Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Ocak 2012 · 52:36
Allah gecenizi eylesin, Cenab-ı Hak gülündüğünüzü ayıla eylesin. Bak güzel bir soru, insan aşık olduğu dünyada vurulduğu bir genç kız için, canan, parantez içinde, çok uğraşmış fakat fakir olduğu için kızı cananı ona vermediler. Eğer o aşık, tavr ederse, aşkını gizli tutarsa, Allah ona, parantez içinde Ahmet'e onu verirler mi? Oral gün için onu cananı bir sürü bir kafamdan, gönlümden sıkıyorum, biz sana ne olacak bizim halimiz, hâlâ bekarız. Aslında bunun üzerinden başka bir şey söyleyeceğim. Bir kimse sevgide hakikate ulaşırsa, sevdiğine ulaşmama kaygısı yok.
Sevgisinden şüphe edenler sevdiğine ulaşamayacaklarına inanırlar. Eğer sevgisinden şüphesi yok ise, o kimse sevdiğine ulaşacağına, şu duvarı görüp inandığı gibi görüp inanırlar. Çünkü hakiki manada, hakikat noktasında seven kimsenin gözünden sevdiği için çektik olmaz. O yüzden Hazreti Mevlana meslemesinde der ki, gerçek seven Yemen'de de olsa canımızdadır der.
Ama bir kimse sevmediyse, yanımıza da dursa Yemen'dedir der. O yüzden ben, bir kimsenin hakiki manada, hakikat noktasında gerçekten, her şeyini feda ederekten severse, sevdiğine kavuşacağına inanırlar. Ve kavuşamıyorsa, kavuşamıyorsa, o kimsenin kendi sevgi eksikliğindedir. Ona sebep çoktur, orta yerde.
Ona engel çoktur, orta yerde. Onun için o kadar çok sebep, o kadar çok engel, o kadar çok hain, o kadar çok düşman, onun için o kadar çok ayağına, kendine takan, boynuna, ip takan, onun için o kadar çok engelleyen vardır ki, maneti çoktur. Ancak işe suhürler için de yeterlidir. Onun üstadına ulaşması için o kadar çok engel var ki, onun derse gelmesi için onun önüne o kadar çok engel var ki, anası kızıyor, babası kızıyor, kocası kızıyor, karısı kızıyor, çocuk kızıyor, dedesi kızıyor, dedesi kızıyor, patronu kızıyor,
yağmurdu, kardı, soğuktu, çok sıcaktı. Aşırı derece burası sıfret oluyordu. İşi vardı, yükü vardı, gece vardı, yası vardı. Bir başka sonunda hiçbir şey yok ya. O geliyor saplardan. Gerçek sevenin önünde engel yoktur. Neyi severse sevsin o şüphesler. Bakın neyi severse sevsin o şüphesler. Bu manada.
Sevmek. Çok istersin, çok sevdin, vermediler de sen bakıyorsun dedi. Yap. Ne şikayetleri yatağı. Diyor ki ben de onu severim. Diyor ki ben de onu severim. Gören gözükür, duyan kullanılır. Tutan eti, yürüye, naya ol. Kişi sevdiği ver.
Kavuşamamak. Sevgiliye tek değeri veremiyor. Sevgiye değer vermek farklı bir şeydir. Sevgiliye değer vermek farklı bir şeydir. Kimse sevgiye değer veriyorsa, sevgiliye değer verir. Sevgiye değer vermiyorsa o kimse sevgiliye de değer verir. Kavuşamamak gerekir. Sevgiye değer verir miyorsa, o sevda kuşunu dalımızdan uçurduysak, o sevda kuşunu yüreğimizden ürküttüysek, o sevda kuşunu kovduysak, kendi nefsimizden, kendi köşümüzden, kendi halkımızdan, kendi yanlışlığımızdan, kendi eksikliğimizden sakın başkalarına bahane bulmayalım.
Olduğu gibi onunla sahtet olur. Allah bize onlardan böyle olmaktan uzak eylesin.
O yüzden sevmek öyle bir şey söyleyeceğiz. Küçük insanların bir şey değil. Gönül vermek, koşmak, yürümek büyük insanların bir şeydir. O sevgisi uğruna bir şeyler feda etmek, büyük insanların işidir. Büyük insanların işi değildir. İstikametsiz olmak, istikrarlı olmak, tutunmak, büyük insanların işidir.
Sebeplere sımsıkı yapışır. Bu işin başlangıcıdır aslında. Onlar insanlara, onların temin, Kur'an ve Sünnet ilgisini insanlara tebliğ edip anlatacaklar.
Doğru yolu gösterdikler. Onlara ve Sbem Hazretlerinin ahlakını, akçaklığa insanlara tebliğ edecekler. Milletli kardeşler. O yüzden bir kimse, Uyuyacak, uyumlu olduğu şey, Sünnet'e tari olmak. Selim'in baba mantarında böyle, Onlar Bekul'a, onlar gelecek ilahi bir yer, onları alıp götürecektir.
Onlar ola derviş. Könesine sever ki, oturduğu yerde. Alın taş yerine yakışırmış. Öylesine muhafaza edersin. Bu bir körlük, Allah muhafaza edersin. Yoksa başka bir şey değil. O yüzden eğer seviyorsak kimse, Sevdiğine ulaşmak istiyorsa, Allah diyor ki, Yoluna mücahede edenler, Açalım.
Kendisinden, Demiş ya efendim, ben Ayşe'yi çok sevmiyorum. Sabahçılığa. Girmiş, ne teke mücdanım. Ya iş başlamış, bir açı yok ki, Ayşe karşısında vermişim. Hemen bak mücdanımıza geliyor. Evladım, Ayşe'ye geldin.
Ayşe geldin. Söz doğrudur da, Nakledersin, edebiyatta güzeldir. Hazreti Ali Efendimiz'in der ya, Görmediğim Allah'a ibadet etmem. Çok güzel. Allah bizi muhafaza edersin. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, Sevelim inşallah. Sevelim hakikatine ermeye çalışalım. Namuzu sevelim, Oğudu sevelim, cilti sevelim, İbadeti sevelim, Arkadaşlarımızı sevelim, Kardeşlerimizi sevelim, İslam toplumunu sevelim, İpe sımsıkı sarılalım.
Gereği neyse yerine getirelim. Sevelim arasını bulalım. Kardeşlerle aramızı bozmayalım. Tefrikaya düşmeyelim. Yanlışlığa düşmeyelim. Tefrikliğe düşmeyelim. Birbirlerimize acımasın, davranmayalım. Birbirlerimize karşı müşrik olalım. Hatalarımızı örtelim. Kusurlarımızı örtelim. Yanlışlıklarımızı örtelim. Allah'tan tövbe isteyelim. Tövbe dilerim. O zaman Allah'ın zamanında da sımsıkı sarılmayı dilenelim. Bu derviş için olmazsa olmaz hallerden biri. Bir derviş kendisinde Allah'ın ipine sımsıkı sarılma istiladını oluşturacak. Ve sabırla kimse büyük bir mücadele ile ife sımsıkı sarılacak. İlk ne?
Cemaat, cemaat, topluluğu. Sen kopmayı düşünme. Kopmayı düşünme. Tanrısının sofal olduğunu gör. Bu ayağımı kırdım ben kendi kendime. Bu kırdım. Bu gözümü çıkardım ben kendi kendime. Cemaatın dışında şeftanesi olacak, sestanesi olacak, muzu olacak. Kistanım kadar olamıyorsunuz dedi.
Biçkayeniz yaşlı? Buna, sen salihin kısaasını da anlat. Sen kısaatını kırdın, sonra nerede ne yapacaklarını bilsinler.
Ziyarete gittik camide, Mustafa Ali şöyle bir yürüyelim, hep başladık yürümeye. Camiden ileri doğru, camiyi bilenler eski arkadaştan bilirler şimdi. Hacı Mehmet için söylüyorum. Hacı Mehmet'in başındaki zahir şikayet etmiş. Başındaki nakim kardeşe dedim ki, bu adamı zahir etme daha öncesinden.
Kimseyi kendisi şehrimde şikayet etmiş. İstişat ediyor şehrimde. İşte böyle olmuş, böyle olmuş, böyle olmuş anlattın. İçim daraldı.
Bir kimse, kendisi tatil edecek birisi. O tatil ettiği kimseyi, ondan sonra göz önüne koyacak. O, onu kez, neresinden kesersin kez. Seni kendileri şikayet ediyorlardı. Döndük, bir daha gittik, bir daha geldik. Gitti muhabbet, içeri giriyoruz.
Sen teraviyatını istedin. Dedim, al, ben tatileci bırakıyorum. Benim al. Bir şeyden vardı, eğer sen bir güçsen... Hemen şey efendim dedi, onun dedi, dayının oldu dedi, tatile bırakıyormuş.
Haberim var efendim. Efendim baktı şimdi. Gerek yok efendim. Hani ben seni bir nizaltmaya gerek yok. Çok bir şey yok. Adam bırakıyorum değilse, o başındaki kimse var. Kaldı, o başındaki kimse de bir şey var. Bıraktın da akşam. Ama şey efendim, sunmuş uygun. Bunun dışarıdan hiç kimse bilmiyor.
Bir takdir, bir çoğuş, bir nafif. Bir şeyine şikayet etmesin. O zaman tarikatın azabı yapışacaksın. Nefsin olayım bana. Tarikatın azabı...
Erûm'le de canımız, canımız Tufalarımız. Hayatırlarımız'a hemen dağılır. Genef ve ceza kürücüsü canlı vermek için... ...erde elindik var...
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.