Adamın bıyı olmayacak, adamın sakalı olmayacak, adamın kılı tüyü olmayacak.
Göğüslerindeki kılları da alıyor adamlar şimdi. Kollarındaki kılları alıyor adamlar. Bu sohbet size abiyane bir sohbet gibi gelir. Vallahi de billahi de içim yanıyor. Erkeklerde kadınlık ormanları baskın olmaya başladı. Bu nikahla alakalı. Nikaha ehemmiyet verin. Evliliğe ehemmiyet verin. Evlerinize ehemmiyet verin. Erkekler evlerinize iyi bakın. Evinizin horozu olun. Evinizin adamı olun. Çekin çevirin. Adaletle davranın. Erkeklik yapın evde. Ama adaletle davranın. Merhametle davranın. Şefkatle davranın. Kadınsı davranmayın evlerinizde.
Kadınsı davranışlara kapı aralamayın şaka dayı olsa. Adam adam gibi olacak evde. Evini koracak, karısını koracak, çocuklarını koracak. Koracak. Evine bakacak, evini giydirecek, içirecek. Gücü nispetinde. Decek ki bu evin adamı benim. Bu evin erkeği benim. Her şeyle. Her şeyle. Pısırık bir adam, pısırık bir aile reisi olmaz. Kızının elinde oyuncak, karısının elinde oyuncak bir aile reisi olmaz. Namusunu koruyan, çoluğunu, çocuğunu koruyan, muhafaza eden, onların dini yaşantısını, hayatını devam ettiren bir erkek tipi olacak. Pısırık ne olduğu belli değil. Karısı bugün saçını kısalt derse, kısaltıyor, uzat derse, uzatıyor.
Hayat müşterekmiş, eşitmiş. Yok böyle bir şey. Neye eşitmiş? Adalet var İslam'da. Kadın, kadınlığını bilecek, erkek erkekliğini bilecek. Çocuk, çocukluğunu bilecek. Kız, çocuğu, kız çocukluğunu bilecek. Erkek, çocuğu, erkek çocukluğunu bilecek. Ev ayakta duracak. Ev ayakta duracak. Aile ayakta duracak. O yüzden kadınlar, eşlerinizin adamlığıyla oynamayın. Çocuklarınıza adamlarınızı kötülemeyin. Çocuklarınıza evliliğinizi kötülemeyin. Çocuklarınıza kadınlarınızı kötülemeyin. Çocuklarınıza nereden evlendim bu kadınla demeyin. Nasıl evlendim, neden evlendim, evlenmemem lazımdı demeyin. Evlilik kurumunu yüceltin.
Nikahı ibadet görün, evliliği ibadet görün. Çocuk yetiştirmeyi ibadet görün. Toplumun içerisinde iyi aile olmayı ibadet görün. Zorluklara göğüs gelin. Sıkıntılara göğüs gelin. Evliliğinizi ebediyete taşımaya gayret edin. Çıt bir şeyden boşanmaya kalkmayın. Çıt bir şeyden ayrılmaya kalkmayın. Akli dengenizi muhafaza edin. Ufacık bir problemden intihar edeceğim demeyin. Ufacık bir problemden anneme gideceğim demeyin. Ufacık bir problemden adam annesine mi gidermiş? Önceden kadınlar giderdi annesine. Şimdi adamlar gidiyor annesine. Bu adamlık değil. Yeni çıkıyor bu. Adam eşyasını topluyor anneme gidiyorum ben diyor. Haydi bismillah. Çık işin içinden çıkabilirsen.
Soruyorum adam nerede? Annesine gitti efendim diyor. Eyvah diyorum ya. Eşyasını da topladı gitti diyor. Eyvah ki eyvah. Eyvah ki eyvah. Kendi kendimi sorguluyorum bu sefer. Ya diyorum ben bunları bunu anlatmıyorum. Allah muhafaza eylesin. O yüzden aman kardeşler. Evlilik ibadet. Evleniniz, çoğalınız. Ben sizin çokluğunuzla üyeceğim. Muhtedir olanlar evlensinler. Evlilikten uzaklaşmasınlar. Ama psikolojisi, dengesi yerinde olmayan erkekler. Milletin başını yakmayın. Ev bakamayacak olanlar. Milletin başını yakmayın. Bir kadının hakkından gelemeyecek olanlar.
Milletin başını yakmayın. Hakkından gelememek, dövmek olarak değil. Anladınız siz onu. Allah muhafaza eylesin. Biraz konu uzat ama. Hakkınızı helal edin. Bizim tasavvufa bakış açımız. Bizim tasavvufu yaşama açımız. Böyle kadından kaç, çocuktan kaç, işten kaç, aileden kaç. Hani tasavvufta firar etme vardır. Eskilerin deyimiyle. Tasavvufta bir şey vardır. Hal vardır. Eskiler bunu firar etme olarak nitelendirmişlerdir. Firarın üç hali vardır. Avamın firarı, hasın firarı, hasül hasın firarı. Bunlar tasavvufta hal olarak anlatılır kitaplarda.
Ben o noktada olanlardan değilim. Bu zaten, bu noktada duranlar, bu hali günün konumuna, durumuna göre analiz edemeyenler olarak görüyorum. İşte, o kimse halktan uzaklaşır, uzlet hayatı yaşar. Halktan uzaklaşaraktan, uzlet hayatı yaşayarak, yaşayaraktan Allah'a vasıl olmaya çalışır. Bir kısmı evlenmemiştir mesela. Bir kısmı çoluğunu çocuğunu bırakıp işte seyahate çıkmıştır uzun seneler. İşte bir kısmı değişik böyle terbiye sistemleri, metotları kurgulamışlar. Bunları okursunuz. Büyüklerin hepsi de haklarını bana helal eder inşallah. Benim derdimi biliyorlar. O noktada onların koydukları kurallara, kaidelere karşı çıkmak olarak değil bu.
Bu mesele de mesela şimdi birbirine şey oldu. Cenab-ı Hak denk getirdi, tevafuk getirdi. Mesela Musa Aleyhisselam'ın bir adamı öldürüp firar edip ardından peygamber olarak dönmesini de örnek olarak verirler. Bu ayeti kerime. Derler ki Musa firar etti. Firarından dönüşünde Allah onu peygamberlikle lütuflandırdı, ikramlandırdı. Yani sen de halktan firar edersen, sen de bir şeyle lütuflanır geri dönersin. Bakın bir şeyden firar etmek, bir şeyden uzaklaşmak, bir makama yolculuk, bir makam sevdasıyla söz konusu. Musa'nın firarında bilinç yoktu. Musa o esnada peygamber değil idi. Peygamber olmadığından dolayı Musa o adamı öldürdüğünden dolayı korktu ve insanlar ona zulmeden, insanlar da onu öldürür diye çöle vurdu kendini insanlardan uzaklaştı.
Bilinç yok. Bu noktada bir şuur yok. Gidiş sebebi peygamber olmak değil. Şimdi ise bir kimse firar ederse dönüşünü ne olarak dönmek istiyorsun? Neden firar ettin? Şeyh olacaksın o zaman. Neden firar ettin? Makam atlamak için. Nereye firar ettin? İnsanlardan uzaklaştın. Öyle değil mi? Evet. Hayır. Bizim yolumuzda ise problemlerden kaçış yoktur. Bizim yolumuzda halktan kaçış yoktur. Bizim yolumuzda sıkıntıdan kaçış yoktur. Bizim yolumuzda belada, musibetten kaçış yoktur.
Bizim yolumuzda bu manada firar olacaksa, firar olacaksa hal iledir. Anlayış iledir. Anlayış iledir. Tefekkür iledir. Tefekkür iledir. Bunu bedenen yapmaya çalışanlar, ne yazık ki insanların yaşadığı ortamı, anı tespit edemeyen insanlar. Biz kardeşlerimizin işlerini, açlarını, eşlerini, çocuklarını, mahallelerini, illerini, ilçelerini, kendi bulundukları ortamlarını terk etmelerini istemiyoruz.
Bizim böyle bir firar halimiz yok. Biz firar edeceksek, firar edeceksek, biz kötü ahlaktan iyi ahlaka doğru firar edelim. Biz firar edeceksek, bu noktada avamın firarı, avamın firarını şöyle göreceğiz. Avam firar edecekse, amel etmemekten amele. Kötü huylardan iyi huya.
Kötü huylardan iyi huya. Ve avam, bu noktada avamın firarıya. Onun duası ne? Hadis-i Şerif, Ya Rabbi yarattıkların şerrinden sana sığınırım. O kimse karşıdaki kimseden şer geldiğini düşünüyor. Bu avamın firarı. Karşıdaki kimseden şer geldiğini düşünden ondan kaçıyor. Kaç, kimden sana sıkıntı geliyor? Adnan'dan. Adnan'dan kaç. Bu avamın firarı. O Adnan'ı görüyor. İyi dinle bu sohbeti. O Adnan'ı görüyor. Geliyor Adnan'ı şikayet ediyor bana. Veya işte örnek olarak veriyorum. Ahmet'i, Mehmet'i, Hüseyin'i şikayet ediyor. Müşteriyi şikayet ediyor.
Alan'ı şikayet ediyor. Satan'ı şikayet ediyor. Ona sıkıntı vereni şikayet ediyor. Kim ona sıkıntı veriyorsa o sıkıntı verenden kaçıyor. Avam. Firar ediyor ondan. Ve o dua ederken, Ya Rabbi yarattıkların şerrinden sana sığınırım diyor. Amin. Kendine gelen bela, Musibet, sıkıntıyı kimden geliyorsa, O yönden kaçıyor. Bu cahil toplumların zamanında olan bir şey. Bu bedevilerin yaşayacağı bir şey. Bu dini bilmezlerin, Allah'ı bilmezlerin yaşayacağı bir şey. Ehli tasavvufun yaşayacağı bir hal değil. O firarı kadından biliyor kötülüğü. O kötülüğü adamdan biliyor. O kötülüğü çocuktan biliyor. O kötülüğü devletten biliyor. O kötülüğü polisten biliyor.
O kötülüğü jandarmadan biliyor. O kendisine gelen bela, Müsibeti, Etrafındaki sebeplerden biliyor. Ve sebepler için dua ediyor. Ya Rabbi! Yaratıkların şerrinden sana sığınırım. Firar ediyor. Doğru mu? Alkışlıyorum. Alar mısın sen? Doğru. Halinle, Durduğun noktayla, Bilincinle, Şuurunla, Nerede olduğunu sen kendin tespit et. Bana sorma sonra, Efendim ben hangi noktadayım diye. İyi dinle. Senin hangi noktada olduğun şimdi çıkacak meydana. Firar, ikinci hali. Hasın firarı. O sebeplere bakıyor. Sebeplere bakıyor. Bu ehli tarikatın hali. Arkasında Allah'ın olduğunu biliyor.
Ama Allah diyemiyor. Arkasında Allah olduğunu biliyor. Ama bu Allah'tan geliyor diyemiyor gene. Kim var? Gene orta yerde sebepler var. Hani üç tane hal vardı ya. Hani bir tokat vurdu ya bir derviş. Hatırladınız mı? Birisi dönüp bir tokat akşettiydi. Öbür gün de dönüp baktıydı ya. O diyor ki bir musibet, bir sıkıntı geldi. Kimden geldi? Ya Hüseyin'den geldi. Ama Hüseyin'e bir tokat vurayım diye düşünmüyor. Öbürkü Hüseyin'i gönül gün mü de kuruyor. Öbürkü Hüseyin'in arkasında bir güç olduğunun farkında. Ehli tasavvufun işi. Bu avandan çıkmış. Has olma yolunda.
Bunun duası ne? Hiç merak ettiniz mi? Hiç kendi kendinize düşündünüz mü? Ya Rabbi azabından merhametine sığınırım. Sıfattan sıfata gidiyor. Öyle değil mi hadis şerifte dua? Öyle değil mi? Aklıma gelen o benim. Öyle değil mi dua? Hacı Mehmet. Nasıldı bir daha sonra? Dargınlığından yani senin kızmandan rızana, gadabından affına sığınırım. Sıfattan sıfata sığınıyor. Bu da hasın işi. Bu da firar. Nereden firar? Bir sıfattan bir sıfata firar ediyor. Bir halden bir hale firar ediyor. Bakın bunların hepsini siz tasavvuf kitaplarında okuyabilirsiniz. Bunu bir yerden bulabilirsiniz, okuyabilirsiniz veya böyle bir şeyi okuyabilirsiniz. Buna benzer bir şey okuyabilirsiniz.
Ama benim anlattığım şey biraz o böyle Allah affetsin. Bugünkü anlayış noktasında, sizi bugünkü anlayış noktasında kendi anladığımı anlatmaya çalışıyorum. Karıştırıyorsam Rabbim beni affetsin. Doğrusunu Allah bilir. Bu sıfattan sıfata kaçış. Sıfattan sıfata kaçıyor. Hasül hasin işi öyle değildir. O bütün her şeyin Allah'tan olduğunu iman eder.
Ve o der ki ya Rabbi senden sana sığınırım. Bunda firar kaldı mı? Hayır. Bunda firar kalmadı bak. O bir şeyden kaçmaz. O bir şeyden ürkmez. O bir şeyden bu noktada uzaklaşmaz. Her şeyin ondan geldiğini bilir. Daha ileri. Her şeyin ona ait olduğunu bilir. Daha ileri. Her şeyin o olduğunu bilir. Her şey oysa nereden nereye firar ediyorsun? O zaman siz önünüze gelen her şeyde onu görmeye çalışın.
Yaşadığınız her şeyde onu görmeye çalışın. Onun tecelliyatını görün. Onun ihtiyarını görün. Onun kudretini görün. Onun kuvvetini görün. Onun sıfatlarının tecelliyatını görün. Onun kendisinin yaptığını görün. Ve hayatı öyle yaşayın. O zaman bizim firar edecek bir yerimiz yok. Bizim firar edecek, gidecek bir yerimiz yok. Biz kimseden kaçmayız. Biz kimseden kurtulmaya çalışmayız. Biz hiçbir kimse, hiçbir kimse olarak görmeyiz çünkü. O getirmiştir bizim önümüze. O getirmiştir bizim karşımıza. O vurdurmuştur hançeri. Hançer de onundur. Hançeri vurduran da odur. Hançer de odur. Hançerden şikayet yok.
O laf da onundur, küf da onundur. O lafı söyleten de odur, müsaade eden de odur. Bizim karşımıza düşman eden de odur. Dost eden de odur. Dostu düşmana çeviren, düşmanı dosta çeviren de odur. Neyin firarında o zaman insanlar? Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim tasavvuf anlayışımız, bizim tasavvuf anlayışımız beladan, musibetten kaçma değildir. Bizim tasavvuf anlayışımız insanlardan kaçmak değildir. Bizim tasavvuf anlayışımız doğum başına gidip bir kulübe yapıp orada yaşamak değildir. Bizim tasavvuf anlayışımız kendine bir hücre yapıp hücreye kapanmak değildir. Bizim tasavvuf anlayışımız eşin, çocukların, arkadaşların, etrafın her türlü zulmüne, her türlü sıkıntısına, her türlü belasına, her türlü cilvesine tebessümle bakmaktır.
Kaçmak yok. Evlenmekten kaçmak, çocuk yapmaktan kaçmak, ev kurmaktan kaçmak yok. Yalnızlığı seçmek, ne bileyim münzevi bir hayat seçmek, kimsesiz bir hayat seçmek, gidip doğum başında bir hayat seçmek yok. Her gün hayatın içinde olma, her gün eziyetlere katlanma, eziyeti yalama, her gün hicranı, hüsranı yaşama, her gün o yaşantının içinde bulunma, her gün ne mücadelesi varsa o mücadelenin içinde bulunma, her gün hangi sıkıntı önümüze geldiyse o sıkıntıyı aşmak için mücadele etme ve her gelenin ondan geldiğini görme.
sevenin sevdirenin de o olduğunu, küsenin küstürenin de o olduğunu, düşmanın ve düşmanlığının da ondan geldiğini bilmek. Hayatı insanların içerisinde yaşamak. Hem de tam göbende, tam da cav cav göbende. Kenarında bile değil. Tam kaynamanın en dip noktasında, en orta noktasında, fokur fokur kaynayan kazanın göbende. Biz tavaf edeceksek, biz tavaf edeceksek, Beytullah'ın uzağından tavaf etmeyiz. Tavaf edeceksek, duvarın dibinden yalaya yalaya, ezile ezile, kanımıza kalka tavaf ederiz. Orada ölmek de vardır, vardır. Orada ayağın da çiğnenir, çiğnenir. Ayağın da kopar, kopar, parmağın kopar, kopar. Ama o duvarı yalaya yalaya tavaf edeceğiz.
Sen o sıkıntıyı görüyorsan gelme. Gelme, girme içeri. Biz tavafımızı orada yapacağız. O yüzden tasavvuf anlayışımız, seni uzaktan sevmek aşların en güzeliymiş. Aldatma kendini. Seni uzaktan sevmek aşların en zayıfı. Seni ciğerinden sevmek, içime katmak istiyorum. Yüreğime yerleştirmek istiyorum. Benim için aşların en güzeli o. O yüzden tasavvuf anlayışımız bizim, Allah bizi affetsin, insanların içerisinde yaşamak. Firarla bağlantılı değil. Firarla söz konusu değil. O yüzden evlilik, o yüzden iş kurma, ev kurma, çocuk sahibi olma.
O yüzden insanlarla beraber dost olma, arkadaş olma. Onlarla beraber hayat yaşama. Onlarla beraber yol gitme. O dostluklardan, o arkadaşlıklardan sıkıntı görme. Onlardan problem yaşama. Onlarla beraber ne yaşanacaksa yaşama. Bizim şiarımızdır, yolumuzdur. Vay, Adnan'dan problem yaşadım, ne yapacağım? Problemini hallet, yol yürü. Ya ben ondan problemimi halledemem. Halledemezsen yol yürüyemezsin. Hallet problemini. O problem çıkarıyor daha. İyi, problem çıkarsın, sen de onun probleminden beraber yaşamayı öğren. Yaşayacaksın onunla. Bazıları bana sorardı. Etrafında hiçbir tane düzgün, düzgün demeyeyim de, normal çizgide olan kimse yok.
Ben öyle değilim ki diyorum ben, normal çizgide olan bir şey olsun. Yani adam hani böyle normal bir çizgi dediği şu, yani adama bakacak, adamın şu köşesi belli, bu girintisi belli, yok öyle bir şey dedim ya sende. bizim dedim dergah rafting yeri gibi. Rafting, nerede bir tane dirşek yiyeceğin belli olmaz. Nerede kim sana çelme takacak, nerede sen geminin ters dönecek, suyun içerisinde dalacaksın çıkacaksın, nerede kestirme var, nerede cumhurlop, şelale var, belli değil. Hayat bu. Biz kimseyi, aman burası böyle girintili çıkıntılı değil demiyoruz. Allah bizi affetsin. Tasavvuf anlayışımız o. Tasavvuf ne demek? Tasavvuf anlattığım şey demek işte. Tabi tasavvufu baksalar kitaplarda, diyecekler ki güzel ahlaktır.
Veya işte Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak, Allah'ın huyuyla huylanmak, hep bunlar güzel sözler edebiyatta. Tasavvuf ne demek? Tasavvuf Allah'a koşmak. Tasavvuf ne demek diye sorarlarsa, hani muhakkak o kitaplarda anlatılanları inkar etmek değil. Ama tasavvuf ayet-i kerimeyle Allah'a koşmak. Allah'a koşmak.
Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından diyor ki, Ey insanlar! Allah'a koşun! Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Ayet-i kerime. O zaman tasavvuf, o apaçık uyarıcının uyarısıyla Allah'a koşmaktır. Allah'a koşmak.
Bu noktada kendinizi Allah'a koşan bir kul gibi görün. Ve koşun Allah'a. Her halinizde Allah'a koşun. Her halinizde Allah'ın emirlerini yaşayın. Her halinizde, her nefesinizde Allah deyin. Tasavvuf, Allah'a koşanlara bakıldığında, Allah hatıra gelen kimsedir. Tasavvuf ehli. Arkasında diyor, tasavvuf ne demek diyor da. Tasavvuf ehli, öyle Allah'a koşan bir kimse olmak ve Allah'a koşmayan birisi sana baktığında, hatırına Allah gelmek. O tasavvuf ehli. Birisi bakacak sana, hatırına Allah gelecek. Birisi sana bakacak, hatırına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek.
Birisi sana bakacak, hatırına İmam-ı Azam gelecek, Hazreti Ebu Bekir gelecek, Hazreti Ömer Efendimiz gelecek, Hazreti Osman Efendimiz, Hazreti Ali Efendimiz gelecek. Bakacak birisi sana, Hazreti Hüseyin Efendimiz gelecek aklına, Hazreti Hasan Efendimiz gelecek aklına. Sana birisi bakacak, Şah-ı Geylan'ı gelecek aklına. Senin suretin Şah-ı Geylan olacak. Siretin Şah-ı Geylan olacak. Bakacak sana, suretin Hazreti Mevla ne olacak. İşte o tasavvuf ehli. Bu, Allah'a koşmakla mümkün. Allah'a koşun. Nefes sayılı. Allah'a koşun. Allah'a koşarken, tek başınıza koşmayın. Koşmayın.
Eşinizle, çocuklarınızla, dostlarınızla, arkadaşlarınızla, kardeşlerinizle, merhaba dediğiniz, selamun aleyküm dediğiniz, en başlangıcından bugüne kadar, kimlerle selamlaştıysanız, hep beraber koşun. Kimseyi yolda silkelemeyin. Kimseyi yolda iteklemeyin. Kimseyi yolda bırakmayın. Kimseye nereye giderse gitsin demeyin. Koşun Allah'a. Hep beraber koşun. Hep beraber koşun. Silkelemeden. Örtün. Eksiklikleri, noksanlıkları örtün. Yanlışlıkları örtün. Örtün. Örterekten koşun. Kaşıyaraktan koşmayın. Ayrılığa düşerekten koşmayın. Birbirinizle çelme ataraktan koşmayın. Birbirinizi yaralayaktan, hançerleyerekten koşmayın.
Allah'a koşanların bunları görme şansı yok zaten. Allah'a koşanların bunlarla uğraşma zamanı yok zaten. Allah'a koşun. Her halinizde Allah'a koşun. Tasavvuf, Allah'a koşma sanatıdır. Tasavvuf, Allah'a koşma halidir. Ehli tasavvuf, varını yoğunu, bütün gücünü Allah'a koşmaya adar. O zaman burada kardeş demiş, tasavvuf ne demek? Allah'a koşmak demek. Ayet-i kerime, Allah'a koşun. Tasavvuf ehli ne demek? O koşuyorsan sen tasavvuf ehlisin. Sen yürüyorsan o noktada tasavvuf ehlisin. Ve o koşma esnasında sen Allah'ın ahlakıyla ahlaklanacaksın zaten. Ve kalbinde Allah olacak, dilinde Allah olacak, elinde Allah olacak. Vücudunda Allah olacak, baktığında, gördüğünde, duyduğunda Allah olacak.
Ve sana bakanlar, sana bakanlar Allah'ı görüyormuş gibi olacak. Sana bakanlar, Allah hatıra gelecek. Diyecekler ki, ne güzel bir sureti var. Ne güzel konuşması var. Aha diyecekler Allah adamı, dilinden hikmet, gözünden hikmet çıkacak. Ahlakıyla, adabıyla, erkanıyla, namazıyla, orucuyla, zikriyle, fikriyle, tefekkürüyle, Allah'ın ipine sarılmasıyla, bela, musibet sıkıntıların karşısında dimdik durmasıyla, Allah yolunda koşmasıyla, bir cengaver duracak orta yerde.
Bir cengaver duracak orta yerde. Yok bizim yolumuzda pısırık, sünepe bir şekilde kenarda durmak. Yok. Yok bizim yolumuzda öyle sünepe, pısırık hiçbir işe yaramaz, kıyıda, köşede duracak. Hayır. Seversek ciğerimizi yara yara severiz. Yürürsek ayağımızı yara yara yürürüz. Konuşursak son nefesimize kadar konuşuruz. Allah'ı zikredersek ciğerimiz yaka yıkılaya zikrederiz. Yok öyle şey. Güldür güldür koşsanız. Arkanıza bakmadan koşsanız. Yürüyün, koşun. Tasavvuf o. Adayın kendinizi. Ben kendimi adadım deyip de, yapman gerekenleri yapmamak da tembellik. Gayret göstermemek, çalışmamak, koşmamak, şeytanın işi. Şeytanın işi.
Bizim yolumuz gayret göstermek, koşmak. Sabah işin varsa sabahın işine düp düzgün gitmek. İşini düp düzgün yapmak. Evine düp düzgün bakmak. Dergahına düp düzgün bağlanıp düp düzgün bakmak. Salla patilik yok. Tasavvuf şeriatın neresinde? Tam ortasında. Tasavvufta kararlar verirken neye göre veriliyor? Ehli tasavvuf, zahiri noktada Kur'an ve sünnete uymak zorunda. Herkes Kur'an ve sünnete uyacak. Herkes. Haramda hikmet olmaz. Yanlışta hikmet olmaz. Kur'an ve sünnetin dışında hikmet olmaz. İşte adam içki içmişte hikmet vardır. Ne alakası var? Haram kardeşim. Haram. Haram, haram. Haramda hikmet olmaz.
Kur'an ve sünnetin dışında hikmet olmaz. Allah bizi muhafaza eylesin. Şeriatta mekruh olan tasavvufta haramdır diyorlar. Neye göre haram diyorlar. Öyle kendi kendini algılayanlar olmuş. Mekruhları terk etmişler. Demişler ki mekruhlar dahi bize günah-ı kebal diyenler olmuş. Kendi kendilerine genel bir ifade ve genel bir hüküm değil. Mevlana ne demektir? Bu künye ona kim neden vermiştir? Mevlana Allah'a raham olan kimse demek. İnsanlar vermişler. Onun Allah'a koştuğunu görmüşler. Onun Allah'a koştuğunu görünce de ona o künyeyi vermişler. Kendi kendisine vermemiş o künyeyi. Eski sufilerin hiçbirisi de kendisine bir künye vermezlerdi.
Adap ve edepti o. Hiç kimse. Sufiler kendilerine bir künye verilmektesinden utanırlardı. Hicap duyarlardı. Şimdi şimdi bu son dönemlerde son 50 yıldan beri, 100 yıldan beri Herkes bir künye alıyor. Kendi kendine yazdırıyor isminin başına sonuna. Allah muhafaza eylesin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Hasıl olan sebaplar evvelen bizat.
Fahri kainatü lesa-i mevcudat. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişan Efendimiz'in ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik. Vâsıl ve isedâre eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Cihari-i Yâri Güzün Ebu Bekir, Sıddık, Ömer-i Farık, Osman-ı Zündürüyen, Ali-i Murtazı radıyallahu anh'ın Efendimiz'in evlad-ı Resulullah, zevcat-ı Resulullah, şüheder Resulullah, ashab-ı Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Azam-ı Ebu Hanifi, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbele Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik. Vâsıl ve isedâre eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha. Amin.
Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylan'ı, Pirimiz Seyyid Ahmet'el Rufayi, Pirimiz Seyyid Ahmet'el Bedevi, Pirimiz Seyyid İbrahim'i, Dursuki, Pirimiz Şeheb-ül Eser'in Şazeli, Şah-ı Ekşibendi Muhammed-i Bahattin-i Şah-ı Mevlana Celalettin-i Rumi, Hacı Bektaşi ve Hacı Bayram-ı Veli, Mehmet-i Muhiddin İftada Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik. Vâsıl ve isedâre eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha. Amin. Geçmiş Mürşid-i Kamillerin, Veli'lerin, Evliyaların, Dervişleri Müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Bayındırlacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaniyetü hücrelerine, Ced ve Cedadan'ın ruhlarına, Mehdi Ali Resulü'n ruhaniyetü hücrelerine, Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Veli'lerin, Evliyaların, Dervişleri Müminlerin ruhaniyetlerine,
Turki aleyhimiz de gelmiş, geçmiş, Osmanlı aleyhimiz de gelmiş, geçmiş, Akraba-i tuvalikatlarımızla gelmiş, Geçlerinin ruhlarına, ruhaniyetlerine, Hediye edik, vasıl ve isadar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarının, himmetlerini, şefaatlarının üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Estağfurullah. El-Azimel-Kerimel-Nezilâ. El-İlahe-İllâhu. El-Hayyil-Gayyum ve-Teybile-Gönü'l-Müneşe. El-Gayyum ve-Teybile-Gayyum. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir zalim enna hu. El-Gayyum ve-Teybile-Gayyum ve-Teybile-Gayyum. Muhammed en Resulullah. Cemiyet ennemiye ve-il-Murselim.
Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Fatiha. El-Gayyum ve-Teybile-Gayyum. El-Gayyum ve-Teybile-Gayyum.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi