mustafaozbag.org

167. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Ocak 2012 · 59:17

Kul, Allah'ı nasıl sevmenin? İstediği gibi sevmenin. Yeter ki Allah'ı sevsin. İstediği gibi sevmenin. Kulun, Allah'ın üzerindeki sevgisinin tecelliyatı ister, o kulun Kur'an ve Sünnet istikamıdır. Eğer ki kul, Kur'an ve Sünnet üzerindeki yiyorsa, gerçekten Allah'ın onun üzerinde bir muhabbet ve sevgisi var.
Allah'ın kulun üzerinde bir uzun bir ikramı var. O yüzden biz zannederiz ki Allah'ın sevgisi işte insanın dünyalık bir işi olur. Veya herhangi bir şeyde kolaylık olur. Herhangi bir şeyde rahatlığı var. Biz deriz ki kendi kendimize o Allah'ın sevgisi değil. Bir kimse Allah'ın sevgiyi kuluyorsa, o kimse Kur'an ve Sünnet üzerindedir. O kimse iman, İslam ve İhsan üzerindedir. Eğer bir kimsenin normaldeğer çizgisi, iman, İslam ve İhsan üzeri ise, o zaman gerçekten Allah'ın sevgiyi kuruluyorlar. O yüzden o kulun istikametine bakıyoruz, sevgiyi kuruluyorum. Üzerindeki nimetlerine bakmıyoruz. İnsanlar genelde bu tür şeyleri değerlendirirken insanların üzerindeki dünyevi nimetlere bakıyoruz.
O dünyevi nimetlerle kendilerinin Allah'ın sevgiyi kuru olduklarını söylüyorlar. Bir kimse tedavisiz hastalığa çarpılmıştır, Allah'ın sevgiyi kuruldu. Ona sabrediyordu, o sıkıntıya göğüs geliyordu ve o halde ki Allah'a şükrediyordu, hamlediyordu, istikamet üzerinde duruyordu. O kimse Allah'ın sevgiyi kuruldu. Biz kendi kendimize deriz ki ya bu hasta Allah'ın sevgiyi kuru olur mu? Olur. Bir kimse nam çarpı, üzerinde hiçbir dünya nimeti yoktu. Sıkıntıdan sıkıntıya geliyordu, borçtan borca geliyordu. İki yakası bir araya gelmiyordu. Biz kendi kendimize deriz ki ya bu insanlar maddi şeylerle yorumluyorlar ya etrafındaki insanları. Öyle yorumlayarak da onun sanki Allah'ın sevgili bir kuru olmadığını zannederiz.
Hatta üzerinde nimet olan kimseler ise kendilerini Allah'ın sevgili kuru olduklarını zannederler. Nimet üzerinde yüzüyorlar ya. Nimet üzerinde yüzdüklerinden dolayı kendi kendilerine derler ki hatta böyle devli problem yaşayan insanlara derler ki ya işte sen doğru olsaydın Allah sana işte bir nimet verirdi. Ya Allah senin şu işini güzel ederdi, ihsan ederdi diye öyle söylüyor. Hiç alakası yok bunda. Bir kulun bir kulu Allah seviyorsa Allah sevdiği kulunun Kur'an-ı sünnetle istikameti üzerinde bulundur. Bizim için ölçü olur. Allah için de ölçü olur. Nimete bakarak bakacak olursan firanındaki nimet hiç kimsede yoktur. Nimete bakacak olursan dünyayı olarak dünyayı unuttaki nimet hiç kimsede yoktur.
Nimete bakacak olursan şimdi dünyayı olarak düşündüğünde zenginlik olarak düşündüğünde şeyin koçun sabancının üzerindeki zenginlik kimde var hiç kimsede yok. O zaman biz şimdi onların bu tip dünyevi nimetlerine bakarak da Allah'ın sevgili kullar olduğunu söyleyelim. Veya birisinin üzerinde sıhhat olarak, sağlık olarak hiçbir şey yoktur. Bu insan kendi kendine der ki ben Allah'ın sevgili kulu. Veya işte maddi imkanları yerindedir, ticareti yerindedir, kendi kendince işte alıyordur, satıyordur. Ve kendi kendince çok namuslu davrandığını söyleyerek de işte ben Allah'ın sevgili kulu. Veya ben hiçbir insanım ki ben böyleyim diye düşünürler. Hiç alakası yok.
Bir kimse Allah'ın sevgili kulu ise Kur'an, sünnet ve istikamet üzerinde. Buna çok dikkat edeceğiz. Buna çok dikkat edeceğiz. Biz ölçüyü oturttururken kendi kafamızda birisiyiz. Biz onun Kur'an'a sünnete ne kadar uyduğunu, ne kadar içinde yaşadığını tespit edebildiğimiz kadar. Düşüncesinin ne kadar onun içerisinde olduğunu, ihsan noktasında ne kadar uyduğuna bakacağız. Bizim için ölçü o. Bir Allah kulunu seviyorsa onu ihsan üzerine yaşadır. Kul Allah'ı seviyorsa o da ihsan üzerine yaşamaya çalışır, gayret eder. Anlaşın mı? Kul Allah'ı seviyorsa, siz Allah'ı seviyorsanız çok basittir. Çok basittir. Siz Allah'ın emri üzerine yaşarsınız. Bir insan sevdiğini küstürmek ister mi?
Sevdiğini gadablandırmak ister mi? Sevdiğini hiddetlendirmek ister mi? Sevdiğiyle arasını bozmak ister mi? Sevdiğiyle arasına mesafe koymak ister mi? Sevdiğinden uzak durmak ister mi? Sevdiğinin emrini yerine getirmemezlik eder mi? Bitti. Evliliklerde mesela kadın seven, erkek sevilenmiş. Evliliğin fıtri veya kadın erkek ilişkilerinin fıtri noktası, kadın seven, erkek sevilendir. Aslında önce erkek ister, erkek sever önce, erkek muhabbet eder. Ama ve lakin evlendikten sonra yerler değişir. Kadın seven, erkek sevilen noktaya gelir. Yani aslında erkekte hem sevmen hem de sevilme gücüsü vardır. Erkek aslında severken onu zaptı rapt altına alır ki sevilen noktası öndedir. Yani erkek sevdiğini zaptı rapt altına alır.
Yani böyle bir şey aslında sevgi noktasından baktığımızda ters ilişkidir. Yani bir kimse hem sevecek hem de sevdiğini zaptı rapt altına alacak. Yani bu normalde düzgün bir ilişki değil. Aslında onun altında sevilme içgüdüsü vardır. Yani erkek sevilmeyi ister. Yani birisi onu sevsin, birisi ona tapsın. Çok açık söylüyorum bakalım. Birisi ona tapsın. Birisi ona sensin desin. Başka bir şey değil. Erkeklerin hepsinde de bu vardır. Ben biraz yarı tanrılık derim ona veya küçük tanrılık derim. Hem de küçük tanrılık vardır. Kadınlarımız bizi sevsin, bizi etrafımızda permane dönsün ister. Öyle değil mi? Eğer kişinin normalde size çarpıkmış gibi gelebilir.
Erkek bir kadını sevmiş olsa, erkek bir kadını seviyor ama bu benim sevgiden bahsettiğim sevgi şehvet değil. Erkekler bütün kadınları severler, isterler ama o şehvettir. Şehvet de sevgiyi ayırır. Yani normalde eğer erkek, bir erkek bir kadını benim dediğim manada, şehvet manasında değil, gerçekten seviyorsa o zaman kadının emrine girmesi lazım. Bu da fıtri değil. Fıtri değil, çarpılır orada, çarpıklaşır. Ama kadın da erkeği seviyorsa o zaman onda biraz fıtrilik vardır. Ve kadın hem erkeğini sevdiğini iddia edecek hem de erkeğin istemediği, kızdığı şeyler yapacak. Böyle bir şey olur mu? Olmaz. Aynen. Normalde, yani kul Allah'ı nasıl sevmeli dedin ya, yani normalde kul ile Allah ilişkisi de birebir böyle olmasa dair buna benzer.
Yani bütün herkes Allah'ı seviyor şimdi, git kime sorarsan sonra herkes Allah'ı seviyor. Ama Cenab-ı Hak sevgisini bir şeylere bağlamış. Demiş ki, işte onlar seviyorlarsa oruç tursunlar, seviyorlarsa namaz kılsınlar, seviyorlarsa ibadet etsinler, seviyorlarsa emirlerini yerine getirsinler. E yok, ben seni seviyorum ama ben senin bu emrini yerine getirmiyorum veya bu isteğini reddediyorum. Bu sevgi değil. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde hayatımız boyunca şuna dikkat edin, hayatımız boyunca, hayatımız boyunca kimle karşılaşırsanız karşılasın, kime derviş olursanız olun, hangi cemaate, hangi cemiyete, hangi topluluğa giderseniz girin. Hayatımızda inanç olarak önce Kur'an ve sünneti kendinize inanç olarak, inanç olarak kutup vermeyin.
İki, yaşantı olarak kendinize Kur'an ve sünnet çizgisini kutup vermeyin. Bu noktada kendinizi o yaşantıda ihsan noktasına getirmeye çalışın. İhsan noktasına getirmeye çalışın. En önemli unsur. Anlaşıldı mı? Bu noktada bazen daha iyi yaşayan insanlara bakınca Eyvah, biz ne haldeyiz. Daha iyi yaşayan veya bir aşağıya bakınca Allah'a şükürürüz. Umarım geçenler işte namazın tırılıyor. İki yıl arasında gitbilirim. Nasıl? Yani normal değil. İnsan muhakkak ki dinde kendinden önde olanlara bakacak ki Onların yaşadığı gibi, onların anladığı gibi, onların idrak ettiği gibi Onların Kur'an ve sünneti, kendilerini ölçü aldıkları gibi ölçü almaya çalışacak. Bu muhakkak ki doğrudur.
Dünyanın olarak da kendinden aşağıda olanlara bakacak. Deyecek ki ya şükür hamdolsun biz bugün akşam yemeğini yedik, akşam yemeğini yiyemeyenler var. Şükür hamdolsun işte sorumuzda bir çorba bir pilav vardır. Onu da bulamayanlar var diyecek. Kendinden aşağıdaki olanlara bakacak, haline hamd edecek. Anlaşıldı mı? Dinde de kendinden öndekilere bakacak, gayret edecek. Gayret edecek. Anlaşıldı mı? Dinde kendinden aşağıda olanlara bakılmaz. Hep insan kendisini aşağıda görür dinde. Benden aşağıda olanlar var dediğin anda günah kebari girdiğin anda. Bir sarhoşu görür de kendi kendine hamdolsun ya bizi içiyoruz demem. O tasavvüfen eksik bir düşünce. Sokakta gördüğün en günahkar insanı dahi insandan kendini günahkar gör.
Bütün ehli tasavvufun, ehli müslümanın yanıldığı noktalardan birisi budur. Eğer ki dinde kendinizi dini yaşantıda, dini öğretide, dini bir konuda kendinizi birilerinden üstün görüyorsanız, sizin çok alçakta olduğunuzu gösteriyorlar. Bu senin için değil, genel anlayış. Bunu asla kendi kafanızda, kendinizde ölçelim. Ve bunu hiç unutmayın. Siz birisinden dini olarak kendinizi yüksekte gördüğünüz an, günah-i kebari'nin ortasına düştüğünüz an. Asla ve asla. Şuradan kapıdan uçaya girmiş, yeni derviş daha. Ondan kendinizi aşağı yorum. Ondan kendinizi aşağı yorum. Normalde semaya çıktığında, mevlevi üstadları son semazenle selamlaşır. Son semazenle aynı noktada selamlaşması, mevlevi üstadı der ki, hisan-ı haliyle.
Ben senden daha aşağıyim. Sen çömezsin, ben senden de çömezim derler. Onun son semazenle selamlaşmanın anlamı olur. Son semazen çünkü en son semazen en çömezidir. En çömezle mevlevi üstadı selamlaşır. Bir hisan-ı hali şudur. Ben senden de çömezim. Bak ben seninle aynıyım değil. Kitaplarda o ben seninle aynıyım. Ben de çömezim manasında yazmışlar. Hayır. Üstad kendini çömezden aşağı görmediği müddetçe üstad değildir. Bir mahallenin çavuşu kendisini, mahallenin zakiri kendisini oradaki dervişlerden en aşağı noktada görmezse hizmet edemez orada. Oradaki bir beldenin zakiri, nakibi, nükabası, su kabası, halifesi, şeyhi, üstadı.
Eğer ki kendi dergaha gelen bir en küçük çocuktan tutta veya en son gelen dervişten kendini aşağıda daha günahkar görmezse onlara hizmet edemez. Yani tasavvuf insanın kendisini hiç görmesidir. Tasavvuf insanın kendisini yerde görmesidir. Tasavvuf insanın kendisini devamlı kusurlu, devamlı günahkar görmesidir. Tasavvuf insanın kendisini manevi olarak bir hiç görmesidir. Eğer ki bir şey görmek ise, tasavvuf kendisini bir şey görmek ise o tasavvuf değildir. O tarikat değildir. O nefis mücadelesi değildir. Nefsin seni bir merkezde görüyor. Yani nefsin seni sarhoştan üstün görmesin. Nefsin seni kumarvazdan üstün görmesin. Nefsin seni sokaktaki insandan üstün görmesin. Nefsin seni bir başka müslümandan veya bir başka dervişten kendisini üstün görmesin.
Dervişlik hastalığıdır bu. Dervişlik hastalığı. İşte ben derim ya eski dervişlik hastalığı budur bu. Benim tarikata yeni girdiğim zamanlarda bu hastalık o gün için bütün dervişlerde vardı. Ve şimdi de görüyorum ben o hastalığı bazı arkadaşların üzerinde. Mesela on yıllık bir derviş kalkıntı, bir derviş kardeşimiz böyle çay tabağının ucundan tutmaz. Su bardağının ucundan tutmaz. Bir işin ucundan tutmaz. O ekabir ya yanda durur o. Yani biraz da çömezler yapsın canım. Biraz da yeni gelenler yapsın canım. Hayır. Sen yeni gelenlere hizmet et. Onlar da hizmeti öğrensin. Sen yeni gelenlere edebli davran. Onlar da edebli davranmayı öğrensin. Sen kahkahayla gülme ki yeni gelen kimse de kahkahayla gülmeyeceğini senin gülmemenle öğrensin.
Sen dergaha girdiğinde boynunu kes ki o da boyun kesmesini öğrensin. Sen üstadın sözünü kesme o da üstadın sözünün kesilmemesini öğrensin. Sen mahalledeki ders yaptığın zakin kardeşin sözünü kesme ki yeni gelen sözü kesmemesini bilsin. Bu kendimizi bir noktada görme hastalığından vazgeçmediğimiz müddetçe hiçbir şey olamayız. Ne zaman ki biz kendimizi buranın en günahkarı biziz dediğimiz anda o zaman inşallah rahman, inşallah rahman. Allah'ın affına uğrayacağımızı ümit ederiz. Allah'ın affına uğrayacağımızı ümit ederiz. Ve kendimizi o noktada görmemiz gerekir. Ya Rabbi buranın en günahkarı insanı benim, beni affeyle. Buranın en günahkarı insanı benim, beni affeyle.
Beni bu kardeşlere layık eyle. Aklınıza gelmez belki de bu tür şeyler ama Yani dervişin hale kılık birisi öyle olmalı. Ve bunu aklından hiç çıkarmamalı. Yolda giderken dahil bunu aklından çıkarmamalı. Çünkü nefis bir an insanı vurur. Yolda giderken açık bir bayan görür insan. Gördün mü ya açık dolaşıyor bak işte filan. Kendini ondan günahkar gör. Belki de o açık dolaşıyor ama sen de gıybet etmişsindir. O açık dolaşıyor ama sen de ona bakmışsındır. O açık dolaşıyor ama sen de ona suizan beslemişsin. O açık dolaşıyor ama belki de senin onurmaz, tamir edilmez hataların olmuştur. Hepimiz için geçerli olur. O yüzden karşımızdakinden daha fazla kendimizi günahkar görmeye çalışalım.
Allah bizi affetsin. Evet. Arkadaşlar mesela yarın itibaren olay televizyonun işte telefonlarına mesaj bırakabilirler. Memnun olduklarını, izlediklerini, daha fazla izlemek istediklerini, daha fazla görmek istediklerini beyan ederlerse etkisi olur herhalde.
Böyle bir şey olabilir. Mesaj çekilir, faks çekilir, telefon açılır. Hem teşekkür edilir, hem işte tekrar olması için böyle bir istekte, talepte bulundur. İyi düşünülmüş bir şey Fatih Parti. Olay Televizyonu'nda sabah programında duyan seyretmiştir herhalde işte. Böyle bir şey oldu, program oldu yarım saatlik kadar filan yarım saatlik geçkin bir hafiften sohbetli böyle sorunu cevaplı bir program oldu. Akşam haberlerde de vermişler. İzleyenler telefonu açtılar. Bayağı telefon açan oldu. İyi oldu. Teşekkür edersin abiye. İnşallah yarın veya yarın telefon açılırsa, komple tabu programı yapanlar düzenleyenler de. Efendim? Evet. Kaplı. Evet. Şu bir şey Fatih kardeşler.
İnşallah arkadaşlar bu noktada telefon açarlar, böyle bir onları yönlendirirlerse iyi olur. Evet. Daha uzun bir şey olabilir mesela. Ben orada söyledim daha uzun bir şey yapılabilir dedi. Mesela gece programı olsa mesela örneğin bir saatlik veya yarım saatlik, kırk beş dakikalık, iki saatlik. O zaman daha ülke çekici olur, daha iyi olur. İnşallah bu noktada arkadaşlar olaya, olay televizyonuna telefon, mesaj, fax çekerlerse etkisi olacağına inanıyorum. Allah razı olsun hatırlattığın için. Evet. Başka sorusu var. Üç kimse vardır ki duaları geri çevrilmez. İftar edinceye kadar oruçlunun. Demek ki üç kimsenin duası geri çevrilmiyor.
Birisi oruçlunun. Ne zamana kadar? İftar edinceye kadar. Demek ki iftar edinceye kadar sizin duanız geri çevrilmeyecek. O zaman oruçlu ağzımızla ve bilhassa da sofranın başında. Yani normalde iftar için sofranın başında beş on dakika öncesinden oturup beklemek sünnettir. Ve o bekleme anında Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri Allah'ı zikrederdi, Allah'ı tesbih ederdi, Allah'ı temzih ederdi.
Ve o esnada dua etmeye gayret edin. Ve günlük yollarda oruçluyken günlük o oruçlu zamanınızda dua edin. Her şeyinize. Her şeyinize dua edin. Bugün Ümmet-i Muhammed'in en büyük eksikliğinden birisi var. Bir namazı nasıl ibadet olarak görüyorsunuz ya. Orucu ibadet olarak görüyorsunuz ya. Duayı da ibadet olarak görür. Nasıl zikrullah'ı ibadet olarak görüyor musunuz ya? Duayı da ibadet olarak görür. Yolda giderken dua edeceğini veya bir şey yaparken dua ederekten yapalım. Dua Allah'la insanın irtibatını perçinleştirir. Nasıl zikrullah, irtibat kurdurursa dua da o zikr, o perçini sağlamlaştırır. İltibatı perçinlemiş olur. O yüzden dua edin baba.
Ve Cenab-ı Hak oruçlu kimsenin duasını geri çevirmiyor. Dikkat edin. Demek ki oruçlu bir kimsenin duası geri çevirilmiyor. Eskiler bir belaya, bir müsibete, bir sıkıntıya maruz kaldıklarında, bir münacatı olduklarında, bir istekleri olduklarında muhakkak oruç tutanlar oruçlarıyla dua ederlermiş. Oruçsuz ağızla dua etmemeye gayret ederlermiş. Yani çok önemli şeylerde oruç tutanlar muhakkak oruçlu şekilde dua ederlermiş. Oruçlu olmak o kadar önemli, oruçluyken de dua etmek o kadar önemli. İki, adaletli devlet başkanını. Yani bir devlet başkanını düşünün, adaletli. Adaletin olabilmesi için Kuran ve sünnete uyurması gerekir. Adalet, Kuran ve sünnetten geçer. Eğer Kuran ve sünnetten geçmiyorsa bir adalet kavramı, hukuk kavramı, hak kavramı değildir.
O doğru noktada değildir. Yani adaletin olmasını gerektirmez. Adaletin adı adalettir. Adı adalettir. Veyahut da bir kimse adaletli davrandığını söyleyebilir. Onun adaletli davrandığının kesin Kuran ve sünnettir. İmamların iştahıdır. Sünnet ve imamların iştahı noktasında değilse onun adalet kavramı o adaleti değildir. İşte böyle bir adalete sahip olan bir hükümdarın duası geçer. Buradaki adalet Kuran ve sünnettir. İslamın hukukudur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Üç, zulme uğrayanın duası. Allah zulme uğrayanın duasını burnun üzerine yükseltir. Ve ona göğün kapılarını açıp şöyle der. İzzetim hakkı için yemin ederim ki sana bir müddet sonra da olsa mutlaka yardım edeceğim.
Demek ki zulme uğrayanın mazlumun da duası keskin biçak gibidir. Keskin kılıç gibidir. Zulme uğrayanın duası bir ateş topu gibidir. O zalimi yer ve yer yeksan eder. Ortalığı yakar, yıkar, perişan eder ortalığı. O yüzden kesinlikle hiç kimseye haksızlık yapmayın ve mazlumun bedduasını almayın. Mazlumun duasını almaya çalışın. Mazlumun duasını alın. Bedduasını almayın. Allah muhafaza eylesin. Bezzaz'da şöyle verilmiştir. Üç kimse vardır ki Allah onların dualarını geri çevirmez. Bu da başka bir hadis. İftar edinceye kadar oruçlunun, intikamı alıncaya kadar mazlumun, evine dönünceye kadar misafirin, evinize bir misafir geldi. Uzaktan yakından.
O misafirin duası geçerli. Allah onu geri çevirmez. O yüzden büyükler yine hep ellerinde ikram ederlermiş. Yemeğe davet ederler. Misafirlerin kendilerine gelmesini isterlermiş ki misafir onlara dua etsin. Ve misafirliğin adamındandır. Misafir, misafir olduğu yere dua etmek zorundadır. Yani onun teşekkürü duadır. Onun karşılığı duadır. Yani bir kimse size bir yardımda bulunun, bir ihsanda bulunun, bir lütufta bulunun. Bir kimse size hasbelkader bir ikramda bulunun. Sizin ona karşılığınız duadır. Ve onun ikramına karşılık sizin yapacak olduğunuz en önemli şey o kimseye dua etmektir. Birisi size bir hediye etmiştir.
Bir hurlanır hediyesi. Siz ona dua edin. Allah razı olsun deyin. Hiçbir şey bilmiyorsanız. Teşekkür edin. Hiçbir şey bilmiyorsanız. Ve gönül arzu eder ki size bir hediye veren, size bir yardımda bulunan, ihsanda bulunan oturun. Hiç olmaz. Yüz ihlas çekin onun ruhaniyetine. Veya yüz tehdit çekin onun ruhaniyetine. Veya da ona Allah razı olsun deyin. İçinizden onun hakkında Allah'a tövbe istihbar edin. Bu en büyük nimettir. Bakın bu en büyük nimettir. O yüzden Cenab-ı Hak bizi dua eden kullarından eylesin inşallah. Ramazan ayının ilk gecesi olunca cennetin kapıları açılır. Hiçbir kapısı kapatılmaz. Bu Ramazan boyunca böyle devam eder. Cehennemin kapıları kapatılır.
Bütün ay boyunca hiçbir kapısı açılmaz. Cinlerin azgınları kösteklenir. Gökten bir münadi her gece sabaha kadar şöyle seslenir. İyi dinleyin. Ey hayır isteyen. Hayıra yöner ve çoğalt. Ve ey şer peşinde koşan. Şerri terken salih ameller işlemeye bak. Bağışlanmayı isteyen yok mu? Günahı bağışlanır. Ramazan gecelerinde bir münadi, bir melek çığırtkanlık yapıyor. Diyor ki bağışlanmak isteyen yok mu? Günahı bağışlanır. Tövbe eden yok mu? Allah tövbesini kabul eder. Dua eden yok mu? Duası kabul olur. Bir şey isteyen yok mu? İsteği verilir. Allah Ramazan ayının her keçisinde her ihtar vaktinde altmış bin cehennemli cehennemden azat eder.
Bayram günü olunca Allah Ramazan ayı boyunca azat ettiği kimselerin toplamı kadarında daha azat eder ki bu üç milyar altı yüz milyon eder. Bakın bir hesap kitap var burada hadis-i şerifte. Hadis-i şerif bu. Üç milyar altı yüz bin edermiş. Nasıl ahir zamana bir mucize vardır? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucize sözlerinden birisi. Şu anda ne kadar İslam aleminde, İslam aleminde ne kadar? Bir buçuk milyar. Bak ne diyor burada? Üç milyar altı yüz milyonmuş. Yani iki kadın. Dua edin her gece. Dua edin her gece dua edin. Ümmet-i Muhammed'e dua edin. Ümmet-i Muhammed'e dua edin. Biz öyle bir taşlandığı anda Ya Rabbi bilmiyorlar.
Ya Rabbi bunlar anlamıyor. Ya Rabbi bunları göremeyen bir peygamber ümmetiyiz. O yüzden la ilahe yerlere dua edin. Allah hepsini de affetsin inşallah. Hepsine de hidayet eylesin. Hepsine de Kur'an ve sünnetini tanıtsın inşallah. Ramazan'da bunu Hazreti Ömer'e kadar nakletmiş. Ramazan'da Allah'ı zikreden bağışlanır ve Allah'tan isteyenin isteği geri çevrilmez.
Ben de gece ibadetini yani teravih namazını sünnet kıldım. Kim faziletine inanarak ve alacağı mükafatı Allah'tan umarak orucunu tutup gece ibadetini yaparsa anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtulur, temizlenir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftada Kadir Gecesi ile alakalı inşallah hadisleri okudup bu Ramazan ile alakalı işimiz bitecek.
Allah bizi affetsin inşallah. Ramazan oruçlarınıza devam edin. İbadetlerinize devam edin. Zikrullahlarınıza devam edin. Cenab-ı Hak Ramazan'ı boş geçirenlerden eylemesin inşallah. O yüzden kesinlikle ve kesinlikle oruç tutmadığınızla tutmamanızla alakalı kalbimde zerrece bir suizan yok. Muhakkak hepinizde oruçlarınızı tutuyorsunuz inşallah. Ve teravihleri de kılmaya çalışın. Gece tesbihlerinizi devam ettirin. Normalde günlük müddetleriniz var ya, onları gece çekmeye gayret edin. Eğer ki gündüz çektiyseniz dahi gece de çekmeye çalışın. Ramazan boyayın. Ramazan ayı müddetince. Allah bizi affetsin inşallah. Başka sorusu olan? Abi ben rahatsızım, oruç tutamıyorum.
Sana rahatsızsan fayda olmaz. Bir de birisi oruç tutuyor, sağlam bir kişi oruç tutuyor. Namaz kılmıyor. Kırmadan dinliyor yani, şarkıları dinliyor. Ben oruç... Başkasının hatalarıyla uğraşma. Yok, benim kardeşim oluyor. Olsun. Olsun. Bak, teravih namazda yirmi rekatlık asıl... Daha az da kılınabilir. Hanegüler demişler ki iki rekatla yirmi rekat arasında kılınabilir demişler. Ne yapıyorlar ne var? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adı dedi. Bir rivayette sekiz, bir rivayette on iki. Bir rivayette yirmi kıldığı söyleniyor. O yüzden ama sekiz rekat olan çoğunlukta rivayetleri. Ama velakin Hanefiler yirmi rekatı baz almışlar kendilerine.
Sekiz rekattır diyen olmuş. Bir kimsenin gücünü yettiğince kılsın. Bakın bu teravih ile alakalı, eğer evlerinizde kılıyorsanız, kaza namazı olanlar kazaya niyet etsinler. Tekrar bunu anlayın. Eğer ki kaza namazı olan kimse bu noktada namazla ihya edecekse gecesini kaza kılmaya gayret etsin. Evet. Ama ben zekatla alakalı soracağım. Şimdi zekat meselesini bulurken diyor ki ticaret mallarıyla alakalı. İşte diyor eğer diyor para cinsinden değilse onu diyor paraya çevirir tasavvuf eder. İşte yıl doldurursa. Peki bu bazı ticaret malları var yılı doldurmuyor. Mesela tavuk satanlar, yedi gün içinde tavuk bozuluyor. Veya yoğurt satanlar, süt satanlar. O adamların yıllık hesaplamaları nasıl oluyor?
Bunlar da normalde kenarda biriken paralara ilerliyor. Şey yaparlar. Adam normalde eğer nisap miktarını geçen parası varsa o nisap miktarını geçen para yani kullandığı bir para dair olsa. Bir yılı geçtiyse o dolduracak adını verir. Mesela adam günlük yirmi milyarlık tavuk satıyor öyle. Veya günlük beş milyarlık tavuk satıyor. Beş milyarlık, beş milyarın malları var. Bir yıl sonra baktı adam beş milyarın duruyor mu duruyor. Kaç üstüne daha eklenmiş? Üç milyar daha eklenmiş, sekiz milyar olmuş adamız her neyse. Beş milyarlarının kırkta birini verecek. O üç milyar lira bir yıl daha duracak onu da anlatabilir miyim? Bir dahaki yılda topuncak kaç para o üç milyar da ekledi ya.
Sekiz milyar lira bir dahaki yıl arttı. Bir bahçede on beş milyar lira olmuş. Onun sekiz milyar liradan hesaplayacak. Yani artanı hesaplayacak. Artan bir yıl duracak. Yıllık ciro olarak. Evet. Yani yılda ne kadar ciro yapıyor? Yok. Yıllık cirosuna bakmaz. Kenarda bekleyene bakar. Adamın bir nisab miktarı iki buçuk milyar, seksen gram altın. Latif. Evet evet. İki buçuk milyar, otuz milyardan hesaplayabilirsin. Otuz milyondan üç, sekiz, yirmi dört. Evet. Öyle mi? İki dört yüz. Adamın iki dört yüz parası vardı. Günlük iki dört yüzden hep ticaret ediyordu. Ve günlük mesela beş yüz milyon para kazanıyordu. Ama onu da günlük diyordu adam. Yıl sonunda baktı cebinde yine iki buçuk milyar var.
Veya iki milyar var yıl sonunda. Orada sabah programı var. İşte ne o? Yaşamak için. Yaşamın içinden. Yaşamın içinden neydi o? Güne bakıştılar. Güne bilinçli başlamak abi. Güne bilinçli başlamakmış. Güne bilinçli başlamak programında işte çıkarmış olduğunuz Mevla Üstad'ın Mustafa Özman'ın sohbeti çok hoşuma gitti. Hoşumuza gitti. Yeniden işte çıkar çıkarırsanız memnun oluruz. Güne yeni. Güne bilinçli başlamak. Güne bilinçli başlamakmış. Kazaya niyet edemezler. Yani TGRT'deki Osman ünlü bu noktada kendisi diyor ki o bir namazda iki niyeti caiz görenlerden. Yani bir namazda iki niyet caiz olur.
Üç niyet, dört niyet de caiz olur. Yani biz ona katılanlardan değiliz. Çünkü imam orada teraviye niyet ediyor. Anlaşıldı? İmam yatsıya niyet etmiş olsa yatsının arkasından sen de yatsının kazasına niyet edersin. İkisi de yatsın namazı. Ama imam yatsıyı kılarken sen öğlenin kazasına niyet edemezsin. Anlaşıldı mı? Anlaşıldı. Evet. Verilir. Verilir. Canı isterse verir. Alacaklı olur adam. Şimdi cemaatle namaz kılarken, imam Fatiha'yı okurken amin demeden önce bir şey istenebilir mi? Yani tam o anda. Yok. Topluca amin demediği için. Yok.
Öyle bir şey olmaz mı? Yok. Namazın içerisinde bir kimsenin dünya kelamı konuşması caiz değil zaten. Namazı fasi derler. Evet. Allah'a teşekkür ederiz. Yani normalde isim olarak, lafız olarak bizim alışkın olmadığımız bir lafız ama yanlış değil. Allah'a avut etme anasını da şükret etme anallah. Evet. Peygamber aleyhisselatü vesselam hazretleri, kulun Allah'a en yakın olduğu an secde anıdır buyuruyor. Bu secdedeki özellik, güzellik nedir efendim? Allah razı olsun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün hutbeye çıkarken bir adım attı amin dedi. Üçüncü merdivene çıktı amin dedi. Üçüncü merdivene çıktı amin dedi.
Sahabe dediler ki ya resulallah. Bu alışkıla gelmedik bir şey. Ne oldu ki sen böyle üç sefer amin dedin? Bir adım attım dedi. Cevrail aleyhisselam geldi. Dedi ki dedi. Ya Muhammed, Ramazan ayı bir kimseye ulaşır da o ayda kendisini affettiremezse ona lanet olsun dedi. Ben de amin dedim dedi. İkinci adımını attı. Kimin anne ve babası yanında ihtiyarlarsa o cennetini kazanamazsa ona lanet olsun dedi. Ben de amin dedim dedi. Üçüncü adımını attı. Bir cemaatta senin adın zikredilir der. Orada sana salatu selam getirilmezse getirmeyenler de lanet olsun dedi. Ben de amin dedim dedi. Bir cemaatta Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri anındığında İçinizden ve dışınızda mırıldanarak neyse.
Muhakkak Allahümme salli ala seyyidina Muhammed değil. Kardeş Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir hadis-i şerifte dedi. Ben öyle baktım içini daha salatu selam getirmeyenler vardı. Unutmayın, gaflette durmayın. Allah bizi affetsin. Biz buraya af olmak için toplanıyoruz. Biz buraya ibadet etmek için toplanıyoruz. Biz buraya bir sünnet-i resulullah'ı yaşamak için toplanıyoruz. Biz buraya bir ibadet aşkıyla ruhuyla toplanıyoruz. O yüzden burada gafletle durmayalım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri anladınlar hemen Allahümme sallallahu aleyhi ve sellem muhammed diyelim. Anlaşıldı. Evet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki bir kulun Allah'a en yakın olduğu an secde halidir.
Secdede öyle bir hikmet vardır ki en önemlisi, en önemlisi, secdede o kimse kendi ilahlığından vazgeçer. kendi ilahlığından vazgeçtiğinin göstergesidir. kendi benliğinden vazgeçtiğinin göstergesidir. kendi bilgisinden vazgeçtiğinin göstergesidir. kibrinden vazgeçtiğinin göstergesidir. bencilliğinden vazgeçtiğinin göstergesidir. secde, çünkü secde eden kimse kendisinin bir yaradan olduğunu, olduğunu, kendisinden daha büyük bir ilah olduğunu, kendisinin ilah olmadığını ve bir ilahı var olduğunu, yani secdesi Allah'a sar ve secdesi Allah'a sar Allah'ı kabul ettiğini, Allah'a iman ettiğini, Allah'ı gördüğünü, Allah'ı bildiğini, Allah'ı tanıdığını gösterir secde. Secde hali öyle bir halidir ki insanın kendi benliğinden, her şeyinden sıyırıldığı halidir. Secdede bir kimse ancak ve ancak Allah'ı zikreder, onu dua eder.
Artık o secde, secdesi Allah'adır. Secdesi Allah'a olduğu için bütün gönlündeki, içindeki ve dışındaki, bütün sahte ilahların hepsini de reddetmiş, o Allah'a secde etmiştir. Allah bizi öyle secde ederlerden eylesin. Secde anına dua edebilir mi ya? Dünyalık olarak şey olur. Namazdayken olmaz. Namazın arasında secdede dua edilir.
Yine Resulullah'a salavat mı yetineceğiz? Hayır. Muhammed-i Mustafa denildiğinde, Peygamber-i Zişan Efendi'nin denildiğinde, Peygamber-i Kaç dedildiğinde, evet. Süleyman Teşekkürler, dün akşam da yazın programını seyretti de, kadınlar ay hâlde rahatsızken, oruç tutup bilirler, namazda kalbirler dedi. Akşam bir programda. Dervişin birisi gelmiş de, şeyhinin yanına, şeyh, derviş olacak onu, bir üstadın yanına gelmiş. Demiş, efendim ben size derviş olacağım ama demiş, benim ağzımın havu çok bozuk demiş. O mu var ya, yerden bir yere taş almış, küçük bir çakıl taşı. Demiş, al alınmıştın ağzını demiş. Kübredeceğin zaman demiş, bu ağzını dursun hep Allah'ı zikretti, Allah'ı tesbih et demiş.
Peki efendim demiş, beraber yürüyorlarmış. Aynı şekilde gelmiş. Birisi demiş, efendim size bir sorun var. Buyur evladım, sor demiş. Benim kız kardeşim çok hoşuma gidiyor, ben nikahımı alabilir miyim demiş. Şeyh Efendi dönmüş o yeni çömez dervişine, şu taşı çıkar onun ağzından. Şu taşı çıkar, benim yapamadığımı sen yap gibisin der.
Taş ağzımızda dursun, biz çıkarmayalım. Ben haberlerde duydum onu, ben normal gün bir sohbete gittiydim, işte dinleyemedim bunu. Hangi programda söylediysem, bugün haberlerde duydum. Onu şey de söylüyor ya, Zekerya Beyaz da söylüyor. Süleymaniye Vakfı'nın şeyi var ya, Abdülaziz Bayındır, profesör oldu ya, o da söylüyor şimdi.
Diyor ki, yani onların ay hali olması, oruç tutmalarını engellemez. Çünkü oruç yemekle, içmekle bozulur diyor. Yani ay haliyle oruç bozulmaz, o yüzden diyor oruç tutabilirler. O Kur'an da okuyabilir diyor. Diyor. Diyor. Abdülaziz Bayındır diyor. Daha onların çıkıntılı işleri çok daha başka şeyler söylüyorlar. Mesela bugün haberlerde onunla alakalı, hangi kanaldı şimdi tam bilmeyeceğim. Haberlerde diyor ki, işte, ne diyor? İğne vurulursa orucu bozulmaz diyor. Ondan sonra, dilinin altına hap alırsa orucu bozulmaz diyor. Hani hapı yutmuyor ama dilinin altına alıyor. Dil altı hapı. Ondan da diyor oruç bozulmaz diyor.
E kalmadı fazla bir şey zaten. Süleyman Hattaş'ın ben lisede okuyken kitabını okumuştum. Abdestten sonra su içerisinden abdestin orucu bozulmaz diyor. Ben lisa boyunca o uçlu bozulmaz diyor. Abdestten sonra su içerisinden orucu bozulmaz diyor. O uçlu bozulmaz diyor. O uçlu bozulmaz diyor. Lisa boyunca abdestten sonra su içerisinden orucu bozulmaz diyor. O uçlu bozulmaz diyor. Bunlar normal güzel. Neden? Okumadık kardeşim. Onun karşısında duracak kadar ilim ekli olamadık. E bozuyorlar ümmeti boyunu.
O bozulmayı durduramadı ki. Cezaevinden korktuk. Hapisten korktuk. Polisten korktuk. Jandarmadan korktuk. Malımızı evimizden gider diye korktuk. Aramamızdan korktuk. Rahatımızdan korktuk. Korktuk. Kafayı üşütmekten korktuk. Değilmekten korktuk. Hep bizi bunlarla korkuttular. Aman gitme neden kafayı üşütürsün? Aman gitme ne olur aklını oynatırsın. Derine dalma. Gençliği kaybettik. Siz şimdi farkında değilseniz. Bu topluluğu komple alacağız şimdi biz. Bütün dergah dergah dolaşacağız. Yani ben böyle bazen sizi tokatlıyor, vuruyor, çarpıyor. Ama yani yiğit öbür hakkını yeme. Belki de Bursa'nın en genç yamanı sizsiniz.
Tarekat bazında. O gençliği tutabilecek bir şeyleri de yok. Bir çalışmaları de yok. Çünkü bir genç, genç ancak aşkla muhabbetle sevgiyle durur. Bak genç aşkla muhabbetle sevgiyle durur. Yaşlı bir kimse ilimle. Buradaki farkı siz giderseniz 50 yaşındaki bir adamı ilimle oturtursunuz oraya. Ama genci ilimle oturtturamazsınız.
Genci muhabbetle sevgiyle, aşkla oturtursunuz orada. Hem başındaki onları sevecek hem onlar bunu sevecek. Ona mangal gibi yürek yararsın. E şimdi gençliği komple yaptılar topçu popçu. Şimdi çık sokağa gençlerin idollerine bak. Kim? Tavgı. Kim? Fatih Ürek. Ürek mi? Ürek mi? Ürek mi? Yani kadınların idoli kim? Mankenler, şarkıcılar. Doğru mu? Geldiğimiz nokta bu. Bizim çocuklarımız önce Muhammed'i Mustafa'yı tanımıyorlar ki. Bizim çocuklarımız önce Allah'ı tanımıyorlar ki. Yani kendimizi kastetmiyorlar ki.
Belki de bir kısmımız kendimiz de buna dair. Anne babalarımız bizi elimizden tutup camiye götürmedi ki. Anne babalarımız elimizden tutup dergaha götürmedi ki. Biz kendi çocuklarımızı dair götüremiyoruz dergaha. Doğru mu? Doğru. E şimdi ne olacak? Yani siz değişmedikçe, sizler değişmedikçe Allah başınızdakileri değiştirmez diyor. Yani biz değişeceğiz önce ki Allah bu başımızdaki dinsizleri değiştirecek. Biz değişeceğiz ki Allah başımızda bu alim süpüntüsü olan kimseleri süpürüp atacak. Biz değişeceğiz ki başımızda bizi bozmak için yetiştirilmiş olan, bizi davutmak için yetiştirilmiş olan, rükşer odaklı insanlar doğalacaklar. Ama biz değişeceğiz önce.
Önce biz ne işeceğiz? Önce biz Kur'an, sünnet, iman, islam dairesinde duracağız. Önce biz ihsan dairesinde duracağız. Önce biz kendimiz rahim çıkacağız bir şeye. Önce biz derdi topluluracağız. Kardeşlik hukukunu iyi tespit edeceğiz. İyi tesis edeceğiz. Bi'atımızı iyi tespit edeceğiz, iyi tesis edeceğiz. Bi'atımızı. Yoksa bunlar bitmeyecek ki. Yetiştiriyor adamlar. Yetiştiriyor. Ahir zamanda onlar sizin dilinizden konuşurlar. Ama insanları cehenneme götürdülerdi hadis-i şerifte. Bunlar ne yazık ki bizim dilimizden konuşuyorlar. Ve İslami bi'şey yaptıklarını gösteriyormuş gibi gösteriyorlar. E tabi bunlar beklerdik. Yani çıkıyorlar şimdi. Yoksa adamı ATV'de ne konuştursun?
Ben dedim ki bi'are her zaman da söylüyorum. Ben razıyım. Her gün her bir tanesi bi'il mühdüs ve il vaizini çıkarsın diyanetten. Onu konuştursunlar. Konuştururlar mı? Ona dahil tahammülleri yok. Yani bizim beğenmediğimiz diyanete dahil tahammülleri yok onların. Kime tahammülü var? Zekerya Beyaz'a tahammülü var. Kime tahammülü var? Ne o? Bir tane daha var ya. Yaşar Nuri'ye tahammülü var. İşte Şehir tahammülü var. Ne o? Süleyman Ateş'e tahammülleri var. CHP'li çünkü Süleyman Ateş. Yani o tesettürün de fark olduğunu inanmıyorum. Hanımın da tesettürsüz. Yani bunlar bizim başımızdan eksik olmayacak ki. Bulandırmaya devam edecekler.
Sulandırmaya devam edecekler. Karartmaya devam edecekler. Bi' deccaliyet var karşımızda. Deccaliyet var. Bizdenmiş gibi görülmek bizi içimizden vuracak. Deccaliyet var. Gelecek bize diyecek ki ya siz Kur'an'ı yanlış anlamışsınız. İmam-ı Azam da yanlış anlamış. Sonraki Hanefiler de yanlış anlamış. Hepsi de yanlış anlamış. Bunlar doğru anlıyorlar şimdi. Kadınlar ay halinde kendilerini oruç tutturacak. Kur'an-ı Kerim de okuyacak. Yani Kur'an-ı Kerim'i ellerine alacaklar. Bunlar oruçlurken de dilinin altına hap da alacak. Adam dilinin altına hap da alacak. Adam dilinin altına hap alırsa zaten dilinin altına ot da koyacak o zaman. Decek ki kardeşim adam dilinin altına hap alıyor mu?
Eee maraş otu da diyecek dil altı otu. Koyuyorum dil altı otunu diyecek. Maraş otuna bakacak. Oruçta arkadaş keyif edecek. Kabak kabuğunu nereye gideceğini bilmiyor ki meselenin. Veya biliyor mu sesi söylüyor. Öbür tarafta hani demişler ki vücuda fayda verecek olan merdeleri hiç görmemişler. Bilmiyiniz merhem var ya vücuda sürülen. Vücut ondan fayda görüyorsa demiş. Vücut ondan fayda görüyorsa bu orucu bozar. Yani vücut dışarıdan herhangi bir fayda almayacak. Vücuda herhangi bir faydalı bir şey girmeyecek. Orucu bozar çünkü. Yani dil altı aklını sen müsaade edersen. Şimdi bildiğimiz haplardan günlük kuvvetini alacak. Günlük normal bir günlük yemeği yiyeceğine denk haplar üretiyorlar.
Bildiğiniz hap. Vitamin hap o. Bir tane hap içiyor adam bütün yemek yemesine gerek yok. Onların deyimiyle geleceğiz biz. Biz İmam-ı Azam'la ben Hanefi'yim.
İştahat noktasında İmam-ı Azam'ın iştahatlarına uymaya çalışıyorum. Hasbelkader. Tek başıma da kalsam hiç kimse de yanında kalmasa hasbelkader. Yapabildiğim kadarıyla ben onlara uymaya çalışacağım. Hasbelkader. O yüzden reddediyorum hepsinin de söylediklerini. Doğru yanlar vardır. Beni ilgilendirmez. Doğru yanlar olabilir. Bir kimseyi reddederken, komple reddederken işte ya doğru yanlar vardır. Ama ben onun hangisi doğru diye hıncıklayıp cinciklayamayacağım onu. Bunun neresi doğru, neresi yanlış diye hıncıklayıp cinciklayıp zaman geçirebileceğim. O yüzden o televizyonda çıkanların yüzde yetmiş beş, yüzde seksenini alıp çöpe atıyorum ben kendi kafamdan.
Bir gün bir arkadaşlar yanlış anladılar beni. Dini radyoları dahi dinlemiyorum derken. Hatta İstanbul'da dediler ne dinliyorum? Kral efimi dinliyorum dedim. Durdu herkes. Ara beş dinliyorum dedim. Dini radyoyu dinlemiyorum. Ya neden dediler? Ya neden olacak dedim. Konuştuğunu hep yolda boyuna doğru mu söyledi, yanlış mı söyledi? Eğri mi doğru söyledi, eksik mi söyledi? Nereden neyi söyledi diye. Yolumuz gideceğim onu mu takip edeceğim dedim ya. Onları takiple geçiyor ömrüm yolda giderken. Nereden buluyorlar bu kitapları, buluyorlar bu kitapları bunları bilmiyorum ki ya. Öyle mi emliya menkıbeleri anlatıyorlar. Daha dün akşam girerken gene açtım radyo.
Tövbe yarabbim ya. Ya radyonun telefonunu bilsem, şeyini bilsem telefon açacağım yolda gelirler. Gecenin saat biri. Bilmiyorum ki ya. Kur'an'ın sünnetini ya Mustafa Özbağ dinlememek de haklısın. Çevirdim gene. Buldum bir tane kanal. Dedim müslümü dinle dedim bunlardan da hiç olmasın. Melankolik olur insan. Kederlenir kendi kendine. Allah'ı aklına getirir. O seviyorum dedikler senden Allah'ı aklına getirir. Ne yapayım? Bir şey dinleyeceksen. Yani bu kadar Allah affetsin insanların dinini ifsad etmek için uğraşılmaz ya. Böyle uğraşıyorlar yani.
Fetva veriyorsun sonuçta. Bir fetva verirken düşünecek insan. Fetva ayrı bir mesele. Haram helal noktası ayrı bir mesele. Allah affetsin. Nasıl böyle rahat konuşuyorlar hayret ediyor. Samimiyetinle söylüyorum size bunu. Muhakkak içlerinde doğruları vardır.
Muhakkak içlerinde doğru program yaparlar vardır. Bir şey demiyorum. Muhakkak. Emzikler oruç tutamaz. Emzikler oruç tutması şart değil. Tutmayabilir. Tatva görülmedi. Zor durumda kalır mı çocuk? Tatva fetvaya uymaktır. Çocuğu olmuş anne babaya. Peygamber Efendimiz'in tavsiye eder nedir? Fetvaya uymak. Tavsiyelerinde olur. Yani şunu bir kere kafanıza yerleştirin. Şimdi arkadaş dedi ya takvaya göremedir. Bugün için fetvayı yaşamak takvanın özüdür. Bakın fetvayı yaşamak takvanın özüdür bugün için.
Biz kendimizi ilk önce fetva noktasında istihkam edelim. Fetvayı yaşamaya çalışalım. Takva gelir sonra arkadaşlar. Anlaşıldı. Hakkınızı helal edelim. Destur ya Allah. Olur. Sağ ol. Olur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi